
(İskandinav mit) Tanrıları birbirine düşüren cadı & şairlik şarabı
24 Mart 2023 · 17 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Instagram: @mitolojikincilerAesir- Vanir Savaşı neden çıktı, neye sebep oldu? Odin nasıl şairlerin tanrısı oldu? Hepsi bu bölümde.
Transkript
Merhaba Mitoloji Meraklıları.
Öncelikle size teşekkür ederek başlamak istiyorum.
Power Group'un düzenlediği podcast yarışmasında sanat, tarih, edebiyat alanında 2022 yılının en güçlü podcast'i seçildik.
2021'de de en güçlü çıkış yapan podcast seçilmiştik.
Oylarınızla destek olduğunuz için çok teşekkür ederim.
Belki birçoğunuz biliyorsunuzdur podcast alanı henüz YouTube gibi bir seviyede değil.
Podcasterların kazanç sağlama imkanı çok kısıtlı.
O yüzden bizleri takip etmeniz, beğenmeniz, paylaşmanız, oy vermeniz bize en büyük destek.
Çok teşekkür ediyorum. Ödül alırken de belirttim.
Mitoloji dediğimiz dinlerin çoğu doğa dini.
Dolayısıyla ben mitolojiyi anlamaya doğayla bütünleşme fırsatı olarak bakıyorum.
Mitolojiyle ilgilendikçe evrene farklı bir gözle bakıyorum ve ondan büyüleniyorum.
O yüzden bu alanın bu kadar benimsenmesi beni çok mutlu ediyor.
Bu bölümde İskandinav mitolojisinin çok önemli bir konusunu konuşacağız.
Asir-Vanir savaşını.
Yani birinci seviye tanrılarla ikinci seviye tanrılar arasındaki savaşı.
Ama sadece onunla kalmayacağız.
Çünkü bu bölümde cadılar, devler, cüceler, köleler neler neler var.
Şimdi canavarlar, devler, cüceler, elfler, insanlar gibi birçok farklı türün yani birçok farklı ırkın olduğu bir evrende Tanrıların kendi aralarında asir-vanir diye gruplaşması
aslında ilk bakışta bize garip gelebilir.
Ama bu gruplaşma insanların iki önemli grubuna işaret eder.
Asir tanrıları savaşçıları, vanir tanrıları ise işçileri, tarımla uğraşanları temsil eder.
Bu iki grup o dönemin şartlarında, o dönemin toplumlarında yer yer beraber ve uyum içinde yaşarken yer yer çatışırlar.
O yüzden tanrıların arasındaki durumun da bunu temsil ettiği düşünülüyor.
Asir ve vanir tanrıları da bazen çatışırlar bazen beraber hareket ederler.
Vanillerin asirlerden daha alt kademe olduğunun işaretlerinden biri de vanir tanrılarının asir tanrıçalarıyla evlenememesi ama asir tanrılarının vanir tanrıçalarıyla evlenebilmesidir.
Yani vanir tanrıları ya vanirlerden kızalıyor ya da devlerden.
Bu arada Colorado Üniversitesi'nden Dr.
Jackson Crawford'un aktardığına göre 12.
yüzyılda yaşamış olan İzlandalı tarihçisi Nori Asir kelimesiyle aslında Asya'nın kastedildiğini ve tariflere bakarak Vanaheim'in de Avrupa ve Asya arasındaki bir ırma kenarında
olarak tarif edildiğini iddiaydı.
Eğer öyleyse İskandinav mitolojisinde en büyük tanrıların bölgesi olarak Asya'nın seçilmesi bayağı ilginç değil mi?
Bu arada tanrılar böyle birinci kademe ikinci kademe şeklinde ayrılıyor diye insanlar hep daha güçlü olduğunu düşünerek birinci kademe tanrılara tapınıyordu gibi düşünmeyin.
Çünkü yapılan tanrı heykellerine ve tapınaklara bakıldığında anlaşılıyor ki İskandinav coğrafyasında bazı bölgelerde yoğun olarak asil tanrılarına tapınılmış bazı bölgelerde ise vanir tanrılarına.
Mesela özellikle bu inanca sahip paganların önemli bir dini merkezi olan İsveç'teki Uppsala kentinde vanil tanrılarına daha ağırlıklı tapınıldığı görülüyor.
Şimdi bakalım bu iki grup tanrı arasında ilk savaş nasıl çıkmış?
Asgard ilk inşa edildiğinde tanrılar arasında barış hakimdir.
Edebi metinlerde bu dönem tanrılar için şöyle anlatılır.
Satranç oynadıkları bahçelerinde hayat güzeldi, altınları hiç eksik olmazdı.
Peki her şey böyle toz pembeyken ne olur da tanrıların arasını bozar?
Söylencelere göre Vanir Tanrıları bir gün ünlü cadı tanrıçaları Gulweg'i asir tanrılarını ziyarete gönderir.
Ya da Gulweg kendi kendine gider orası kesin değil.
Amaçları Gulweg'in orada huzursuzluk çıkartması ve asir tanrılarını etkisi altına almasıdır.
Gulweg çok yetenekli bir cadıdır ve özellikle açgözlülük duygusunu uyandırmakta üstüne yoktur.
Büyüleri çok etkilidir.
O altın ve zenginlik konularını açtıkça hipnotize olmuşçasına onu dinlersiniz.
Gözlerinizde hani böyle çocukluğumuzun çizgi filmi vardı ya Rich Rich oradaki gibi dolar işaretleri parlar.
Böylece Gulbek sizi giderek etkisi altına alır.
İşte o günde aynen böyle olur.
Gulbek Odin'in salonlarından birinde misafir edilir.
Tanrılar ve tanrıçalar onu karşılar.
Gulbek altınlardan konu açar.
Onları ne kadar sevdiğini, altının ne muhteşem bir şey olduğunu anlatır durur.
Tam burada söylenceler ikiye ayrılıyor.
Bir görüş şöyle diyor. Tanrılar Gulweg'in etkisine girdikçe gözlerini hırs pürür ve Gulweg'in altınlarla ilgili sahip olduğu tüm sırları öğrenmek için onu öldürmeye karar verirler.
Diğer görüş de şunu savunuyor.
Tanrılar bu cadı tanrıçanın çok tehlikeli olduğuna ve onsuz bir evrinin daha iyi olacağına karar verirler.
Çünkü onun aşıladığı altın hırsı, açgözlülük yüzünden asıl erdemler olan onur, sadakaç, hukuk gibi kavramlar bir kenara itilebilir, düzen bozulabilir ve Gulbek büyüleriyle asil
tanrılarını etkisi altına alıp kaos yaratabilir.
Bu yüzden onu yok etmek üzere anlaşırlar.
Önce cadıya işkence etmeye başlarlar.
Hepsi cadıyı tek tek silahıyla yaralar.
Gulvegi mızraklarıyla delik deşik ederler ancak ona hiçbir şey olmaz.
Sonra bir ateş yakarlar ve onu yakalayıp ateşe atarlar.
Gulvegi acılar içinde yanarak can verir ama hemen sonra küllerinden tekrar dirilir.
Tanrılar şok olurlar.
Gulvegi tekrar yakalayıp tekrar ateşe atarlar ama o tekrar dirilir.
Bu olay üçüncü kez tekrar edince tanrılar onu öldüremeyeceklerini anlarlar.
Ve ona ışık saçan, parlak anlamlarına gelen Heyd ismini takarlar.
Mitoloji böyle öldüremeyince isim takıyorlar.
Olayları duyan vanil tanrıları cadı da olsa kendilerinden olan bir tanrıça yapılan saygısızlığı duyunca çok öfkenip intikam yemini ederler.
Bunu tüm vanillere karşı yapılmış bir düşmanlık olarak addederler ve savaş hazırlıklarına başlarlar.
Ancak hatırlarsınız Asgard'ı anlatırken Odin'in orada oturduğu tahttan tüm evrende olup biteni görebildiğini konuşmuştuk.
Odin Vanaheim'deki bu hazırlıkları fark eder ve o da Asgard'daki tanrılara hazırlık yapmalarını emreder.
Tanrılar bıçaklarını bilemeye başlar.
Vaniller Asgard'a doğru yola çıkınca asirler de yola çıkarlar ve bir noktada karşılaşırlar.
İlk atağı Odin yapar.
Ünlü mızrağını vanillere doğru fırlatır ve savaş başlar.
Ama asirler birinci seviye vaniller ikinci seviye tanrı diye asirler daha güçlü gibi düşünmeyin.
Çünkü vaniller büyüleriyle Asgard'ın o devasa surlarını darma duman ederler.
Asiller de güçlü silahlarıyla Vaniller'e öyle bir saldırır ki saldırıları ta Vanahaym'a kadar ulaşır ve oldukça yıkıcı olur.
Asiller kaba kuvvette savaşmada çok iyiyken Vaniller de büyüde çok iyidir.
Mücadelede iki taraf hemen hemen eşit güçlerde saldırınca savaş bir türlü sonuca ulaşmaz.
İki taraf da artık çok yorulmuştur ve ateşkes yapmaya karar verirler.
Baya zorunlu barış yani.
Kocaman bir masa kurarlar ve çalgılı çengeli bir ziyafet çekerler kendilerine.
Kurmayı planladıkları barış ortamını güçlendirmek için de birbirlerine bağlılık yemini ederler.
Bunun göstergesi olarak bir fıçının içine tükürürler.
Tükürüklerin birbirine karışması ve DNA'ların birbirine karışması gibi aralarında güçlü bir bağ kurulduğunun sembolüdür.
Bu iğrenç gelenek Viking toplumunda da kendini gösteriyor.
Birbirlerine yemin ederken bir savaş öncesi yani önemli bir şey olacağında vs.
insanlar bunu yapıyormuş.
Hatta filmlerde dizilerde görürüz o suda ellerini burunlarını temizleyen de oluyor.
Neyse işte bu fıçıda bazı DNA'lar biriktikten sonra aa biz neden bundan bir şey yaratmıyoruz diye düşünüp Kvesir'i yaratırlar.
Kvesir tanrı görünümündedir.
Yani sonuçta tanrıların tükürüklerinden doğdu.
Ve iki taraf arasındaki barışın sembolü olur.
Yeryüzündeki en bilgi kişilerden biridir.
...dolaşır ve konuştuğu kişilere bilgilerini aktarır.
Bakın bilgi çok önemli.
Kıvası ile tekrar döneceğim ama tanrılar arasında barış sözü verildikten sonra ne oldu onu bir hatırlayalım.
Önceki bölümde tanrılar arasında barışı korumak adına birkaç tanrı geçişi yapıldığını anlatmıştım.
Hatırlayalım onu. Asirlerin temsilcisi olarak Honir seçilir ve Mimir'le beraber Vanaheim'e gönderilir.
Çünkü bu ikilinin yönetimde iyi şeyler başaracağına inanılır.
Vanir'lerin temsilcisi olarak da deniz tanrısı Njord ve oğlu bereket tanrısı Frey asirlerin arasına gönderilir.
Sonradan bunlara Frey'a da eklenir.
Bu saydıklarım çok önemli tanrılar bu arada.
İsimlerini sıkça duyarsınız.
Sonrasında Mimir'in başına gelenleri zaten biliyorsunuz.
Biz dönelim Kvasir'e.
Bilge Kıvasir yine bir gün aydınlatıcı konuşmalar yapmak üzere diğer diğer dolaşırken iki cüce kardeş onu evlerine davet ederler.
Cücelerin isimleri Fiyalar ve Galar.
Fiyalar hile yapan, Galar çığlık atan anlamına gelir.
Yani isimlerinden bile bu ikilinin bir hinlik yapacağı belli değil mi?
Bunu anlamak için bilge olmaya gerek yok.
Ama bilin bakalım bizim Bilge Kıvasir ne yapar?
Daveti kabul eder. Demek ki bilgelik yetmiyor, saflık belki kalabiliyormuş.
Ya da acaba tehlikeli de olsalar onlar da Yigdrasil'in bir kulu sonuçta.
Onlara bilgeliğimden bahsedeyim diye mi düşündü acaba bilmiyorum.
Fikirlerinizi bana Instagram'dan iletin.
Cüceler Kıvesir'i öldürürler ve kanını testillere çanaklara doldururlar.
Bu kanı balla karıştırırlar ve bir şarap elde ederler.
Öyle bir şarap ki içene şairlik ve kahinlik yetenekleri kazandırır.
Kvasir'in ortadan kaybolduğunu fark eden asil tanrıları onu en son görenlerin bu cüceler olduğunu öğrenince durumu soruşturmaya giderler.
Cüceler Kvasir'in kendi bilgeliğinde boğulduğu yalanını söylerler.
Konu kapanır. Yalnız bu ne orijinal bir yalandır ya.
Cüceler onun bilgeliğiyle hava atmasına gıcık olup keşke o bilgilerin içinde boğulsan diye ifrit olmuşlar da bu yalanı bulmuşlar gibi.
Günlerden bir gün cüce kardeşler bu kez de evlerine Giling isimli bir devi davet ederler.
Giling de bu iki kardeşin sinsiliğinden habersiz olacak ki eşiyle beraber davete icabet eder.
Tüceler aa Giling hadi gel biraz denizde gezintiye çıkalım diyerek onu kayıtla gezintiye çıkarırlar.
Devin eşi evde kalır.
Ancak Giling görün ki dev Giling yüzme bilmiyordur.
Ya Giling yüzme bilmiyorsan niye kabul ediyorsun şunların teklifini?
Hani böyle bir şüphelenmedin mi yani orada?
Bunun farkında olan cüceler var güçleriyle gilingi kayıktan itmeyi başarırlar ve zavallı giling oracıkta can verir.
Cüceler eve dönüp devin karısına durumu, denizde bir kaza oldu o da maalesef kazada hayatını kaybetti yalanıyla anlatırlar tabii ki.
Kadın çok üzülür, sürekli ağlar, bir türlü susmaz.
Onun ağlaması giderek cücelerin sinirini bozar ve kadından da kurtulmanın bir yolunu düşünürler.
Hadi gel gidip sana onun öldüğü yeri gösterelim derler.
Kadın üzüntüyle karışık bir merakla kapıya yöneldiğinde cüce kardeşlerden biri çoktan kapının üstüne çıkıp bir yere gizlenmiştir bile.
Dev kadın kapıdan çıkmak için adımını attığı anda cüce onun kafasına bir taşı ölümcül bir darbeyle indirir ve kadın ölür.
Hikayenin buraya kadarki kısmı bence bize şu mesajı veriyor.
İster tanrıların bir araya gelerek özene bezene yarattığı çok bilge biri ol.
İster devasa cüsseli görene korku salan bir dev.
Eğer karşında sinsilik varsa.
Ve bakın sinsirlik burada aslında cücelerden kaynaklanıyor.
Yani bir devin karşısında ya da bir tanrının karşısında bir cüceden bahsediyoruz.
Onu küçümseriz aslında değil mi?
Ama karşında sinsirlik varsa ne bilgeliğin ne de gücün seni koruyabilir.
O yüzden ben sinsirliğe karşı Türk filmi yimserliğiyle ya da sana tokat atana öteki yanağını çevir gibi Hz.
İsa ölü... öğütleriyle savaşılacağına inanmıyorum.
Gilingin oldu Sutung, anne ve babasının kayboluşunun ardından onları bu iki cücenin öldürdüğünü anlayınca ne yapar eder?
Cüceleri yakalar ve kaçamayacakları hırçın dalgaların yaladığı bir kayalığa bırakır.
Cüceler onları ölüme terk etmesin diye Sutung'a yalvarsalar da onu bir türlü ikna edemezler.
Sutung, anne babasının intikamını almaya kararlıdır.
Ama sonra cüceler ona reddedemeyeceği bir teklif yaparlar.
Kendini bu kayalıktan alıp serbest bırakması karşılığında ona Kvasir'in kanından yaptıkları şarabı vermeyi vaat ederler.
Sutung, içenini şair ve kahin yapan bu şarap fikrinden çok etkilenir.
Şarabı alır ve cüceleri serbest bırakır.
Bu şarabı bir daha saklar, başına da kızını bekçe olarak diker.
Bir süre sonra Odin bu şaraptan haberdar olur ve ondan tadıp anlatılan yetenekleri kazanmak ister.
Önce Sutung'un kardeşine gider.
Kardeşinin bir çayırda sürekli saman kesen dokuz kölesini görür.
Kimliğini gizleyip kölelere tırpanlarını bilemeyi teklif eder.
Köleler bunun için yanına koşunca da bir el çabukluğuyla hepsinin birbirini öldürmesine sebep olur.
Sonrasında hiçbir şey bilmiyormuş gibi efendileriyle tanışır yani Stug'un kardeşiyle.
Adam onu evinde misafir eder ve kölelerinin hepsinin öldüğünü çok zor bir durumda olduğunu anlatır.
Odin yani kılık değiştirmiş haliyle ona der ki üzülme.
Eğer içeni şair ve kahin yapan o şaraptan bana biraz verirsen ben o dokuz kölenin işini tek başıma yaparım.
Adam düşünür. Tamam der.
Yalnız şarap benim değil.
Eğer bu kış boyunca o dokuz köleyi aratmayacak şekilde çalışırsan içmene yardımcı olabilirim.
Odin verdiği sözü tutar.
Kış boyu adamın yanında çalışır.
Sonunda hadi verdiğin sözü tut.
Beni şaraba götür der. Stung'un kardeşi onu şarabın gizlendiği dağa götürüp kardeşinin karşısına çıkarır.
Ama Stung onlara şaraptan vermeyi direkt ve net bir şekilde reddeder.
Odin düşünür, bir çare arar.
Sonunda Rati adı verilen delici bir alet icat eder.
Aleti Stung'un kardeşine verip dağda bir delik açmasını ister.
Adam yapar. Odin deliğe üfler, bir bakar ki delikten yüzüne kumlar uçuşuyor.
Bu adam beni kandırmaya çalışıyor diye düşünür.
Hayır olmamış, bir daha yap der adama.
Adam dağı tekrar deler.
Odin deliğe tekrar üfler.
Bu kez kumlar yüzüne değil deliğin içine doğru uçuşur.
İşte şimdi tamam diye düşünür Odin.
Birden bir yılana dönüşür ve deliğin içine girip kıvrılarak ilerler.
Adam yılanı ezmeye çalışır ama başaramaz.
Odin çoktan şarabın saklandığı derinliklere ulaşmayı başarmıştır.
Ancak şarabı Sung'un kızı Gunnot koruyordur.
Odin Gunnot ile üç gün geçirir.
Kız Odin'den çok etkilenir ve sonunda şaraptan üç yudum içmesine izin verir.
Odin yudumları alır ve bir kartala dönüşerek hızlıca oradan uzaklaşır.
Tam o sırada olay yerine gelen Sut'un neler olduğunu anlar ve o da kartala dönüşüp Odin'i kovalamaya başlar.
Odin son hızla ondan kaçarak sonunda Asgard'a ulaşır.
Asir tanrıları Asgard'da Odin'i hazır beklemektedirler.
Onlar çanakları, testilleri Asgard'ın girişindeki bahçeye dizmiş heyecanla yolu gözlerken Odin ağzındaki yudumları testillere boşaltır ve amacına ulaşır.
İşte bu yüzdendir ki baş tanrı Odin birçok özelliğinin yanında şairlerin tanrısı olarak da bilinir.
Şimdi hikayeye bakın.
Tanrıların özene bezene yarattığı bir bilgenin kanıyla bal karışınca ortaya şarap çıkıyor.
Hikayede yine viking usulü kan ve ölüm var ama sonuçta tanrıların bilgeliği ve şarap arasındaki bağa dikkat edin.
Bal da ayrıca şarabın tadına gönderme yapıyor.
Üstelik bu içecek içeni şair ve kahin yapıyor.
Şarabın etkilerini çok güzel gönderme değil mi?
Ve son olarak gelelim bu olayın insanlar için önemli.
Odin kartal kılığında arkasında kendisini kovalayan diğer kartaldan kurtulmak için hızlı hızlı Asgard'a doğru uçarken gagasını tuttuğu şarap yudumlarının bir hızını Midgard üzerine düşürür.
Ama bunu dert etmez, engel olmaya çalışmaz.
Şarabı şair olmak isteyen insanoğluna hediye eder.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
