
(İskandinav Mit) Tanrı Heimdall Toplumu Sınıflara Ayırıyor
2 Ağustos 2023 · 14 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
''Bu bölüm Koçtaş hakkında reklam içerir.''
Bölüm sponsoru koctas.com.tr hakkında detaylı bilgi için: https://www.koctas.com.tr/?utm_source=voicemedya&utm_medium=cpm&utm_campaign=marketplace_podcast&utm_content=mitolojik_inciler
Transkript
Ev modasının adresi koçtaş.com.tr'nin sunduğu Mitolojik İnciler başlıyor.
Merhaba Mitoloji Meraklıları.
Toplumun sınıflara ayrılması kavramını ilk ne zaman duyduğunuzu hatırlıyor musunuz?
Ben sanırım ortaokuldaydım ilk kez işçi sınıfı diye bir kavrama tanıştığımda.
Neden onlar ayrı bir topluluk ki diye düşündüğümü hatırlıyorum.
Sonra orta sınıf diye bir grup olduğunu, sonra burjuvazi denilen bir grup olduğunu filan öğrenmiştim.
Üniversitede mavi yaka beyaz yaka kavramları da girdi dilimize.
Mezun olunca muhtemelen bir beyaz yakalı olacağımı anlamıştım.
Kurumsalda pazarlama departmanında çalıştığımda yapılan tüketici araştırmalarında ve ürün ve reklamların hedef kitlesinin belirlenmesinde onların gözünde işte AA+, BB
+, CD vs.
diye sınıflara ayrıldığımızı öğrenmiştim.
Sonra ben de yaptığım projelerde bu kavramları sık sık kullandım tabii.
Bana hep ilginç gelir bu toplumun sınıflara ayrılması konusu.
Sınıflar arası çatışma var.
Genelde her sınıf bir üst sınıfa geçme çabasında.
Ve aslında tüm sınıfların birbirine ihtiyacı var filan filan.
Bu bölümde de İskandinav mitolojisinin bu konuyu nasıl işlediğine bakacağız.
İskandinav mitolojisine göre toplumu sınıflara ayıran Tanrı Heimdall'dır.
Ama şunu not edelim.
Tüm kaynaklar böyle demiyor.
Sadece bu konunun insan işi değil Tanrı işi olduğunu hemfikirler.
Ancak her kaynak özellikle Heimdall demiyor.
Ben Heimdall'ı versiyonu anlatacağım.
Tanrı Heimdall kimdi?
Hatırlayalım. Tanrıların diyarı Asgard ve insanların diyarı Midgard arasında bir gökkuşağı köprüsü vardı.
Adı Bifrost olan bu köprünün bekçisidir Heimdall.
Ve Asgard veya Midgard'a karşı herhangi bir tehlike sezdiğinde tanrıları uyarır.
Ama Heimdall tüm hayatını bu köprüde oturarak geçirmez.
Sık sık kılık değiştirip Midgard'da insanların arasında gezer, onlarla vakit geçirir.
Bir gezgin veya evsiz bir adam kılığına girer ve aynı zamanda çapkınlığıyla bilinir.
Bu gezilerin birinde Heimdall yine kılık değiştirip yaşlı bir çiftin evine konuk olur.
Kendini Rigg adında tanıtır.
Yaşlı çift çok kötü durumda, kırık dökük bir evde, fakirlik içinde yaşıyordur.
Ama Heimdall kapılarını çalıp kalacak bir yer ve yemeğe ihtiyacı olduğunu söylediğinde onu geri çevirmezler.
sıcakkanlıkla evlerine buyur ederler.
Yiyecek pek bir şeyleri yoktur.
Basit bir sofra kurulur ve ellerinde ne varsa Heimdall'a da ikram ederler.
Gün batar, gece yarısı olur ve Heimdall bu yaşlı çifte aralarında yatmak istediğini söyler.
Çift bunu çok garip karşılar tabii.
Ama Heimdall'ın inanılmaz bir ikna kabiliyeti vardır.
Birinin gözlerine bakıp birkaç tatlı söz ettiğinde karşıdakinin adeta büyülenip ikna olmaması çok zordur.
O yüzden çift ikna olur ve üçü beraber yatarlar.
Hikayenin bu kısmında yatakta ne olduğu belirtilmiyor.
Ancak üç gün sonra Heimdall bu çifte teşekkür ederek evlerinden çıkar yolculuğuna devam eder.
İşte bu evin yaşlı hanımı bir süre sonra hamile kaldığını fark eder.
Ve Heimdall'ın gelişinden 9 ay sonra bir erkek bebek dünyaya getirir.
Ama maalesef hadi itiraf edelim tüm bebekler tatlı olmuyor.
Bu bebeğin yüzü, elleri, sırtı her yeri biçimsizdir.
Oldukça çirkin bir bebektir.
Stazza adlı şiir de şöyle anlatılır.
Ellerinin derisi kabukluydu.
Eklemleri boğumlu ve parmakları şişmandı.
Yüzü çirkin, sırtı kötüydü.
Bu bebeğe köle anlamına gelen Tral adını verirler.
Yıllar geçer Tral büyür ve çok güçlü bir adam olur.
Fiziksel kuvvet gerektiren işlerde oldukça iyidir.
Bir kadınla tanışıp beraber olur.
Bakın. Evlenir demiyorum beraber olur diyorum çünkü evlenmek aslında köle sınıfının yapabileceği türden bir şey değil.
Neyse 9 kız ve 12 erkek bebekleri olur.
Bu bebekler de anne ve babaları gibi çirkin ama güç gerektiren işlerde çok başarılı olurlar.
İşte bu aile köle ve işçi sınıfının temelini atar.
Biz şimdi flashback yapıp Heimdall'ın yolculuğuna geri dönelim.
Heimdall ilk konuk olduğu evden ayrıldıktan sonra ondan bir tık daha hoş görünen bir çiftlik evinin kapısını çalar.
Yine yaşlı bir çift kapıyı açar.
Kendisini Rick olarak tanıtan bu adamı misafir olarak evlerini kabul ederler.
Evin beyi ahşap oymacılığı yapıyor, evin hanımı ise dokumacılık yapıyordur.
Heimdall'a lezzetli etler, taze sebzeler ve şaraptan oluşan bir sofra kurarlar.
Heimdall bu ikramlardan çok memnun kalır.
Gece olduğunda bu çiftle de aralarında yatmayı teklif eder.
Onları da ikna etmeyi başarır.
Yine üç günün sonunda evden ayrılır.
Aradan zaman geçince bu evin hanımının da hamile kaldığı ortaya çıkar.
9 ay sonra kadın kızıl saçlı, beyaz ten, yakışıklı bir bebek doğurur.
Bebeğe Carl adını verirler.
Bu isim özgür adam anlamına geliyordur.
Carl hoş görünümlü olmasının yanında yetenekli ve çalışkan bir çocuktur.
Hem hayvancılık hem tarım yapar.
Hayvanları evcilleştirir ve onlardan yararlanmanın yollarını bulur.
Ahırlar kurar, arabalar yaparak hayvanları kullanır, toprağı ekip biçer, çeşitli sebze ve meyveler yetiştirir.
Günün birinde keçi derisi elbisesinin içinde hoş bir hanımla karşılaşır, ondan etkilenir, evlenirler.
10 kız ve 12 erkek çocuk sahibi olurlar.
Bu çocuklar da tıpkı anne babaları gibi yeteneklidir.
Hepsi zanaat sahibi olurlar.
Çiftçilik, hayvancılık, demircilik, ticaret yaparlar.
Bu çalışkan çocuklar toplumun orta sınıfının temellerini atarlar.
Biz yine flashback yapalım ve Heimdall'la yolculuğumuza devam edelim.
Heimdall'ın misafir olmak için çaldığı 3.
kapı gösterişli bir konağa aittir.
İçerisi de çok zevkli döşenmiştir.
Zevkli bir ev demişken size kısaca bölüm sponsorumuz Koçtaş.com.tr'den bahsetmek istiyorum.
Şimdi evlerde Koçtaş.com.tr moda.
Koçtaş.com.tr çeşitli kategorilerde artık yüz binlerce ürün ve Koçtaş güvenceli yüzlerce satıcısıyla evinize güzellik katıyor.
Koştaş garantili nakliye ve montaj hizmeti, ödeme kolaylığı ve çeyrek asırlık Koştaş güvencesiyle sizleri bekliyor.
Siz de hemen Koştaş.com.tr'ye gelin, evinizde modayı keşfedin.
Diyerek bölüm sponsorumuza teşekkür ediyorum ve hikayeye devam ediyorum.
Bu gösterişli konakta yaşayan çift, öncekilerden daha genç ve dinçtir.
Evin beyi yakışıklı bir savaşçı, hanımı ise güzel ve zarif bir kadındır.
Çift haymdala dört dörtlük bir masa hazırlar.
Masada yiyecek içecek açısından yok yoktur.
Yemekten sonra Heimdall her zamanki gibi bu çifti de aralarında yatmaya ikna eder ve 3 günün sonunda evden ayrılır.
9 ay sonra konağın hanımı bir erkek bebek doğurur.
Bebeğe kont anlamına gelen Jarl adı verilir.
Jarl büyüyüp çok kuvvetli ve yakışıklı bir çocuk olur.
Babası da ona at binmeyi, kılıç kullanmayı, avlanmayı ve savaşmayı öğretir.
Jarl biraz daha büyüyüp genç bir delikanlı olduğunda bir gün ormanda Rih adındaki Tanrı Heimdall'la karşılaşır.
Heimdall ona yar biraz daha büyük genç bir delikanlı olduğunda bir gün ormanda yine irik kılığında dolaşan Tanrı Heimdall'a karşılaşır.
Heimdall ona sana bir şeyler öğretmek isterim delikanlı der.
Yarla seve seve kabul eder.
Çünkü öğrenmeye çok hevesli bir çocuktur.
Heimdall ona run harflerini nasıl kullanacağını öğretir.
Run harflerinin önemi için bakınız önceki bölümler.
Sonra da ben senin gerçek babanım der.
Yıllar önce evlerine yaptığı ziyareti ve annesinin Yarlı nasıl hamile kaldığını anlatır.
Yarlı hiç ters tepki göstermez.
Heimdall ona ileride nasıl iyi bir kral olabileceğini anlatır, nasihatler verir.
İlerleyen zamanda delikanlı bu öğütleri dinler.
Heimdall'ın dediği gibi kendine inanan arkadaşlarını çevresinde toplar, bir şehir kurar ve orayı yönetir.
Sonra da bir prensesle evlenip 10 kız 12 erkek çocuk yapar.
Bu çocuklar da toplumun savaşçı, yönetici ve soylu sınıfının temellerini atarlar.
İskandinav toplumunun sınıflandırılması hikayesi işte bu şekilde.
Yeri gelmişken biraz Heimdall'dan bahsedelim.
Tanrı Heimdall bu hikayede görüldüğü gibi daha birçok ölümlü kadınla yatmış ve dünyaya birçok çocuk getirmiştir.
Bu yüzden insanlığın babası olarak da anılır.
Bu ilişkilerinin dışında Midgard'da çok vakit geçen Heimdall aynı zamanda insanları ateşi kullanmayı, run harflerini kullanmayı, çeşitli meslekleri ve bir topluluk olmayı yani bir toplum olarak nasıl yaşanılacağını
öğretmiştir. Heimdall isminin anlamının dünyayı aydınlatan olduğu düşünülüyor.
Biraz da bu açılardan baktığınızda Yunan mitolojisindeki Prometheus'a benziyor.
Bu arada bazı kaynaklara göre bu ölümlü kadınlarla yatma ve insanlığın babası olma görevinin Odin'e ait olduğu belirtilir.
Çoğu şiirde de Odin'e alfadir yani hepimizin babası dendiğini hatırlarsınız.
Ancak bu ölümlü kadınlarla yatıp her yerde çocuk yapma yani bu çapkınlık olayı genelde özel olarak Heimdall'la ilişkilendirilen bir durumdur.
Mesela Voluspa adlı ünlü İskandinav şiirinde Heimdall'ın büyük ve küçük tüm kutsal oğulları diye seslenir şair dinleyenlere.
İnsanların Heimdall'ın soyundan geldiğini bir atıfta bulunur.
Ünlü Vikingler dizisinde bir sezonda kendini Harbert olarak tanıtan gizemli bir gezgin gelip Kattegat'taki birçok kadınla yatıp çocuk yapıyordu ve tanrıların hikayelerini anlatıyordu.
Kadınlar ona mest oluyordu.
Onun olmaktan kendini asla alamıyorlardı.
Bu karakterin hangi tanrıyı temsil ettiği çok tartışıldı o dönemde.
Loki diyenler de oldu filan ama bence o Heimdall'dı.
Dizideki adı da Harbert.
Ki Harvard mitolojide geçer aslında başka bir tanrı olarak.
Aslında Odin'in kılık değiştirmiş versiyonu olduğu düşünülür.
Ama işte burada kim kimdir iyice karıştırılıyor.
Ben de onun Heimdall'ı olduğunu düşünüyorum açıkçası.
Heimdall'ı biraz daha yakından tanıyalım.
Tasvirlerde beyaz soluk tanrı olarak anlatılır.
O yüzden kendisine beyaz tanrı da denir.
Resimlerde de genelde gökkuşağı köprüsünün üstünde devasa boynuzunu üfler şekilde çizilir.
Bir ilginç özelliği de altın dişli veya zümrüt dişli diye anlatılmasıdır.
Dişlerin neden böyle olduğu konusu net değil.
Bir görüşe göre gökkuşağında oturduğu için çok zengindir ve bu yüzden dişleri bile değerli taşlardan yapılmıştır.
Heimdall'ın aynı zamanda geleceği görme ve en uzaktaki sesleri dahi işitme gibi yetenekleri de vardır.
Onun bir diğer ilginç özelliği ise babası Odin iken Tam 9 annesinin olmasıdır.
Evet tek bir anne yerine 9 anneden doğmuş olmak baya ilginç.
Neden 9 olduğu bilinmiyor ama İskenderun mitolojisinde 9 çok kullanılan bir rakamdır.
Mesela yaşam ağacı Yggdrasil'in üzerine 9 diyar olması veya Odin'in kendini run harfleri için 9 gün 9 gece Yggdrasil'e asması gibi 9 rakamının hep sembolik bir yönü vardır.
Heimdall'ın 9 anneden doğmasının da 9 farklı enerjinin birleştiği bir tanrı olduğu veya 9 farklı evrenden birer parça taşıdığı şeklinde yorumlanabiliyor.
Bu arada tanrı Heimdall ve kurnaz tanrı Loki arasında bir protagonist antagonist ilişkisi vardır genel olarak.
Protagonist antagonist nedir bilmeyenler için kısaca bahsedelim.
Bu ta antik günah zamana dayanan ve artık dilimize geçmiş bir edebi tabir.
Çoğu edebi hikayeyi...
Hikayedeki kahramanın gözünden izlersiniz veya dinlersiniz.
Bu karakter genelde daha asil ve iyicil özelliklere sahiptir.
Kendinizi onunla eşleştirirsiniz.
Bir de karşıtlık yaratan bir antagonist vardır.
O karakter de protagoniste engeller çıkartır.
Ona zorluklar yaşatır.
İşte genelde özellikle klasik edebi metinler bu karşıtlık üzerine kuruldudur.
İşte Heimdall ve Loki arasında da buna benzer bir karşıtlık var.
Hep hikayeler arasında.
Ufak tefek onların atışmalarına şahit oluruz.
Mesela biz ziyafet masasında tanrılar toplaşmıştır.
Heimdall ve Loki atışır durduk yere.
Çünkü Heimdall Loki'nin şımarık ve tehlikeli olduğunu, Loki de Heimdall'ın asabi ve sıkıcı olduğunu düşünür hep.
İkisi bu yüzden sürekli çatışırlar, birbirlerini aşağılarlar.
Heimdall Loki'ye kes sesini der.
Loki ona asıl sensüs zavallı, tanrıların uşağı gibi hakaretler eder.
İşte bu ikili...
İskandinav mitolojisinin en önemli sayılı olaylarından biri olan Ragnarok adı verilen kıyamet gününde birbirlerinin ve evrenin kaderini belirleyecek ama onu o bölümde ayrıca konuşuruz.
Siz şimdilik aralarındaki husumeti bilin yeter.
Dönelim bu bölümde konuştuğumuz hikayenin anlattıklarına yani Heimdall'ın toplumu kategorilere ayırmasına.
Öncelikle fakirlik, kölelik ve çirkinlikle bağdaştırılırken Üst sınıflara doğru ilerledikçe güzellik ve estetiğin de arttığını çok net görüyoruz değil mi?
Soyların ve yöneticilerin olduğu tabakanın kadınları çok güzel, erkekleri çok yakışıklı doğuyor otomatik zaten.
Zaten günümüzde paranız olduğu sürece estetiğin yapamayacağı çok az şey kaldı veya işte bir kursa gidip bir sürü işte hobi edinebilir, bir sürü zanaat da öğrenebilirsiniz yani.
Ama bizim kültürümüzde bu tarz bir hikaye yer yok aslında bence.
Çünkü biz Yeşilçam'ın zengin kız fakir erkek veya fakir kız zengin erkek çatışmalarıyla büyümüş ve o aşklara gözleri dolmuş insanlarız.
O yüzden illa fakir fakirle beraber olur ve çirkinlerdir ya da zengin olan güzeldir gibi bir anlayış yok aslında bizim yetişme tarzımızda.
Ama tabii bu bakış açısının ne kadarı şu anki giderek materyalleşen ve sanallaşan dünyada devam edebiliyor.
veya ne kadar daha süre hayatta kalacak bilemiyorum.
Haymdalı'nın o kadar çocuğu arasından sadece en üst tabakadaki o en üst sınıftaki çocuğuyla tanışıp ona kral olma yolunu göstermesi biraz insanın için acıtmıyor değil ama işte mitoloji
belki de bize şunu diyor doğada olan her şeyin bir fonksiyonu var ve bu fonksiyon her zaman duygusal bir amaçla bağlantılı değil.
Ev modasının adresi koçtaş.com.tr'nin sunduğu Mitolojik İnciler sona erdi.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
