
''Bu bölüm Altıntaş & Pırlanta hakkında reklam içerir.''
Thor, Loki ve yol arkadaşlarının devler diyarına yolculuğu, kıyasıya yarışmalar ve illüzyonlar...
Bölüm sponsoru Altıntaş Altın & Pırlanta hakkında detaylı bilgi için: https://www.altintasonline.com
Transkript
Merhaba sevgili mitoloji meraklıları.
Aslında bu podcast'a şöyle başlamayı planlamıştım.
Uzun zamandır yoktum.
Çünkü yenilmekle meşguldüm.
Evet, yenilmekle.
Çok emek vererek kazandığım, çok beklediğim ve daha da emek vermeye devam ettiğim bir konuda hem kişisel başarılar hem de yenilgiler almakla meşguldüm.
Sanırım yakın zamanda tamamen yenileceğim ve sadece sonuca bakan biri direkt yenildiğimi görecek.
Uzun süre bu fikri hazmetmekle uğraştım.
Sanırım artık hazmediyorum ve...
Zührüt tesellisinden hiç hoşlanmam ama yenilginin de olumlu taraflarını görmeye çalışıyorum.
O yüzden bu bölümde size İskandinav mitolojisinden bir yenilgi hikayesi anlatmak istedim.
Öyle bir hikaye ki bu mitolojinin en güçlü tanrısı, tanrılar diyarı Asgard ve insanların diyarı Midgard'ın koruyucu tanrısı Torun bile defalarca yenildiği, gururunun kırıldığı, öfkeden deliye döndüğü bir hikaye.
İşte böyle başlayacaktım bölüme.
Çünkü yenileceğimi tahmin ediyordum.
Ama olmadı. Sonunda kazandım, girdim mücadeleyi.
Kazanamaya da bilirdim. Çok üzülürdüm.
Hayatım birçok açıdan sarsılırdı ama bir şekilde yaşamaya devam ederdim ve devam ederken cebime koyduğum öğretilere değinecektim bu hikayenin sonunda ama gerek kalmadı.
Yine de değineceğim bu arada ama en azından mutlu son.
Bu arada bahsettiğim şey YKS sınavı falan değil yani yanlış anlaşılma olmasın eğer tarihler denk gelirse.
Ben bu Temmuz'da 31 yaşıma giriyorum yani üniversiteden mezun olalı bayağı oldu.
Ama ben girdim bu mücadeleyi kazanmaya çalışırken...
Beklemediğim yerden başka şeyler oldu.
Bugüne kadar inandığım bazı şeylerin ilüzyon olduğunu fark ettim ya da gerçekliğimin değiştiğini fark ettim.
O yüzden belki de başka bir yerde duysanız masal deyip geçeceğiniz, birazdan dinleyeceğiniz hikayeye bu açılardan bakarsanız ne demek istediğimi anlayacaksınız.
Bu hikayede adı geçen karakterler Thor, Loki, Tjalfi, Roskva ve Sky'miş.
Önceki bölümlerden hatırlarsınız Thor yıldırım tanrısı, Loki tanrıların en kurnazı, en oyunbazı.
Siyerfi, çiftçi bir ailenin gençoğlu, Rösk ve onun kız kardeşi, Skymir'de bir dev.
Hikaye şöyle. Bir gün Thor ve Loki devlerin diyarına bir yolculuğa çıkarlar.
Thor'un keçilerinin çektiği at arabasına atlarlar ve uzun bir seyahat yaparlar.
Bir geceyi bir çiftçi ailenin evinde geçirmeye karar verirler.
Kendilerini kabul eden bu aileye teşekkür etmek için de Thor keçilerini ikram etmek ister akşam yemeğinde.
Hatırlayın Thor keçilerini hep bu şekilde kullanır.
Karnı acıktığında keçilerini yer, sonra onları diriltir.
Burada da yine böyle yapmayı planlar.
Keçilerinden birini kendine ayırır, birini Loki'ye verir, diğerini de dört kişilik bu aileye verir.
Bu mitolojide Yunan mitolojisinden farklı olarak tanrılar ve insanların aynı yiyeceği yediğini ama tanrıların insanlara göre oldukça fazla yediğini görüyoruz.
Thor keçilerinin derisini özenle yüzer, etli kısımlarını derilerden ayırır ve herkese ikram eder.
Ancak yemeye başlamadan önce herkesi uyarır.
Etleri yiyin ama sakın kemiklere zarar vermeyin.
Onları kırmayın. Etleri yedikten sonra kemikleri şurada duran derilerin içine geri koyunlar.
Güzelce yemeklerini yerler.
Kemikleri derilerin içine bırakıp uyumaya giderler.
Sabah uyandıklarında Thor, çekeci Mjolnir'i ve hayvanların derilerini kemiklerini alıp dışarı çıkar.
Mjolnir'i vurunca deriler ve kemikler birleşip tekrar kanlı canlı keçilere dönüşür.
Sanki bu hayvanlar hiçbir şey olmamış gibi.
Ama Thor bir gariplik fark eder.
Keçilerden biri sendeleyerek yürüyordur.
Yakından bakınca hayvanın ayağının kırık olduğunu görür.
Aşırı sinirlenir. Bağırarak bütün ev halkını toplar.
Size kemiklere zarar verilmeyecek demiştim.
Kim bu hayvanın kemiğini kırdı diye herkes sorguya çeker.
Ama herkes tir tir titriyordur.
Eee bağırdığında yeri göğünleten yıldırım tanrısının öfkesinin karşısında sakin kalmak kolay değil.
Bunu kim yaptıysa derhal söylesin.
Yoksa onun yerini hepinizi birden cezalandırım.
Bu çiftliği yerle bir ederim diye bağırmaya devam eder Thor.
Bunun üzerine evin genç oğlu Tiafi öne çıkar.
Tamam yapma. İtiraf ediyorum.
Benim hatam özür dilerim. Canım çok kemik iliği istemişti.
O yüzden kemiklerden birini kırıp iliği yedim der.
Thor her ne kadar öfkeli de olsa bu itirafı ve özrü duyunca biraz sakinleşir.
Yola devam ederken T.I.F.
ve kız kardeşini yardımcı olarak yanlarına alma karşılığında T.I.F.
affedeceğini açıklar ve çiftliğe zarar vermeyeceğini söyler.
Onlar da mecbur kabul ederler.
Thor, Loki, T.I.F.
ve kız kardeşi yola koyulurlar.
Bu kez araba ve keçiler olmadan.
Yalın ayak yürüyerek. Devlerin diğer Yotunheim'e doğru gidiyorlardır.
Uzun yolculukları boyunca deleler, tepeler, karanlık ormanlar aşarlar ve sonunda birazcık dinlenmeye karar verirler.
Düşünün, tanrılar bile yoruluyorsa Tiafi ve kız kardeş ne durumdadır?
Sonunda üstü kapalı, korunaklı, mağarayı andıran devasa bir yer bulup içeri girerler ve onca yorgunun üstüne hemen uykuya dalarlar.
Ama sonra aniden çok şiddetli bir sarsıntıyla uyanırlar.
Adeta yeryüzü çalkalanıyordur.
Thor, çekici Mjolnir'i de alıp koşarak dışarı çıkar.
Çıktığında görür ki kocaman bir dev horul horul uyuyordur.
Onun horultusundan dolayı yer gök sarsılmıştır.
Thor olası bir saldırıya karşı erken davranmak için çekicini kaldırır.
Tam devin kapısına geçirecekken dev uyanır.
Bu sırada gürültü duyan Loki, Siafi ve kız kardeş de koşup gelmiştir.
Ama sanıldığının aksine dev hiç saldırgan davranmaz.
Tatlı tatlı hatta neredeyse şapşal şapşal karşısındakilere bakar.
Aaa merhaba ben Skymir.
Durun durun söylemenize gerek yok sizin kim olduğunuzu biliyorum der.
Sonra yerden onların uyumak için içine girdiği mağara görünümündeki şeyi kaldırır ve eline giyer.
Meğer onların barınak sanarak içine girdikleri şey dev Skymir'in eldiveniymiş.
Thor ve yol arkadaşları onu şaşkınlıkla izlerler.
Skymir ben de sizinle gelmek istiyorum ziyaretinizde beni de yanınıza alın der.
Thor ve yol arkadaşları da devler diyarında yolculuk yaparken bir devin işe yarayabileceğini düşünerek bu teklifi kabul ederler.
Skymir'in elinde bir çanta vardır.
İçi yiyecek dolu. İyi kalpli Skymir yol arkadaşlarına istediğiniz zaman bunu açıp yiyeceklerden alabilirsiniz der.
Sonra da bir ağaç dibinde mola verdiklerinde uykuya dalar.
Diğerleri de uyumaya çalışırlar.
Ama bu devin horultusunda uyumak mümkün değildir.
Bu arada Thor acıkır ve Skymir'in çantasından yiyecek almaya çalışır.
Ama çantanın ipleri bir türlü çözülmüyordur.
Thor sinirlenir. Her zamanki gibi öfkeyle hareket ederek çekiciyle Skymir'in başına vurur.
Skymir sakince uyanır ve gözlerini oluşturarak...
''O da ne? Başıma bir yaprak mı düştü?'' diye sorar.
Sonra tekrar uykuya dalar.
Bu kez horultusu daha da yükselir.
Thor sinirden kafayı yiyecektir.
Yine çekiciyle Skymir'in başına vurur.
Skymir uyanır ve yine sakince kendi kendine konuşur.
''Ne oluyor? Başıma bir palamut mu düştü?'' Tekrar uykuya dalar.
Hiçbir darbesinin bu devi etkilememesine aşırı bozulan Thor tekrar çekicini kaldırır ve var gücüyle üçüncü kez Skymir'in başına vurur.
Thor hep böyledir işte. Öfkeyle hareket eder.
Odin gibi akılla mantıkla karar vermez.
Skymir tekrar uyanır.
Sanırım başıma bir kuş pisledi.
Thor sen gördün mü?
diye sorar. Thor artık pes eder.
Devin başına vurmayı bırakır.
Sonra yollarına devam ederler.
Devler diyarında Utgard adlı bir kaleye yaklaştıklarında Skymir onları uyarır.
Utgard kralı çok yüce bir devdir.
Ve sizin gibi böbürlenen bebeklerden hiç hoşlanmaz.
Size önerim arkanızı dönün ve buradan uzaklaşın, der.
Thor bunu kendilerini hakaret olarak algılar ama bir şey yapamaz.
Skymir aralarından ayrılır, başka bir yöne gider.
Thor, Loki, Tielfi ve kız kardeşi yollarına devam ederler.
Utgard kalesine ulaşırlar, kapının kilitli olduğunu görürler ama devlere göre yapılan demir parmaklarının arasından içeri sızmayı başarırlar.
Büyük bir salonda bir sürü devin ziyafet çekmekte olduğunu görürler.
Çeşit çeşit tonla yemek, içki, kahkahalar, büyük bir şölen.
İşte böyle gösterişli bir şölendeyseniz ortama uyum sağlamanız ve parıl parıl parıldamanız için size bölüm sponsorumuz Altıntaş Online Altın ve Pırlantadan bahsedeceğim.
Önceki bölümlerden hatırlayanlar bilir.
Kendileri çok sevdiğim 50 yıllık bir mücevher markası.
Hem çok modern hem de şık tasarımları var.
Binlerce ürün çeşitlerinin yanında kişiselleştirilmiş ürünlerle tasarlayabiliyorlar size özel.
Web sitelerinin linkini incelemeniz için bölümün açıklamasına bırakıyorum.
Çölene geri dönelim. Devlerden biri seslenir.
Ooo gözlerim beni yanıltıyor mu yoksa bu sandığım kişi mi?
Thor gerçekten sensin.
Duyduklarım doğruysa göründüğünden daha güçlü olmalısın.
Loki, Tiyarfi ve Roskva.
Şunların boylarına bakın ufacıklar.
Sizi buraya hangi rüzgar attı diye onlarla alay eder.
Özel bir yeteneği olmayanın Utgard'da yeri yoktur bunu böyle bilin diye onları uyarır.
Loki bu küçümsemeye çok alınır.
Onları bu şekilde uyaran ve onlarla dalga geçen kişi Utgard kralıdır.
Loki gaza gelip hemen lafa atlar.
Kimse benden daha hızlı yemek yiyemez.
Bu benim özel yeteneklerimden biri.
Utgard kralı bu meydan okumaya hemen karşılık verir.
Loki adında bir adamın yanına çağırır.
Bizim kurnaz tanrı Loki ve dev Logi yeme yarışı yapacaklardır.
İçi et dolu, koca bir kayık içeri girer.
Biri kayığın bir yanından yemeye başlar, diğeri diğer yanından.
Kim daha hızlı ortaya gelirse yarışı o kazanmış olacaktır.
İşaret verilir, yarış başlar.
Bildiğiniz gibi Tanrı Loki de aslında bir dev.
O yüzden rakibiyle aslında benzeşiyorlar.
Yarışma neredeyse beraber biter.
Çünkü her ikisi de etleri yiyerek aynı anda kayığın ortasına gelmeyi başarırlar.
Ama şöyle bir farkla.
Bizim Tanrı Loki etleri kemiklerinden ayırarak yerken dev Loki kemikleriyle beraber yutmuştur.
O yüzden bu yarışın galibi devler olarak kabul edilir.
Bu kez Tiyarfi atılır.
Ben çok iyi koşarım. Benden iyi koşucu yoktur diye iddialı iddialı konuşur.
Utkart Kralı bu kez Hugi adındaki adamın yanına çağırır.
Tiyarfi ve Hugi koşu yarışına başlarlar.
Yine işaret verilir, yarış başlar ama o da ne?
Tiyarfi yolun daha yarısındayken Hugi yolu gidip geri dönmüştür bile.
Tiyarfi çok üzülür ama Utkart Kralı onu teselli eder.
Bizim kadar olmasan da bu zamana kadar Utkart'a gelen en hızlı adamsın.
Tebrik ederim ama daha çok gayret etmen gerek der.
Kral Tiyalfi'ye iki hak daha verir.
Tiyalfi ve Huggy iki kez daha yarışırlar ama sonuç yine aynıdır.
Yine devler kazanır. Bu üstrandan sonra öne atılma sırası Thor'a gelir.
Thor ben efsane içki içerim der.
Utgard kralı demek öyle der.
Öyleyse getirin bizim boynuzlardan birini diye hizmetçilerine seslenir.
Hizmetçilerden biri devasa bir boynuz getirir.
Utgard kralı şöyle der.
Bu boynuzu bir dikişte bitiren büyük bir içici, ikinci dikişte bitiren sıradan bir içicidir.
Utgard'da daha üçüncü kez dikmeye ihtiyacı olan olmamıştır.
Hadi bakalım Thor görelim seni der.
Thor içmeye başlar ancak ilk dikişte ne kadar çok içtiğini düştünse de kafasını kaldırınca aslında çok az içtiğini fark eder.
Yarış başlamadan önce kralın söylediklerini aldırış etmeden ikinci kez yudumlamak zorunda kalır.
Ama kafasını kaldırdığında hala boynunuza oldukça fazla içki vardır.
Üçüncü kez yudumlar ama nafile.
Sonunda tanrıların en güçlüsü yıldırım tanrısı Thor.
Pes eder ama korkunç sinirlidir.
Her zamanki Thor çabuk sinirlenir.
Thor her zamanki gibi çabuk sinirlenir, gaza gelir, öfkeyle oturur ama onu eleştirebilir misiniz?
Bazen hepimiz günlük hayatta öyle oluyoruz değil mi?
Neyse Thor'la dalga geçen kral ona bir öneride bulunur.
Sıklıkla gençlerin oynadığı bir oyun var istersen onu dene diye alay eder.
Thor bu aşağılamaya rağmen atlar.
Olur varım. Kral güler.
Getirin bizim kediyi.
Kralın iri cüsseli gri türü kedisini getirirler.
Thor'un yarışmayı kazanmak için yapması gereken tek şey kediyi yerinden kaldırabilmektir.
Thor tüm kuvvetiyle kediyi kaldırmaya çalışır.
Tam yerinden oynatırken kedinin bir hamlesiyle o kadar uğraş boşa gidiyordur.
Kedi asla kalkmıyordur.
Kral tıpkı tahmin ettiğim gibi der.
Gücünüz sadece bize değil kedilerimize bile yetmiyor.
Tanrıları iyice yerin dibine sokar.
Ama yenilen pehlivan güreşe doymaz misali Thor hala hırsından kudurmaktadır.
Birinizle güreşeceğim.
Thor'un kuvvetini size göstereceğim.
Biriniz çıkın karşıma diye öfkeyle bağırır.
Bu durum kralın çok hoşuna gider.
Tamam sana üzüldüm.
Bir yarışma şansı daha vereceğim sana der.
Ellie'yi çağırın diye emreder hizmetçilerine.
Ellie adında yaşlı bir hizmetçi gelir Thor'la güreşmek için.
Bu resmen Thor'a hakarettir.
Ama Thor aldırış etmez.
Güreşe başlarlar. Thor kadının kuvvetine o kadar direnemez ki sonunda bir dizinin üstüne çöker yere düşmemek için.
Ama çöken Thor'un sadece bedeni değildir.
Gururu, morali, tüm üç dünyası da çökmüştür.
Çünkü daha önce hiç kaba kuvvet konusunda böyle küçük düşürücü bir yenilgiye uğramamıştır.
Kral yeter bu kadar der.
Gücünü göstermen için yeterince fırsat verdik.
Daha fazla yarışa gerek yok.
Herkes yerlerine geçsin.
Thor ve yol arkadaşları ne kadar moralleri bozuk olsa da o geceyi mecbur Utkaz Kalesi'ne geçirirler.
Ertesi sabah tam yola koyulmak için kaleyi terk ederlerken kral onlara bir veda konuşması yapar.
Söyleyin, nasıl hissediyorsunuz kendinizi?
Thor başı önüne cevap verir.
Utanç içindeyim. Ben, güçlü Thor, sizden daha güçlü olmadığımı gördüm.
Yenildim, der. Kral yanıtlar.
Öyleyse gerçekleri dinleyin.
Başından beri sizi sihir ve ilizyonlarla kandırdım.
Hatırlarsanız devler sihir büyü gibi konularda çok yetenekliydiler.
Meğer Utkat kralı başından beri onlara büyü yapıyormuş.
Thor'a döner. Ormanda açmaya çalıştığın erzak torbasını demirden bir iple bağlamıştım ve sihir yapmıştım.
O yüzden açamadın. Bana çekicinin üç kez vurduğunda dağı hareket ettirerek çekicin darbelerinden kurtuldum.
Aksi takdirde çekicinin bir darbesiyle bile ölebilirdim.
Ama ilizyonlardan dolayı dağı hareket ettirdiğimi göremedin.
Şu yakınlardaki üç vadi işte senin o çekiç darbelerinle oluştu.
Olaya bakın meğer tanrıların sırf kendisinden faydalanmak için yanlarını aldıkları ve Thor'un kötü davrandığı o şapşal dev Skymir aslında Utgard kralıymış.
Kral devam eder.
Tüm yarışmalar da ilizyondu.
İlk yarışta Loki'nin yarıştığı Logi'nin isminin anlamı ateştir.
Yani Logi aslında bir ateş.
Etleri kemikleriyle beraber yemedi.
Bir ateşin yapacağı gibi onları yuttu.
İkinci yarışta...
Siyerfi'nin yarıştığı Hugi'nin isminin anlamı düşüncedir.
Hugi aslında benim düşüncemdir.
Siyerfi ne kadar iyi bir koşucu olursa olsun benim düşüncemden daha hızlı olamayacağı için pek tabii yenildi.
Üçüncü yarışta sen içki içtin boynuzun bir ucu denize bağlıydı Thor.
Ama sen ilüzyonların etkisini fark edemedin tabii.
Aslında o kadar çok içtin ki deniz çekildi.
Git bak denizde su seviyesinin ne kadar azaldığına.
Bu arada Mehmet Emre İnal'ın kitabında bahsettiğine göre İskandinav mitolojisinde gel git oluşumu da bu olaya bağlanıyormuş.
Dördüncü yarışta kediyi kıpırdatabilmene bile biz hepimiz çok şaşırdık.
Çünkü kedi diye kaldırmaya çalıştığın şey aslında Midgard'ın etrafını saran dev yılan Jormungandr'dı.
Onu oynatabilmen bile büyük başarıydı.
Sonraki yarışta yarıştığın yaşlı kadın Ellie'nin adının anlamı yaşlılıktır.
Onunla yapılan bir savaşı zaten kazanmak imkansızdır.
Ama sen yine de yaşlılığa çok iyi karşı koydun.
Tek dizini yere koydun ve ondan güç alarak durmaya çalıştın.
Hayret ettik. İşte şimdi tüm gerçekleri öğrendiniz.
Ama artık buradan gidin ve bir daha sakın buraya gelmeyin.
Gördüğün gibi ne kadar güçlü olursan ol, Utkart'ı senden korurum Thor der.
Ve Thor'a ve arkadaşlarına gözdağı verir.
Dün gece kendini ilk kez bu kadar güçsüz hissedip üzüntüden yıkılan Thor, gerçekleri öğrenince bu kandırmacı sinirlenir ve kemerini sıkar, çekicini kaldırıp tam kralın başına geçirecekken birden
her şey tuz buz olur. Devlerin kalesi koca Utgard içindekilerle beraber resmen yok olmuştur.
Bölümün başında bahsettiğim yenilgileri işte buraya bağlamak istemiştim.
Bazen yenilirsiniz ama aslında yenilen düşüncenizdir, zihninizdir.
Zihniniz size oyunlar oynuyordur, ilizyonlar yaratıyordur.
Sadece yaptığınız hatalara odaklanır, size kötü olduğunuzu söyler durur.
Düşünce değinildiğiniz için gerçekten yenilme olasılığınız da artar.
Bunu palavradan söylemiyorum.
Daha önce bana söylendiğinde ben de öyle düşünürdüm ama inanın gerçekliğini yaşadım.
Öyle bir sınava girdim ki dışarıdan görseniz sadece teknik sanırsınız.
Hatta zekaya bile çok ihtiyaç duyulmayan, böyle hızlı muhakeme ve el göz koordinasyonun yettiği.
Fiziksel, teknik bir sınav olduğunu düşünürsünüz.
Ve herkes sizin yapabileceğinize inanıyordur.
Herkes. Deneyimliler, sizden büyükler, herkes.
Oysa ben o teknik sınava daha psikolojimi yenik giriyordum.
Daha doğrusu kendi kendimi sabote ediyormuşum.
O yüzden bir süre sürekli yapamadığımı düşündüm.
Ne yaparsam yapayım, ne kadar çalışırsam çalışayım olmuyor gibiydi.
Çünkü ben sadece sonuca odaklıydım.
Başarılı olup olmamaya, geçtim mi kaldım mı, geçeceğim mi kalacağım mı bu yüzden süreci kaçırıyordum.
Sürecin beni ne kadar geliştirdiğini, insanın yeteneklerinin gelişmeye ne kadar müsait olduğunu keşfettiğimi, hatta en önemlisi kendi kişisel zaferlerimi kaçırıyordum.
Küçük bir kız çocuğuyken ne kadar yapılamaz denen şey varsa, büyüdüğünde erkek egemen bir toplumda, erkeklerin birçok açıdan avantajlı olduğu iş dünyasında var olmaya çalışırken bana empoze edilen Kırılgan
kimliği, şimdi üstümden deri değiştirir gibi sancıyla attığımı, onların olmamı beklediğinden farklı biri olma sürecimde kendimi ne kadar geliştirdiğimi kaçırıyormuşum.
Sonunda işler şöyle değişti.
Yenilgiyi hala baştan kabul ediyordum sınava girerken.
Daha sınava girmeden yenileceğime neredeyse emindim.
Ama artık şu değişmişti.
Kendime kızmayı bırakmıştım.
Ve gösterdiğim gelişim için kendimi takdir etmiştim.
Sınav sonucundan bağımsız olarak.
Her şeye rağmen, yenilecek olmama rağmen doğup büyüdüğüm ortama göre kendi kendimi ne kadar büyüttüğümü fark etmiştim.
Dışarıdan size bakanlar sadece etiketlerinizi görürler.
İyi bir okul, bazı açılardan cool bir iş, şık kıyafetler.
Ama bunların altlarındaki hikayeler psikolojik savaşlardır en zor olan.
İşte onlar dışarıdan görünmez.
O yüzden kişisel zaferlerimi onurlandırmaya karar verdim.
Sınava sadece bu kafayla gittim kazanmak için değil ve sınavı kazandım ilginç bir şekilde.
Kazanamayabilirdim. Bu anlattıklarım çok değişmezdi çünkü sadece benim bildiğim kişisel zaferlerim hala orada olacaklardı.
Ama yine de sonucun olumlu olması beni çok mutlu etti.
Tabi orada yalan söyleyemem.
İşte bu sebeplerle bu bölümde size bu hikayeyi anlatmak istedim.
Bazen yenilgi olarak gördükleriniz aynı torun yaşadıkları gibi torun ve arkadaşların yaşadıkları gibi ilüzyondur.
Bazen beyniniz size yalan söyler.
O imposter sendrom denilen sahtekarlık komplekslerine kapılırsınız.
Önceden geçtiğiniz denizleri unutursunuz, o derede boğulacaksınız gibi gelir, mantıklı düşünemezsiniz.
Neden yenileceğinize dair açıklamalar yapar size zihnini, sizi inandırır.
Girdiğimiz savaşlarda yenelim veya yenilelim.
Yenmek mutluluk, yenilmekle mutsuzluk getirir bir süre için, orası doğru.
Ama bize iyi gelecek tek şey kişisel zaferlerimize odaklanıp yürümeye devam etmektir.
Bu iki kelimeyi o kadar seviyorum ki benim için o kadar anlamlı ki sanırım bir gün dövmesini yaptıracağım.
Kişisel zaferler. Bunları hem kendime hem size not düşmek istedim.
Belki şu an podcastı dinleyen birinin bunları duymaya ihtiyacı vardır.
Yenildiğinizi veya yenileceğinizi düşündüğünüzde aklınıza torun ilizyon ilgileri gelsin.
Kişisel zaferleriniz için kendinizi takdir etmeyi unutmamanızı dilerim.
Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
