
XO Gordias ve Ceres parfümleri hakkında detaylı bilgi için Tıklayın
''Bu bölüm XO hakkında reklam içerir.''
Transkript
İkiso parfümlerinin sunduğu Mitolojik İnciler başlıyor.
Merhaba ben mitoloji seven kültürlü insanlar.
Biraz hastayım.
O yüzden sesime alıştığınız gibi değil maalesef kusura bakmayın.
Ama artık yeni bölümü yayınlayalım dedim.
O yüzden sesime sabır gösterirseniz gözlerinizden öperim.
Bu bölümde size efsanevi Anadolu kralı Gordias ve Tanrıça Seres'ten bahsedeceğim.
Önce ünlü kralımızla başlayalım.
Gordias aslında Frigya'da yaşayan fakir bir çift çocuğudur.
Frigya M.Ö.
12. yüzyıllarda bugünkü Kütahya, Afyon, Eskişehir taraflarında kurulmuş bir devlet, bir krallık yani gerçek bir krallık.
Tarih tersi aldıysanız biliyorsunuzdur.
Bu tarz mitolojik hikayeler yarı gerçekliğe dayandığı için çok sevimli geliyor bana.
O yüzden mesela Kütahya'ya babaannenizi ziyarete gittiğinizde bile bu öyküler sayesinde oralara farklı bir gözle bakıyorsunuz.
Bir gün Gordias'ın sürdüğü öküz arabasına bir kartal konar.
Kartal biliyorsunuz tanrıların kralı Zeus'un ve yeryüzündeki kralların sembolü.
O yüzden genelde antik dönemde yapılmış saraylara ya da işte...
Çok önemli devlet adamlarının binalarına baktığınızda hep karta figürleri görürsünüz.
Kahin de der ki Gordias'a evet kral olacaksın.
O yüzden öküz arabanla Frigia'ya git ve işte hayatının amacını bul.
Gordias Frigia'ya gider.
O sıralarda da Frigia kralsız kalmıştır.
Halkın içinde arabasıyla tapınağa çıkabilen kişi kral olacak diye bir kehanet yayılmış.
Buradaki araba dankası tabii ki.
Bugünkü arabalar değil işte öküz arabası, at arabası vs.
Gordias öküz arabasıyla yani Kaanısıyla tapınağa çıkmayı başarır ve Frigya'nın kralı olur.
Kenti kendi adıyla yani Gordion'un adını vererek yeniden inşa ettirir.
Bu kent bugün Ankara Yassı Öyük'teki Gordion Antik Kentidir.
UNESCO tarafından 2023'te dünya mirası listesine alınmıştır.
Burada tümülüs adı verilen elit kişilerin mezarlarının ve mezarlarının altındaki ahşap odaların korunarak bugüne ulaşmış olması açısından çok şanslıyız.
Hani Gordias öküz arabasıyla tapınağa çıkarak kral olmuştu ya.
Yani işte kral olmak için bazı yerlerde sadece bu yetiyor.
İşte o arabayı çok karmaşık bir düğümle tapınağın direklerinden birine bağlayarak tanrılara adar ve bu düğümü çözebilen tüm Asya'nın hakimi olacak diye ilan eder.
O zamanlar Asya'dan kasıt Anadolu toprakları.
Bu düğüm Gordion'un düğümü olarak bilinir ve ünlüdür.
Politikada, iş hayatında ya da günlük hayatta çözülmesi zor, karmaşık bir durumu anlatırken Gordion'un düğümü tabirini duyabilirsiniz.
Efsaneye göre M.Ö.
4. yüzyılda Büyük İskender buraya geldiğinde düğümü çözmeye çalışmış, çözememiş sonra da kılıcıyla ikiye ayırmıştır, kesmiş yani düğümü.
Bildiğiniz gibi sadece kendisi Anadolu'yu değil Çin, Hindistan, Mısır'da birçok yeri fethetmiştir.
Boyda Büyük İskender'in düğümü çözemeyince kılıçla kesmesi literatürde çakallık olarak adlandırılmamış, yaratıcı düşünce olarak görünmüş.
Yani kimse çıkıp İskender'e onu yapmayı biz bilmiyorduk yani biz ellerimizle düğümü çözmeye çalıştık.
Sen kılıcını şak diye ayırdın.
Bir akıllı sen misin İskender?
Dememiş. Adam out of the box düşünüyor yani demişler.
Yaratıcı demişler. Problem çözen biri olarak görmüşler.
Gordian ve Anadolu'nun bereket tanrıçası beraber olur.
Ve bu birliktelikten Filikya'nın gelecekteki ünlü kralı Midas doğar.
Önceki hikayelerden hatırlarsınız.
Hani uzun kulaklığı dokunduğunu altına çeviren Midas.
Kısa bir mola verip, fakir bir çiftçiyken Friggen'ın kralı olan Gordias'tan ilham alan Ixo'nun ürettiği kokudan bahsetmek istiyorum.
Ixo Gordias, mandalina, yasemin, meşe ve paçülü notalarıyla sizi büyülecek olan bu tazecik ve odunsu kokunun özgüveninizi de tazelemesi dileğiyle.
Ixo Gordias kokusunu mutlaka deneyin.
Bölümümüzün ikinci kısmında bir Roma tanrıçası olan Seres'i konuşacağız.
Seres topraktan biten anlamına gelir.
Anlayacağınız üzere Seres bir bereket tanrıçasıdır.
Yunan mitolojisindeki Demeter'in Roma'daki karşılığı.
Seres'in bir tanrıça olarak kabul görme hikayesi ilginç.
Çünkü genelde bir tanrıya tam olarak ne zaman ve hangi sebeple tapınılmaya başlandığı her zaman bilinmiyor.
Ama Seres'in Roma'daki öyküsü biliniyor.
Azerhat'ın anlatımına göre bugün İtalya olarak adlandırdığımız bölgede çok eski tarihlerden beri yaşayan Etrüskler, daha önce de bahsetmiştim bu halktan önceki podcastlerde.
Bu Etrüskler yeni kurulmuş olan Roma İmparatorluğu'na saldırınca İmparatorluk'ta kıtlık baş gösterir.
Patrici sınıfı yani elit sümre Sibila kitaplarına başvurmayı önerir.
Umarım doğru telaffuz ediyordur.
Bu Sibila kitapları şöyle ilginç.
Kitaplar kadın kahinlerin yazdığı çeşitli kehanetleri ve gizemleri içeriyor.
Bir nevi tılsımsal şeyleri de içeriyor.
Antik Roma'da kritik anlarda bir sorunu çözmek gerektiğinde dini bir yöntemden de yararlanmak istediklerinde bu kitaba başvuruyorlar.
İşte bu kıtlık sırasında da Bu kitaplara başvururlar.
Kitapta Demeter ve Dionysos inançlarını görürler ve beğenip kendilerinin de bu tanrılara ibadet etmeleri gerektiğine karar verirler.
M.Ö. 490'larda Demeter'e Seres adını vererek sahiplenirler ve onun adına ünlü Aventinus tepesinde, bu Roma'da ünlü bir tepe, bizim İstanbul'un yedi tepesi gibi.
O tepede bir tapınak inşa ederler.
Tabi bu tapınak bir ibadet yeri olmanın yanı sıra fakirlere yemek dağıtan ve barınma sağlayan bir yardım kuruluşu görevi de görmüş.
Ancak tabi her alanda olduğu gibi tarında da kötülerin cezalandırılması için bir kanun konulmuş.
Buna göre başkasının tarlasından ekinlerini çalan ve başkasının meralarını kullanan kişi Seres Tapınağı'nda asılarak tanrıçaya adak olarak sunulurmuş.
Baya gaddar bir ceza yani.
Antik Roma'da her yıl Nisan ayında 7 günlük Serelya Festivali'ni düzenler ve burada tanrıçayı onurlandırmak için çeşitli tiyatro oyunları oynar, sirk gösterileri düzenler, ziyafet
verir, domuz, koyun, keçi gibi hayvanları kurban eder ve bereket hainleri yaparlarmış.
Bu ritüellerden bir tanesi çok ilginç, gösterilerin yapıldığı o koca arenada Gece tilkilerin kuyruğunu ateşe verip arenaya salıyorlar ve acı içindeki tilkiler oradan oraya koşturuyor.
Bunun sebebini de Romalı şair Ovid'in kitabından anlıyoruz.
Çünkü şöyle bir mitleri var.
Bir gün bir tilki tavuk çalmak için bir tarlaya girer ve bunu fark eden tarla sahibi tilkinin kuyruğunu ateşe verir.
Acıyla yanarak oradan oraya koşturan tilki bütün ekinleri de kendiyle beraber yakar.
Bu gösteriyle...
Bu hikaye anılıyor ve yıllık hasadın bir miktarı ve kalitesinin artacağına inanıyorlar aslında bu insanlar bu gösteri sayesinde.
Yani Seres gibi naif ve kibar bir tanrıcanın kutlamasını bile vahşileştirmeyi başarmış Romalılar.
Bu arada 2011'den beri Antik Serelya Festivali'ni anmak için Akdeniz ülkelerinde bu festival yeniden düzenleniyor.
Ama antik dönemde olduğu haliyle değil tabii daha naif konserli, sergili, şölenli bir festival olarak bir kültür festivali gibi.
Her yıl başka bir Akdeniz ülkesine düzenleniyormuş.
Hatta 2013'te Türkiye'nin ev sahibi ülke olduğu da yazıyor.
Ama buna dair detaylı bir bilgi maalesef bulamadım.
Amerikan yerlileri ve Amerika'ya gelen İngiliz kolonilerini kaynaştırmak amacıyla bir hasat festivali olarak kutlanmaya başlanan Thanksgiving denilen şükran günü bayramının da temeli
aslında Seres'e dayanır.
Bir hasat ve bereket festivali olduğu için.
Antik dönemde Roma İmparatorluğu'nun nüfusunun çok yüksek olduğunu ve İmparatorluğu'nun halkın taalı ihtiyaçlarını gidermek için Mısır gibi ülkelerin neredeyse bağımlı olduğunu düşününce
Seres'in onlar için ne kadar önemli olduğunu daha iyi anlıyorsunuz.
Neden tahıl? Çünkü tahıllardan ekmek, makarna gibi bir sürü doyurucu yiyecek yapılıyor, yemek yapılıyor.
Boyutu küçük, taşıması kolay, saklaması kolay, hemen bozulmuyor vs.
O yüzden tahıl önemli.
Seres tıpkı Demeter gibi...
Kibele gibi tarım, bereket ve annelik tanrıçasıdır.
Bu üçünün hep bir arada olması aslında doğa ana kavramına bir göndermedir.
Toprağın doğurganlığı sayesinde büyüyen yiyeceklerle yeryüzü, üstündeki canlıları tıpkı bir anne gibi doyurur.
O yüzden bereket tanrıları aynı zamanda çok iyi annelerdir hikayelerde.
Seres'in sembolleri buğday demetleri, bereket boynuzu, meşale ve oraktır.
Tanrıçaların arasında Hestia ve Demeter, Seres en kibar ve en iyi niyeti tanrıçalar olarak bilinirler.
Sizi Seres'in hassas kaybı, iyi niyeti ve anne şefkatiyle saracak bir koku önerisiyle geldim.
İkso Seres kokusu.
Sevginin ve bereketin timsali Seres'ten ilham alınarak hazırlanan bu koku, şeftali, mandalina ve portakal çiçeği notalarıyla adeta İtalya'nın Akdeniz ikliminde yetişmiş tap taze meyvelerini,
Yasemin, sandal ağacı ve vanilya ile de huzur veren Seres'i çağrıştırıyor.
Özellikle yazın yaklaştığı bu günlerde İkso Seres kokusunu mutlaka deneyin.
Yunan mitolojisinde ölüler diyarı tanrısı Hades, Demeter'in güzel kızı Persephone'yi, Ya da Persephone'da deniliyor.
Yer altına kaçırır ya hani burada da ölüler diyarı tanrısı Plüton, Seres'in güzel kızı Proserpine'yi kaçırır.
Gözü yaşlı Seres her yerde yana yakala kızını ararken ne tarımla ne toprakla ilgilenebilir.
Bu yüzden toprak çoraklaşır ve ilk kış bu şekilde gelir.
Ama sonunda tanrıların tanrısı Jüpiter'in yani Zeus'un karşılığı Jüpiter araya girmesi sayesinde bir anlaşmaya varılır.
Plüton Proserpine'yi yılın belli zamanlarında yeryüzünde çıkartır yani yeryüzüne gitmesine izin verir.
O yeryüzüne çıktığında yeryüzüne yeniden bahar gelir.
Ekinler büyür, çiçekler açar, hava ısınır, kelebekler uçar vs.
Ovid'in Metamorfoz adlı kitabında bu mit şöyle işlenir.
Ölüler diğer tanrısı Plüton, yer altındaki sarayından yeryüzüne çıktığı bir gün Sicilya taraflarında Etna yanardağının yakınlarındaki bir ırmağın kenarında bereket tanrıçasının güzeller güzeli
kızı Proserfina ile karşılaşır.
Tam bu sırada onları uzaktan aşk ve güzellik tanrıçası Venüs yani Aphrodite'nin Roma'daki karşılığı ve oğlu aşk tanrısı Küpit yani Eros'un Roma'daki karşılığı.
Bu ikisi anne oğul izlemektedir.
Plüton'u gören anne oğlunun aklına sinsi bir fikir gelir.
Biz neden etki alanımızı ölüler diyar ne kadar genişletmiyoruz ki diye düşünürler.
Venüs, Küpit'e oklarından biriyle Plüton'u vurmasını söyler.
Küpit, aşk okuyla Plüton'u tam kalbinden vurur ve Plüton o sırada gördüğü Proserpina'ya deliler gibi aşık olur.
Onu elinden tuttuğu gibi yer altına kaçırır.
Kitapta Plüton bu olayı şöyle anlatıyor.
Onu gördüm, beğendim ve aldım.
Aşk bu kadar hızlı bir şey.
Yani ciddi ilişkiye hazır değilim, zamanı bırakalım falan diye sizi oyalayan varsa Plüton'un bu sözleri aklınıza gelsin dostlar.
Bu sırada Ceres gökte ve yerde her yerde kızını ararken bitap düşmüştür ve hem üzgün hem de kızgındır.
Toprağı allak bullak eder, ekin vermelerini engeller, çiçekleri açmaz, her yer çoraklaşır.
Sonunda Ceres kızını Plüton'un kaçırdığını öğrenince at arabasını atlayıp tanrıların tanrısı Jüpiter'in yanında alır soluğu.
Plüton'u şikayet etmek için.
Jüpiter der ki kızını oradan çıkarabiliriz ama bir şartla.
Eğer proserfine yer altında herhangi bir yiyeceğe dokunmadıysa.
Eğer orada bir şeyler yediyse biliyorsun ki kanunlara göre o artık yer altı dünyasına aittir.
Gelin görün ki bu sırada Plüton proserfineyi 7 adet nar tanesi yemesi için çoktan kandırmıştır bile.
Yine birçok dinde karşılaştığımız 7 rakamını görüyoruz burada.
Dolayısıyla Seres kızını yer altından çıkaramaz ama ona olan özleminden hayat ona artık zehir olmuştur.
Tabii kıtlık ve kuraklık içindeki insanlara da.
Bu yüzden Jüpiter araya girer, Plüton'u ikna eder, Proserpina'nın yılın 6 ayı yer altında Plüton'la 6 ayı yeryüzünde Seresli olmasına karar verilir.
Sonbahar ve kış ayları Proserpina'nın yer altında olduğu, ilkbahar ve yaz ayları ise yeryüzüne çıktığı zamana denk gelir.
Bir tanrı veya tanrıça yer altına girdiğinde kış gelmesi ve tekrar yeryüzüne çıktığında bahar gelmesi miti birçok mitolojiye yer alan bir döngüdür.
Mesela Türk mitolojisine vesaire başka mitolojilere geçtiğimizde de göreceksiniz.
Mevsimlerin döngüselliğine bu şekilde bir dini bakış açısı getirilmiş.
Seres bir anne ve çocuğu arasındaki eşsiz bağı doğanın vahşi yönü değil de besleyici ve hayat veren yönlerini simgeler.
Bizim güneş sistemimizde Ceres adında bir cüce gezegen var.
1801 yılında bir İtalyan astronom tarafından keşfedilmiş.
Bu cüce gezegen Mars ve Jüpiter arasında.
Biliyorsunuz Elon Musk bizim dünyadan sonra koloni kuracağımız gezegenin Mars olduğunu düşünüyor ve Mars'a gitme yönelik birçok çalışma yapıyor.
Ama en iyi opsiyonun, daha doğrusu en iyi opsiyonlardan birinin Seres olduğunu düşünen bilim adamları da var.
Üzerinde volkanik veya tektonik bir aktivite görülmeyen, bol miktarda sulu buz olan.
Tuz, nitrojen, sülfata sahip bir gezegen.
Atmosferi genel olarak su buharından oluşuyor.
İsteyen daha detaylı araştırsın.
Bazı bilim adamlarının insanların gelecekteki ihtiyaçlarını karşılayabileceğine inandıkları bu gezegene Seres adının verilmesi de mitolojiye güzel bir gönderme olmuş bence.
XO parfümlerinin sunduğu Mitolojik İnciler bitti.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
