
Bu bölümde minik kaşiflerle birlikte vücudumuzun hiç durmadan çalışan yardımcılarından diyaframı keşfediyoruz. Hıçkırığın nasıl bir refleks olduğunu, neden bazen çok hızlı yemek yerken ya da çok gülerken başladığını ve ses tellerimizin o meşhur “hık!” sesini nasıl oluşturduğunu öğreniyoruz. Üstelik bebeklerin daha anne karnındayken bile hıçkırabildiğini ve hıçkırığın bilim insanları için hâlâ bazı gizemler taşıdığını keşfediyoruz.
Hazırsanız vücudumuzun içindeki bu komik sırrı çözmeye başlıyoruz!
Yeni keşifleri kaçırmamak için podcastimizi takip etmeyi unutmayın 🎧
instagram: @cocuklaricinpodcast
Email: cocuklaricinpodcast@gmail.com
Transkript
Şimdi keşif zamanı, burada sorular hep farklı.
Hazırsan başlıyor bu kez, çocuklar için geliyor bu podcast.
Merhaba minik keşifler ve çocuklarıyla birlikte hayatın en tatlı sırlarını keşfetmeyi seven sevgili ebeveynler.
Minik keşiflere hepiniz hoş geldiniz.
Ben Pelin. Biliyorsunuz son birkaç haftadır Uzay gemimizle gezegenden gezegene roket gibi uçuyorduk.
Ama bugün uzay gemimizi minik bir mola için dünyaya indiriyoruz.
Çünkü bugün uzayın derinliklerine değil hepimizin içinde çalışan o muhteşem fabrikaya yani kendi vücudumuza bakacağız.
Bazen tam sessizce otururken, oyun oynarken ya da yemek yerken birdenbire bir şey olur.
İçimizden komik bir ses çıkar.
Sonra bir tane daha.
Peki, hiç düşündünüz mü?
Biz neden hıçkırırız?
Bu komik ses nereden geliyor?
Hazırsanız vücudumuzun derinliklerine doğru yola çıkıyoruz ve yeni bir keşif başlıyor.
Çocuklar, şimdi hep birlikte derin bir nefes alalım.
Şimdi yavaşça bırakalım.
Akciğerlerimiz nefes alıp verirken...
Onların hemen altında göğsümüzle karnımızın arasında çok özel bir kas yaşar.
Bu kasın adı diyafram.
Diyaframı zihnimizde nasıl canlandırabiliriz biliyor musunuz?
Tıpkı kocaman, esnek ve yumuşacık bir trambolin gibi.
Biz nefes aldığımızda bu trambolin aşağıya doğru hareket eder ve akciğerlerimizin içine hava dolması için yer açar.
Nefes verdiğimizde ise yukarı doğru esniyerek havanın dışarı çıkmasına yardım eder.
Yani diyafram kasımız gün boyunca hiç durmadan tıkır tıkır çalışan çok çalışkan bir yardımcımızdır.
Ama bazen ne olur biliyor musunuz?
Bu minik trambolin birdenbire huysuzlaşır ya da gıdıklanmış gibi olur.
Çok hızlı yemek yemek, gazlı bir içecek içmek, Aniden soğuk bir şey tatmak ya da kahkahalarla çok fazla gülmek diyaframımızı birazcık şaşırtabilir.
İşte o an beynimizden diyaframa giden sinirler aniden devreye girer.
Yani siz hadi şimdi biraz hıçkırayım diye karar vermezsiniz.
Vücudumuz bunu otomatik olarak yani bir refleks olarak kendi kendine yapar.
Tıpkı gözümüze bir toz kaçmasın diye gözümüzü aniden kırpmamız gibi.
Yani refleks bizim düşünmeye bile fırsat bulmadan vücudumuzun otomatik olarak yaptığı hızlı bir tepkidir.
Sanki birisi o trambolini gıdıklamış gibi diyafram aniden ve istemsizce kasılır.
Diyafram zıplayınca hava hızla içeri doğru çekilir.
Tam o sırada boğazımızdaki ses telleri de bir refleksle şlak diye kapanır.
Hava kapalı ses tellerine çarpınca da hepimizin çok iyi bildiği o komik ses çıkar.
Şimdi hıçkırıkla ilgili çok ama çok ilginizi çekeceğini düşündüğüm birkaç bilgi vereceğim çocuklar.
Birincisi hıçkırık sadece bize yani büyümüş çocuklara ve yetişkinlere özel bir şey değildir.
Bebekler daha doğmadan önce yani annelerinin karnındayken bile minik minik hıçkırık hareketleri yapabilirler.
Dünyaya gelmeden önce bile hıçkırabiliyor olmak çok ilginç değil mi?
İkincisi, hıçkırık sadece insanlarda görülmez.
Evinizdeki tatlı bir köpek yavrusunda, minik bir kedide ya da diğer memeli canlılarda da zaman zaman tıpkı bizim gibi hıçkırık refleksleri gözlemlenebilir.
Bilim insanları bunun özellikle minik yavruların nefes alma sistemlerinin güçlenmesiyle ilgili olabileceğini düşünüyor.
Peki sizce bilim insanları hıçkırığın neden var olduğunu kesin olarak biliyor mu dersiniz?
İşte burası biraz gizemli.
Hıçkırığın vücudumuzda tam olarak neye yaradığı ve neden ortaya çıktığı hala kesin olarak çözülebilmiş değil.
Yani bilimde sizin gibi geleceğin keşiflerinin keşfetmesini bekleyen harika sırlar var.
Bir başka enteresan bilgi ise...
hıçkırığın ne kadar sürdüğü ile ilgili.
Genelde birkaç dakika içinde puf diye kendiliğinden geçer değil mi?
Ama tarihte öyle biri var ki rekorlar kitabına adını yazdırmış.
Charles Osborne adında bir adamın hıçkırık atağı tam 68 yıl sürmüş.
Düşünsenize 68 yıl boyunca hık hık diyerek yaşamış ama hayatına neşeyle devam etmiş.
Neyse ki bizimkiler birkaç dakikada bitiyor.
Diyaframımız sakinleşip eski ritmine döndüğünde hıçkırık da kendiliğinden uçup gidiyor.
İşte böyle minik keşifler.
Bazen bizi hazırlıksız yakalayan ve konuşurken komik sesler çıkarmamıza sebep olan hıçkırık çoğu zaman zararsız ve kısa süreli bir reflekstir.
Şimdi... Her zaman olduğu gibi bölümümüzü kapatmadan önce size yine çok eğlenceli bir sorum var.
Eğer siz bir bilim insanı olsaydınız ve hıçkırığın gizemini çözmek için yepyeni bir hıçkırık durdurma icadı tasarlasaydınız, bu alet nasıl bir şey olurdu?
Renkli köpükler mi çıkarırdı yoksa gıdıklayan minik bir robot mu olurdu?
Cevaplarınızı merakla bekliyorum.
Eğer sizin de böyle merak ettiğiniz sorular varsa hemen anne ya da babanızın kulağına fısıldayabilirsiniz.
Onlar da Instagram'dan çocuklar için podcast hesabına yazıp sorularınızı bana ulaştırabilirler.
Bir sonraki keşfimizde görüşmek üzere.
Merakla kalın, hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
