
Yüzünüze Sürmeden Önce Tadına Bakın: Yenilebilir Kozmetik Efsanesi
16 Eylül 2024 · 11 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Bu hafta kulağa çok cazip gelen “yenilebilir kozmetik” trendini mercek altına alıyorum! 🍯✨ Bu ürünlerin yenilebilir olması cildimiz için gerçekten daha mı iyi, yoksa sadece bir pazarlama stratejisi mi birlikte keşfediyoruz. Ayrıca, doğal ve zararsız diye pazarlanan ürünlerde, “greenwashing” taktikleriyle nasıl yanıltıldığımıza değiniyorum 🤓 Son olarak, evde kolayca yapabileceğimiz yenilebilir kozmetiklerde nelere dikkat etmen gerektiğini ve bu süreçte karşılaşabileceğin tehlikeleri konuşuyoruz. 🧴⚠️
***
Bölümü beğendiysen eğer, arkadaşlarınla paylaş, İnstagram’a yorum bırak, hatta merak ettiğin şeyler varsa DM yolla 💌
***
Beni Instagram'dan takip et: Kozmetik Sırları
***
#reklam değildir.
Transkript
Kozmetiklerinizi yiyemiyorsanız cildinize sürmeyin diye yeni bir akım çıktı.
Peki bu akım gerçekten de bilime dayalı mı?
Bunun cevabını öğrenmek için bölümün sonuna kadar benimle kalın.
Çünkü bugün her zamanki gibi birbirinden faydalı bilgilerle karşınızdayım.
Güzel takipçilerim, Kozmetik Sırları'na hoş geldiniz.
Ben Eylül ve bugün yenilebilir kozmetikleri izleyeceğimiz bir bölüm olacak.
Küçük bir itirafla başlayayım.
Ben de lisedeyken evde kozmetik yapmaya çok meraklıydım.
Hatta evde yapılabilir kozmetik tarifleri olan bir kitap almıştım.
Ama tahmin edersiniz ki bu kozmetiklerin saklama süresi bayağı kısa.
Yani iki günden iki haftaya kadar giden bir süre var.
İşte formülde su olup olmamasına bağlı olarak vs.
vs. Ama bu kitabı aldım ve çok da denemedim açıkçası.
Kitaplığım da bir köşede duruyor.
Eğer siz de evde kozmetik ürün yapmak için yanıp tutuşuyorsanız ilk olarak böyle bir kitap almanızı öneririm.
Çünkü sosyal medyada gördüğümüz şeylere güven olmuyor maalesef.
Instagram'da gördüğüm air fryer pankek tarifinden sonra gerçekten sosyal medyada gördüğüm garip şeyleri denememeye karar verdim.
Bu da sizin aklınızda olsun.
Yani keşfette karşınıza çıkan, şunu şunla karıştırıp şöyle bir maske yapın diyen kişilere güvenmeden önce 10 kere düşünmenizi tavsiye ederim.
Peki gelelim asıl konumuza.
Yenilebilir kozmetikler pazarlama mı değil mi?
Tahmin edebileceğiniz üzere yenilebilir kozmetikler de temiz içerikli kozmetiklerin bir alt kategorisidir diyebiliriz.
Yani içerikler o kadar zararsız ki istersen yiyebiliyorsun mesajını veriyorlar.
Aslında güzel pazarlama taktiği ama gerçekte çok daha kompleks bir konu bu.
Güzellik endüstrisi bir sorun yaratıp sonra da kendi kendine çözüm buluyor.
Aslında olan şey bu.
Bütün hayallerinizi yıkıyorum şu anda biliyorum.
Bu yüzden özür dilerim.
Ama gerçekleri söylemek benim size borcum.
Bu podcastı yapmaya karar verdiğimde tüketicileri bilgilendirip doğru karar alabilmeleri için onlara yardımcı olacağım demiştim kendime.
Ve bunu yapmaya her bölümde de devam ediyorum.
Bu arada doğal kozmetikler bölümünde anlattığım gibi yenilebilir kozmetiklerinde kanun açısından bir farkı yok.
Bütün kozmetikler aynı yönetmeliklerle yönetiliyor.
Bu doğal kozmetik olsa da öyle, ne bileyim yenilebilir kozmetik olsa da öyle, temiz içerikli kozmetik olsa da öyle, bütün kozmetikler aynı yönetmeliklerle yönetiliyor.
Bunun gibi zararsız tırnak içinde kozmetik diye pazarlama şekline de greenwashing deniyor.
Araştırmak isterseniz veya bunun hakkında bir bölüm isterseniz DM'lerinizi bekliyorum.
Gel gelelim yenilebilir kozmetiklerin pazarlamasına.
Bu tip kozmetikleri pazarlayan kişiler yiyemediğiniz hiçbir şeyi cildinize sürmeyin fikrini savunuyor.
Peki cildimiz tam olarak ne?
Bence bundan başlamalıyız.
Cildimiz en büyük organımız ve aslında bizi dış faktörlere karşı koruyan bir bariyer.
Epidermis dediğimiz tabaka cildimizin en dış tabakası ve stratum corneum dediğimiz epidermisin en dış kısmı ve enfeksiyonlar
gibi dış saldırılara karşı koruyan fiziksel bir bariyer görevi görüyor.
Ama tek rolü bu değil tabii ki.
Aynı zamanda cildimizde bulunan nemin yani suyun dışarı atılmasını önlüyor.
Cildime her diyen şey kanıma karışır diye düşünmek biraz yanlış olur yani.
Ayrıca da bir maddenin cilt bariyerimizi aşıp da kanımıza karışması için hem yeterince küçük ve hafif olması hem de kimyasal özelliklerinin cildimizle uyumlu olması
gerekiyor. Zaten tam da bu yüzden formülatörler var.
Hangi aktifi, ne miktarda, ne kadar süre boyunca cildimize nasıl en iyi şekilde penetretmesini sağlarız diye formülatörler düşünüyor, yeni teknikler
geliştiriyor ve bu sayede kremler, serumlar hatta ilaçlar geliştiriyorlar.
Yani kozmetiklerde, boyalarda, ilaçlarda, formülasyonla elde edilen her şey şununla şunu karıştırdım bu oldu diye düz mantık değil maalesef.
Öyle olsa çok kolay olurdu.
Formülatörlere de gerek kalmazdı.
Kısa bir ara verelim sevgili kozmetik severler.
Kozmetik dünyasında doğru bilinen yanlışları öğrenmeye devam etmek için beni takip etmeyi unutmayın.
Eğer bu bölümü beğendiyseniz diğer bölümlerime de göz atmayı unutmayın.
ve yeni bölümlerden haberdar olmak için abone olmayı ihmal etmeyin.
Ayrıca içerik okuma alışkanlıklarınızı geliştirip bilinçli bir tüketici olmak istiyorsanız beni sosyal medyadan da takip edebilirsiniz.
Böylece güzellik rutininizde gerçekten ne kullandığınızı daha iyi anlayabilirsiniz.
Peki yenilebilir kozmetiklere gelecek olursak artık bunun tamamen bir pazarlama hilesi olduğunu anlamışsınızdır diye düşünüyorum.
Zaten artık hemen hemen her şey bir pazarlama hilesinden ibaret.
Sadece kozmetikler için demiyorum bunu bu arada.
Günlük hayatta kullandığımız teknolojiden tut, yiyeceklere kadar birçok şey artık pazarlama maalesef.
Zaten bu noktada da bilinçli bir tüketici olmak çok büyük önem taşıyor.
Peki siz de yenilebilir kozmetiklere tonla para verip alanlardansanız bir daha düşünün derim.
Bu tarz ürünler bebekler için faydalı olabilir.
Çünkü adı üstünde bebek.
Ağzına elini de götürüyor, ayağını da götürüyor, bacağını da götürüyor ve böyle yaparak ürünü yemiş oluyor.
Ama biz yetişkinler olarak cildimize sürmek için geliştirilmiş bir ürünü yemeye kalkmıyoruz.
Mesela krem formundaki cilde sürülen ilaçları da yemeye çalışmıyoruz.
Neden kozmetikler için böyle bir iddia var ben anlamıyorum açıkçası.
Sadece pazarlama olduğunun bir kanıtı daha bu bence.
Hatta şöyle bir örnek de vereyim.
Hepimizin evinde bulaşık deterjanı veya çamaşır suyu var.
Bu ürünler cildimize zarar verebilecek, alerjik reaksiyona sebep olabilecek ürünler.
Ama ben eldiven takmadan bu ürünlerle bulaşık yıkayan da gördüm, temizlik yapan da gördüm.
Yani bunların zararlarını görmezden geliyoruz ama yenilebilir kozmetik falan almak istiyoruz.
Burada bence durup kendimize sormamız gereken bir soru var.
Sizce de öyle değil mi? Evde yapılan ve yenilebilir kozmetik ürünlere gelecek olursak da birkaç tane ipucu ve dikkat edilmesi gereken noktadan bahsedeceğim.
Bu tarz ürünlere bir noktaya kadar güvenebiliriz.
Çünkü birçok risk var.
Mesela iritasyon veya kızarıklık riski var.
Yenilebilir ürünler kullanıyorsak aktif miktarını ölçemiyoruz.
Bu da iritasyona veya değişik problemlere sebep olabiliyor.
Yani evimizde laboratuvar olmadığı için ürünün içindeki aktif madde miktarını da kontrol edemiyoruz.
Limon suyunu sıkıp onu kullanıyoruz.
Ya da ne bileyim salatalık kesip gözümüzün üstüne koyuyoruz falan filan gibi.
Bunun dışında enfeksiyon riski de var maalesef.
Çünkü mikrobiolojik üreme olabilir ürünlerde.
Çünkü su içeriyor.
Ve genelde bu ürünlerin içine koruyucu koymuyoruz.
Direkt yapıp yüzümüze sürüyoruz veya işte bir hafta iki hafta dolapta saklıyoruz.
Ama ilk başta ürünün içinde mikrop var mı yok mu bunu asla kontrol edemeyiz.
Çünkü hijyenik üretim ortamlarında üretilmiyor.
Havadan bile mikrop geçebilir onun içine ve üremeye başlayabilir yani.
Bu yüzden bu da bir risk arz ediyor doğruyu söylemek gerekirse.
Susuz ürünlere gelecek olursak mikrobiolojik üreme ihtimali çok daha düşük ama sıfır değil.
Evimizde de mikrobioloji laboratuvarı olmadığına göre ürünleri kontrol edip mikrobiolojik testler yapıp zararlı bakterilerin mikropların üremediğinden emin olamıyoruz.
Bununla birlikte yaptığımız ürünün son kullanma tarihini de belirleyemeyiz.
O yüzden çok fazla ürün üretemiyoruz.
Haftada bir veya iki haftada bir hazırlamak gerekebiliyor.
Bu da bence hiç pratik bir şey değil.
Yani düşünsenize haftada bir mutfağa girip kozmetik ürünlerinizi hazırlamanız gerekiyor.
Ben asla yapmazdım yani üşenirdim.
2-3 hafta sonra salardım.
Son olarak da yaptığımız ürünün pH'ini ayarlayamıyoruz.
cildin pH'ine uyumlu olmayabilir o yüzden.
Yani evinizde tabii pH ölçülen küçük kağıtlardan varsa o zaman kontrol edebilirsiniz ama kimin evinde var bundan?
Yalan söylemeyin şimdi.
Demek istediğim illa bir şeyler yemek istiyorsak antioksidan, vitamin ve mineral açısından zengin yiyecekler tüketerek hem cildimize hem de sağlığımıza destek olabiliriz.
Kozmetiklerimizi yememize gerek yok.
Sadece cildimize sürelim.
Bize faydalı olması için de kozmetiklerimizin yenilebilir olmasına gerek yok.
Biraz da kozmetik üreticilerine güvenelim.
Çünkü arka planda gerçekten çok fazla çalışma ve emek var.
Bunları göremeseniz bile gerçekten de bu endüstrinin içinde olarak söylüyorum.
Bana güvenin. Evet beybilerim bir bölümün daha sonuna geldik.
Umarım bu bölüm hoşunuza gitmiştir.
Eğer beğendiyseniz arkadaşlarınızla paylaşmayı, beni takip etmeyi unutmayın.
Bölümü kapatırken sizi şu soruyla baş başa bırakmak istiyorum.
Evinizde koruyucusuz kontaminasyon açısından emin olamayacağınız koşullarda mı kozmetiklerinizin yapılmasını tercih ederdiniz?
Yoksa bunun için özel olarak tasarlanmış, ayrıca gerekli kontrollerin yapıldığı bir ortamda üretilen bir kozmetik ürün mü kullanmak isterdiniz?
deyip size iyi haftalar diliyorum.
Gelecek pazartesi görüşürüz.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
