
Kimyasallardan Korkmalı mıyız? Parabenler, Sülfatlar ve Fitalatlar
20 Ocak 2025 · 15 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
"Kozmetik dünyasında 'zararlı kimyasallar' olarak damgalanan parabenler, fitalatlar ve sülfatlar hakkında ne kadar doğru bilgiye sahibiz? 🤔💭 Medyanın yanlış yönlendirmeleri ve bilgi kirliliği, bu bileşenler hakkında yaygın korkuları nasıl şekillendiriyor? 📺🚫 Bu bölümde, kimyasal korkularının ardındaki gerçekleri açığa çıkarıyor ve tüketici olarak kime güvenmemiz gerektiğini tartışıyoruz 🛒💡
---
Beni Instagram'dan takip et: Kozmetik Sırları ---
Bölümü beğendiysen eğer, arkadaşlarınla paylaş, Instagram’a yorum bırak, hatta merak ettiğin şeyler varsa DM yolla 💌
---
Referanslar için:
https://linktr.ee/kozmetiksirlari_podcast
---
Bu bölümde #reklam veya iş birliği yoktur.
---
Kısımlar:
(00:00) Giriş
(01:00) Parabenler
(06:52) Fitalatlar
(10:03) Sülfatlar
(13:46) Kapanış
Transkript
Bugün kozmetik ürünlerde ara ara gündeme gelen, skandal yaratan bazı içeriklerden bahsedeceğiz.
Kozmetik Sırları'nın 34.
bölümüne hoş geldiniz.
Her zamanki gibi ben Eylül, ailenizin kimyacısı.
Aramızda kalsın ama şu an bu bölümü kaydetmek için sevgilimi odadan kovdum.
Yan odada gitsem video izle dedim.
Yoksa arka planda oyun oynuyordu ve tuş sesleri falan geliyordu.
Umarım bana çok kızmamıştır.
Hızlıca kayıt almaya çalışacağım.
Gerçi bütün kayıtlarım 1 saat civarı sürüyor ama belki bu daha kısa sürer.
Çünkü size anlatacak çok şeyim var.
O zaman uzatmadan başlayalım.
Ne dersiniz? Bu bölümün ilk starı Parabenler.
Biliyorsunuz Parabenler sürekli gündeme geliyor.
Bakalım Parabenler medyaya nasıl yansıyor?
Şöyle bir Google aratması yaptım.
Parabenlerin zararları falan filan diye.
Birçok haber sitesinde bulduğum şeyleri söylüyorum.
Ne demişler efendim?
Zehirli, toksik, cildi hassaslaştırabilir.
Ondan sonra alerjik reaksiyonlara neden olabilir.
Ayrıca parabenler vücudumuzdaki östrojen hormonunu taklit edebiliyormuş.
Ve meme kanserli hastaların meme dokularında da parabenler saptanmış.
Aslında medya kurumları bu tarz başlıklar atarken gerekli kişilere danışmıyorlar.
ya da danıştıkları kişiler aslında o alanda uzman olmuyor.
Ne demek istiyorum?
Mesela parabenler hakkında araştırma görevlisi birine fikir danışmak yerine gidip bir doktora fikir danışıyorlar.
Doktor da o konuda uzman olmadığı için, araştırmaları yapmadığı için, parabenler hakkında yeterli bilgiye sahip olmadığı için paylaştığı bilgiler de yanlış olabiliyor.
Yani genelde böyle oluyor zaten.
Peki bu bilgi kirliliği ne zaman başladı?
Aslında 2000'li yıllarda yapılan araştırmalarda parabenlerin endokrin bozucu olabileceğinden bahsedilmeye başladı.
Bunun dışında 2004'te yayınlanan Dr.
Philippa Darbr isimli araştırmacı meme kanseri tümörlerinde paraben tespit etti.
Ama burada konteks çok önemli.
Elinin altındaki kanserli meme dokularını alıp içinde paraben bulmuş.
Peki karşılaştırabileceğimiz sağlıklı meme dokuları veya herhangi bir insan dokusu var mı?
Yok. Yani karşılaştırmadan kanserli meme dokularında paraben tespit ettim demiş.
E tamam sen bunları tespit ettin ama kanserli her dokuda paraben vardır veya paraben kansere neden olur diyebilir miyiz?
Tabii ki de diyemeyiz.
Çünkü iki olay arasında korelasyon olması bir olay diğer olaya neden olur demek değil.
Nasıl yani? Şimdi örnek veriyorum.
Şimdi iki random olay düşünelim.
Yazın dondurma satışları artıyor.
Aynı zamanda boğulanların sayısı da artıyor.
Peki ikisi de arttığına göre dondurma yemek boğulma oranlarını artırıyor diyebilir miyiz?
Tabii ki de diyemeyiz.
Çünkü ikisi arasında bir bağlantı yok.
Paravenler için de...
tam olarak aynı şeye geçerli.
Umarım aradaki farkı anlamışsınızdır.
Verdiğim örnek pek mutlu bir örnek değil bol mu falan ama anlamadıysanız bana DM atın bu arada.
Daha farklı bir örnekle anlatmaya çalışırım.
Peki o zaman niye endokrin bozucu diyoruz?
Hadi bunu da açıkla Eylül.
Derseniz onu da açıklayayım.
Parabenlere dümdüz endokrin bozucu demek hiçbir şey ifade etmiyor aslında.
Çünkü doğada bulduğumuz doğal şeylerde de östrojenik aktivite gösteren şeylerle karşılaşıp biliyoruz.
Paraben'in östrojenik aktivitesini doğal östrojenle kıyasladığımızda etkisi 10.000 kat daha az.
Yani anlayacağınız vücudumuzda bulunan östrojen hormonu parabenle kıyaslandığında 10.000 kat daha güçlü bir etki gösteriyor.
Parabenler gerçekten çok uzun süredir kozmetiklerde kullanılan koruyucular hakkında yüzlerce araştırma mevcut ve bu araştırmalarda bilerek yüksek dozlarda farelere veriliyor.
Bu yüksek dozlarda hangi dozun güvenli bir şekilde kullanılabileceğini anlamaya yarıyor.
Yani öyle medyanın size dayattığı gibi parabenler özellikle kozmetiklerde kullanılanlar öyle korkulacak bir şey değil.
Birçok düzenleyici kurum kozmetikler için belirlenen parabenler için önerilen kullanım miktarlarında insanlara bir zararı olmadığı konusunda hemfikir.
Ayrıca da Avrupa Birliği'nde kozmetik ürünlerde kullanılan paraben miktarı %0.3 ile sınırlı.
Bunu bir hayal edelim.
Bir kilo ürün olduğunu düşünün.
Mesela bir kilo ununuz var elinizde.
Bu bir kilo unun içerisinde sadece 3 gram paraben bulunuyor.
Bir çay kaşığından daha az yani.
Çünkü bir çay kaşığı 4 gram ediyor.
3 gram olduğuna göre gerçekten çok çok küçük bir miktar.
Ve biz bu küçük miktar için parabenlerden kaçıyoruz.
Çünkü bize bunları dayatıyorlar.
Ayrıca şu anki temiz içerik modasından dolayı ürünlerdeki koruyucu sistemlerde etkili olmadığı için ürünlerde bozulma görülebiliyor.
Bu da gerçekten tüketiciler için tehlikeli.
Hatta geçen gün Çisem Çakır'ın TikTok profilinde Rode markası hakkında bir paylaşım gördüm.
Rode'un dudak ürünlerinde küf kokusu varmış.
Gittim içerik listesine baktım.
Doğru düzgün bir koruyucu göremedim yani.
Ürün su bazlı değil.
O yüzden su bazlı olmadığında buzulma ihtimali biraz azalıyor.
Ama sadece antioksidan var içerisinde.
Hani yağları korumak için falan.
Öyle elle tutulur bir koruyucu göremedim valla.
O yüzden gerçekten bozulmuş olabilir yani.
Neyse sonuç olarak demek istediğim bütün bu pazarlama taktikleri, temiz içerik, kimyasalsız, paraben, SLS bilmem ne içermez iddiaları sadece bir pazarlama taktiği.
Bütün kozmetikler aynı yasalara tabi.
Bütün kozmetiklerin güvenli olması gerekiyor.
Ve şu anda parabenler aşırı kötü görüldüğü için artık kozmetik üreticileri doğru düzgün bir koruyucu sistem kullanamaz oldu.
Beni başından beri dinliyorsanız koruyucuların da ürünlerde mikroorganizma üremesini engellediğini biliyorsunuzdur.
E tabi koruyucularımız da işe yaramazsa ürünlerimiz bozulur, mikroorganizma üremesi olur ve bir takım problemlere neden olabilir.
Kısa bir ara verelim sevgili kozmetik severler.
Kozmetik dünyasında doğru bilinen yanlışları öğrenmeye devam etmek için beni takip etmeyi unutmayın.
Eğer bu bölümü beğendiyseniz diğer bölümlerime de göz atmayı unutmayın.
ve yeni bölümlerden haberdar olmak için abone olmayı ihmal etmeyin.
Ayrıca içerik okuma alışkanlıklarınızı geliştirip bilinçli bir tüketici olmak istiyorsanız beni sosyal medyadan da takip edebilirsiniz.
Böylece güzellik rutininizde gerçekten ne kullandığınızı daha iyi anlayabilirsiniz.
Ay neyse paravanlar hakkında çok konuştum.
İkinci skandalımıza geçelim.
İkinci sırada fitalatlar var.
Google'dan yine arattığımda fitalatların bilinen en önemli zararı tıpkı parabenlerde olduğu gibi hormonal sistemimizin üzerindeymiş.
Kadınlarda ve erkeklerde doğurganlığın devamını sağlayan hormonların işleyişini etkiliyormuş ve doğurganlık sorunlarına neden olabiliyormuş.
Peki fitalatlar nerede kullanılıyor?
Kozmetik ürünlerdeki performansı artırmaya yarayan katkı maddeleri aynı zamanda ojelerde tırnak üzerinde daha esnek bir tabaka oluşmasını sağlıyor.
Ayrıca saç spreylerinde de esneklik kazandırıyor.
Hani o saç spreyi sıktığımızda kalıp gibi bir görüntü olur ya işte onu azaltmaya yarıyor.
Ayrıca parfümlerde de kullanılıyor çünkü parfümlerin kalıcılığını artırıyor.
Peki yasalara gelecek olursak.
Değişik ülkelerin yasaları bu konuda ne yapıyor?
Avrupa Birliği'nde bazı fitolatların kullanımı kozmetiklerde yasak.
Amerika'da da çocuk ürünlerinde fitolat kullanımı yasak.
Ama bu sadece bir önlem.
Kanıtlanan, elle tutulur.
Böyle kesin bir bilgi yok elimizde.
Zaten kozmetiklere gelene kadar vitalatlara çok başka yollardan maruz kalıyoruz.
Yediklerimizden, içtiklerimizden, havadan değişik maruz kalma yolları var.
Kozmetiklerde kullanılan vitalatlar da toksikolojik açıdan değerlendirilmiş vitalatlar ve diğer bütün içeriklerde olduğu gibi güvenli kullanım dozajları var.
Yani anlayacağınız bilim insanlarının ortak kararı kozmetiklerle kullanılan fitolatların güvenli olduğu yönünde.
Burada yine pazarlama devreye giriyor.
Her yerde şu kötü, bu kötü, fitelatlar kanser yapıyor, şunu yapıyor, bunu yapıyor diye duyduğumuz için tüketiciler korkmaya başladı.
E tabi tüketiciler korkup bu tarz ürünleri almadığı için üreticiler de buna uygun bir üretim şekline geçmek zorunda.
Yoksa tüketicilerin korkularına göre üretmezlerse zaten ürün satamazlar.
Ama bütün bunlar çok büyük bir bilgi kirliliğinin sonucu.
ortaya çıkmış şeyler maalesef.
Şimdi aslında çok daha fazla içeriğe değinmek istiyorum ama 10 dakika olmak üzere.
O yüzden belki bu bölümün ikincisi ve üçüncüsü gelebilir.
Tabii ilginizi çekerse, dinlerseniz, paylaşırsanız, bana geri dönüş yaparsanız devamını çekebilirim.
O yüzden her şey size bağlı.
Dediklerimi yapmayı unutmayın sakın.
Şimdi üçüncü ve son içeriğimiz sülfatlar.
Biliyorsunuz birkaç bölüm önce sülfatlardan bahsettim.
Daha detaylı bilgi isterseniz bundan sonra o bölümü dinlemeyi unutmayın.
Şimdi sülfat yazınca daha çok SLS hakkında bilgiler çıkıyor.
SLS'in en bilinen zararı da ciltte ve gözlerde rahatsızlığa neden olmasıymış.
Cildi tahriş edebilirmiş, kepek ve iltihap gibi sorunlara yol açabilirmiş.
Aynı zamanda da banyoda kullandığımız SLS içerikli ürünler giderler yoluyla yer altı sularına karışarak çevreye zarar verebilirmiş.
Son madde hariç hiçbirine katılmıyorum.
Son maddeye de kısmen katılıyorum.
Çünkü SLS biyolojik olarak parçalanabiliyor.
Yani doğada toksik olmayan bileşiklere ayrışabiliyor.
Bu da çevreye zararlı olmadığını gösteriyor.
Ama bazı durumlarda yeterince seyreltilmeden su yollarına atıldığında bazı su canlılarına zararı olabiliyormuş.
Bunun dışında bir de dioksandan bahsediliyor.
Sodium loret sülfat üretiminde kullanılan ve bir işlem sırasında ortaya çıkan 1,4-Dioxan isimli yan ürün kanserojen olabilir diye yazmışlar.
O zaman biraz Dioxan'dan konuşalım.
Avrupa Birliği'nin kozmetik yasasına göre üreticiler piyasaya sürdükleri ürünün güvenliğinden emin olmak zorunda.
Yani üretilen kozmetik ürünlerde kullanılan içeriklerin dozajları insanlarda sağlık sorunlarına, kansere, endokrin bozukluğuna vs.
sebep olmamalı demek.
E bu zaten böyle.
Medya saçma sapan bilgiler paylaşmasa zaten kozmetik ürünler güvenli bir şekilde üretiliyor.
Kullanılan bütün içeriklerin toksikolojik değerlendirmesi yapılıyor.
Peki şimdi Dioxan'a dönecek olursak.
Dioxan... eseliyeste yani sodyum, loret, sülfatın içinde impürite olarak bulunuyor.
Yani impürite.
Yani gerçekten çok çok çok çok çok az bir miktarda bulunabiliyormuş.
Zaten aldığımız, yediğimiz, gidiğimiz yani üretilen her şeyin içinde impürite bulunması kaçınılmaz.
Avrupa Birliği de dioksan miktarının kozmetik ürünlerde en düşük seviyede bulunması gerektiğini belirtmiş zaten.
Ayrıca FDA'in de bazı kuralları var.
10 ppm miktarına geçmemesi gerekiyormuş kozmetik ürünlerde.
Yani anlayacağınız bu kadar düzenleyici kurum varken, bunları kontrol ederken, toksikolojik değerlendirmesini yaparken birinin çıkıp da şu üründe dioksan var, kanserojen,
şunu yapar, bunu yapar demesi hiçbir şey ifade etmiyor.
Birisi size böyle bir şey derse sorgulayın.
Veya önünüze böyle bir haber çıkarsa, böyle bir şey görürseniz sosyal medyada gerçekten dediklerinizi sorgulayın.
Bir şey için zararlı derken dozajını paylaşıyor mu?
Maruz kalma yollarını paylaşıyor mu?
Ne kadar sürede zararlı oluyor?
Bu tarz birileri paylaşıyor mu?
Yoksa sadece boş boş konuşuyor mu?
Bunu kendinize sorun bence.
Neyse demek istediğim bunlar beni yoruyor gerçekten.
Bu arada hani doğal kozmetikler yalan kaka bilmem ne falan demek istemiyorum tabii ki de.
Sadece doğal kozmetik alırken doğal olduğu için almayın sadece.
Beğendiğiniz için alın.
Dokusu güzel olduğu için alın.
İçerisinde yenilikçi maddeler kullanıldıysa onun için alın.
Hani doğru nedenler için alın.
Bir korkuyu beslemek için doğala yönelmeyin bence.
Evet, bu bölümün de sonuna geldik.
Umarım işinize yaramıştır.
Elimden geldiğince sizi bilgilendirmeye çalıştım.
Bölümüm hoşunuza gittiyse çevrenizle paylaşmayı unutmayın.
Instagram'dan da bana mesaj atarsanız çok sevinirim.
Sizinle konuşmayı, bir şeyler paylaşmayı çok seviyorum biliyorsunuz.
Ayrıca çok hoşuma gidiyor. O yüzden korkmayın, gelin.
Evet o zaman hepinize çok güzel bir hafta diliyorum.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Bildiğiniz gibi her pazartesi saat 7'de yeni bölüm geliyor.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
