
Hülya Uraz’ın Kozmetik Sırları: Hikayesi, Favorileri ve Daha Fazlası
17 Mart 2025 · 57 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Kozmetik Sırları’nın üçüncü konuğu: Hülya Uraz! 🤩
Sayfasını keyifle takip ettiğim Hülya ile bu bölümde bir araya geldik ve sosyal medyaya başlama hikayesinden favori marka ve ürünlerine, hatta güneş kremi kullanma alışkanlıklarına kadar birçok konuyu konuştuk! 💅🏻 Hem eğlenceli hem de bolca ipucu içeren bu sohbeti kaçırma!
---
Hülya’yı takip et: https://www.instagram.com/hulyauraz_?igsh=dDhhbzNpbXpoNzU3
---
Beni Instagram'dan takip et: Kozmetik Sırları
---
Bölümü beğendiysen eğer, arkadaşlarınla paylaş, Instagram’a yorum bırak, hatta merak ettiğin şeyler varsa DM yolla 💌
---
Referanslar için:
https://linktr.ee/kozmetiksirlari_podcast
---
Bu bölümde #reklam veya iş birliği yoktur.
---
Kısımlar:
(00:00) Giriş
(01:14) Bize Biraz Kendinden Bahseder Misin?
(05:07) Seni Güzellik Dünyasına Çeken Şey Neydi?
(15:01) Güzellik Kelimesi Senin İçin Ne İfade Ediyor?
(17:15) Favori Ürünlerin Sık Sık Değişiyor mu?
(21:38) Makyaj Çantanı Boşaltsam En İlginç Ne Bulurum?
(24:04) Hayatının Sonuna Kadar Tek Bir Marka Seçmek Zorunda Olsan Hangi Marka Olurdu?
(27:43) Tatilde Sadece El Çantandaki 3 Ürünle Kalsan Hangileri Olurdu?
(32:07) Cilt Bakımında Yanlış Yaptığın Bir Ürün veya Rutin Oldu mu?
(37:44) Bizimle Bir *Guilty Pleasure*’ını Paylaşır mısın?
(40:10) Sosyal Medyada Saçma Bulduğun Bir Trend Var mı?
(44:09) Sence Sosyal Medyada Güzellik İçerikleri Üretmenin En Zor Yanı Ne?
(52:21) Güzellikle veya Hayatla İlgili Verebileceğin En Önemli Tavsiye Nedir?
Transkript
Merhaba Kozmetik
Sırları dinleyicileri. Bugün üçüncü konuğumla karşınızdayım.
Hülya Uraz konuğum olmayı kabul etti bugün.
Hoş geldin Hülya. Belki biliyorsunuzdur Skin Republic eski adıyla şimdi de Hülya Uraz diye bir Instagram hesabı var ve tabii ki de güzellikle cilt bakımıyla ilgileniyor.
Hoş geldin. Merhabalar.
Öncelikle ben... Teşekkür ederim bu nazik davetin için.
Hoş buldum. Nasılsın? Umarım iyisindir.
İyiyim. Teşekkür ederim. Sen nasılsın?
Ben de çok teşekkür ederim kabul ettiğin için.
Rica ederim. Çok memnun oldum.
Çok da heyecanlıyım. Bu benim ilk podcast kaydım olacak.
Şükür yani iyiyiz. Toparlandık.
En son görüştüğümüzde çünkü ikimiz de bir hastalık durumları geçirdik ama şu an iyi görünüyoruz.
Çok şükür. Evet evet. Şu an hastalığın sonlarındayız.
Evet birkaç kere iptal etmemiz gerekti falan ama sonunda başarabildik.
Aynen çok şükür.
Sağlık olsun diyelim.
Evet. Peki Hülya'cığım bize biraz kendinden bahseder misin?
Ben Hülya. Çoğu aslında sayfamı daha önce kendimle ilgili görsel paylaşmadığımdan dolayı Skin Republic olarak tanıyor olabilir.
Sonrasında artık kendi görsellerimi ve kendi adımı soyadımı paylaşarak da hani daha böyle şeffaf bir durumu aldım sayfamı.
Hemşireyim. Anneyim.
Şu anlık aktif olarak kendi mesleğimi yürütmesem de yaklaşık bir 10 yıldır kendi mesleğimi icra ettim.
Sonrasında kariyer değişikliği demeyelim de durup düşünmem gereken bir dönemde olduğumu hissediyorum.
31 yaşına gireceğim gelecek ay.
Sanırım hani onun da etkisiyle bir izne ayrıldım.
Aktif olarak çalışmıyorum ama cilt bakımıyla ilgili ortalama bir 5 yıldır Instagram ağırlıklı olmak üzere içerik üretiyorum.
Yani böyle özetle paylaşarak kendimden bahsedebilirim.
Teşekkür ederiz. Bu arada 30'lu yaşların başlarında falan bu tarz sorgulamalar herkese oluyor.
Evet. Şimdi bana da oldu yani 24 yaşındayım.
Gerçekten çok haklısın.
Hani bir dur demekle, ara vermekle biraz düşünmek insana çok yardımcı oluyor bence gerçekten.
Aynen öyle. Aslında mesleğimi de seviyorum açıkçası.
Hani zor bir meslek olmasına rağmen ama bir noktada hani Japonların iki gay diye.
böyle tabir ettiği cümleyi hani severek yapmak istediğim şeyleri biliyordum.
Fakat bunlara zaman ayıramıyordum.
Yahut ayırdığım zaman ya da işte emek vermelerim vs.
beni tatmin edecek bir düzeyde değildi.
O yüzden hani istedim ki birazcık zaman ayırayım, tamamıyla buna zaman ayırayım ve ne olacağını göreyim.
Hani bu izne gerçek anlamda ihtiyacım vardı.
Şu an tekrardan mesleğime döner miyim, dönmez miyim bilmiyorum ama şu an süreçten memnunum.
En azından daha geniş çapta araştırmalarımı yapabiliyorum.
En azından çocuklarıma daha rahat zaman ayırabiliyorum.
Çünkü ya da kendi uykuma diyeyim.
Çünkü hemşire arkadaşlar ya da sağlık alanında çalışanlar...
takdir edecektir ki çok zor.
Hem çalışıp hem kendi hobinize zaman vermek.
Gerçekten öyle. O yüzden yani buna ihtiyacım vardı.
Dediğim gibi şimdilik süreçten memnunum.
Bakalım nereye gidecek yol.
Yani şu anlık sakin bir şekilde akışa bıraktım kendimi diyebilirim.
Çok iyi yapmışsın.
Bence çok doğru bir karar olmuş.
Ayrıca bu cesaretin içinde seni tebrik ediyorum.
Yani herkes böyle bir karar alıp biraz hani yavaşlayayım, durayım, düşüneyim demeye.
Cesaret edemiyor gerçekten. Aslında evet ya bu bir noktada aslında cesaretle alakalı ama ekonomik kaygılar da önemli.
Hani bu beklentiniz ve hayat standartlarınız...
Yani düşürebilmek, bazı şeyleri göze alabilmek, bazı şeylerden feragat edebilmek gibi noktalar da var.
Ama bunu yapmak zorundaydım.
Çünkü ileride pişman olmak istemiyordum.
Hani dediğim gibi belli bir yaştan sonra artık ortalama neden pişman olup nereden olmayacağınızı tahmin edebiliyorsunuz.
Ve hani dedim yani ayağımı yorganıma göre uzatırım.
Bir müddet hani düzenli maaşa alıştıktan sonra izinde o boşluğa düşsem de.
Ve kendime zaman ayırırım.
En azından ilerleyen dönemde ya bunu yaptım zamanım.
Ama ayırdım diye, pişman olmam diye düşündüm.
Hani böyle düşüncesi olanlar varsa eğer, hani öneri değildir tabii de, o boşluk hissi illaki oluyor.
Ama birazcık da hani akışa bırakmaları ve gerçekten ellerinden gelenin en iyisini yapmaları.
İleride pişman olmamak adına en azından insanı rahatlatıyor.
Böyle diyebilirim bu süreçle ilgili olarak.
Çünkü biliyorum bu sürekli işe git gel döngüsünden sıkılıp ya ben neyden hoşlanıyorum, nasıl bir şeyle ilgilenebilirim, onunla ilgili bir iş yapabilir miyim düşünceleri hepimizde var.
Bu da benim sürecim aslında.
Aynen öyle. Belki dediklerin birilerine...
Nasihat değildi. Deneyim aktardın.
Deneyimini aktardın ve insanlara iyi gelebilecek bir şey.
Sıradan memur olarak kendi deneyimi aktardım diyebilirim.
Peki Hülya, 5 senedir içerik üretiyorum dedin.
Seni güzellik dünyasına çeken şey neydi?
Bu yolculuğa başlama hikayeni bizimle biraz paylaşır mısın?
Aslında bu yolculuğa başlamak demeyelim de beni iten bazı dermatolojik sıkıntılar vardı.
Ve bunlar hani estetik kaygılardan ziyade...
Genetik aktarım diyelim.
Sevgili annemden geçen, onun da işte kardeşlerine var bu durumlar.
Bazı dermatolojik tanı almış rahatsızlıklarda.
Örneğin işte saçlarımdaki egzemam, cildimin aşırı kuru olması, atopik bir vücuda sahip olmam, sürekli kaşıntı, kepek vs.
Bunların işte bende yarattığı bazı rahatsızlıklar, sürekli yenilenen kısır döngü vs.
Bunlara bir çözüm arayışındaydım.
Ve genellikle duala yöneldim.
Annemin de yönlendirmesi itibariyle.
Zeytinyağları, pirinç unları vs.
vs. Herhalde herkes hayatının bir döneminde böyle şeylere yöneliyor.
Aynen. Ama sonra işte liseyi bitirdik vs.
O zaman birazcık işin içine artık estetik kaygılar da eklendi.
Bir işte cildim daha güzel görünsün.
Ya işte şu saçım hart hart kaşınmasın vs.
gibisinden sonra araştırma...
Kısmında işte kim ne önerirse onu yapma durumu vardı ilk zamanlar.
Çünkü henüz araştırma vesaire gibi bir merakım yoktu.
Bir an önce o şikayetlerden kurtulmayı istiyordum.
Sonrasında işe yaramayıp benim gibi işte cilt mikrobiomu hassas olan insanlarda daha da ters tepkiler yaptığı için bu doğal tarifler.
Bunu fark edince ve işte o dönem...
Aynı dönemde izlediğim Kore dizilerinin de etkisiyle, onların o cam, işte glass skin görüntüsünün de etkisiyle ya dedim ben de artık kozmetik ürünleri kullanayım.
Hem daha işte reklamların, insanların önerilerinin söylediğine bakacak olursak çoğu şikayetim ortadan kalkacak bir ürünle.
Gözü kapalı kim ne öneriyorsa o ürünü almaya başladım.
Ve bir süre sonra fark ettim ki onlar da tek başına işe yaramıyor.
Çünkü aslında cildime uygun ürün seçmeyi bilmiyordum.
Hani dediğim gibi kim ne önerirse onu alıyordum.
Çok ürünüm öyle kenarda kalmıştır.
Çok param zayi olmuştur o şekilde.
Aynen evet benim de gerçekten.
Çok üzücü bir durum bu yani.
Öyle hani birine verebileceğim bir şey de değil.
Çünkü hani bir miktar kullanmışsın etmişsin öyle bir yerlere kullanıp bitirebileceğim bir şey de değil.
Hani şu şampuanını beğenmezsin balkon yıkarsın ya.
O hesap bir şey de değil yani.
Evet. Hani bu şekilde değerlendirebileceğim bir şey de değil.
Sonrasında işte o Kore dizilerinin beni tetiklemesiyle dedim ki ya acaba iş Kore kozmetiğinde mi?
Tabii o zamanlar Türkiye'de çok fazla marka yoktu yani.
En eski markalar yani marka verebiliyor muyuz bilmiyorum ama Misha ve Limonyan vardı.
Bir de Skin79 markası vardı.
The Face Shop falan vardı. Oralardan bir iki ürün aldım.
Evet evet hatırlıyorum. Evet değil mi?
Hani onların bir iki böyle ürünü vardı.
BB kremleri falan ilk gelmişti.
Oradan bir iki ürün aldım.
Ama nasıl mutluyum işte.
Kadramalardaki gibi olacak cildim.
K-pop falan da dinliyorum.
Böyle bir kız grubu var Girls' Generation diye.
Fosiller, cinazorlar bilir.
Çok tatlı ya. Onların da fanıyım falan.
İşte Super Junior var, Shine var falan.
Allah'ım diyorum cildim onlarınki gibi olacak falan.
O kadar eminim yani işte.
Böyle bir saflık yani.
Çok tatlı. Tabii yaş 18 falan işte o zamanlar.
Sonra dedim ki işte geldi kullanıyorum falan ama yok.
Hani BB kremi sürüyorum.
Çok güzel BB kremi ama altta gözenekler, siyah noktalar işte bir şeyler duruyor.
Hani yıkayınca tekrardan o görüntüyle karşılaşıyorum.
Bir noktada bunu kabullenmem gerektiğini, bunda cildin bir döngüsü olduğunu bilemeyecek toyluktayım tabii.
Hani bu olgunluğa vesaire eşememişiz haliyle.
Estetik kaygı da işin içine dahil olunca dedim ki yok ne koresi ne dermokozmetiği.
Benim kendi cildimi tanımam lazım ya da bana yarayan ürünü bulmam lazım.
O dönemler işte bir yandan diyette yaptığım kalori hesabı işte aman zayıflıyım da neyde ne kadar hangi içerik var, şunda ne kadar kalori var hesabını ben...
Birazcık cilt bakım ürünlerine evrilttim diyebilirim.
Aynı şekilde cilt bakım ürünün içerisinde ne var?
Mesela atıyorum işte şu yemekte ne kadar kalsiyum var, ne kadar şu var derken şu üründe, şu kremde ne var olayına evrildiği iş.
Mesleğim gereği bazı içerikler tanıdık geliyordum.
Çünkü aynı içerikler ilaçlarda da kullanılıyordu.
Sonra ben bunun dermatolojik kısmını araştırmak zorunda olduğumu fark ettim.
İş böyle devam ederken ben bunun bayağı hoşuma gittiğini, bayağı bunu yaparken zevk aldığımı, yeni şeyler öğrendikçe ve öğrendiklerime kendime uygun ürün seçip o ürünün de işe yaradığını gördükçe bayağı mutlu olduğumu
gördüm. Ve dedim ki aferin ya hani bazı bir şeyleri başardık bir noktada ve daha fazla şey öğrenmek istediğimi fark ettim.
Sonrasında işte okul hayatı devam ederken sonra işte mesleğe atandım.
Hemen ben mezun olduktan sonra hemen atandım.
O zaman işte mesleğimi yaparken ve maddi olarak bir tık daha özgürleştikten sonra ben bildiğiniz maaşın dörtte birini bu işe yatırmaya başladım.
Tabii deniyorum, çevreme denettiriyorum.
Ondan sonra çevremde mümkün olduğu kadar bununla ilgili bir eğitim varsa, işte bir kitap varsa, bir şey varsa ulaşabileyim.
Bunlara erişmeye çalışıyorum.
O dönemler YouTube'da şey var.
Get It Beauty diye Kore'nin bir güzellikle alakalı tamamen.
İşte dermatologların çıkıp anlattığı programlar var.
Onları dinliyorum. Bayağı olayın içine kendimi kaptırdım.
Sonrasında 2017'de evlendim.
Evlendikten yaklaşık iki yıl sonra, 2019'da bu sayfayı açtım.
Ve açtığımda Kore Kozmetik'te en sevdiğim markalardan biridir.
The Natural Republic.
Şu an pek görmesek de popüler olmasa da ya bilmiyorum Kore'de belki de hala popülerdir.
Oradan esinlenerek sayfamın adını Skin Republic yapmıştım.
Sonrasında tabii o zamanlar kendime paylaşmıyorum.
Çünkü bir yandan çalıştığım için bir de o zamanlar şeye kaygısı var.
İnsanlar ne der acaba? İşte ya kalkmış cilt bakımı paylaşıyor, krem paylaşıyor, tonik paylaşıyor falan.
Kore kozmetik diyor falan işte.
O kaygı da olduğu için kendimi göstermeden daha böyle kapalı bir sayfa halinde, o zamanlar ismimi sadece Hülya olarak paylaşmıştım.
Sonrasında dedim ki neden daha şeffaf bir...
Hale dönüşmüyor ki bu iş diye düşündüm.
Artık kendi adım soyadımla devam etme kararı aldım.
Çünkü bir noktada Skin Republic diğer bir markanın, bir sanırım maske markasının da ismi olduğu için çok fazla karıştırılıyor.
Aa öyle mi? Evet.
DM'de şunu fark ettim.
Mesela birileri beni etiketlemiş diye bildirim geliyor.
Bir bakıyorum işte PR gitmiş birilerine o markadan ve benim hesabımı o marka diyerekten paylaşmış.
Sonra dedim ki benim bunu bu şekilde çözmem gerekiyor.
E artık kendim de paylaştığıma göre hani resimlerimi, reels'larım, videolarım vs.
ismimi ve soy ismimi kullanın diye düşündüm.
Yani anlayacağın...
İş bu şekilde evrildi.
Şu anki süreçten memnunum.
Hani en azından hala araştırmalarımı devam ettiriyorum ve bunları oradaki minik ama kemik olan kitlemle paylaşmayı da seviyorum.
Bu şekilde devam ediyor. Yani ağırlık olarak Instagram üzerinden devam ediyor.
Çünkü bu zamana kadar dediğim gibi meslek hayatımı, evliliğimi ve çocuklarım var bu arada.
Çocuklarıma ayırmam gereken süre olduğu için herhangi bir sosyal mecraya atılamadım.
YouTube gibi işte diğer kanallar gibi.
Instagram ağırlıklı olarak devam ettim diyebilirim.
Konuşmayı da fark ettiyseniz çok seviyorum aslında.
Tam YouTube'da sanmışım ama gerçekten bu noktada oraya giremedim.
Çünkü farklı sorumluluklarım vardı.
Evet evet anlayabiliyorum.
Yani günlük hayatın koşuşturmasıyla falan YouTube'a içerik üretmek çok zor.
Şurada 20 saniye gerçekten düzenli içerik üretenler.
Evet evet evet gerçekten hani 20-30 saniyelik videolar bile çok zaman alırken böyle YouTube videosunun editini falan düşünemiyorum gerçekten.
Ay evet yani dediğin gibi hani bir dakikalık mesela riyaslara vesaire bile çek, editle, düzenle, metnini yaz işte bir şey var mı ya da işte eski bir riyasını revize et falan onlar bile ciddi
zamanlar alıyor aslında. O konuda ben hani takdir ediyorum düzenli içerik üreticileri.
Evet evet gerçekten öyle.
Ama çok ilginç hani sen üçüncü konuğumsun ve hani ya tamam üç konuk fazla değil ama her kişi şey dedi hani ben böyle hobi olarak başladım, kişisel ilgimdi.
İşte k-dramalardan hani esinlendim falan.
Çisem de öyle demişti.
Yani demek ki o dönemin böyle popüler olan şeyleri bunlardı.
Doğal maskeler yapmak, evdeki şeylerle falan.
Facebook tarifleri hayatımızın önemli bir yerini tutuyordu gerçekten o dönemler.
Hiç unutmam salça maskeleri vardı.
Bildiğin ev salçasının yüzüne sürüyordu.
Gerçekten mi? Yemin ederim yani hiç unutmam.
Çok fena. Çok kötü yani.
Ben de o modaya kapılıp böyle doğal kozmetiklerle alakalı bir kitap almıştım.
Hani evde kozmetik yapmak, yurt maskesi, bal maskesi falan filan diye.
Ay evet evet. İşte hepimizin karanlık dönemleriydi onlar.
Yani bilimsizlik ne zor değil mi?
Evet. Gerçekten utanarak söylüyorum ama hani bu konuda şifa bulmak zorundayım.
Çünkü bununla ilgili eleştiri içerikli postlar ve riyaslar yapmış bir insanım.
İşte şu yüzden uygulamayın, bu yüzden uygulamayın.
Mesela işte pH'dir, mikrobiyom uyumudur vs.
Hani ben de yaptım ama bakın bende böyle böyle sıkıntılara yol açtı gibisinden.
Hani en azından kendimi kayırmayayım yani.
Ben de yaptım. Yani bunu söyleyebilirim açıkça.
Evet evet zaten yapmadan insan anlayamıyor bence.
Daha evet ağzım yandığı için daha net söyleyebiliyorum aman yapmayın diye.
Evet. Peki güzellik kelimesi senin için ne ifade ediyor?
Biraz da bundan bahsedelim.
Ben şimdi balık burcu olduğum için daha çok duygulara ve insanın ruh dünyasına önem veren birisiyim.
Eğer karşımdaki insanın hani davranışında, konuşmasında, ruhunda bir parça güzellik yakalayabildiysem o benim karşımda.
Çok güzel böyle bir insan.
Yani saçları ayrı güzel, gözleri ayrı güzel, eli ayağı ayrı güzel gelir bana.
Hani o direkt fiziksel özellikler yansır ve ben onu güzel görürüm artık.
Ama diyelim ki işte estetik tabirle Barbie bebek gibi birisi ise ve ben onun bazı işte karanlık yönlerini yakaladıysam ya da gördüysem ya da bir başkasına olan tavrını beğenmediysem.
Mesela işte kibir ya da işte kötü davranış vesaire diyeyim.
O zaman tam olarak şu Venom filmindeki gibi.
Onun yüzü direkt çirkinleşmeye başlıyor bende.
Hani direkt bir evrim geçirip böyle çok çirkin görebiliyorum ben onu.
Çünkü dediğim gibi o ruhundaki o karanlık noktayı yakaladıysam bir daha ben ona güzel bir şekilde bakamıyorum.
Hani güzel olması beni bir noktada ilgilendirmiyor artık.
Güzelse kendine güzel deyip geçebiliyorum.
O yüzden güzellik kavramını işte şu renk göz, şu şekil dudak diye tanımlayamam ama güzel bir...
ve mütevazi, sevgi dolu bir ruh diye tanımlayabilirim sanırım.
Tam Balıkburcu tanımı oldu ama böyle benim için.
Evet ama çok güzel anlattın bence.
Ben de katılıyorum söylediklerine.
Bence güzel insanların içlerinin güzelliği dışlarına yansıdığı için güzel oluyorlar.
Yoksa fiziksel güzelliğin, dış görünüşün o kadar önemi yok ki.
Bunlar belki 20'li yaşlarda önemli oluyor ama biz yaşa aldıkça gerçekten neyin önemli olduğunu fark ediyoruz bence.
Bir de o her sene değişen bir şey.
Bir sene işte şöyle kaş moda olur, bir sene şöyle renk saç moda olur.
Yani onu takip edemezsin ama güzel ruh her zaman güzeldir.
Yani o değişmez, hep güzel kalır.
Aynen öyle. O zaman biraz da tavırlarına...
Çok romantik cevaplar veriyorum.
Balık burcu gereği. Balık burcu gereği, evet.
Evet, evet. Benim de erkek arkadaşım balık burcu, hani anlıyorum.
Gerçekten böyle değişik bir perspektiften bakıyor balık burçları bence.
Peki biraz da favorilerinden ve kişisel tercihlerinden bahsedelim istiyorum.
Favori ürünlerin sık sık değişiyor mu yoksa her zaman sadık kaldığın ürünler var mı?
Buna hem evet hem hayır diyebilirim.
Çünkü hem içerik ürettiğim için hem de yenilikçi işte bilimden, teknolojiden faydalanıp içeriğini geliştiren, böyle ileriye taşıyan ürünleri deneyimlemeyi çok seviyorum.
İşte yeni çıkan. Dolayısıyla yeni ürünler deneyimlemeyi seven birisi olarak değişmeyen ürünüm var diyemem.
Çünkü daha iyisini bulursam hemen ona ihanet edebilirim.
Ama şey var mesela bazı kült ürünlerim vardır.
Hani o değişmez.
Mesela ben... Bazı ürünleri zor beğendiğim için bazı aktif içerikleri diyeyim mesela.
C vitamini konusunda sık sık elim her ürüne gitmez mesela.
C vitamini serum markalarım bellidir.
Ya da yağ bazlı temizleyici de elim her ürüne gitmez.
Yani belli markaların belli ürünlerini alırım.
Hatta aynı marka içinde bile belli bir ürünü alırım birkaç seçenek varsa.
Ve cildimin bazen bilinsizce uygulamaların bazen işte hani benim...
kontrolüm dışında gelişen SOS durumlarda kullanacağım onarıcı ürünler vardır.
Hani onları değiştirmem yani o an riske alamam.
Çünkü benim hızlıca toparlamam gereken durumlar varsa ve daha önce deneyimleyip onayladım ya bu ürün gerçekten benim bu sorunumu çözüyor dediğim ürün varsa o stoklu olarak bir köşede hep demirbaş gibi durur yani.
O yüzden aslında duruma göre hem evet hem hayır oldu bu cevap.
Evet evet. Peki bizimle bu demir bağışlarını paylaşır mısın?
Birkaç ürünü hani asla vazgeçemem dediklerini.
Benim asla vazgeçemem dediğim C vitamini konusunda sanırım çok böyle daha böyle farmakolojik mi diyeyim nasıl diyeyim sana.
İlaç firmalarının baz olarak ilaç firmalarının kozmetik markalarının ürünlerini seviyorum.
Mesela işte Japon markası var mesela Rohto.
Pharmaceuticals var. Ve aslında bu bir ilaç firması.
Ama C vitamini ve güneş kremi gibi daha böyle klasik, daha az, sabit, stabil ürünlerde çok az ürünler üretiyorlar.
İç çiğrikleri üretiyorlar. Çok fazla böyle geniş bir aralığa yayılmış değiller.
Ama ürünleri çok başarılı buluyorum mesela.
C vitamini konusunda o. İstin mesela.
Şu an ülkemizde var mı yok mu bilmiyorum ama sanırım yok.
Auriga. mesela.
Endocare mesela ve bu saydığım markaların bir kısmı İspanyol, bir kısmı İtalyan, Fransız değişik böyle ilaç firmalarının kozmetik markalarının ürünleri bende değişmiyor.
Bunu fark ettim. Sürekli işte C vitamini dedin mi, retinol dedin mi elim onlara gidiyor.
Yağ bazlı temsilci olarak da Kore kozmetik markalarından şaşmadığımı fark ettim.
Mesela işte Özellikle Misha'nın şöyle klasikleşmiş, çok güzel, rahat durulanan, arınan yağ bazlı ürünlerini severek kullandığımı fark ettim.
Ondan sonra yine Skin...
79'ın yine bazı ürünleri var ki o ortalama hiç yani inanmazsın belki ama 10 yıldır.
O Salyongoz ürünü mesela ülkedeyse alıyorum onu.
Böyle hani bu SOS durumlarda beğendim.
Gerçekten bak 2011 miydi neydi benim cilt bakımına başladığım yıllar.
Ve o zamanda o markayı ilk hatta belki Kore Kozmetik markam olabilir onu almıştım.
Sonra tekrardan ülkeye geldi yine onu aldım mesela.
Çünkü az çok biliyorum içeriği biraz revize edilmiş olsa.
Güven böyle bir şey galiba.
Fazla ürün sayamadım gibi geldi ama genelde C vitamini, yağ bazlı ürün bir de o SOS ürünler.
Yani genelde bunlar.
Bence gayet güzel ürünler söyledin.
Hatta o dediğin markaları ben bilmiyorum.
Pharmaceutical olduğu için büyük ihtimalle bir de küçük markalar sanırım.
Çünkü merak ettim nasıl yapıyorlar, ne koyuyorlar diye.
Özellikle endokeri falan bakmanı isterim.
Yani çok başarılıdır ürünleri.
Hani azdır, özdür ama çok başarılıdır.
Keşke fiyatlar birazcık daha böyle iyi olsaydı, daha ulaşılabilir olsaydı diye böyle bir hemen araya sıkıştırmadan edemeyeceğim.
Çünkü sevdiğim ürünleri daha böyle düşünmeden almayı istiyorum.
Evet, evet çok haklısın.
Bir de hani euro, dolar falan çok arttığı için o da...
Bir engel daha ekliyor hani.
Ah evet. O yüzden umarım iyiye doğru gider demek istiyorum.
İnşallah. Yani her alanda bir ümidimiz oyunda.
Evet evet gerçekten.
Peki makyaj çantanı boşaltmanı istesem en ilginç bulacağım şey ne olurdu?
Ya da ilginç bulacağım bir şey olur mu sence?
Buna? Yani buna çok çekinerek, utanarak cevap vereceğim ama cidden ilginç olacak.
Ama açıklayacağım yani.
İlginç olacak ama açıklayacağım niçin olduğunu.
Çay kaşığı. Merak ettim şimdi.
Gerçekten mi? Çay kaşığı, evet.
Ya şöyle. Ne yapıyorsun?
Eyeliner çekmek için mi kullanıyorsun acaba?
Aslında göz için kullandığım bir şey yine.
Çay kaşığı kullanmamın sebebi şu.
Benim göz şeklim tam olarak Hold It Ace.
Yani şu aşağı bakan diye değil.
Badem diye de değil ama böyle hafif şu kuyruk kısmı aşağı doğru kıvrık olduğu için hiçbir kirpik kıvırma makası uyum sağlamıyor kirpiklerime.
Yani tüm kirpiklerimi güzelce kıvıramıyorum.
Ama kıvırmayı da istiyorum ki hani o aşağı bakar görüntü ya da yorgun görüntü bir tık böyle ap yani yukarı kaldırayım daha canlı bir görünüm elde edeyim.
Kirpik kıvırma makası yerine çok çok önceden YouTube mu artık bilmiyorum bir yerden görmüştüm böyle çay kaşının böyle o sapıyla kirpik dibine koyup hop diye kıvırıyordu.
Ve ben onu yıllardır uygularım o yöntem.
Bir de kirpime zarar verir.
Hani böyle kirpik kıvırma makasları da böyle kırar gibi kıvırır ya.
Hani bu ne? O şekilde kıvırır.
Çok doğal bir kıvrım veriyor.
O yüzden hani birinin yanına açınca da arkadaşlar direkt çay kaşını böyle ortamlarda eline alıp buraya diye bağırmışlığı vardır yani.
Bir saat bunu açıklıyorum benden.
Ya böyle böyle ben kirpimi onunla kıvırıyorum.
Yoksa göz şeklim olmuyor falan diye.
Ama seviyorum. Hani gizli gizli hep atarım çantama.
Bir yere gideceksem, makyajımı orada yapacaksam falan.
Ay çok iyi ya bence.
Yoktur bence. Bence çok iyi bir ipucu.
Bir de çay kaşığı nasıl kirpikleri kıvırıyor.
Bilmiyorum, anlayamadım.
Yani ben de denemek istiyorum şu an.
Sapıyı, tel kaşığının bildiğiniz sapını böyle kirpik dibime koyuyorum ve parmağımla kirpik dibimi bir diğer taraftan hani o kirpik kıvırma makasının lastiği görevini görüyorum.
Anladım. Ve tutuyorum, hafiften kıvırıyorum.
O şekilde. Hatta bununla ilgili ben bir içerik çekeyim.
Artık ne tepkilerim var. Evet.
Bence de gerçekten.
Ben daha sevdiğim yönünü elde ediyorum böylece.
Bayağı ilginç. Bence sen bunu çek.
Aynen hiç beklemiyordum ve ben de denemek istiyorum.
Çünkü kirpik kıvırcı kullanmayı sevmem.
O yüzden belki benim için uygun olabilir.
Dene muhakkak. Peki hayatının sonuna kadar tek bir marka seçmek zorunda kalsan hangi marka olurdu?
Hayatının sonuna kadar tek bir marka bu bir kozmetik ürün bağımlısı bir içerik üreticisine sorulabilecek en zor sorulardan birisi.
Bence de öyle. Şöyle genel anlamda bir düşündüğümde iki marka arasında kalıyorum.
Birisi dermokozmetik, birisi korekozmetik.
Tebepleriyle beraber açıklamak isterim.
Şöyle ki Avene markasını çok seviyorum.
Hala da kullanıyorum. Avene hem içerik trendini hem de işte teknolojiyi takip eden bir yapıya sahip.
İşte retinal olsun, C vitamini olsun, bakıç yolu olsun.
O yüzden Avene'yi seviyorum.
Yani o olabilirdi.
Eğer onu seçmeseydim de...
Medipil'i seçerdim. Çünkü Kezan Medipil de öyle ve bir tık daha Aven'e göre daha geniş bir ürün yer pahazası var.
En azından bizim ülkemize getirebildiği diyeyim.
Çünkü Aven'in de çok güzel ürünleri var yurt dışında ve bizim ülkemizde olmayan.
Medipil mesela işte sivikül teknolojisi mesela şu son dönemlerde trend olan minik mikropartikül iğneler.
Ondan sonra retinal, sonra işte yeni bitkisel retinol alternatifi bakıç yol, işte alg ya da...
PDRM yani bir sürü içerik sayabilirim.
Hepsini böyle yakından takip edip firmanın kendine göre kendi karakteristik içeriklerini bozmadan sürekli yeniliği de takip ederek ürün çıkartmasından dolayı Medipil'i tercih edebilirdim.
En azından herhangi bir içerikte ya da yeni çıkan bir şeyde gözüm kalmazdı.
Medipil de bunu yapar derdim diye düşünüyorum.
Valla gayet mantıklı bir tercih oldu.
Aynen cevap verebilirim.
Çünkü maymun iştahımı bu şekilde en azından bastırabilirim.
Kozmetik içerik açtığından.
Evet en azından Medipil'in her şeyi yani bütün yenilikleri takip edip ürün çıkaracağından emin olabiliyorsun.
Yani genel anlamda onu gözlemlediğim için o beni en azından tatmin eder diye düşündüm.
Yeni ürünlerde gözüm kalmaz ya da yeni içeriklerde.
Ben de daha önce Medipil markasını denemedim bu arada ama sen çok övdün şu an.
O yüzden ilk fırsatta gidip deneyeceğim.
Benim aslında Kore'de hala gözümün kaldığı bazı markalar var yavaş yavaş geliyor ülkeye.
Medipil de onlardan biriydi.
Ve ilk ülkemize geldiğimde sitenin açılışını gördüğümde kendim hani birazcık bizim ülkemizde fake yani her yerde var, dünyanın her yerinde var bu sahte ürünler, fake ürünler.
Söz konusu olduğu için böyle birden görüp birden önerme gibi bir durumum olmuyor.
Çünkü hani sonuçta küçük de olsa büyük de olsa belli bir kitleyi...
Etkileyebilme, yönlendirme gücünüz oluyor bir noktada içerik üreticilere.
O zaman riske girip böyle küçük bir miktarda sipariş vermiştim.
Ve o zamanlar site daha yeni açılmıştı.
Ürünler geldiğinde, orijinalliğini teyit ettiğimde bu alışverişim devam etti.
Neredeyse sitenin yarısını satın aldım diyebilirim açıkça.
Sonrasında dedim ki gerçekten Kore'de viral olduğu kadar, övüldüğü kadar varmış.
Memnun kalmadığım, çok övülmesine rağmen bende hiçbir işe yaramayan, nötr kalan ürünleri de oldu tabii her zaman.
markanın olduğu gibi. Dediğim gibi yani bu şekilde deneye yanıla favori markalarımdan birisi oldu gerçekten en azından 2024 yılı için, geçen yıl için.
Çok iyi deneyeceğim valla.
Sen böyle çok Kore kozmetikleriyle ilgileniyorsun ama benim pek ilgimi çekmedi şu ana kadar.
Ama bazen takipçilerim de söylüyor işte Kore markası incelemesi yap falan diye.
Biraz senin sayfana bakacağım hani incelediğin ürünlere bakacağım.
Biraz fikrim olsun Kore kozmetiği hakkında.
Şimdi sana biraz eğlenceli bir soru sormak istiyorum.
Bir haftalık bir tatile gidiyorsun ama uçak firması valizini kaybetmiş.
El çantanda olan hangi üç ürünle tatilini geçirmek zorunda kalırdın?
Şimdi bir anne olarak benim el çantamda kendime ayırabildiğim çok da geniş bir alan yok açıkçası ve yanımda pek de kozmetik taşımam.
Ama en azından hem çocukların da güneş kremlerini yenilediğim için güneş kremi net olur.
El dezenfektanı olur.
Covid'den kalan bir şey bize bu.
Evet, aynen. Alışkanlık.
Aynen. Ben meslek itibariyle sürekli zaten kullanıyordum.
Ama Covid de pekiştirdi diyebilirim.
El dezenfektanı olur, güneş kremi olur, bir tane lipgloss ya da dudak yağı olur.
Çünkü çok kuru dudaklara sahibi.
Onun dışında da pek de bir şey olmaz gibi ya.
Gerçekten hani bütün tatilimi artık oteldeki sabunla, şampuanla bir şekilde...
geçinirdim diye düşünüyorum.
Güneş kremimi yenilerdim. O da cilt bakımının en önemli adımlarından birisi.
Bence iyi kurtarırız yine bu şekilde.
Aynen güneş kremi olduğu sürece kurtarılır bence.
Ha bak bir güzel huyum var.
Şey yaparım hani mesela annemde kalma ihtimalim ya da işte o gece kayınvalidemde kalma ihtimalime karşı hani testerlar fazla yağ kaplamıyor ya.
Böyle işte serum, yağ bazı temizleyici, su bazı temizleyiciden zaten siparişlerde geliyor çoğunlukla.
Hemen o çantaya Birer tane tester eklerim.
Bir iki günümü de öyle kurtardık.
Hadi bakalım yani tatil uzamazsa bu şekilde kurtarırız.
Çok mantıklı.
Peki sen de her gün güneş kremi sürüyor musun?
Hani güneş olmasa bile kışın UV endeksi düşük olsa bile her gün sürer misin?
Şöyle bir durum var. Hani ben güneş kremi konusunda ve güneş konusunda baya bir araştırma yapmıştım.
Ben bunu hatta yerli ve yabancı ulaşabildiğim, iletişim kurabildiğim kozmetik firmaları işte ya da kozmetik...
ürünleri üreten kimyagerler, orada çalışan insanlar ya da dermokozmetikle ilgilenen bazı insanlar, eczacılar, dermatologlar, kendi çalıştığım hastanemdeki dermatolog doktorlar vs.
Yani iletişim kurabilip bilgi alabildiğim kadar insanlar.
Bu konuda hakkımdaki fikirlerini vs.
sordum. Yeni yapılan çalışmaları okudum.
Ve kendimce aslında her noktada, her şeyde insanın bir de en son oturup düşünüp kendince aldığı ya ben en iyisi böyle yapayım dediği noktalar olur ya.
Ben de UV indeksini çok sıkı takip ediyorum ve dışarı çıkıp çıkmama durumları da önemli benim için.
Evimin konumu önemli ya da bulunduğum ortamın konumu önemli.
Örneğin ben hastanede çalıştığım dönemde bizim cihazlarımız mesela hastanenin içerisinde kullandığımız cihazlarımızın güneş ışığı almaması gerektiği için herhangi bir cam vesaire durumu yoktu.
Dolayısıyla ben sadece yapay ışığa maruz kalıyordum.
İşe gelirken sabah sürdüğüm ve işte suya dayanıklı yeni nesil filtrelerden üretilmiş güneş kremim ve üzerine ten makyajım hani pigmentten dolayı beni ekstra koruma sağlayacak bir üründen bahsediyorum.
O da olduğu için sadece iş çıkışları yenileme yapıyordum.
Yazın ekstra yenilemeye dikkat ediyordum çünkü sohbetin başında dediğim gibi cildim aşırı derecede lekeye meyilli.
Belki normal bir insanın sivrisini ısırır, o işte yara olur, pembeleşir, geçer.
Benim o bile leke kalıyor.
Yani kabus gibi. O yüzden güneş kremine ben ekstra dikkat ediyorum.
Ama o kışın özellikle evdeysem ve bulunduğum ortama göre UV indeksine göre sürmeye de biliyorum.
Ya da SPF içeren bir nemlendiriciyle durumu geçiştirebiliyorum.
Ama İzmir'de yaşadığım için genel itibariyle dışarı çıkacaksam ve hava güneşliyse UV2'nin üstündeyse sürerim.
Çok güzel bir açıklama oldu bence.
Ben de hani senin dediğin gibi UV endeksine falan dikkat ederek hani sürmeye veya sürmemeye karar veriyorum.
Bir de ben biraz üşengeç bir insanım.
Hani bir şeyi ne kadar böyle hani az ve öz şekilde yaparsam o kadar hoşuma gidiyor.
Aynen evet. Hani böyle on etaplı bir rutin yaparsam kendime onu kesinlikle hani sürdüremem.
O yüzden. Ona göre biraz böyle artılarını eksilerini tartarak karar alıyorum diyebilirim.
En güzeli. Gerçekten sürdürülebilir olması bir şeyin faydasını daha da artırıyor bir noktada.
Ama cilt bakım rutinleri de gerçekten mantıklı da değil, faydalı da değil.
En güzeli sabah bir nemlendirici, bir güneş koruyucu.
Bu kadar basit. Evet, gerçekten.
Hem de zaman kazanmış oluyoruz.
Evet, aynen öyle.
Peki bu zamana kadar yanlış yaptığını veya yanlış uyguladığını fark ettiğin bir rutin veya ürün oldu mu?
Hani böyle doğal maskeleri saymazsak.
O konulara girmeliyim tekrardan.
Ama şununla hiç söyleyebilirim.
Benim bu konudaki en büyük yanlışım, ben bununla ilgili içerik paylaştığım zaman da baya...
tepki almıştı. Ama negatif manada değil.
Sadece bunu söyleyen işte ilk kez böyle bir durumla karşılaşıyoruz.
Bize böyle bir uygulamadan bahsedilmedi.
Normal uygulayabilirmişiz gibi geldi denildi.
Benim gerçekten yanlış yaptığıma fark ettiğim ve sonrasında bunun da sıkıntısını cildimde gözlemlediğim şey IEÇ yani AHA grubu asitleri kullanım şeklimdi.
Hani mesela The Ordinary'den sonra patlayan Ve artık tüm markalarda gördüğümüz şu tek içerik bilmem kaç oran ürünleri.
Ne demek istediğimi anladım bence.
Hani işte %5 glikolik asit tonik, %10 niyetin amak vesaire.
Bunları böyle tek düzeleştirip hepimiz kullanabilirmişiz gibi lanse edildi ya bir dönem.
Şimdi suçu da The Ordinary'e atmış gibi oldum ama gerçekten ondan sonra öyle oldu.
İşte viral olduktan sonra biz de bunun aynısını yapalım mantığıyla ilerlediği için çeşitli markalar hepimiz...
Bir noktada buna maruz kaldık.
Ve ben en büyük hatam dediğim gibi asitlerin kullanımıyla ilgili olduğu hatam.
Mesela şu anda da kendi riyasımda, postumda arka arkaya farklı detaylarını anlatarak bahsettim.
Bunları yanlış kullandığımız için bir dönem sonra da cilt bariyeri onarma ürünlerine yönlendiriliyoruz.
Hani hem kendimiz bozuyoruz bariyerimizi hem kendimiz tekrardan toparlamaya çalışıyoruz.
Çünkü çok böyle burada bu konuyla ilgili konuşmam ne kadar doğru olur bilmiyorum ama asitlerin yüzümüzde...
yıkanmadan kalabileceği gibi bir algısı oluşturuldu.
Örneğin işte %5 iğeçeyi her gün, her akşam pamuklu pede döküp yüzünü sildiğini ve işte bekleyip beklemediğini bilmiyorum mesela.
Hemen ardından normal cilt bakım rutinine devam ettiğini düşün.
Her gün cildini aside maruz bırakıyorsun.
Belli bir pH ve oranda asite.
Dolayısıyla cildinin kendini toparlaması, yenilemesi, bariyerini onarması için bir süre tanımamış oluyorsun.
Bilinçli kullanmadığımız ve benim de yaptığım hata buydu.
Net söyleyebilirim bunu yani.
Sonra bilinçli kullanmaya başladıktan sonra da gerçekten faydasını gördüm.
Özellikle şu hepimizin dert yandığı kolajen sentezi olayında bile faydasını gördüğüm içeriktir yine.
Çok iyi. Peki hata yaptım derken hani çok mu sık kullandın?
Her gün her gün cildine sürdün mü?
Öyle bir şey mi yaptın yani? Nasıl bir hata yaptın?
Önerildiği gibi kullandım. Hatam oydu.
Önerildiği gibi kullandım. Bize ne dediler?
İşte pamuklu pede döküp yüzümüzü silebilirsiniz.
Hayır. Aslında cildimize kalmaması gereken bir içerik.
Örneğin benim için doğru olan kullanım ki gerçekten bu işi bilen işte...
üreten insanlara da danıştığınızda ya da herhangi bir dermatoloğa söyler.
Bu peeling amaçlı, ölü derilerden aranma amaçlı, ciltteki kolajen sentezini artırma amaçlı bir içerik ve aynı zamanda eminimi etkisi de yüksek ve anında olan bir içerik.
Mesela bazı içerikleri kullanıp anında etki göremezsiniz ama bunda anında eksolasyon etkisini gözlemleyebildiğimiz içeriklerden bir tanesi.
Dolayısıyla eğer ben bunu doğru olacak şekilde yani şu şekilde kullansaydım işte pamuk pedime döktüm, kuru cildimi sildim, göz ve dudak çevrem hariç ortalama 15 20 ya da cildimi alıştırabildiğim doğrultuda işte
daha uzun süre tutup duruladıktan sonra cilt bakım rutinime devam etseydim ve onu bir gece ya da işte bilmem kaç saat cildimde kalmasına izin vermeseydim çok daha iyi olurdu.
Benim yaptığım hata buydu ve hala da bu şekilde kullanılıyor.
Hani o yüzden şimdi de...
Valla ben de o şekilde kullanıyorum bu arada.
Ama işte bir süre sonra da hepimiz cilt bariyer olan bir kreman arıyoruz.
Benim yanaklarımda evet genetik bir kılcal damar yatkınlığı vardı yine.
Anneciğimin bana genetik aktarımı ama ben bunu IEÇ ile tetikledim ve daha belirgin hale getirdim.
Anladım. Keşke ben öyle yapmasaydım.
Demek istediğim bu aslında.
İnsan hata yapar, öğreniyor.
Evet, evet. Doğru kullanımını anlatan da çok sevdiğim bazı hesaplar vardı.
İki hesap vardı ve ne yazık ki o iki hesap da artık aktif değil.
Kadın çok güzel bir şekilde, o kadar güzel bir şekilde anlattı ki bunun doğru kullanımı.
Mesela dedi işte çok yüksek oranlıysa örneğin %10 gibi.
Distile suyla bunu seyreltebilirsiniz ama bir noktada bu aslında işin daha böyle kimya, daha o içeriklerin...
pH, pKa olaylarına girdiği için haliyle her insandan böyle bir uygulama bekleyemezsiniz.
Ama keşke en azından kozmetik ürünün kullanım amaçları ve kullanım adımlarını daha net bir şekilde belirtilse.
Hani tek düze üretim yapılıp herkese kullanılabilirmiş gibi lanse etmektense bu şekilde anlatılsa hepimiz de belki de doğru bir şekilde kullanıp daha iyi faydalar elde edebilirdik.
Herkes siyah noktası gitti, öl derisinden arındı diye mutlu oldu bir dönem.
Ama sonra herkes yine bariyer onarıcı aramaya başladı.
Onların içinde ben de vardım.
O yüzden hata diye adlandırabilirim bunu.
Anladım. Evet bunu öğrendiğimiz iyi oldu o zaman.
Çünkü ben de yüzüme hani pamuğa sürüp sonra yüzüme asiti sürüp sonra işte üstüne rutinime devam ediyordum.
Ama demek ki durulanması daha faydalı olabilir.
Evet. Belki rutinindeki diğer ürünler asidin çalıştığı pH aralığında çalışmıyor.
Ya da onunla buluştuğu zaman cildin o anki asidik yüzeyiyle iyi bir iş çıkarmayacak ortaya, anlaşamayacak.
Hani bu gibi durumlar da var.
Aslında bu uzun bir konu ama umarım bir gün böyle detaylı bir şekilde konuşuruz yine senle eğer istersen.
Evet. Bu konuyu ele alabiliriz bir gün.
Neden olmasın? Cilt bakımı ve asit kullanımı diye.
Evet. Peki bizimle bir guilt pleasure'ını paylaşır mısın?
Suçluluk veya duysan da vazgeçemediğin o şey.
Tamam benim guilt pleasure'ım net fiziksel peeling kullanmak.
Senden bunu beklemezdim.
Ama bir dakika açıklayacağım.
Açıklayacağım gerçekten. Bak şimdi şöyle tabii ki mekanik peelingler, fiziksel peelingler işte cilt yüzeyini çizdiği vesaire gibi durumlardan da önerilmiyor.
Yani kimyasal peelingler işte asitler vs.
ya da enzim peelingler daha iyi iş çıkarıyor cilt düzeyinde.
En olmadı hassas ciltlere gomaş peelingler mesela.
Ben tabii ki de bu içeriklerin hepsini çok seviyorum.
Ama cildimin gerçekten kuru kuru böyle pul pul döküldüğü bir dönemde tabiri caizse vücudunuzu uyguladığınız kese mantığında çalışan tabii bu noktada işte içerisindeki diğer aktiflerin önemi,
granül parçaları vs.
bu gibi detaylara da dikkat ederek fiziksel peeling kullanmayı seviyorum sanırım.
Hani kalkıp işte şu bir zamanlar hepimizin kullandığı, bak kimse inkar etmesin herkes kullandı 15'i bir arada o cilt bakım ürünlerini.
Tabii ki de o granülde, o büyüklükte bir üründe.
Ama daha böyle nazik, daha böyle mini mini işte daha böyle işte dairesel granüler içeren.
cildimi çizmeyecek ürünlerle hafif şu yüzeysel mekanik ekspolasyon yapmayı seviyorum.
Ama tabii ki de dikkat ederek, tabii ki de sık uygulamayarak tabii ki sonrasında yatıştırma ve neme özen göstererek.
Bu bir yanıldırma değildir.
Ama ben vazgeçemiyorum.
Benim gül tepleşimim bu arkadaşlar.
Ya ama bu arada ben de fiziksel peeling kullanırdım lisedeyken.
Çünkü lisedeyken düzenli cilt bakımı yapmıyordum ve böyle burnumun üstü pul pul oluyordu, soyuluyordu falan.
Ve ben gidip İvroşe'den böyle yüz yıkama jeline karıştırabileceğin fiziksel bir peeling almıştım.
Sanırım kayısı çekirdeğinden elde edilen bir şeydi.
Tos halinde.
Ve onu kullanmayı aşırı sevmiyordum.
Evet. Ama sonra dizaynlı cilt bakımı yapmaya başlayınca.
Yere kalmadı. Aynen.
Çünkü artık öyle bir problemim yok yani.
Ben arada yapıyorum.
Bunu açıkça söyleyebilirim.
Diyorum ya bu vazgeçemediğim bir şey ama tabii ki de yönlendirme değildir.
Tabii ki de ben de sık yapmıyorum, sık uygulamıyorum bu yöntemi yani.
Teşekkür ederiz dürüstlüğün için.
Fazla dürüst oldu.
Peki bir sonraki soruya geçelim.
Sosyal medyada saçma bulduğun bir trend var mı?
Viral olan bir ürüne hemen atlama trendi.
Yani en saçma bulduğum trend bu.
Mesela aslında bu bir trend belirtmedim.
Burada farkındayım bu tam bir cevap olmadı ama özellikle söz konusu cilt bakımıysa hani diyorum ya sohbetin başında da dediğimiz gibi hani ben işe biraz daha mesleki perspektiften bakıyorum ama cilt vücudumuzun en
büyük organlarından birisi.
Gerek cilt bakım cihazları, profesyonel evde kullanıma uygun cihazlar, gerek cilt bakım ürünleri ya da yenilikçi içerikler kullanırken hemen böyle atlanılmamalı da sırf viral oldu ya da sırf işte çok farklı bir yönüyle dikkat
çekti diye birazcık daha böyle sessiz, sakin, gözlemlenmeli, işte kim ne yorum yapmış daha böyle bir iyice ürünün oturup deneyimlenmesini beklenilmeli diye düşünüyorum.
Benim en saçma bulduğum olay bu.
Yani tabii ki de işte klasikleşmiş ev tarifleri hala devam ediyor.
Mesela işte pirinç suyuyla yapılan toniklere işte kaç milyon izleniyor.
Ama ben bununla ilgili bir...
Gerçekten küçük bir hesabım.
Tabii bunda farkındayım. Benim etkileşim de ona göredir ama ben mesela işte pirinç suyunun hani diyorlar ya bekletin buzdolabında bir şey olmaz 3-4 gün tonik olarak kullanırsınız.
Ben onu mikroskop altında bakteri üremiş halini gösterdim.
Bunu nasıl kullanabilirsin diye.
Hani kullanmayın. Cilt mikrobiyonunu mahveder diye.
Ama tabii benim izlenme de o kadar.
Çünkü niye? Orada pratik bir tarif veremedim ben ona.
Evden hemen pirinci ıslayıp yüzüne süremedi sonuçta.
Ama gerçekten işe yarayan şeyler böyle bence emek isteyen şeyler oluyor genelde zaten.
Ne bileyim pirinci ıslatayım, suyunu alayım yüzüme süreyim falan.
Öyle kolay bir dünya yok yani.
Yani yoksa her gün pilav yapıyorsun.
Canım beş dakikanı almaz. İki dakika suyunu sürüver tabii de.
Hiç buzdolabında saklamana bile gerek yok ama.
Her gün pilav yiyoruz ama gerek yok öyle şeylere.
Ve hala bunun tutuluyor olması da tuhaf yani.
Bakıyorsun kaç milyon izlenmiş.
Yani bayağı darabet görmüş. İşte hangi cama mı koyalım?
Plastik şişede olur mu diyen var.
Mesela o noktaya takılmış.
Pirinç suyunu kabul etmiş de.
Hani işte kustama boğulur mu?
Oda mı sıcaklığı falan.
Tabii bunlar devam ediyor en saçma bulduğum bakımlar arasında ama şu her şeye atlama da biraz benim canımı sıkıyor mesela.
Bir bakıyorum atıyorum işte spikül içeriği ben de tabii merak ettim.
Hani ben de deneyimlemek istedim ama bir bakıyorsun taksit stok bitmiş.
Ya belki rozan var egzaman var işte farklı bir cilt problemin var ve o sende iyi gelmeyebilir.
Hani bir noktada tester ya da deneme şansımız olmadığı için bu da bizi itiyor direkt ürünü almaya ama.
Yine de diyorum ya birazcık böyle zaten bir sürü içerik üretici var bu konuda.
Yurt dışı da dahil olmak üzere biraz daha böyle yorum okuyup biraz daha deneyim gözlemlenebilir bu konuda.
Evet evet bence çok doğru bir noktaya değindin.
Hani ben böyle sosyal medyada popüler olan kozmetikleri hemen almıyorum ama hani daha genel bir açıdan bakarsak sosyal medyada görüp ne aldıysam pişman oldum o yüzden artık öyle
atlamıyorum hani popüler olan şeylere bunu da alayım falan diye.
Hani bana da tabii ki de PR vesaire geliyor ama yine ben kendi bütçemden de ciddi oranlarda harcama yapıyorum ürünü alıp deneyimlemek adına.
Kendim de çok fazla mesela yani bir yüzde verecek olursam yaklaşık yüzde doksanına kadarını kendim alıyorum ürünlerin yüzde onda PR geliyor ya da işte bir şekilde.
Hediye ediliyor. Hani bu noktada bile hani o alışverişi yaparken bile benim de yine paramın zayi olduğu durumlar da oluyor.
İyi çıktığı ürünler de oluyor.
Ama ben içerik ürettiğim için bir noktada o benim sermayem.
Ama normal ya da içerik üretmeyen tamamıyla kendi derdine derman arayan birisi için bu yapılmamalı gerçekten.
Hemen atlanılmamalı. Demek istediğim oydu aslında.
Evet evet çok haklısın.
En az 4 hafta kullanmış birinin gözlemleri yani dikkate alınmalı.
Aynen öyle katılıyorum.
Biraz da sosyal medyadan bahsedelim.
Sence sosyal medyada güzellik içerikleri üretmenin en zor yanı ne?
Güzellik içerik üretmenin şöyle ben başörtülü biri olarak cilt temizleme konusunda yani cilt temizliğiyle ilgili bir rutin çekiyorsam çok şey yapıyor beni zorluyor.
Çünkü işte başörtün...
Kollarım her bir yanım ıslanıyor.
Ya da mesela ben saç derisi gerçekten problemli olan bir insan olduğum ve işte saç bakımıyla ilgili de ciddi ürünler kullandığım için onu anlatıyorum ya da işte etkisini göstermek istiyorum ama bu bir noktada mümkün olmuyor.
Evet. Göstermeyince de sanki böyle inandırıcılığı azalmış gibi oluyor.
Bir tık o beni zorluyor.
Bunun dışında bir anne olarak ve çalıştığım dönemde zamansızlık beni çok zorluyordu ve ben çoğunlukla uykumdan feragat ediyordum.
Ya da çocukların okula gittiyse benim o an dinlenme saatimse, kendime zaman ayırma saatimse hadi kalk Hülya işte şunu çekelim sonra dinleniriz diyordum.
Tabii ki de dinlenemedi. Hani o zamansızlık.
Gerçekten işiniz tamamıyla bu değilse ve bu sizin hobinizse ilerletmeye çalışıyorsunuz, ittiriyorsanız zamansızlık kesinlikle çok zor.
Çünkü edit bile, içerik fikri çekmek, editlemek, metin hazırlamak.
Tamamıyla zamanlığına alakalı.
Yorgunluğuna o anki benim gibi balık burcuysa bir de psikolojik ve ruhsal durumuyla da alakalı.
Kendi adıma zamansızlık diyebilirim.
Örtülü olmak birazcık daha böyle fiziksel olanaklara girdi bu noktada.
Öyle yani. Bunun dışında ekstra bir zorluk biraz şuna da dert yanabilirim sanırım ya.
Emek karşılığı bulmak.
Hani böyle deyince insanlar aklında direkt şey oluşuyor işte.
Hemen bir maddi kazanç vs.
Ama aslında bu bir izlenme, yorum yapılması, kaydedilmesi, beğenilmesi, takdir görmesi, daha çok ruhsal anlamda karşıdaki içerik üreticinin tatmin olması da onu teşvik
ediyor. Daha çok üretmeye, daha iyi şeyler ortaya çıkarmaya.
Dolayısıyla çok fazla çabalayıp...
emeğinin karşılığını alamayınca bir noktada ben bu sayfayı kapatacağım diyen kişi çok olmuştur yani.
Evet ya gerçekten. Beni seven 3-5 kişi var devam ettireyim deyip devam ettiren.
O yüzden burada onlara sesleniyorum.
Devam edin arkadaşlar. Bir noktada biz de şey yapacağız.
Halledeceğiz o işleri. Evet evet yani olay burada maddi destek bile değil.
Hani bir insanın bir yorum yapması, işte teşekkür etmesi, seninle iletişime geçmesi falan o kadar tatmin edici bir duygu ki.
O yüzden bizi gerçekten takipçilerimiz yaşatıyor diyebilirim.
İşte oradaki o iletişim aslında sana şunu söylüyor açıkça.
Ya işte senin bu paylaşımın bir yerlerde birilerine dokunuyor ve o sana o şekilde bir etkileşim veriyor.
Aslında amacına ulaşmış oluyorsun.
Çünkü orada senin bir yerlere ulaşma amacın var.
Hani dediğim gibi bu az önce gösterdiğim o pirinç suyunun milyon izlenip...
Benim mikroskobuna kadar o laboratuvara gidip çekip işte videoma koyup bir de izlensin diye kısa tutmaya çalışıp hem benim gibi konuşmayı seven bir insan için çok zor bu.
Hem metni kısa tutmaya çalışıp hem videoyu kısa tutmaya çalışıp o kadar emek verip kalkıp işte onun milyon izlenmesi senin o şekilde olmak.
Bunlar gerçekten teşvik ve moral kırıcı ama yapacak bir şey yok yani.
Bildiğimiz doğrudan herkes için öyle bu.
Kendimizce yapabildiğimiz kadar bizi üzmeden.
Yormadan devam edeceğiz bir şekilde.
Evet evet gerçekten öyle.
Bir de yani bana şey gibi geliyor biraz böyle doğru bilgi paylaşanlar değil de hani yanlış bilgi paylaşanların videoları falan patlıyor.
İşte milyon izleniyor.
Ama neden anlamış değilim.
Hani biraz senir bozucu.
Ya ben bunun şeye benzetiyorum.
Aynen. Mesela gerçekten geçenlerde takip ettiğim bir işte sosyal medyayla ilgili içerik üreticilerini destekleyen böyle işte onlara...
taktikler veren bir hesap vardı.
Çok güzel bir şekilde tanımlamıştı.
Hani yalan daha çok satar diye.
Gerçekten öyle. Mesela sen de çok iyi biliyorsun.
Senin hatta bu Talk'la ilgili podcast yayını da dinledim.
Korkutmak, yalan, yalan haber ya da işte bir şeyleri abartarak piyasaya sürmek her zaman daha iyi çok ilgi toplar.
Mesela şu Paraben olayı.
Paraben kanser yapan, SLS kanser yapan işte Talk olayı vesaire.
Bunların hepsi daha çok ilgi çekti ve insanlar ikna oldular.
kanser olacaklarına bu konuda.
O yüzden birilerinin çıkıp işte bilir kişilerin ki bir de hani bunu yapan ya da abartan bazı haber firmalarıydı değil mi?
Bize bu şekilde lanse eden.
Ama işin içinde olan insanlar çıktı dedi ki ya biz öyle demedik.
Böyle böyle dedik. Ama kimse onların o deyişlerini umursamadı.
Ve bu bir dönem kozmetik sektörüne yön verdi.
Kafam kadar üstünde paraben yazmaz şey pardon paraben içermez yazmaya başladı firmalar.
Ya evet gerçekten. Etkinin büyüklüğüne bakar mısın?
Koskoca sektör etkileri yani.
İkisi birbirini besleyen bir şey.
Hani böyle yanlış bilgiyi herkes daha hızlı yayılıyor.
Yayılınca bu sefer üreticiler bu bilgi doğru olmasa bile.
Tüketicinin beklentisine uymak zorunda kalıyor.
Yoksa uymazsa satamayacak.
Böyle birbirini besleyen bir şey oldu.
Ve şu anda parabenler kullanılmadığı için aslında kozmetik sektöründe başka başka koruyucular kullanılıyor.
Ama parabenler yıllardır kullanılan koruyuculardı.
Güvenliği, etkinliği kanıtlanmış koruyuculardı.
Ve alerji yapma riski çok çok düşük koruyuculardı.
Ama artık başka başka koruyucular kullanmak zorunda kaldıkları için...
onların etkisi de tam olarak belirlenmiş değil.
Parabenler kadar çalışılmış değil.
Aynen öyle. Kozmetiği korusa da senin cildin açısından.
Evet. Alerji yapma riskleri daha fazla mesela.
O yüzden böyle bir çıkmaza doğru gidiyoruz.
Ne olacak? Gerçekten bilmiyorum.
Aynen öyle. Bu biraz şeye benziyor işte.
Bu doğal ve hani natürel.
Bu iki başlığı seven ve bunu daha böyle safe bulan, güvenli bulan insanların işte ya biz sentetik içerikleri sevmiyoruz ya da işte sentetik içermesin demesi gibi.
Halbuki doğal olan tüketilebilir bir şeydir ve sürdürülebilir bir şey değildir.
Daha maliyetlidir aslına bakarsanız.
İşin iç yüzüne bakarsanız ama sentetik olan bir noktada daha güvenlidir, daha kontrol edilebilirdir, daha sürdürülebilirdir, daha uygun fiyatlıdır.
Ve sandığın kadar korkunç da değildir.
O yüzden... Tamamıyla her şey algı operasyonuyla, tamamıyla manşetleştirmeyle alakalı aslında burada.
Yani onu nasıl sunarsan piyasaya o şekilde rağbet görüyor.
Ama kalkıp işte sentetiği bu şekilde kötülediği için aslında daha böyle tüketilebilir bir şey yönlendirdi.
Ve gerçekten doğalını, natürelini seven insan bunu bilse belki de sentetiği tercih edecek.
Diyecek ki niye tüketeyim?
Hani bunu düşünecek. Ama böyle bu daha çok ilgi çektiği için bu şekilde devam ediliyor.
Evet. Neyse ki bizim gibi içerik üreticileri var.
Evet. Yani bu konuda bence haklı olarak bir tevazülük yapmayalım.
Çünkü en azından daha vicdanlı yaklaşıyoruz olaya diyebilirim.
Hani kalkıp şu cümlelerimizi bilir kişiler bile der ki evet yani bir yalan bulamadık ya da burada bir kandırmaca işte farklı bir şey yönlendirme bulamadık derler bence.
Çünkü zaten o araştırmalar bazında içeriklerimizi üretmeye çalışıyoruz.
Evet evet bir de gerçekten hani doğru bilgileri paylaşmaya çalışıyoruz.
Yani kozmetikte zaten çok fazla pazarlama var ve pazarlama artık işte doğala doğru kayıyor.
Ne bileyim kimyasal içermeze doğru kayıyor ama ya kimyasal içermez ne demek?
İçtiğimiz su bile kimyasal hani öyle düşününce.
Sen o zaman bir kimyasal ekosistemden oluşuyorsun yani.
Evet evet. İşleyiş olarak, vücudun olarak, biyokimyanın, fizyolojinin hepsi kimya hani bundan ibaret.
Aynen öyle o yüzden burada farkındalık çok önemli ve tüketicilerin de bence gittikçe farkındalığının artacağına inanıyorum ben.
Evet ya eski bizim sen aynen az önce konuştuğumuz Facebook döneminde değiliz en azından.
Evet en azından. Bu konuda bir ümitimiz var.
O zaman son sorumuza geldik.
Kapatmadan önce güzellikle veya hayatla ilgili dinleyicilere verebileceğin en önemli tavsiye nedir?
Ya böyle tavsiye vermek konusunda böyle bilir kişiyi kesilmeyi hiç sevmem.
Yani bilir kişi diye düşünme.
Hani daha çok deneyimini paylaşıyormuş gibi düşünebilirsin.
En azından kendi adıma deneyimsel olarak ya da işte şu an dediğim gibi Şubat'ta 31 yaşına gireceğim inşallah.
Kendi fark ettiğim ve kendi adıma önerebileceğim ya böyleymiş diyebileceğim bazı noktalar var.
Kendinize her halinizle.
Her şekilde kabul ettiğiniz zaman çok daha mutlu oluyorsunuz.
Ve bu sizi hiçbir şekilde stres edip üzemiyor.
Önceleri ekrana ilk çıktığım zaman ay kaşım böyle mi, gözüm böyle mi, burnum böyle görünüyor.
İşte gözeneklerim kocaman ve bana da gelen bazı negatif yorumlar vardı işte.
Dudakların çok ince, dolgu yaptır, işte abla kaşların eşit değil, ne bileyim çok konuşuyorsun, çok uzatıyorsun gibi gibi.
Ama dediğim gibi hani şimdi artık mesela o noktalara takılmıyorum.
Ve tamamıyla makyajsız en son reisimde burnumun ucunda geçmekte olan bir akne eziyle reisimi çektim yine gelen yorumlar arasında.
Ama buna takılmadığım için artık hani o normal bir süreç olarak gördüğüm için mutluyum.
Eskisi gibi kafama takıp onu stres edip bir an önce iyileştirme çabam yok.
Kendi haline akışına bırakıyorum.
Bu da tamamıyla kendinizi her anlamda kabul etme noktasına gerçekleşiyor sanırım.
Güzellik olarak da aslında önemli olan ilk başta sağlığı korumak.
Hani işte cilt bariyeri, cilt mikrobiyomunu korumak diyorum ya.
Sağlam bir cilt, hani sağlıklı bir cilt.
Hani bunu önce sağlamak.
Sonrasında işte elastikiyet, ince çizgiler, kırışıklıklar bunlar aslında doğamızın gereği.
Yaş aldıkça olan şeyler olduğu için öncelikle sağlıklı olmak.
Hani güneş kremi kullanımı konusundaki ısrar da bu yüzden.
Hani cilt kanserini önlemek amaçlı ya.
O yüzden güzellik konusunda dediğim gibi öncelikle sağlığı ve güvenliği sağlamak.
Sonrası zaten yaşaldıkça ve deneyim kazandıkça olan doğal şeyler.
Onları da kabul ettiğimiz noktada mutlu oluyoruz.
Hani ekstra işte aman cildiniz sıkı olsun, dudağınız şöyle olsun, kaşınız böyle olsun gibi şeylere takılmayın.
tamamıyla hani akışa bırakıp kabul ettiğinizde ve sağlığı güvenliği sağladığınızda böyle çok daha mutlu, stressiz en azından kişisel anda kendinize ait noktada mutlu oluyorsunuz.
Bunu fark edebildim. Kendi adıma.
Valla çok güzel söyledin ve söylediklerine katılıyorum.
O hani boşvermişlik hissiyle gelen özgürlük gerçekten pahalı biçilemez bir şey.
Hani kendini olduğun gibi kabul edip ya insanlar ne derse desin diye düşünmek gerçekten Çok güzel bir duygu.
Çünkü sınırı yok. Yani mesela 100 kişiyi beğendirdin.
101. çekip farklı bir noktayı eleştiriyor.
Orayı da yaptın. Diğeri çekip farklı bir noktayı.
Bu sonu olan bir şey değil o yüzden.
Aynen öyle. Zaten insanlar hep konuşuyor o yüzden.
Takmamıza pek de gerek yok bence.
Kesinlikle. Kozmetik Sırları'na konuk olduğun için çok teşekkür ederim Hülya'cığım.
Çok keyifli vakit geçirdik birlikte.
Ayrıca bizimle paylaştığın deneyimlerin, bilgilerin ve diğer şeylerin için de çok teşekkür ederiz.
Dinleyicilerimize de bizi dinledikleri için teşekkür ederiz.
Hülya'nın Instagram sayfasını aşağıya bırakırım takip etmek isterseniz.
Sen de bir şeyler söylemek istiyorsan Hülya'cığım kapatmadan önce sana da mikrofonu vereyim.
Ben de çok teşekkür ederim davet ettiğin için.
Benim ilk podcastımdı ama çok keyifli ve çok tatlı geçti.
Gerçekten hani zaman nasıl aktığını bilmedim.
Çok teşekkür ederim. Burada böyle hani hem deneyimlerimden hem de böyle detaylı cilt bakımlarından konuşmak iyi geldi bana gerçekten.
Bizi dinleyenlere de sana da ayrıca teşekkür ederim.
Umarım devamı gelir. Ben çok eğlendim açıkçası.
Ya süper. O zaman tekrardan konuğum olursun ileride.
Bizi dinlediğiniz için gerçekten çok teşekkür ederiz.
Beğendiyseniz paylaşmayı veya Instagram'dan yorum yapmayı unutmayın.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Kendinize iyi bakın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
