
Sen de sürekli güzel, fit ve kusursuz görünmek zorundaymış gibi hissediyor musun? 🤯 Peki, kendimizi sevmek neden bu kadar zor? 💭
Bu bölümde, kendi deneyimlerimden yola çıkarak öz sevgi, kendini kabul etmek ve içsel huzur üzerine konuşuyorum. Kendi hayatımdan örneklerle, kendimizi olduğumuz gibi kabul etmenin neden en büyük özgürlük olduğunu benimle keşfetmek istersen, bölüme bekliyorum! 🫶🏻✨
---
Beni Instagram'dan takip et:Kozmetik Sırları---
Bölümü beğendiysen eğer, arkadaşlarınla paylaş, Instagram’a yorum bırak, hatta merak ettiğin şeyler varsa DM yolla 💌
---
Referanslar için:
https://linktr.ee/kozmetiksirlari_podcast
---
Bu bölümde #reklam veya iş birliği yoktur.
---
Kısımlar:
(00:00) Giriş
(01:30) Yeme Alışkanlıklarımız ve Vücut Algısı
(08:36) Sosyal Medyanın Getirdiği Özgüven Eksikliği
(12:38) Öz Sevgi ve Kendini Kabul Etmek
(18:40) Kapanış
Transkript
Size bir sır vereyim mi? Ben hayatım boyunca neydiğine dikkat etmeden her şeyi yiyebilen kızlara özendim.
Hiç onlar gibi olamayacağımı sanırken o kız oldum.
Bunu nasıl başardım öğrenmek istiyorsan bu bölümü sonuna kadar dinlemelisin.
Herkese tekrardan merhaba, Kozmetik Sırları'na hoş geldiniz.
Ben Eylül. Şimdi önce bir çayımı koyayım.
Kayda hazırlanayım.
Herkes tamamsa başlıyoruz.
Bu hafta biraz değişik bir konuyla karşınızdayım.
Sevecek misiniz merak ediyorum doğrusu.
O yüzden hiç çekinmeyin bana istediğiniz kadar mesaj atabilirsiniz.
Şimdi kozmetik dediğimizde aklımıza ilk olarak dış görünüş gelse de aslında bu kavramın bir derinliği var.
Bugün yeme alışkanlıklarımızdan vücut algımıza, sosyal medyanın etkilerinden özsevgiye kadar pek çok konuyu ele alacağız.
Bu bölümde biraz psikoloji, biraz kişisel deneyimlerim olacak.
Bu yanımdan size hiç bahsetmedim ama psikoloji de benim ilgilenmemden birisi ve son 4-5 senedir bu konuya bayağı kafa yoruyorum.
Bu bölümde de yakın arkadaşınızla sohbet ediyormuş gibi hissetmenizi istiyorum.
O yüzden bir arkadaşınızla dertleşiyormuş gibi düşünebilirsiniz.
İlk olarak konuya şu soruyla girmek istiyorum.
Yeme alışkanlıklarımızın vücut algısıyla ne gibi bir bağlantısı olabilir?
Biraz üzülerek söylüyorum ama ben hep vücudumdan nefret ederek büyüdüm.
Ergenliğimde selirit kremleri aldım, değişik çaylara para harcadım.
Bunları yaparken bana zarar verebileceğinin farkında bile değildim bu arada.
Ve hep sihirli bir şekilde hayalimdeki vücuda kavuşabileceğimi sandım.
Spoiler alert, kavuşamadı.
Tabii o işin şakası da o kafamızdaki ideal vücudu bir kenara bırakmamız lazım.
Peki ben neden bütün ergenliğimi vücudumdan nefret ederek geçirdim?
Bunu biraz anlatayım. Ben aslında kendimi bildim bileli ailemde hep diyete girilen dönemler oluyordu.
O yüzden ben de o tarz bir beslenme şekliyle edindim.
Sonuçta ailemden görerek öğreniyorum.
Bu yüzden de gazetede gördüğüm diyetleri falan uygulardım hep.
Ama sınırlayıcı oldukları için de tabii ki eninde sonunda diyeti bozmakla sonuçlanırdı.
Bütün ortaokul ve lise hayatım böyle geçti.
Hatta ortaokuldayken kendi çapımda diyet yaptığım için böyle aşırı sınırlı bir beslenmeyle kilo verdiğim için kan değerlerim düştü.
Demirim mesela aşırı azaldı.
Yani böyle şeyler yapmayın çocuklar.
Tehlikeli gerçekten. Burada küçük bir öneride bulunmak istiyorum.
Eğer çocuğunuz varsa özellikle kız çocuğunuz onun önünde kendi komplekslerinizden bahsetmeyin lütfen.
Yiyecekleri etiketlemeyin.
Yemekle sağlıksız bir ilişkiniz varsa çocuğunuza bunu yansıtmayın.
Çünkü çocuğunuz sizden ne görürse onu kendi hayatına uygulayacak.
Bundan emin olabilirsiniz.
Sonuçta hayatı ebeveynlerimizden öğreniyoruz ve benim yemekle olan sağlıksız ilişkim de böyle başladı.
Küçük bir araştırma donesi de ekleyeyim.
Çocuk ve ergenlerin %22'sinin yeme bozukluğu belirtileri gösterdiği tespit edilmiş bir araştırmada.
Bu rakam ne kadar yüksek farkında mısınız?
Yani 4 kişiden birinde yeme bozukluğu olduğunu gösteriyor.
Ayrıca yüksek vücut kitle endeksine sahip olan ve ergenlikten yetişkinliğe geçiş dönemindeki kızlar arasında bu oran çok daha yüksekmiş.
Neyse bu küçük tip nottan sonra hikayeme devam ediyorum.
Şimdi ben üniversitenin ilk yıllarında ailemden uzakta olduğum için bildiğiniz gibi 19 yaşımda Fransa'ya taşındım.
Bilmeyenler için tekrar söyleyeyim.
Yalnız hissettiğimden dolayı kendimi abur cubur vermiştim baya.
Böyle yani kaç kilo almıştım hatırlamıyorum ama 5 kilo falan olabilir.
Sonra bu böyle gitmez diyerek ilk önce diyetisyene gittim.
Beslenme nasıl dengelenir onu öğrendim ve diyetisyenin bana getirisi çok iyi oldu bence.
Hem dengeli beslenmeyi öğretti hem yeterli şekilde yani yeterli kalori almayı öğretti.
Hem de tabii bir şey abarttığında nasıl dengeleyebilirim onu öğretti.
Bu sayede de bayağı bir kilo verdim.
Mutlu olduğum, kendimi iyi hissettiğim kiloya ulaştım diyebilirim.
Bu arada sayı vermiyorum çünkü gerek yok bence.
Herkesin kendini iyi hissettiği kilo farklı sonuç olarak.
Neyse. Sonra Covid geldi.
Hatırlamak istemediğimiz dönemler.
Gerçekten çok sürreel bir andı.
Ben aralıklı oruca başladım bu dönemde.
Kendimi daha iyi hissetmeye yardımcı olduğunu düşünüyorum.
Çünkü bir takım sindirim problemlerim vardı ve aralıklı oruç yapmak buna biraz yardımcı oldu diyebiliriz.
Tabii bunlar hiçbir şekilde öneri değil.
Öneri olarak algılamayın.
Hani deneyimimi paylaşıyorum.
Ayrıca aralıklı oruçla birlikte o dönemler daha çok spor yapıyordum.
İlk önce evde oturdum.
Kek, pasta, işte ne bileyim ekmek falan yaptım.
Sonra da kendimi spora verdim.
Nasıl olsa sürekli evdeyiz diye.
Ve bu kadar çok spor yaptığım için de kilo verip sıkılaştım biraz.
Bu dönemde yavaş yavaş yemekle olan ilişkim düzelmeye başladı.
Ama hala bugün bulunduğum noktada değildim.
Burada son noktayı koyan şey birkaç sene önce okuduğum Yiyerek Özgürleş isimli kitapla tanışmamla oldu.
Bu kitabı bilmiyorsanız kesinlikle alın okuyun.
Hani yemeklerle ilişkiniz çok sağlıklı değilse aşırı aşırı aşırı öneririm.
Bu arada reklam değil hani öyle algılanmasın.
Bilmiyorum benim yemeğe karşı olan bakış açımı çok değiştirdi.
Yemeği etiketlememeyi öğrendim.
Farkındalığım arttı.
Bugün olduğum noktaya beni bu kitap getirdi diyebiliriz yani.
Yemekle ilgili olan bütün önyargılarımı yıktım.
Yiyecekleri iyi ve kötü diye etiketlemeyi bıraktım.
Ayrıca da dış görünüşüm üzerinden değerimi ölçmekten vazgeçtim.
Çünkü öyle yapıyordum bu zamana kadar.
Bunun sonucunda da bölümün başında dediğim o kız oldum.
Ne yediğine dikkat etmeden her şeyi yiyebilen kız yani.
Böyle insanlara aşırı özenirdim hani o takıntılı olduğum dönemlerde.
Bu kız nasıl her şeyi yiyip de kilosunu koruyabiliyor hani böyle zayıf kalabiliyor falan diye düşünüyordum.
Meğerse bütün bunları yaparak hani yemeğe karşı nötr bir yaklaşım sergileyerek bütün bunları yapmak mümkünmüş.
Şunu diyebilirim gerçekten artık ne istersem istediğim zaman istediğim gibi yiyebiliyorum.
Bunun sonucunda da tabii bazen 1-2 kilo alıp veya verebiliyorum ama bu hiç önemli değil.
Çünkü hayattaki diğer her şey gibi kilomuz da değişken ve sağlıklı kilomuz da olduğumuz sürece bunun hiçbir önemi yok.
Ne yediğime tabii ki de dikkat ediyorum bu arada.
Hani hiçbir şeye dikkat etmiyorum değil.
Ben dengeli ve sağlıklı beslenmeyi seven biriyim zaten.
Ama bir gün gecenin köründe canım dondurma isterse de kendimi tutmuyorum.
O dondurmayı istediğim gibi yiyerek...
Bundan tatmin oluyorum ve sonra da ne bileyim elma yedim, üstüne çikolata yedim, üstüne dondurma yedim falan gibi durumlar yaşanmamış oluyor.
Yani istediğim şeyi hemen o anda yiyorum.
Ve size de öneririm.
Gerçekten çok iyi bir duygu.
Yani anlayacağınız kendimi kısıtlamıyorum.
Çünkü hayat bunun için çok kısa.
Ve yemek yemeyi de çok seviyorum ayrıca.
Kısıtlama olmayınca da tatmin olduğum an yemek yemeği bırakabiliyorum canlarım.
Bu eskiden mümkün değildi.
Aynı şeyi yaşayanlar anladı bence.
Kendinizi kısıtladığınızda yediğiniz şeyi bırakamıyorsunuz.
Ama kısıtlamayınca istediğiniz an bırakabiliyorsunuz.
Burada size sormak istediğim bir soru var.
Benim yaşadıklarıma benzer şeyler siz de yaşadınız mı?
Kendinize nasıl şefkat gösterdiniz?
Nasıl bir değişim geçirdiniz?
Hangi konularda zorlanıyorsunuz?
Merak ediyorum. Bunları benimle de paylaşırsanız gerçekten çok sevinirim.
Konuşa konuşa birbirimizi iyileştirebiliriz bence.
Burada ikinci değinmek istediğim şey sosyal medyanın getirdiği o özgüven eksikliği.
Bildiğiniz gibi sosyal medyada gördüğüm vücutlar yüzünden her zaman mükemmel olmam gerekiyormuş gibi hissettim.
Hatta bazen yeni bir kıyafet alırdım.
Bak burayı iyi dinleyin çünkü çok saçma bir düşünce.
Hayalimdeki o mükemmel vücuda kavuşunca o kıyafeti giymeyi hak edeceğimi sanırdım.
Nasıl garip bir düşünce.
Bilmiyorum niye böyle düşünüyordum.
Neyse böyle saçma kalıplar vardı kafamda.
Bunun saçma olduğunu da tabii ki psikolojik danışmanlık olarak fark ettim.
Mesela bir araştırma Instagram'da takip edilen kişilerin beden algısı üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğunu göstermiş.
Instagram kullanmayan ergenlerin de beden algısının cinsiyete göre değişiklik gösterdiği ve bu değişikliğin kadınların aleyhine olduğu görülmüş.
Yine kadınlar yine kadınlar.
Bu dünyanın kahrını zaten bir tek kadınlar çekiyor.
Neyse burada...
unutmamamız gereken bir detay var.
Sosyal medyada gördüklerimiz bir kişinin hayatının sadece küçük bir kısmı.
Her zaman iyi ve güzel göründüğü halini gösterecek tabii ki de.
Hepimiz öyle yapıyoruz zaten değil mi?
İnsanların her zaman makyajlı, güzel güzel giyinip kuşandığı anları, gezmelerini ve tozmalarını görünce de kendimizi eksik hissetmemiz kaçınılmaz.
Ayrıca sosyal medyada gördüğümüz mükemmel vücutların da gerçek olmadığını eklemek istiyorum.
Filtreler ve düzenlemelerle oluşturulduğunu unutmayalım.
Ben de güzel olmak isteyen bir ergen olarak bunlara tabii ki de kanıyordum.
Ama zaman içinde bunları fark ettikçe de gerçeği filtresiz paylaşan sayfalara yönelmeye başladım.
Belki siz de görmüşsünüzdür.
Hani selütlü fotoğraflarını paylaşan, ciltteki lekeleriyle birlikte paylaşan sayfalar da var.
Onları takip etmenizi öneririm ayrıca.
Çünkü insanın komplekslerini öyle bir alıyor ki inanamazsınız.
Neyse ben de bu yüzden olabildiğince şeffaf paylaşımlar yapmaya özen gösteriyorum.
Belki Instagram'da görmüşsünüzdür.
Hani makyajsız cildimi de paylaşıyorum, filtresiz videolar paylaşıyorum.
Hani insanlar görsün ki sosyal medyadaki mükemmellik algısı sadece bir algı.
Hani bunu anlasın istiyorum.
Bu farkındalık kafasına gelince de insan kendine diyor ki kendime neden böyle davranıyorum, kendime böyle davranmamam gerek ve düşünce kalıplarım üzerinde çalışmam gerek.
Ve tam olarak da bunları yaptım.
Bunlar üzerinde çalışarak, yerine daha pozitif, daha yapıcı şeyler koyarak kendimi eğittim diyebiliriz.
Tabii bunları şimdi anlatıyorum ama gerçekten çok uzun bir değişim süreciydi.
Yıllar geçti, kilo verdim, şu anda spor yapıyorum.
Hani 10 senedir spor yapıyorum zaten.
Sevdiğim sporu bulduğum için.
Ama bazen nadiren de olsa hala vücudumu başkalarıyla kıyasladığım oluyor.
Tabii ki bunlar arada hala olacak.
Ama baya azaldı bu kıyaslamalar.
Bu yüzden de çok daha kaliteli ve pozitif bir hayat yaşadığımı düşünüyorum açıkçası.
Ve bunu hepinize öneriyorum.
Kendiniz de... Bu dediğim şeyleri fark ettiyseniz gerçekten üzerinde çalışın ve daha iyi bir hayata doğru adım atın bence.
Kısa bir ara verelim sevgili kozmetik severler.
Kozmetik dünyasında doğru bilinen yanlışları öğrenmeye devam etmek için beni takip etmeyi unutmayın.
Eğer bu bölümü beğendiyseniz diğer bölümlerime de göz atmayı ve yeni bölümlerden haberdar olmak için abone olmayı ihmal etmeyin.
Ayrıca içerik okuma alışkanlıklarınızı geliştirip Bilinçli bir tüketici olmak istiyorsanız beni sosyal medyadan da takip edebilirsiniz.
Böylece güzellik rutininizde gerçekten ne kullandığınızı daha iyi anlayabilirsiniz.
Bu bölümde son değinmek istediğim konu özsevgi konusu ve kendini kabul etmek.
İlk olarak özsevgi ne demek bir bunu belirleyelim.
Öz sevgi demek kişinin kendi iyilik haline ve mutluluğuna odaklanması demek.
Kendini sevilmeye ve saygı duyulmaya değer bulmasıymış.
Şimdi size gerçekten filtresiz bir şekilde kendimi açacağım.
Aslında bunları paylaşmaktan biraz çekiniyorum.
Ama benim gibi kişilere ilham olur diye sizinle en karanlık sırlarımı paylaşmaya karar verdim.
Şöyle bir şey var ki benim memelerim oldukça küçük.
Ergenlikte yaptığım diyetten mi yoksa genetikten mi bilemiyorum ama küçükler.
Bu konuyu da yıllarca kompleks yaptım.
Hatta bir dönem silikon taktırmayı bile düşündüm.
Ama ben ameliyattan çok korkan bir insanım.
O yüzden vazgeçtim.
Şu anda bu fikirle barıştım diyebilirim.
Vazgeçtim vazgeçmesine de bir yandan da insan böyle büyük meme bile istemiyorum.
Hani yeteri kadar olsun yeter diyorum.
Ama şu an bu fikirle barıştım diyebilirim.
Küçük memeli olmanın da bazı avantajları var bildiğiniz gibi.
Mesela istediğim gibi dekolte ve crop top giyebiliyorum.
Çünkü memem yok.
Yani dekoltem olsa da üzerimde tatlı duruyor.
Ayrıca spor yaparken beni engellemiyor.
Sırtımı ağrıtmıyor.
Yüzüstü yatmama engel olmuyor.
Anlayacağınız bunun da baya bir avantajı var.
Yani demem o ki...
Bir olayın pozitif taraflarını görmek de bizim elimizde.
Ve bu pozitif tarafları görmeyi seçmek negatif taraflara odaklanmaktan çok daha yapıcı bir şey.
Yüzümdeki ayva tüylerine gelelim biraz da.
Ya aşırı olmasa da yüzümde koyu ayva tüyleri var ve ben bu durumdan rahatsız oluyorum.
Ve kötü durduğunu da düşünüyorum.
Ama hiçbir zaman epilasyon yaptırmadım.
Yaptırmak istesem yaptırırım tabii.
Ama hem o acıyı çekmek istemiyorum hem de buna para harcamak istemiyorum.
Sonuçta çok da pahalı bir şey değil ama ona bir bütçe ayırmak gerekiyor.
Bunun dışında da her zaman dediğim gibi kıl tüyü çok doğal.
Yani bunu size diyorum ama aynı zamanda kendime de diyorum bu arada.
Kıl tüyü herkeste olan bir şey ve bundan utanmak biraz saçma.
Şimdi böyle diyorum ama arada bir yüzümdeki ayva tüylerini alıyorum ben de.
Belki ileride bu fikirle barışırım hiç bilmiyorum.
Veya yaşlandıkça kıllarım beyazlar bilemiyorum.
Ama bununla da henüz tamamen barışabilmiş değilim.
Gördüğünüz gibi ben de bir yolculuğun içindeyim ve öğreniyorum hala.
O yüzden bölümü bitirmeden önce kendinize öz sevgi gösterebilmeniz için sizinle birkaç tane ipucu paylaşacağım.
Bunları ben de kendime uyguladım.
Hani kendimde işe yarayan şeyler olduğu için.
Belki sizin de işinize yarar diye sizinle de paylaşacağım.
Şimdi ilk olarak olumsuz düşüncelerinizi fark etmeniz ve onların yerine pozitif düşünceler koymanız gerekiyor.
Olumsuz bir düşünce geçtiğinde aklınızdan hemen onu durdurup şefkatli bir cümle kurarak buna daha olumlu bir bakış açısı kazandırabilirsiniz.
Ne gibi mesela? işte ne bileyim eye of bacaklarım çok kalın, çok kötü gözüküyor bilmem ne falan diye geçiriyorsanız kafanızdan hemen orada kendinize dur deyip bacaklarınızın iyi bir
noktasını bulun veya yani ne bileyim dış görünüşüne odaklanmak yerine bacaklarım beni her gün taşıyor, benim yürümemi sağlıyor falan filan gibi düşünerek kendinizi daha
pozitif bir noktaya itebilirsiniz bence.
Bunun dışında kendinizi başkalarıyla kıyaslamayın sakın.
Çünkü bu yapabileceğiniz en kötü şey.
Zaten bu yüzden sosyal medya bizi mükemmeliyetçile itmiyor mu?
O yüzden kendimizi kıyaslamayı bırakıyoruz.
Kendimizi sadece kendimizle kıyaslayabiliriz.
O da bir noktaya kadar tabii.
Yani bir noktaya kadar diyorum.
Çünkü ben mesela şu anki halimi birkaç sene önceki halimle kıyaslıyorum.
O zaman çok daha fazla spor yapardım.
Spora zaman ayırırdım falan.
Ama şu anki önceliklerimle 3-4 sene önceki önceliklerim aynı değil.
O yüzden şu anda o zamanki kadar spor yapamamam gerçekten çok normal ve kabul edilebilir bir şey.
Peki şu anki önceliğin ne Eylül derseniz şu anki önceliğim sizsiniz.
Podcast kaydetmeye başladım ve buna çokça zaman ayırıyorum.
Ayrıca Instagram'da içerik üretmem gerekiyor.
Aynı zamanda da bildiğiniz gibi...
Spor eğitmenliği kursuna gidiyorum.
Bütün bunları da çalışırken yapıyorum.
Eğer bu durum bana uymuyorsa bunu değiştirmek tabii ki de benim elimde.
Hani eskiden olduğu gibi daha çok spora zaman ayırabilirim.
Ama bazı şeylerden feragat etmem gerekir.
Ya anladınız mı? Anlatmaya çalıştığım şey tam olarak da bu.
Son olarak söylemek istediğim şey kendinize şefkat gösterin.
Kendinize karşı acımasız olmayın.
Kendinizle bir arkadaşınızla konuşuyormuş gibi konuşun.
Anlayış gösterin, şefkat gösterin.
Mesela akşam işten eve geldiğinizde, spor yapmaya düşendiğinizde kendinize zaten hiçbir şeyi başaramıyorsun, bir şeyleri sürdüremiyorsun diyeceğinize Olsun
bugün kötü bir gün geçirdim.
Yorucu bir gün geçirdim.
Şu an 50 dakika spor yapacak enerjim yok.
O yüzden şurada bir 10 dakika stretching yapayım.
Ne bileyim 10 dakika yoga yapayım.
Bilmem ne hani bu tarz cümleler söyleyerek kendinize şefkat göstererek kendinizi daha da motive edersiniz.
Ve 10 dakika diye başladığınız sporu 20 dakika 30 dakika olarak yaparsınız.
Yani bunu denedim biliyorum.
Kendimize şefkat göstermek gerçekten elimizden gelen en güzel şey.
Evet bu bölümün de sonuna geldik.
Bu biraz uzun bir bölüm oldu.
O yüzden dinlerken sıkılmazsınız umarım.
Gördüğünüz gibi o sosyal medyada gördüğümüz mükemmel hayatların arkasında aslında kompleksleri olan, senin benim gibi bütün insanların yaşadığı duyguları yaşayan insanlar var.
Bunu çok çabuk unutuyoruz ve unutmamamız gerektiğini düşünüyorum.
Hayat gerçekten bu tip küçük detaylara takılmak için çok kısa, kendimizi kısıtlamadan, içimizden geldiği gibi yaşamak da en güzel şey.
O boşvermişlik hissinin verdiği hafifliği herkes umarım bir gün tadar ve bu anlattıklarım bunu tatmanıza bir tık da olsa yardımcı olursa benim için gerçekten en güzel
hediye olur. Eğer siz de benimle deneyimlerinizi paylaşmak isterseniz Instagram'da bir mesaj ötedeyim.
Bir mesaj atın, dertleşelim, komplekslerimizden konuşa konuşa kurtulalım.
Bu bölüm hoşunuza gittiyse diğer bölümlerime de bakmayı unutmayın.
Ayrıca beni takip ederseniz de çok makbule geçmiş olursunuz.
Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Gelecek pazartesi bir sonraki bölümde görüşürüz.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
