
Fransa Günlükleri: Yurtdışında Yaşamanın En Sessiz Gerçeği
13 Nisan 2026 · 11 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Yurtdışında yaşamak çoğu zaman özgürlük ve fırsatlarla anlatılıyor. Peki ya konuşulmayan tarafı?
Bu bölümde, aileden uzakta yaşamanın ağırlığını, özlem duygusunu ve sevdiklerin yaş alırken yanında olamamanın yarattığı kaygıyı konuşuyorum.
Zaman geçerken bir şeyleri kaçırıyor olma hissi… ve derinde yatan kaybetme korkusu.
Eğer sen de yurtdışında yaşıyorsan ya da sevdiklerinden uzaksan, bu bölümde kendinden bir parça bulabilirsin 🫂
---
Beni Instagram'dan takip et: kozmetiksirlari_podcast
İletişim için: kozmetiksirlari.podcast@gmail.com
---
Bölümü beğendiysen eğer, arkadaşlarınla paylaş, Instagram’a yorum bırak, hatta merak ettiğin şeyler varsa DM yolla 💌
---
Referanslar için: https://linktr.ee/kozmetiksirlari_podcast
---
Bu bölümde #reklam veya iş birliği yoktur.
---
Bana destek ol 💅🏻✨https://buymeacoffee.com/kozmetiksirlari
Transkript
Selamlar, Kozmetik Sırları'nın 81.
bölümüne hoş geldiniz.
Tekrardan bir aradayız arkadaşlar.
Sesim sanki biraz kısık gibi, umarım sizi rahatsız etmez.
Eğer storylerden takip ettiyseniz birkaç gün önce Türkiye'den döndüm biliyorsunuz.
İş için gitmiştim, aynı zamanda ailemi de görebildim.
Güzel oldu yani. Hazır böyle bir seyahatten dönmüşken kafamı kurcalayan bir konudan bahsetmek istiyorum size.
Kozmetik Sırları'nın Fransa günlüklerine tekrar dönüyoruz.
E o zaman hemen başlayalım.
Gün yurt dışında yaşamanın konuşulmayan yüzünden bahsetmek istiyorum size.
Çünkü bundan bence kimse bahsetmiyor.
Aslında aylar önce ben Lim'den Lyon'a dönüyordum arkadaşlar.
Ve yolda ağladım.
Hatta bayağı bir ağladım.
O zaman yılbaşını kardeşimle birlikte geçirmiştim.
Ve Lyon'a arabayla dönüyordum.
2,5-3 saatlik bir mesafe.
Ailemden uzakta geçirdiğim 3.
yılbaşıydı. Yani ailemden uzakta diyorum ama kardeşimle geçirdim.
İşte onun öncesinde erkek arkadaşımla geçirdim.
Neyse yani bir şekilde uzaktaydım.
Bu arada bizim ailede yılbaşı hep birlikte kutlanır.
Aile geleneği gibi bir şey yani.
Yani öyle özel bir günde değil bence.
Hani çok abartılıyor ama genelde ailecek birlikte oluruz.
O yüzden zaten ailemden uzakta yılbaşını geçirmek biraz koyuyor bana.
Hani insan bazı dönemlerde bazı şeyleri sorgular ya, ben de böyle dönemlerde ben neden yurt dışındayım, neden ailemden uzaktayım, acaba doğru kararımı aldım gibi gibi şeyleri sorguluyorum.
Yılbaşı döneminde de kardeşimle geçirdiğimiz bu birkaç günde baya bir sohbet ettik tabii ki.
Hayatın anlamından, bizim farklı bir ülkede yaşamımızdan, yaptığımız fedakarlıkların bu hayata değip değmediği gibi konuları konuştuk.
Baya bir dertleştik yani.
Aslında onun da bu yaşta bu fedakarlıkların farkında olması bana çok ilginç geliyor.
Çünkü sadece 23 yaşında ama bunların farkında.
Ben o zamanlar bunların farkında değildim.
Veya olsam bile hep böyle bir kafamın arka planına atıyordum ki bunlarla yüzleşmek, bunları düşünmek zorunda kalmayayım.
Ama kardeşim hem sanatçı olduğu için hem de yapısında bu olduğu için bu tip konuları çok düşünen, sorgulayan birisi.
Ve böyle olunca da ikimiz böyle şeylerden konuşuyoruz bayağı.
Neyse demek istediğim yurt dışında yaşadığınızda ailenizden uzakta olduğunuz için bir kere hasta olsanız size bakan kimse yok.
Uzaktasınız her şeyi tek başınıza halletmeniz gerekiyor.
Aynı zamanda yaşınız ilerledikçe içinizde bir suçluluk duygusu belirmeye başlıyor.
Yani sizi bilmiyorum ama benim gibi yurt dışında yaşayanlar varsa ben 12 senedir yaşıyorum.
Ben büyüdükçe ölümle yüzleşmem gerektiğini daha iyi anlıyorum.
Ve ben bunu yapamıyorum arkadaşlar.
Bu benim için çok zor bir konu.
Hatta bir sürü kitap okudum.
İrvin Yalom'un Ölüm hakkında bir sürü kitabı var.
Siz de okuyabilirsiniz eğer böyle konular kafanızı meşgul ediyorsa.
Yani tamam bir rahatlama duygusu getiriyor.
Ama her şeyin kontrolüm dışında olması beni gerçekten çok yoruyor, çok düşündürüyor.
E tabi kontrol manyağımısın da diyebilirsiniz.
Bunu terapistimle konuşuyorum zaten merak etmeyin arkadaşlar.
Neyse yani demek istediğim ben 2014'ten beri Fransa'da yaşıyorum ve ailemi gördüğüm zaman sayısı çok sınırlı.
Ve ben onlar sanki hiç yaşlanmamış gibi bir yanılsamaya kapılıyorum arkadaşlar.
Yani ben 2014'te onları bırakıp gittim.
Şu an 2026 ve onları bırakıp gittiğim noktada kalmışlar gibi hissediyorum.
Yani... Böyle düşünmek istiyorum da diyebilirim.
Ailemi sadece yılda 2-3 kere görebiliyorum ve ben gittiğimde zaman durmuş gibi hissediyorum.
Hani onlar hep aynı yaştaymış gibi geliyor.
Aslında geliyordu desem daha doğru olur çünkü son birkaç senede böyle olmadığını fark ettim.
Sevdiklerimin, yakınlarımın artık 10 yıl önceki gibi olmadıklarını görüyorum ve bu gerçek yüzüme tokat gibi çarpıyor arkadaşlar.
Ya ben bunu kabullenemiyorum.
Ben sevdiklerimi kaybetmekten çok korkuyorum ve bu belki de yurt dışında yaşadığım için.
Belki Türkiye'de yaşasam yine aynı şekilde korkacaktım.
Bunun cevabını bilemiyorum.
Ama bu varoluşsal sorular içinde bazen kayboluyorum.
Ve bu gerçeği kabullenmek istemiyorum.
Ama uzakta yaşadığın zaman bunu her ne kadar inkar etsen de içten içe bunu biliyorsun.
Ve bu gerçek bazen seni yakalıyor maalesef.
Mesela köpeğim Zeytin'i ben yavruken alıp eve getirmiştim.
Annemlerden habersiz.
Tam 12 sene oldu.
Kardeşim de işte ona yer hazırlamıştı.
Annem eve geldiğinde şok geçirmişti falan.
Zeytin'i storylerden görmüşsünüzdür bu arada.
Ankara'ya gittikçe atıyorum hani.
Çok güzel, çok tatlı bir köpek kendisi.
Ve o zamanlar küçücüktü.
Gerçekten A4 kutusuna koyup veterinere falan götürüyorduk.
Ve Zeytin hala benim gözümde bir bebek.
Ama o artık yaşlı bir köpek.
Sağlığı yerinde tabii ama garip bir şekilde çok da uzak olmayan bir gelecekte yaşanacak bu kayıp için şimdiden çok üzülüyorum.
Bazen aklıma geliyor üzülüyorum.
Yani bir de insan uzakta olduğunda bir şeyleri daha da çok kontrol edemiyormuş gibi geliyor.
Hani zaten Türkiye'ye gitmem buradan.
Çok daha uzun sürüyor.
Hani Türkiye'de bir yerde yaşasam en azından yanlarına gitmem çok daha hızlı olur.
Yani bu tip sorular hep kafamı kurcalıyor arkadaşlar ve bu çok yorucu.
Yani düşünsenize ben evimi 19 yaşımda bırakıp gittim.
O zamandan beri de ailemle geçirdiğim vakit hep kısıtlı oldu.
Hep bir geliş sonra bir gidiş oldu.
O gelişlerde içimi bir huzur kaplıyordu.
Gidişlerde üzülüyordum.
Hani ağlamak geliyordu içimden.
Şu anda öyle değil tabii ki.
Çünkü şu anda Fransa'ya yerleştim.
İşte erkek arkadaşım var, evim var, işim var.
Böyle olunca da buraya daha bağlı hissediyorum kendimi.
Ama ailemin de yanımda olmasını istiyorum arkadaşlar.
Covid dönemi mesela herkes için çok zordu ama aynı zamanda ben de çok mutlu olmuştum.
Çünkü 3 ay kesintisiz Türkiye'de kalabilmiştim.
Ailemle vakit geçirebilmiştim.
Yani eve kapanmış olsak bile bana iyi gelmişti.
Bu arada tabii ki aile evine uzun bir süre sonra dönmek çok kolay olmuyor arkadaşlar.
Ama yine benim için tesellin teliğinde bir 3 ay olmuştu.
Hatta bunu daha önce söylemiş miydim bilmiyorum ama ben mezun olduktan sonra Türkiye'ye dönmeyi düşünmüştüm arkadaşlar.
Bu kararın realist olmadığını biliyordum.
Hatta tamamen duygusal bir karardı.
Ama dönmeyi ciddi ciddi düşünüyordum.
Ta ki kardeşim yanıma gelene kadar.
Ben tam mezun olduğum zaman da kardeşim Fransa'ya geldi.
Lisenin son iki yılını burada okumak için.
Ve öyle olunca da ikimiz birlikte kaldık.
En azından güzel oldu hani.
Bir şekilde ailemle birlikte yaşamış oldum.
Çok güzel zamanlardı ya.
Özlüyorum bazen. Sonrasında da zaten erkek arkadaşımla tanıştım.
Ve böyle böyle de buraya yerleştim denilebilir.
Bu yüzden de artık dönmeyi pek düşünmüyorum.
Zaten ülkemizin durumu malum.
Ailemin buraya gelmesini istiyorum daha çok.
Artık 30 yaşında bir yetişkin olarak istiyorum ki annemler benim için ulaşılabilir bir mesafede olsun.
Hani istediğimde gidip onları görebileyim.
İstediğimde onlarla birlikte bir plan yapabileyim.
Ne bileyim bir cumartesi akşamı kek yapıp kapısını çalabileyim istiyorum.
Anladınız mı? Ya bu yetişkinlikle gelen bir şey herhalde.
20'lerimin başlarında böyle bir beklentim yoktu.
Onlar yakınımda olsun ki bu kaçırdığım 12 yılın telafisini yapabileyim istiyorum.
Çünkü biliyorum hayat çok hızlı geçiyor ve bir gün bunları yapamayacağım.
Yani arkadaşlar ailenize bağlıysanız, ailenizle iyi ilişkileriniz varsa bu gerçek er ya da geç sizi buluyor.
Zaten yurt dışında yaşamanın en zor yanı da bu diyebilirim size.
Gerçekten yani. Kağıt işleri değil, yalnızlık değil.
Yani en zoru bunu kabullenmek bence.
Hem bir suçluluk duygusu, hem bir çaresizlik, geç kalmışlık hissi.
Hani bir sürü duygunun bir arada yaşanması gibi bir şey.
Ben bu tercihi yaptım ama bunun için neleri feda ettim gibi bir düşünce.
Hani siz de yurt dışında yaşıyorsanız veya ailenizden çok uzakta yaşıyorsanız belki benim hissettiğim bu duyguları siz de hissediyor olabilirsiniz.
Veya tam tersi duygular da hissediyor olabilirsiniz.
Benimle düşüncelerinizi, duygularınızı paylaşırsanız sevinirim bu arada.
Çünkü bazen kendimi gerçekten yalnız hissediyorum bu konuda özellikle.
Dertleşmek isterseniz Instagram'dan ulaşabileceğinizi biliyorsunuz tabii ki.
Her zaman beklerim.
Bu arada Instagram demişken geçenlerde bir yıl görmüştüm.
Hani geçenlerde dediğim bayağı oldu ama yurt dışında yaşayan birisi paylaşmış.
Belki siz de görmüşsünüzdür.
Orada kurduğu cümle tam olarak hissettiğim şey.
Ne diyordu biliyor musunuz?
Her telefon geldiğinde tedirgin hissetmek.
Gerçekten her telefon geldiğinde kötü bir haber alacakmış gibi hissediyorum.
Of bilmiyorum zor ya gerçekten.
Anksiyete mi dersiniz, korku mu dersiniz, artık hepsi karışık mı dersiniz öyle bir şey işte.
Bu arada bu düşüncelerimin hepsinin gerçekçi olmadığını da biliyorum.
Tabii ki Türkiye'de yaşasam muhtemelen yine çok sık annemle babamı göremeyeceğim.
Belki de bunu sadece kafamda romantize ediyorum ben.
Bilmiyorum yani. Ama Türkiye'de olsam daha sık görebilirmişim gibi geliyor.
Veya onlar burada olsa daha sık görüşebilirmişiz gibi geliyor.
Yani gördüğünüz gibi ihtimaller üzerine düşünmenin pek bir sonu yok.
Ve bazen bu girdaptan çıkmak çok zor oluyor.
Bazı dönemlerde bu konular hakkında sık sık düşünüyorum.
Ya işte biraz depresif dönemler oluyor da diyebiliriz.
Çünkü çok düşündüğüm için bu sefer hareket edemiyorum.
Belki de bu yüzden bir sürü şey yapmayı seviyorum.
Çünkü kafam meşgul olunca böyle şeyler düşünemiyorum.
Hani bilmiyorum şu an kendimin analizini yaptım.
Sonuç olarak demek istediğim ben bir seçim yaptım arkadaşlar.
Ve bu seçimin sonuçlarına da katlanmam gerekiyor.
Yapabileceğim tek şey de sevdiklerimle bol bol anı biriktirmek ve birlikte geçirdiğimiz her andan keyif alabilmek.
Ama sonunda bir gün sevdiklerimi kaybedeceğimi kabullenmek çok zor.
Ve bu varoluşsal krizler yurt dışında yaşamayı seçtiğim için çok daha sık aklımdan geçiyor.
Çünkü ben 19 yaşımda Fransa'ya geldiğimde bu kadar uzun soluklu düşünmemiştim.
Sadece okumaya gelmiştim.
Tabii ki o yaşta bu kadar her şeyin de farkında olmuyorsunuz hani.
Ama yetişkin olarak yurt dışına taşınmayı düşündüğünüzde kafanızda böyle sorular da olabilir diye düşünüyorum.
Size de böyle oluyor mu?
Merak ediyorum. Ne hissediyorsunuz?
Bana yazarsanız çok sevinirim.
Bu bölümü dinlediğiniz için de teşekkür ederim.
Takip etmeyi unutmayın lütfen.
Bir sonraki bölümde görüşürüz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
