
Fransa’ya ilk taşındığımda, yalnız yaşadığım ilk şehir Lille oldu. Bu bölümde, öğrencilik hayatımın başlangıcından ve yalnız yaşama deneyimimden bahsediyorum. Belki sen de bu hikâyede kendinden bir parça bulursun.
Senin de benzer bir deneyimin olduysa, bana mutlaka yaz!
---
Beni Instagram'dan takip et: Kozmetik Sırları
---
Bölümü beğendiysen eğer, arkadaşlarınla paylaş, Instagram’a yorum bırak, hatta merak ettiğin şeyler varsa DM yolla 💌
---
Referanslar için:
https://linktr.ee/kozmetiksirlari_podcast
---
Bu bölümde #reklam veya iş birliği yoktur.
---
Bana destek ol 💅🏻✨https://buymeacoffee.com/kozmetiksirlari
Transkript
Bir şey diyeceğim. Şu an restorandan otele döndüm ve ilk Fransa hakkındaki bölümümü dinliyordum.
Böyle işte cilt bakımımı yaparken falan.
Sonra birden bir ilham geldi.
Saat şu an 23.30.
Aslında çok yorgunum ve hani valiz falan hazırlamam lazım.
Ama oturup bölüm kaydediyorum şu an.
Çünkü Lille'deki hayatımı size anlatmak istiyorum.
Bölüm hatırlarsanız Lille taşınmamla bitmişti.
Şu an o hikayenin devamını anlatacağım.
Ben Lille taşındım.
İşte iki sene boyunca Lille'de yaşadım.
Ama kendimi o kadar kapatmışım ki çevreye.
Yani dışarıya hiç çıkmıyordum.
Böyle insanlarla pek buluşmuyordum.
Sınıfımdaki kişilerle de pek iyi anlaşamıyordum zaten.
Okuldan eve, evden okula sürekli böyle bir koşturma geçirisindeydim.
Ben Lille'de aslında klas preparatör dediğimiz hazırlık sınıfı okudum iki sene boyunca.
Ama hazırlık derken Türkiye'deki hazırlık gibi düşünmeyin sakın.
Çünkü buradaki hazırlık baya baya zordu.
Bu hazırlık aslında mühendislik okullarının temelini atmak için.
Yani benim hazırlık sınıfımda hem fizik hem kimya hem de matematik dersleri vardı.
Hatta 6 haftada bir 3'ü birden aynı anda sınav yapıyordu.
Gerçekten çok zor bir dönemdi.
O yüzden bu hazırlık sınıfının ilk senesi ben neredeyse hiç dışarıya çıkmıyordum.
Hatta okul bittiği an koşa koşa metroya gidip eve gelip böyle ders çalışmak falan istiyordum.
Öyle bir saykoluk yani nasıl bir ineklik bu bilemiyorum.
Bilmiyorum hani 19 yaşımda olduğum için mi?
Tek başıma uzakta yaşadığım için mi?
İnsanlara pek güvenmiyordum herhalde.
Kendimi dışarıya kapatmıştım.
Belki de annem veya babam böyle aşırı tembihlediği içindir.
Hani yabancılarla konuşma, onlara güvenme falan filan dedikleri içindir.
Gerçekten bilmiyorum hani neden öyle olduğumu o zamanlar.
Ama anlayacağınız okuldan eve gidiyordum.
Sürekli ders çalışıyordum ve...
Sınavlarda iyi not almaya çalışıyordum.
Hatta ilk sınav zamanından sonra notlar açıklandığında bayağı bir moralim bozulmuştu.
Çünkü kötü bir not almıştım.
Ama bu hazırlık sınıfları gerçekten başka bir kafa.
Hazırlıktaki herkes çok fazla ders çalışıyor.
Ama onlar dışarıya da çıkıyordu.
Ben onu yapmıyordum.
Neyse. Ben 2014'te okumaya başladım.
2015'te pole dance ile tanıştım.
Ve pole dance zaten hayatımı baya değiştirdi.
Bu okul ve ev arasına gidip gelmeye bir de pole dance dersleri eklendi.
Ve bana açıkçası çok iyi geldi.
O zamanlar yogayı da denemiştim ama hiç hoşuma gitmemişti.
Zaten spor yapmayı pek de sevmiyordum.
Ama pole dance ile başlar başlamaz aşırı sevdim.
Böyle aşık oldum.
Ve her hafta kursa gitmeye başladım.
O benim için... Okul dışı bir aktiviteydi yani.
Aşırı keyif aldığım bir aktiviteydi.
Ve ona her hafta devam ediyordum.
Ve bana da iyi geliyordu açıkçası.
Neyse hazırlanan ikinci sınıfında da az çok böyle ilerledi süreç.
Ama ikinci sınıfta biraz böyle sıkılmaya başlamıştım.
Hani dersler çok yoğundu.
Zaten fiziğim hep çok kötü olmuştur benim.
Ve fizik derslerinden hiçbir bok anlamıyordum gerçekten.
Fizik sınavı olduğunda bütün fiziğe baştan çalışmaya başlıyordum.
Yani şaka yapmıyorum.
Öğrendiğim şey bir kulağımdan girip bir kulağımdan çıkıyordu.
O yüzden her zaman baştan bir şeyleri öğrenmek zorunda kalıyordum.
Fizikten hiçbir zaman iyi bir not alamadım bu arada.
Ama bir şekilde sınıfı geçtik yani.
O kadar da önemli değil.
Yani geçer notla falan geçmiştim diye hatırlıyorum.
Neyse sonra ne diyecektim unuttum.
İkinci sınıf bayağı yoğun geçtiği için sonlara doğru bayağı sıkılmaya başlamıştım.
Neyse ki bu iki senelik bir süreç olduğu için mühendislik okuluna kolayca gidebildim.
Bu arada şunu da hatırlıyorum.
O zamanlar yalnız yaşamak bana çok garip geliyordu.
İşte annem beni bırakıp gitmişti.
Ben tek başıma uzaklarda hiçbir tanıdığım olmadan yaşamaya çalışıyordum yani.
Bütün enerjimi ders çalışmaya harcıyordum.
Ay bu arada şunu da söyleyeyim.
O zamanlar Ankara'da sevgilim vardı.
O yüzden hani ne bileyim birileriyle tanışayım, gideyim bir şeyler içeyim falan filan da diyemiyordum.
Sonuçta sevgilim vardı ve aldatmak istemiyordum.
Hani aldatmak gibi bir amacım da yoktu zaten.
O yüzden de kendi içime kapanmış olabilirim aslında.
Bilmiyorum. 10 sene öncesini çok da hatırlayamıyorum.
Neyse dediğim gibi yalnız olmak, yalnız yaşamak, çevremde hiçbir güvenebileceğim birisinin olmaması, gerçek arkadaşlıklarımın olmaması bana biraz zor geliyordu
açıkçası. Ben yalnızlığı seven biriyim ama benim gibi birinin bile bu tip şeylere bir tık ihtiyacı olabiliyor.
O yüzden bazen biraz böyle depresif.
Düşüncelere kapılıyordum.
Gerçi o tarz depresif düşüncelere bazen hala kapılabiliyorum ama bazen içimden şöyle geçiriyordum.
Ben burada tek başıma yaşıyorum.
Gece bana bir şey olsa hani yanımda kimse yok sonuç olarak.
Bir şey olsa kimsenin haberi olmayacak.
Ben burada şu an ölebilirim ve kimsenin ruhu duymaz falan diye düşünüyordum ve bu gerçekten çok garip bir düşünce ya.
Yani bilmiyorum bunu tek düşünen ben olamam herhalde.
Bütün dünyada böyle bir düşünceye sahip olan tek kişi olduğumu kabullenmek istemiyorum.
İnsan tek yaşayınca bu tarz anksiyetelere kapılabiliyor sonuçta.
Hani bu da bir gerçek sonuç olarak gerçekten de ben tek başınayken başıma bir şey gelebilir ve kimse bundan haberdar olmayabilir.
O yüzden bunu düşünmek, bunun farkında olmak bana çok garip geliyordu.
Böyle ara ara işte depresif düşüncelere kapılabiliyordum.
Ders çalışmadım zamanlarda.
Ama bir şekilde bu zamanlarda geçti ve mühendislik okuluna girmeye hak kazandım.
Bu arada bu dediğim hazırlık sınıflarında normalde iki senenin sonunda bir sınav oluyor.
Ama ben özel bir hazırlık sınıfında olduğum için bizim sınavımız yoktu.
İki sene boyunca aldığımız notların ortalamasıyla birlikte istediğimiz mühendislik okuluna gitmeye hak kazanıyorduk.
Tabii onlar için de bir görüşme işte bir başvuru falan filan oluyordu.
Direkt böyle seni okula aldık falan demiyorlardı tabii ki.
Ben de bu şekilde bu iki senenin sonunda...
Lyon'daki İTEC okuluna girmeye hak kazandım.
Zaten sonra da kimya mühendisliği ve kozmetik yolculuğu başlamış oldu.
İki senelik hayatım böyle geçti diyebilirim.
Çok da ders çalışarak, birazcık da pole dance yaparak.
Ara tatillerde hep Türkiye'ye dönerdim.
Ve o zamanlar Brüksel'den gidiş geliş 600 TL civarındaydı.
600-800 gibi bir şeydi.
Yemin ederim öyleydi.
O paraya İstanbul'a bile uçak bileti alamayız.
Düşünün ne kadar çok enflasyon var.
Neyse demek istedim.
Yalnız yaşamak insana çok şey öğretiyor.
Bir sonraki bölümde de yalnız yaşamak hakkında konuşabilirim belki.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Bir sonraki bölümde görüşürüz.
Bölümü beğendiyseniz arkadaşlarınızla paylaşmayı unutmayın.
Beni desteklerseniz, yıldızı verirseniz çok sevinirim.
Hepinizi çok çok öpüyorum.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
