
Fransa Günlükleri: Fransızların Garip Davranışları
5 Ocak 2026 · 14 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
11 yıldır Fransa’da yaşayan bir Türk olarak artık şunu net söyleyebilirim: Fransızlar çok şık, çok cool… ama bazı davranışları VAR Kİ 🤯
Bu bölümde pasif-agresif iletişim sanatından tut, yemeğin üstüne peynir yemek gibi bize biraz garip gelen alışkanlıklara kadar pek çok detayı konuşuyoruz.
Bol gözlemle, bol örnekle ve biraz da kahkahayla anlatıyorum 😄
Belki de bir sonraki Fransa seyahatinde işine yarar 🥰🎧
---
Beni Instagram'dan takip et: kozmetiksirlari_podcast
İletişim için: kozmetiksirlari.podcast@gmail.com
---
Bölümü beğendiysen eğer, arkadaşlarınla paylaş, Instagram’a yorum bırak, hatta merak ettiğin şeyler varsa DM yolla 💌
---
Referanslar için: https://linktr.ee/kozmetiksirlari_podcast
---
Bu bölümde #reklam veya iş birliği yoktur.
---
Bana destek ol 💅🏻✨https://buymeacoffee.com/kozmetiksirlari
Transkript
Hello! Kozmetik serilerinin 74.
bölümüne hoş geldiniz.
Nasılsınız arkadaşlar? Ben yalan söylemeyeyim size.
Şu an canım hiç podcast kaydetmek istemiyor.
Hatta Yves Rocher bölümünü kaydedecektim ama düşendim.
O yüzden bari Fransa günlükleri kaydedeyim dedim ve şu an oturdum zorla podcast kaydediyorum.
Bir de neden canım istemiyor onu da söyleyeyim.
Biraz hasta gibiyim. Böyle yorgunum.
Hani... Parmağımı kıpırdatacak halim yok aslında ama geldim burada podcast kaydediyorum işte.
Umarım bu bölümü seversiniz.
Bugün biraz Fransızların garip davranışlarından konuşacağız arkadaşlar.
Hazır mısınız? Biliyorsunuz ben 11 senedir Fransa'da yaşıyorum ve 6-7 senedir de iş hayatının içerisindeyim ve bu nedenle de Fransızları gözlemleyecek çok vaktim oldu.
O zaman hemen başlayalım.
Birincisi doğum gününde pastayı işe senin getirmen gerekiyor.
Bu çok saçma bir şey biliyorum ama gerçekten böyle yapıyorlar arkadaşlar.
Hatta buna ilk denk geldiğimde çok şaşırmıştım.
Hani ne alaka bu kişinin doğum günü ve pastasını, böreğini, çöreğini her şeyi o yapıp getiriyor demiştim.
Hani böyle bir saçmalık olabilir mi?
Ya börek falan dedim de siz anladınız işte.
Lafın gelişi öyle dedim yani yoksa kek, çörek bu tarz tatlı şeyler getiriyorlar genelde.
Bir de bazen de şöyle dedikleri oldu bana.
Mesela benim doğum günüm oluyor ve onlara söylemiyorum.
Veya işte laf arası denk geliyor doğum günüm bugün falan diyorum.
Bazıları da şey demişti hani aslında pasta falan getirsen doğum gününün ne zaman olduğunu anlarız falan.
Ya benim doğum günüm olduğuna göre niye ben pastayı getiriyorum arkadaş?
Çok saçma değil mi?
Bu nasıl bir gelenek?
Aynı şey şirketten ayrılanlar için de geçerli.
Mesela bir kişi istifa ettiyse iş gününün son günü kruvasan, işte pano şokola falan bu tarz şeyler getiriyor ve vedasını ediyor.
Yani bence bunun...
şirkette kalanlar tarafından organize edilmesi gerekiyor.
Doğum günü için de aynı şekilde ben böyle düşünüyorum arkadaşlar.
Burada 11 sene yaşamış olmama rağmen bunun mantıksız olduğunu düşünüyorum.
İkinci garip alışkanlıkları selamlaşmak için birbirlerinin yanaklarından öpmeleri.
İş hayatı bölümünde bahsetmiştim bundan da.
Genelde iki kere Ama Fransa'nın bazı yerlerinde 3, 4, 5'e kadar çıkabiliyormuş arkadaşlar.
Ben 3 keresine denk geldim ama 4-5 kere öpülen yerlere denk gelmedim.
Ya 5 kere nasıl öpeceksin karşındaki kişiyi?
Bir de böyle 5-10 kişilerse bütün zamandan öpüşmekle mi geçecek?
Yani Fransızlar ne yapıyorsunuz?
Bu arada şu French kiss terimine de açıklık getirmek istiyorum.
Çünkü bu Fransızlardan gelmiyormuş.
İngilizlerin ve Amerikalıların Fransızlara taktığı bir etiketmiş aslında.
Hani böyle öpüşse öpüşse Fransızlar öpüşür gibisinden.
Yani Fransızlar arasında öyle French kiss falan demiyorlar.
Bu ismi başkaları takmış anlayacağınız.
Üçüncüsü restorana gittiğinde istediğin yere istediğin gibi oturamıyorsun.
Evet, bu gerçekten garip bir özellik.
Kapıda garsonu beklemek gerekiyor.
Bir şeyler içmek için mi yoksa yemek yemek için mi geldiğini söylemen gerekiyor.
Zaten garson bunu sana soruyor.
Hatta kapıda beklerken de böyle 30 saniye, 1 dakika, 2 dakika falan uzun sürebiliyor bu bekleme süresi.
Masaya oturduktan sonra da garsonu çağırmamak gerekiyor.
Çağırırsanız eğer bu kabalık olarak algılanıyor.
O yüzden garsonun keyfini bekliyorsunuz arkadaşlar.
Bu bekleme süresi 5 dakikada olabilir, 10 dakikada olabilir, 15 dakikada olabilir ve bu süre normaldir.
Öyle Türkiye'deki gibi hemen oturduğum an garson gelsin siparişimi alsın falan olmuyor Fransa'da.
Aklınızda olsun Fransa'ya geldiğinizde en azından bunları biliyor olursunuz.
Bir de restoranlarda uzun uzun yemek yeniyor.
Zaten bunu görüyorsunuzdur.
Her şey hani bizim için geç denebilecek bir sürede geliyor.
Restorandan giderken de hesabı öderken bahşiş vermek zorunlu değil.
Hatta yani Fransızlar pek bahşiş vermiyor.
Bahşiş veren Fransız sayısı çok kısıtlı bence gördüğüm kadarıyla.
O yüzden Fransa'da bahşiş vermezseniz de kendinizi kötü hissetmenize gerek yok.
Çünkü pek yapılan bir şey değil.
Hesap ödenirken de herkes yediğini içtiğini kendisi ödüyor.
Hani en azından öğrenciyken bu böyle gerçekten.
Hani kim ne yediyse içtiyse onu ödüyor.
Bir euro fazlasını ödemek istemiyor.
Ama iş hayatına girdiğinde para kazanmaya başladığında Yani karşındaki kişiyle aynı şeyi yiyip içmesen bile hesabı ikiye bölebiliyorsunuz.
Yani bu kiminle dışarı çıktığına bağlı aslında.
Bazı kişiler para kazanıyor olsa bile kuruş kuruşuna hesap yapabiliyor.
Bu da bana biraz ters geliyor açıkçası.
Yani ikiye bölmek bence en mantıklısı.
Dördüncü en çok gıcık olduğum şey Fransızların ukalalığı, gıcıklığı, pratiklik yoksunluğu arkadaşlar.
Söylerken bile sinirleniyorum.
Ya asla senin işini kolaylaştırayım mantığı yok.
Senin işini ne kadar zorlaştırabilirsem o kadar zorlaştıracağım gibi davranıyorlar gerçekten.
Bir de böyle pasif agresif bir şekilde cevap veriyorlar veya O tip kalıplar kullanıyorlar.
Mesela mail yazarken soft error de ma part diye başlayabiliyorsunuz.
Bu da çevirirsek şu demek.
Hatam yoksa eğer işte mailime cevap vermediniz mesela.
Böyle saçma sapan kalıplar.
Veya ne bileyim bir şey güzelse sepamal diyorlar.
Bu da negatif bir kalıp.
Yani kötü değil demek.
Ama böyle çok garip bir dil yapısı var anladınız mı?
Başka bir örnek vereyim. Mesela biz geçen sene taşındık ve binalar yeni olduğu için o 6 aylık bir süreçte birçok kişi taşındı.
İşte boya badana yaptı, bir sürü şey çıkarıp indirdi falan.
Yine öyle bir gündü.
Hani birisi taşınmış, boya badana yapmış, koridorlarda boya kokuyor.
Apartmen grubunda birisi her yer boya kokuyor, kanser olacağız diye falan söylendi.
Hani bir sakin olur musun?
Hani her yer boya kokuyor diye kanser olmayacaksın.
Böyle saçma sapan şeyler söylenmek için yer arıyor gibiler.
Neyse onlar söyleni dursun.
Biz bir sonraki mandaya geçelim.
Bu da aslında söylenmekle alakalı bir madde olabilir.
Çünkü Fransızlar sürekli grev yapıyor.
Fransa'da grev deyince akla ilk önce trenler, sonra öğretmenler, tarım ve çiftçiler geliyor arkadaşlar.
Çünkü grev burada sadece hak aramak için değil, ulusal bir ifade biçimi.
Yani mesela hükümet halkın hoşuna gitmeyen bir karar aldığında halk sokağa dökülebiliyor çok kolay bir şekilde.
Sık sık grev olduğu için de insanlar hayatlarını greve göre ayarlıyor.
Mesela grev yüzünden bu tren iptal olabilir diyerek tren bileti alıyor.
Kendini ona göre organize ediyor.
Hatta yıl sonunda işte Aralık ayında böyle trenler gıcıklık yapmak için tam insanların tatile gideceği zaman grev yapabiliyor.
Bunun dışında mesela yolları traktörlerle kapatabiliyorlar.
Hatta bir kere havaalanında grev olduğu için uçuşlar iptal edilmişti.
Gerçekten çok zor duruma düşürebiliyorlar insanları.
Ama bunu da bir tık anlayabiliyorum.
Bir şey hoşlarına gitmediğinde hemen ona dur diyebilmek için bunu yapmaları şart.
Bu bize garip bir alışkanlık olarak gelebilir ama bir şey istemediğinde buna karşı gelebilmek bence çok güzel bir şey.
Ve biz Türklerin bunu daha fazla yapabilmesi lazım diye düşünüyorum.
Bir sonraki gariplik Fransızcanın çok nokta atışı bir dil olması.
Biz Türkler leb demeden leblebi anlayabiliyoruz ya genelde hani bu böyle.
Fransızlar öyle değil arkadaşlar.
İlla sen o spesifik kelimeyi doğru şekilde, doğru yerde kullanacaksın.
Yoksa kimse seni anlamıyor.
Yani şu an verecek bir örneğim yok ama bu tip durumlarla çok karşılaştım.
Hani o söylemem gereken kelimeyi tam olarak söylemediğim için insanlar bana...
Böyle garip garip baktı ne diyor bu kız falan diye.
O cümle kalıplarını Fransızların kullandığı spesifik kelimeleri çok iyi şekilde öğrenmek gerekiyor ki sen konuştuğunda seni anlayabilsinler.
Yoksa asla anlamıyorlar ve anlamak için de çabalamıyorlar biliyor musunuz?
Ya da ne bileyim öyle bir kapasiteleri de olmayabilir.
Bilmiyorum artık hangisi ama...
Yani ben böyle hissediyorum en azından.
Çok nokta atışı bir dil olduğunu hissediyorum.
Benim gibi Fransa'da yaşayan varsa ve bana yazarsa bu konudaki düşüncelerini sevinirim.
Bir sonraki gariplik günün önden belli olması.
Biz Türkiye'de istediğimiz zaman istediğimiz yere gidip istediğimiz şeyi yiyebiliyoruz ya burada öyle değil.
Öğle yemeği saat 12-14 arası yeniyor genelde.
Gute dedikleri ara öğün saat 4 ve 6 arası.
Apero denilen yemek öncesi atıştırmalık hani yapılırsa böyle 6-7-8 gibi yapılıyor.
Akşam yemeği de en erken 7.30-8 civarı yeniyor.
Hatta akşam yemekleri 9-10-10.30-11'e kadar uzayabiliyor.
Bu spesifik saatler dışında restoranlar açık olmuyor arkadaşlar.
Hani Fransız restoranlarından bahsediyorum.
Hatta akşam 7'den sonra kahve içmek isterseniz böyle Starbucks gibi yerlerde bulamazsınız.
Starbucks dedim ama reklam değil.
Kahveci diyelim biz.
Turistik yerler ve fast food restoranları hariç Bu saatler dışında yemek yemeniz imkansız.
O yüzden Fransız restoranında yemek yemek isterseniz gününüzü ona göre organize etmelisiniz.
Hatta rezervasyon yaptırmanızı da öneririm.
Çünkü genelde rezervasyonsuz güzel restoranlarda yer olmuyor.
O yüzden bu da önemli bir bilgi.
Bunun dışında yemekle alakalı bir tane daha gariplik söylemek istiyorum.
Mesela sıcak çikolatayı kaseden içiyorlar.
Tatlıları kaşıkla yiyorlar.
Kuru vasanı kahveye batırıyorlar ve yemeğin üstüne peynir yiyorlar.
Hani yemeği bitiriyorsun, üstüne peynir, sonra da tatlıya geçiyorsun.
Ben bu peynir olayını çok seviyorum aslında.
Bence yani güzel bir alışkanlık ya.
Bir de peynir yemeyi seviyorum zaten.
Fransız peynirleri aşırı güzel.
Fransa'da peynir demek isterseniz...
Onunla ilgili bir bölüm daha yapabilirim.
Eğer hani ilginizi çekerse.
Ama işte böyle garip, bize garip gelen yemek alışkanlıkları olabiliyor.
Tatlıyı niye kaşıkla yiyorlar asla bilmiyorum.
Özellikle böyle tartlarda, hamur sert olan tatlılarda onu kaşıkla yemek imkansız gibi bir şey.
Yani bu da böyle bir özellik.
Ne yapabiliriz? Bu arada kruvasanı kahveye batırıp yemediyseniz yemenizi öneririm.
Çok güzel oluyor gerçekten. Fransız gibi hissetmek isterseniz deneyebilirsiniz.
Bir sonraki gariplik Fransızca ile ilgili.
Biliyor musunuz bilmiyorum ama Fransızca öğrenmek yetmiyor arkadaşlar.
Çünkü Fransızların bir de Verlon diye bir dili var.
Bir kelimedeki hecelerin yerini değiştirerek konuşabiliyorlar.
Mesela merci demek yerine simer diyebiliyorlar.
Bunu aslında biz, yani gençler aşkı falan diyor ya, müko gibi gibi.
Öyle düşünebiliriz.
Onların da kısaltmaları veya işte gençlerin konuşmaları verlondan oluşabiliyor.
Mesela Stromae diye bir şarkıcı var ya.
Onun adı Verlon'dan geliyormuş.
Maestro'nun Verlon versiyonu Stromae'ymiş.
Bunu da araştırma yaparken öğrendim.
Veya ne bileyim femme demek, kadın demek.
Ama onu da Verlon olarak yazdığınızda meuf diyebiliyorsunuz.
İşte böyle böyle kelimeler yani ve günlük hayatta çok fazla kullanılabiliyor.
O yüzden siz okulda Fransızca öğrendiyseniz ve Fransa'ya mesela okumaya geldiyseniz gençlerin arasında vealon konuştuğunu duyarsanız bunlar ne diyor falan olabilirsiniz.
Önden bir araştırıp gelmenizi öneririm.
Aslında bu bölümde söyleyecek çok şeyim var ama hepsini anlatırsam 40 dakika falan sürecek.
O yüzden sonuncu maddeye geliyorum.
Bu bölümü severseniz devam edebilirim.
Sonuncu maddemiz her şeyi kısaltarak konuşmaları.
Mesela Fransızca'da çok nokta atışı kelimeler var dedik.
Oftalmolog, göz doktoru demek.
İşte jinekolog. Jinekolog demek.
Kadındım. Mesela oftalmoloğa oftalmo diyorlar.
Jinekoloğa jineko diyorlar.
Hatta isimleri bile kısaltabiliyorlar.
Mesela birisinin adı Jüli olsun.
Ona Jücü falan diyebiliyorlar.
Hani böyle her türlü kelimeyi kısaltma eğilimleri var diyebilirim.
McDonald'sa McDo diyorlar.
Ya işte böyle böyle örnekler sayabilirim.
Kısaltma kullanmayı seviyorlar yani.
Bütün kelimeyi söylemiyorlar genelde.
Özellikle uzun bir kelimesi.
Bu bölümde en garip bulduğunuz şey ne oldu?
Yorumlara yazabilirsiniz.
Galiba Spotify'da yorum özelliği gelmiş.
Eğer sizde de varsa yorum bırakmayı unutmayın lütfen.
Onun dışında tabii ki bana DM'de atabilirsiniz.
Bu bölüm hoşunuza gittiyse çevrenizdeki frankofon arkadaşlarınıza veya Fransa'ya gidecek olan kişilere gönderirseniz sevinirim.
Ayrıca beni takip edip yeni bölümlerden haberdar olmak için zili açmayı unutmayın.
Bu da listelerde öne çıkmamı sağlıyor.
Yani bana destek olmuş oluyorsunuz.
O zaman bir sonraki bölümde görüşürüz.
Size çok güzel bir hafta diliyorum.
Ayrıca 2026 yılında hepinize sağlık, neşe, mutluluk, huzur, bir sürü de başarı diliyorum.
Bir sonraki bölümde görüşürüz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
