
Fransa’da çalışmak nasıl bir deneyim merak ediyorsan, bu bölüm tam sana göre.
Bugün iş kültürü, kurumsal hayat, beklentiler ve yaşadığım gerçek anılarla Fransa’daki iş hayatını anlattım 🇫🇷
---
Beni Instagram'dan takip et: kozmetiksirlari_podcast
İletişim için: kozmetiksirlari.podcast@gmail.com
---
Bölümü beğendiysen eğer, arkadaşlarınla paylaş, Instagram’a yorum bırak, hatta merak ettiğin şeyler varsa DM yolla 💌
---
Referanslar için: https://linktr.ee/kozmetiksirlari_podcast
---
Bu bölümde #reklam veya iş birliği yoktur.
---
Bana destek ol 💅🏻✨https://buymeacoffee.com/kozmetiksirlari
Transkript
Yan odada erkek arkadaşım spor yapıyor.
Umarım sesi size gelmiyordur arkadaşlar.
Hoş geldiniz. Kozmetik Sırları'nın 71.
bölümüyle karşınızdayım bugün ve Fransa hakkında olacak bu bölüm.
Uzun zamandır Fransa günlükleri yapmıyorum dedim.
E hadi bari artık buna bir son verelim.
Bugün Fransa'daki iş hayatından konuşacağız.
Tabii ki bölüm konusunu seçmek için sizden yardım aldım arkadaşlar.
Instagram'da, storylerde anket yaptım ve siz de iş hayatını merak ettiniz.
O yüzden bu konuyla ilerliyoruz.
Beni hala Instagram'dan takip etmeyenler aşağıdaki linke tıklayarak beni takip edebilir.
Lütfen hem Spotify'dan hem Instagram'dan takip ederseniz bana çok büyük destek olmuş olursunuz.
O zaman hemen Fransa'da iş hayatını nasıl size anlatmaya başlayayım.
Bu arada Türkiye'de nasıl bilmiyorum.
Benimle deneyimlerinizi paylaşırsanız iseniz de sevinirim.
Çünkü bilmek istiyorum.
Bir de açıkçası aramızda kalsın.
Dışarıdan gözlemlediğim ve arkadaşlarımın deneyimlerinden gördüğüm kadarıyla biraz toksik bir iş kültürü var gibi geliyor.
Yani ne bileyim bütün işler acil.
Herkes hafta sonu çalışmak zorunda falan filan.
Biraz sıkıntı yani. Fransa'da iş hayatı Emily in Paris'deki gibi sananlar bir dursun derim.
Biraz abartılıyor bazı şeyler.
Ama bazı konularda da doğruluk bayı var.
Mesela Fransızlar biraz burnu havada bir millet.
Eğer gezmemiş görmemiş bir Fransızsa gerçekten Fransa'yı dünyanın en iyi ülkesi falan sanabiliyor.
Neyse konumuz bu değildi.
Biz iş hayatından başlayalım.
İlk olarak çalışma süresinden bahsedeceğim.
Haftalık çalışma süresi 35 saat.
39 saatlik kontratlar da var ama officially süre 35 saat.
Yani insanlar günde 7 saat çalışıyor demek bu.
Bir de öğle arasını eklersek 8 saat ediyor.
Yani 8 saat demek sabah 9'da işe girip akşam 5'te de çıkabiliyorsunuz demek.
Bunun dışında bir de çalışma süresinin saatle değil günle ölçüldüğü kontratlar var.
Onda da yıllık çalışma süresi 218 gün olacak şekilde hesaplanıyor.
Yani özet olarak çalışma süresi ya saatle ya da günle ölçülebiliyor.
Bunun dışında bir de yıllık izinlerden bahsetmem lazım.
Çünkü Fransa'daki izin sistemi gerçekten çok iyi arkadaşlar.
Çok fazla tatil yapabiliyorsunuz.
Zaten Fransa'da yıllık izin süresi 25 gün.
Yani hafta sonlarıyla birlikte toplamda 5 hafta izin alabiliyorsunuz.
Düşünebiliyor musunuz? Bunun üstüne bir de bayram tatilleri ekleniyor.
Onları ekleyince de 35 gün falan oluyor.
Böyle bayram günlerinin hafta içine denk gelmesi lazım tabii ki.
Onun dışında bir de RTT denilen RTT yani bir kısaltma bu.
Bu da bir tatil türü.
Haftalık çalışma süresi 35 saati geçtiğinde ekstradan çalışılan süre tatil olarak yazılıyor.
Yani ayda bir eğer 39 saatlik bir kontratınız varsa ekstradan 2 gün tatil hakkı kazanmış oluyorsunuz.
Çok güzel bir sistem değil mi ya?
Ben bayılıyorum. Burada yine saatten bahsettim ama aynı şekilde gün temelli kontratlarda da gün sayısı üzerinden hesaplanıyor bu.
Yani anlayacağınız arkadaşlar Fransızlar tatile doyamıyor.
Ve ben böyle olmasını gerçekten çok seviyorum.
Tüm bunları toplarsak yılda 8 hafta tatile falan denk geliyor.
Çok iyi değil mi? Bir diğer bahsetmek istediğim şey de çalışan hakları.
Eğer siz bir şirkette çalışmaya başlarsanız şirket ek sağlık sigortasının en az yarısını karşılamak zorunda.
Bunun dışında bazı koşullarda şirketlerin ticket vermesi zorunlu.
Bu ticket'ın küçük bir kısmını çalışan karşılıyor, büyük bir kısmını da şirket ödüyor.
Bir de çok önemli bir şey daha var.
O da the right to disconnect.
2017 yılından bu yana mesai saatleri dışında işle ilgili birisi sizinle iletişime geçerse cevap vermeme hakkına sahipsiniz.
Zaten Fransızlar da iş saatleri dışında pek çalışmazlar.
O yüzden böyle bir şey söz konusu pek olmuyor.
Ama tabii iş saatleri dışında çalışan değişik insanlar da var.
Daha eski kafalı olanlar.
İş saatleri dışında derken bu arada hem hafta içi hem hafta sonu.
O nedenle bir işveren mesela hafta sonu mailine cevap vermediniz diye sizi işten çıkaramaz.
Yasalara aykırı.
Son olarak da değinmek istediğim şey...
Work from home. Covid'den beri bu çok arttı.
Önceden pek sıcak bakılmayan bir şeydi.
Ama artık bir must have haline geldi diyebiliriz.
Gördüğünüz gibi Fransa'da çalışmanın birçok artı yanı var.
Ama tabii ki sadece artı yanı yok maalesef.
Mesela eğer yabancıysanız ve çok büyük bir şehirde yaşamıyorsanız iş bulmanız zorlaşabilir.
Çünkü insanlar biliyor ben bu kişiyi işe alırsam çalışma iznini vesaire halletmesine yardım etmem gerekecek vesaire vesaire.
O yüzden Fransız birinin işe almayı tercih edebiliyorlar.
En azından benim deneyimim bu yönde oldu.
İş bulmakta çok zorlandım.
Ama mesela Paris'te yaşayan Türk arkadaşlarım da var ve onlar benim kadar zorlanmadılar.
O yüzden şehirden şehire değişebiliyor diyebiliriz.
Bunun dışında çalışma kültürü gerçekten çok resmi.
Herkes saygılı davranmak zorunda.
Çok cana yakın olursanız biraz garip karşılanabilir.
O yüzden genelde iş arkadaşlarınızla saygı çerçevesi içinde iletişim kuruyorsunuz.
Çok da yakınlaşmıyorsunuz.
Tabii istisnalar olabiliyor.
Eski işlerimden mesela hala görüştüğüm arkadaşlarım var.
Bir de tanımadığınız insanlara mösyö madam diye hitap etmeniz gerekiyor.
Ama bu biraz eski bir kural diye düşünüyorum.
Çünkü iş hayatına yeni nesiller geldikçe bu kural da biraz değişmeye başlıyor.
Ben artık mesela insanlara ismiyle hitap ediyorum.
Yani 50-60 yaşındakiler bunu kötü karşılıyor olabilir ama umurumda değil yani ne yapayım.
Bir diğer kural ise sabah işe geldiğinizde hep bonjour demeniz gerekiyor.
Bunun bir tık ötesi hatta la bise.
Covid'den önce çok yapılıyordu.
Herkes bonjour deyip gidip birbirlerini öpüyorlar.
Hani nasılsın falan diyorlar.
O ortamda 20 kişi bile olsa bunu yapıyorlar arkadaşlar.
Ben böyle bir zaman kaybı görmedim.
Ayrıca ben bunu mesela ne bileyim çok yakın olmadığım insanlara öpmek istemem yani.
Yine de yapan oluyordu.
Bir de sevmediğim bir şey daha var arkadaşlar.
Bu öpüşme olayını kadın erkeğe veya kadın kadına yapıyorlar.
Ama erkek erkeğe yapmıyorlar.
Yani neden abi? Çok saçma bir şey değil mi?
Niye erkek erkeğe yapmıyorsun?
Yani çifte standart diye bir şey var.
O yüzden biraz saçma buluyorum açıkçası.
Neyse bu konuyu geçelim.
Biraz da öğle aralarından bahsedelim.
Fransızlar için masada hızlıca yemek yemek asla yapılabilecek bir şey değil.
Gerçek bir ara verip iş arkadaşlarına sohbet etmek, güzel vakit geçirmek, ne bileyim bazen de spora giden bile oluyordu öyle arasında.
Hani böyle bir ara verip gerçekten keyif almak kültürlerinin bir parçası.
Hızlıca ayaküstü yemek yemeyi hiç sevmezler.
Zaten yemek yerken de böyle saatler sürer.
Özellikle akşam yemekleri.
Öğle yemekleri saatler süremiyor tabii ki tekrardan işe dönmek zorunda oldukları için.
Ama onda bile zaman ayırıp güzel vakit geçirmeye özen gösteriyorlar.
Bence bu örnek alabileceğimiz bir özellik ya.
Biz böyle hızlıca yemek yemekten çekinmeyiz mesela.
Restorana gidince her şey hemen gelsin, hemen yiyelim, hemen kalkalım falan.
Hep böyle bir acele içindeyiz.
Onların böyle acele etmemesi bana gerçekten çok iyi geliyor.
Anda kalmamı sağlıyor.
Bunun dışında bir diğer bahsetmek istediğim şey Mayıs, Ağustos ve Aralık ayları.
Arkadaşlar Mayıs ayında bir sürü bayram günü var.
O yüzden insanlar bu fırsattan yararlanıp bu dönemde çok fazla tatile gidiyorlar.
Bayram günlerini birleştiriyorlar, birkaç gün fazladan izin alıyorlar ve aileleriyle vakit geçiriyorlar veya seyahat ediyorlar.
Hani Mayıs ayında insanları çalışırken pek göremiyorsunuz açıkçası.
Aynı şekilde Ağustos ayında her yer kapalı oluyor.
Özellikle büyük şehirler boşalıyor.
Çünkü insanlar tatile gidiyor.
Ya fırınlar bile kapalı oluyor arkadaşlar.
2-3 hafta boyunca ekmek alamıyorsunuz.
Çok garip değil mi? Türkiye'de her şeyin açık olmasına alıştığım için buraya ilk geldiğimde bu bana çok absürt gelmişti.
Ama şimdi Türkiye'ye gittiğimde Türkiye'de her yerin her zaman açık olması bana daha da garip geliyor.
Bu anlattığım şeyler tabii ki Aralık ayı içinde geçerli.
Aralığın son iki haftası gerçekten çok sakin geçer.
İnsanlar izne ayrılmaya başlar.
Resmi olarak her yer kapalı olmasa da hem Noel hem de yılbaşı dönemi için insanlar izin alıp aileleriyle vakit geçirir.
Hatta bazı şirketler bu dönemde 5-10 gün hatta 15 güne kadar şirketi kapatabiliyor.
Bunun Türkiye'de yapıldığını hayal bile edemiyorum arkadaşlar.
Şirketi 15 gün kapatmak ne demek?
Bir gün kapatmak bile çok zor yani.
Bütün bunlara istinaden söylemek istediğim tek bir şey var şu an.
Yaşamak için çalış, çalışmak için yaşama.
Bu Fransızların mottosu.
Yani bunun üzerine başka bir şey söylememe gerek var mı bilmiyorum.
Zaten anlattığım şeylerden de gördüğünüz gibi Fransızlar hayattan keyif almayı, işi hayatlarının merkezine koymamayı çok iyi başarıyorlar.
Ki bu da kültürlerinin bir parçası.
Bu da Fransız kültüründe çok sevdiğim şeylerden biri.
Biz Türkiye'de çok çalışmayı çok değerli bir şey olarak görüyoruz.
Saçını süpürge etmeyi, çalışa çalışa burnout olmayı falan bunların hepsine çok iyiymiş gibi bakıyoruz.
Ama aslında en güzel şey insanın kendine ve ailesine vakit ayırabilmesi.
Bu nedenle ben Türkiye ile Fransa'yı karşılaştırdığımda kendimce en iyi bulduğum şeyleri alıyorum.
Fransızlardan iş hayatı ve özel hayat dengesini, Türklerden de çalışkanlığı alıyorum arkadaşlar.
Siz bu anlattıklarımı nasıl buldunuz peki?
İyi gelen, kötü gelen yanları oldu mu?
Bana DM atarsanız sevinirim.
Bölümü beğendiyseniz çevrenizle paylaşmayı unutmayın lütfen.
Ayrıca beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Bir sonraki bölümde görüşürüz.
İyi haftalar diliyorum.
Bye bye.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
