
Açıklama:
Bu bölümde kozmetikte minimalizm, sürdürülebilirlik ve aşırı tüketim konularını, sevgili takipçim Yağız ile konuşuyoruz 🫂 Güzellik rutinimizde gerçekten kaç ürüne ihtiyacımız var? Daha az ürünle etkili bir rutin mümkün mü? Sürdürülebilir tercihler nasıl yapılır? Yeni nesil üzerindeki anti-aging baskısı geri döndürülebilir mi? Bilinçli tüketim, skinimalism ve sürdürülebilir güzellik üzerine düşündüren bir sohbet sizi bekliyor. 🫶🏻
---
Beni Instagram'dan takip et: kozmetiksirlari_podcast
İletişim için: kozmetiksirlari.podcast@gmail.com
Konuğum Yağız'ın Instagram adresi: Tıklayın
---
Bölümü beğendiysen eğer, arkadaşlarınla paylaş, Instagram’a yorum bırak, hatta merak ettiğin şeyler varsa DM yolla 💌
---
Referanslar için: https://linktr.ee/kozmetiksirlari_podcast
---
Bu bölümde #reklam veya iş birliği yoktur.
---
Bana destek ol 💅🏻✨https://buymeacoffee.com/kozmetiksirlari
Transkript
Hello!
Kozmetik Sırları'nın 77.
bölümüne hoş geldiniz.
Bugün uzun bir aradan sonra konuklu bir bölümle karşınızdayım.
Bugün konuğum Yağız olacak.
Yağız'la Kozmetik Sırları'nın başından beri takipleşiyoruz diye hatırlıyorum en azından.
Bugün kozmetikte minimalizm ve sürdürülebilirlik hakkında konuşacağız.
Çünkü ikimizin de çok dertli olduğu bir konu bu.
Ve daha fazlasından birlikte bahsedeceğiz.
Şimdi kısaca Yağız'dan kendisini tanıtmasını isteyeceğim.
Yağız öncelikle hoş geldin.
Podcast'ime konuk olduğun için teşekkür ederim.
Bize kısaca kendinden bahsedebilir misin?
Öncelikle hoş buldum.
Beni davet ettiğin için asıl ben teşekkür ederim.
Ben Yağız, ikinci ismim Yusuf, 23 yaşındayım.
Yıldız Teknik'te Matematik bölümünde okuyorum.
Üçüncü sınıf öğrencisiyim. Yıllardır, yaklaşık 8 yıldır falan kozmetik sektörümün içerisindeyim.
Gerek makyaj alanında, gerek cilt bakımı ve saç bakımı alanında.
Hem pek çok ürün deniyorum, hem bu konuda kendimi olabildiğince bilgiye doyuruyorum.
Ve şu anda özellikle...
Bu TikTok ile birlikte artan aşırı tüketim ve sürdürülebilir olmayan cilt bakımlarının önünü geçmek için elimden geleni yapıyorum.
Evet evet arkadaşlar bu arada Yağız gerçekten çok bilgili kozmetik hakkında.
Kendisi de bazen içerik üretiyor hatta içerik üreticisi olmak istiyor.
Ve zaten arada DM'den böyle biz gıybet yapıyoruz.
Reels'lar gönderiyoruz birbirimize falan.
Bilgisi karşısında gerçekten şaşırıyorum ben de.
O yüzden onun da bugün burada olması hem benim için hem Kozmetik Silve için gerçekten çok güzel.
Peki ya kozmetik konusunda nasıl ilgi duymaya başladın?
Biraz kısaca anlatır mısın?
Ya bunun hikayesi çok garip aslında.
Şimdi lisede 9.
sınıftayken, lise 1. sınıftayken bir gün din dersinde din hocamız ders işlemeyeceğini söylemiştim.
Sınıftaki kızlar da, yan sınıftaki kızlar da toplayıp bir masada makyaj yapmaya falan başlamıştı.
Ve oradan zaten benim bir ilgimi çekmiştim.
İşte bunlar ne söylüyorlar falan filan diye.
Çünkü ben kendimi bildiğim bileli güzel cilde, güzel saça, güzel...
görmeye ilgisi olan birisiydim.
Ama özellikle tetiklenmenin bu olduğunu düşünüyorum.
Ondan sonrasında işte araştırmayla birlikte birazcık programlar izleyiz diye birazcık işte kaynak araştırarak bunun aslında makyaj denilen sektörün sektör olduğunu ve bunun çok fazla yatırımı olduğunu özellikle markalar tarafından
çok fazla yatırımı olduğunu gördüm.
Oradan birazcık bir ilgi duymaya başladım.
Sonrasında bir şekilde ilerledim.
Ya ne güzel gerçekten kendi kendine eğitmişsin kendini yani çok bence hayranlık duyulabilecek bir şey bu.
Teşekkür ederim. Peki sen böyle ilgi duymaya başladıktan sonra yavaş yavaş cilt bakımı yapmaya mı başladın?
Oraya nasıl başladın?
Şöyle benim ilk cilt yani cilt bakımında...
Önce ben makyaja ilgi duyuyordum.
Özellikle o renkli makyajlar olsun, renkli yanak makyajları, allıklar falan olsun.
Bunlara çok fazla ilgi duyuyordum.
Hayır ona ben de çok ilgi duyuyordum bu arada lisedeyken falan.
Özellikle o 2017 era'yı hatırlıyorsun değil mi?
O keskin kontörler, kat kresli makyajlar falan.
Onlara ilgi duyuyordum.
Ben mi? İşte onlara ilgi duyduktan sonrasında şöyle bir şey oldu.
İzlediğim YouTube kanallarında işte Şeyda Erdoğan olsun, Duygu Özaslan olsun o zamanın duayeni olan insanlardan işte makyajınızı temizlemeden uyumayın gibi şeyler gördükten sonrasında birazcık daha cilt bakımına yönelmeye başladım.
Cilt bakım aldığım bir noktaya kadar benim şeydim.
İşte cildini temizle, makyaj yapmadan önce mutlaka nemlen de bu kadardı benim cilt bakımıyla olan ilgim.
Ama sonrasında ben bir dönem üniversiteyi kazanıp İstanbul'a geldim.
İlk yıl cildim çok kötü sivilcelendi.
O dönem Ruak'tan kullanmak zorunda kaldım.
Ruak'tan sonunda da benim sivilcelerim geçmedi.
Dolayısıyla artık bir noktada orada şey yapmaya başladım.
Kendimi eğiteyim, kendim bir şeyler yapayım.
Çünkü doktor randevusu bulmak da o zaman çok çok zordu.
Covid dönemiydi çünkü. Dolayısıyla ben kendimi eğiterek bunu yapayım dedim.
Evet, insan gerçekten derdini derman bulamayınca kendini eğitip bir şekilde...
Hani bir şeyler çözmeye çalışıyor.
Bu arada kozmetiğe ilgi duyma hikayemiz de benzermiş aslında.
Ben de ilk önce böyle kozmetikle başladım.
İşte makyajlar, renkli böyle ne bileyim cut crease makyajlar falan.
Sonra... Cildim soyuluyordu hani iyi bakım yapmadığım için burnumun üstü soyuluyordu ve ben nasıl yapacağımı bilemiyordum.
Böyle böyle ilgi duymaya başladım.
Sonrasında da zaten bildiğin gibi kimya mühendisliği okudum.
İşte kozmetik sektörde çalışmaya başladım falan.
Böyle bir hikayem var yani çok benzermiş hikayelerimiz.
O zaman yavaştan bölüme başlayalım istersen.
Olur. İlk olarak aşırı tüketim sorunundan bahsetmek istiyorum ben.
Yani bildiğin gibi sosyal medyada da görüyoruz sürekli.
Kozmetik sektöründe aşırı tüketime yönlendiriliyor insanlar.
Gerek 10 aşamalı rutinler olsun, sürekli popülerleşen içerikler olsun, ne bileyim beauty tech dediğimiz cihazlar olsun.
Yani bilmiyorum sürekli sosyal medya bizi para harcamaya yönlendiriyormuş gibi hissediyorum ben.
Senin bu konudaki düşüncelerini onu da merak ediyorum.
Şimdi ilk... Çok güzel bir noktaya parmak bastın.
Ben ilk başta zaten bu podcast fikrini konuştuğumuzdan beri ben bunları araştırıyorum.
İstersen birazcık vakamsal verilerden bahsedeyim ilk başta.
Sonrasında kendi düşüncemi geçeyim.
Evet süper olur. Şöyle yaptığım araştırmalarda şunu gördüm.
2020 öncesinde Covid öncesinde kozmetik sektörünün geliri çok fazla yoktu.
En fazla gelir getiren makyajdı.
Ondan sonrasında cilt bakımı, parfüm, saç bakımı şeklinde ilerliyordum.
Ve ortalama geliri daha doğrusu markaların ortalama...
yatırını bu konuda en fazla 100 milyon doları bile geçmiyordu o yıllık baktığımızda.
Ama sonrasında 2020 ile birlikte özellikle Kore cilt bakımının patlaması, Kore'nin patlaması ile birlikte markalar birazcık daha cilt bakımına yatırım yapmaya başladı çünkü zaten evdeyken çok fazla makyaj yapan birisi
yok. En azından cildimizi ve saçımızı olabildiğince güzelleştirebilir güzelleştirelim kısmına geçtik sektör.
Burada da işte yine yavaş yavaş o Markaların yaptığı yatırımın artması 150 milyon falan 150 milyon dolar buldu yıllık.
Ama en çok bunun en çok patladığı kısma baktığımızda 2023'te özellikle yaz ayında TikTok'un çok fazla cilt bakım konusunda işte influencerların üremesi TikTok.
TikTok'taki influencerların çok fazla ürün promote etmesi çünkü biliyorsun pek çoğumuzun odaklanma süresi kısa.
Odaklanma süresi kısa olduğu için çok hızlı bir şekilde ürün tanıtılıp, ürün anlatılıp geçilmesi lazım.
Odakta kalabilmesi için.
Dolayısıyla TikTok bunun için çok güzel bir yardım.
Özellikle TikTok'taki influencerlardan 15 saniyede çok fazla ürün göstermeye başladılar.
Ürünü çok abartılı şekilde göstermeye başladılar.
Ve bu markalar işine geldi ve 2023'ten beri özellikle yıllık yatırımın markalar bazında 250 milyon doları bulduğu görülüyor bazı markalarda.
Çok büyük bir rakam bu.
Evet valla çok artmış aslında.
Ve dediğin gibi o Covid öncesi ve Covid sonrası fark gerçekten çok bariz.
Çünkü insanlar cilt bakımına yönlenmeye başladı direkt.
Ve şu anda da bence biraz böyle beauty tech'e doğru gidiyor.
Hani medikalde kullanılan içeriklerinde kozmetiğe gelmesi falan biraz o yöne doğru evriliyor gibi yani.
Kesinlikle çünkü bakıyorum her ay yeni bir led maske, yeni bir ürün, yeni bir içerik popüler olmaya başlıyor.
Neyse onlara geliriz birazdan.
Düşünsene her ay rutinini değiştiriyorsun, yeni bir şey ekliyorsun.
Ay çok kötü, aşırı kötü.
Her ay rutinimi değiştirsem cildim şu anda çok kötü bir durumda olurdu.
Öyle bir şey istemem. Korkulu rüyamım bu gerçekten.
Evet. Tamam peki sayılardan bahsettik.
Biraz da kendi düşüncelerini alalım.
Hani bu tüketim toplumu hakkında ne düşünüyorsun?
Şöyle ben kendi düşüncemde şunu çok rahatlıkla söyleyebilirim ki özellikle...
İşte 2023'te TikTok'taki influencerların bu konuda patlamasından bahsetmiştim.
Özellikle bunun Instagram tarafına da geçmesi bu konuda tüketimi bence çok arttırdı.
Çünkü evet TikTok kullanılıyordu yine cilt bakımı anlamında, kozmetik anlamında.
Ama o kadar fazla bir yer, o kadar fazla içerik üretilen bir yer değildi.
Daha çok geçiş videoları vardı.
Ama ne zamanki Instagram'a geçmeye başladı bunlar.
Artık orada birazcık daha ürün tanıtımı falan ön plana çıkmaya başladı.
Ama aynı zamanda o TikTok'taki...
kısa sürede ürün gösterme mirası işte cildim güzel o cildinin güzel olduğunu gösterme mirasını TikTok'tan kalan mirasını ben devam ettiğini düşünüyorum şahsen.
Çünkü oradaki miras kalmasaydı şu anda belki de en basit ve influencer'da bile aynı kategoride aynı işleri yapacak 3-4 ürünü görmezdik elinde.
Evet evet gerçekten doğru söylüyorsun.
Bir de benim anlamadığım bir şey daha var.
Mesela yani ben de içerik üreticisi olarak işte PR kutuları geliyor bir sürü ürün geliyor ve Onlar o ürünü deneyip nasıl hani reklamını yapacak zamana sahip
sonuç olarak binlerce ürün geliyor.
Ve sen onu rutinine ekleyip deneyip sonuç alana kadar en az bir buçuk iki ay test etmen gerekiyor.
E bu da bir senede. Altı ürün demek yani.
Ama ben işte bunu anlayamıyorum.
Influencer'lar bence hepsi test etmiyor.
Hani markayla iş birliği var diye iki gün sürüyor işte güzelmiş falan diyor.
Hatta sürmüyor bile olabilir yani bilmiyorum.
Daha o kadar bu sektörün içine girmediğim için.
Ama bu da bana biraz absürt geliyor yani.
Bir şeyi test etmeden önermek, reklamını yapmak falan.
Hani bilmiyorum sen bu konuda ne düşünüyorsun?
Şimdi şunu söyleyeceğim ben evet kesinlikle ilk başta bir ürünün etkisini görmek istiyorsak kesinlikle cildin kendini yenileme döngüsünü bir tur tamamlamayı beklemek lazım.
Ama çoğu zaman bu etkiler yanıltıcı olabiliyor.
Çünkü mesela ben yeni bir nem serumu kullanmaya başladım ama ondan önceki serumun etkisi mirası hala devam ediyor.
Dolayısıyla o serumun tam anlamıyla etkisini görmek için benim en azından 2-3 tane...
cildin kendine yenilenme döngüsünü tamamlamam gerekiyor.
Bu da aslında yıl içerisinde 6 serumdan ziyade 4-5 seruma kadar düşüyor.
Ki bu çok daha önemli bir rakam.
Onun dışında aynı zamanda anlık etkiler yine bir tık tanıtılabilir.
Çünkü işte temizleyici cildi mi geldi mi?
Nemlendirici sabaha kadar cildimde ne mi tuttu mu?
Gibi şeyler. Ya da işte güneş kelimelerinde soyulma yaptı mı?
Gibi şeyler. Anlık olarak anlatılabilir.
Ama eğer bir ürünün iş birliği veya reklamı yapılacaksa o zaman Kesinlikle ama kesinlikle bu süreç 2-3 ay içerisinde olmalı.
Çünkü sen o serumu reklam yapacaksan, tanıtım yapacaksan, işbirliğiyle o videoyu, o paylaşımı yapacaksan o zaman ürünün üzerindeki bütün vaatleri sağlayıp sağlamadığını bir şekilde göstermen, söylemiş olman lazım.
O kadar süre deneyimlemiş olman lazım.
Evet ama maalesef gerçekte yani bilmiyorum böyle yapan çok insansır yok diye düşünüyorum.
Çünkü hani bir sürü ürün görüyoruz sonuçta tanıtıyorlar, yeni çıkan ürünlerden bahsediyorlar falan.
Biraz zor bir sektör gerçekten.
Ya şey cilt bakım sektöründe özellikle o 2000 özellikle marka tarafında o 2023'teki TikTok algısı hala devam ettiği için markalar da şuna bakıyor.
Kısa sürede ne kadar fazla şey anlatabilirse ne kadar markamı hype'layabilirse o kadar iyidir gözüyle bakıyor.
Ondan dolayı markalar tarafında da bu var.
İlk başta bunu yenmek istiyorsak markalar tarafında bunun başlanması lazım.
Evet evet çok haklısın.
Hep birlikte bunu iyileştirmeye çalışmamız lazım aslında.
Umarım ileride böyle güzel adımlar atan markalar da olur.
Umarım. Bir şey daha merak ediyorum.
Mesela sosyal medyaya bakarak senin de içinden böyle bir şeyler almak geliyor mu?
Çünkü ben sürekli Instagram'da kaydırdığımda mesela hep yeni bir ürüne denk geliyorum.
Yeni bir ne bileyim işte yeni bir serum olabilir, yeni bir cihaz olabilir, her şey olabilir yani.
Ona ihtiyacım olmasa bile bir durup düşünüyorum böyle acaba alsam mı falan diye.
Hatta bunu ne bileyim lisedeyken çok daha fazla yapıyordum aslında.
Ama böyle son 5 senedir falan yapmamaya çalışıyorum.
Hani reklamlara kalmamaya çalışıyorum.
Senin bu konudaki stratejin nasıl?
Hani biraz bahsedebilir misin?
Şimdi şöyle insanız her türlü bir şekilde etkileniyoruz iyi kötü.
Dolayısıyla ben de etkilenmiyorum desem yalan söylemiş olurum.
Ben şunu dikkat ediyorum.
Mesela... Artık cilt bakım rutinimde, saç bakım rutinimde genel olarak bütün rutinlerimi aşırı sadeleştirdim.
Aşırı minimalleştirdim. Beni aşırı heyecanlandıran bir ürün olmadığı sürece de almıyorum zaten.
Ha beni heyecanlandıran bir ürün olduğunu da şunu yapıyorum.
Elinde benzer etki alabilecek bir ürün var mı?
İçerik listesi nasıl? Cildi bir alerji yaratacak bir şey var mı?
Veya bu üründen daha fazla etki görebileceğim başka ürünler var mı sektörde?
Eğer bunlarda da üçünde de evet diye olursam o zaman o ürünü almamayı tercih ediyorum.
Ama bu üç ürünlerden beni...
geçiyorsa o zaman teslim geçiyorsa o zaman alıp deniyorum.
Benim stratejim bu.
Harikasın gerçekten. İmza kaşe mühür.
Bunu herkes uygulasın arkadaşlar.
Yoksa bu işin içinden çıkılmaz yani.
Sürekli yeni bir şey çıkıyor.
Yeni bir içerik çıkıyor. Sosyal medyada dönüyor.
Hype'lanıyor falan. Bunlara kanmamak lazım.
Hem bütçemize yazık hem aldığımız ürüne yazık.
Hani stokluyoruz ama hani 10 yıllıkta stoka ihtiyacımız yok sonuçta.
O yüzden bilinçli bir tüketici olup Hani ihtiyacımız olan şeyleri almak lazım diye düşünüyorum sadece.
Az önce şey hakkında konuştuk ya işte bu influencerların bu konuda fazla içerik üretmesinden konuşmuştuk ya.
Geçenlerde birkaç tane influencer da şey gördüm.
Elinde... 3-4 farklı vetinol var mesela ya da 4-5 farklı peptid sarımı var.
8 tane PDRN sarımı var mesela.
Kardeşim hangisini hangi ara kullandın?
Hangi ara etkisini gördün?
Hangi ara tanıtma kararı aldın?
Hangi ara onu stopladığında bir defalarca bitirdin mesela?
Değil mi? Değil mi? Aşırı saçma gerçekten.
Peki biraz da minimalizmden bahsedelim çünkü...
Minimalizm de aslında son zamanlarda biraz popülerleşmeye başladı.
İnsanlar karmaşık cilt rutinlerinden sıkılmaya başladı.
Gerçek şeyler görmek istiyorlar aslında.
Sence minimalist cilt bakımı ne demek?
Bence minimalist cilt bakımı şu.
Cildi temizleyip, nemlendirip, temel adımlar işte temizleme, nemlendirme, güneş koyması dışında cildin ihtiyacı olan neyse onu olabilecek az adımla verme.
Benim için minimalist cilt bakımı budur.
Örnek vermek gerekirse mesela bir öğün etkisini arttırmak için tonik de ekleyeyim, ampul de ekleyeyim, su şunu da ekleyeyimden ziyade bunların hepsini bir arada yapabilecek tek bir sorunla rutinle devam etmek.
Benim için. Bu konuda hem fikiriz bence.
Benim için de öyle gerçekten.
Önce cilt bakımının temeli neyse işte onu veriyorum.
Temizlik, nemlendirme ve gündüzleri koruma.
Bunun üstüne de yavaş yavaş cildimin ihtiyacı neyse...
İşte serum olabilir, tonik olabilir veya başka bir ürün olabilir.
Onları ekliyorum ve nasıl bir sonuç elde ederim ona bakıyorum yani.
Ama böyle 10 adımlı rutinler yapayım bilmem ne yapayım falan hiç beni çekmiyor.
Ayrıca sürdürülebilir de değil zaten.
Çünkü ben her gün her akşam 10 adımlık rutin yapacak zaman nasıl bulabilirim yani.
Çok saçma geliyor bana.
Gerçekten 10 adımlı rutine sürdürülebilirlik yanından sürdürülebilir...
Ama aynı zamanda şuna bakıyorsun.
Mesela o oyununu kullandın.
Cildinde tamam rutin sonunda cildini senin memnun ediyor olabilir.
Ama o rutinden ne kadar fazla verim aldığın da önemli.
Çünkü verim almadığın süreçte o şeyi devam ettiremezsin sen.
Aynen öyle. İnsan verim aldığını görünce daha çok devam etmek istiyor.
Motivasyonu artıyor.
Ama zaten ayda bir ürün değiştiriyorsak mesela o rutinden verim almamız imkansız gibi bir şey yani.
O yüzden aslında maraton gibi düşünmek lazım.
Yavaş yavaş ilerleyip görmek lazım.
Sabırsız olunca gerçekten sonuç beklemek de pek realist olmuyor.
O yüzden yavaş yavaş ilerleyip gözlemlemek lazım diye düşünüyorum.
Kesinlikle. Ben şeyi de eklemek istiyorum.
Seni de dediğim gibi bir maraton ama aslında bir yandan da birikim.
Sonuçta sadece cildine sürdüklerinde sen o cilt bakımının etkisini almıyorsun.
Uyku düzenini, beslenmen, sporun, ne kadar oksijen aldın, ne kadar su tükettiğin bunların hepsi aslında birer parametre.
Ki en büyük parametremiz de genetik.
Genetik parametresi olduğu sürece istediği kadar 10 adımlı rutinler, 20 adımlı rutinler bir tek...
cihazları kullanılsın. Bir noktada yine genetiğin izin verdiği kadarıyla cildini değiştirebilir veya geliştirebilirsin.
Tabii canım çok doğru söyledin.
Biraz da gerçekçi olmak lazım.
Mesela benim cildim karma.
O yüzden kuru ciltli birindeki o görüntüyü elde etmem imkansız gibi bir şey.
Çünkü kuru ciltli kişilerde gözenekler çok az görünüyor.
Hatta görünmüyor bazı durumlarda.
Ama benim cildim karma olduğu için gözeneklerim daha çok görünüyor ve Öyle bir kişinin cildine benzemeye çalışmak benim için pek de gerçekçi olmaz diye düşünüyorum.
Biraz da seninle genç nesildeki baskıdan bahsetmek istiyorum.
Biliyorsun yani ben şu an 30 yaşındayım sen biraz daha gençsin ama TikTok'da, Instagram'da gittikçe daha küçük çocukların yani çocuk diyorum çünkü 10 yaşında, 12 yaşında kızlar
böyle işte cilt bakımından bahsediyorlar, makyaj yapıyorlar.
benim bile almadığım pahalı pahalı cilt ürünleri alıyorlar.
Hatta yaşlanmaktan da korkuyorlar.
Hani sosyal medyanın bu şekilde etkilemesi hakkında ne düşünüyorsun?
İlk başta bu etkilemeden öncesinde ben bizzat bu konuda yaşadığım bir deneyimden bahsedeceğim.
Çok sevdiğim bir komşum var.
Komşumun kızı bana şey söylemişti.
Bundan yaklaşık 2 yıl öncesinde.
Kız o zaman 10 yaşındaydı.
Şu an 12 yaşında. Şey demişti bana.
Annem bana doğum günü hediyesi olarak mezoterapi almadı diye ağlayacağım demişti.
Evet geldiğimiz durum bu.
İçler acısı gerçekten ama yani gerçek bu şu anda.
10 yaşındaki birisini mezoterapi düşünmesin geçtim.
Hayır neden? Neden bunu düşünecek noktaya gelebilirsin?
Çünkü cildin zaten bebek gibi temizlesen, nemlendirsen belki sen 30 yaşında değil 45 yaşında retinoyla başlayacaksın.
Çoğu kişiden çok daha şanslı olacaksın.
Gerçekten. Niye bu kadar düşünüyorsun?
Evet. Mesoterapi ne?
Onu bilebilmesi çok inanılmaz bir şey.
Evet ki o zaman bu mesoterapiler falan tamam yine özellikle cilt bakım yaptıran kesim tarafından biliniyordu ama küçük bir çocuğun o zaman için bilmesi mümkün değildi.
Aynen öyle ama sosyal medyanın yan etkisi denilebilir buna.
Artık bilgi çok ulaşılabilir.
Zaten ulaşmak istemesek bile önümüze düşüyor.
Doğal olarak küçük çocuklar bile bundan etkileniyor.
Aslında bir noktada yine böyle de influencerların da zararı var.
Çünkü sonuçta influencerla tanıtım yaparken ben şu etkiyi gördüm, bu etkiyi gördüm diyor.
Ama çoğunluğu en azından...
Şu anki sektörün %95'i belki de.
Şu cilt tipine uygundur.
Şu yaşa uygundur.
Ya da şu yaştaysan şunu yapmaktan fazla bir şey yapmana gerek yok.
taze uyarılar da bulunmuyorlar.
Aksine en çok onların uyarı da bulunması lazım.
Özellikle 18 yaş altı için regulasyonların, kısıtlamaların, bu yasaklamaların çok daha fazla olması lazım.
Çünkü düşünsene bir influencer önerdi diye 18 yaşının altında birisi retinol aldı, kullandı, cildini yaktı.
Cildini yaktıktan sonrasında belki çok fena şeyler olabilir.
Mesela retinol dermatiti olabilir, cildinde retinol yankıları kalabilir ve retinol yankıları şeyler kolay kolay hatta neredeyse hiç geçmeyen şeyler.
Bu tarz şeyler de regulasyon Evet bir noktada bilginin bu kadar kolay erişilebilir olması güzel bir şey olsa da onun dozunu bence abarttık.
Artık bilgi ulaşılabilir bir şey değil zararlı şekilde ulaşılabilir bir şey oldu.
Gerçek bilgi doğru bilgi için çok fazla araştırma yapmak lazım bu sefer.
Gerçekten öyle ve chat cipiti yazıp araştırma yaptım diyemiyoruz zaten.
Çünkü chat cipiti...
arama motorlarında en çok aranan, en çok konuşulan şeyleri önümüze koyuyor.
Yani bilgi kirliliği yaratıyor.
Chat cipiti de bilgi kirliliğinin bir parçası oluyor diyebiliriz.
Bir de şundan da bahsetmek istiyorum.
Zaten görmüşsündür.
Şu an... Sephora Kids olsun, küçük çocuklar için çıkan markalar olsun.
Mesela bir tane yüz maskesi markası çıkmıştı küçük çocuklar için.
Çok iyi hatırlıyorum. Hatta ne diyorlardı?
İşte biz kozmetiklerimizde toksik içerikler kullanmıyoruz diyorlardı.
Toksik madde dediğin şey ne?
Toksik madde dediğin şey ne?
Söyle bana. Sanki kozmetik regulasyonu yokmuşçasına toksik madde kullanmıyoruz diyor yani.
Evet. Neyse yani buna izin verilmesi mesela bana çok sürel geliyor gerçekten.
Neden çocukları suistimal ederek para kazanıyoruz?
Yapacak başka fikrin yok muydu?
Çocukların yüz maskesine ihtiyacı mı var gerçekten?
Anlamıyorum. Burada artık birazcık daha Michael'ı...
Para için ne kadar vizyonlarını satabileceklerini, aşağılanabilecekleri kısmını geçiyoruz.
Aynen. Ve bu kesinlikle etik bir şey değil.
Etik olmayan bir şey ne sürdürülebilirdi, ne gelecek vaat eder, ne para kazandırabilir sana.
Etik olması lazım ilk başta bir şeyin.
Bir şey çıkartıyorsan etiklikten başlarsın.
Ondan sonrasında devamını getirirsin ki.
Mesela bazı markalar var.
Kore markalarının ilk çıkışı da o şekildeydi.
Bazı Türk markalarının da ilk çıkışı belli bir etik noktada başladı.
Ki o markalar çok güzel şekilde ilerledi.
Piyasanın şu anda popüler olan şeyi kalmadan çok güzel şeyler üretebiliyorlar.
Ama çoğu markaya baktığımızda böyle değil.
Anlık olarak ne bana para kazandıracak?
Anlık olarak neyi yaparsam markam haritlanacak?
Buna bakıyor maalesef markalar şu anda.
Evet aynen öyle uzun soluklu düşünmekten çok anlık trendleri yakalayıp işte formülün içeriğine bile önem vermeyebilirler.
Mesela çok orijinal bir ambalajda ürünü satarlarsa bu popüler olabilir.
Ya da çok iyi satan ürünlerin duplarını yapıyorlar.
Mesela aynı ambalajı seçip içine farklı bir formül koyuyorlar.
Ondan yararlanmaya çalışıyorlar falan.
Ya of bunlar bana çok kötü geliyor gerçekten.
Satmıyorlar hani şu şöyleymiş şundan yararlanayım.
Şu marka çok popüler o yüzden ona benzer bir şey yapayım falan.
Biraz orijinal ol hani.
Kendi DNA'nı bul.
Kendi fikrini tanıt.
Buna ne gerek var gerçekten soruyorum.
Cidden gerek yok ya böyle şeylere.
Vallahi aynen öyle. Burada aklıma şey geldi.
Sözünü kestim. Özür dilerim.
Burada marka vermem sorun olur mu?
Yok zaten. Reklam yok arkadaşlar.
Konuştuğumuz markaların hiçbirinde reklam yok.
O yüzden bunu bilin.
Aklıma şey geldi. Kim Kardashian'ın cilt bakım markası ilk çıktığında ben çok olmuştum.
Çünkü sürdürülebilirliği önem veren...
bir marka olarak çıkacağını söylemişti ve gerçekten vefili ambalajlarda çıkması benim için güzeldi.
Ama mesela hiyalonik asit serumu içerisinde 1 moleküle aylıklı hiyalonik asit vardı ve 280 dolar mıydı neydi?
C vitamini serumu içerisinde hiyalonik asit serumu olmamasına rağmen 4 çeşitli hiyalonik asit vardı mesela.
Böyle çok büyük noktalar da var mesela piyasada.
Gerçekten artık anlam veremiyoruz.
Zaten her gün yeni bir marka çıktığı için bilmiyorum ya.
Keşke daha güzel bir yöne doğru gitse ama.
Gerçi daha güzel yöne giden markalarda var.
Mesela sürdürülebilirliğe önem veren, işte markada değişiklik yapan, daha iyi üretim prosedürleri kullanan, işte çevre dostu ambalajlar, formüller üreten markalarda var sonuçta.
Mesela Kodeli. Evet mesela Kodali.
Gerçi Kodali'yi henüz incelemedim ama onu da marka incelemesinde konuk edebilirim.
Ona da bir not verelim.
Bu konuda ne düşünüyorsun peki?
Çünkü çok fazla greenwashing yapan marka var.
Hatta greenwashing ne onu da anlatalım istersen.
Herkes bilmiyor olabilir çünkü.
Şey greenwashing'in tanımını ben de bilmiyorum desem.
Ben anlatayım o zaman.
Yüzeysel olarak çevreye önem veriyormuş gibi gözüken ama arka planda pek bir şey yapmayan markalar.
Yani yüzeysel olarak nasıl olabilir?
Mesela ambalaja baktığınızda çevreye önem veriyormuş gibi gözükebilir.
Veya işte ne bileyim web sitesinde biz şuna şuna şuna önem veriyoruz deyip ama gerçekten bir şey yapmayan markalar çok fazla.
Veya yani ham madde konusunda da olabilir.
ham madde üreticilerine önem veriyoruz, işte lokal üreticilerden almaya çalışıyoruz falan deyip sahne arkasında bunların hiçbirini yapmıyor olabilir.
Ki bu noktada zaten Cosmos sertifikaları, işte somut örnekler, yaptığım marka incelemelerinde de anlatıyorum size zaten biraz biliyorsunuzdur.
Bu noktada bunlar çok önem taşıyor.
Şöyle, Girl Invasion konusunda yani bu sürdürülebilir gibi gözüküp sürdürülebilir olmayan markalar konusunda benim bizzat deneyimlediğim, arka planına şahit olduğum bazı markalar oldu, olmadı diyemeyeceğim.
Orada benim dünyam o kadar yıkıldı ki çünkü yavaş yavaş işte artık insanlar 2022'de patlayan on adımlı korecilik bakımından sonrasında bir dönem 2024 başlarında birazcık daha yavaş
yavaş işte bazı markalar az adımlı...
rutinlere geçmek için bazı ürünler çıkarmaya başlamıştı.
İşte o dönemden beri de ben o markalara destekliyorum.
O markalardan anlaşılış yapıyorum falan.
Bir keresinde bir eğitim için bir marka bizi davet etmişti.
İşte belli bir topluluk. Öğrenci olarak gitmiştik oraya.
Ve aslında orada arka planda ben o kadar şeyler gördüm ki.
Sektörün bu konuda regulasyonlar konusunda çok fazla eksiği var.
Özellikle Türkiye'de.
Türkiye'deki kısmı gördüğüm için Dünyadakini hayal bile edemiyorum mesela ben şu anda.
Evet evet gerçekten öyle.
Aslında her şey bir noktada az önce konuştuğumuz etiklik mevzusuna dönüyor.
Ne kadar etiksin? Ne kadar para hırsın var?
Ne kadar insanlara değer veriyorsun?
İnsanlara mı değer veriyorsun? Paraya mı değer veriyorsun?
Bütün her şey buradan çıkıyor aslında.
Evet çok doğru söyledin.
Bir de ben Türkiye'deki üretimcilere çok hakim değilim.
Hani markalara, üretimcilere falan.
Ama Avrupa'da gerçekten çevreye önem veriliyor.
Hani çevre için bir şeyler yapılmaya başlandı.
Son birkaç senedir diyebilirim özellikle.
Ve zaten yaptığım marka incelemelerinde de...
Gerçekten bunun için adımı atan markaların hangileri olduğunu görebiliyoruz.
O yüzden de zaten bu da bana bir farkındalık kattı aslında.
Çünkü markaları bu kadar detaylı incelediğimde kim yalan söylüyor, kim gerçekten önem veriyor bariz bir şekilde görebiliyoruz.
Zaten şöyle bir şey var.
Bir marka eğer söylenebilir mi?
Ben söylenebilirim. Lig çatısı altında işte.
Benim markemi aldığınız takdirde söylenebilirliğe, geri dönüşüme katkı sağlıyorsunuz diyen bir markaya aslında ürünlerin paketlemesi, ürünlerin içeriklisi zaten aynı şekilde.
Markenin fiyatlandırılması az buçuk zaten gösteriyor ne olduğunu.
Bazı markalar fiyatlandırmadan kaybediyor.
Tamam diyorsun ki işte bu fiyatlandırmada yer içek üreticilerin değil bayağı bildiğin pazar şeklinde olan artık tekelleşmiş yerlerden aldığını görebiliyorsun.
Veya işte bazı markalarda ambalajların çok dandik olduğunu veya ambalajların çok kopya olduğunu görebiliyorsun.
Orada da sürdürülebilirlik anlamında bir şey olmuyor.
Ya da işte yenilikçi olarak çıkan bir markada çok fazla yenilikçi hareketler göremiyoruz.
Çünkü sonuçta... Sen bu ürünü yapıyorsun ama o yenilikçilikte, sürdürülebilirlikte sadece o ürünü almakla kalmıyor.
O kazandığın payla nasıl yatırımlar yaptığın da önemli oluyor.
Evet evet gerçekten öyle.
Mesela dün bir fuara gittim.
Paris Packaging Week diye.
Ve kozmetik endüstrisi ve daha genel hani yiyecek içecek sektörde olabilir.
Bütün bu sektörlerdeki paketleme adına olan yenilikleri gördüm.
Ve küçük bir şirket gördüm mesela.
Bitmiş ürünlerin ambalajlarını alıp temizleyip tekrardan kullanıma hazır hale getiriyorlar.
Yani o ambalajları birçok kez kullanmaya hazır hale getiriyorlar.
Cam ambalajlardı sanırım öyle hatırlıyorum.
Ve bu çok hoşuma gitti çünkü...
O camı bir kere kullandıktan sonra direkt atmaya ne gerek var?
Zaten zarar görmemiş bir kutu.
Onu temizleyip tekrar kullanıma hazır hale getirirsek gerçekten birçok kez kullanılabilir ve bu şekilde de çevreyi daha az kirletiriz ve dünyanın daha güzel bir yer olmasına katkı sağlarız.
Bu tarz şeyler benim gerçekten çok hoşuma gidiyor.
Senin böyle en son gördüğün, hoşuna giden bir örnek var mı?
Varsa paylaşır mısın bizimle?
Mesela en son gördüğüm...
Gördüğüm benim şey de işte gerçi bu çok eski oldu da Kodelin'in refill ambalajıyla geçmesi.
Onun dışında ben artık eski o zamanlar kadar piyasayı takip etmediğim için hangi markalar neyi yaptı, hangi hareketiyle birlikte sürdürülebilirli veya geri dönüşme kaskı sağladı bunu çok fazla takip edemiyorum.
Ama şu açıdan görebiliyorum.
Bazı markalar var işte Pure Choice olsun, Dermabiam olsun.
Bu tarz markalar hem cam ambalajlar kullanmaya özen gösteriyorlar.
Bir sürü alıp birden fazla...
derde deva olmasın yani minimal cilt bakımını destekliyorlar.
Hem de aynı zamanda az ürün çıkartacak arka planda olabildiğince fazla işte bu sürdürülebilirliğe genel olarak içerik üreten insanlar işte güsü ham maddesini elde eden veya başka ham maddeleri elde
eden veya Türkiye'deki ağır gelişimin katkı sağlayacak ürünler çıkartan markalar oluyor.
En son gördüğüm örnekler bunlar benim şahsen.
Bunlar da gayet güzel örnekler.
Dediğin gibi markanın felsefesi, sürekli ürün çıkartmaması bile sürdürülebilirlik açısından güzel bir adım bence.
Bir de bu arada senin sürdürülebilirlik sistemin olduğundan bahsetmişsin.
Biraz bize de anlatır mısın?
Tabii ki. Benim çok güzel bir sürdürülebilirlik sistemim var.
Özellikle bu sürdürülebilirlik sistemine geçtiğimden beri çok fazla ürün almıyorum.
Şuna bakıyorum. Mesela bir ürünü aldım da veya işte rutinimin geleneğine baktım da.
O rutinde çok fazla ürün var mı?
Çok fazla aşama var mı?
Eğer çok fazla aşama varsa benim için çevresel olarak söz edilebilir değildir.
Eğer ki yine çok fazla ürün var ya da bakıyorum hem yüksek fiyatlı ürünler var hem orta fiyatlı ürünler var.
Bu durumda benim için maddi olarak söz edilebilir değildir.
Veya işte bir ürünü aldığımda 10 ürünü aldıktan sonrasında ben...
birazcık daha kısıtlı harcama yapmam gerekiyorsa benim için maddi olarak sürdürülebilir değildir.
Bir de şu var. Ben o rutini yapıyorum iyi güzel ama bunun sonucunda ne kadar verim alabiliyorum?
Bu benim psikolojimi ne kadar etkiliyor?
Eğer gerçekten o kadar adımda, o kadar rutinde cildim mutlu olmuyorsa veya saçım mutlu olmuyorsa o rutin benim için psikolojik olarak sürdürülebilir değildir.
Bu üçünün genel olarak bakıyor.
Bu üçünün genel olarak beni mutlu ediyorsan her anlamda o zaman evet bu rutin benim için sürdürülebilirdi diyorum.
Gerçekten çok güzel bir değerlendirme şeklin var.
Ben de böyle ilerleyeceğim bundan sonra.
Yani bir konuyu değişik bakış açılarından ele alarak aslında sana nasıl bir etkisi olduğunu görüp buna göre karar alabiliyorsun.
Ve sürdürülebilirlik üzerine olduğu için de gerçekten hem birey olarak hem de Yani bunu insanlara göstererek onlara da bence ilham veriyorsundur diye düşünüyorum.
Artık çok fazla insan olduğu için dünya üzerinde ve dünyayı çok fazla kirlettiğimiz için her birimizin yaptığı küçük küçük şeyler aslında büyük resme çok etkisi olan şeyler olabiliyor.
Evet. Bu arada bunun çıkış noktasını da anlatayım istersen.
Olur tabii. Şöyle ben öğrenciyim biliyorsun.
Allah'a şükür bir şekilde çalışıyorum, ediyorum.
Ama bunu yapamayacak öğrenciler olduğunu da biliyorum.
İlk başta bir arkadaşım söylemişti bana.
Benim için sürdürülebilir, gerçekten uzun süre kullanabileceğim ve bu rutinden bozmayacağım bir şey yapabilir misin diye.
Bir cilt bakım rutinini hazırlayabilir misin bana diye.
Ki doktor olmadığım için ilk başta böyle hazırlayamam dedim.
Ama cilt bakım felsefesi öğütleyebilirim demiştim.
Oradan çıktı aslında işte.
O sordum. Maddi durumun nasıl?
Rutinin... O rutini aldığında ne bekliyorsun?
Ve o rutin için nereye göz ardı edebilirsin?
Bunu üç soru sordu.
Oradan yavaş yavaş ürettiğim bir felsefeydi aslında bu sürdürülebilirlik felsefesi.
Ay çok mantıklı gerçekten.
Çok tasvip ettim şu an.
O zaman yavaş yavaş sona yaklaşıyoruz.
Son olarak dinleyicilerimize demek istediğin bir şey var mı?
İşte rutin açısından olabilir, sürülebilirlik, minimalizm açısından olabilir.
Hani bu bölümü dinledikten sonra akıllarında ne kalmasını isterdin?
Böyle küçük bir özet.
Geçebiliriz bence. Şöyle şunu öğütlemek isterdim.
Önemli olan şey güzel cilt değil.
Mükemmel göz renklerin görünmediği, beyaz nokta olmayan, lekesiz, kırışıklıksız bir cilt değil.
Önemli olan sağlıklı, yaşayan ve yaşadığını belli eden cildi kovalasınlar.
Çünkü aslında kişisel olarak en mükemmel cilt, herkes için mükemmel cilt, yaşayan ve yaşadığını belli eden ciltti veya saçtı.
Çünkü sonuçta arka plandaki faktörlerden dolayı saçımız dökülebilir, kurgu önebilir veya cildimizde göz renk olabilir, cildimizde milyarlar çıkabilir vs.
vs. Ama önemli olan tamam bu çıktım, böyle bir sorun yaşadım.
Bunu ne kadar kontrol altına alabilir?
Bunu ileride hem cebime hem çevreye olabildiğince duyarlı olacak şekilde bunu nasıl geliştirebilir?
Bu felsefeyle yaklaşmaları.
Çünkü bu felsefe gerçekten hem sürdürülebilirlik konusunda hem de aynı zamanda bireysel cilt bakımında, saç bakımında, özgüvende çok fazla işe yarayan bir taktik.
Benim gözlemlediğim kadarıyla.
Evet gerçekten çok güzel söyledin.
Ben de sana katılıyorum.
Gerçekten sosyal medyada gördüğümüz mükemmel cildi aramak bir kere gerçekçi değil.
Ve onun uğruna bir sürü para harcamak, bir sürü zaman, emek harcamak gerçekten gerçekçi değil.
O yüzden... Elimizdekiyle mutlu olup onu nasıl daha iyi yapabiliriz diye düşünmek ve sürdürülebilirlik açısından da bu konuyu ele almak hem çevre için hem kendimiz için yapabileceğimiz güzel bir
şey bence. Onun dışında ben ufak bir cilt bakımı filminden de bahsetmek istiyorum izin eline.
Tabii. Şöyle ben eskiden yaklaşık bundan 2 yıl öncesinde baya fazla ürün kullanan birisiydim.
O az önce konuştuğumuz 8 tane nemse mi bilmem kaç tane şu ürünü olan insanlar derdim.
Ama sonrasında bu sürdürülebilirliği, bu minimalizmi kendime entegre ettikçe hem cilt bakım rutinim hem saç bakım rutinim olabildiğince azaldı.
Şu anki sabah rutinim cildimin bir tonik pedresiyle cilt tipim kuru olduğu için benim sabahları yüzümü yıkamak istemiyorum.
Ama yine mutlaka akşamdan kalan cilt bakım rutinindeki kalıntıları temizleyeceğim.
bir oyun olsun istiyorum. Bunun için benim için en mantıklı seçenek tonik pet.
Olmazsa olmaz bir şey değil ama yine kullanılabilir bir şey.
Ondan sonrasında genellikle hiçbir serum kullanmadan güneş kremi kullanıyorum.
Çünkü güneş kreminin cilde etki görmesi için güneş kreminin cilde oturması lazım ve alta fazla oyun olduğunda bu sefer güneş kremi oturmayabilir.
Ne kadar ince yapılı bir güneş kremi olsa da.
O yüzden sabah rutinim genellikle tonik pet ve güneş kremi oluyor.
Belki cildim çok isterse bir All in one işte bu içerisinde pek çok içerik bulunduran ve aynı anda pek çok işlev yapan bir tane serum olabilir.
En fazla onu kullanıyorum sabahları ama çoğunlukla onu da kullanmıyorum.
Sabah cilt bakımı rutinim böyle.
Akşamları da skin cycling yapıyorum.
İşte çift aşamalı temizlik.
Ondan sonrasında tonik.
Tonikten sonrasında sorun gidereceği bir serum işte o rutinde ne varsa artık azadeik asit mi var veya seramikli bir serum var veya başka bir retinol serumu var.
Bunlardan bir tanesi. Ondan sonrasında yine nemlendiricili bir serum rutini.
Ay ya süpersin.
Hem de böylece kafan rahat oluyor.
Evet gerçekten. Düşünmen gerekmiyor.
Ben dün ne sürmüştüm, ne yapmıştım falan diye düşünmen gerekmiyor.
Gerçekten süper bir rutin.
Ben de bu arada bu aralar...
Bütün aktiflere ara verdim gibi bir şey.
O yüzden sabah gerçekten yüzümü yıkıyorum ve sadece nemlendirici krem sürüyorum.
İşte dışarı çıkacaksam güneş varsa güneş kremi sürüyorum.
Bunun dışında hiçbir şey yapmıyorum.
Akşamları da öyle hani serum olsun, aktif olsun.
Hiçbir şey kullanmıyorum.
Bir iki haftadır ara verdim böyle.
Sonra tekrardan yavaş yavaş aktif eklemeye geri döneceğim.
Bir de şöyle bir şey var.
Cildinle ne kadar uğraştıkça, aynaya ne kadar baktıkça o kadar fazla cildinde bir sorun buluyorsun ve onu gidermek için psikolojik olarak daha kötü bir hale geliyorsun ve daha fazla uyum alıyorsun.
Onun yerine gerçekten az bir...
öz önlü rutinden gerçekten çok daha sürdürülebilir oluyor.
Evet gerçekten öyle.
O yüzden arkadaşlar ne yapıyoruz?
Sosyal medyaya kanmıyoruz.
Her gördüğümüzü almıyoruz.
Bir durup düşünüp ihtiyacım var mı?
Rutinimde gerekli mi diye kendimize sorup sonrasında karar veriyoruz.
İçgüdüsel alışveriş yapmak bazen iyi hissettiriyor olabilir.
Çünkü ben de bazen yapıyorum.
Ama sürdürülebilirlik açısından durup bir kendimize soru sormamız çok daha iyi oluyor gerçekten.
Umarım bu bölüm sürdürülebilirliğe olan bakış açınızı değiştirmiştir.
Size bir şeyler katmıştır.
Ben de hani çok uzaklardan geldim diyebilirim.
Hani lisedeyken deli gibi alışveriş yapıyordum.
Hiçbir şey önemsemiyordum.
Ama insan büyüdükçe değişiyor tabii ki.
Değerleri değişiyor.
Başka şeylere önem vermeye başlıyor.
O yüzden ne kadar erken bunu fark ederseniz o kadar iyi olur diye düşünüyorum.
Senin eklemek istediğin bir şey var mı Yağız?
Benim eklemek istediğim bir tek şu var.
Gerçekten bir noktada az önce yine bunu birazcık öğretmiştim ama birazcık daha açık uçlu şekilde öğrettiğim.
Önemli olan şey... özgüveniniz ve psikolojik olarak ne kadar mutlu olduğunuz, ne kadar huzurlu olduğunuz, onun dışındaki hiçbir şey önemli değil.
Bunu odaklanırsanız gerçekten cildiniz de daha iyileşecek, saçınız da daha iyileşecek, özgüveniniz de çok daha yerine gelecek.
Eğer özgüvenle alakalı bu kadar fazla alışveriş yapıyorsanız.
Hem de aynı zamanda bir noktada cebinizde de para kalacak.
Çünkü ülkenizin ekonomisi...
Evet, evet.
Devir yani tasarruf devri.
O yüzden boşa para harcamamak lazım.
Evet. Evet çok güzel söyledin Yağız.
Evet bölümümüzün sonuna geldik.
Bizi dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Yağız konuğum olduğun için de sana çok teşekkür ederim.
Umarım sizin için faydalı bir bölüm olmuştur.
Ve umarım bir gün yüz yüze de tanışabiliriz.
Bunu gerçekten sabırsızlıkla bekliyorum.
İnşallah. İnşallah.
Bizi dinlediğiniz için teşekkür ederiz.
Bir sonraki bölümde iki hafta sonra görüşürüz.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
