
Paris Les 10km des Étoiles Koşu Yarışı Nasıl Geçti?
9 Nisan 2026 · 29 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Bu bölümde Paris’te koştuğumuz Les 10km des Étoiles yarışını konuşuyoruz! ✨
Yurt dışında yarışmak nasıl bir deneyim?
Louvre Müzesi’nin önünden, Eyfel Kulesi manzarasında koşmak nasıl hissettiriyor?
Yarış sırasında yaşadığımız anlar, küçük aksilikler ve Paris’in tarihi atmosferi…
Yarış sonrası gezdiğimiz yerler ve şehrin enerjisi…
“Yıldızların 10 km’si”nde yaşadığımız her şey bu bölümde! 👇
🎧 Koşver Gitsin başlıyor!
Instagram:
https://www.instagram.com/kosvergitsin
https://www.instagram.com/gulinlekos
https://www.instagram.com/onurlakos
Reklam ve işbirlikleri için:
kosvergitsin@gmail.com
Kısımlar:
(00:00) Giriş
(02:50) Yarış Öncesi
(10:17) Start
(16:51) Şehir Gezisi
(18:55) Eyfel'de Gergin Dakikalar
Transkript
Herkese merhaba.
Koşver Gitsin Podcast kanalına hoş geldiniz.
Ben Onur. Ben Gülen.
Bu hafta sizlerle Paris'te yarıştığımız bir 10 kilometre yol yarışını konuşacağız.
Lourdes Müzesi'nden başlayıp Eyfel Kulesi'ne kadar gidip geri döndüğümüz çok güzel ikonik bir yarıştı.
Evet hem yarıştık hem de Fransa'yı gezmiş olduk.
Bizim ilk defa Fransa'ya gidişimizdi.
Biz artık şey yapmayı seviyoruz.
Bir yere giderken önce bir kuş yarışı var mı?
Varsa ona göre o tarihlerde bilet alıp hani hem yarışla bir şehri keşfedip koşup daha sonra normal gezme yapmayı seviyoruz.
Evet özellikle siz de Paris'e gitme niyetiniz varsa ve bir bahane arıyorsanız bu yarış sizin için güzel bir bahane olabilir.
2025 yılında biz 23 Mart tarihinde gitmiştik.
Şimdi 2027 yılında da 21 Mart tarihinde olacak.
Eğer sizin de böyle bir niyetiniz varsa bu yarışa katılmayı düşünebilirsiniz.
Evet. Aslında parkur öyle şey hızlı bir parkur değil yani.
Çok fazla dönüşler var.
Lorin'le oradan dönüyoruz.
Alt geçitler var.
Eyfelin oradan dönüyoruz.
Ama yine de böyle ekip yani fazla kalabalık bir yarıştı yani.
Ben koştuğumda ya sürekli sağımda solumda bir sürü insan vardı.
Seyirciler vardı. Güzel bir şey atmosferde koşuyorsunuz.
Evet o zaman yarışı nasıl bulduğumuzdan başlayalım.
Evet ya bu biliyorsun.
Herkesin bildiği bir yarış Onur.
Diyeceğim ama gerçekten kimsenin bilmediği bir yarış.
Şöyle ben yurt dışına gitmek için yarış bakıyorduk.
İtalya yapmıştık zaten daha öncesinde.
Bunu planlıyorduk.
Finishers diye bir site var.
Ben oradan bakıyordum yarışlara.
Birçok yarış aslında kayıt olamıyordum yani.
Ama bu yarışı gördüm.
Kayıtlar da açıktı.
Dedim benim için önemli bir unsur Eyfel'den gözükmesi yarışın.
Eyfel'i doğru görmek.
Tam oralardan geçiyor güzel falan.
Onur güzelmiş. 10 kilometre bizi yormaz.
Koşarız daha sonra şehri keşfederiz diye düşündüm.
Bir de Instagram sayfasına baktım.
Gayet güzel bir yarış.
Popüler de bir yarış.
Dedim Onur böyle böyle.
Hatta ekibe de söyledik bizim.
Şirketten ve Beyfit ekibinden.
Aslı abla, Sadık abi, Batı.
Hep beraber beşimiz yola çıktık.
Zaten böyle ekip de yurt dışında koşmak istiyor.
Yarış arıyorduk işte. Evet.
Hatta biz Roma Yarı Maratonu ile bu Fransa'daki yarışı aynı anda kayıt olmuştuk.
Aynen. Böyle Avrupa'yı keşfetmek istiyorduk.
İtalya, Fransa, Almanya gibi.
İlk önce İtalya ve Fransa ile başlamıştık.
Bu yarışta güzel tarihi de bize uygundu.
İşte bize işlemlerini hallettikten sonra yarışa katıldık.
Tabii yarışa katılırken başımıza bir talihsizlik geldi burada.
Tam son gün yarışa gitmeden bir gün önce birden böyle Gül'ün biraz hastalanmaya başladı biraz.
Böyle özellikle tam gideceğimiz sıralar iyice bir halsiz bir durumdaydı.
Aynen en son işte uçağa bindik kitleri almaya geleceğiz.
Ben otelde bayıldım yatağa.
Gerçekten soğuk algınlığı zannediyorduk.
Terliyorum, ateşim çıktı.
O sırada Onur da işte eczaneye gittim bana bir şeyler buldun C vitamini falan.
Evet orada işte kitleri de almamız lazım.
Yarıştan bir gün önce gitmiştik.
Gül'ünü otele bıraktık yatırdık.
Zaten kafayı kaldıramıyordu o anda yani.
Yağmur da yağıyordu.
Evet sonra ben eczaneye gittim orada artık işte vitamin falan ne bulduysam ona iyi gelebilecek bir şeyler aldım.
Biraz meyve falan filan aldım hatta.
Ondan sonra geri geldim. Vegan yoğurt aldım.
Sonra bir şeyler yedirdim.
Bu işte vitaminleri falan içirdim.
Seni sonra yatırdım. Sen güzel bir uyku çektin yarış öncesi akşam ama.
Yani muhtemelen koşamaz diye düşünüyorduk.
Yani iyice yarına nasıl olacağı belli değil.
Sonra biz kitleri almaya gittik.
Bu yarışın startı ve expo olanı da tam Lourdes Müzesi'nin oradan hemen yanında.
Metro çıkışında küçük bir expo alanı yapmışlar.
Bölgedeydi. Gittik biz kitlerimizi aldık.
Bu arada yani kitleri almak için gidilmesi gereken saatlerin içinde gittik.
Kitlerimizi aldık tam tişörtleri alacağız.
Adam şey diyor tişört kalmadı diyor.
İtiraz ediyoruz ya diyoruz nasıl kalmadı hani biz kayıtlı koşucuyuz.
Nasıl kalmayabilir yani bize daha hani saat de dolmamış vesaire.
Ya yok işte kalmadı bitti falan diyor böyle.
Ama ben kabul etmedim yani sonra gittim böyle birkaç kişiye daha.
İşte söyledim derdimi anlattım falan derken en son böyle adam sonra şey diyorum yani işte Türkiye'den geldik falan hani yurt dışından geldik.
Yani bir anı hatıra olur nasıl kalmaz falan böyle iyice zorladım.
Ondan sonra adam böyle öfleye pöfleye gitti arkadaki şeyin masanın altından böyle bir poşet çıkardı.
Poşetin içi tişört dolu bir çuval yani böyle düşün.
Sonra o çuvalın içinden biz böyle aldık yani birer tane tişört.
Niye öyle bir şey yapıyorlar onu da anlamadım yani.
Ya bir de aslında yarış da şey böyle hani bol sponsorluğu, eksposu büyük.
Hani en Paris'in gözde yerinde bir şey.
Hani yakışmamış bence de bu hareket.
Sonra hatta şöyle komik bir şey oldu.
Sonra otele gittik tişörte bakarken fark ettik.
Tişörtte Made in Turkey yazıyor.
Türkiye'de üretilip getirdikleri tişörtü bize vermemişler orada.
Biz Fransa'da şey olacak diye onu Fransa hatırası zannettik.
Türkiye çıktı. Aynen.
Ama şey güzeldi tişört.
Evet. Kompres sportu. Kompres sportu.
Tişörtün kumaşı falan bayağı güzeldi zaten.
Onunla koştuk zaten. Evet.
Yarışta da onunla koştuk.
Biraz soğuktu. İçimize bir uzun kollu giymiştik.
Evet. Ben, yok ben giymedim.
Sen yağmurluk mu almıştın? Ben üstüme yağmurluk almıştım.
Yağmur da yağıyordu hafiften.
Evet. Hafif yağmurlu bir gündü.
Sonra işte kitleri aldık biz.
Sonra ben tabii hemen Gül'ün yanına döndüm.
Gül'ün güzel bir uyudu o akşam.
Sonra böyle biraz daha iyi oldu hatta.
Hatta sen komple sabaha kadar uyudun galiba.
Ben hiç uyandım. Akşam bir ara uyandın yine bir işte ilaç.
İlaç, vegan şeyleri yedim.
Aa ben şey yaptım ya.
Sana vegan hamburger getirmiştim.
Aa evet doğru.
Ondan sonra onu yedirdim sana.
Tekrar uyudun. Sonra sabah kalktığımızda sen böyle biraz daha iyiydin artık.
Hani tamamen iyileşmemiştin ama biraz daha elini ayağını tutun gibi.
Uyanıyordum ya en azından uyanmıştım.
Evet. Sonra yarış alanına geçtik.
Oteli seçerken de zaten şeye bakmıştık.
Tam böyle hani yarış alanına yürüme mesafesinde bir otel bulamadık ama.
Metro istasyonu var. Evet.
Direkt metro hattından ulaşabildiğimiz için metro hattına yakın bir otel bulduk.
O yüzden ulaşımımız kolay oldu.
Ondan sonra yarış alanına vardık.
Orada yine bir expo alanında biraz takıldık.
Bir de şey yapmışlar. O Lorne Müzesi'nin orada bir tadilat gibi bir şey var.
Yapmışlar ama tadilatı nasıl kapatmışlar?
Aynalamışlar. Yani hani böylelikle çevrenin o tarihi yapılar aynaya yansıyor.
Sanki bir bütünmüş gibi.
Orada bir tadilat çalışması yokmuş gibi. Onu biz de sonradan fark ettik.
Çok güzel bir fikir.
Evet yani o... Yarışın atmosferini bozmuyor.
Bu şambalarla kapatmamışlar.
Çok estetik bir görüntüydü.
Gerçekten takdir ettim.
Tabii Türkiye'de bu kadar işlek bir caddede o devasa aynalar kırılmadan durur mu?
O da ayrı bir soru işareti ama yine de güzel bir fikir.
Gerçekten güzel bir görüntü olmuş.
Her taraf tarihi eser.
Her taraf tarihi mimari yapılar.
Her koştuğumuz yerde bir tarihi anıtın önünden geçiyorsun.
Bence bunlar dikkate alınarak, bunlar özenle yapılıyor.
Restore ediliyor yani.
O yüzden bu değerin verilmesi bu yarışların da önemini arttırıyor.
Güzelliğini gösteriyor.
Sonra starta doğru şey yaptık.
Dropbacklerimizi bırakacaktık.
Dropback bırakmalarının biraz daha ters taraftaydı.
Yürüyerek herhalde ne kadardı?
Bir 500 metre civarında falan biraz daha ilerliyorduk.
O ilerlerken...
Bir koku var.
Yani hani bize demişlerdi Fransa'da hep içiş kokuları var diye.
Ama bu yarışta da bunu görmek...
Her tarafa şey yapmışlardı.
Tuvalet istasyonu ama istasyonun kapıları yok.
Böyle bayağı açıkta yapıyorlar onu.
Çok değişik gelmişti bana bu.
Evet pis varlar açık alandaydı.
Üçü bir arada daire şeklinde.
Herhangi üç kişi yan yana bir daire yaparak tuvaleti yapıyor.
Ben gerçekten kafamı çevirerek geçtim oradan burnumu tıkarıp.
Gerçekten çok kötü kokuyordu yani şu an.
Tamam tuvalet hızlı bir şekilde sorunu çözüyorsun ama ben kadınlar için sıkıntı.
Ama mesela kadınların tuvaletinde de çok büyük sıkıntı vardı.
Orada yine tuvalet kabinleri kurmuşlardı ama çok az sayıdaydı ve çok büyük bir sıra vardı diye hatırlıyorum.
Sonra... Dropback alanına gittik.
Dropbacklerimizi bıraktık.
Ondan sonra tekrar starta doğru geri yürüdük.
Start alanındaki atmosfer de çok güzel bu arada.
Hani Lourdes Müzesi'nin böyle devasa bir duvarı var yol kenarında.
Yani böyle hani sağında solunda yüksek duvarlar var.
Tarihi yapılar. Tam oraya start tagı koymuşlar.
Tam onun önündeyiz işte.
Böyle startı bekliyoruz.
Hani böyle bakıyoruz sağımıza solumuza.
Her yerimizde tarihi yapılar.
Ve Expo çok iyiydi.
Yani orada yarış öncesi yememek için kendimizi zor tuttuk değil mi?
Evet evet. Her taraf kurbasan oraya gidiyorum.
Böyle Nutellalar şeyler.
Tabii ben vegan bir şey bulamadım.
Yiyemedim ama yani bu kadar çok yemek çeşidinin olduğu bir yer.
İçecek çeşidi de çok fazla.
Evet çok fazlaydı yani.
Sonra yarıştan sonra da orası devam etti.
O da güzeldi. Asıl yarıştan sonra da vardı zaten.
Sonrasında hafif yağmurlu bir havada çok fazla değildi ama startı aldık.
Starttan sonra şöyle direkt Lourdes Müzesi'nin bahçesine giriyoruz.
Oradan piramitlerin yakınından önünden koşuyoruz.
Sonra tekrar yola çıkıyoruz.
Bu Sen Nehri'nin yanına çıkıyoruz.
Ondan sonra birkaç tane böyle köprüden karşıya git gel yapmışlar.
Önce bir hemen karşıya doğru gidiyoruz köprüden nehirin karşısına geçip.
Oradan geri geçip tekrar yoldan devam ediyoruz Eyfel'e doğru.
Bir sonraki köprüde tekrar karşıya geçiyoruz.
Tekrar geri geliyoruz şeklinde.
Baya bizi turistik gezi gibi koşturdular yani.
Zaten 10 kilometre işte tam 5.
kilometre civarlarında Eyfel Kulesi'nin oraya doğru varmış oluyoruz.
Eyfel solumuzda kalıyor ve yani Eyfel'in direkt önündeki yoldan değil.
Sen ve Reşit'in karşısındaki yoldan koşuyoruz.
Bir tık uzaktan bakıyoruz Eyfel'e.
Tam dibine gitmiyoruz ama tam o Eyfel'in olduğu yere de CP noktası koymuşlardı zaten o dönüşe.
Orada hatta bir de bando ekibi vardı.
O da çok güzeldi.
CP noktasında ben şey su veriyorlardı böyle.
Bardaklar da güzel kaliteli bardaklardı.
Bir suyu içtim böyle bir...
Renkli renkli. Evet acımsı bir tat geldi.
Ben başta alkol zannettim.
Ama şey sonra içtikçe anladım hani su olduğunu ama değişik bir bazik bir suydu bence.
Yani veya kuşuyla şey yapmış olabilirim koşarken anlamamış olabilirim.
Hani orada CP'de işte birkaç kraker falan vardı onlardan aldım.
Banda ekibiniyle coştum.
Tabii Soğan'da, Eyfel Soğan'da müzikler.
Bir de çok kalabalık onun yani.
Bir yol boyunca çevremde 30-40 kişi var yani.
Hızlansam da 30-40 kişiyle beraberim yavaşlasam da yani bayağı şehirde birçok kişi bunu tercih etmiş bu yarışı.
Seyirciler de vardı böyle köprünün üstünde yanında bravo aley aley falan diye şey yapıyorlardı.
Güzel bir atmosferdi.
Evet atmosfer güzeldi.
Kalabalık olması işte tarihi yapıların arasından koşmak sonra işte halktaki insanların da aslında koşuya sıcak bakması vesaire.
Güzel bir ortam yaratıyordu orada.
Ondan sonra Eyfel Kulesi'nin oradan döndükten sonra tekrar finish'e doğru aynı geldiğimiz yoldan geri gidiyoruz.
Tabii bu sefer nehirin karşısına geçmiyorduk köprülerden.
Dümdüz Lourdes Müzesi'ne doğru gidip oradan bitiriyorduk.
Ben şeyi fark ettim Onur.
Her koştuğumuz yerde bir tarihi bina, çok güzel bina.
Böyle binaya bakmaktan, o dekor işlemelerine bakmaktan.
Bir de şey de vardı koşu yarışlarına birçok katılan kişi böyle bebek arabalarıyla koşuyordu.
Benim çok hoşuma gitti yani.
Bir kültür yani bu nesilden nesile aktardıkları yani bu koşuyu benimsemiş halk.
Zaten Fransa'da her saat başı her yerde bir koşan birini görürdük.
Arabalardan çok koşan kişi vardı.
Güzel bir şey yani o spor kültürünü de görmek beni mutlu etti açıkçası.
Tabii sen hasta hasta koştuğun için zaten daha rahat bir tempoda koştun.
Biraz daha böyle etrafı izleyeyim, video çekeyim, fotoğraf çekeyim vs.
biraz keyifli oldu.
Kesinlikle. İyi ki hastaları yok.
Ben de aynı şekilde bayağı video çektim.
Hani böyle şey bir yarış değil.
Hani bam bam gideyim, PB yapayım tarzı bir yarış değil de biraz daha böyle kültürel bir yarış yani.
Etrafı izleyerek, o atmosferi yaşayarak bir yarışı tamamlayıp şeklinde bir yarış.
Evet ben de 10 kilometreyi 5.36 pace ile 56 dakika 23 saniyede koşmuşum.
Benim için o hastalıkta o gün full bayılmadan sonra yine iyi yapmışım.
Senin koşabilmen bile mucizeydi.
Kesinlikle yani olsun.
Ben zaten bu yarış için geldim.
Koşmadan gitmek istemezdim ya hasta hasta da olsa.
Sonradan hastaya baktık hani ben daha kötü oldum.
Yarıştan sonra da şey oldu zaten.
Yarışı koştum ben gittim gene otelde bayıldım yani.
Böyle gene uyuyorum şey yapıyorum.
İnflansa olmuşum ya baya.
Hani grubun da ötesinde.
Gene şey o içimdeki o Paris'i koşacağım hissiyle, enerjisiyle koşmuşum.
Çok üzüldük yani koşamadan.
Evet evet. O gene koştum mutluyum.
Benim de 42 dakika 34 saniye sürmüş.
4-15 pace ile koşmuşum.
Baya keyif aldığım bir yarış oldu benim.
Benimle böyle bayağı şey videolar çektim.
Edit yaptım hatta reyes yaptım.
Güzel videolar çektik.
Mesela bizim Sadık abinin de çok güzel bir fotoğrafı var.
Tam böyle Eyfel'e tam karşısından gördüğü bir yerde.
Böyle bildiğin poz vermiş gibi hani bir fotoğrafçı çekmiş gibi bir fotoğraf.
Ya dedik bu çok güzel nasıl çektin bu fotoğrafı koşarken falan.
Koşarken meğer başka bir koşucuyu durdurmuş.
Demiş ki ya bir fotoğrafı çeker misin?
İşte o da tamam demiş. Almış böyle poz vermiş.
Fotoğrafı çekmiş sonra devam etmişler koşmaya.
Evet ya keşke benim de aklıma gelseydi.
Ben hiç fotoğrafçı da görmedim ya.
Belki fotoğrafçı. Evet ben de fotoğrafçı görmedim ya.
Hiç fotoğrafımız da yok aslında.
Yani Sadık abi çok doğru bir hareket yapmış.
Bizim Eiffel'de koşarken pozumuz yok.
Neyse bir daha gideceğiz herhalde bilmiyorum.
Evet ben şahsen bir daha giderim yani aynı yarışa.
Kısa bir böyle Paris turu güzel oldu.
Sonrasında expo alanına geri döndük işte.
Baya yine yiyeceklere dadandık.
Ben vegan şeyler buldum kendime böyle cipser mipser.
Güzel geçti ya. Expo alanı yani benim şu ana kadar hayatımda gördüğüm en ne diyelim ona.
Kaliteli yani. Kaliteli demeyeyim de.
En çok ürün olan aynen Expo olanıydı.
Çok hamur işi vardı.
Evet her şey hamur işiydi ama koşudan sonra çok da önemsemiyorsun.
Ben mesela bu değişik ekmekler, kekler vardı üstünde reçeller, nutellalar, kruvasan her taraf zaten.
Çok farklı çeşitte kruvasan tipleri vardı ve bir sürü de reçel çeşitleri vardı.
Yani her birinden biriyle kombinasyonu.
Ve sınırsız yani yiyeceğinden çok daha fazlası var yani.
Yiyorsun yiyorsun hepsi çok güzel.
Farklı farklı şeyler var sürekli.
Bir standa gidiyorsun orada farklı bir şey var.
İçecekler de aynı şekildeydi.
Yani orada gerçekten expo alanında doyduk yani.
Yarış hücretini çıkardın orada.
Sonra yarış bittikten sonra tabii gezi aşamasına geçtik.
Şunu tavsiye ederiz.
Tabii ki öncelikle Lourdes Müzesi'ni gezdik.
Yani o da şu ana kadar gördüğümüz en büyük müze.
Geze geze bitmeyecek kadar büyük.
Aynen. Lourdes'dan sonra böyle başka müzelere de gittik.
Ama en iyisi orası olduğu için en büyük olanı.
Artık tatmin etmemeye başladı.
Lourdes'da hep onunla kıyaslama gibi oldu.
Kesinlikle ya. Orada müzeye doyduk yani.
O yüzden önce Lourdes'ı ona bırakın.
Çünkü diğer müzelere şey oluyor.
Bu arada şundan bahsedelim.
Paris Museum Pass diye bir şey var.
Normalde bu müzelerin ücretleri çok pahalı.
Böyle tek tek gitmeye kalkarsan özellikle...
Ve bir sürü de müze var zaten.
Çok yüksek tutarlar tutuyor.
Bu museum pass ile baya avantajlı oluyor.
Özellikle 4-5 müzeden fazlasına gidersen zaten kendi parasını da çıkarıyor.
O yüzden bunu tavsiye ederiz.
Aklınızda olsun. Onun dışında daha birçok yere de gittik.
Zaten Chechipiti ile bir gezi planı yaptık.
Hatta Chechipiti'ye gideceğimiz durakları böyle ekleterek Google Maps linki yollattırdık.
O linke tıkladığımızda işte önce şuraya yürü, şuradan şuraya git, şuradan şuraya git şeklinde hangi günleri gezeceğimizin hepsini kolay bir şekilde planlamıştık.
Şanzelize Caddesi'ne gittik, Zafer Takı'na gittik.
Aynen Zafer Takı'nı gördük.
O sırada da tam böyle bir geçiş töreni gibi bir şey vardı.
Askerler falan gelmişti.
Bu da güzel oldu. Evet Notre Dame Katedrali'ne gittik.
Saint-Chapelle'i vardı.
İşte Eyfel Kulesi'ne gittik zaten.
Eyfel Kulesi'nin... İçine tepesine kadar çıktık.
O da bayağı güzeldi. Eyfel Kulesi sabah ayrı güzel, akşam ayrı güzel.
Işıklandırıyorlar. Farklı yanıp sönen ışıklar var.
Birkaç kere gittik aslında.
Eyfel'in yanında bir yemek yedik güzel bir yerde.
Evet, İskeride. Evet, orada Eyfel manzarası çok güzeldi.
Ama bak Eyfel'in asıl unutulmaz anı.
Onu sen anlat.
Evet onu anlatmazsak olmaz.
Şimdi öncesinden de bahsedelim.
Şimdi gelmeden önce böyle sürekli Instagram'da şey görüyoruz.
Bir sürü hırsızlık olayları falan görüyoruz.
Fransa'da alırlar çanta.
Evet işte tam böyle metrodan atıyorum inerken telefonunu alıyor kaçıyor veya Eyfel Kulesi'nde işte çok hırsızlıklar her yerde.
Çanta alınıyor falan böyle telefon.
Hırsızlıklar oluyor. Bizim de bütün işte telefonlar ve ne bileyim cüzdanlar.
Pasaportlar vesaire hepsi Gül'ün çantasında.
Ben de çantayı böyle hiç bırakmıyorum yani önüme almışım.
Evet. Eyfel Kulesi'nin üstündeyiz orada geziniyoruz.
Sonra böyle fotoğraf falan çekiniyoruz bazen.
Sonra bir ara böyle ben fotoğraf çekecektim Gül'ün, senle Aslı ablanın fotoğrafını çekecektim.
Fotoğraf çektim falan.
Ondan sonra işte telefonu geri vereceğim.
Bir anda çantam nerede falan oldu.
Çanta bendeydi çanta aslında.
Bir baktık bende çanta yok sende çanta yok yere bakıyoruz.
Yerde yok yere mi bıraktık?
Nereye bıraktık ne oldu ne etti?
Birden böyle panik olduk.
O sırada da benim aklımda şey böyle çantayı koydum koyduğum sıra biri aldı gitti.
Yani bitti. Her şey içinde bir de.
Sonra hemen Sadık abiyi aradık.
Batı'yla imişler.
İşte çanta sizde mi diyoruz?
Sadık abi yok çanta falan yok bende diyor.
Sonra... İşte tamam dedik gittik güvenlik görevlisini bulduk.
Onu anlatıyoruz. Kameraları dizleyeceğiz.
İşte o da sallamıyor çok fazla falan böyle.
Zaten çok oluyor herhalde bir şey orada.
Aynen. Sonra biz işte sağa sola koşturup duruyoruz yani.
Panik halindeyiz. Dönemeyeceğiz ülkemize.
Ya paramlarımız gitti.
Ay çok kötü. Eyfelin tepesinde bu yani huzur millet hani Paris'i izler şey yapar.
Biz çantada çanta.
Evet sonra. İşte sağa sola koşturuyoruz ve arıyoruz yani.
Asla bana panik oldu.
Benim yüzümden oldu.
Ben fotoğraf çekeyim sizi dedim.
Ondan oldu falan. Sadık abiyi arıyor.
Sadık bak şaka yapıyorsan hiç komik değil falan.
Yani bu bayağı panik olduk.
Sonra Sadık abilerin yanına gittik.
Sadık abi de böyle hani o da telaşlanmış.
Nerede çanta ne oldu falan diye.
Tek bir sorun var o arada çanta sırtında.
Ama haberi yok.
Demek ki Sadık abiye vermişiz çantaları.
Üstüne bir de montlarımızı vermiş.
Mont kapatmış çantayı.
Farkında değil onu aldığını. Birkaç kişinin eşyalarını tutuyor.
Çanta sırtında.
Çantayı sırtında taktığından haberi yok.
Aa bendeymiş.
Aklımız gitti. Ufak bir.
Gerçekten o 5 dakika baya stresli oldu bizim için.
Neyse güzel bir anı oldu bizimle.
İleride gülerek hatırladık.
Bulduğumuz için güzel bir anı oldu.
Evet bulamasaydık kötü olurdu.
O yüzden siz de çantanıza aman dikkatli olun.
Böyle şeyler olabiliyor.
Eiffel'den sonra da Vatikan'ı da gezdik.
Vatikan'da Aziz Petrus bazilikası var.
Onun en tepesine kadar çıktık hatta.
Ya bu bazilike ile şapelin farkı ben baktım.
Daha büyük olan...
Bu kiliselere ya daha dini anlamda büyük olan kiliselere basilika deniliyor.
Daha küçük olanlara şapel deniliyor.
O yüzden böyle içi işlemeli büyük tavanlar olanlar gayet işte basilikalar çok ihtişamlıydı yani içinde böyle kayboluyorsun.
Yani ben bir buçuk çekimi alıyorum gene sızıramıyordum kadraja.
Baya büyüktü, güzeldi.
Vatikan gerçekten çok güzelli.
Böyle konuşmacılar konuşma yapıyordu.
Bayağı dinleyenler ağlayanlar vardı.
Kolabalık da bir ortamdı.
Evet. Ondan sonra sonraki günde Versailles Sarayı'na gittik.
Orası da bayağı büyük ve ihtişamlıydı.
Benim en çok şaşırdığım şeylerden biri orada Versailles Sarayı'nı geziyoruz.
İşte orada yine tarihi yerler vesaire derken orada bir pano gördüm.
Böyle bir baktım. Sarayın bahçesinde triatlon yapılıyor.
Sonradan gördük meğer Iron Man 70.3'ün bir tanesi Versailles Sarayı'nda yapılıyormuş.
Baya şaşırmıştım onu orada gördüğümde.
Belki ileride yapabiliriz onu.
Evet hatta bu yıl baktık da.
Ayarlayamadık onu. Bir de şeyler dolmuştu zaten.
Orası değişik bir atmosfer.
O bahçelerin içinde, o sarayın içinde gitme fikri.
Bence çok orijinal bir fikir.
Kesinlikle bir gün gidilir yani illa ki.
Kesinlikle. Sonra bir de ben şey yaptım.
Fransa'ya geldiğimde hep o Fransız şapkalar var ya böyle reslam şapkaları.
Bütün Fransa gezisi boyunca hiç kafamdan çıkarmadım.
Güzel oluyor bu şehrin.
Kaç kere de da puşu giymiştim zaten.
Ve o şehre ait böyle kültürel şeyleri giymek beni o şehrin bir...
vatandaşı gibi hissettiriyor.
Güzel alıyor. Hoşuma gidiyor.
Gerçi vatandaşlar giymiyordur ama.
Aynen. İlk ihtimalle turistler içinde.
Güzel oldu fotoğraflarda da.
Onu da öneririm.
Güzel Eyfel de fotoğraflarında vardı.
Bu şapkayı da şeyden almıştık.
Eyfel'in o meşhur yerdeki sene gayrılardan aldım.
Ya Instagram'a falan da düşüyor.
Hani onun videoları böyle illaki bir yerde denk gelmiştir.
Gerçekten hepsi Türkçe biliyor.
Çok komikler yani.
Dostum diyor falan böyle.
Selamun Aleyküm falan diyor.
Adam zeynci böyle Senegaylı çıkarıyor.
Böyle fena pazarlık yapıyorlar falan.
Sen Kayserili misin falan diye sordu.
Bu kadar bilemezsin yani.
Kim öğretti bunları bu Türkçeyi gerçekten.
Ama geçen hatta İtalya şeyinde de anlatırım.
Ama o Senegaylılar çok fena.
kazıklamışlardı. Bu Paris'te akşam pazarı diye biz onlarda öcümüzü aldık böyle.
Daha geç saatlerde olunca daha iyi olur.
Aynen akşam pazarı diyoruz falan.
Ha akşam pazarı akşam pazarı tam diyor düşürüyor falan böyle ışıklı bir süre Eylül Kulesi aldık öyle.
Eğlenceliydi ya gerçekten.
Zaten biri böyle senin daha önce onlarla alışveriş yaptığını anlayıp para düşürmeye çalıştığında bazıları kaçıyor senden falan.
Evet evet doğru. Güzeldi ya eğlenceliydi.
Evet yani özetle hem yarış anlamında güzeldi, hem koştuğumuz ortam anlamında güzeldi, hem yarış sonrası anlamında güzeldi.
Yani Paris'i gezmek, gezilecek yerleri görmek vs.
O yüzden girişte de söylediğimiz gibi sürekli yurt dışına gideyim veya Paris'e gideyim, oraya gideyim, buraya gideyim diye hep kafamızda var ama bir türlü onu ayarlayamıyoruz ya genellikle.
Şu zaman mı gideyim, bu zaman mı gideyim, dur şunu yapayım, dur vize başvurusu yapacağım, şuydu buydu derken hep gecikiyor.
Eğer siz de bu şekilde arafta kalıyorsanız yarışa kayıt olun.
Deadline olduğu zaman mecbur yapıyorsunuz.
Onun dışında sürekli erteliyorsunuz.
Bizim de öyle olmuştu yani sürekli bugün, yarın, bugün, yarın derken en son bir akşam oturduk.
Böyle iki tane yarışı birden birine, Fransa'dan birine, İtalya'dan.
Aldık kayıtları. Ondan sonra kalan her şeyi yapmak zorunda kaldık.
O şekilde geldik. Ama yani tekrar gelip koşarız.
Çok güzeldi. O start atmosferi de çok güzeldi.
Gerçekten o Lur Müzesi'nin yanında o kalabalığın içinde o atmosferi hatırlıyorum hala.
Zaten işte Eyfel ayrı güzel.
Dolayısıyla yarışı... Nehrin kıyısı da çok güzeldi.
Evet. Tavsiye ediyoruz.
Nehrin kıyısında da daha sonradan da yürüyüş yaptık mesela bazı akşamlarda.
Günün herhangi bir anında ben gerçekten hiç böyle bu kadar koşan insanı bir arada görmedim şey olarak.
Şu anlamda bir arada görmedim.
Akın akın koşuyor.
Sanki bir koşu kulübü gibi koşuyor ama hiçbir koşu kulübü yok.
Herkes bireysel.
Ve akşam gece koşan var, sabah koşan var, öğlen koşan var.
Her saatinde koşan var. Ve gerçekten şöyle durup bakıyorduk araba tek tük geçiyor.
Ama onlarca kişi koşuyor.
Sürekli koşuyor ve bitmiyor yani.
Akın akın koşuyorlar.
Bu kadar koşan insanı bir arada görünce şaşırmıştık.
Bu arada nehrin kıyısı da gerçekten fena çiş kokuyor.
Böyle tam nehrin kıyısına inip uzun süre yürüyemiyorsun.
Yani orada sürekli rahatsız edici kokular var.
Bir üst caddede, üst kısmında, cadde kısmında yürümek daha iyiydi.
Sabah koştuğumuzda orayı es geçip koştuk yani.
Biraz daha böyle şehrin içine.
Mesela ben herhangi bir gün giysem, birden koşmaya başlasam kimse dönüp bakmıyor bana.
Koşmayanlara bakıyorsun daha çok.
Değişik bir kültür.
Çok hoşuma gitti. Ama muhtemelen UTMB'den kaynaklı orada bir ekstra farkındalık vardır diye ben düşünüyorum.
Zaten yıllar boyu daha çok önce tanışmışlar bence koşuyla, koşu kültürüyle.
Bu da onu gösteriyor nesilden aktarıldığı.
Zaten şeye de baktığımızda böyle hani biz böyle her yurt dışı planı yaptığımızda sürekli nerede ne yarış var diye böyle bir işte tatil matil denk gelirse bakıyoruz.
Fransa'ya ne zaman baksak fix bir yarış.
Bir yarış değil birden fazla yarış var.
Farklı farklı illerinde ilçelerinde aynı anda 3-4 yarış.
Evet yerel yarışlar. Ve yarışlar da şey yarışlar yani hani.
Küçük değil büyük yarışlarda.
Bayağı organizasyon var.
İnşallah Türkiye'nin de bu şekilde artması yavaş yavaş popülerliği artıyor.
Böyle oluruz ya. Her haftasını bir triathlon yapsak çok güzel olur.
Çok hoşuma gider gerçi.
Evet. Paris yarışımız da bu şekildeydi.
Bir bölümün daha sonuna geldik.
Bizlere Spotify, Apple Podcast ve Instagram kanallarımızdan ulaşabilirsiniz.
Lütfen takip etmeyi unutmayın.
Bölüm kaçırmamak için.
Sonraki bölümlerde görüşmek üzere.
Hoşçakalın sporla kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
