
1.2 km yüzme, 60 km bisiklet ve 15 km trail koşudan oluşan MW Challenge Bodrum yarışında yaşadığımız tecrübeleri ve fiziksel sınırların ötesine geçen anları, Koşver Gitsin’in bu bölümünde anlatıyoruz.
Instagram:
https://www.instagram.com/kosvergitsin
https://www.instagram.com/gulinlekos
https://www.instagram.com/onurlakos
Reklam ve işbirlikleri için:
kosvergitsin@gmail.com
Bölümler:
(00:00) Giriş
(07:17) Yarış sabahı
(10:53) Hipotermi 🥶
(17:43) Onur'un gözünden
(23:12) Koşu
(28:38) Mert Onaran
Transkript
Herkese merhaba ben Gül'ün.
Merhaba ben Onur. Koşvergesin Podcast kanalına hoş geldiniz.
Bu bölümde size MW Challenge triathlon yarışından bahsedeceğiz.
MW menen woman'ın kısa atması.
Ayrıca belirtmek istiyorum ki bir triathlon yarışının isminde woman görmek beni çok mutlu ediyor.
Ayrıca yarışın ismi gibi Gül'ün içinde gerçek bir challenge oldu bu.
Daha önce başına hiç gelmeyen bir olay bu yarışta başına geldi.
Ondan da ilerleyen dakikalarda bahsedeceğiz.
Mesafelerine gelecek olursak yüzme 1.2 kilometre, bisiklet 60 kilometre, rolling parkur, koşu ise 15 kilometre, trail.
Gerçekten tabloya bakınca bizim çok beğendiğimiz bir yarış.
Mesafeleri ve parkurlar.
Bir de geçen sene biz bu yarışa katıldık.
13 Nisan'dı.
Bizim ikinci triathlonumuzdu.
Mudanya triathlonundan, sprint triathlonundan sonra.
Bu yılda 19 Nisan olarak açıklandı.
2026'da. Tabii 19 Nisan'da sadece MW yok.
Mezopotamya ile İstanbul Yarı Maratonu da aynı tarihte 19 Nisan'da.
Tabii bizim Mezopotamya'yı da görmek isterdim ama gönlümüz şu an MW'den yana ona gitmeyi düşünüyoruz.
Onur istersen senle başlayalım.
Tabii. Yarış öncesi günle başlayalım.
Biz bu yarışa uçakla gelmiştik.
Uçakla gelip daha sonra araba kiralayıp oradan otele geçtik.
Biraz yorucu oldu bizim için.
Sonra bisiklet kurulumlarını tamamladık.
O gün kayıt işlemlerini hallettik.
Ondan sonra da bir yüzme denemesi yapmak istedik.
Çünkü wetsuitlerimiz biraz son dakikaya kaldı.
Öyle olunca daha önce deneyemedik ve yarıştan bir gün önce deneme yapmak zorunda kaldık.
Ve bizim ilk wetsuitlerimizden daha önce giymemiştik wetsuit.
Ondan bahsedeyim.
Yani wetsuit bu arada bilmeyenler için vücut sıcaklığımızı soğuk suda koruyabilmek için Giydiğimiz neopren bir malzeme dalgıcıların giydiğine benzer şekilde hem vücut
ısımızı koruyor hem de belli bir miktar kaldırma kuvveti sağlayarak biraz yüzmede de destek oluyor.
Aynı zamanda pürüzsüz yüzeyi sayesinde de suda kaymayı kolaylaştırıyor ve daha hızlı gitmeye imkan tanıyor.
Yalnız sen böyle söyleyince biraz jilet reklamı gibi oldu.
Evet biraz öyle gibi oldu. Peki ilk giydiğinde ne hissettin?
Yani ilk girdiğimde hissiyat şu şekildeydi.
Ayaklar açık oluyor bileklerden itibaren başlıyor.
Ayaklarımı soktum suya ayaklar buz gibi oldu bir anda.
Su sıcaklığı o günlerde yanlış hatırlamıyorsam 16-17 derece civarında olması lazım.
Sonra hani adım atıyorum suda normalde ilerledikçe bilekten yukarıya doğru o buz gibi suyu hissetmem gerekiyor.
Ama böyle ilerledikçe sanki suya girmiyormuşum gibi bir hani ıslanmıyormuşum gibi bir his çok güzeldi.
Yani o ilk giydiğim hissi hatırlıyorum hala.
Belime kadar suya girdim sadece sanki ayaklarım suda gibi hissediyordum.
Ve bu şekilde ilk wetsuit denememizi yaptık.
Gülün senin nasıl geçmişti?
Zaten wetsuit giymesi zor.
Çıkarması da zamanla alışabileceğim bir şey.
Onu bir giydim orada bir sıcak tuttu wetsuit ama suya atladım da su çok soğuktu.
Su dışında da üşümüyorsun bu arada değil mi?
Evet evet çok güzel bir özellik.
Gittim ayaklarım benim de dondu.
Böyle yavaş yavaş wet suit'in olduğu kısımlarda dışarıda bir şey var ama ne var böyle hani tam suyla etkileşimde değilsin böyle.
O güzel oldu yani sıcaktan kuru.
Ben zaten hani bir yerde delik var mı su alıyor muyum?
Onun checkini yaptım ve hemen çıktım.
Evet sen fazla kalmadın.
Evet onu yüzüme falan yaptım.
Hatta atlama falan çalıştım.
Evet ondan bahsedeyim.
Yarışa iskeleden atlayarak başlıyoruz.
O yüzden ben de orada birkaç deneme yapmak istedim.
Ve direkt anılar canlandı gözümde.
Şöyle hatta Gül'ün telefonla beni videoya çekiyor.
Hani ben düzgün atlıyor muyum falan ona bakacağız.
Ben böyle oradaki işte iskeleden atladım.
Fakat şöyle atladığım anda gözlüğüm düştü.
Suyun içine girdim ve gözlük düştü.
Ben gözlük yok çıktım ve işte sağa sola bakınıyorum.
Gözlüğüm yok falan böyle birden panik oldum.
İşte sonra gözlüğü aramaya başladık.
Dalıyorum. Böyle hani ne kadar?
Boyumdan bir, bir buçuk metre kadar daha derindi sanırım.
Yanlış hatırlamıyorsam atladığım yer.
Gül'ün gözlüğünü istedim.
Gül'ün gözlüğünün altına onu taktım.
Dalıyorum, gözlüğümü arıyorum.
İşte nefesim bitiyor, çıkıyorum.
Yok. İkinci deneme, üçüncü deneme.
Gül'ün yukarıdan bakıyor, iskeleden görmeye çalışıyor.
Tam olarak nerede? Kestiremiyoruz.
Ve ben birden panik olmaya başladım.
Çünkü yedek gözlüğüm yok.
Bu arada bir kamu spotu olsun.
Hani triatlon yarışına giderken mutlaka bir yedek gözlükle gitmek lazım.
O arada ben şeyi düşünüyorum işte.
Şimdi ne yapacağım? Yarın yarış var.
Saat geç oldu. Bir yerden gözlük bulsam daha önce denemediğim gözlüğü yarışta nasıl giyeceğim vesaire.
Sanki West City daha önce denemiş gibi.
O da ayrı bir olay tabii.
Ve sonra ben şey yaptım.
Birden gülmeye başladın.
Evet ve Onur yavaşça aşağıya kafana gözlük suyun şiddetiyle Onur'un gözünden çıkmış.
Ama suya düşmemiş, boynuna gitmiş.
Biz bütün yani birçok zaman bunu aradık yani gerçekten.
Evet yani gözlük boynumda olarak ben defalarca dalış yaptım ve işte civar bölgede gözlüğümü aradım.
Sonra şeye mutlu olduk.
Ya bu yarışta başımıza gelsin diye ne yapardık?
Hatta yarışta başına gelen birini duydum daha sonradan.
Bu şekilde. Yüzme parkurunu tamamlayan birini duydum.
Hatta şey oldu artık yarışta korkumdan ben gözlerimi tutarak atladım.
Evet gerçekten bu bile bir tecrübe yani.
Sonuçta o yarıştan önce o atlayışı yapmasam belki yarışta bir an gözlüğüm çıkacak panik olacağım vesaire.
Bunlar gerçekten önemli.
Neyse sonunda gözlüğü bulunca sudan çıktık.
Sonra drop backleri bırakmak üzere odamıza geçtik.
Drop backler neler? Yüzmeden bisiklete geçerken ve bisikletten koşuya geçerken kullanacağımız malzemeleri daha önceden bıraktığımız poşetler.
Hatta orada da biraz geç kalıyorduk gibi son dakikada falan yetiştirdik gibi bir şey oldu.
Tabi burada neden geç kaldığımızdan da bahsedelim biraz.
Biz uçakta geldiğimiz için bisikletleri önce çantaladık.
Daha sonra otelde tekrar birleştirdik.
Fakat birleştirirken şunu fark ettik.
Gül'ün bisikletinin arka tekerleğinde milin bir tane pulu eksik.
O an bisikleti teslim etmemiz gerekiyor.
Vakit daraldı. Ne yapalım ne yapalım.
En son hani o pul yerine böyle birkaç kartonu ikiye üçe katlayıp birleştirip sıkıştırarak öyle bir şey yaptık.
Ya tabii o an heyecan, adrenalin ve geç kalma duygusuyla yaptık bunu ama sonradan da biraz pişman olduk tehlikeli bir şey yaptığımız için.
Bisikleti bir şekilde yetiştirelim.
Yarın teknik ekipten bulup hallederiz falan diye düşündük.
Ama sonra o yarış telaşıyla kaldı o şekilde.
Allah'tan başımıza bir iş gelmedi onunla ilgili.
Ama tabii başımıza başka işler geldi.
Onu da birazdan konuşacağız.
Evet yarış sabahına gelirsek.
Wet suitlerimizi giydik.
Gülünle birlikte yerimizi aldık.
Hava gerçekten soğuktu.
Deniz de gerçekten soğuktu.
Yani... Ve süt olmasaydı herhalde tamamlamak çok zor olurdu diye düşünüyorum.
Ben atladığımda yine gözlüğüm çıktı ama bu sefer tecrübeliydim.
Gözlüğümü takıp devam ettim.
1200 metreyi yüzdüm.
Yüzme de düşünüyorum.
Bu yarış üzerinden baya bir zaman da geçti şu an hatırlamakta zor oluyor ama herhangi bir sıkıntı yaşamadım.
Yüzmeyi bitirdim. Ne kadar sürede bitirmişim diye bakarsam 1200 metreyi 27 dakikada bitirmişim.
Daha sonradan bisiklete geçtim.
Senin nasıldı yüzme gelin?
Yüzme dediğin gibi hava soğuktu.
Ama deniz daha soğuktu.
Allah'tan wet suit vardı.
Atladık denize.
O an adrenalinle o soğukluğu çok şey yapmadım ama.
Şimdi bu bizim ikinci triathlonumuz.
İlk triathlonumuz sprintti.
750 metreydi. Hiç ben 1200 yüzmemiştim.
Denizde yüzmemiştim.
Yüzdüm yüzüyorum yüzüyorum ama artık belli bir şeye geldim.
Yoruldum. Artık böyle suyun içinde sesler çıkıyorum.
Elimi şap diye vuruyorum suya.
Yoruldum. Teknik falan kalmıyor.
Kalmadı. Hiçbir şey kalmadı.
Zordu. Yani yoruldum.
Yani bunu hissettim.
Sonra böyle kendi çapımda giderken böyle bir yeşil bir bed suit gözüme iyileşti.
Tabii son 300 belki metre falan kalmıştır.
Şey değil. Şöyle bir o an bir yorgunlukla Ben dedim sanırım ben bu Batsuit'i tanıyorum.
İçindekini tanıyorum.
Şöyle bir dikkatlice yüzüne bakmaya çalıştım.
Allah'tan geri geri yüzüyordu.
Sonra Batı yani bizimle beraber Batsuit'e gelen bir arkadaşımızdı.
Böyle sanki şey gibi oldu bir an.
Böyle gurbettesin, böyle hemşehrini görürsün yurt dışında.
Böyle bir mutlu olursun o topraklarda.
Sadece ikiniz varsınız diye böyle zorlu.
Tabii toprakta değil. Gerçekten öyle hissettim böyle bir an.
Böyle onu gördüm ve bağırdım.
Batı dedim falan. O da mutlu olmuştur.
Batı da böyle bir şey yaptı yüzünü şey yaptı.
Beni gördü. Ne yaptın falan diyorum.
Ne yapıyorsun? Şey dedi.
Çok yoruldum abla.
Bir yandan yüzüyor tabii böyle.
Ben de onu gördüm tabii.
Dayan Batı diyorum hadi koçum.
Az kaldı falan onu motive ediyorum.
Bir yandan ben de motive oluyorum.
Böyle böyle birbirimizi taşıdık.
Hatta böyle sohbet de ediyoruz aralarda.
Hatta Batı şey dedi. Fotoğrafçı vardı gördün mü?
Ben diyorum ne fotoğrafçısı?
Şu sudan çıkalım. Bir an önce karaya ayak basalım.
O şekilde bir sudan çıkabildim çok şükür.
Tabii yarış sonu fotoğraflarında Batı'nın çok güzel sol altı fotoğrafları olmuş.
Benim olmamıştı.
Bu sene buna dikkat edeceğim.
Fotoğrafçının orada. Evet yerini öğrendik.
Yerini öğrendik orada pozlarım hazır yani.
Bekleyeceğiz. Süperman pozuyla.
Aynen su altı fotoğrafımız olsun.
Sonra işte çıktım T1 alanına doğru koştum.
Biraz çıktıktan sonra hani başta anlamıyorsun ama hava da soğuk yani.
Sabah altıda başladık biz değil mi?
Yani güneş de yok.
Bayağı soğuktu. Evet tabii yüzmeden çıkınca hem nabız yüksek o anda hem wet suit var vesaire.
Suda hani ilk 5 dakika yaşıyorsun ama sonrasında alışıyorsun.
Ve çıkıp koşmaya başlayınca da hani o an çok büyük bir sıkıntı yok gibi geliyor.
Tabii ondan sonrası daha heyecanlı.
Kesinlikle. Ben işte alana gittim.
Bisikletin oraya. Eldiven takmayı unutmuşum.
Öyle çıktım. Bir an sadece trisuitimle yani wet suitimi çıkardım trisuitimle bisiklete doğru koşarak gidiyorum.
Çok güzel böyle başladım bisiklete ve ama bir süre sonra şimdi rolling bir parkur.
Güneş yok. Yani sen ıslak trisuitin ve rüzgar baş başasın.
Her böyle rollingde aşağı indiğimde o rüzgar beni kesiyor.
Yani vücudumu kesiyor.
Üşüyorum. Başta böyle bir hızlıydım hani ısınma koruyordum ama artık bacaklarım da ısı üretmemeye başladı.
Gittikçe böyle titremeler gelmeye başladı.
Yani elim titriyor, dişim titriyor.
Bir de her böyle geçen de neredeyse şey gördüm.
Uzun kollu bir şey giymiş.
Ben sadece kısa kolla kısa şeyle trisidimle şey yapıyordum.
Ve ıslak trisidle.
Tabii hızında 60 kilometre böyle saatlere ulaştığı yerler oluyor.
Evet ve artık böyle...
Psikolojim de bozuluyor yani.
Hani diyorum niye üstüne bir şey almadım?
Niye almadım? Hani hiç aklıma gelmiyor.
Eldiven bile almamışım.
Hani ellerim üşüyor. Ellerim en azından ısıcak olurdu.
Böyle bir yandan da hani direngülün ya dayan hani güneş açacak şey olacak.
Bazen böyle bir güneş süzmesi geliyor.
Oralarda biraz ısınıyor gibi oluyorum ama tekrar dağın eteklerinde gölge üşüyorum.
Ama ne üşüyorum böyle artık belli bir süre sonra sanırım bir...
10. kilometreden sonra ben artık çevirememeye başladım.
Yani titreme geldi.
Titreme böyle önce dişim böyle ağzım titriyor.
Ben böyle şey yapıyorum hani titremeyle ısınayım.
Onun şeyindeyim.
Sonra ellerime inmeye başladı.
Artık gidonu tutamıyorum böyle kaza yapacağım.
Dedim tamam yarış buraya kadar.
Hatta aklıma geldi senin bir tane bisiklet fotoğrafın var ya böyle.
Sanki dişlerini sıkmış çok hırslı gibi bir poz veriyorsun ama aslında orada hani iki şekilde bakabiliyorsun fotoğrafa böyle.
Bir çok hırslı bir fotoğraf gibi duruyor bir de soğuktan dolup dişlerini sıkan biri gibi duruyor.
Aslında ikincisiydi yani.
Evet tamam kimse bilmiyor.
Ve orada işte anladım tamam dedim hani yarış bitti.
Şu an Gül'ün birini bul yani bir durmak için bir yer birine söyle bu halde olduğunu bırakacağını.
Sonra birilerini arıyorum görevli birilerine.
Sonra gözüme bir tane jandarma aracı ilişti.
Onun orada durdum.
Sağa çektim bisikleti.
Karşıdan karşıya geçtim.
At itiriyorum tabii. Şey dediğimi hatırlıyorum.
Ben demeden onlar hanımefendi iyi misiniz falan diye böyle geldiler.
Ben çok üşüyorum dedim ve böyle onların ceketini çıkardıklarını hatırlıyorum.
Sonrası yok gitti. Sonra gözümü...
Ambulansta aştım. Gerçekten ambulansta şeyliyim, sedideyim.
Beni kemerle bağlamışlar birkaç yerimden.
Takır takır titriyorum, titrememe uyandım.
Yani hipotermiyim.
Baya baya hipotermiyim.
Böyle görevliler üstüme battaniye atmışlar, kendi ceketlerini atmışlar.
Ben bir türlü şey yapamıyorum.
Yani böyle benimle konuşmaya çalışıyorlar falan.
Böyle adımı soruyorlar falan.
Ben gülüm falan böyle hani konuşamıyorum bak.
Şu an bile tüylerim ürperiyor anlatırken.
Yani konuşamıyorum.
Ya ben şey dediğimi hatırlıyorum ya.
Ben üşümem aslında falan.
Hala şey diyeyim. Yarış psikolojisindeyim.
Hani geri dönebilir miyim?
Hani onu düşünüyorum.
Gerçekten farkında değilim olayım.
Yani ciddi bir olay.
Hani hipotermi. En son şey yapmaya çalıştılar.
Böyle ellerimi tutup. Hani şeyime bakacaklar, nabzıma bakacaklar.
Cihaz okumadı.
O kadar titriyorum ki yani sabit duramadı elim.
Neyse sonra tekrar ben de bir gitti sahne.
Sonra bir gözümü açtım hastanedeyim.
Üstümde de hastane kıyafetleri ve ondan üstünde de bir battaniye vardı.
Gözümü açtığımda içeri böyle 10-15 tane hemşire doluştu.
Böyle hepsi bana bakıyorlar böyle iyi misin.
Şimdi Bodrum. Küçük bir yer.
Oradaki hastanede her zaman hipotermik vakası olmuyor tabii.
Tüm hastane toplanmış bana bakıyorlardı.
Böyle gene ismimi sordular.
Ben böyle dişim titreyerek söyleyemeyeceğim galiba falan oldu.
Yani kim bilir kaç dakika geçti ambulansa bineli.
Hala sen bu...
Konuşma becerim yoktu. Aynen yani ellerimi hala hissetmiyorum.
Ve sonra şey yaptılar.
Tamam ismi almayalım.
Damarımdan. Baya baya adını alamadılar yani.
Alamadılar adımı. Ben böyle şey yapmaya çalışıyorum.
Böyle kodlamaya çalışıyorum adımı.
Çok kötüydü ya. Bak şimdi gülerek anlatıyoruz ama yani.
Neyse. Sonra işte damar yoluma girecekler.
Hani kanıma bakacaklar.
Büzüşmüş damar.
Yani giremediler.
Alamadılar kan. İşte tansiyonuma bakayım.
İşte kalp nabızına bakayım diye parmağımdan şey yapalım dediler.
Orada da alet okumadı.
Bu sefer alet elim çok soğuk olduğu için algılayamıyor.
Hastane sana hiçbir şey yapamıyor.
Hastane beni ısıttı.
Allah razı olsun.
Gerçekten hani o klimadan gelen sıcak hava hemşireler şey terliyordu yani.
Ben hala üşüyorum bu arada.
Orada bir kendime geldim saçlarımla havluyla silip ıslaklıklarını aldılar falan.
Baya ellerine hepsi pervane oldu yani şey olmasın diye.
O konuda çok yardımcı oldular.
Ben de aklıma şey geldi.
Acil durumlarda aranacak kişiyi kaydetmiştim yarış sorumlusu olarak.
Aradım numarayı. Merhaba diye bir ses.
Mert Onuran. Hiç beklemiyordum.
Böyle şaşırdım çünkü Mert Onuran yarışın organize türü.
Düzenleyen kişi. Mert Bey ben hastanedeyim.
Hipotermi geçirdim.
Şu an iyiyim ama. Hayır iyi misiniz nasılsınız falan filan çok geçmiş olsun falan dedi.
Çok nazik bir efendi gerçekten.
Dedim ben gelmek istiyorum geri yardımcı olabilir misiniz dedim yarış alanına.
Tabii tabii yardımcı oluruz falan dedi.
Sonra bir yarım saat sonra bir araç geldi.
Hastanede baya uzak yarış alanında.
Ona rağmen minibüs geldi.
Eşyalarım paketlenmiş gitmiş.
Bisikletim şey olmuş halletmişler.
Gerçekten hani. Hiçbir şey arkamda kalmadı.
Ben de servisle beraber yarış alanına doğru geldim.
Ondan sonrasında istiyorsan senin bisiklet etabınla başlayalım.
Sonrasını bağlayalım.
Sonra tabii benim bisiklet etabım da senin ambulansınla biraz bağlanacak birazdan.
Ben bisiklete başladım.
Bu arada ben de inanılmaz üşüyorum.
Yani o kadar çok üşüdüğümü ben de çok hatırlamıyorum yani.
Bu arada bana şey...
Kim var yakında sizin?
Yani ikinci kişiyi sorarlar ya ulaşabilecek acil bir durumda.
Şey dedim kocam var hani Onur Keskin.
Onu arayalım dediler.
Dedim o da yarışıyor falan.
Başka kimi tanıyorsunuz?
Batı'yı tanıyorum dedim.
O nerede? O da yarışıyor.
Yani dedim şu an kimse yok yani o yüzden.
Biraz Onur'a da ulaşamadım.
Hani bir de şey geldi. İnşallah yarış bırakmamıştır falan diye düşünüyorum beni göremeyince falan.
Bırakmamış. Özellikle yokuş aşağı olan bölümlerde çok yüksek hızlara ulaştığımız için yani gerçekten böyle kendimi sıka sıka bir hal oldum ben
de yani çok üşüdüm. O yarışta bir hani rüzgarlık giymediğim için çok pişman oldum.
Çok isterdim. Atıyorum 15-20 saniye orada kaybetmek kesinlikle buna değerdi yani.
Sonrasında benim açımdan da şöyle oldu.
Şimdi bisiklet parkurunda toplam 2,5 tur atıyoruz.
Ben şimdi ilk turumun yarısını attım.
İlk turun ikinci kısmında giderken tam seninle karşılaştık.
Hatta böyle bir selamlaştık gibi oldu.
Sen çok üşüyorum dedin ben de falan dedim.
Öyle o şekilde bir geçtik.
Orada ben ambulansa gidiyordum.
Orada bir aklım kaldı sende açıkçası.
Çok üşüdüğünü orada gördüm.
Neyse sonra devam ettim.
İlk turu bitirmeye gidiyorum yani.
Böyle biraz ileride sonra bir 5-10 dakika sonra birden ambulans siren çalarak arkaya doğru gitti.
Yani onu gördüm. Tabii içimden diyorum ya inşallah Gül'ünle ilgili bir şey olmamıştır.
İnşallah Gül'ün değildir falan diye düşünüyorum.
Bu arada ambulanslar genellikle bisiklet kazalarında çok fazla oluyor.
Yani bisiklet kazalarında şey yapılan bir şey.
Yani ilk akla gelen de kaza.
Sonra ben ilk turumu tamamladım.
İkinci turuma başladım.
İkinci turdayken işte Batı ile karşılaştık.
Hatta onu gördüm falan. Gözüm seni arıyor sonra.
Seni hala göremedim ikinci turun ilk yarısında.
Sonra ikinci turun...
İlk yarısı bitti. İkinci turun ikinci yarısına girdim.
Şimdi orada bir hani biraz telaş başladı.
Ya dedim herhalde göremedim ama kaçırdım galiba falan filan.
Ondan sonra şey böyle pür dikkat her gelen kişiye bakıyorum.
Hani artık tekrar denk gelmemiz lazım çünkü.
Gidiş geliş bu arada yan yana olduğu için hani görebiliyorsun karşıdan gelenleri de.
Sonra ben ikinci turu bitirirken tekrar Batı ile karşılaştım falan.
Seni yine görmedim ve herkese bakıyorum.
Hani orada artık sana bir şey olduğunu anladım.
Ve sürekli de bu arada hani ikinci tur boyunca şeyi düşünüyorum.
Acaba Gül'ün mü bir şey oldu mu?
Ne olmuş olabilir? Kaza mı yaptı?
Biriyle mi çarpıştı?
Düştü? Yol kenarına mı çıktı?
Böyle aklımda milyon tane şey düşünüyorum.
Hani Allah korusun yoğun bakımda mı bir şey?
Şu mu oldu? Bu mu oldu? Kafam böyle hep en kötü ihtimali kuruyor.
Hani özellikle artık ikinci turda da tekrar seni göremeyip.
Emin olduktan sonra dedim tamam hani bırakacağım yarışı.
Hani neredeyse gideyim şu an.
Çünkü ne durumdasın bilmiyorum yani çok zor bir durum benim için.
Yarışın o kısımları yani mental olarak çok zordu.
Sonra bayağı bırakacağım şey bakıyorum yani hani yolun kenarında bırakmamın bir anlamı yok.
Yetkili birinin yanında bırakmam lazım.
Bir görevlinin yanından geçiyordum.
Bir ona sordum işte kaza mı oldu ambulans falan bilmiyorum falan dedi.
Sonra onu geçtim biraz daha ilerledim.
Ambulans gördüm bir tane.
Hemen gittim durdum yanında.
Dedim kaza yapan kimdi dedim.
Kaza yapan olmadı dedi.
Ne oldu dedim. Şey dedi bir tane hanımefendi hipotermi geçirdi.
Bu lafı duyunca o kadar rahatladım ki.
Yani hipotermi geçirdiğini duyunca böyle...
Hani çok rahatladım ve yarışa devam ettim.
Bana hipotermiyi anlatır mısın lütfen?
Yani şöyle ben kafamda şunu düşünüyorum işte.
Sen takla mı attın?
Yoğun bakımda mısın? İşte bir yerin mi kırıldı?
Böyle bütün ihtimalleri değerlendiriyorum.
Hani o arada hipotermiyi duyunca ben böyle hani soğuk algınla geçirmişsin gibi.
Bir de hipoterminin ne olduğunu da bilmiyorum yani.
Hani duyuyoruz çok üşüme ama hani çok üşüdüm.
Hipotermi geçirdim gibi bir şey mi?
Yoksa işte... Ne kadar tehlikeli onları da bilmiyorum ama sonuç olarak bir kaza olmadığını görünce çok önemli bir şey değil.
İzlerimine kapıldım. Bak şu an chat GPT'yi açtım.
Bu hipoterminin derecelendirmesini söylüyorum.
Hafif olanı titreme, üşüme, konuşma bozukluğu.
Titredim, üşüdüm, konuşmam, konuşamadım şeyden.
Orta derece olan şiddetli halsizlik, sersemlik, yavaş nabız.
Nabızımı alamadılar.
Bırak diyorum size.
Ağır. Bilinç kaybı, kalp durması riski.
Bayıldım yani. Hani bir kalbim duracakmış gidecekmişim yani.
Hani o seviyedeyim.
Gerçekten şu an düşününce çok korkunç ya.
Nasıl bu seviyeye gelebildim?
Nasıl oldu? Nasıl anlamadım?
Hani hadi ben anlamadım sen de anlamadın.
Ay çok şükür yani bitti sağlıkla.
Evet çok şükür.
Sonra tabii ben duyunca bunu rahat bir şekilde yarışa devam ettim.
Bisikleti bıraktım.
Ondan sonra koşuya geçtim.
Koşu da trail parkuruydu.
Zaten biz trail de koştuğumuz için yabancı değiliz ve o yüzden trail parkuru hoşuma gitti benim.
Şimdi bisiklet kısmında alüminyum bisiklet kullanıyoruz.
Tabii biz TT bar taktık.
Biliyorsun TT'yi tercih etmiyoruz.
Tabii o zamanlarda bisiklet antrenmanımız çok yoktu.
Ben orada 2 saat 12 dakika gibi bir süre yapmışım.
757 metrede yükselti kazanmışız rolling parkurda.
Ondan sonra koşu parkuruna geçtik.
Koşuda evet şunu hatırlıyorum şu an aklıma geldi.
Gerçekten bisiklette o kadar üşüdüm ki hani ellerim dondu, ayaklarım özellikle ayaklarım çok üşüdü yani.
Onu çok net hatırlıyorum.
Şu hissi unutamıyorum.
Hayatımda ilk defa yaşadım.
Ayakkabımı giyiyorum.
Şimdi şöyle bir şey vardır ya.
Ayakkabını şöyle açarsın elinle.
Ayağını içine sokarsın hani o ayakkabıyı hissedersin.
İşte basarsın ve oturur.
Hani ayağımı sokuyorum hani ayağımı görüyorum ayakkabıya girdin ama ayakkabıyı hissetmiyorum yani sıfır.
Hani bayağı ayakkabıyı hissetmiyorum yani ayağımı böyle görsel bir şekilde oturtuyorum ayakkabıya falan.
Hiçbir his yok. Bacımı ayarladım diğer ayağımı giydim.
Dediğim gibi hiçbir şey hissetmiyor ayaklarım.
Koşmaya başladım çok garip bir his yani hissiz ayaklarla koşuyorum falan.
Böyle bir 1 kilometre falan koştuktan sonra ufak ufak karıncalanmalar başladı.
Buz çözülmeye başladı.
Böyle ayaklarımı hissetmeye başladım.
Birkaç kilometre sonra da iyice kendime geldim.
Zaten toplamda 15 kilometreydi.
Ben böyle gittikçe artan bir tempoyla gittikçe kendimi iyi hissederek yarışa devam ettim.
Yükseltiler de vardı.
Toplamda 533 metre yükselti kazanmışım.
Ama yarışı güçlü bitirdim.
Yani son kısımlarda özellikle birçok kişi yürüyordu orada.
Birçok kişiyi de geçtim.
Ve 15.43 kilometreyi 1 saat 27 dakikada bitirmişim.
Hatta tam bitirmemle senin de servisten gelmen aynı ana denk geldi.
Evet ya o çok... Bir dakika erken gelsem seni videoya çekebilirdim ya.
Ben indim servisten.
Ayağımda işte hastanenin havlu terlikleri.
İndim kafamı kaldırdım.
Onur önümden geçti.
Ben telefonu bulma etme derken spiker oradan evet Onur Keskin keskin bir giriş yaptı.
Sen orada iki elini açmışsın ya.
O anı çekemedim gerçekten üzüldüm ama güzel bir beynimde hepsi.
Olsun sağlık olsun.
Bu arada bisikletini alırken de bir şey yaşamıştın galiba.
Başta bir tane biz bu pul yerine karton takmıştık ya.
Ben bisikletimi aldıktan sonra hani bisikletimizi teslim alırken aldım elime ve...
arka teker elimde kaldı.
Yani şu an düşünüyorum belki o hipotermiyi geçirmesem, yarışta bir çukura denk gelsem tekerim elimde kalabilirdi.
Daha büyük bir kaza da geçirebilirdim.
Belki de donmam düşmemi de engellemiş olabilir.
Her işte bir hayır vardır deniliyor.
Bazen başımıza gelen şeyler bizi daha büyük şeylerden koruyor olabilir.
O yüzden sıkı giyin.
Belki orada kaza bile geçirebilirdin.
İlmankarlığımız yüzünden. Böyle şeyleri kesinlikle riske atmamak lazım.
Bize de ders oldu. En kötü durumda orada teknik ekibe gidip bir şekilde çözmek lazım.
Gerekirse yarışa katılmamak lazım.
Hiçbir şey sağlıktan önemli değil.
Kesinlikle. Bazı şeyleri de yaşayarak öneriyoruz tabii.
Ama neyse ki büyük bir kaza, bela yaşamadan bu tecrübeleri de kazandık diyelim.
Acısıyla tatlısıyla bayağı maceralı bir triathlon yarışı oldu bizim için sonuç olarak.
Bu senede katılmayı istiyoruz.
Sakatlık sürecimi en kısa zamanda iyileştirip ilk triathlona bu sene MW ile bir merhaba demek istiyoruz.
Sizlere de öneririz.
Triathlon yapacaklara da öneririz.
Yani parkur biraz sert ama soğuk.
Önermiyoruz. Tamam.
Ben kaç kere yattım.
Burada yanmayız.
Yani şöyle yeterli antrenmanla öneririz tabii ki.
Eğer yeterince antrenman yapıp hazırlanıldıysa olabilir ama.
Bir de yağmurluk giysinler.
Onu kesinlikle öneririm.
Eldiven takın. Yani soğuk.
Hani Nisan olduğuna bakmayın.
Bodrum soğuk.
Yani o bisiklette üşümeyelim.
Çok erken bir saatte olunca bir de Güneşin etkisi de pek yok.
Soğuk gerçekten kendini hissettirdi.
Özellikle ıslak trisitlerle bisiklete bindiğimizde ilk kısımlarda gerçekten çok zordu o kısım.
Şöyle bir travma oluştu bende.
Bundan sonraki triathlon yarışları hep yazındı ama benim hep drop back'imde bir tane rüzgarlık var.
Ne olur ne olmaz. Belki elim gider alırım diye.
Ama dikkat edin.
Yani şöyle düşündüğümüz zaman gerçekten hani şu ana kadar birçok triathlon yarışına katıldık bu yarışlardan sonra.
Unutamadığım triathlonların başında geliyor yani.
Benim de. Ve hani sen kolay kolay unutmazsın zaten.
Parkur da çok güzel. Hani bisiklette rolling parkur olması, koşuda trail parkur olması onu biraz daha özel kılıyor diğer yarışlardan.
Ve organizasyon gerçekten çok iyi.
Biz test etmiş olduk ve onayladık.
Mert Onoran'a buradan da teşekkür ederiz.
Evet çok teşekkürler. Yarış sonrası da ilgilendik.
Böyle bir aksilik yaşadı ve tek başınaydı o anda.
Her şeyi yine koşturdular.
Ne eşyaları, ne bisikleti, ne kendisi.
Hiçbir şey mağdur olmadan bu süreci atlattık.
Hatta yarış sonrasında da kendisiyle görüştük, konuştuk.
Sağ olsun. Hatta kendisine de söylemiştim yarış çantasında pastil koymuşsunuz orada anlamalıydık diye.
Şaka bir yana hem Mert Onaran'a hem İpek Onaran'a çok teşekkür ederiz.
Çok güzel bir organizasyon oldu.
Ayrıca İpek Onaran ilk milli triatletlerimizden.
Kadınlar için Triathlon camiasında önemli bir figür.
Evet Mert Onaran da ilk milli triatletlerimizden.
Abi kardeş olarak ikisinin de birçok ulusal ve uluslararası şampiyonlukları, başarıları var.
Aynı zamanda Mert Onaran şu anda federasyona birçok milli sporcu yetiştiren bir milli takım antrenörü.
Bir de daha fazla detay öğrenmek için Asla Durma'nın röportajlarını da izleyebilirsiniz.
Çok güzeldi ben izledim.
Bunların yanında Mert Onara'nın özel sporcularla bir sürü sosyal sorumluluk projeleri var.
Örnek olarak geçirdiği kazaya rağmen engel tanımayan Okan Aracagök'le 42 İmkansız Kilometre projesinde maraton koşmaları.
Evet çok güzel bir belgeseldi gerçekten.
Herkese öneririm.
Podcast'ı çekmeden önce tekrar izledik.
Gerçekten tüyler ürpertici bir belgeseldi.
Yani çok duygulandım.
Bizim de bu konuda sosyal sorumluluk projesi yapmaya rol model oldu Mert Onaran.
Yani gerçekten çok güzel işler yapıyor.
Evet ileride biz de bu tarz şeylere katılmak isteriz.
Bunun dışında...
Paratriatlet Uğurcan Özer mesela geçenlerde paralimpik oyunlarında olimpiyatlara gitti.
Yani triatlon branşında bu ilk defa gerçekleşen bir başarı çok önemli bir olay.
Evet gurur duyduk. Yani ilerleyen zamanlarda da madalya hedefi var.
Onu da takipteyiz.
Evet başarılar diliyoruz.
Bunun yanında mesela yine Merton Lara'nın yetiştirdiği Tuna Tunca manş deniz izini yüzerek geçen ilk otizmli Türk birey oldu.
Gerçekten çok gurur verici.
Bir otizmli bireyin engel tanımadığını gördük.
Bir farkındalık oluşturdu.
Yani özetle kendisi camia için çok önemli bir insan.
Sırf onun için bile bu yarışa gidilir.
Evet zaten MW Challenge Türkiye'nin bu alandaki tek Türk organizasyonu ve onun bir dünya markası haline gelmesini çok isteriz.
Bu sebeple hepinizi bu yarışa bekliyoruz.
Triatlet olmanıza gerek yok.
Rile takım da oluşturabilirsiniz.
Yüzen, bisiklet süren arkadaşınız varsa ve siz de koşucuysanız bu yarışa rile takım olarak katılabilirsiniz.
Evet bu bölümde böyleydi.
Bizleri Gülinle Koş ve Onurla Koş Instagram hesaplarından takip edebilirsiniz.
Ayrıca Koşver Gitsin Instagram kanalındaki MW Challenge postunun altına yorumlarınızı da bekliyoruz.
Önümüzdeki bölümlerde görüşmek üzere.
Hoşçakalın, sporla kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
