
MW Challenge 2026… Türkiye’nin en zor triatlon yarışlarından biri.
Gülin, geçen sene hipotermi yaşadığı bu parkurda bu sene kürsüye çıkarak harika bir geri dönüş yaptı 🏆
Bodrum’un zorlayıcı parkurunda, özellikle o trail koşu kısmı sadece bacakları değil, mentali de sınayan bambaşka bir deneyimdi.
Parkurda yaşanan aksilikler, anlık kararlar ve o krizleri nasıl çözdüğümüz… Hepsi bu bölümde.
Anlata anlata bitiremediğimiz bu bölümü ikiye böldük 🫠
👉 Bu bölüm Part 1
Yarışın devamı Part 2’de.
Instagram:
https://www.instagram.com/kosvergitsin
https://www.instagram.com/gulinlekos
https://www.instagram.com/onurlakos
Reklam ve işbirlikleri için:
kosvergitsin@gmail.com
🎧 Koşver Gitsin başlıyor!
(00:00) – Giriş
(02:35) – Yarış Öncesi
(13:45) – Yarış Sabahı
(15:46) – Start (Yüzme)
(25:02) – Bisiklet
Transkript
Herkese merhaba, Koşver Gitsin Podcast kanalına hoş geldiniz.
Ben Onur. Ben Gülin.
Bu bölümde sizlerle 19 Nisan'da katıldığımız MW Challenge Triathlon yarışını konuşacağız.
Gülin geçen sene bu yarışta hipotermi geçirmişti.
Üzerine bu sezon başında da merdivenden düşerek dizini sakatladı ve sakatlıktan dönüş süreci oldu.
Ve bu yarıştan kürsüyle döndü.
O yüzden bu yarış bizim için çok önemli ve anlamlı oldu.
Ben de bu yarışta 3 branşta da bazı aksilikler yaşadım.
Bu aksilikler nelerdi, nasıl baş etmeye çalıştım yarışta bunlarla.
Size bunlardan bahsedeceğim.
Bu arada geçen yıl katıldığımız MW Challenge için de bir bölüm yapmıştık.
Onu dinleyebilirsiniz aynı zamanda.
Evet orada hipoterminası bir şey.
Yani dinlerken üşüyebilirsiniz.
Mutlaka öneriyoruz.
Bunlar dışında triathlona ilginiz varsa yine Ironman 70.3 ile ilgili bir bölümümüz var ve...
Asya ve Avrupa Triathlon Şampiyonası ile ilgili bir bölümümüz var.
Onları da dinlemenizi öneriyoruz.
O zaman yarış bilgilerine geçelim önce.
Evet parkur şöyle.
Bu parkur biraz bildiğimiz triathlonlardan farklı özel bir triathlon.
1.2 kilometre yüzme açık suda.
Sonra 60 kilometre bisiklet.
Rolling bir parkur ve 760 metre irtifa kazanımı var.
Yani iyi bir irtifa kazanımı var.
Daha sonrasında koşu farklı trail bir parkur.
15 kilometrelik.
Yani koşu normal düz yol değil ve elevasyona sahip.
Yani 560 metre elevasyon yani ciddi bir irtifa kazanımı var.
O yüzden bu yarış özel bir yarış.
Evet normal yarışlara göre de biraz daha zor bir yarış.
Aynen. Hatta birçok yerde Türkiye'nin en zor triathlonu olarak da geçiyor.
Yani duyabilirsiniz.
Evet MW Challenge ve Challenge Gelibolu yarışları Türkiye'nin en zor triathlonları arasında geçiyor.
Çünkü gerçekten hem bisikletlerinde hem de koşullarında ciddi bir irtifa kazanımı var.
Ama MW Challenge farklı olarak trail parkurunda koşuluyor.
Aynen teknik bir parkurda koşuluyor.
Bir de şey o bisikletten sonra ben ilk defa deneyimledim.
Yani bisikletle irtifa kazandıktan sonra trail koşmayı.
Yani gerçekten koşumu etkiledi yani.
Beklemediğim bir şekilde bunları da ilerleyen kısımlarda anlatacağız.
Evet ama genel olarak biz trail koştuğumuz için çok da kendimizi yabancı hissettirdik aslında.
O bakımdan da seviyoruz bir yarışı.
O zaman yavaş yavaş yarışa doğru geçelim.
Biz geçen hafta İznik Ultra'daydık.
Orada 14K koşmuştuk.
Bu yarışa da katılacağımız için çok yüksek bir kilometre koşmadık ama dinlenme de yapmadık.
O şekilde bir şekilde geçirdik.
Her hafta bir yerlerdeyiz.
Evet. Sonrasında o hafta içi hazırlıklarımızı yaptık.
Zaten yani biraz göç ediyor gibi oluyoruz böyle triatlon yarışlarına giderken.
Kaç çantayla çıkıyoruz yani bisikletin.
Zaten bisiklet çok fazla ekipmanı olan şey.
Hani koşu yarışları öyle değil hani.
Çortunu koy, kemerini koy bitti.
Ama bisiklette suluğundan, bilgisayarından.
Ya böyle sayfalarca checklistimiz var yani yarışa gitmeden önce.
Hatta bununla ilgili de bir bölüm çekmeyi de düşünüyoruz.
Yarışlara nasıl hazırlanıyoruz.
Evet onlardan da bahsedeceğiz.
Bu yarışta da gerekli malzemelerimizi hazırladık.
Hatta orada şeyi de fark ettik.
Çok fazla bisiklet antrenmanı yapamadık aslında.
Kaskı falan koyuyorum.
İşte kaskın üstünde Ironman 70.3 etiketi var.
2 Kasım'da en sonsuz kullanmışız yani bisikleti ve kaskı.
Bisiklet böyle tozlanmış falan artık 5,5 aydır bilinmiyor duvarda asılı şekilde.
Birçok böyle bisiklet ekipmanını uzun zamandır kullanmadığımızı fark ettik.
Böyle zaten havalar kötüydü en uzun bir süre.
Birkaç kere niyet ettik.
Tam böyle hazırlandık hatta sabah gidecektik.
O gün yağmur yağdı falan bir şeyler oldu.
Başka zamanlar biz müsait değildik.
Bir yine yarışlar bir şeyler vardı falan derken bir türlü yani çıkıp da sürüş yapamadık uzun zamandır.
Biraz trainer yapmaya çalıştık.
O şekilde bu yarışa geldik.
Geçen yıl yarışa biz uçakla gelmiştik.
Ama uçakta gelirken işte bisikleti birazcık paketlemek gerekiyor.
Uçağı vermek gerekiyor oradan.
Uçaktan inince havalimanından otele gitmek için taksi veya araba kiralama gerekiyor vesaire.
Yani biraz yorucu olmuştu.
O yüzden bu yıl direkt arabayla gidelim dedik.
Arabayla da 8-8,5 saat civarı bir zaman alıyor.
Hiç yorucu değil. Ama en azından hani bisiklet işleriyle uğraşmak zorunda kalmayız.
Bu sefer böyle yapalım dedik.
Aslında bu şekilde daha iyi daha rahat oldu açıkçası.
Çünkü ayrımene de aynı şekilde yapmıştık.
Son dakika fikir değiştirip uçakla gitmek yerine arabayla gittik.
Hani normal bir koşu yarışı olsa kesinlikle uçağı tercih ederiz ama işin içinde bisikletle uğraşmak.
Toplaması. Evet onlar girince arabayla gitmek daha makul gibi oluyor bizim açımızdan.
O şekilde geldik.
Böyle sabaha karşı yola çıktık.
Herhalde 4'e doğru yola çıktık.
5'te yola çıktık.
4'te uyandık. Doğru.
O civarlarda uyandık.
5'e doğru yola çıktık.
Öğle saatlerinde de oraya vardık.
Gitmeden de bir şeye bakmıştık.
Hava durumuna falan bakıyoruz geçen seneden sonra.
Hava durumu gayet iyi.
Güneşli falan gösteriyor. Orada şey dikkatimi çekmiştik.
40 km bölü saat rüzgar görünüyordu.
Bu ciddi bir rüzgar hızı.
Ama sonra detayına baktığımda yarış saatlerinde 20 kilometre bölü saat görünüyordu.
O da aslında az değil hani bisiklet için.
O bir hani ne olacak acaba diye bizde bir şüphe uyandırmıştı.
Ama neyse ki o kadar yarış günü öyle çok ciddi bir rüzgar yoktu.
Biraz kafa rüzgarı yediğimiz yerler oldu ama gayet iyiydi yani idealdi.
Ve su sıcaklığı da 18,5 derece civarındaydı.
Ve suitlerde serbestti o yüzden.
Evet sadece gittiğimizde bir tık şey...
Deniz dalgalıydı yani ama yarış günü.
O da biraz ilk başta korkuttu değil mi?
Orada denememizi şey yaparken biraz dalgalı olması.
Ama yarış sabah gayet iyiydi.
Gayet güzeldi. Sonra biz öğle saatlerinde vardık.
Otele ulaştık hemen yerleştik.
Oradan hızlıca yemeğimizi yedik.
Hatta yemeği yerken şey oldu.
Oradan mertonlara geçiyordu böyle.
Bizi gördü bir orada bir selamlaştık falan hemen şey dedi bu sene hipotermi yok ama çok güzel.
Ya beni gördü ve dedik hipotermi.
Neyse bu sene onu değiştirdik artık o etiketi.
Ya çok şükür ya gerçekten bu sene olabilecek yani hipotermi olmamam için bütün en iyi koşullar sağlanmıştı.
Sen de travma oluştu artık hani böyle.
Ama şu an şey yani bisiklet parkurunda da anlatacağım.
Üstüme giyindim yani hiçbir sıkıntı yok.
Bütün önlemleri aldın. Aynen hatta terledim bile yani.
Hava güzeldi bu sefer ama bu sefer de şöyle bir şanssızlık oldu Gül'ün için.
Yarışa gelmeden iki gün önce bir hasta olmaya başladı.
Hatta son gün sesi falan değişti.
Boğaz enfeksiyonu geçirdim.
Hala şu an devam ediyor.
Bir salgın da var.
Yani iki gün full yattım.
Yani yarışta yine biraz sıkı.
Gerçekten iki gün tamamen yani tüm gün yattı uyudu.
İlaçları aldım. İlaçları işte böyle bütün tuşlara bastığı vitaminler şunlar bunlar meyve falan sürekli.
Bu yarışı kaçıramam yani.
Bir sürü her şey okey hastalık ne o yani.
Şey olsa bile öksür öksür gelirim yani.
Geçen seneden alacağım bunu.
Ama neyse ki yine yarış günü daha iyi hissediyorduk.
Aynen daha iyiydim kesinlikle yani.
Bu arada otelde de o gün herkes orada triatlet.
Birisi kayıt yapmaya geliyor.
Birisi koşudan gelmiş.
Biri bisiklete çıkıyor. Biri ve stüdyolarla geçiyor falan.
Her tarafta bisikletler böyle.
Evet. Güzeldi yani. Güzel bir ortam vardı.
Hatta orada tanıdıkları falan da gördük.
Biz Melih'i gördük İstanbul'dan.
O da koşudan gelmişti.
Ay yok işte nasıl gidiyorsun?
Nasıl? Hava nasıl? Şu bu.
Sonra Bülent abiyi gördük yine İstanbul'dan.
O gençler diyor.
O da eski triatletlerden.
Sonra 341 Triathlon'dan İlker ve Cihan'ı gördük.
Onlar da bisiklet antrenmanına çıkıyorlardı.
Onlarla selamlaştık.
Evet onlar her sene bu yarıştalar.
Resmen takımca domine ediyorlar bu yarışı.
Evet bu şekilde uzun yoldan gelip böyle bir bir tanıdıklarla denk gelmek güzel bir duygu oldu orada.
Kesinlikle. Sonra yemeğimizi yedik otelde.
Ondan sonra kitlerimizi teslim aldık.
Kit çantasına neler çıkıyor?
Bir çip çıkıyor ayak bileğimize taktığımız.
Yarışta kullanacağımız bone var.
Sonra göğüs numaramız var.
Üç tane kaskı yapıştırmalık numara var.
Bir tane bisiklete yapıştırdığımız bir numara var.
Üç tane çanta çıkıyor.
Yani üç tane poşet çıkıyor.
Üç renk. Onları daha sonra anlatırız.
Bu çantaları yapıştıracak yine numaralarımız çıkıyor.
Bir tane yarış tişörtü çıkıyor.
Çok güzel bir tasarım.
O da U-Trail'in iki yıldır tişörtleri.
Gerçekten beğeniyoruz.
Kitlerimizi aldıktan sonra hemen bir yüzme parkurunu test etmek istedik.
Ve suitlerimizi giydik.
Orada atlayacağımız iskeleye gittik.
Orada işte gözlüğümüzle, bonemizle, yüzme kıyafetimiz, trişitimiz, tüm ekipmanlarımızı giyip yarınki yarış için herhangi bir sıkıntı olmadığını görmek istedik.
Hem de ufak bir antrenman gibi orada biraz yüzmek istedik.
Aynen. Atlama falan çalıştık.
Nasıl atlayalım edelim. Hani balıklama atlarken gözlük çıkıyor mu çıkmıyor mu hani gözlüğün sıkılığını kontrol ettik.
Ama deniz baya dalgalıydı ilk girdiğimizde.
Bir korkuttu yani. Bir de yemeğin üstüne gittik ya ben baya 200 metre gittik geldik ben çok yoruldum.
Hani dedim nasıl 1.2 kilometre yüzeceğiz diyorum falan diye bir endişelendim ama yarış günü gayet güzeldi.
Evet. Ya benim de bu sefer omzumdan bir sekatlığım vardı.
Daha önce de. Onu... Ne olduğunu yine ileriki dakikalarda anlatırım.
Orada biraz bir yüzerken yine bir 200-300 metre sonra yine bir omzumun biraz beni zorlayacağını hissettim.
Ama hiç üstüne gitmedim orada durarak, dinlenerek.
O şekilde geçirdim.
Ki hani yarış için zorlamayayım, birazcık dinlendireyim diye.
Hani ne olacaksa artık yarışta olacak şeklinde.
O şekilde yüzme etapını bitirdik.
Sonrasında bisiklet kontrollerimize geçtik.
Lastiklerimizi şişirdik, zincirlerimizi yağladık.
Bir sorun var mı diye vitesler vesaire öyle bir genel bir kontrol yaptık.
Sürdük şöyle. Aynı zamanda şeyi de biraz test etmek istedik.
Hani sabah yelek mi giyeceğiz yoksa uzun koldur rüzgarlık mı giyeceğiz vesaire bir kıyafet olarak da birkaç deneme yaptık.
Ya ben şeyi fark ettim bisikleti.
Kitli pedal kullanıyoruz.
Ben kitli pedalı bir 5-6 aydır Ironman'dan sonra ilk defa kullanacağım.
Hani trainer'da kullanıyoruz ama sürüşte.
Böyle bir ayağımı geçiremedim.
Böyle o ilk zamanki acemilliklerim gibi tam takamadım.
Bir tedirgin de oldum. Bir adaptasyon yaşadın.
Aynen böyle tedirgin oldum sonradan geçti tabii.
Sonrasında da birkaç kilometrelik bir koşu parkuru testi yaptık.
Orada da trail parkuruna kadar gittik.
Orada kısa bir bölümde sadece koşup tekrardan geri geldik.
Evet ben görmemiştim geçen sene koşuyu.
Böyle baya trail yani yollar taşlı.
Yani teknik bir parkur yani trail ayakkabısı lazım.
Birçok trail yarışı bu kadar traildir.
Evet kesinlikle.
Gayet hem zemin açısından hem manzara açısından güzel bir trail parkuru.
Bu şekilde biz bir gün öncesinde bir mini triathlonumuzu yaptık.
Ondan sonra bisikleti teslim etmemiz gerekiyordu.
Belli bir saatleri var program içinde.
Bisikletle birlikte de kitlerde çıkan poşetleri teslim etmemiz gerekiyor.
Neydi bu poşetler?
Üç renk poşet çıkıyor.
Kırmızı poşet bisiklet ekipmanları, mavi poşet koşu ekipmanları ve beyaz poşet de drop bag yerine geçiyor.
Bu kırmızı poşeti yüzmeden çıktıktan sonra bisiklete geçerkenki değişim alanında kullanıyoruz.
O yüzden bisiklette kullanacağımız mesela bisiklet ayakkabısı, çorap, gözlük, kask gibi ekipmanları koyuyoruz bunun içine.
Mesela küçük bir el havuzu koymak da iyi oluyor bazen kurulanmak için.
Jel koyabiliyoruz, yelek giyeceksek yelek koyabiliyoruz vs.
Mavi olan poşette de koşu için istiyacımız olan şeyleri koyuyoruz.
Bisiklete bırakıp koşuya geçerken o poşeti kullanacağız.
Orada da koşu ayakkabılarımız, yarış numaramız, jellerimiz, elektrolitimiz vs.
Şapkamız. Ya da çekecek ayakkabı.
O tarz ekipmanlar oluyor.
Onları da işte yarıştan önceki gün teslim etmemiz gerekiyor.
Ben unuttum çekeceği koymayı.
Biraz bir zaman kaybettim ama olsun.
Tabii normalde çekecek kullanmıyoruz bu arada.
Ayakkabılarda lastikli bağcıklar oluyor.
Çok hızlı bir şekilde kolay bir şekilde ayakkabıları giymek için.
Hatta geçen sene de onu kullanmıştık.
Ama bu sene kullanacağımız ayakkabılarda lastikli ip yoktu.
O anda bir üşendik yani bir yerden bulup tekrar takmaya.
Çekecekle halledelim dedik.
Bu şekilde halledelim dedik.
Birkaç saniye zaman kaybettirdi tabii.
Sonrasında bunları hallettikten sonra da teknik toplantıya gittik.
Teknik toplantılara katılmak da önemli oluyor.
Orada bazı kural değişiklikleri olabiliyor veya ekstra durumlar olabiliyor.
Mesela 6.45'den 6.30'a çekilmişti onu söylediler.
Start saati çekilmişti.
Veya parkurda bazen karıştırmamak için kaç tur oldu vesaire oluyor.
Onlar konuşuldu.
Ondan sonra akşam yemeğimizi yedik.
Ve erkenden yattık o akşam.
Çünkü sabah erken bir saatte kalkacaktık.
5 gibi kalktık.
Hızlıca kahvaltımızı yaptık.
Kahvaltı dediğimizde yine bizim klasik yarış kahvaltımız.
Beyaz ekmeğin üzerine fıstık ezmesi.
Yanına da muz. Ben ekmek fıstık ezmesi sabah sabah yiyemiyorum.
Yarışlardan sadece muzla yapabiliyorum.
Son zamanlarda yemiyorsun.
Önceden yiyordun aslında. Şey yapıyorum.
Eğer İstanbul'da yarış olursa evden gideceksek.
Ekmek üzerine vegan peynir yiyebiliyorum.
Yani sabah sabah fıstık ezmesi yani beni çok ekmek yoruyor.
O yüzden sadece muz yiyebiliyorum dışarıdayken.
Evdeyken peynir güzel oluyor bence.
Sonrasında giyindik.
Beş buçukla altı çeyrek arasında bisiklet alanına erişim sağlayabiliyoruz.
Orada işte bisikletlerimizin son kontrollerini yapıyoruz.
Suluklarımızı koyduk.
Tekrar lastiklerimizi hava bastık.
Evet suluklarımızı koyduk.
Yol bilgisayarı. Yol bilgisayarlarımızı vesaire.
Zinciri tekrar yağlamak gerekebiliyor.
Yağmur yağabiliyor bazen gece.
O tarz işte bütün kontrolleri yapıyoruz.
Benim unuttuğum bir kontrol vardı.
Onu da birazdan bahsederim.
Yarış başladıktan sonra.
Sonrasında hemen biz yarış otelinde kaldığımız için.
Çok kolay oldu. Hemen bisikletlerden sonra tekrar geriye döndük.
Odamızda ve sütlerimizi giydik.
Yarış startı da 6.30'daydı.
Hemen startta bir 5-10 dakika kala da ısınmamızı yaparak şeye çıktık.
Bu arada Onur yarış otelinde kalmak.
Geçen sene bir yan otelinde kalmıştık.
Gene o da çok yakındı.
Yürüyerek gidiyoruz ama yarış otelinde kalmak gerçekten çok büyük rahatlık.
Otelin kapısından çıkıp.
Hemen yarış alanına gidebilmek terliklerle, otel terlikleriyle.
10 dakika yürüme mesafesi normalde hiçbir şey ama böyle bazen işte sıkışık anlarda işte yarış startıdır, şudur, budur.
Hani kritik olabiliyor o 10-15 dakika bile olsa.
Belki bir lavabo ihtiyacın oluyor, şey oluyor.
O yüzden hani ben yarış otelinde kalmayı çok rahat ettim yani.
Evet onu tavsiye ederiz.
Sonra yarış anı geldi çattı.
İskeleye çıktık, oradan sıraya girdik.
Yine böyle dalga start şeklinde başlıyor.
Yan yana diziliyoruz 3-4 kişi.
Her böyle bir 3-4 saniyede bir bizi salıyorlar ve yeni 3-4 kişi sürekli suya atlıyor.
İskeleden o şekilde çıkış yapıyoruz.
Ve sıralama da şu şekilde oluyor.
Hızlı yüzecekler ön taraflara doğru geliyor.
Daha yavaş yüzecekler arka tarafa.
Ve sırayla biz start aldığımız için de gun time yok, chip time'a göre bakılıyor.
Ve bu triathlon'da genel klasman sıralaması olmuyor.
Hep yaş kategorisinde sıralama oluyor.
Ya tabii genel klasman birincisi oluyor ama yaş kategorisine göre bakılıyor.
Biz de işte yüzme hızımıza göre yerimize geçtik.
Ben Onur'u biraz daha önlere yolladım.
Daha sonra iskeleye doğru giderken bir baktım.
Onur benim arkamda kalmıştı gitmemiş öyle.
Ben dedim Onur gitsene öne falan falan diye böyle birazcık seni şey yaptım ama.
Ya evet biraz arkada kalmıştım sonra biraz daha ön sıralara ilerledim.
İyi oldu tam böyle kendi grubuma yakın bir yere gelmişim.
Böyle çok az kişiyi ben geçtim çok az kişi de benim geçti.
Böyle neredeyse hep aynı grupla aynı hızda gittim gibi bir şey oldu aşağı yukarı.
Ya benim şey oldu bu sefer bir tık yavaş gruba kalmışım ben.
Yani çünkü hani biliyorsunuz Triathlon'da yüzmede dayak.
Olmaz olmaz. Hepimiz ya atarız ya yeriz.
Bu sefer ben öne doğru ilerlerken arkada kalanlardan dayak yedim.
Bir tane biri zaten geri geri yüzüyordu.
İyice beni itti suyla.
Biraz daha önde olabilirmişim bu sefer.
Evet doğru yerde başlamak önemli.
Bu sefer ben dayak yemeden atlattım diyebilirim yani bu yüzmeyi.
O şekilde başladık yarışa.
Ben de gözlüğümü mesela sen az önce hatırlatmıştın.
Onu da tekrar söylemiş olalım.
Özellikle triathlon yarışı böyle iskeleden atlayarak başlıyorsa ve balıklama atlayacaksanız gözlüğün sıkıldığını önceden ayarlamak gerekiyor.
Bir önceki gün atladığımda gözlük çıkmıştı mesela.
Biraz daha sıktım. Yarış günü daha rahat ettim.
Atladığımda bir problem yaşamadım.
O şekilde yüzmeye başladık.
Şimdi yüzme 1200 metre.
İlk bir 800 metrelik kısım var.
Ondan sonra karaya çıkıp Avustralya'nın exitliğe geçiyor.
Tekrardan parkura yeni bir diğer parkura giriş yapıyoruz.
Orada da bir 400 metre yüzüyoruz.
Toplamda 1200 metre yapıyorum.
Şimdi ben atladım ilk dubaya kadar gittim.
320 metrede ilk duba.
İlk dubaya kadar bir sorun yaşamadım.
Oradan sonra dönüyoruz işte böyle bir dikdörtgene benzer bir şekilde.
İkinci dubaya doğru giderken benim omzum biraz ağrımaya başladı.
Şimdi omzumda şöyle bir durum oldu benim.
Ya açıkçası son bir...
1,5 ay öncesine kadar yüzmede çok iyi, aşırı formdaydım böyle yani en iyi dönemimdeydim diyebilirim.
Çok iyi antrenman yapıyordum.
Off sezonda olmama rağmen işte intervalim olsun, uzun yüzmem olsun, ne bileyim tempo antrenmanım olsun böyle sürekli antrenmanlarıma devam ettim.
Ve formumu korudum bu off sezonda ve biraz daha yüzmemi hatta ilerlettim.
Fakat tam bu yarışa 1,5 ay kala herhalde bir sakatlık yaşadım.
Böyle bir interval antrenmanı sonrası.
İntervalde hiçbir şey olmadı.
Soğuma yüzüşü yaparken böyle bir omzumda bir ağrı hissettim.
Hani neyse dedim. Olabiliyor öyle ufak tefek şeyler.
Sonra bir dahaki antrenmana geldim.
Baktım ağrı hala geçmemiş.
Üzemedim yani. Sonra böyle bir hafta ara verdim hatta.
İkinci hafta tekrar geldim.
Tekrar antrenmana başlayacağım.
Böyle bir başladım. Bir 50-100 metre gittim.
Bir baktım tekrar ağrı yerinde.
Sonradan geldi. Yarıda bıraktım antrenmanı.
Böyle derken bir iki hafta böyle bir şey yapmadan geçti.
Bu arada fizyoterapiste gidiyorum.
İşte omzum için yine güçlendirme yapıyorum vesaire.
Derken böyle ben yani bir, bir buçuk aylık bu süreçte pek yüzemedim.
İşte yüzsem de ufak ufak 200 metre, 300 metre gibi mesafeleri böyle parça parça yüzmeye çalıştım.
Düşük tempolarda yüzmeye çalıştım.
Hani bir şekilde yarışı çıkaracak kadar kendimi hazırlamaya çalıştım.
Son işte yarış zamanı da böyle bir kilometre civarı yüzebiliyordum en son, son hafta.
Burada ama yarışta daha yüksek bir tempoda yüzdüğüm için biraz daha erken patlak verdi.
O omuzdaki ağrıyla bir şekilde devam ettim.
Sonra böyle ben işte ilk 800 metrelik parkurun bu sefer işte ikinci dubasını geçtim.
Üçüncü dubaya doğru gittikçe benim ağrı artmaya başladı.
Böyle ben bir taraftan düşünüyorum yüzerken.
Ya nasıl olacak, nasıl bitecek?
Hani daha da kötü olur mu?
Şimdi gitgide artıyor. Ne kadar kötü olacak?
Sonuçta bir yarış için çok ağır sakatlanmak da istemem.
Ama bir bakımdan da hani bu yarış için o kadar hazırlanıyoruz, ediyoruz, bir sürü emek veriyoruz.
Hani yarışı da bir şekilde tamamlamak istiyorum.
Yani öyle bir ikileme düştüm yani.
Sonra 3.
Dubai'ye döndüm. Böyle kıyıya doğru çıkacağız son düzlük.
Orada iyice arttı omzumdaki ağrı.
Yani bir şekilde gidiyorum ama böyle giderken de hani sağ kolumla biraz daha yavaş çekmeye falan çalışıyorum.
Yani omzumdaki ağrı artmasın diye.
Böyle bir taraftan da şeyi kontrol ediyorum.
Tam o civarlarda iskele yanlarında fotoğrafçı olacaktı.
Geçen sene oradaydı falan.
Bir taraftan dur fotoğrafçıyı kaçırmayayım falan diyorum.
Ben göremedim Onur'u orada.
Bu sefer yeri değişmiş oldu.
Tam çıkışa yakın bir yerde duruyordu.
Orada gördüm ama yine de maalesef.
Yine kaçırdık fotoğrafımızı.
İnşallah seneye denk getiririz bakalım.
Sonra ben bir şekilde karaya çıktım.
800 metre bitti. Sonra ikinci kısma geçeceğim.
400 metrelik. Ama gerçekten kolum artık ağrıyor yani.
Böyle her çekişimde acı hissediyorum.
Şimdi biz normalde şey yaparız böyle ikinci kez suya girerken hani böyle diz izanı geçtikten sonra hemen suya atlarsın yüzmeye başlarsın ya.
Böyle ben hani sırf daha az kulaç atabilmek için böyle çeneme kadar yürüdüm.
Yanımda herkes böyle hani belden sonra atladı yüzmeye başladı.
Ben böyle yürüye yürüye ilerliyorum.
Hani nefes alamayacak yere gelene kadar ilerledim.
Sonra yüzmeye başladım.
İşte o karaya çıkıp tekrar girmede de böyle birkaç saniye dinleniyorsun ya.
Hani o bir iyi geldi.
Yine böyle ilk kulaçlarda biraz daha rahat ettim ama hemen sonra tekrar kolumdaki ağrı geri geldi.
Ben böyle yani gerçekten zorlanmaya başladım ya.
Hani şey düşünüyorum.
Böyle sağ kolumla daha az çekmeye çalışıyorum.
İşte böyle veya sağ elimin bütün parmaklarını açıyorum ki hani aralardan su kaçsın biraz daha az çekiş yapayım.
Daha az zorlanayım hani sol elimle daha düzgün bir çekiş yapayım.
Bir ara şeyi düşündüm böyle drillerde yaptığımız gibi hani iki sol çekiş yapıp bir sağ çekiş falan mı yapsam veya hani farklı bir teknikle yüzülebilir.
Ama hani onlara da çok o topa da girmek istemiyorum yarış içindeyim.
Ne bileyim geri geri yüzmeyeyim.
Bir de bitmiş artık kalmamış.
Farklı tekniklerde yüzmeyeyim.
Şimdi atıyorum kurbağlama bile yüzsem çekişte sıkıntı yaşadığım için yine yaşayacağım muhtemelen.
Bir şekilde o yüzden devam ettim.
Aynen. Ve kıyıya kadar geldim.
Ya açıkçası bu kadar sıkıntı yaşamama rağmen yine çok kötü bir sürede çıkmadım.
Hatta iyi bir sürede çıkmışım.
24 dakikada çıkmışım.
Tam böyle sudan çıkarken baktım.
Geçen sene mesela bir problemim yoktu.
27 dakikada çıkmıştım.
Ama bu yıl gerçekten daha iyi hazırlanmıştım.
Birkaç dakika daha iyi kesinlikle çıkabileceğimi düşünüyordum 24 dakikada.
Ama 24 dakikada yine genele baktığımız zaman iyi bir süre.
Fena değil. Ben de geçen senenin sadece bende yüzme verisi var.
Diğer etapları şey yapamadım.
Ben de biz şimdi bu geçen seneye göre yüzme antrenmanlarımızı arttırdık.
Düzenli bir antrenman yaptık.
Bunun da etkisini görmek istiyordum.
Sadece açık suda antrenmanımız yoktu.
Genelde antrenmanlarımızı havuzda yapıyoruz.
Benim en çok açık suda zorlandığım şey yön bulma.
Hatta şu sivim çeken cumartesi günü gittiğimizde ben yüzüyorum.
Onur başka yere gidiyor.
Ben başka yere. Yan yana başlıyoruz.
Böyle bir 10-15 kulaç atıyorum.
Gülün yanımdaydı. Bakıyorum gülün.
Farklı bir açıda gidiyor falan.
Dalga beni götürmüş ya. Hiç bakmıyorum.
Ben böyle bir 6 kulaçta 7 kulaçta.
Bir de o gün dalgalıydı ya. Dalgalı olduğunda ekstra yön şaşıyor.
Evet yani o yüzden rotamı kaybedince de ben panik oluyorum.
Panik olunca nabzım artıyor ve yavaşlıyorum.
Ve daha uzun mesafe yüzmüş oluyorsun.
Evet yani sürekli bir es çiziyorum.
Zikzak yapıyorsun. Evet o yüzden bu sefer hep böyle iki kulaç bir kulaçta bir kendimi hep karşıya bakmaya fixledim.
Ve çok az rotadan sattım.
Yani gayet güzel gittim. Böyle olunca da dubaları böyle sıfır geçtim.
Çok rahat geçtim.
Ve hızlanabildim de sadece birazcık boynum ağrıdı yani sürekli öne bakarak gitmek.
Ama yönümü bulabildiğim için bu sefer paniklemedim durmadım gayet iyi.
Vurdular bana hiç şey değil çünkü Dubai'yi görüyorum sıkıntı.
Ben çünkü bir vurunca bir de uzaklara doğru gittiğimde iyice panik oluyordum.
Şimdi yavaş yavaş onu da kırdım.
Güzel oldu yönümü de buldum.
Ve şeyi de gördüm ben de geçen sene 37 dakikada yüzmüşüm.
Bu sene mesela 31 dakika yani 6 dakika.
ileriye çekmişim. Sonra hemen iskeleden çıktık.
Koşa koşa T1 alanına yani ilk değişim alanına geldik.
Orada da ben hemen poşetimi şey yaptım açtım içinden jelimi içtim.
Bir de yüzme etapına başlamadan önce de jel almıştım.
Burada da ikinci jelimi içtim.
Sonra bir tane bed suit'leri çıkarmaya çalıştım.
Bed suit'i bu sefer ben biraz zorlanıyorum çıkarırken.
Biraz daha onun antrenmanını yapmam lazım.
Böyle havluyu yere serdim.
Ayaklarımı kuruladım.
Yine piknik moduna.
6 dakika sürmüş.
Evet 6 dakika 40 saniye.
Sana öyle diyorum da benim de 5 dakika sürmüş.
Bir çaya zıçmışım piknikte yani.
Ben T1'leri bunların antrenmanla yani bilikler yaparken düzeleceğini düşünüyorum.
Şu an ilk. Triathlon sezonu normal yani.
Zamanla daha da azalır.
Sonra eldiveni takmaya çalışıyorum.
Bir yandan bir de havaya bakıyorum.
Hava güzel. Ama şimdi poşetimde de üç seçenek var.
Bir yelek var. Bir kışlık bisiklet poları var.
Bir de rüzgarlık var.
Kuşlu rüzgarlık. Bir şey şansa bırakmadın.
Çok üşürsem poları alacağım.
Hafif üşürsem rüzgarlı alacağım.
Kendime güveniyorsam yeleği alacağım.
Birazcık şey orada yelek mi?
Rüzgarlık mı, yerelik mi, rüzgarlık mı neyse dedim.
İşimi riske atlayayım, rüzgarlığı alayım dedim.
Hava güzel olduğu için polara hiç bakmadım.
Giydim bu sefer ve direkt alandan çıktım.
Bisiklete gittim. Bisikletin başladığı yerde biraz hafif yukarı doğru çıkıyorsun, yokuş çıkıyorsun.
İlk ayağımı takıyorum onu pedala.
Birinciyi kilitledim.
Basacağım, ikinciyi kilitleyeceğim ya.
Yapamadım yani. 3-4 kere böyle sendeledim, sendeledim.
Yani sürmeye sürmeye biraz unutmuşum.
Sonradan tekeri döndürebildim.
Orada bir hafif tedirgin olmuştum.
Sonradan geçti. Orada vites mi yüksekte kaldı acaba?
Evet bir tık yüksek viteste unutmuşum bisikleti.
Orada beni biraz sende verdi.
Buradan uyarı yapmış olalım.
Ve bisikleti değişim alanına bırakırken özellikle yokuşla başlıyorsa daha düşük bir viteste bırakmak daha faydalı olacaktır bu konuda.
Bu arada ben de değişim alanına hem yelek koymuştum hem uzun koldur rüzgarlık koymuştum senin gibi.
O an karar veririm diye.
Bazı yaşanmışlıklar var.
Evet. Ama yani hava iyi gibi göründüğü için o yüzden ben de yeleği tercih ettim.
Yeleği çünkü giymesi ve çıkartması da daha kolay oluyor.
Bir de rüzgarda böyle put put put sallanmıyor.
Evet benim öyle olmuştu.
Bir de şey de güzel oluyor. Yelek fotoğraflarda daha güzel çıkıyor.
Ben böyle rüzgarlığım şişme bot gibi fotoğraflarda.
Koşu rüzgarlığımız vardı ya bisiklet rüzgarlığımız yoktu.
Bisiklet rüzgarlıkları biraz daha dar üstüne yapışıyor rüzgarda çok.
Ayrı oluyor. Evet sallanmasın diye.
Onun da etkisi var tabii.
O şekilde ben yeleği giydim.
Yeleği giydiğim için de mutluyum bu arada.
İlk başlarda biraz üşüdüm ama hani katlanılabilir bir üşüme.
Zaten ilk turdan sonra hava iyice ısındı ve daha da alıştık.
Hatta son tura doğru böyle artık neredeyse sıcaklamalar başladı.
Benim bile sıcakladı bende.
Ama olsun dedim sıcak değilmiş.
Üşüme vakitten iyidir yani.
Evet. Sonra ben de bisiklete çıktığımda şöyle bir sürpriz yaşadım bu arada.
Pedalları çevirmeye başladım.
Şimdi yokuştayız. Vites değiştireceğim.
Vites değiştirmek için basıyorum tuşa.
Tepki yok. Sağdakine basıyorum, soldakine basıyorum.
Aşağı vites, yukarı vites.
Hiçbiri tepki vermiyor. İkisi de vermiyor.
Sürmeye devam ediyorum.
Bakıyorum sürekli tık tık tık tık tık tık tık.
Hani DIY Tool'ları şarjımı bitti.
O an böyle düşünüyorum. Ne oldu?
Ne olduğunu anlamaya çalışıyorum.
Bu arada vitesler elektronik olduğu için şarj ediyoruz.
Şarjı bittiği zaman çalışmayabiliyor.
Veya farklı bir arıza olmuş olabiliyor.
Mekanik değil. Ama gelmeden önce aslında şarj ettik.
Dolayısıyla öyle bir şey olmaması lazım diye düşünüyorum.
Ama bir gün önce kullandım.
Hatta yine bir gün önce de sorun yoktu.
Ama sabah kontrol etmemiştik vitesleri.
Orada o aklıma geldi. Sonra tekrar deniyorum, deniyorum, deniyorum.
Olmuyor. O arada yokuş çıkmaya devam ediyorum.
İçimden diyorum ne yapacağım şeyi düşünüyorum.
Kaçıncı viteste takılmışım?
Bu viteste yarışı bitirebilir miyim?
Çok sert yokuşlar da var çünkü.
Bir taraftan o yokuşları çıkabilecek bir vites olması lazım.
Bir taraftan da hızlanmam gereken yerde de beni hızlandıracak bir vites olması lazım.
Yani baya büyük bir sıkıntı vites atamamak.
Yani içimden şey diyorum ya buraya kadarmış.
Hani nasıl bitireceğiz ne yapacağız falan böyle iyice yani orada bir kaosun içinde düştüm.
Böyle bir iki dakika bu şekilde aşağı yukarı aşağı yukarı tuşlara basıyorum sürekli bir şeyler yapıyorum.
Derken sonra birden vites attı.
Sonra bir baktım tık tık tık tık vites atmaya başladı.
Yani niye öyle bir şey olduğunu anlamadım.
İlk defa oldu daha önce böyle bir şey olmamıştı.
Yani orada bana bir heyecan yaşattı yani bisiklete başlarken bu durum.
Ya benim de mesela bisiklet hesabımda şey bizim yol bilgisayarımız var.
Oradan hızı kadansı görebiliyoruz ama ben saatten de triathlon modunu şey yapmıştım.
Saatte bir türlü hızı göremiyorum şeyi yani beni hala T1 gösteriyor gibiydi.
Böyle tuşları sanırım triathlon yapma bir 6 ay ara verince hangi tuşa basacağımı unuttum galiba yanlış bir şey yaptım.
Hemen o an etkinliği kaydettim yüzmeyi.
Zaten yüzmeyi de şey almış benim o T1 alanını da içine alarak şey yapmış.
Hemen çıktım tekrar bisiklet antrenmanı açtım.
O şekilde görebildim. O yüzden bir iki kilometre de bisiklette eksik gözüküyor.
Ve yani bazen böyle şeyler olabiliyor.
Yani ben unuttum mesela.
Hemen saatten bisiklet antrenmanını açtım.
Evet. Ben de koşuda bir problem yaşadım.
Keşke senin gibi yapsaymışım.
Onu da birazdan konuşuruz.
Bu arada viteste yaşadığım sıkıntıyı konuşunca aklıma Ankara Grand Fondo geldi.
Evet. Orada da şöyle bir olay yaşamıştık.
Böyle bisikletleri daha yeni almışız.
Hani bu vites sistemini şarj etmiştik herhalde ilk aldığımız zamanla.
Ama böyle hani çok çabuk biten bir şey de değil.
Bir daha şarj etmedik hep o şekilde kullanıyorduk.
Öyle aklımıza da çok gelmedi.
Sonra gece böyle tam yatmadan önce ben bir kontrol edesim geldi.
Yani normalde kontrol ettiğim bir şey de değil.
Hani bisikletlik 1-2 gün önce bile kullanmıştık bir sorun yoktu bisiklette.
Öyle bir bakayım dedim yani birden içime doğdu.
Bir baktım vites çalışmıyor.
Böyle kırmızı ışık falan yanda etti.
Bir daha baktım cidden çalışmıyor şarjı bitmiş.
Neyse ki şarj aletini de almışız yanımıza.
Orada şarj ettik ama hani eğer şöyle bir şey olsaydı mesela içinde 5 dakikalık şarj kalmış olsaydı.
Hani ben kontrol ettiğimde onun çalıştığını görecektim.
Yarışa çıktığımızda senin 5 dakika sonra şarjın bitmiş olacaktı.
Yani dolayısıyla çok...
Büyük bir acemilik olurdu hem bizim açımızdan hem yarışın mahvolurdu falan.
90 kilometre.
Çok kötü olurdu yani. Hani orada şansımıza tam benim kontrol ettiğim an bitmiş.
Çünkü öncesinde çalışıyordu.
Hani dolayısıyla orada yırttık.
O günden sonra da yani her yarış öncesi şarj olsa bile mutlaka tekrar full şarj edip o şekilde giriyoruz.
Ya bence bu tarz elektroniklerin bir de mekanik yedekliği olmalı yani.
Bir elektronik sıkıntı olduğunda ben...
Mekanik vitese geçebilmeliyim.
Çünkü çok sıkıntı.
Nasıl olacak? Yani evet elektronik olmasının birçok avantajı var.
Hızlı oluyor evet. Her zaman için şey vardır.
Analoglar daha sağlamdır falan.
Ama yapacak bir şey yok yani burada.
Son kontrolleri yapıp biz bütün önlemlerimizi alıp o şekilde çıkacağız.
Bir şey oluyorsa da yapacak bir şey yok.
Bu arada ben şöyle bir şey de yaşadım.
Böyle bir 10. 15.
kilometreden sonra. Sol kuadlarımda böyle bir acı hissetmeye başladım.
Böyle sol ayağımı bastıkça daha güçlü basarsam daha çok acıyan bir şey hissetmeye başladım.
Çok üzerine de gitmek istemedim.
Biraz orada açıkçası beni gerçekten şu konuda düşündü.
Eğer bu ağrı artarsa daha hani 10-15.
kilometrelerdeyip bu yarışı nasıl bitireceğim.
Koşun olacak. Koşun olacak bir de sakatlanmak istemiyorum.
O yüzden böyle ilk defa şeyi hissettim.
Ya bu yarışta iki parkurda da şunu hissettim.
Hani bu ağrı devam ederse yarışı bırakmam gerekirse ne yapacağımı hissettim.
Yani ilk defa aynı yarışta iki kere benim için zor anlardı.
Yani yüzmede bir de şey sıkıntı hani bırakacağım dediğin anda bırakamıyorsun orada.
Kaldın denizde. Yani bırakana kadar çıkacaksın zaten falan.
Tabii hani el kolu yaparsan kanoyla gelip seni alırlar da.
Yani bir şekilde bitti.
Bisiklette de işte kontrollüyüm.
Yani eğer çok büyük bir ağrı olursa ve beni örnek veriyorum birkaç ay sakat bırakacak şekilde bir şeye gidiyorsa hani orada zorlamamayı tercih ederim.
Burada da böyle bir kontrollü gittim bir 10-15 kilometre daha ve böyle baktım sonra 25-30.
kilometrelere doğru o ağrı geçti açıkçası.
Çok önemli ciddi bir şey değilmiş demek ki.
Sonradan bana bir problem çıkarmadı.
Senin o sol kuatta yaşadığın ağrıyı ben de yaşadım.
Bir de hem hamstriklerim de benim daha önceden ağrıyordu.
İznik'te bayağı bir yormuşum.
Bir sol bacağımdaki hamstrikler ağrıyordu.
Aslında ilk 20 kilometre benim bisiklet çok güzel geçti.
Böyle performanslıyım, istediğim gibi sürüyorum.
20 kilometreden sonra bana bir şalter attı mı denir.
Aslında beslenmeyi de öncesinde jel attım.
Yarım saatte bir jel atıyorum.
40 dakikada bir tuz hapı alıyorum.
Hani hiç sıkıntı yok.
Elektrolitli sularımız var.
Karbonhidratlı. Yani aslında beslenme konusunda bir sıkıntı yok.
Yani zaten birkaç şeyde kafeinli jeli de alacağım.
Ama sanırım şeyden dolayı.
20 kilometrelik antrenmanlar yapıyordum ben.
Bu yarışa.
Yani 20 kilometre üstünde sürüş yapmadığım için.
Bünye buna hazır.
Yani hani ve şey. Normalde artık eskiden şey yapardım.
Yüzmeden sonra çok yorgun girerdim bisiklete.
Çok zor çıkardım. Hani yüzmeden de güzel geldim.
Yani yorgun bacaklarla çıkmadım.
Ama belli bir hacimde olmayınca.
Evet bisiklet hacmimizin çok düşük olduğu zaten aşikar.
Ve aslında sağ bacağımda hiçbir şey yok.
Sağ bacak iyi ama sol bacak hani sakatlıktan dolayı birazcık kas kaybettiği için.
Doğru orada bir güçsüzlük de var.
Böyle artık şey yapıyordum 20'den sonra.
Sağ ile basıyorum onun gücüyle solu çevirip.
Böyle hadi şey anlasam hani ikisi birden gitse tamam derim.
Hani gücüm şey olmuyor. Ama direkt sol yani en zayıf halka şey olur ya.
Orada bir zayıflık hissettin yani. Ya böyle ikna etmeye çalıştım.
Hadi şu bitsin. Koşu da rahatlarsın.
Hadi koşu da şey yaparsın.
Azıcık dayan yani böyle öyle bir acı ki.
Yani bacağım güçsüz yani.
Güçsüzlendiğimde hani güç antrenmanlarında hissettiğim acıyı hissediyorum.
Ya bir şekilde ikna ettim yani.
Böyle hadi hadi hadi hadi diye.
Ya ve... Bütün o inişlerde ayağımı saldım böyle dinlendirdim.
Sürekli ayağa kalktım böyle esneme hareketleri yapıyorum.
Belimi estetiyorum, ayağımı estetiyorum, sol ayağımı.
Benim için bisiklet...
Şey geçti yani güzeldi ama sol bacağım biraz yordu.
Tabii bir taraftan da tetiktesin sürekli hani dizinle ilgili bir sıkıntı çıkarsa hani temkinli olacaksın.
Ya aslında dizi unuttum olur.
Yani ben dizi İznik'te unuttum ben sana öyle söyleyeyim.
Şu an tek amacım dizin çevresini daha nasıl kuvvetlendirebilirim yani.
Diz ağrısı yaşamadım çok şükür.
Ve o bacağımın sol ayağımı ikna etmek de kaldı.
Bak diyorum sağ ayak ne güzel güzel çekiyor.
Sen de yapabilirsin falan böyle.
Bir de müzik de... Psikolojik olarak destekliyorsun.
Aynen. Bir de ben hep sürerken de, koşarken de, hep yüzerken de müzik dinlerim.
Müzik de yok. Yani acı ve ben.
Ve rüzgar. Yani baş başayız.
Normalde müziğe odaklanırım.
Acıyı şey yaparım, tölere edebilirim ama müzik olmayınca...
Çok baş başa kaldım acıyla.
Ama en azından bu parkurun güzelliği parkurda yalnız kalmıyorsun ya.
Mesela bir Gran Fondo'da özellikle uzun parkurdaysan belli bir yerden sonra aralar iyice açılıp yalnız kalabiliyorsun.
Ama burada sürekli arkanda biri var, önünde biri var ve git gel yollar karşılıklı olduğu için hepsini o yarışta tutuyor yani bir şekilde.
Yani bende evet 3-5 kişi yani çok kalabalık değildik ama gene parkurda vardı.
Bu arada bir yere ben böyle gidiyorum normal bir tempoda.
Böyle birden bir ses duydum böyle yan taraftan.
Böyle bir kafamı çevirdim işte bas hocam bas süpersin falan diye bir ses geliyor.
Kameramandan var iki tane. İşte hep kameraya video çekiyorlar hem beni takip ediyorlar orada.
Böyle onları görünce bir hemen kapandım böyle bisiklete.
İşte poz veriyorum resmimi çekecekler falan diye.
Hani uslu uslu gidiyorum ilk başta.
Sonra bir başladılar hocam bas süpersin, aslansın, kaplansın, kralsın.
Böyle bir başladılar saydırmaya.
Böyle ben birden bir aya... kalktım.
Bir baktım böyle sprint atıyorum.
Ne olduğunu anlamadım yani. Sonra işte süpersin.
Bir başladı şey diyor onların hepsi halüsinasyon.
Aslında kimse yok. Sadece sen varsın.
Çok iyisin, süpersin falan böyle.
Ben basıyorum, sprinte devam ediyorum, ayakta gidiyorum falan böyle.
Bacaklarım yanmaya başladı, patlayacağım birazdan hala gidiyorum.
Onlar söylüyor ben gidiyorum falan.
Böyle en son biraz öyle gittik gittik.
Ondan sonra selamlaştık bıraktılar beni.
Böyle şey oldu yani bir hani buz.
etkisi oldu. Böyle bir jel atmışım gibi.
Birden gözüm açıldı. Enerjim geldi.
Ya şimdi bana da aynı şekilde iki kameraman geldi.
Ben kameramanları görünce ayağa kalktım zaten.
Aslı alsın, kaplı alsın bravo falan diyorlar.
Ben böyle yokuşta sıp bint atıyorum ayakta ve orada kuantları bıraktım bence.
Güzel oldu ya. Evet bu yani herkese uğradılar galiba bu şekilde.
Gerçekten güzel bir detay.
Sadece fotoğraf çekmeyip bu şekilde bir motivasyon.
Çünkü iki saatlik bir bisiklet parkuru sonuçta.
Böyle ara ara böyle tatlı detayların olması sporcu açısından güzel.
Teşekkür ederiz. Biraz da kafa rüzgarı vardı değil mi?
Parkurun bazı bölümlerinde ben özellikle hissettim.
Yani karşıdan iyice rüzgar aldığımız bölgeler vardı.
Orada biraz daha böyle hani çevirirken zorlandığımı hissettim.
Ama genelini düşündüğümüz zaman büyük bir sıkıntı yoktu.
Ya ben şeyde hissettim.
Şimdi ben rüzgarlık giydim ya rüzgarla şişiyor böyle.
Hava yastığı gibi oldu.
Paraşüt. Paraşüt gibi böyle.
Neyse dedim üşümüyorsun günün önemli olan o falan diye.
Sen çok farklı bir psikolojiyle geldiğin için.
Öncelikle hani üşümemeye odaklandın.
Ya ama gerçekten yarış öncesi de biraz stresliydim.
Şimdi itiraf edeyim. Ya hani ilkinde hipotermi oldum okey anne ama ikinciyi olmak hani bile bile lades.
Hani bir şekilde onu korumam lazım o vücut ısımı.
Ondan dolayı biraz endişeliydim ama hava çok güzeldi yani.
Hiç şey sıkıntı olmadı. Ya bir de şeyi de fark ettim ben.
Ya bizde şu anda yol bisikleti var.
TT dediğimiz zamana karşı bisikletleri yok.
Triathlon'da da onlar kullanılıyor aslında.
Daha aerodinamikler, daha...
Oturuş pozisyonu vs.
daha uygun. Dolayısıyla o olmadığı zaman birazcık oradaki bir farkı da hissedebiliyoruz.
Böyle mesela aynı yokuştan iniyoruz.
Benzer bir hızdayız. İkimiz de pedal kestik.
Hani yanımda TT bisikleti olan kişi böyle benden daha hızlı giderken ben ona yetişemiyorum.
Bir de şey TT olunca koşuya da daha dinlenik bacakla çıkmış oluyorsun.
Yani orada bir avantaj dezavantaj olayı var tabii.
Ama tabii bu da bizim tercihimiz.
Yani almıyorsak yol bisikleti kullanıyorsak yol bisikleti tercih ediyoruz.
Bence biz TT'yi Onur full mesafe Ironman'da alacağız gibi.
Öyle görünüyor. Hani 70.3'e kadar götürüyor şu anda.
Evet yol bizi götürüyor şu an.
Hani baktık. Hani derecelerimizi daha da aşağı çekmek istiyoruz.
Hani antrenmanlarımızı yaptık.
Her şeyi dört dörtlük yaptık.
Hani bir mekanik destek gerekiyorsa.
Belki o zaman ama ben yine de full de alacağımızı düşünüyorum.
Yani bunlar da çok pahalı bisikletler.
İyi bir TT aldığımız zaman yani 300-500 bin liradan aşağı yok.
Aşağı değil yani. Yani iki kişi milyonluk oluyoruz anında.
Aynen. O yüzden şimdilik büyük bir yatırım.
İleri de bakalım. Bakalım.
Benim bisiklet etapım da 2 saat 10 dakika sürdü.
58 kilometre, 760 metrede irtifa kazanım var.
Ya açıkçası benim...
Yani beklentimin daha da üstünde bir süre oldu bu.
Yani ben en azından 2 saatin altında bitiririm diye hesap ediyordum.
Çünkü geçen sene 2 saat 13 dakikada bitirmişim.
Ve altımda alüminyum bisiklet vardı.
Yani çok daha kötü bir bisiklet vardı.
Şu anda karbon bir bisiklete biniyorum.
Daha hafif, daha aerodinamik bir bisiklet.
Ve geçen sene bu yarışa katıldığımda neredeyse triathlon'da yeni başlamıştım.
Bu sene bir yıl daha tecrübeliyim bunun üzerine.
Yani dolayısıyla 2 saatin altında bitirmem lazımdı en kötü ihtimalle.
O yüzden 2 saat 10 dakika biraz kötü oldu.
Yani evet bisiklet antrenmanı yapmadık yeterince.
Onlar da var. Ama yine de yani biraz daha en azından 2 saat civarında bir şey yapmam lazımdı.
O yüzden bu süreden çok memnun olamadım.
Benim bisiklet etabı da 2 saat 30 dakika sürdü.
Ya ben de açıkçası daha iyi yapabilirdim ama şu anki elimde bu şartlarla bu süremden memnunum.
Yani bence seneye daha iyisini antrenmanını yaparak yani daha planlı programlı şekilde daha iyi süreler yapacağımızı düşünüyorum.
Yol bisikletiyle tabii.
Ben bilmiyorum belki TT biz olur.
Onu da yaparız. Ya tabii ki bu süre aslında memnun değilim diyorum ama bu süre de bizim tercihimiz.
Aynen. Yani... Son 4-5 haftadır 3-4 tane yarışa katılmak yerine pazar uzunu yapıp bisiklet sürseydik mesela daha iyi bir süre yapardık tabii ki.
Veya haftada fix 3-4 bisiklet antrenmanı yapsak tabii ki çok daha iyi bir süre yapardık.
Diğer şeyleri de yapmak istiyoruz yan planda.
Her şeyi yapamıyorsun aynı anda.
Diğerlerden fedakarlık yapmak lazım.
Ama bu dengeyi de bir şekilde tutturacağımızı düşünüyorum.
Evet, MW Challenge 2026 bölümümüze burada bir ara veriyoruz.
Devamı için haftaya ikinci bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
