
Mozart100 by UTMB Maratonu Nasıl Geçti? (Part 2)
12 Haziran 2026 · 48 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Bu bölümde Salzburg'da koştuğumuz Mozart100 by UTMB Marathon (44 km) yarışını tüm detaylarıyla konuşuyoruz.
Yarış öncesi hazırlıklarımız, parkurun yapısı, dik tırmanışlar, teknik inişler, beslenme stratejimiz ve yarış sırasında yaşadığımız sürprizleri paylaşıyoruz.
Diz ağrısı yarışı nasıl etkiledi?
En zor bölüm neresiydi?
Beslenme planımız işe yaradı mı?
Neler yolunda gitti, neler gitmedi?
Bir sonraki UTMB hedefimiz ne?
Eğer trail koşu, ultra maratonlar ve UTMB yarışları ilginizi çekiyorsa bu bölüm tam size göre!
Anlata analata bitiremediğimiz bu bölümü ikiye böldük 🫠
👉 Bu bölüm Part 2
Yarışın ilk kısmı Part 1’de.
🎙️ Koşver Gitsin'i takip etmeyi ve bölümü paylaşmayı unutmayın.
🎧 Koşver gitsin başlıyor!
Instagram:
https://www.instagram.com/kosvergitsin
https://www.instagram.com/gulinlekos
https://www.instagram.com/onurlakos
Reklam ve işbirlikleri için:
kosvergitsin@gmail.com
Kısımlar:
(00:00) - Giriş
(00:37) - 1.Cp (15k)🍉
(05:04) - Sert Yokuşlar⛰️
(09:04) - 2.Cp (22k)🍉
(10:42) - Dağ Başını Duman Almış🎼
(12:46) - 2.Cp Sonrası
(15:05) - Gülin’in Dizi
(20:37) - 3.Cp (35k)🍉
(25:06) - 3.Cp Sonrası
(28:13) - Onur Finish
(30:56) - Gülin Finish
(34:16) - Yarış Değerlendirmesi
(40:57) - Viyana ve Budapeşte
(42:52) - Bır Bır Bır🫠
Transkript
Herkese merhaba, Mozart Maratonu'nun ikinci bölümündeyiz.
Eğer ilk bölümü dinlemediyseniz önce o bölümü dinleyebilirsiniz.
Şimdi kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Sonra 10. kilometre civarlarıydı herhalde bunlar.
Ondan sonra CP'de 15.
kilometredeydi zaten. Sonra biz yine ayrıldık.
Ben yine baktım 10.
kilometrede hala dizim gidiyor yani.
Diyorum neyse gittiği yere kadar gideyim.
Hani kendimi zorlamıyorum çıkışlarda, inişlerde.
Hızlı da koşmuyorum.
Ama çok yavaş da hani durmuyorum da.
Bir tempo da ilerliyorum bir şekilde yani.
O yüzden benim için çok yorucu, yıpratıcı da olmadı bu kilometreler.
Keyifli oldu. Sonra 15.
kilometreye geldik. Oraya geldiğimizde CP böyle hafif kalabalıktı.
Ya baya mahşer yeri gibiydi yani gerçekten.
Şöyle sizin yani biraz arkadan geliyordunuz ya.
Sizin zamanınızda kalabalık daha da arttı yani ben oradan ayrılırken.
Bu arada ben bakmışım şeyden önce de hani Mesut Onca ile de konuştuk hani CP'lerde.
durun. Hani orada vakit harcayın.
Yiyin için vesaire. Katı yiyecek yiyin demiştim.
Hani ben normalde CP'ler tabii uzun koşmadığımız için CP'lerde hiçbir zaman durmuyorum.
En fazla duraksıyorum.
Hani durduğumu çok hatırlamam yani.
O yüzden zaten suluklarım hazırdır.
Hani maksimum suluğumu önceden açmışımdır.
Onu da hızlı bir şekilde doldururum.
Birkaç saniye basar giderim.
Ve bir şey yemem zaten.
Yemeyeceğim tempolarda koşuyorumdur hep çünkü.
Ama burada ilk defa Hani rahat tempoda kaşıyorum ya.
O keki de yiyeyim, o karpuz da gelsin.
Kaç tane karpuz yedin var ya hatırlamıyorum.
Bir de karpuz sulu suluydu böyle.
Efsaneydi. Ya ben bir yiyorum iki yiyorum baktım durduramıyorum böyle cebime koydum yolda da yerim diye.
Karpuz mu koydun? Karpuz koydum ellerime de aldım böyle hapır şupur yiyorum.
Bir de soğuk soğuk sulusun o kadar iyi yer.
Ve ben CP'de karpuz yiyeceğimi bilmiyordum.
Hani orada muz yerim falan diye düşünüyordum ama.
Bir güzel gitti, bir güzel gitti gerçekten.
Sularımızı da doldurduk.
Ama ben ilk CP'ye geldiğimde biraz şey gibiydim.
Nasıl diyeyim? Şaşkın.
Ben tam CP'den gelerken sen geldin.
Böyle ne yapacağım, su nerede dolduracağım falan panik halindesin.
Hiç CP'de durmadığımız için biz hani çok az durduğumuz için.
Normalde ben koşarken dediğin gibi önceden şişemi açarım.
Hop da suyumu doldururum.
Koşarken kapatırım ve non-stop giderim.
Hani burada durdum.
Tozu aldım. Bir şey diyeceğim.
Sıra vardı ya sen. Sıra vardı.
Bir de çok kalabalıktı. Nerede ne olduğunu bile görmüyorsun önümde.
2-3 kişi var her yerinde. Bir de hani katı yiyecek yiyeceğim ya.
Yemek yemeliyim falan.
Ben bir baktım. Sen suluğun birini şeye bıraktın.
Gittin. Kapağın başka bir yerde.
Gülün gülün kapağın sana falan.
Suları dolduruyorum ama şey dedim.
Katı yiyecek yemeliyim deyip suları bıraktım.
Koştum yemek yemeye.
Sonra suları hatırladım falan derken orada bir şey yapamadım.
Sırasını kaçırdım. İlk CP'nin azizliği diyelim.
Aynen orada da kaç dakika durmuşumdur yazmıştım.
6 dakika durmuşum.
Ben 4 dakika durmuşum.
Yani şu ana kadar ki yarıştırımın hiçbirinde toplam CP'lerde bile 4 dakika durmamışımdır asla.
Evet orada güzel vakit geçirdin.
Sadece birinci CP'de 4 dakika.
Hani senle piknik yaptın diye dalga geçiyordu ki onlar büyüyorsa gerçek oldu.
Ayrım bende bile böyle durmadım yani.
Orada bile hani bisikletle koşuyorsun yani.
Bende ayrım bende hiç durmadım.
Gerçi evet ayrım bende.
Ayrım bende 70.3 bu arada yanlış olmasın.
Evet yani orada da mesela.
Transition alanı değişim alanında bile bisikletleri takıyorsun diyorsun bu kadar zaman geçmiyor.
Hani sen burada durdun suyunu doldun.
Yani geçiyor aslında 6 dakika durmuştum diye hatırlıyorum sen.
Durmuş olabilir miyim? Evet.
Bu kadar durmadım ama orada bir hareket halindeydim.
Sonra... Ben tam işte ayrılacakken sen geldin.
İşte sen şaşkınlık yaşadın orada.
Su kapağını yorda bıraktım falan filan diye seni.
Sonra sen gittin ben rahat rahat kalptim.
Ya ben bir de bu arada benim için şey de güzel oldu.
Hani belki bu yarışı bitiremeyeceğim, belki performans koşamayacağım falan ama biraz şeyi görmek istedim.
Mesela midemi hiç test etmemiştim.
Doğrusu şeyde Ironman yine 5 saat sürmüştü benim yarışım.
Orada yarım saatte bir almıştık. 5 saatte bir mide sorunu yaşamadan onu tamamladım.
Ama sonuçta orada yüzüyorum, bisiklete biniyorum, koşuyorum.
Farklı adamlar hep koşmuş.
Bir trail yarışında en fazla 30 km civarı koşmuştuk.
O da çok uzun sürmüyor yani bu yarış kadar.
Dolayısıyla ben orada onu merak ediyordum.
Belli bir saatten sonra midem jel kaldırmayacak mı?
İşte su içebilecek miyim içemeyecek miyim?
Ne olacak ne bitecek? Nasıl bir işte kusanlar var başka şekilde rahatsızlık yaşayanlar var.
Onu merak ediyordum ben.
O bakımdan da güzel bir tecrübe oldu bizim için.
Sonra ben parkurdan ayrıldım.
Sen Seyran'la buluştun.
Aynen ben işte seni gönderdim.
Sen gidince Seyran geldi falan.
falan böyle haydi orada bir hadi su doldur bak karpuz çok iyiymiş ya falan böyle.
Gerçekten orada da beslendik de beraber biz Seyran'la sularımızı doldurup çıktık.
böyle yokuş geliyor.
Böyle çıkıyoruz fıtı fıtı fıtı.
Böyle hatta biz konuşuyoruz ya Türkçe.
Yolda Türk birine rastladık.
O da muhabbet etti. Nereden geldiniz?
Ne yapıyorsunuz? Biz de anlattık işte.
Yani böyle parkurda tanıdık.
Memleketten görerek de güzel oldu açıkçası.
Öyle öyle. Zaten CP1'den CP2'ye olan o 7 kilometrelik yaklaşık parkur sert çıkış parkuru.
Evet güzel bir yere değindin.
Mesela ilk CP 15 kilometrede ama İkinci CP 7 kilometre sonradı.
Çünkü arada gerçekten sert çıkışlar vardı.
İlk asfalt olarak başlıyorduk.
1 kilometre falan böyle bir asfalt bir yol gidiyor.
Hani hatırlıyor musun S şeklinde böyle ileriden dönenleri falan görüyorsun.
İnsanları görüyorsun arkasında.
Alabildiğine açık bir ova gibi bir yerdi yani.
Oradan sonra ilk sert çıkış hatta en sert tırmanıştı galiba bu 16.
kilometredeki. 16 ile 20 arası.
4 kilometre boyunca tırmanıyorsun.
Sadece böyle bir 17,5 ile 18,5 arası bir düzlük gibi bir yer var.
Sonra hemen 20'ye kadar tekrar tırmanıyorsun.
400 metre falan irtifa alıyorsun bu arada.
Yani neredeyse çoğu irtifa burada alıyorsun.
Biraz da teknik sanırım değil mi?
Yani yol, taşlık, ağaç kökleri var.
İşte ağaç kökleri şunlar bunlar böyle çok rahat da değildi.
Es şeklinde taşlar böyle büyük taşlardı.
Orada bir şey söyleyeyim mi?
Çok yavaşladığım yerler oldu.
Böyle yani yürüyorum ama yürürken yavaşladı.
Ben yürürken böyle bir şey oldu.
İki botonu yere sapladım.
Aaa diye bağırdım.
Hani biterdik diye. Bu Hissiyat'ı şeyde de yaşamıştım.
Kaçkar'da da yaşamıştım.
Bir şey diyeyim mi? Yer yer bana da Kaçkar'ı hatırlattı ama her seferinde şey dedim.
Ya kaç karda çok daha kötüydü.
Çok daha zordu yani.
Kaç karda şöyle bir durum vardı.
Benim önde başlamıştım biraz.
Ön grupta hızlı çıkmıştım.
Şimdi arkamdaki... Dibimde, önümdeki dibimde hani sıramı korumaya çalışmak için yani çok 180 nabızla çıkmıştım ama burada biraz arkalardan başladığım için arkadakine bakıyorum taa nerede.
O da duruyor. Öndekine bakıyorum taa nerede.
Güzel bir yerdeyim. Zorlamadım çok fazla.
Mesela sanırım Şu an tam net hatırlamıyorum ama böyle en yavaş gittiğim böyle o hani 10 pace'leri falan gördüğüm kilometre var.
20 pace'ler vardı bende.
Durmuşum yani. Durdum ben seslendim yani gerçekten.
Yani şöyle şu yüzden anlatıyorum.
Kaçkarda mesela 18-19 pace'leri falan görmüştüm.
O hani... sert çıkışta kaçkanın sert çıkışında.
Burada belki anlık olarak böyle 10 metre 20 metre olarak yine gördük o kadar şeyi ama kaçkar kadar uzun süren o kadar sert bir yokuş yoktu.
Yani yine çıkıyorsun ama bak mesela burada 16 ile 20 arası yani 4 kilometre 400 metre yükselmişiz.
Tamam biraz teknik falan eyvallah.
Ama kaçkarda çok daha teknikti.
Kesinlikle. Ve 2 kilometrede sanırım 250-250-500 metre kazanıyorduk.
İnanılmaz bir fark var arada.
Tırmanıyorduk yani. Gerçekten çok farklıydı yani orası.
Bu yokuşlar hani Kaçkar Tövbe'sinden sonra bir şekilde daha çıkılabilir.
Daha kötüsünü görmüştüm hissiyatı oldu.
Ve hava biraz sıcaktı ama.
Şu an bakıyorum mesela. 16, 17, 18, 19 o kilometrelerde böyle 7, 8, 6 pace'ler falan kazanmışım.
Ve böyle irtifa...
Yürü koş tarzında olur.
Evet. İrtifa kazanımları da var o arada.
20. kilometrede 13 pace'li çıkmışım.
Hani en kötü pace'im bu.
Dediğim gibi kaç karda 18, 19'ları zaten gördüğüm için o anketi yerde.
Oradan bile anlıyoruz bunu.
O şekilde... 20.
kilometreye ulaştıktan sonra zaten CP 22'deydi.
Oraya çok bir şey kalmıyor.
O şekilde 22.
kilometreye ulaştık. Ben de işte giderken biz bir ara yine Seyran'da koptuk.
Sonra CP'ye geldiğimde ikiye onu gördüm.
Orada tekrar kavuştuk.
Şey ben batonu biliyorum ki hani CP 2'den sonra çok fazla yokuş uzun süreli yok.
Batonu kapatmam lazım.
Ama elimde kaldı batonlar.
Neyse kenara koydum. Yine karpuzumu yedim.
Güzel güzel yani avuç avuç karpuzlar.
Böyle çok güzeldi.
Suları da bir garip bir tadı var ama bir şekilde elektronikte falan hani karpuşlarla doldurdum.
Cephaneli yine Seyran'la beraber biz yine düştük yollara.
Ama şimdi elimde şeyi unuttum.
Batonu katlamayı unuttum.
Basıyorum basıyorum. Katlayamıyorum batonu yani.
Dedim Seyran bir yardımcı olur musun falan.
Seyran da zorlandı falan. Bir şekilde tuttuk çektik.
Bir yandan da koşuyoruz yani.
Ama bu batonu ne yaptık ne ettik katladık böyle arkama taktım.
Yanında böyle destek birinin olması da çok güzel oluyor.
Gerçekten. Yani yanında destek birinin olması güzel oluyor.
Çünkü bazen batonu katlayamayabilirsin.
Hayır sadece baton da değil.
Mesela böyle yokuşa çıkıyoruz ya böyle küçük küçük şey oluyor.
Ya ne güzel çıktık o yokuşu.
Ah ne iyi yaptık.
Çok iyiyiz. İyi hissediyoruz.
Motivasyon. Aynen sen iyisin ben iyiyim.
Ay burayı da gördük. Ya şu manzaraya bak şöyle.
Hani böyle konuşa konuşa bazen şey oluyor.
Me time oluyor. Ben kendi içime dönüyorum.
Seyran kendi içine. Sessiz.
Çünkü çok uzun mesafe olunca her duyguyu yaşıyorsun.
Ya ama şey de değil. Sen niye konuşmuyorsun da değil.
Aynı anda böyle içimize kapanıyoruz.
Aynı anda sosyal yaşıyoruz.
Gerçekten o frekansı tutturduk bir şekilde.
Gidiyoruz. Hatta bir yokuşta şarkı bile söyledik yani.
O kadar şey oldu. Hatta şarkısını söylemiştim.
Bu 19 Mayıs.
Hatta Atatürk'ün Samsun'a giderken şey yağmurlu yollar bir tane araba var.
Arabada biraz külüstür bir araba.
İşte o tabi yollarda yol değil hani taşlı topraklı.
Araba bir şekilde yola çıkacaklar Samsun'dan Anadolu'ya doğru gidecekler heyetle beraber.
Araba yani bir gidiyor iki gidiyor artık yolların da kötü olmasıyla motor çalışmıyor ve araba gitmiyor.
Sonra bakıyorlar yapamıyorlar şoför yapamıyor.
mecbur yürümek zorundalar.
Yürüyorlar tabii ayaklarında.
Takım elbise zor.
Yerler çamurlu. En son bir çıkış var.
Çıkış çıkarken de zorlanıyorlar.
Ayakları şey olmuş. Atatürk orada bu şarkıyı söylüyor.
Dağ başını duman almış.
Gümüşlere durmaz akar.
Oradan mı çıkıyor? Evet. Güneş ufukta şimdi doğar.
Yürüyelim arkadaşlar.
Ben de bunu duyunca hem moral motivasyon hem o vatani duygularla hem Salzburg'tayım Avusturya'ya kuşatmışlar.
Böyle hani ben dedim Seyran'a o hikayeyi anlattım.
Sonra biz bunu söylemeye başladık.
Böyle yürüyün böyle bir yokuşun böyle çıktık böyle.
Hani o gerçekten hani orada bu milli duyguları yaşadım da güzel de oldu.
Çok güzel olmuş. Bu arada benim de bu CP'de de ben 4,5 dakika durmuşum.
Yani ilk CP'de de 4 dakikaydı.
Benzer bir süre. Bu arada bu kadar uzun sürmesinin sebebi de biraz şey ya.
Bu hani suluklara...
Önce şimdi soluklar bitmiş oluyor.
Bir su koyuyorsun. Suyu içiyorsun.
Tekrar su koyuyorsun. Su zaten yavaş akıyor.
Tozlarını koyuyorsun. Tozlarını döküyorsun.
Tozunu çıkar. Dök.
Evet. Yerlerini boşalt.
Şu bu. Biraz soluklan.
Katı ne var. Oraya bak.
Falan filan. 3-4 dakika çok doğal geçiyor.
Benim 9 dakika olmuş bu.
Dur daha bitmedi.
Aynen. Ondan sonra 23.
kilometrede yine bir tırmanış var.
Bu da 24.7.
kilometreye kadar. Ama 22'de CP'de dinlendiğimiz için hani CP'den öncekiler kadar çok görmedim yani.
Aynen. Hani hem bir şeyler yedik içtik hem biraz dinlendik.
O yüzden bu son çıkışı daha kolay yaptık sanki.
Bilmiyorum ben öyle hissettim.
Evet. Ondan sonra da bir iniş başlıyor.
25 ile 28 arası.
Orada yine gerçekten teknik bir iniş var.
350 metre yaklaşık bir iniş var.
Ondan sonra ben bu arada...
Bir iki kere böyle yol kaçırdım.
Bir tanesinde bu tam teknik iniş sırasında patika böyle dümdüz aşağı doğru inerken yol sağa doğru gidiyormuş.
Ben böyle hani anlık olarak aşağı doğru inmeye devam ettim.
Sonra bir baktım kimse yok.
Bir baktım millet yukarıdan devam ediyor sağ taraftan.
Bir baktım saatimi harbiden yolu kaçırmışım.
Ama çok kaçırmadım neyse ki böyle bir atıyorum 20-30-40 metre belki.
Hani 50 metre belki en fazla.
Oradan geri döndüm. Bir kere de asfalt bir yolda gidiyorum yine.
Böyle asfalt yolu sola doğru dönüyor.
Yine ben böyle asfalta yere baka baka o sıcağın altında pişerek koşuyorum.
Yine böyle bir kafayı kaldırdım bir baktım millet yine arkadan başka yerden gidiyor falan.
Öyle iki küçük kaçırma gibi.
Hani çok da kaçırmadım ama neredeyse biraz daha gitsem gidiyordum gibi iki yer vardı.
Şeyin avantajı vardı işte.
Çok kalabalıkta koşuyorsun ya önünde arkanda birileri var.
Hani yalnız kaldığın anda direkt...
Yanlış bir yerde olduğunu anlıyorsun.
İnsanlardan takip ediyorsun.
İşte o ikinci CP'den sonra inişler başlıyor.
Biraz çıktıktan sonra inişler başlıyor.
İnişlerin ben 25.
kilometre de başladı sanırım.
Çok güzel iniyorum. Zaten iniş...
Yani seviyorum inmeyi de.
Ama temkinli iniyorum böyle.
Seke seke iniyorum.
Bu arada bayağı ağaç kökleri vardı.
Yani hızlı inişe de izin vermiyor.
Yani sürekli yere odaklanıp bakman gerekiyor.
Bu arada ayakkabıda ben bağcıklarını sıkmıştım ama sanırım biraz daha bağcıklarını sıkmam gerekirdi.
Çok fazla baş parmağıma vurdu ayakkabı.
Yani sırf ayakkabı vurmasın diye böyle topuk basıyorum falan.
Hani dursam duramıyorum.
Bağcıkları sıkmak için.
Birazcık orada bir o azizliği yaşadım.
En son 26.
kilometrede benim diz hissiyatı geldi.
Böyle hafif geldi.
Ben buradayım dedi.
Uzun zamandır da gelmiyordu değil mi?
Çok güzeldi. Onsuz hayat ama orada bir hissettirdi beni.
Ben yine böyle küçük küçük iniyorum.
Güzel iniyorum ama dikkat edene değiniyorum.
27'de artık.
Sen inemezsin dedi yani.
O çok büyük bir acıydı yani.
Seyran'la beraberdiniz hala değil mi?
Aynen. Seyran'la oldu falan filan dedi.
Hatta şey dedin değil mi? Daha 1-2 kilometre öncesinde ya ne güzel gidiyoruz ya falan.
Ya ne yaptık ya böyle kendi kendime.
Ya bir de şey mesela. Şimdi 27'de durdum ama ondan önce de böyle iniyorum.
Biraz duruyorum. Diz ağrısı geçiyor.
Devam ediyorum inmeye. 27'de artık hiç inemeyecek.
Artık duruyorum ve durduğum anda hani tekrar en son Seyran'ı gördüm.
git dedim. Ben CP'de buluşuruz dedim.
Hani durup durup öyle gideceğim.
Ama duruyorum ve ağrı geçmedi 27'de artık yani.
Neyse dedim ayakkabılarımı sıkayım o arada.
Ayakkabıları sıktım Bacan'a inmek için.
Ama yürüyorum. Yürürken bile acı var.
Yani orada anladım benim için bu yarış.
Hatta DNF olacağım herhalde.
Çünkü öyle bir acı ki yani.
Hatta şey üzüldüm ağrı kesici alsamydım.
Ama bir yandan da ağrı kesici almak istemiyorum.
Ağrıyı keserse ben daha büyük sakatlanırım.
Evet. Burada en azından duracağın noktayı biliyorsun.
Duracağım noktayı biliyorum. Artık böyle sağ ayağımı öne koya koya böyle topallaya topallaya bir şekilde inmeye çalışıyorum.
Yani en... Hız kazanacağım, güzelce ineceğim parkurda en yavaşım yani.
Yokuşlardan bile yavaş indim.
O biraz canımı sıktı. Evet gerçekten tam böyle hız yani peysini toplayacağın yerlerde yavaş koşmak ekstra dezavantaj.
Bir de şey iniş de rahat bir inişti dümdüz yol.
Kaderin cilvesi ben 22'ye kadar yürüyüp orada bırakacağım dedim.
Bana denk geldi.
Ben normal koştum.
Sen de tam tersi.
Normal koşacağım dedim.
Bu sefer sen yürümek zorunda kaldın.
Hatta şey dedim yani acil durum.
Live trail uygulamasını açtım.
Oradan hani yardım çağrısına basacağım yani artık.
Yani çok acıyor. Dururken de acıyor.
Bir şekilde hani neyse dedim Gül'ün.
35'te CP var.
Ben 27'deyim.
Yani yaklaşık 8 kilometre.
İnişler bir kilometre, iki kilometre sonra biteceğini biliyorum.
Hani düz yolda da eğer acıyacaksa hani o zaman çağırırım dedim.
Hani şu inişi bir bitireyim.
Hani düz yolda gidebileceksem giderim.
Hani yürüyerek giderim diye düşünüyorum.
İnişleri böyle topallaya topallaya iniyorum.
Böyle sürekli gelen geçiyor, gelen geçiyor.
İyi de düştün yani. Aynen. Yani bir şekilde o inişi bitirdim.
Düz yola çıktım. Düz yolda yürüyorum.
Ağrı yok. Hani iniş daha ağrıyor çok fazla.
Düz yolda hatta böyle yürüyüşümü hızlandırdım.
Hafiften koşmaya başladım.
Sonra tekrar inişler başladı.
Tekrar ben topallaya topallaya indim.
Yani bir şekilde yokuş olsun, düz olsun diye uğraşıyorum ama tam inişli kısımda oldu.
Yani ben artık şey yapmaya başladım.
Geri geri gitmeye başladım falan.
İnsanlar bana bakıyor böyle arkama bakıp r'ye taktım.
O şekilde gidiyorum. Gerçekten hani şey...
Kötü olmuş. Yarışı bırakmam için çok fazla olay oldu yani ağrı vardı ama bir şekilde inat ettim.
Hani bad days gonna stop me falan diye öyle kendi kendime o real stüdyoları gibi şey yapıyorum.
Yani dedim tamam ağrısın dedim ya bundan daha fazla acıyamaz herhalde falan filan böyle ne kadar acıya dayanabiliyorum falan böyle.
İyice mazoşist bir seviyeye gitti yani hani kendime zarar vermekten.
Hani keyif almaya doğru gidiyor.
Yani bir şeyler orada yani kırdım galiba.
Hani onu hissediyorum orada.
Hani bir ultra trailciler hafiften bir kaçıktır demeyeyim de.
Hani gidiktir yani. Gerçekten o.
Ya böyle mi oluyor bilmiyorum ama ben orada hafiften gittim.
Bir de 100K'larda falan olsa olacak mı diyorum.
Öyle bir şey ki psikoloji ki.
Ya böyle şey. O dizimin ağrısına şey muamelesi çekiyorum.
Hani böyle 2-3 yaş çocuk ağlar.
Hani sendromdur. Anne.
Mesela hiçbir şey yapmadan bekler geçmesini, ağlamasını falan.
Hani ignor eder onu. Görmezden gelir.
Ben dizime ağlayan çocuk muamelesi yapıyorum.
Bağır. Ağla. Acı.
Umurumda değil. Ben gideceğim.
Böyle böyle yürüye yürüye işte bazen koşa koşa.
Bir şekilde 3. CP'ye geldim.
Benim de bu arada şöyle oldu.
Hani ben şimdi şey bir genel küçük özet geçeyim hani diziyle ilgili.
Hani ilk başladım. Hani 5.
kilometre civarı böyle 25-30.
dakikaların civarında.
Hani ağrıyı bekliyorum.
Baktım ağrı yok. 10 oldu.
15 oldu falan.
Ben hala koşuyorum. Hani plan böyle değildi.
Plan ben 5'ten sonra yürümeye başlayacaktım.
22'de otobüse binip gidecektim.
Baktım ilk CP'ye geldim.
15'te bir şey yok. Baktım devam ettim.
Yokuşlar başladı. İkinci CP'ye geldim.
Bir şey yok. 22'den sonra ben anladım tamam.
Hani büyük bir şey çıkmazsa ben bu yarışı koşarak bitireceğim gibi görünüyor.
Ama hani performansla da koşmuyorum.
Yürü koşlar. Şunlar bunlar.
O şekilde ben de devam ettim.
33. kilometre civarında şey vardı.
Böyle hatırlıyor musun? Bir otoyol gibi bir şeyden karşıya geçiyorduk.
Sonra böyle tekrar bir teknik tırmanış vardı.
Evet. Herkes baton açıyordu oradan.
Böyle bir kilometreye yakın bir tırmanışta böyle bir 100 metre falan tırmanıyordu yine orada.
Ondan sonra da zaten CP'ye geliyorduk.
35. kilometrede CP.
Ben bu sefer 8 dakika durmuşum.
Tam iki katı. Yani 35.
kilometrede gerçekten iyice sıcağın etkisi de geldi.
Antrenmansızlığın etkisi geldi.
Hani... Baya böyle şey artık hani.
Gitmek istemiyorsun. Midem çok istememeye başladı.
35'te şu oldu bende.
Şunu tecrübe ettim. Şimdi ben suyun birine karbonhidrat bu karpuştan koyuyorum.
Hem karbonhidrat var hem de elektrolit var.
Diğerine de sadece elektrolit koyuyordum.
Ve artık 35. kilometrede canım sadece su istiyor.
Hani hiç böyle şekerli tuzlu bilmem neli bir şey istemiyor.
Saf su istiyor yani. O yüzden birine karbonhidrat koydum birine saf su koydum.
Hani en azından saf suyla arada dengeleyeyim falan diye.
CP'de böyle biraz işte ağır hareket ettim.
Çok karpuz yedim.
Bayağı karpuz yedim yani.
Böyle bir şeyler yedim, içtim.
Bir daha içtim. Üstüme döktüm şuydu buydu derken 8 dakika geçirmişim.
Senin nasıl bir CP? Ya ben de CP'ye geldiğimde ben orada bir tane görevli gibi birini gördüm, bir çocuk gördüm.
Direkt batonu verdim. Bir katlar mısın?
Seyran yoktu. Seyran da gitti zaten.
Kim katlayacak? Çocuk da deniyor.
Yapamıyor falan. Yok dedim.
Kıracaksın dur. Şunu çekip öyle yapacaksın.
Bir şekilde çocuk katladı onu.
Bana verdi. Teşekkür ettim.
Sonra hemen ilk işim karpuz yemek oldu.
Ben de karpuzlara şey yaptım.
Bu sefer karpuzları böyle avuçladım.
Aldım ve gittim.
Oturdum onur. Ayağımı uzattım.
Bir yandan dizime bakıyorum bir yandan karpuzları yiyorum.
Ne yapacağım ben diye düşünüyorsun. Burada mı kalacağım?
Yoksa devam mı edeceğim?
9,5 kilometre var.
Ya dedim 9,5 kilometre.
Yürünür be. Bırakma gidin.
Bırakmak istemiyorum.
Bir şekilde acıya da katlanabiliyorsun artık.
İyice kırdın da kafayı.
Acımasın acıyordur da oradaki tek sıkıntı şey işte dizini daha kötü sakatlarsan.
Daha uzun süre koşamayacak olursan.
Umrumda değil ya. Ben Mozart'ta koşmuşum.
Bir iki ay koşmayayım.
Aslında doğru bir düşünce değil.
Evet. O an dedim ki yani ben bu parkuru bitireceğim.
Tabii dedi PRP'yle gelip 44 koşan.
Kime ne almadın?
Bu arada işte oturdum işte karpuzları yedim.
Ben de bu arada Artık mide bir şekilde şey yapmıyor ama ben de onu midenin hassasiyetini azaltmak için böyle bir avuç çubuk kraker aldım.
Ağzıma attım onları.
O çubuk kraker güzel bir midemde şey oldu.
Ben de kuru ekmek yedim.
Bak ekmeğin üstüne bir şeyler sürmüşlerdi ama canım hiçbir şey istemiyor.
Böyle saf ekmek istedim yani.
Böyle biraz bir parça ekmek yedim.
O da iyi geldi. Bu arada Onur ya benim mide hassasiyetim olmadı.
Hatta şey yapmışım.
Bir yerde sonradan baktım.
Jeli içmişim. Unuttum.
10 dakika mı 5 dakika sonra bir tane daha jel atmışım.
Yani çünkü saatime göre baktığımda bir jel eksikti.
Yani üst üste jel içmeme rağmen midem hassasiyet göstermemiş koşarken.
Ya bence bizdeki o Ironman'da da yarım saatte bir aldık şey yaptık.
Hani midemiz birazcık ya en azından benim hani tölere edebiliyor.
O konuda hani sevdiğim jeller antrenmanda da kullandığım jeller.
Hani yarım saatte bir almaya okey.
Bir yandan da karbuç alıyorsun.
Hani sudan da karbonhidrat alıyorsun.
Tuz apı kullanıyoruz.
Evet ya o konuda bir sıkıntı ben de yaşamadım.
CP'den CP'ye bir litre suyumu bitirdim.
İçinde elektrolitim, karbonhidratım.
Yarım saatte bir jelimi içtim.
Saat başı tuz apımı aldım falan.
Hani böyle...
büyük bir sıkıntı yaşamadık. Orada katıyı yememiz de beslenme ama bunları yapıp yine de sıkıntı yaşayanlar da oluyor.
Yani bu birazcık da nasıl diyeyim biraz şans mı?
Nasıl denir? Aynı kişinin farklı bir yarışta mesela midesi farklı olabiliyor.
Aynı şeyleri yiyip aynı şey.
Mesela hatta Semih son CP'de midesi çok kötü olmuş.
Evet evet doğru. İşte belli olmuyor ya.
Gerçekten yarıştan yarışa da değişiyor.
Biraz tecrübe de var. Midenin ne iyi geliyor ne kötü geliyor denedikçe.
Bazen iyi gelen şeyler o yarışta kötü de gelebiliyor.
Yani birazcık da o trail'in şeyinde var diyelim.
Hani gerçekten ben o yüzden CP'de yine karpuzlarımı aldım.
Katlanmış batonumla beraber biraz oturdum.
Ne yapacağım? Bir devam mı?
Tamam mı? Böyle düşündüm ve 11 dakika geçmiş.
Düşünürken. Düşünürken dedim ya yol.
Asıl güzel göl manzarası burada başlıyor.
Yani hani bunu bırakma.
Bütün yokuşa zaten çıktık.
Ama doğru senin sıkıntının inişte oldu.
İnişte oldu. Bundan sonra iniş.
Çok yok düz yol var falan filan.
Hani çok acımaz. Böyle kendimi ikna ettim ve düştüm yollara.
Yürüyerek başladım böyle.
Hani yürüyorum. Canım isterse koşuyorum.
Ağrı artık şey ne artıyor ne azalıyor.
şey bir seviyeye geldi.
Yani stabil bir seviyede.
Ben öyle olunca yürüdüm biraz daha şey olmasın diye.
Artık son iki kilometre yürümekten de sıkıldım.
Çünkü anlar benim saatime göre kalanların hepsi yürüyor.
Yani artık şey oldu.
Ben yokuşlara böyle çıkıyorum.
Herkes yokuşta yürüyor. Yokuşta çıkıyorum.
Herkesin böyle dizlerinde kinezyo bantları yok bir yerinde.
Yani biz sakatlar olarak o saat diliminde koşuyoruz.
Yani yürüyoruz. Çok belli.
Herkesin bir yerinde bir şey var.
Hatta bir tane kız gördüm.
Hatta tanışmıştım. Adını hatırlayamıyorum şu an.
O Salzburgluymuş. Ve şey dedi ya dizlerinde de kinezyo bantlar vardı.
Benim de böyle toparlayarak indiğimi gördü.
Are you okay falan dedi. Yes yes my knee falan dedi.
Hangisi falan dedi. Sol tarafım ağrıyor falan.
Benimki de ağrıyor falan diye böyle konuştuk.
Tamam dedim gel biz beraber gidelim.
O kızla beraber gidiyoruz.
O da yokuşlarda duruyor.
Düz yolda beni yakalıyor böyle.
Ben tabii tın tın stabil tempoyla gidiyorum.
Öyle öyle bir 3-4 kilometre beraber gittik.
Hatta erkek arkadaşını gördüm.
Yolda hani böyle onunla konuşuyordu.
Bırakacak gibi olmuştu falan filan.
Beni toparlayarak devam ettiğimi gördü herhalde.
Hani bırakamadı kızlar da.
Hani benim bana tutundu beraber gittik.
O şekilde yani göle kadar ilerledim.
Göl çok güzeldi bu arada o manzara.
Zaten 35'ten sonra...
40'a kadar böyle küçük inişler çıkışlarla gidiyor.
40. kilometrede göl kenarına inmiş oluyoruz.
Ve artık geriye 4 kilometre kalıyor.
Yani ben göl kenarına indiğimde böyle bir motivasyon geldi.
Çünkü hani biliyorsun ki finish de gölün kenarında.
Ve artık organizasyon sesleri ufaktan gelmeye başlıyor.
Ben de o organizasyonlar sesini duyunca artık koştum yani.
Ağrıyı önemsemedim.
Ben bir de şey tribüne girdim.
Şimdi daha önce hiç maraton koşmadık ya en ilk maraton aslında.
Tam böyle saate bakıyorum işte göl kenarına geldim böyle hala inişler çıkışlar var.
Yine böyle çıkışlarda yürüyorum falan filan.
Tam böyle 42'ye yaklaştım dedim Onur birazdan ilk maratonu dolacak.
Ve dedim ilk maratonu yürüyerek bitirmeyeceksin.
Dedim yokuşta çıkarsan ne olursa olsun o 42'nin küsur altında da koşuyor olacaksın falan diye kendimi motive ettim.
Dizimde de artık 42'ye kadar gelmişim zaten 2 kilometre daha koşayım diye.
Sonra yani orada artık hani yokuş da olsa ne olursa olsun koşmaya başladım.
42 bitti, 43 bitti, 44 bitti.
Orada zaten işte finish'e geldim.
Finish bitti, madalyamı aldım.
Ve şöyle söyleyeyim sana direkt yattım yan tarafa.
Saldım kendimi, gözlerimi kapattım.
Yani ilk defa 44 kilometre koşmuşum.
Hava aşırı sıcak.
Gerçekten çok sıcaktı ve yıpratıcı bir sıcaklık vardı ve tamamen böyle serildim yere gözlerimi kapattım.
O hissi unutamıyorum ya öyle bir tatmin hissi var ki hani bitti sonunda bir tepki çünkü kendine şey diyorsun birazdan bitecek işte 3 kilometre kaldı 2 kilometre kaldı bir sayıyorsun yani.
Hep o anı düşünüyorsun dakikalarca kilometrelerce ve orada hani o andasın ve onu yaşıyorsun böyle o ayakların ayakkabılarını falan çıkardım.
O ayaklarımın o işte hissiyatı, vücudumu dinliyorum, her tarafım işte kötü bir şekilde ağrıyor, ediyor, acılar var falan.
Ama bitirmişim.
Hani dizime rağmen bitirmişim.
Dizimi yokluyorum falan.
Ya o böyle hani 3-5 dakika boyunca sadece yattım.
Kıpırdamadan yattım. O kadar iyi geldi ki yani oradaki o hissiyat.
Hani şey oluyor ya, bitirmeden önce ya ne işim var, niye koşuyorum, kendime ne yapıyorum deyip.
Bittikten sonra evet bir dahaki yarışında sana aldım.
Evet daha uzunu. Benim de işte oraya gelmeden önce böyle saatte bir alarm geldi böyle 35-36 civarında.
Pil zayıf diye.
Allah Allah şaşırdım yani şeye.
Çünkü ben neden pil zayıflamış?
Müzik dinliyordum kulaklıktan bluetooth'tan.
Demek ki o kadar süre yani 5 saat yetmiyor.
Ben hemen müziği kapattım.
Devam ettim ama bir 10 dakika sonra saat kapandı.
Hem sonradan baktım 36.
kilometrede kapanmış saat.
Yani ilk maratonumun kaydı yok.
Biliyorsun ki Strava'da yoksa olmamıştı.
Yok yani ben 36 koşmuşum.
Şu an çok canım sıkıldı.
Bir şekilde artık saat de yok, pace de yok.
Onur'u arıyorum işte. Onur diyor kaç dakikam var falan filan.
Bilmiyorum Onur saat yok hani ne kadar şey olacak.
Ben tabii Onur'la böyle şeyde telefonda konuşuyorum.
Bir tane yanımdan bir çocuk şey dedi.
Abla dedi şu kadar kilometre kaldı falan.
Ne oluyor lan dedi.
Hani orada da bir çık sahası yardımcı oldu.
İşte ben dedim 4 kilometrem kaldı.
Aslında herhangi birine sorabilirdim.
Evet. Ya hayır o an o kadar çaresizim ki yani.
Kilometre sadece saatten okunur yani.
Hani aç navigasyonu bak telefon çalışıyor falan.
Hani o an o kadar denizli şeyde MW'de olmuştu ya.
Saatin. Triathlon moduna geçmeyince sen saati kapatıp koşmuşsun.
Ya ben de aynı şekilde saati kapatıp pis yatla bir şekilde bitirdim.
Ya geldiğimde ya ben böyle koşarak geldim tabii.
Dizim de ağrıyor tabii. Yani o an durduğumda dizimin ağrısını, acısı yüklendi bana.
Hani o kadar... Dayanmışsın.
Aynen dayanmışım dayanmışım o şey kalktı ya perde.
Ağrıyla böyle...
Onur duramıyorum falan böyle hemen ayağımı şey yaptım.
Onur ayakkabılarımı çıkardı.
Çime basıyorum. Hemen gittik ambulans tarafına.
Ambulans tarafına gidelim dedim.
Onur şey diyor bana. Şurada yiyecekler var yiyecekler.
Ya ben 18-18 gittim.
Gittim yine karpuz yedim.
Onur'a biraz ekmek gösteririm.
Ama canım da çok yanıyor dizim.
Bir şekilde tekrar oradaki ambulans tarafına gittik.
Orada bir ayağımızı buzladılar.
Ama buz iyi geldi.
Biraz daha iyi geldi. Sonra yetmedi.
Şeye geçtik. Göl.
Göl. O kadar soğuktu ki yani dedik bundan çok güzel Ricardo olur.
Hemen girdik göle ve yavaş yavaş.
Böyle çok iyiydi ya. Şöyle bir tık daha soğuk olsun duramayacağım.
Duramazsın. Hareket etmemen lazım.
Ama böyle hafif de titreme geliyor arada.
Tam böyle ayarındaydı yani.
Aynen üstümüz başımız böyle.
Böyle 10 dakika durduk herhalde o şekilde.
10-15 dakika durduk. Baya iyi geldi.
Çok iyi geldi. Hani buz gibi o esnemelerimizi falan yaptık.
Bu arada bir şeyi ben söylemeyi unuttum.
Bunu mutlaka söylemem lazım.
Hatırlıyor musun? Şimdi şöyle hangi kilometrede hatırlamıyorum.
20'ler ya da 30'lar o civarda bir şey.
Asfaltta koşmaktan tükenmişim tamam mı?
Böyle şey artık. Böyle yakıcı bir sıcak falan.
Baya çok kötü durumdayım yani.
O şekilde koşmaya devam ediyorum.
Derken böyle bir villa gibi bir tane evin yanından geçiyorum.
Böyle gençler orada bahçe sılama hortumunu almış tamam mı?
Her geçene bahçe suyu atıyorlar.
Çok iyiydi. O suyu böyle bir attı üzerime böyle hatta el kolu yaptım bana at falan diye.
Bir üzerime o suyu attı.
Ya o kadar serinledim ve ferahladım.
Modum bir anda o kadar değişti ki bak.
Çok iyiydi. Gerçekten bir dakika önce böyle hani sanki şey gibi düşündüm.
Dilim damağım kurumuş adım atacak halim yoktu.
Bir üstüm başım ıslandı her yerim sırılsıklam oldum.
Bir daha bir motivasyon geldi.
Koşuyorum. Böyle ferahlık geldi.
Serinlik geldi. Tam olması gereken yer.
Yani sana yemin ediyorum böyle CP'de belki o kadar şey yapmıyorum.
Ya gerçekten ve onlar 70 kilometredekiler de anlatıyor onlarla.
Evet ya adamlar. Sabahtan beri.
Saatlerce her geçeni ıslatmışlar.
Herkesin hayırlı olsun abi. Bir de çok mutlular.
Hello. Ya bir de şey vardı.
Ben de hangi kilometrede olduğunu hatırlamıyorum.
Arabayla durmuşlar. Ses sistemlerini koymuşlar.
Müzik çalıyorlardı böyle.
O da çok güzeldi mesela.
O daha seninle beraber.
8-9'du herhalde.
O da çok güzeldi. Öyle güzel güzel kısımlar vardı.
Oradaki halk güzel karşılıyor yani bu yarışı.
Çok destekliyorlar belli.
Seviyorlardı. Birçok zaten şey Salzburglu katılmıştı.
Oranın yerlileri de çok fazla katılım sağlamıştı.
Sen biriyle tanışmıştın.
Birkaç kişiyle daha tanıştım.
Onlar da Salzburgluyum dedi.
Yolda da bayağı insanla konuşuyorsun.
Yol uzun bir şekilde.
Tekleyince konuşuyorsun.
Güzeldi yani genel olarak.
Bitince işte buz tuttuk ettik.
Benim dizde neyse ki bir şey çıkmadı.
Herhalde PRP etkisini gösterdi gerçekten.
O ikinci gittiğim doktorun dediği gibi.
Ben 44 kilometreyi koşabildim.
Antrenmanım da yetersiz olmasına rağmen.
O yüzden çok mutluyum bitirdiğim için bu yarışı.
Ben de çok mutluyum. Benim 5 saat 29 dakika 56 saniye sürmüş.
44.4 kilometre saatime göre.
Saate göre 1427 metre iltifa kazanmışım ama sitede 1600 metre yazıyor.
Arada biraz fark var. Başkalarında da vardı hep fark bu arada.
Birazcık fark oluyor. 7.26 pace'e denk geliyor yaklaşık.
Dolayısıyla bu şekilde bitirdim.
Şey de bir garip oldu bu arada.
Ben böyle yarıştan bir gün önce tribe girdim ya.
Dizim ağrıyor falan. Koşamayacağım.
22. kilometrede işte bırakacağım falan.
Bayağı moralim bozuk. Bildiğin duygusal bir hale girdim.
Hatta post attım Instagram'dan.
Şey yazdım işte yarın ilk diye nefime saatler kaldı.
İşte yarın sallıyorum bu saatlerde işte biraz yürüyüp 22.
kilometreye kadar yarışı bırakacağım.
Evet koşmamam daha iyi ama yürüsem de yarışa girmek istiyorum falan.
Böyle hani duygusal bir post attım moralim bozuk falan.
Ertesi gün sanki bir şey olmamış gibi kalktım koştum 5,5 saatte.
O bir şey oldu yani.
Gerçekten o doktor haklıymış yani.
Bir hafta sonra koşarsın dedi ve koştun yani.
Dolayısıyla öyleydi. Senin ne kadar sürdü?
Benim de 6 saat 57 dakika 34 saniye sürdü.
Uzun bir yarıştı açıkçası benim için.
Özellikle 27'den sonra.
Daha yani asıl parkurun zorluğunu orada yaşadım.
Yani o kendimle savaşım.
Yani bu tarz acılar mı diyeyim yani?
Hani fiziksel acılar.
Ya farklı bir psikolojiye bölünüyor.
Yani ya bırakacaksın hani.
Mesela şey de oluyor. Hani birçok kişi seni geçiyor ya.
Böyle egonu da terbiye ediyor aslında.
Yani gerçekten hani koşmak istiyorsun, koşamıyorsun.
Ben de onu hissettim ya. Hani ben bugün şu normalde koşarım ama yürüyorum.
Hani geçiyorlar gidiyorlar yanımdan falan.
Böyle gerçekten orada kendini terbiye ediyorsun.
Sakatsın koşmayacaksın falan diyorsun.
Sonra kendinle bir yarış halindesin.
Yani sonra artık dış dünya bitiyor.
Kendi içine dönüyorsun.
Ve sürekli acıyor.
Acıyor. Devam, devam, devam.
Sonuna kadar böyle. hani bir odaklanma değişik bir yani o acıdan zevk alma yani ben bu acıya rağmen bunu yapıyorumun hissi o başarı hissi güzel
bir hissi yani keşke acımasın tabii yani sağlıkla koşsak onun da hissi ayrı ama bu değişik bir nasıl diyeyim Yani bir daha böyle yaşamak istemiyorum.
Gerçekten antrenmanlarımı buna uygun yapıp diz sakatlığında ağrı hissetmeden koşmak istiyorum.
Gerçekten öyle yarışların keyfi da ayrı oldu.
Her şeyin dört dörtlük gittiği.
Tabii trailde her şey dört dörtlük gitmez.
İlla ki bir şeyler sıkıntılıdır ama bu sakatlık yaşamadan sadece kasların yorgunluğuna karşı savaşarak bir trailde bitirmek istiyorum.
Bizim için de şey oldu bu. Ya kıymetini anladık.
Aslında sakatlıksız, özgürce, tempolu koşabilmenin ne kadar güzel bir şey olduğunu.
Hani bırakmakla yüz yüze kalmanın ne kadar can sıkıcı bir durum olduğunu.
İşte bu kadar uzun bir kilometre koşmanın nasıl bir his olduğunu falan.
Yani birçok şeyi kattı aslında bize.
Ya bir de şey oluyor Onur.
Mesela 44 kilometre yarışta koşarken çok uzunmuş gibi geliyor hani.
Ya bir şekilde kendine onu bölüyorsun hani kilometreler şey oluyor ama yarış bittikten sonra...
Yani kilometre küçülüyor.
10K yarışı gibi böyle gene bunu koştum.
Eee şimdi 60 mu koşuyorsun?
Yani sayının bir onluluğun bir şeyi kalmıyor böyle değişik bir.
Ya bu arada evet. Ya koşmasına 60 da koşarız.
80 de koşarız.
Hani yürürsün koşarsın bilmem ne de.
Ya mesele orada aslında sadece çok kilometre koşmak değil de nasıl koştun.
Hani o yüzden hızlı hızlı kilometreleri artırıp tamamen bitirmeye odaklanmak yerine bence.
Tempolu bir şekilde yedire yedire onu arttırmak daha mantıklı.
Yani sakatlıksız bir şekilde sürdürebilmek.
Aynen hem sakatlıksız hem de performanslı bir şekilde koşarak geliştirmek.
Senin haftalık 90-80 yani 100 olsaydı ve bu 44 kilometrelik yarış senin için çok daha güzel geçebilirdi yani.
Yani bakalım ilerideki amacımız da bu haftalık hacmimizi arttırıp bu ultra trail yarışlarına.
Ya şunu çok iyi biliyoruz.
Girersek zaten çıkamayacağız yani sürekli devam edeceğiz koşmaya.
İnsan koştukça daha uzun koşusu geliyor.
O yüzden hani olabildiğince şu an geç girmeye zorluyoruz kendimizi.
Hani alt kilometrelerde biraz daha kalalım.
Hani çünkü yüksek kilometrelerde hem sakatlıklar daha fazla olmaya başlıyor.
Vücut daha fazla zorlandığı için vesaire.
Hem rekabri süreleri artıyor.
Daha az yarışa katılman gerekiyor falan.
Bizim asla istemediğimiz.
Dolayısıyla hala biraz daha maratonun altında, yarım maraton civarlarında takılmak istiyoruz.
Ama böyle araya maraton, ultra maratonlar serpiştirmekte yavaş yavaş başladık.
Sonrasında rekabli olacak şekilde.
Yarış gününe dönecek olursak da yarışlarımızı tamamladık.
Gittik ilk yardımlarımızı yaptık.
Bir şeyler atıştırdık. Sonra da expo alanında takıldık baya bir.
Aslında kalabalık da gelmiştik.
15-20 kişilik bir ekiple gelmiştik.
Birkaç arkadaşımız da mesela Sonia ve Mustafa'lar 72K koşuyordu.
Onları karşıladık çok güzel oldu.
Böyle bütün ekip hep birlikte tezahürat yaparak o 72K'nın son kilometresini o şekilde coşkuyla selamlamak, karşılamak güzel oldu.
Onlar açısından da. Biz tabii koştuk, recovery'mizi yaptık, yemeğimizi yedik, sohbet ettik falan derken onlar geldi.
Ben en son patates sırasında.
Onlar koş geliyorlar falan.
Sonra bir arkadaşımız kürsü yaptı hatta 28K'da.
Gül aynen o da Mozart gibi prestijli bir yarışta kürsü yaptı.
Onu da çok tebrik ediyoruz.
Mestan Hoca da genelde 7.
oldu. Onu da tebrik ediyoruz.
Güzel bir sonuç. Bu şekilde yarış gününü tamamladık.
Ertesi gün biz son yine ekibim kısmıyla birlikte Viyana'ya geçtik.
İki günde orada takıldık.
Orası da çok güzel oldu.
Evet ekiple de bayağı kaynaştık.
Yani ona geceleri olsun, Viyana geceleri olsun.
Evet akşam otelde gece geç saatlere kadar oyunlar oynamak falan bayağı keyifliydi.
Hem de gündüz gezip şehri keşfetmek güzeldi.
Sabah da easy koşularda tabii herkesin bacakları iflasın.
Kulaklar şişik bir şekilde.
Koştukça açıldık ama. Viyana'dan sonra da biz Budapest'e geçtik.
Aynen İkip'ten ayrı olarak.
Viyana'dan ayrılmadan önce de bir Garmin bayisine uğrayıp bazı günahları işledik.
Yani bayram hediyesi diyelim bence.
Evet bayramlıklarımız.
Düzlük bisikleti.
Uzun süredir aklımızda olan şeyler vardı işte.
Yol bilgisayarı.
Saatimizin daha üst modelinin güncellenmesi falan.
Birçok şey aldık oradan.
Aynen bu yeni aldığımız cihazlar hakkında da bilgilendirme videoları.
Evet kullandıkça onunla ilgili şeyler de paylaşırız.
Şey de iyi oldu. Garmin bayisinden %10 civarı bir indirim yaptılar bize.
Onun üzerine de tax free ile zaten %20 daha geri almış olduk sonrasında.
O da iyi oldu. Ondan sonra Budapest'e geçtik.
İki günde orada gezdik tozduk.
Ondan sonra evimize geldik.
Bir iki günde evde dinlendik.
Kedilerimiz bizi bekliyordu.
Çok özlemişler. Nerede kaldınız diyorlar.
Sürekli konuşuyorlar miyav miyav.
Sağ olsun Oğuz amcaları arada geldi onlara baktı.
Zaten kedilerimizin tuvaletleri, maması, suyu hepsi otomatik.
Ve uzaktan kamerayla da izliyoruz yine iyi olduklarını görüyoruz ama.
Yine de böyle bir hafta gibi süreler çok uzun onlar için.
Evlat olmakta insanın aklı kalıyor.
Sonra birkaç günde onlarla vakit geçirdik.
Derken bitti tatil ya ne çabuk.
Ah yani yetmedi ya.
Ya böyle hissedilen böyle 2-3 hafta gibi sanki değil mi?
Çünkü şey ya böyle hani beyin sürekli farklı şeyler yeni şeyler gördüğü zaman o geçen zamanı Daha uzun geçmiş gibi algılıyor.
Evet, hep aynı şeyi yaptığında zaman birden geçmiş gibi oluyor.
Çünkü hep aynı gününü yaşadığın için farklı bir gün yaşamıyorsun.
Biz de neredeyse bu bayramda her gün, her saat farklı, her anı, o acılıyı sonuna kadar yaşadık.
İnanıyorum ki birçok kişi bizim gibi yarışlarda hissediyordur.
Bu bizim yaşadığımız şeyleri yaşıyorlardır.
Daha farklı şeyleri yaşıyorlardır.
Hiçbir yarış koştum bitti olmuyor.
Bir şekilde bir sıkıntı yaşıyorsun.
Bir güzellikler yaşıyorsun.
Kendinle mücadele ediyorsun.
İnsanlarla tanışıyorsun. Çok farklı deneyimler katıyor insana.
Gerçekten biz bunu çok seviyoruz.
Her yarışın ayrı bir hikayesi var.
Düşünüyorum şurada. Ya anlattığımız hiçbir yer işte yerine benzemiyor.
Her birinde farklı bir olay var.
Güzel olan da bu zaten.
Yani her seferinde farklı bir macera.
Bu sefer ne olacağını bilmiyorsun.
Ya bir de şey bizi bilmeyen, gören biri şey der.
Madem sakatlığınız var niye koşuyorsunuz?
Niye şuranı arıyorsunuz?
Niye yapıyorsunuz? Yani haksız da değil bu.
Ama yani ne diyeyim bu.
Fakat bize bu derin bir tutku yani.
İnsan bunu...
Yapmak istiyor yani ne olursa olsun katılmak istiyor.
Yani inanıyorum ki biz yalnız değiliz.
Bizim gibi birçok insan bu şekilde.
Yani ağrısı sızılsa olsa bile o deneyimi yaşamadan dönmek istemiyor.
Tabii yanlış anlaşılmasın.
Sakatlığınız varsa yine de ağrının sızılmasına koşun değil.
Doktor kontrolünde.
Kontrol evet. Benim doktorum koşabilirsin dedi mesela.
Ama ben kendim inanamıyordum.
Yani ikna olamıyordum. Çünkü hala ağrı hissediyorum ama doktor...
Sıkıntı yok koşabilirsin diyor.
Hani ona ikna olmam da zor oldu.
Çünkü tedbirli de yaklaşmak istiyorum.
Hani üzerine gitmek de çok istemiyorum ama bir şekilde sorunsuz bir şekilde atlattık.
Bu arada yani özetleyecek olursak benim açımdan yani şöyleydi gerçekten.
Yarıştan bir gün önce hala jok atarken diz ağrım vardı ve bir gün sonra 44 kilometreyi sorunsuz bitirdim.
Sende de bir gün önce hatta son birkaç ay önce bir şey yokken yarış gününde 27'de maalesef sakatlık yaşayıp ama yine de pes etmedin.
Şu an ağladım bir sıkıntı yok bir şekilde.
Şu an ikimizin de 3'er taşı var.
1'er Kaçkar'dan, 2'şer Mozart'dan.
Bu sene bir de Kaçkar'dan da geldik.
Tekrar 2'şer yine Kaçkar'dan gelecek bu sefer 50K.
İnşallah seneye bu 5'er taşla.
Bakalım kura da şansımız yaver gidecek mi?
Eğer giderse güzel bir hazırlık yapmak istiyoruz gerçekten.
Önümüzdeki yıl ne gelirse artık bakalım.
Böyle birkaç hedef yarışa gerçekten iyi hazırlanmak istiyoruz.
Onu artık zaman gösterecek.
Ama sonuç olarak Mozart'ı çok beğendik.
Yani yarıştan çok keyif aldık.
Benim tek canımı sıkan işte asfaltın biraz fazla olmasıydı.
Ama parkur özelliği.
Doğası çok güzel. Parkur çok güzel.
Oralar çok güzel yani.
Oraları gezmek, tozmak, görmek.
Hallstatt var mesela. Oraya gidemedik yani.
Çok niyetlenmiştik ama.
Neyse bir daha gideceğiz artık.
Oranın en büyük savunucusu da bizim Cüneyt abiydi.
O da sakatlığından dolayı gelemedi.
Artık bir dahakine mutlaka oraya da uğrarız hep birlikte.
İnşallah. Yani Mozart'ı biz tavsiye ediyoruz.
Keyif aldık. Çok güzel bir iş.
Ben de kilometrelerini yükseltmek isteyen ama çok fazla teknik parkur istemeyenler için de ideal bir...
Evet. Çok teknik parkur değil.
Çok fazla yükselti yok vesaire.
Şahsen ben mesela Kaçkar'da çok daha fazla yoruldum.
Aynen. Kaçkar'da ben herhalde 3 saatte bitirmiştim yaklaşık olarak.
Burada 5,5 saatte bitirdim.
Ama sakatlığın vardı. Tabii ama sakatlığın vardı ama...
Yine de parkur zorlu olarak düşündüğümde Kaçkar gerçekten çok daha bence zorlayıcı bir parkurdu.
Daha sert bir parkurdu yani hem teknik anlamda hem yokuş anlamında.
Çünkü Kaçkar'da bir de yani 20 kilometreydi yaklaşık olarak.
21. 21 kilometre zaten 1300-1400 metre neredeyse aynı irtifa kazanımını alıyorduk.
Bu arada şey bu Mozart'ın 28 kilometresinde de yükselti öyle az değil.
Değil mi? Evet baya yakın aslında birbirine.
Aynen yani bizim biraz daha kilometresi fazla olanı gibi.
Yani o yüzden yarı maraton düşünüyorsanız orası iyi olabilir.
Genel olarak mesela herkes sevdi, memnun kaldı.
Ve bizden önce Mozart'a gidenlerle konuştuğumuzda da hepsi aa çok güzel falan diyordu yani.
Genel olarak sevilen bir park.
Yani bence Salzburg çok güzel zaten.
Doğası olsun, insanları olsun, ortam olsun.
Yani bir yurt dışı yarışı düşünülüyorsa bir Mozart koşulmanın bence.
Aynen bence de. Evet bu bölümde böyleydi.
Bizleri Spotify, Apple Podcast ve Instagram'dan takip edebilirsiniz.
Sonraki bölümlerde görüşmek üzere.
Hoşçakalın, sporla kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
