
Mozart100 by UTMB Maratonu Nasıl Geçti? (Part 1)
5 Haziran 2026 · 43 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Bu bölümde Salzburg'da koştuğumuz Mozart100 by UTMB Marathon (44 km) yarışını tüm detaylarıyla konuşuyoruz.
Yarış öncesi hazırlıklarımız, parkurun yapısı, dik tırmanışlar, teknik inişler, beslenme stratejimiz ve yarış sırasında yaşadığımız sürprizleri paylaşıyoruz.
Diz ağrısı yarışı nasıl etkiledi?
En zor bölüm neresiydi?
Beslenme planımız işe yaradı mı?
Neler yolunda gitti, neler gitmedi?
Bir sonraki UTMB hedefimiz ne?
Eğer trail koşu, ultra maratonlar ve UTMB yarışları ilginizi çekiyorsa bu bölüm tam size göre!
🎙️ Koşver Gitsin'i takip etmeyi ve bölümü paylaşmayı unutmayın.
Instagram:
https://www.instagram.com/kosvergitsin
https://www.instagram.com/gulinlekos
https://www.instagram.com/onurlakos
Reklam ve işbirlikleri için:
kosvergitsin@gmail.com
Kısımlar:
(00:00) Giriş
(02:51) Yarış Öncesi
(07:04) Onur’un Diz Sakatlığı ❤️🩹
(16:29) Expo
(19:39) Salzburg’un Doğası ⛰️
(21:32) Bisiklet Yolu 🚴🏻♂️
(25:39) Yarış sabahı
(27:50) Suluklar Yok 😨
(31:28) Start 🏁
(41:48) Gülin Runner’s High
Transkript
Herkese merhaba, Koşver Gitsin Podcast kanalına hoş geldiniz.
Ben Onur. Ben Gülüm.
Bu hafta sizlerle Mozart by UTMB yarışını konuşacağız.
23 Mayıs Cumartesi günü biz bu yarışa katıldık.
44 kilometre parkurunda yarıştık.
Evet, bizim ilk maratonumuzdu.
Aynı zamanda yurt dışındaki ilk trail yarışımızdı.
Daha önce yurt dışında bir yarı maraton koşmuştuk Roma'da.
İki tane koştuk hatta.
Bir de Fransa'da 10 kilometre koşmuştuk.
Bir de... Star Azagora'da.
Haa Star evet onu da unutmuşum.
Neden acaba? Onu da anlatacağız ilerleyen bölümlerde.
Biz biraz heyecanlıydık açıkçası.
Evet yani bu yarışı çok bekliyorduk, hevesle bekliyorduk.
Ama maalesef ikimiz de sakatlıklarımızdan dolayı bazı aksilikler yaşadık.
Ben yarışa başlamadan önce yarışı tamamlayamayacağımı düşünüyordum açıkçası net bir şekilde.
Gül'ün de yarış sırasında yarışı tamamlayamayacağını düşündüğü zamanlar yaşadı.
Ama sonuçta ikimiz de bir şekilde bu yarışı tamamlamayı bildik.
İkişer taşlarımızı da aldık.
Evet OCC'ye taş biriktirmeye devam.
Evet Gül'ün biraz yarış hakkında bilgi verelim istersen öncelikle.
Evet bu yarış UTMB World Series yarışlarından bir tanesi Mozart 100.
Buradaki parkurlarda şöyle bir Mozart 100 olarak geçen parkur var 100 mil.
O 119 kilometre.
Mozart Ultra...
diye geçen parkur ise 72 kilometre.
Bizim koştuğumuz 44 kilometrelik parkur Mozart Maratonu diye geçiyor.
Ve aynı zamanda half maraton olarak 28 kilometre.
Bir de bir göl çevresinde Lake Trail diye geçen bir parkuru var.
Bu şekilde parkurlar aslında bir tane 119 kilometrelik parkur var.
O parkuru böyle kese kese 72, 44 ve hepsinin sonunu aynı yerde bitirecek şekilde tasarlamışlar.
Ama startları sürekli farklı aslında. Aynen.
Startları farklı, bitiş noktası aynı olacak şekilde tamamlamışlar parkurları.
Evet, bizim parkurumuzda 3 CP'den oluşuyordu.
15.1.
kilometrede, 22. kilometrede ve 35.
kilometrede CP noktaları vardı.
Genel olarak yarış hakkında kısaca değinmek istersek...
Bir de yarış bu sene parkuru değişti bizim maraton parkuru.
Eski zamanların parkurları sanırım 43 kilometreydi.
Bizimki 44.6 oldu ve başka yerlerden götürdüler diyebiliyorum.
Çünkü geçen senenin parkur haritası ile farklıydı.
Ben şu an öğrendim.
Ben biraz araştırmıştım.
Güzel keşke bana da söyleseydin.
Bir anlamı yok yani yeni parkur.
Yine heyecan. Evet parkur bu şekildeymiş ben de öğrendim.
Şimdi de isterseniz bir yarış öncesinden başlayalım.
Ondan sonra yarışa doğru devam ederiz.
Öncelikle yarış cumartesi günüydü ve biz perşembe günü Avusturya'ya Salzburg'a giriş yaptık.
Biraz erken gittik hatta şu ana kadar en erken gittiğimiz yarışlardan biri oldu.
Expo açılmadan önce ilk defa gittik.
Evet biz genelde şey olur böyle.
Hani expo kapanacaktır.
İşte biz akşam gece oraya varacağızdır.
İşte ertesi gün yarış vardır.
Arkadaşlarımıza eş dostu ararız ya bizim de kitlerimizi alabilir misin falan diye.
İlk defa gerçekten bu kadar rahat bir yarış geçirdik erkenden gidince.
Biraz böyle tatile birleştirme gibi oldu.
Güzel de oldu o bakımdan.
Perşembe günü vardık.
Sonra orada bir Outlet AVM vardı.
Ben batonu halletmiştim.
Karbon bir baton almıştım ama Gülüne bulamamıştık uygun boyutlarda Türkiye'de.
Ve oradaki AVM'ye gittik sonra Gülüne oradan bir baton bulduk.
Ya orası da şey yani baton cenneti.
Yani her tarafta batonlar çeşit çeşit.
Ya ben bir tane işte bilinen bir marka aldım.
Böyle pembe tatlış bir tane.
Boyuma uygun. Onu da şey...
Tam böyle kollarım 90 derece olacak şekilde.
Daha önceden de 110 kullanıyordum zaten.
Bir eldivenle olması da güzel oldu.
İlk baton tecrübemizi de Kaçkar Bayı UTMV'de anlatmıştık zaten.
Dinleyenler hatırlayacaktır.
Yalnız batonla şey oldu benim.
Katlamakta biraz sıkıntı çekiyorum.
Yani hala.
Bazı şeyler değişmedi. Evet.
Yayını çok gergin yapmışlar.
Tuşu baya sert değil mi?
O tuştaki yay. Neyse yaptıkça açılır diye umuyorum.
Yani bu kapatamama durumunda yarışta çokça başıma geldi.
İlerleyen zamanlarda anlatacağım neler yaşadım, katlayamadım, ne yaptım.
Ama bir de şeyi de söylemek istiyorum.
Outlet'te yani çok güzeldi AVM bu arada.
Yani bir sürü marka vardı.
Hepsinin Outlet yani markaları vardı, spor mağazaları vardı.
Yani ihtiyacı olan yani oraya bavulunu, spor eşyasını...
Unutan biri o mağazaya girip her şeyini düzebilir yani.
O şekildeydi. Biz bir de orada şey yemiştik Onur ben unutamıyorum.
Bence yurt dışında yediğim en iyi vegan burgeri yedim orada.
Ve o tatlı patates yani.
Evet şey gibi oldu böyle.
Dur AVM'de ayaküstü şu burgercide yemek yiyelim gibi oldu.
Ama aslında yani sonraki 10 gün boyunca daha iyisini yiyemedim.
O burger gibisi yoktu gerçekten.
Bir de şey kültürü çok fazla.
Tatlı patates yani bizde hep böyle normal sarı patatesler varken onlar da tatlı patatesi de böyle sarı patates gibi yapıyorlar.
Çok hoşuma gitti gerçekten.
Buraya geldiğimizde zaten oradaki birçok yediğimiz şeyi evde de yapmaya çalışıyoruz.
Yani güzel bir lezzet.
Evet senin açından özellikle çok daha rahat oluyor.
Türkiye'de vegan seçenekler her geçen gün artsa da ama bir yurt dışındaki kadar bol seçenek yok.
Yok yani. Bu konuda...
Adeta bir vegan cenneti gibi nereye gitsek.
Kesinlikle yani. Yani bir herhangi bir markete bile, süper markete bile girsek pudinginden, tut peynirinden ıvır zıvırına kadar.
Yani şöyle de söyleyeyim.
Abartmıyorum. Yani bu Türkiye'ye gelirken bir bavul aldık.
Bavulun içi vegan ürünler.
Yoğurtlar, peynirler, şeyler.
Bunu ilerleyen zamanlarda neler yaptık onları da anlatacağız ama yani her gün peynir ekmek yiyorlar.
Benim için bu çok güzel bir şey.
Bakalım. İnşallah Türkiye'de de bu vegan çeşitler artar.
Yok değil Türkiye'de de vegan peynir falan buluyorsun ama.
Yurt dışındaki kadar çok geniş bir yer fazla yok.
Ve işte kargo ile sipariş etmek gerekiyor.
Markete gidip alamıyorsun mesela o biraz kötü.
Evet yani markette mesela Alpro mesela en çok süt markası var Migroslarda falan.
Ama Alpro'nun bir yoğurtları var.
Bir proteinli yoğurtları vegan.
Allah'ım yani keşke daha çok alsaydım gerçekten.
İnşallah daha da artar.
Bence Türkiye'de de seçenekler artmaya devam edecek.
İnşallah. Sonra biz bu baton işini çözdükten sonra o gün bir jok attık.
O jokta bir problem olmadı ikimiz açısından da.
Benim biraz yol yorgunluğum vardı böyle ayaklarım zor gitti ama sonradan açıldık yani.
Evet. Benim de o günkü jokta bir aklım dizimde bu arada.
Çünkü bir diz sakatlığım var.
Birazdan detaylı anlatacağım.
O gün kendimi bir dinledim.
Böyle bir hafif bir yani his varla yok arası bir şey var gibi ama böyle dizim ağrıyor işte şeklinde bir net bir ağrı yoktu.
Hani o günkü şu okum normal geçti ve kafamda da hep şey var işte yarış koşabilecek miyim?
Koşmalı mıyım? Koşmamalı mıyım?
Ne olacak? Nasıl gidecek?
Sürekli onu düşünüyorum yani emin değilim hala.
İşte hocamla birlikte tartışıyoruz ne yapalım ne edelim falan diye.
Bu arada ufak bir diz sekaplığından da bahsetsen güzel olur.
Aslında birazdan bahsedecektim.
Şimdi başlayayım o zaman.
Ben yarıştan yaklaşık 2-3 hafta önce şöyle bir şey yaşadım.
Yani birden böyle jok atarken bile dizimde bir ağrı hissetmeye başladım.
Neyse birinci gün ilk hissettim.
Çok önemsemedim hani zorlamışım şöyledir böyledir diye.
Ama halbuki bir zorlama da yoktu jok atıyordum.
Önceki günlerde de özel bir durum olmamıştı.
Sonra bir 10K yarışı vardı ona katılmıştık.
O günde yarış içinde böyle ara ara hatta bir ara hissettiğim oldu.
Ama sonra geçti falan yine yarış heyecanı şu bu.
Yine o şekilde geçti.
Ertesi gün dinlendim falan.
Bir gün sonra tekrar yine jok atıyorum artık.
Bir baktım bu sefer yine dizim acıyor.
Dedim 3. koşu yine diz acıyor bir şey var.
Hani hemen gittim MR falan çektirdim.
Dizimin de böyle ön tarafı tam o kaval kemiğimin en üst kısmı gibi.
Tam diz de değil sanki dizin biraz altı.
Ama böyle bir hani atıyorum bir stres kırığı falan gibi bir şey de değil.
Kaval kemiğinin de en üst kısmı.
O arada bir şeyler yani.
Sonra doktor ilk gittiğim doktor şey dedi.
Kondromalazi var dedi.
Yani bu aradaki kıkırdağın yumuşaması biraz ezilmesi gibi yıpranması ya da.
Bunun ilerlediği zaman işte kıkırdağım iyice eriyor.
Sonra işte bu hani dizimdeki eklem iyice sürtünmeye başlıyor falan.
Çok kötü bir yere doğru gidiyor yani.
Birinci seviyedeymiş benimki.
Hatta oraya bir hilerik asit yaptı biraz daha kayganlığını artırmak için vesaire.
İşte bir 3-5 gün koşma falan dedi.
Sonra ben yine ona göre işte kolajenler şunlar bunlar takviyeler.
O şekilde bir 3-5 günü geçirdim.
Sonradan böyle yine bir 3-5K bir koştum.
Yine var mı yok mu his falan.
Böyle o arada bir şeyim.
Yine bir gün dinlendim.
Sonraki gün tekrar yine bir jok atıyorum.
Bu arada işte yarışa 2 hafta falan kalmış yani.
İlk defa 44 kilometre koşacağım.
Uğraştığım şeylere bak. Hacmin yok.
Bir de aynen antrenmanları zaten kesmişim.
Yani böyle 3 hafta önceden taper'a girmişim.
Koşmuyormuşum gibi bir şey oldu yani.
Sonra bir daha baktım.
Yine ağrı devam ediyor.
İyice işkillendim. Sonra başka bir doktora gittim.
Spor doktoruna gittim bu sefer.
Tekrar gösterdim falan.
Oradaki doktor da şey dedi.
Bu kondromalizi yani bu kırdakla ilgili olan kısım.
Hani birinci seviye sorun değil senin problemin o değil dedi.
Çünkü bir muayene etti. Muayene de hani oradan tepki vermediğim için.
Başka bir işte bursitle ilgili bir problem olduğunu söyledi.
Oraya da bir... PRP yapacağız ve bir hafta içinde geçecek sorun yok.
Sen 44 kilometreyi koşabilirsin.
Hani problem yok her şey yolunda falan filan dedi.
Ama böyle benim bir türlü kafama yatmıyor.
Hani zaten antrenman kesmişim.
Hani dizimde bir problem olduğunu hissediyorum.
Hani PRP'de böyle sihirli bir şey mi?
Hani yapacağım hemen bir haftada geçecek ve 44 koşacağım.
Ve antrenmansız bile 44 koşsan zaten sıkıntı olabilir.
Bir sürü hani yokuş çıkacaksın ineceksin.
Hani kafamda bir sürü soru işareti falan.
Yani Meston Hoca ile konuşuyoruz.
O her gün soruyor sürekli ne oldu ne bitti vesaire.
O da risk almak istemiyor haliyle.
Yani gereksiz yere zorlamamı istemiyor.
Ama ben de koşmak istiyorum.
Yani hatta bu arada tam bu olaylar yaşanırken.
İşte iki hafta önce iki hafta sonu senin bir uzunun vardı.
20 kilometre civarı koşmuştun galiba değil mi?
Evet. Ya ben de orada mesela son uzunluğumu atacağım atamıyorum.
Orada sana eşlik etmek için geldim yani ormanı.
Orada şey trekking yaptım yani.
Orada bile ağrımıştın. Tam ağrı değil ama bir hissiyat vardı yine.
Hani orada da şeyi test ettim.
Aa 10 kilometre yürüdüm ben.
Hani aslında yürüyebiliyorum. Hani yarışta en kötü ihtimalle yürürüm.
Yani geç de yürüsem bir şey olmaz falan.
Kafamda bunları kuruyorum. Hani mutlaka o parkura girmeliyim.
Parkurda olmalıyım diye. O şekilde yani bir motivasyonum var.
Bir taraftan da tabii ki sırf bir yarış koşacağım diye dizimi de...
Sonra çok daha kötü bir hale gelecek şekilde sakatlamak da tabii istemiyorum.
Yani hiç düşünmeden. Böyle bir şey yapmak da istemiyorum.
Doktor diyor koşabilirsin.
Ama doktor diyor koşabilirsin.
Evet ben demiyorum doktor diyor.
Hani dolayısıyla böyle çok arafta kaldığım bir durumdayım yani.
Sürekli kendimi dinlemem lazım.
Sonuçta son kararı ben vereceğim.
Koşacağım dersem koşacağım.
Koşmayayım dinleneyim dersem tabii ki risksiz olan o.
Yani ama koşarsam ve bir şey olmayacaksa onu da yapmak istiyorum falan.
Anladınız yani. O arada derede gidip geliyorum.
Derken ben PRP'yi şöyle söyleyeyim.
Perşembe günü yaptırdım.
İşte bir sonraki Perşembe günü zaten Salzburg'a gittik ve Cumartesi günü yarış var.
Yani bir hafta önce PRP yaptırdım.
Zaten PRP'nin yetki süresi bir hafta on gün yani.
Dolayısıyla bayağı sıkıntılı bir durum benim için.
Şimdi yarıştan iki gün önceki koşumda böyle zaten aklım dizimde bir beş kilometre civar koştuk herhalde.
Easy şekilde. Bakıyorum dizimde böyle bir şey var mı yok mu böyle dizde bir his.
His dediğim böyle örnek veriyorum.
Dizine bant yapışsa o bantı hissedersin ya.
Acımıyordur ama bantı hissediyorsundur gibi.
Öyle garip bir his var ama sonuçta dizime PRP falan da yaptırdığım için hani o tarz hisler de normal biraz.
Ama net bir şekilde bir acı ağrı olmadı.
Ben de yine Araf'tayım işte.
Geçen hafta da böyle ağrı olmamıştı ama bir sonraki koşuda olmuştu.
Ne oldu? Ne bitti? PRP iyileştirdi mi?
Koşabilecek miyim? Koşamayacak mıyım?
Kafamda bin tane soru.
Derken yarıştan bir gün önceye geldik.
Yine şey katran yapacağız.
Bir 5K koşacağız.
Sonra başladık koşuya.
İşte ben yine dizimi dinliyorum.
Şunu düşünüyorum yine.
Koşacak mıyım? Koşmayacak mıyım?
Ama 44 kilometreden hiçbir şey olmama ihtimali hala bana çok uzak geliyor.
Diyorum ki işte bir 5K'sını koşarım.
10K'sını koşarım bir şekilde.
Hani ne kadarını koşarım kalanı yürürüm falan onu anlamaya çalışıyorum.
Derken böyle 20-25.
dakika civarında benim eski diz ağrısı geldi koşarken.
Tam böyle koşunun sonlarına doğru.
Baya dizim acıyor yani ağrı dediğim.
Dizimin önündeki o eski yer acıyor.
Yani ve ben jok atıyorum 5 kilometre jok atıyorum.
Yarın da 44 kilometre koşacağım.
Hani 2-3 haftadır doğru düzgün antrenman yapmamışım vesaire.
Dolayısıyla orada acayip moralim bozuldu.
İyice düştüm.
Hani koşamayacağımı anladım yani.
Bu ayakta bu şekilde koşamam falan.
İşte şey düşünüyorum.
Hiç mi koşmasam?
Veya yürüsem mi?
Ne yapsam? Bir kısmına mı yürüsem?
Sonra oturduk şeyden haritadan şeye bakıyorum.
Hangi CP'lerde otobüsle işte alma var?
Çünkü bazı CP'lerde hani bırakırsan seni oradan götürmüyorlar ama bazı CP'lerde götürebiliyorlar.
Onları da önceden işaretlemişler.
Kitapçıkta falan. İşte baktım orada 22.
kilometrede şey var. CP'sinde seni götürme seçeneği var.
Dolayısıyla dedim ya 10K yürümüştüm zaten.
Bir 10K daha yürürüm.
Ya gerekirse dururum falan bir şekilde.
Video çekerim, fotoğraf şu bu.
22. kilometreden otobüse binerim.
Basar giderim. Sonra hani o şekilde en azından o startı yaşamış olurum.
Bir kısmını parkur görmüş olurum diye.
Düşündüm ama moralim bayağı bozuk yani işte sonra expo'ya gideceğiz yarın yarışma falan.
Yani son durum bu şekildeydi benim sakatlıkla ilgili.
Evet Onur bayağı moralim bozuktu hatta takımdakiler de böyle.
Herkes geliyor evet işte olsun ya şöyleydi böyleydi falan herkes.
O kadar düşmüşüm ki yani.
Neyse devamlı yarışta konuşuruz.
Derken yarıştan bir gün önce yine...
güzel bir kahvaltı yaptık.
Kahvaltıcıya gittik.
Orada yine vegan kahvaltı buldun sen.
Ya şöyle bizim kahvaltı kültüründen farkı onlarda ekmeği bir dilim, büyük bir dilim kızartıyorlar.
Üstüne işte sosunu, salatasını, işte avokadosu, tatlıcını falan böyle hepsini şey yapıyorlar.
Bizde sertme kahvaltı meşhurdur ya.
Ekmeği sonradan getiriyor.
Onlar her şeyi sürüp sana öyle getiriyor.
Benim vegan olan tarafı çok güzeldi.
Orada bir de şey vegan tatlı seçenekleri de vardı.
Vegan banağına bir et yedim.
Çok güzeldi o da. Sonra bir tane daha kek vardı.
Onu da yedim. Kahvaltıda tatlı yiyerek.
Böyle vegan ne bulduysam getirin yiyeceğimi buldum yani.
Güzel oldu o yüzden.
Oraya bir daha gitmek istedik ama kapalıydı.
Yani o da öyle diğer vegan burger gibi yediğim en güzel kahvaltılar listesinde.
Bu arada Salzburg'da ben de yediğim en güzel pizzayı yedim.
Yani bir pizzacı vardı.
Yani daha önce bak İtalya'da bile kaç farklı yerde pizza yedik.
İşte ben pizzayı çok severim.
Türkiye'de birçok pizza yedim vesaire vesaire.
Ve çok sevdiğim pizzalar var ama yani ben Salzburg'da yediğim pizza kadar hiçbir pizzayı beğenmedim gerçekten.
Salzburg'da her yediğimiz şeyi o kadar çok beğendik ki.
Buraya taşınırsak şaşırmayın.
Tam not aldım. Çok beğendik orayı.
Sonrasında Expo alanına gittik.
Expo alanı da Finish'in olduğu yer aslında.
Startımız başka yerden olacaktı.
Direkt o göle sıfır bir alandı.
Çok da güzel bir yerdi.
Expo içerikleri de çok iyiydi.
Maya ürün aldık oradan.
Baya bütçemize zarar verdik.
Ama güzelliği tembih ürünleri almış olduk.
Bu arada kit içeriği olarak baktığımızda da şöyle bir şey oldu.
Tam yarıştan bir gün önce bize mail geldi.
Tişörtleriniz işte bizle alakalı olmayan bir sebepten, global bir sıkıntıdan dolayı işte kargosu yetişmemiştir.
O yüzden daha sonra da adresinize kargolayacağız falan diye.
Yani bilmiyorum bu hikayeyi daha önce Roma Yarı Maratonu'nda da madalyasız koşmuştuk.
Koşu bittiğinde böyle bize madalya resmi olan kartonları vermişlerdi.
Sonradan göndereceğiz dediler ama kimisine göndermişler.
Kimisine bize gelmedi falan mesela.
Bilmiyorum tişörtler gelir mi gelmez mi.
Zaten Türkiye'ye kargo sıkıntı olduğu için gümrükten dolayı.
İşte yine yurt dışındaki bir tanıdığımıza kargolatıp oradan işte bir şekilde alacağız falan filan.
Biraz sıkıntı hani o hoş olmadı.
Bir de güzel başta güzel görünümlü aa ne güzel bir çanta veriyorlar gibi olduk.
Ama sonra baktık ya çantanın fermuarları o kadar dandik ki.
Yani yurt dışından dönene kadar.
Böyle iki tane fermuar olur ya hani aynı gözde ikili fermuar olur.
Yani benimkinin birisi de bozuldu.
Gül'ünkinin birisi bozuldu.
Hani gelene kadar yani daha.
Biz de biraz içini çok doldurduk.
Ya onunla alakası yok. Takılıyor falan sürekli yani.
Dandik bir malzeme.
O bir üzdü yani.
Bir UTMB yarışı olunca insan ister istemez her şeyin daha belli bir standardın üzerinde olacağını bekliyor.
Ne bileyim bu kadar dandik bir...
çanta, fermuarlı bir çanta vereceğine ne bileyim şey ver daha iyi.
Daha küçük bu hani poşet çantalar oluyor ya.
Onu ver daha iyi yani.
En azından şey yani kalitesiz bir ürün vermemiş olursun diye düşünüyorum benim fikrim.
O şekilde. Biraz sinirlenmiştim bu konuya.
Ama tipi güzeldi.
Aynen. Sonra dediğin gibi bayağı sağlam.
Şapkalar aldık. Sağlam bir alışverişimizi yaptık.
Sonra Biz orada yine bir vegan burger bulduk.
Sonra ekip dönerken dedik ki biz bir burger yiyip döneceğiz siz gelin.
Bir de şey göle sıfır olduğu için böyle gölen karşısına oturduk.
Orada burgerimizi yedik.
Hatta şey Özgür Tetik'le Tuğba Teti'yi de gördük.
Onlar da yarışıyordu. Onlar da tam oradaydı.
Denk geldik. Onlarla da sohbet ettik.
Onlar da sanırım 72K'da koştular.
Yani güzel. Bayağı Türk vardı bu arada.
Yani yoldan geçen sanırım bayram olması sebebiyle de.
Hatta Özgür Hocalarla uçakta ilk denk geldik.
Ondan sonra aynı oteldeymişiz.
Oteldeyken denk geldik.
Otobüste denk geldik. Hatta sorduk siz hangi otelde falan.
adını hatırlamadık biz o anda.
Hani hatırlayamadık falan. Sonra otelde denk geldik yani hiç bilmiyorduk.
Sonra expoya gideceğimiz otobüse denk geldik.
Aynen. Expo'da denk geldik.
Yarış. Yarış parkurda denk gelmedik.
Sonrası böyle bir 5-10 kere denk geldik herhalde.
Güzel oldu onlarda.
Görmek de güzel oldu.
Tanıdık yüzler. Evet. Sonra biz orada biraz daha takıldıktan sonra geri döneceğiz.
Salzburg'daki o kaldığımız yere.
Fakat serviste binerken yanlışlıkla Böyle tam böyle servis geliyor.
Kavşan etrafından hani dönerek gidiyor.
Bir şekilde tersi önündekine binmişiz.
Böyle binip oturduktan sonra fark ettik.
Bir baktık tersi öne gidiyor.
Hani haşlata gidiyor. Sonra ya bir baktık böyle tam hani ineceğiz geri bineceğiz ama.
Ya çok güzel yani. Çok güzel.
Böyle şey gibi. Hani Rize'deki yaylalar vardır ya.
Bu Kaçkara gittiğimizde hani gördüğümüz o güzel yaylalar vardı ya.
Onlar gibi böyle. Her taraf yemyeşil.
O yaylaların ortasında güzel kulübeler var.
İçinden yol gidiyor yani.
Çok güzeldi. İnanılmaz güzel yerler.
Ya dedik biraz da bu tarafa gidelim.
Haritadan baktık böyle başka bir gölün kıyısına falan gidiyor.
3-4 bırak sonra dedik.
Orada inelim gölün kıyısında falan.
Hatta bir teleferik gördük.
Teleferik mi yapsak dedik ama.
Ondan sonraki durakta indik.
O durak da şey bir duraktı yani.
Kimse geçmiyor.
Ya haritadan bakıyoruz şimdi.
Şimdi şöyle göle doğru yaklaşıyoruz.
Wolfgang Gölü'ydü galiba.
Göle doğru yaklaşıyor gittiğimiz yol.
Tam böyle bir tane durakta göle sıfır geçiyor.
Biz de hani gölün kenarında inelim ki hani gölü görürüz, güzel dururuz falan diye düşündük.
Tam böyle biraz ezbere yani ayağa kalktık, durağa bastık falan.
Sadece biz indik. Tam böyle gölü görüyoruz görüyoruz derken.
Birden böyle göl gitti.
Gölün önünde arasına böyle farklı işte bir yapılar bir şeyler var.
Yani bir ev mi vardı bir şeyler vardı.
O tarz bir şeyler var ve göle bağlantı kesildi.
Gölü görmüyoruz sadece otoyol.
Biz o şekilde ne olduğunu anlamadan bir indik bir baktık.
Otoyolda kaldık göl yoktu.
Diğer tarafta da böyle direkt dağ var.
Sert bir yamaç başlıyor.
Hani iki tarafı da göremiyorsun falan.
Sonra böyle biraz yürüyelim falan dedik o taraflara doğru.
Ya bir de şey yolu ayrıydı onun.
Onu söylemek istiyorum. Yani bisiklet yolu normal otoban yolundan ayrı bir şekilde yapmışlar.
Ya oraya bayıldık. Ya gerçekten hani bisiklet kazası nasıl önlenir?
Bu şekilde. Yani yola bitişik yapmayarak ayrı bir şekilde.
Şey değil yani böyle ana yola bisiklet yolu çizgisi falan çekersin gibi değil.
Evet. Bildiğin ayrı bir şekilde.
Ya bizde aslında... Hani mavi yollar var ya.
Evet. Biraz ona benzer ama bildiğin aynı asfalt yani.
Yani oradan bir araç geçemez yani.
Tamamen bisikletliye özel bir alan.
Ama o mavi yollar gibi hani biraz kaygan veya işte şey de değil.
Nasıl söyleyeyim hani yağmur yağdığında falan onlar biraz daha kaygan olabiliyor.
Asfalt yolu. Bildiğin asfalt yolu.
Yani otobanın yanına. geniş bir bisiklet yolu yapmışlar.
Kaç tane bisiklet de gördük.
Orada yürüyüş yapanlar da vardı ve göle sıfır bir şekilde.
Yani ve upu uzundu.
Yani otoyol boyunca yani en az 100 kilometrelik bir bisiklet yolu vardı.
Bence yani çünkü o yol boyunca sıfırdı.
Biz hep gittik bayağı 5-6 kilometrede yürüdük.
Haritadan da baktığımda o yol sıfırdı.
Yani insan burada bisiklet sürer yani.
Ben istediğim zaman bisikletimi alıp dışarı çıkabilirim.
Ama şu an Türkiye'de yani şu an oturduğum semtte ben bisikletimi alıp bir 50 kilometre bir yere gitmek zorundayım.
Koskoca İstanbul'da bile sürülecek yerler az çok belli ve onları da...
Sadece sabah belli saatlerde falan sürebilirsin.
Çünkü otoyolda sürüyorsun.
Ayrı bir yolun yok çünkü. Orayı baya imlendik gerçekten.
Yani çok isterdim ben de evimden istediğim zaman çıkıp bisikletimle.
Bir de şey ya. Sonra göle ulaştık hemen biraz yürüdükten sonra.
Yani yan tarafta göl var.
Hani şey gibi bisikletini sür gölde yüz koş falan tam triatlon yapabileceğin gibi.
Gölde göl deyip geçmen yani baya büyük bir alandı yani.
Evet baya büyük bir göl. Alabildiğinde büyüktü.
Çok güzel kulübeler falan var orada.
Ve gölle sıfır bir şekilde banklar koymuşlar böyle ağaçların içinde.
Otur izle yani. Ve birçok müstakil ev vardı.
Evinden çıkıp böyle şezlonguna uzanmış göle giriyor yani.
Ve yemyeşil doğa yani tam yaşanılası bir yerdi.
Gerçekten çok beğendik biz.
Yani hiç planda yokken.
Harika yerler keşfettik.
Buraları da görmüş olduk.
Böyle tamamen spontane yani.
Dur şurada inelim. Aa şuraya yürüyelim.
Şurada şu var, burada bu var falan diye.
Böyle birkaç saat orada geçirdik.
Oradan sonra tekrar döndük.
Son akşam yemeğimizi yedik.
Evet o senin meşhur pizzanı yedik.
Aynen pizzası da çok güzeldi.
Böyle arka bahçesinde.
Böyle filmlerde olur ya böyle hani kafe.
tarzı ama çok samimidir.
Ya böyle sadece çatal bıçak sesleri, açık hava.
Yani böyle güzel, mutlu, gülen insanlar.
Ya gerçekten bir de Salzburg'da yaşayan herkes çok mutluydu.
Ben bunu hissettim.
Ya zaten Salzburg'un nüfusu kaç bindi?
150 bin. 150 bin falan.
İstanbul'daki adam gibi. Bir ilçe.
İlçe değil yani. Değil doğru.
İlçeler daha kalan.
Hatta siz şey demiştiniz yani Salzburg.
Birkaç tane Toki'ye bütün Salzburg'u alabiliyorsun falan yani öyle bir şey.
Dolayısıyla trafik yok.
Kaos yok, gürültü yok.
Çok güzel bir doğası var.
Mesela ben yolda yürüyorum.
Bana yol veriyor.
Ve bundan çok mutlu yani.
Hani geç geç ya hani bu iyilik yapma mutluluğu.
Klasik yurt dışı şey var ya.
Ya gerçekten. Aa durdu bak falan.
Yani öyle şaşırıyorsun.
Ya şu an şey gibi yani bakkala sakız parası verdim.
Sakızı bana verdi alkışlıyorum.
Hani olması gerekeni ve o kadar...
Özlemini çekiyoruz ki yani bize farklı geliyor.
Gerçekten keşke bu güzel ülkede de bunları görebilsek.
Orada ben çok etkilendim.
Gerçekten o huzuru, o refah seviyesini gördükçe o doğa güzelliklerini.
Türkiye'de de çok güzel doğa güzellikleri var.
İnşallah bunların bu şekilde bir refah düzeyine çıkarız diye umuyorum.
Evet o zaman yarış gününe geçelim.
Evet yarış sabahı. Evet ben yine yarış gününde klasik kahvaltım.
Ekmek üstü, fıstık ezmesi ve muz.
Sen bir de tahin pekmez getirmiştin ben Türkiye'den.
Onu da sürdün sen. Evet.
Ben yarış sabahları bir şey yiyemiyorum ama şimdi 44 kilometre koşacağım yani.
Ve o yüzden büfeden aldığımız ekmeği arasına tahin pekmezi sürdüm.
Yedim yani. Zorladım kendimi.
Bir şekilde kahve içtim.
Muzu da yedik. Bir şekilde zorladım ve o koca ekmeği yemek zorundaydım yani.
Çünkü 44 kilometre...
Ki starta da daha zaman vardı.
Ondaydı bizim startımız.
Biz otobüste bir saatte gidiyorduk.
aynı şekilde. O yüzden hani öncesinde beslenme de çok önemliydi.
Bu arada elektrolitli sularımızı da içtik.
Hani çünkü hava sıcak.
Çok terleyeceğimiz belli.
Hani sodyum kaybı da yaşayacağız.
O yüzden öncesinde güzelce beslendik.
Ben savaş boyalarımı sürdüm.
Süsle simler sürdüm ama trail'de sürmeyi düşünmüyorum bir daha Onur.
Yani bir yüzüme foşurt diye yıkanımdaki simler ağzıma gözüme bulaştı.
Sadece renkli eyeliner okey yani şu an simlerle.
Onu yol yarışlarında saklamayı düşünüyorum.
Sonra kahvaltımızı yaptık evet.
Bütün hazırlıklarımızı zaten akşamdan aslında yapmıştık, ayarlamıştık.
Hatta sularımızı bile akşamdan ayarlamıştık.
İki tane 500'lük ikimiz de alıyoruz.
Bu arada ilginç bir şekilde yarışın zorunlu malzemelerinde sadece 500 milim su vardı.
Yani normalde çoğu yarışta hani 15k bile olsa birçok yarışta 15-20k civarında bile 1 litreyi zorunda tutarlar.
Ki gerçekten hava çok sıcaktı.
Ona rağmen sadece 500 milim demişler.
O ilginç geldi. Geçen sene böyle bir sıcak yokmuş.
Baya hatta yağmurlu bir hava varmış.
Ondan önceki senelerde bu sene baya sıcaktı.
Ben mesela RCP'ye geldiğimde 1 litreyi bitirmiştim yani sürekli.
Ben de baya içtim.
Sonra hazırlıklarımızı yaptık.
Start ve finish farklı bir yer olduğu için bu expo alanına değil startın başladığı alana doğru gittik.
Ben otobüs beklerken.
Yolculukta evet aktarma yapacağız bir yerden.
Orada durakta bekliyoruz falan böyle heyecanlıyız falan derken.
Ben bir baktım geleyimde suluklar yok.
Suluklar otel odasında masada dikilmiş bir şekilde durmuş.
Ben koymayı unutmuşum.
Yani akıyordu ucu.
Böyle hani kilitli değildi.
Hani akıyor diye oraya bırakmışım ve bıraktım gibi unuttum.
Yani içinde karbüçlerim var, işte sodyumlar falan, elektörtlü sular.
Orada otel odasında unuttuğumu fark ettim.
Ve biz zaten... Yolu yaralamıştık yani.
Geri de dönemezdik. Ve gideceğimiz yer farklı bir start noktası olduğu için orada da suluk yok.
Expo olsa hani expodan alayım falan dersin.
Yanıma yedek zaten elektrolitimi getirmişim.
Yani karbonhidratımı getirmişim.
Hani biraz canım sıkıldı.
Ekip arkadaşlarımla sağ olsun Semih, Seyran.
Mesut Hoca, hepsi moral destek verdiler.
Hatta Semih kendi suluğunu, şey el suluğu vardı, onu verdi.
Onur bana kendi koca yürekli suluğunu verdi bir tanesini.
Ben de şeyi düşünüyorum.
Ben zaten yürüyeceğim ya.
Hani sana 500'ünü vereyim.
500'de ben bir şekilde idare ederim falan.
Zaten koşmayacağım falan diye düşünüyorum.
Aslında bu arada belki de daha zor.
Çünkü yürüdüğüm için CP'ye çok daha geç ulaşacağım o sıcağın altında ama.
Hani orada sen koşacağın için daha önemliydi benim için.
O şekilde... Senin moralini falan düzeltmeye çalıştık ettik.
Ben çok kötü oldum. Bir su şişesi sende, bir su şişesi bende.
Bir de sende küçük el suluğu vardı.
Aynen. O şekilde start alanına geldik.
Sonra tam startta indik.
Neyse ki orada bir market gördük.
Hemen gittim markete.
Marketten küçük 500 milimlik pet şişeler aldım böyle birkaç tane.
Ve ben direkt pet şişe koydum.
Sende pet şişe ilk başta koymadık.
350 milimlik el suluğu artı 500'lük vardı.
Evet sonra o suluk biraz sallanınca su akıtmaya başlayınca ben dedim pet şişeyle devam edelim.
Dolayısıyla biz ilk defa bir yarışa yani bir suluk ve bir pet şişeyle katıldık.
Bildiğin yeşil pet şişe böyle küçük.
Durup... Kapağını açıp içmen lazım.
Ben o yüzden şey yapıyordum böyle.
Hani özellikle yürüme yavaş olduğum zamanlarda o pet şeyi kullandım.
Bir de böyle foşur foşur şapşup şapşup böyle sallanıyor.
Ama bir şekilde idare ettik yani.
Evet o iyi oldu. Hani gerçekten orada hani insan susuz kalmaktansa hani aman yok işte...
Kışı özel sulukmuş şuymuş buymuş bakmıyor yani.
Peçiş olsun yeter.
Su verin bana. Su olsun yeter ki.
Zaten başlamadan önce orada bir çeşme gibi bir şey vardı.
Şapkalarımızı ıslattık, kafamızı ıslattık, her yerimizi ıslattık.
Bir de tuvalet şeydi, konteynerlarda vardı.
Ben onlara girmeyi pek yapamıyorum yani.
Birazcık hijyenden dolayı biraz rahatsız oluyorum.
Orada bir tane ev gibi böyle bir kafe gibi bir yer buldum.
Böyle girdim bir şekilde.
Orası bir de Salzburg olsun.
Yani yurt dışı seyahatlerimiz olsun.
Nerede tuvalete girdiysen çok iyi.
Yani tertemiz.
Yani ben herhangi bir küçük bir yere gitsem bile tuvaleti çok iyiydi.
Yani yurt dışının o özelliğini çok sevdim.
Ve o şekilde hallettik tuvaleti.
4 kişi startta yerimizi aldık.
Mesut Hoca'ya gönderdik.
O da yerini aldı.
Hatta startta gelirken yine orada bir...
Suluk satan bir yerde bulduk ama orada 250 milimlik suluk kalmıştı sadece.
Orada mesela 250 milimlik suluk kullanmaktansa 500 milimlik peşi şeyi de tercih ettik.
Sonra dediğin gibi Mesut Hoca'yı gönderdik starttan.
Üçümüz kaldık. Seyran, sen, ben.
Start böyle köy içi bir yer.
Çok kalabalık ama küçücük bir yer.
Start tag'i de o kadar küçük gibi.
Start'ı göremiyorduk hatta yani böyle.
Hatta kadınlar bir dakika sonra başlayacak falan filan dediler ama.
Öyle bir sıraya girecek bir şey yok.
Yok yani hepimiz böyle şey preslenmiş bir şekilde başladık.
Dalga start gibi başladı zaten.
5 kişi 5 kişi 5 kişi salıyorlar.
Başladı. Gerçekten dar bir alandı yani.
Derken o şekilde startı verdik aslında.
Biz böyle heydi dağlarda gibi böyle tin tin tin.
Ya ben ilk defa bir yarışa böyle 3.5-4 pace ile başlamadım olur.
Yani çok mutluyum. Böyle 5.30'da böyle yavaş yavaş başladık böyle.
Muhabbet ederek kameralarla çektik.
O güzeldi bence.
Bir de şimdi ilk defa 44 kilometre koşacağımız için zaten şey yapıyoruz.
Hani ağırdan alıyoruz.
Aynı zamanda ben zaten sakatlık durumu olduğu için ben şey modundayım.
Evet dün 20-25.
dakikada dizime ağır geldi, acı geldi.
O acının üzerine de o acıyla koşmayı Düşünmüyorum.
Hani zorlamak istemiyorum.
Dolayısıyla o ağrıyana kadar ben devam edeceğim.
Ağırdıktan sonra yürüyeceğim.
Dururum, yürürüm, dinlerim.
Artık kafama göre takılırım diye düşünüyorum.
O yüzden sizle birlikte ben de koşmaya başladım.
Öyle yavaş yavaş. Başladık yani koşuya.
Sonra zaten 1-2 kilometre asfalttı.
Gene böyle yayla gibi yeşillikler var.
Patikaya girmeden önce.
İlk patika 2. kilometrede başlıyor.
Böyle şey es dalgalı böyle yaylıların içinde böyle yemyeşil geçiyorsun.
Böyle insanları da görüyorsun böyle önündekileri arkadakileri böyle yığılı insan var.
Dediğin gibi bir de böyle bir yarış gibi.
Başlamadı. Normalde bam bam gitmeye başlarsın ama herkes sohbet ediyor.
Biraz da arkadan başladığımız için olabilir.
Yarış hedefiyle başlamadığımız için.
İkimiz de senin de zaten dizin yeni yeni iyileşiyor falan.
Bu arada benim dizimde 6.
ayı geçtik. Ve ben artık İznik'ten sonra toparlamıştım.
Artık hiç dizimde ağrı olmuyordu.
Ama yine de kilometrelerimi arttıramadım.
Antrenmansızlık vardı aslında. Evet antrenmansızlık vardı.
Çünkü arttırmaktan da korkuyordum.
44 kilometre için ben haftalık 30 kilometre belki koşabiliyordum.
Bu çok az bir kilometre.
En kötü şey dedim.
Yürü koşlarla bir şekilde sürdürürüm.
Bir yere kadar giderim. En azından bir oyunda kalırım diye düşünüyordum.
Diz için bir şey düşünmüyordum.
Ağrır mı? Ağrırsa hangi kilometrede ağrır?
O zamana kadar yani hiçbir dizi ağrısı çekmemiştim.
O yüzden güzel güzel tatlı tatlı gidiyorduk.
Hatta siz önden...
İlk bir 500 metre bir kilometre beraber gittik.
Sonra işte Semih'e ben sen git dedim.
Böyle hafif bir yokuş başladı. Ben çünkü temkinliyim.
Aynen yokuşta yürüyeceğim falan diye şey yapıyorum.
Biz sonra Seyran'la beraber geçtik orada.
Ben böyle yokuşta yürüyorum aynen.
Böyle biraz yürüdüm.
Aynen hafif yokuş. Sonra bir tekrar koşmaya başladım.
Önde sizi görüyorum falan.
Derken böyle 1-2 kilometre geçti.
Sonra patikaya girdik.
Patika böyle ilk başta genişti.
Ondan sonra böyle single tray'e döndü bir yerde.
Biz orada çok bekledik Seher Hanım'la.
Gerçekten hani. Şöyle yer yer yürüyordu.
Yer yer hızlanıyordu.
Yer yer yavaşlıyordu. Ben bu arada şey mantığı da düşünüyorum.
Normalde mesela bir single track yavaşlayıp durduğunda böyle şey yaparım.
Yani gitmek istiyorum gidemiyorum moduna girerim.
Burada şey diyorum. Oh be yavaşladı single track ya da durdu.
Yürüyoruz. Dizim biraz dinlensin.
Yürürken hani az yük biner.
Hani o şekilde daha idareli dizimi idareli kullanmaya falan çalışıyorum.
Çünkü şey diyorum ya single trackte ben durmaya kalksam işte arkamdakiler geçerken sürekli rahatsız olacak falan hani insanları şey yapmak da istemiyorum.
Hani şu single trackte sıkıntı çıkarma falan diye böyle dizime şey yapıyorum yani.
O şekilde hani dur devam et dur devam et.
Single track geçti. Böyle derken ben burada 20-25.
dakikalara geldim. Orada hani şey yapıyorum artık.
Bu patikada 2 ile 5 kilometre arasıydı işte.
Ben de tam patikanın sonlarına doğru diyorum tamam hani diz ağrısının artık geleceği yere doğru geldik.
Çünkü zaten 3 haftadır 5 kilometreden uzun koşum yok.
5-6 kilometre maksimum yani.
Ve zaten 3-4 kere koştuysam ikisinde de dizim ağrımış.
Hani yok 2 kere enjeksiyon olmuşum falan filan.
Hani geçmişim kötü yani o anda.
O yüzden hani 25-30'lardan sonrasının ne olacağını zaten bilmiyorum.
O yüzden derken bu şekilde Patika bitti.
Hatta 5. kilometrede Patika'dan çıktık.
Bu arada harita şöyleydi.
İlk 6 kilometre bir yerde bir tur atıyoruz böyle o köyün etrafında.
Şey gibi İznik'te de start alıyorduk.
Derbent Köyü. Derbent Köyü aynen.
Kaç kilometre dönüyor? 4 kilometre.
4 kilometre dönüyorduk.
Aynı onun gibi burada da 6 kilometre dönüp tekrar starttan geçiyoruz.
Tekrar böyle seyirciler, ziller çalıyor falan bir moral topladık orada.
Ben o patikaya girerken sizin biraz önünüzde girmiştim.
Hatta sonradan patikaya girmeden biraz hızlanmışım.
Sonra patikadan çıktım arkadan bir baktım sizin sesler geliyor.
Tekrar sizle birleştik.
Beraber tekrar köyün içinden geçtik.
Şey çok güzeldi köyde işte bir şeyler çalıyorlar.
İşte orada tezahürat yapıyorlar vesaire şen şakrak bir şekilde yani o köy civarından geçtik.
Sonra birbirimizin fotoğraflarını videolarını falan filan bayağı takılıyoruz eğleniyoruz yani.
Ya hiç böyle yarış gibi değil yani tamam çünkü şey hani daha 5.
kilometredesin daha koşacağım.
40 kilometre var hani rahatına keyfine bakmadınız.
Evet şimdi şöyle ben önce Seyran'la sizi çekiyorum.
Sonra Seyran şey dedi ya gel ben sizi çekeyim.
Sonra Seyran bizi çekiyor.
Sonra Seyran'ı ben tek çekiyorum falan filan.
Bütün kombinasyonları denedi.
Bütün kombinasyonları yaptık o arada yani.
Hazır birbirimizi bulmuşken.
Tekrar köyden çıkınca yine asfalt yol devam ediyordu.
Bu arada çok asfalt var.
Ya gerçekten benim en çok şaşırdığım şey o oldu.
Yani yarışın. %50'si belki.
Hissiyat olarak en az %50 diyorum.
Hani ezbere bilmiyorum. Şu anda ne kadar asfaltlı ne kadar değildi ama bana sorsan yani hatırladığın ne desen en az yarısını asfalt koştun derim.
O benim için bir tıka el kırıklığıydı.
Çünkü hani ultra trail olarak geldiğin için böyle biraz daha pratikada koşmak istiyorsun.
Hem diş sağlığı açısından.
Mesela bir şey söyleyeyim mi?
Ben asfalt yolların bir çoğunda asfaltın yanındaki o toprak çim hani otluklar var ya koşulabilecek olan kısımların bir çoğunda orada koştum.
Hani asfaltta koşmamak adına.
Bazı yerlerde tabii ki iyice çalışırıp olduysa koşamadım ama.
Hani yer yer yani asfaltın dışına çıktım.
Rahatsız oldum çok asfaltta olmaktan.
Asfalt ama böyle şey o yayla gibi yemyeşillik içinden geçiyorsun.
Yani hani yol ve güzelliğin içinden.
Şey sinir bozucu. Sağına bakıyorsun yayla soluna bakıyorsun yayla falan filan.
Ama sen asfalta koşuyorsun.
Hani manzara efsane her şey.
Ama asfaltta gidiyorsun falan.
Bir de sıcak olduğu için o sıcak da asfaltın sıcağı da bayağı etkilenmişti.
Bir de sonuçta hani trail ayakkabıların var ya.
Evet. Ayakkabılar da yine iyi asfaltta koşabiliyorsun ama yani çok asfaltta özetle.
Yani şey olabilir Onur.
Hani ilk 44 kilometresini koşacaklar.
Hani çok fazla yokuş deneyimi olmayan hani teknik.
Patika istemeyenlerin tercih edebileceği bir parkur bence.
Teknik olan birkaç kısım vardı.
Ağaç kökleri özellikle.
Çok sert çıkışlar, çok sert inişlerin olduğu yerler vardı ama.
Kısaydı ama. Aynen parkur genelini düşünürsen.
Toplamda birkaç kilometre geçmez yani bu bahsettiğimiz aşırı teknik olan kısımlar.
Geneli koşulabilirdi yani parkur gayet razı.
Kızılı bir parkur. Kızılı bir parkurdu evet.
Çünkü aslında birçoğu asfalt demek.
Asfaltta hız yapabilirsin demek zaten.
İrtifa kazanımı da 1500-1600 metre civarı.
O şekilde. Biz sonra çıktık 6.
kilometrede köyden. Öyle biraz daha gittik.
1-2 kilometre yine beraber.
Sonra yokuş aşağı gidiyoruz.
Ben yine biraz saldım kendimi.
Ben orada biraz şaşırmaya başladım artık.
7 oldu, 8 oldu.
Hala dizde bir şey yok falan.
Sonra 8.30-9 civarı böyle sert hatırlıyor musun?
Sert tırmanışın olduğu bir yer vardı.
Hani baton açsam mı açmasam mı diyeceğim bir yer ama.
Çok uzun değildi. Orada ben bottom açmadım.
Biz de Seyran'la konuştuk.
Bence sırası değil. Ben haritadan baktım.
Birinci CP'den sonra açacağız falan filan diye öyle konuştuk.
Ama belli bir süre sonra bir yerde açtık diye hatırlıyorum.
Tam belki ikinci CP ile de karıştırıyor olabilirim.
Böyle bir Seyran'la bayağı sohbet ederek de koştuk.
Belli bir yerde böyle bir çok kalabalık vardı.
Bir çıkış vardı. Orada bir koptuk gibi olduk.
Sonra tekrar CP'de buluştuk.
O da güzel oldu. Sonra bu çıkıştan bahsettiğim çıkıştan sonra 2,5 kilometre boyunca iniş vardı.
Böyle bir tık sert gibi. 150 metre iniyorduk.
Biraz teknik inişti orası.
Ama ben teknik inişlerde falan tabii aşırı yavaş iniyorum.
Hani dizimden korktuğum için inişler daha da sıkıntı aslında bana.
O yüzden aynı şekilde sana da.
O yüzden hani aslında böyle inişlerde hani paldır küldür inersin ya.
Onu tam yaşayamadım.
Ben de böyle hep böyle...
sık adımlarla küçük küçük yani uzun ileri adımlar yerine sık adımlarla veya sağ ayağımı öne koyup seke seke seke seke aynen öyle ben de o şekilde yaptım hani sakat olmayan
ayağıma biraz daha yük verecek şekilde bir de ben çıkışları da hani hiç zorlamamak için çıkışların çoğunda yürüdüm yani kendimi öyle zorlamadım çünkü neyle karşılaşacağımı bilmediğim için o
şekilde devam ettik böyle bir sen geçiyorsun bir Seyran'ı görüyorum falan.
Biz bir üçümüz yine karışık şekilde ilerliyoruz yani.
Böyle 10 kilometre civarlarında.
Sonra işte bir ara yine kaybolduk falan.
Ben böyle gidiyorum. İleriden bir baktım.
Aa Gülen tek başına koşuyorsun.
Seni gördüm. Dur dedim arkandan yaklaşıp videonu çekeyim.
Ama sen beni görmedin. Benim olduğunu bilmiyorsun.
Tam böyle çıkardım. Video açtım.
Böyle arkandan videoyu çekiyorum.
Bir baktım böyle sen ellerinde böyle dans etmeye başladın.
Ama sağa sola bakıyorum.
Herkes de hani böyle sırt çantaları suluklar böyle bildiğin ciddi bir şekilde trail koşuyor.
Sen böyle doğayı izliyorsun.
Ellerinde hareketler yapıyorsun.
Müziğin ritmini falan tutuyorsun.
Böyle ben hayretle seni izliyorum.
Nasıl bu kadar keyif alıyorsun diye falan diye.
Baya bir gittik öyle ya.
Böyle herhalde birkaç dakika sen öyle dans ederek.
Orada bir runner's high olmuş.
Tam runner's high'ın denk geldi.
Bir şey kamera açsan öyle olmaz yani.
Bilsen olmazdı yani.
Çok iyi. Ve hani her yerde de dans etmiyorsundur.
Tam orayı yakalamışsın.
Sevdiğim bir müzik denk gelmişti.
Onların ritmiyle olmuştu hatırlıyorum.
Benim için çok güzel bir anda biliyor musun?
Senin gerçekten bu koşuldan bu kadar keyif aldığını gördüm ya orada.
Çok mutlu oldum yani.
Teşekkürler. Evet, Mozart Maratonu bölümümüze burada bir ara veriyoruz.
Devamı için haftaya Part 2'de görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
