
Bu yıl ilk kez düzenlenen Lidya Kral Yolu Trail’deyiz! 🏃♀️🏃🔥
Manisa / Salihli’nin hızlı 6K ve 13K parkurlarında yarıştık.
Bu parkurlarda neleri deneyimledik?
Dere geçişleri, 30 ve 40k parkurlarında bazı bölümlerde koşmanın yasak olması, röportajlar ve daha fazlası…
Hepsi bu bölümde!
🎧 Koşver Gitsin başlıyor!
Instagram:
https://www.instagram.com/kosvergitsin
https://www.instagram.com/gulinlekos
https://www.instagram.com/onurlakos
Reklam ve işbirlikleri için:
kosvergitsin@gmail.com
Transkript
Herkese merhaba. Koşver Gitsin Podcast kanalına hoş geldiniz.
Ben Onur. Ben Gelin.
Bu bölümde sizlerle geçen hafta katıldığımız Lidya Kral Yolu koşusunu konuşacağız.
Bu yarışta 6K, 13K, 30K ve 40K parkurları vardı.
Manisa Salihli ilçesindeydi.
Bizim aslında pek bu yarışa önce de hazırlanmamıştık.
Yani son hafta karar verdik.
Cüneyt abi bizim aklımız içeride ama iyi oldu.
İyi ki katıldık dedik.
Yani güzel yerler görmüş olduk.
Hani bu yarışlar sayesinde bir şehir daha tanımış olduk.
Güzel oldu. Bir dahakine ama daha güzel gezeriz.
Evet bu sefer çok fazla gezemedik.
Sardesantik kenti vardı mesela.
Orayı belki bir dahaki geldiğimizde görebiliriz.
Evet bu yarışa gitmeden önce hani Lydia Kral yolu böyle bir iddialı bir isim aslında.
Bir nedir ne değildir diye baktık.
Bu Lidyalılar zamanında yani parayı ilk bulan medeniyet zamanındaki ticaret yolu olarak geçiyor.
Şöyle bir fotoğraflara videolara da baktım.
Aslında 30 ve 40K'da asıl parkur orada var.
Yani incecik bir yol böyle iki tarafın uçurum olduğu çok güzel gökyüzüyle dağın birleştiği o manzaralar çok hoşuma gitti.
Evet bu yarışın şöyle bir özelliği vardı ben daha önce böyle bir şey hiç duymamıştım.
30 ve 40K parkurunda bahsettiğin yerde bir patika var.
Patikanın sağıda uçurum, soluda uçurum.
Böyle yani üçgen gibi o üçgenin tepesinde gidiyorsun gibi bir şey.
Orada 250 metre civarı bir yerde koşmak yasaktı.
Çok tehlikeli olduysa. Yani öyle olunca tabii daha çok böyle cezbediyor, ilgi çekiyor.
Ben hatta şey bu 30-40K'larla koşanlarla konuştum.
Oradan daha tehlikeli yerlerden geçtik aslında falan diyor.
Gerçekten 30 ve 40K için biz koşmadık ama koşan arkadaşlarımızdan dinlediğimiz kadarıyla teknik bir parkur.
Özellikle 30K'da şey demişler hani sol bile çok yüklendi sol tarafı.
Eğimli yerler varmış.
Koşulamayacak seviyede teknik yerler de var galiba duyduğum kadarıyla.
Fotoğraflarını gördüm Onur.
Çok güzeldi. İncecik o yolda iki tarafı uçurum gökyüzü birleşmesi.
Yani bir aklımda orası kaldı seneye bir parkuru yükseltip oraya gitmek istiyorum.
Evet biz 6K ve 13K parkurunda koştuk.
Gül'ün sakatlıktan döndüğü için 6K parkurunu tercih etti.
O şu an herhangi bir yarışa gideceğimiz zaman bakıyor en az kaç var diye.
Aslında ben de orta parkurda koşmayı seviyorum ama bu sakatlıktan dolayı böyle artık nerede en küçük yani bir kilometre yarışına bile katılabilirim.
En küçük oysa katacağım.
Çünkü şey birazcık da bu dizide denilmiş oluyorum.
Tam toparladığımda yavaştan kilometrelerimi tekrar yükseltirim diye düşünüyorum.
Ya ben gerçekten kısa parkurları çok sevdim.
Yani tadında yani hiç yorulmuyorum.
Ya yoruluyorum ama çok şey şu an hani koşmadığım için kondisyonum da yeterli değil.
Yani basmak istiyorum basıyorum ve enerjim bitiyor parkur bitiyor.
Ama zaten şu an 6K'dan keyif alıyorsun ama.
Antrenmansız olduğun için 13K koşsan aynı keyif almaya bilirsin.
O yüzden şu an antrenmanları arttırdıkça kilometreleri de arttırmayı planlıyorum.
Ama keyifli.
Kısa parkurlara bekliyorum herkesi.
Evet. Ben de 13K'da koştum.
Çünkü bu aralar sık yarış koşuyoruz ve hedef yarışlarda olmadığı için kendimizi çok yıpratmak istemiyoruz açıkçası.
Toparlanması kolay olsun diye.
Hem yarış koşmayı sevdiğimiz için, yeni yerler görmeyi sevdiğimiz için.
Hani bir bahane olsun istiyoruz ama her gittiğimiz yerde de 30-40 koşarsak çok yük bindirmiş oluruz.
Ona göre antrenman hacmimiz olması lazım.
Koşu hacmimiz ki toparlanmamız daha kolay olsun.
Evet. Ama mesela bu yarışın güzel yarınlarından birisi 6K parkurunda bile o dere geçişi vardı.
Öyle 1-2 güzel yer vardı.
Bütün parkurları o dere geçişine bağlamışlar.
Bunu da anlatacağız ilerleyen zamanlarda.
Hatta şey diyordu galiba teknik toplantıda.
Dereden geçmediyseniz yanlış yerdesiniz falan.
Öyle bir şey vardı. Ama işaretlenmeler falan çok iyiydi.
Hiç ben sıkıntı çekmedim.
Ben de sıkıntı yaşamadım. Ve Onur.
Bence bu yarış için en söyleyebileceğim şey çok fazla fotoğrafçı vardı.
Ve ben kadın fotoğrafçı gördüm ilk defa bir yarışta.
Ve birkaç tane kadın fotoğrafçı gördüm.
Çok hoşuma gitti. Bu alanda da kadınlarımızı görmek umarım diğer yarışlarda da artar.
İnşallah. Daha biz bu podcast çekerken fotoğraflar yayınlanmadı ama ben baya ümitliyim yani o kadar fotoğrafçıya çok fazla güzel fotoğraflar gelir diye düşünüyorum.
Sitesinde çok güzel vardı fotoğraflar ve bizim o kesin derede de çok güzel fotoğraflarımız olacak.
Evet yani genel olarak böyleydi 6K ve 13K parkuru hızlı parkurlardı çünkü irtifa kazanımı da çok yoktu.
Mesela 13K parkurunda 280 metre civarında bir...
İrtifa kazanımı var. Hani gayet hızlı koşulabilecek bir parkurdu.
6K'da da 6.86 normalde yani tam 6 değil.
Yani neredeyse 7 kilometre.
165 metre şey vardı, elevasyon vardı.
Ya aslında şöyle diyebiliriz.
Mesela 6 ve 13 hızlı parkurlar.
Hatta bu parkurlar için yol ayakkabısı biz tercih ettik.
Bunlar ne kadar hızlı parkurlarsa 30 ve 40K'da teknik bir parkur.
Orada da gerçekten teknik bir trail ayakkabısı gerekiyor.
Evet o zaman yavaştan yarışa doğru geçelim.
Geçelim. Biz yarıştan bir gün önce cumartesi günü İstanbul'dan yola çıktık.
Cüneyt abiyle birlikte katılacaktık yarışa.
Şimdi biz bizi tanımayan kişilere anlatılmış gibi konuşuyoruz ama biz aslında yarışlara giderken genelde tanıdığımız arkadaşlarımızla beraber gidiyoruz.
Onların da isimleriyle sesleniyoruz ama birçok kişi tanımıyor olabilir.
Bu yüzden güzel bir biz kimiz, neyiz, nasıl başladık videosu da çekmek istiyoruz aslında.
Kimlerle koşuyoruz, ne yapıyoruz.
Onu da bir tanıtmak istiyoruz.
Cüneyt abi de bizim arkadaşımız.
Neredeyse tüm yarışlarda beraber koşuyoruz.
Bu yarışta da tabii onsuz olmazdı.
Evet Cüneyt abiyle her yarışın öncesinde ve sonunda da eğlenceli analizlerimiz de oluyor.
Bu yarışta da ilk konumuz ayakkabıydı aslında.
Çünkü 13K parkurunun özellikle yarısı asfalt yarısı trail toprak yol parkurundan oluşuyor.
Dolayısıyla biraz arada kalmıştık.
Aslında teknik toplantıda da yol ayakkabısı giyilebilir demişlerdi.
Orada bir tam arada kaldık emin olamadık ne yapsak trail ayakkabısı mı giysek yol ayakkabısı mı giysek diye.
Sonra biz yoldayken Cüneyt abiler daha erken gitmişti zaten.
O güzel bir parkur testi yaptı.
Önce parkurun asfalt kısmını böyle arabayla birkaç kilometresin arabayla gitti.
Ondan sonra parkura girdi yol ayakkabılarıyla.
Böyle orada biraz parkur test etti.
Biz yolda gelirken de bize Whatsapp'tan işte şöyle mesajlar geliyor.
Onur'cum 6. kilometredeyim zemin sert toprak burada giyebiliriz sorun yok diyor.
Böyle 5-10 dakika sonra bir daha video geliyor.
Onur'cum yokuş aşağı 4 pacelere indim kaymıyor şu an sıkıntı yok.
İşte biraz daha ilerlemiş.
Zemin gayet uygun yol ayakkabısı giyebiliriz falan diye böyle kısa kısa videolar gönderdi.
Hatta en son şeyi gönderdi.
Evet otel odası uygun.
Start noktasına yakınız.
Dördüncü katta yerinizi ayırdım.
Yani gerçekten biz gitmeden her şey tamamdı ya.
Kafamız da bitmişti.
Kafamızda her şey netleşmişti.
O güzel oldu. Ondan sonra yol ayakkabısı giymeyi seçtik ikimiz de.
Bu arada yani üçümüz de yol ayakkabısıyla yarıştık.
6K ve 13K parkurlarında.
Ve üçümüz de memnunduk pişman olmadık.
Çok az bir benim mesela 6K'da da çok hafif bir toprak vardı.
Yani geri kalan asfalt ve betondan oluşuyordu.
Şöyle tabii ki bazı toprak taşlık yerlerde triyle ayakkabısı olsaydı daha iyi olurdu diyeceğimiz yerler vardı.
Ama sonuç olarak bir o kadar da asfalt olan yer vardı ve orada da triyle ayakkabısı giyseydik ya keşke yol ayakkabısı olsaydı diyeceğimiz yerlerdi sonuçta buralar.
Yani birini seçmek zorundaydık.
Yol mantıklı oldu. Ama yol ayakkabısı mantıklı oldu.
Ama şunu söylemeliyim.
Eğer bu yarış yağmurlu bir günde olsaydı o zaman yol ayakkabısı kesinlikle kurtarmazdı.
Çünkü zeytinlik geçişleri falan var yani.
Böyle bildiğin sert toprak olan yerlerden geçiyoruz ama eğer yağmur olsaydı oraların hepsi toprak yumuşamış olacaktı.
Dolayısıyla normal bir gün için, güneşli bir gün için, yağmursuz bir gün için yol ayakkabısını ben tavsiye ediyorum.
Ayrıca yarışın otelden başlaması da güzel.
Yani otel yarışlarında daha rahat oluyor her şey.
Yarış sabaha daha kolay oluyor.
Yarış sonrası daha kolay oluyor hemen bittiğinde otele geri dönmesi.
Hatta bizim MW Challenge'da da öyleydi.
Direkt otelden başlayan yarışları sevdik yani.
Otel de güzel bir oteldi bu arada.
Evet Thermal Hotel'de ve orada yarış sonrası recovery falan da yapabiliyorsun.
O güzel oldu ve akşam yemeğinin de otelde olması yine iyi bir şey.
Akşam yemeği için yer aramıyorsun vesaire.
O konuda rahattık, memnun kaldık.
Yarış öncesi gün bu şekildeydi.
Ertesi günde kalktık, bizim standart yarış kahvaltımızı yaptık.
Ekmek üzeri fıstık ezmesi ve muz.
Ondan sonra ısınmamıza çıktık ve startta hazır bir şekilde yarış alanına geçtik.
Aslında tam starta giderken bir koptuk ikimiz.
Ben seni bir daha göremedim.
Böyle ben ısınmamı yaptım.
Biraz arkalarda kaldım.
Çünkü 13K ile 6K'nın startı beraber alınıyordu.
Bir de şey düşünüyordum ben.
Çok da basmam herhalde gibi düşünüyordum.
Ön taraflara gidemedim.
Çok kalabalıktı. O şeyim de yok.
Sakatlık riskim de var.
O önde başlayayım özgüvenim de yok.
Ben o yüzden bir tık arkada başladım ama sonradan pişman oldum.
Keşke önde başlasaymışım.
İlerleyen dakikalarda anlatacağız.
Evet start da bayağı kalabalıktı gerçekten.
Yani sadece bizim parkurda 200 küsur kişiydi.
Yani tam küsur altını hatırlamıyorum ama.
Artı sizin parkur var.
Ve 6K ve 13K birlikte başlıyordu.
O şekilde startımızı aldık.
Yine burada Cüneyt abiye değinmeden geçebileceğim.
Cüneyt abi değişik bir şey denedi bu sefer.
Bazen böyle önde başlayınca hani ön grupla böyle kendinizi kaptırabiliyorsunuz ya.
Gitmemeniz gereken daha yüksek hızlarda gidip sonradan sıkıntı yaşayabiliyorsunuz falan.
O tarz bir durumda kalmamak için dedi ki bu sefer ben farklı bir taktik uygulayacağım.
En son başlayacağım.
Ben de tamam falan dedim.
Ben şey zannediyorum ama hani startın arkasında diziliyoruz ya.
O böyle en arkaya geçecek.
Hani start verilecek. Herkes koşmaya başlayacak.
O da en arkadan başlayacak zannediyorum.
Sonradan videosunu izledik.
Start veriliyor. Bütün herkes boşalıyor falan böyle.
Hani bildiğin sessizlik oluyor yani.
Bütün sporcular gitti. Cüneyt abi arkada böyle suyunu içiyor falan sağa sola bakıyor.
2,5 dakika beklemiş. 2,5-3 dakika beklemiş.
Ondan sonra hatta ona özel bir tekrar geri sayım yaptı.
3-2-1 böyle şey dışarıdan bakınca sanki tek başına zamana karşı yarışıyormuş gibi falan bir durum yani.
Onun da şöyle güzel bir psikolojisi olmuş sonradan şey diyor.
Böyle gelirken 200-250 kişiyi geçtim diye çok iyi hissettim falan.
Ayak beni de geçti falan.
Hatta şey diyor. Ya diyor ben seni koşmayacağız zannediyordum falan.
Abi dedim ya koşacağım bu sefer falan.
Hani koşacaksın da tın tın koşacaksın.
Bakıyorum saatime 4-10 gülün hala önümde falan diyor.
Hani sen bayağı koşmuşsun gülün.
Dedim abi ilk kilometreler öyleydi de sonradan kondisyonun eksikliğini hissettim.
Ya bir de şeyle başlıyoruz ona.
İlk iniş yokuş aşağı böyle parket taşlarından iniş.
Ya orada ben şey oldum arkada başladım ama böyle tın tın gidiyordum.
Ya bir dakika ya dedim. Ben hızlı koşabiliyorum.
Hani o an onu hatırladım.
Hani tın tın gitmek gibi bir şeyim yok.
Ben dedim hızlı niye koşmuyorum?
Birden bacakları saldım böyle geçtim.
Orada bir 4.30 ile başlamışım ilk kilometre.
Sonradan tabii şeyi hissettim.
Bacakların o antrenmansızlığının nefesimi.
Sonradan biraz yavaşladım ama güzel başladım bence.
Hatta ilk kilometrende de TRT sporla...
Aa evet. Ya birini geldim merhaba naber dedim böyle laf attım.
Ya çok tanıdık bir sima.
Nereden hatırlıyorum? Kaçkar'da.
Kaçkar'da görmüştüm ben.
TRT Spor Yıldız'dan Mustafa Yaldız Doğan.
Ya böyle o an hatırlayamadım ama sonradan kendisi dedi işte ben TRT'den falan.
Aa dedim bildim bildim.
Ya o sırada da yokuş aşağı iniyoruz.
Böyle parkurun ilk başlangıcı.
O da iyi koşuyormuş demek ki.
Yani iyi konuşabildim yani.
Ben konuşamam diye düşünüyordum.
İşte ben dedim işte koşar gitsin podcast yapıyoruz falan diye.
Öyle bir küçük bir konuşmamız oldu.
O da yayınlamış zaten o küçük bir kısmı.
Güzel oldu yani. Sonrasında şey zaten 13 ve 6K'larla beraberdik.
Bir iki kilometre sonra yollar ayrılıyor.
13K'lar buradan deniyor.
6K'lar biraz daha köyün içinden geçiyor.
Ya bir şey vardı Onur.
Yol... Hep asfalttı yani trail çok azdı.
Bir de şey hayvan kokuları vardı yani.
Evet ben de yer yer fark ettim onu.
Yani doğa doğa ciğerlerim açıldı yani o kokularla.
Bir de bizim altıka... Gerçek bir köy hissiyatını yaşadık orada.
Aynen. Ve altıka şeydi biraz az yani benim koştuğumda tek başıma koşuyordum.
Başta bir şey vardı genç bir çocuk vardı.
O böyle koşuyor duruyor koşuyor duruyor.
Ben de öyleyim.
Ben de koşuyorum, duruyorum.
Özellikle yokuşlarda biraz yürü koş yaptım.
En son işte bizim o CP'ye geldim.
Üçüncü kilometrede su CP'si vardı.
Hatta şeyden duydum.
Red Bull'un arabası vardı.
Müzik çalıyordu. Ne güzel.
Bu arada benim çok kötü yarıştan önce unuttum.
Kulaklığımı unutmuşum. Kemik iletimli kulaklığımı.
Yani dış sesleri duyan bir kulaklığım yoktu.
O yüzden ben de normal kulak içi kulaklığımı aldım.
O da kulağımdan düşmesin diye.
O sıcak havada kafama baf geçirdim.
Yani birazcık şey konforsuz oldu ama gene de idare etti beni.
Ama Red Bull'u duydum.
İşte orada su içtim.
Biraz soluklandım.
Nabzımı düşürdüm.
Bayağı iyi geldi. Sonra ben işte o suyu içerken bir tane yaşlı bir adam geçti benim.
Tıntın koşuyor. İyi koşuyor bence.
Önümde iki tane rakip var.
Bir genç çocuk, bir yaşlı adam.
Yani ben de nefesimi toplamışım.
Yavaş yavaş gidiyorum. Onları takip ettim ettim.
Yer yer beraber yürüdük, yer yer beraber koştuk.
En son ben biraz daha kendimi iyi hissettim.
Bravo dedim onlara ve o inişe indim.
Evet bu CP'den sonra da parkurlar birleşiyordu zaten.
6K parkuruyla 13K parkuru aynı parkurda koşmaya başlıyor.
Ben de o CP'nin olduğu yere geldiğimde biraz şaşırdım açıkçası.
Çünkü böyle biraz daha gelmeden önce şimdi benim gözümden düşün patikada koşuyorum.
Sağda solda ağaçlar, manzaralar, ormanda insan bile yok.
Hiçbir canlı görmüyorum öyle bir yer.
Birden böyle inceden müzik sesi duymaya başlıyorsun.
Sonra böyle bir köşeye bir dönüyorsun.
Orada bir kocaman böyle bir stand var DJ müzik falan.
Hani o ortamın içinden bir anda oraya girmek gerçekten şaşırttı beni.
Bu arada benim parkurda şöyleydi.
İlk birkaç kilometre asfalt yoldan gidiyorduk.
Hatta sizin parkurla bir yerde ayrıldık.
Köy içine doğru giriyoruz.
Ondan sonra böyle yer yer...
Toprak zemine girdik, yer yer tekrar asfalta çıktık.
Bazen şöyle asfalt değil ama böyle toprak da değil veya taşlı toprak gibi yollar olur ya böyle köy yollarında daha çok olur.
Bilirsin açık renk böyle sert bir toprak vardır.
Arada taşlar vardır.
O tarz yollar da vardı.
Bunların çoğunda yol ayakkabısıyla rahat bir şekilde koştum.
Çok bir sıkıntı yaşamadım. Ondan sonra o patika kısımları başladı.
Özellikle irtifa kazanımı böyle 6.
kilometre civarında başlıyordu bizim parkurda.
O kısımda artık daha böyle patika yerlerini görmeye başladık ve irtifa kazandıkça şöyle bir yamacın kenarına çıktık.
Böyle bir dağ düşün o dağın kenarında bir yolda koşuyoruz ve sol tarafımız uçurum.
Böyle çok güzel manzara var ve orası da böyle dümdüz gitmiyor.
Dağın etrafında zigzag çiziyoruz sürekli böyle slalom yapar gibi.
Bir içeri doğru giriyoruz bir dışarı doğru çıkıyoruz.
Böyle yer yer açıklık oluyor önündekileri görebiliyorsun.
Hani yer yer kapanıyor hiçbir yeri göremiyorsun.
Hani önündeki dağın kenarının arkasını göremiyorsun vesaire.
O şekilde eğlenceliydi o kısmı bayağı beğendim ben.
Oralardan geçtikten sonra zaten bu sizin CP'ye ulaştık.
Oradan yine o yokuş aşağı bahsettiğin kısma geldik.
Evet orada beton vardı yokuş aşağı.
Yani şey biraz da toprak da vardı.
Burada diyor ki ben...
Gülün gerdir yani. Git burada bütün yokuşta kaybettiğin peysi kazan.
Ben en son bir denedim.
Ne kadar inebilirim? Ne kadar hızlanabilirim falan.
En son saatte böyle 3.30'u gördüm.
Dedim dur yani.
Çünkü toprakta ayakkabı da kayabilir.
Yani bunu gördüm.
İyi tamam dedim ya. Hani bacaklar şeyini kaybetmemiş sadece.
Çalıştırmamı bekliyorum. O an bir ağrı olmadığını.
Yani olmuştur da ben de biliyorum ama.
Mesela durduracak bir şey olmadı.
O adrenalinle hiçbir şey anlamıyorsun zaten.
Ama durdurmadı sonuçta.
Tabii ki beton zemin sağlıklı bir zemin değil.
Traillerde olması da aslında biraz tatsız bir durum ama.
Bu çok kısa bir yerde.
Birkaç yüz metre falan da herhalde.
Ben biraz seviyorum.
Kaçkarda da bir bölüm vardı.
Şu yüzden seviyorum. Biraz böyle zaten trilye yokuşlarda yavaşlamışken o beton zemininde hızlanmak bana kendimi biraz iyi hissettiriyor.
Kısa bir bölümse o yüzden hani benim açımdan çok bir sıkıntı olmuyor.
Bu arada şimdi ben suyu içtim CP'den biraz yokuş çıkıp hızla indim ya.
Bende gene şey bu trilyedeki olan olay oldu.
Yani dalak şişmesi sağ alt karnımda bir ağrı oluyor.
Yani bu birazcık da şeyden oluyor genelde.
Suyu fazla içmek.
Bir ani hızlanma peysinle yani bir de ben böyle arkama sağıma soluma baktım kim geliyor kim geliyor orada gene kastım kendimi derken yani zaten yavaşladığım için hani o ağrıyı azalttım
ama gerçekten şey peysimde koşsam o ağrı beni koşturmazdı mesela hızlı koşsam.
Bu arada o yokuşta gerçekten dik bir yokuştu.
Şöyle yani frenlemekte ben bayağı zorlandım yani saldım gidiyorum ama hani nasıl duracağım falan diye indim yani orada.
Bu arada benim de tam böyle o bölgelerde önümde birisi vardı böyle kırmızı tişörtlü.
Adım adım İzmir yazıyordu.
Adım adım İzmir ekibinden birisi.
Biraz da yaşça da büyüktü böyle benden.
Böyle sürekli aramızda bir mesafe var.
Böyle işte hep onu takip ediyorum.
O bölgede hatta biraz daha yaklaştığım yan yana geldik.
Böyle birbirimizi çekmeye başladık.
İşte ben biraz gidiyorum o bırakmıyor o da bende geliyor.
Ben de onu bırakmıyorum derken böyle o son 2-3 kilometre birbirimizi çeke çeke ilerledik.
O da güzel oldu benim için.
Ya evet böyle gerçekten parkurda tek başına koşunca ya da parkurda böyle yürüyen olunca senin de direkt modun düşüyor yani.
Ya tek başına kalınca yavaşlıyorsun ya da yavaşlayan birini görünce sen de yavaşlıyorsun.
Ya böyle hızlı giden yani parkurda şey yapan birine tutunmak seni gerçekten o parkurda hızlandırıyor yani.
Keşke benim de olsaydı.
Evet yani kesinlikle yarışı böyle daha dinamik tutuyor.
Farklı insanlarla birlikte koşmak.
Hatta bende de şey oldu mesela böyle yarışın 5.
6. kilometrelerinde bir kadın koşucunun yanından geçerken arkada kadın var mı diyor.
İşte evet var diyorum. Ne kadar arkada işte yakında mı?
Evet yakında diyorum. Bizim Cüneyt abiyle geçen yarıştaki.
Kötü adam söyledi.
Aynen konuşma gibi oldu.
Helis Kaş Ultra Trail'i dinleyenler hatırlayacaktır.
Yani kısaca baya dinamikti.
Benim de hep böyle önümde biri vardı, arkamda biri vardı.
Böyle kendimi hiç yalnız bulmadım yani yarışta.
Soluklanamadın o yüzden. Evet.
Ondan sonra da o şeye dönelim, parkura dönelim.
O yokuş aşağı indiğimiz yerden sonra biraz daha köy içinden geçip ondan sonra dere geçişine...
O meşhur dereye geliyoruz.
Evet. Bu arada galiba 30K ve 60K'da bir dere geçişi daha varmış.
O da böyle yani diz üstüne kadar su varmış.
Ama bizimkinde bilek seviyesinde bir suydu.
Yani bence gayet güzel oldu.
Ben yarıştan önce şeyi düşünüyordum.
Ya şimdi hani yol ayakkabısı giyelim diyoruz ya.
Yarı trail parkur. Ya diyorum şimdi yol ayakkabılarını giyeceğiz.
İyice her tarafı çamur olacak.
Bir de dereye mereye gireceğiz.
Hani böyle ayakkabılar leş gibi olacak falan diye birazcık onu düşünüyorum.
Nasıl temizleyeceğim o ayakkabıları?
Böyle bir içimden onu geçirmiştim.
Ama sonra şunu gördüm ki parkurdan geldik.
O dereden geçtik ya.
Benim ayakkabı tertemiz oldu.
Böyle eski halinden daha temiz oldu yani öyle söyleyeyim.
Gülüm bak ayakkabılarım yıkandı.
Yıkamamıza gerek yok. Şey de güzel oldu yani.
Su o kadar soğuktu ki.
Yani geçtikten sonra ayakların böyle anlık olarak donuyor.
Ve koşarken o buz gibi ayaklarla koşuyorsun.
Bana yine o MW Challenge'da bisikletten inip donmuş ayaklarla koşuya başladığım anı hatırlattı.
Bu arada bana da şey oldu.
Ben şimdi koş antrenmanı yapmıyorum ya birden hızlandım.
Ayaklarımla uyuşma hissettim.
Böyle birkaç kilometre ayaklarımı hissetmeden koştum böyle.
Ayaklarım kırıncalandı.
Sonra o dere geçişinde de baya soğuktu su.
Dondu ayaklarım ama benim ayakkabı biraz daha böyle jel tabanlı böyle kalın bir ayakkabıydı yol koşusu olarak.
Suyu çok emdi. Böyle tuğla gibi oldu ayaklarım ya.
Bir ağır oldu yani.
Bir tık o suyu tuttuğu için.
Biraz ayaklarımı ağırlaştırdı ama iyi geldi.
Ben suda böyle bayağı da fotoğrafçı vardı.
Onları merakla bekliyoruz.
Şapur şupur böyle tamamen çok eğlenerek böyle bağıra çağıra geçtim.
Hatta dereden sonra şeyi gördüm.
Ali Rıza'yı gördüm parkura düşenler.
Onunla da böyle kısa bir röportaj yaptık.
O da orada bekliyordu böyle parkurdaki insanları.
Ve birçok röportaj yaptı.
Hem güzel eğlenceli oldu hem koşarken hem de onunla karşılaşmak.
Sen yani bir yarıştaki röportaj yapmış oldun.
Evet bir başlangıçta.
Bir de kamerayla yarışı kayda aldım.
Ben de onlarla yapıyordum.
Onlarla benimle yapmış olduk.
Bakalım onu da şey yapacağız.
Sonrasında da son yokuş yukarı otele çıkış bölümü var.
Çok kısa orası artık bir herhalde 300 metre civarı falan mıdır bilmiyorum.
O mertebelerde bir mesafe kalıyor.
Yani o son yokuşla bitirmek gerçekten birazcık acılı bir bitiriş.
Ama o yokuş da yokuş gibi değil yani.
Hani yukarı doğru. Gerçekten dik bir yokuş.
İlk başlarken nasıl bam bam bam indiysek.
Ya bir de şey oluyor onların.
İşte Gülistan abla beni fotoğraf makinesi çekecek.
Ya beni görüyor ya.
Rahat rahat yerine geçiyor.
Kamera yerler. Çünkü ben çok zor geliyorum.
Zamanı böyle gelmez. Yani bir aman kaçırdım hemen çekeyim olayı.
Bir de böyle yokuşun tepesinde herkes böyle ellerini arkasına atmış.
Hani çık yokuşu hadi izleyelim.
Böyle hani keyif alıyorlar oradaki insanları.
Hatta o sunucu Tanser Kadar'da hadi az kaldı.
Hadi gel elini tutuyor veriyor falan.
Ben çok eğlendim orada yani.
Orada şey diyor. Gül'ün yanlış tarafa gidiyorsun buraya gel diyor.
Sen böyle. İnsanlar orada açıkta duruyor.
Sen herkese çak yapmaya, tribünlere oynamaya gidiyormuşsun.
Herkese çak yapa yapa.
Gözümün içine bakıyorlar herkes gelebilecek mi?
Hala koşabilecek mi? Ben o coşkuya kapıldım falan.
Koşamayanı bile koşturur yani orada.
Herkesi finiste beklerken aşağıdan yukarı çıkmak.
Ama bir orada kramp girme tehlikesi var yani.
O hızlı bir geldiysen eğer.
Ama güzeldi. Ben böyle finishleri seviyorum yani.
Acılı ama benim de hoşuma gitti.
Ama bu hani direkt böyle normalde şey hani son bir yokuş çıkışı olur sonra düzlük olur biter ya bu öyle değil.
Direkt baya böyle tam yokuş çıkarak bitiriyorsun öyle bir yer.
Ben hatta yokuşta böyle bir kişiyi daha geçmiştim.
Orada artık şey oluyor yani son gazını veriyorsun.
Her şeyini veriyorsun.
Normalde yarış içinde olsa o kadar hızlı koşamayacağın bir hızı da artık bitirmiş oluyorsun.
Ya benim de şey oldu ben şimdi biraz arkada başladığım için ya bu gun time, chip time olayları var.
Yani başlangıç saatiyle kendi geçiş, o chipten geçiş saatim farklı.
Ya benim de aslında şey biraz daha önde başlasaymışım önümdeki çok yakınmış bana.
Ama ben biraz geride başladığım için onu çok görmedim.
İşte o yokuşta gördüm onu.
Ya böyle birazcık saklandım beni görmesin belki yetişirim diye.
Ama beni gördü birden yürüyordum.
Bu konuşmaya başladı.
Dedim ah kaçırdım bir şeyi.
Sonra baktım aslında çip time'ımıza göre çok yakınmışız.
Yani biraz daha önde başlasaymışım birbirimizi de çekebilirmişiz yani.
O da güzel olurmuş. O yüzden yarışlarda önde başlamak çok önemli.
Bunu bir kez daha farkına varmış oldum.
Evet bir dahakine daha önde başlarsın artık.
Sonra da yarışımızı bitirdik.
Benim 13.46 kilometre saatime göre.
284 metre irtifa kazanımı var ve 1 saat 2 dakika 32 saniyede bitirdim.
O da yaklaşık 4.39 pace'e denk geliyor.
Yaş grubunda 3. olduğum 30-39 yaşta.
Ben de 6.86 kilometre gösteriyor saatte.
165 metre irtifa kazanımı ben de 42 dakika 27 saniyede bitirdim.
Ortalama 6-10 pace'e denk geliyor.
Ben de genel kadın klasmanda 5.
ve yaş grubunda...
Bilince aldım. Evet sonra yarışlarımızı tamamlayınca otele geçtik.
Orada biraz. Termal havuza geçtik.
Evet termal havuzu da birazcık recovery yaptık.
Sonra odaları toparladık.
Dörtteydi zaten ödül töreni.
Biraz alışveriş yaptık.
Expo alanında yine güzel şeyler vardı.
Evet U-Trail de vardı orada.
Oraya da uğradık. Evet.
Hatta şeyleri gördük.
MG Kare Endurance'ı gördük.
Orada Murat Güne ile Merve Güne'yi biz severek takip ediyoruz.
İki triatlet. Yani onlarla da tekrardan bir selamlaştık, görüştük.
Ödül töreni beklerken şeyleri de gördük.
Bursa Koşa Akademisi'nden Semih, Cihan, Yalçın Hoca.
Evet, onlarla da sohbet ettik.
22 Mart'ta zaten parkur testinde görüşeceğiz.
Bir aksilik olmazsa buradan yine dinleyicilerimizi de davet etmiş olalım.
Ya bu arada ben kürsüde bir olay yaşadım.
Hani farkındalık olması adını anlatıyorum.
Kürsüye çıktığımda...
Çıkamadığında. Bence bu kürsüye çıkanların bayraklarında standart bir ölçüden daha fazla büyük olanları kabul etmemeleri lazım.
Çünkü çarşaf boyutunda bir bayrak açtığınızda diğer sporcuları da etkiliyorsunuz.
Belki o sporcular o kulübün koşucusu değil ama sen iki kolunu ful açınca yanı onların da görüntülerini almış oluyorsun.
Ben de mesela Ki tamamen birinciliğe işte çıkarken pardon dedim ama bence şey oldu.
Ben kötü niyet olarak düşünmüyorum.
O an o kürsünün büyüsüyle kulakları duymamış olabilir.
Hani o açmak yani birden çıktı ve erkek birincisi.
Bu arada kadınlarla erkekler aynı kürsüde çıkmıştı.
Benim yaş kategorimin birincisi erkek.
Açtı çarşaf boyutuna baya büyük bir bayrak.
Ya ben geçmek istiyorum hani çıkmak istiyorum falan beni duymadı falan.
Pardon, pardon dedim. Ortada durdu bir de.
Evet ortada durdu.
Sonra beni gördü. Böyle hafif çekildi.
Hala açıyor vardı. Ya ben dedim ne olacak hani ben nasıl açacağım bayrak.
En son ben bayrak açmaya çalışıyorum.
Onun bayrağının üstünü açıyorum.
Kenardayım, köşedeyim.
Böyle bir şey oldu.
Ya çocuğa da bakıyorum şey yani çok mutlu.
Yani hani ama ben de mutlu olmam lazım hani.
Ben onun kulübünün koşucusu da değilim.
Hani birazcık daha nasıl diyeyim anlayış olması lazım.
Belki bayrak kalmamıştır ona o yüzden büyük bayrağı vermişlerdir falan.
Hani anlıyorum ama böyle ikili koşucular çıkacaksa mesela iki çift kürsü varsa o kulübün.
Hani büyük bayrağı beraber açarsınız.
Tamam anlarım ama tek başına da kocaman çarşaf gibi.
Evet yani bayrağın büyük olması ayrı bir de iki kişi çıkılacaksa kürsünün yarısını kullanmak gerekiyor.
Orada bir art niyet olduğunu ben düşünmüyorum.
Muhtemelen dediğin gibi o kürsü sarhoşluğuydu.
O heyecanla fark edilmeyen bir şeydir.
Ama dışarıdan izleyince çok göze çarpıp hoş olmayan bir durum olarak da gözüküyordu.
Zaten sonradan işte böyle bir şey savaşı, kürsü savaşı mı dedilerdi.
Ayrı bir kürsü de ayrı bir mücadele vardı.
Evet ya her tarafın zorlukları işte şeyleri, plaketleri verince.
Bayrağı kaldırdı. O sırada ben tekrar bayrağı açtım.
Güzel bir fotoğraf yakaladım.
Ama keşke böyle olmasa.
Gerçekten kendi ölçülerimiz boyutunda olsa daha iyi olur.
Ben biraz daha orada kendime yer bulma çabası içinde yaşadım.
Birinciliğin sevincini yaşamak varken.
Orada 15-20 saniye kalından bir süre zaten.
O an sağa sola bakıp poz verip mutluluğu yaşayıp inmek istiyorsun.
Böyle şeyler Yani yaşamamak daha güzel olurdu.
O yüzden buradan bir hatırlatma yine bir kamu sıfatı yapmış olalım bu konuyla ilgili.
Ama dediğim gibi orada kimse böyle bir şeyde sonuçta tanımadığın etmediğin birisi sana bilerek yapacak hali yok.
Farkında değildir aynen.
O yüzden o konuda bir farkındalık oluşturmuş olalım buradan da.
Benzer bir durumu biz Kapadokya'daki kürsüde de yaşamıştık.
Mesela orada takım kürsüsüydü bile.
3 kişi 3 kişi çıkıyorduk.
Orada ben de yan taraftaki kişinin bayrağının tamamen arkasında kalmıştım.
Böyle şeylere biraz daha dikkat etsek, biraz daha bilinçlensek güzel olur.
Çünkü neredeyse her yarışta olan şeyler.
O yüzden bence de hatırlatmak iyi oldu.
En kötü şey de olabilir.
Kürsüye çıkacakların bir bayrak boyut sınırlandırılması getirse yarışlar tarafından.
Şu boyutlardan daha fazla atıyorum 30-50'den daha fazla alınmaması lazım belki de.
Öyle bir standart gelse iyi olur.
Ya da en azından herkes bilincinde olarak çıksa yine durduğu yer, tutuş pozisyonu vs.
daha iyi olacaktır. O büyüye kapılabiliyor çünkü insan fark etmiyor yanındakini.
Önceden bir farkındalık oluşturursak ne mutlu bize.
Bu arada bir de şöyle bir durum vardı.
Esen'in ve Cüneyt abinin sürelerinde gun time ve chip time süresi aynıydı.
Yani aslında... İlk start verildiği andan daha geç başladığınız için o aradaki farkın çıkarılması gerekiyor.
Bazı sporcuların sürelerinde bu tarz bir durum olmuştu.
Sonradan gidip bunu fark edip gidip oradan değiştirmek gerekiyordu.
Önümüzdeki yıl belki bu konuda biraz daha dikkat edilebilir.
Belki de teknik aksaklık olmuştur.
Bir de şey de olmuştu.
Şey çok komikti. Finish'den geçtiğimiz o balon şey.
Finish tagı. Finish tagı.
Rüzgardan mı şeydir?
İki dürü düşüyor. Rüzgardan değil de onu şişiren bir kompresör var ya.
Birkaç kişi hop tutuyorlar tekrar.
En son vazgeçtiler ondan kaldırdılar.
Tansar kadar şey diyor hatta şaka yaptık falan.
Şaka yaptık diyor tutuyorlar.
İlk organizatör çok normal.
Aksaklıkların olması şey olması.
Önemli olan oradaki o sinerji.
Herkes burada bir şeyler yapmak istiyor.
Koşucuları memnun etmek istiyorlar.
Onu görüyorsun. Organizatörler gerçekten şeydi böyle çok yardımsever her şey ve oradaki diğer görevliler de hep böyle çözüm odaklı.
Yardımcı olmaya yönelik davranıyorlardı sürekli.
Gayet güzel bir ortam ve atmosfer vardı.
Hatta yarış sonunda bize mesaj atmışlar bir değerlendirme anketi olarak.
Yarış hakkındaki düşünceleriniz, neleri daha iyileştirebiliriz.
Bu çok güzel bir şey yani.
Ben ilk defa görüyorum bir yarışta değerlendirme anketi.
Bence tüm yarışlarda bu şekilde bir geri dönüş, bir anket olması lazım.
Evet ben de ilk defa gördüm.
Yani üşenmemişler baya bir soru ve detay eklemişler.
İşte size iyi yönleri neydi kötü yönleri neydi nasıl daha iyi geliştirebiliriz.
Gerçekten yani organizasyonun daha iyi olması için çabaladıklarını gösteren bir detaydı gerçekten.
Benim de hoşuma gitti bu.
Kesinlikle. Ya bir de şey olarak düşünüyorum ben.
Ya farkında mısın sürekli konuştuğumuz yarışlarda hep şey diyoruz.
İlk defa düzenlenen veya geçen yıl ilk defa düzenlenen.
Yani bu son 1-2 yılda yepyeni yarışlar çıkıyor.
Bunlar çok güzel bir zenginlik.
Kesinlikle. Koşuya başladı çok uzun zaman olmadı ama bundan 2 sene önce bile baktığımızdaki yarış sayısıyla şu anki yarış sayısı arasında dağlar kadar fark var.
Hatta biz mesela yurt dışı yarışlarına gittiğimizde orada şunları görüyorduk.
Mesela atıyorum Fransa'dan böyle herhangi bir hafta için bak en az 3-5 tane farklı trail yarışı, birkaç tane yol yarışı.
Boş hiçbir hafta sonu yoktu.
Ne güzel falan diye içimizden geçiriyorduk.
Şu an neredeyse Türkiye'de de benzer bir yere denk geldik.
Herhangi yarış olmayan bir hafta yok.
Hatta artık yarışları seçmekte zorlanıyoruz.
Aynı hafta iki tane üç tane yarış oluyor.
Hangisine gitsek diye arada kaldığımız çok oluyor.
Bunlar çok tatlı dertler.
Yani her yarışın bizim için bir zenginlik olduğunu düşünüyorum.
Umarım gelecekte de böyle her ilde her yörede.
Türkiye'mizin bu güzelliklerin olduğu her yerde bir yarış olur da bizim için de gidip görmeye bahane olur.
Daha çok yarış görürüz.
Daha çok yeri gezip görmüş oluruz.
Kesinlikle. Sadece koşu yarışı da değil.
Ben özel triatlon yarışlarını da artmasını isterim.
Yani doğatlondur, akuatlondur.
Mesela kaçta akuatlon olacak mesela özel olarak.
Yani bir MW var triatlon bildiğimiz özel yarış.
Yani bu tarz sadece koşu bazlı değil de bu üçlü ikili branşların da artmasını isterim açıkçası.
Evet gün geçtikçe yarışların da böyle artmasını ve çeşitlenmesini temenni ediyoruz.
Bu yarış da genel olarak bu şekildeydi.
Biz beğendik. Tansal Kader'in sunumu da çok güzeldi genel olarak.
Yani enerjimiz hiç bitmedi.
Hiç bitmedi. Ama şey de çok güzeldi.
Mesela Cüneyt abi ve Gülistan abla beraber geldik.
Yani Gülistan ablanın o desteğini çok hissettim.
Gerçekten bu yarışlarda mutlu oluyoruz, güzel şeyler elde ediyoruz ama bunu sevdiklerimizle paylaşmak bizi daha da mutlu ediyor.
Evet yani böyle iki kişi gittiğimiz yarışlarda hep bir şey eksik kalıyor.
Özellikle ikimiz de yarışıyorsak.
Ama böyle takımla gittiğimiz veya arkadaşlarımızla gittiğimiz yarışlarda çok daha keyifli geçiyor.
Zaten bir süre sonra camia çok da büyük değil.
Böyle bir süre sonra herkes arkadaşın, eşin, dostun olmuş oluyor.
Her yarışa gittiğinde birileriyle görüşüyorsun.
O yüzden siz de yarışlara tek gidiyorsanız ya da bizi dinliyorsanız mutlaka bizi gördüyseniz Parker'da selam vermeyi unutmayın.
Bu yarışa beraber gelmişiz anlamına geliyor.
Bundan da çok mutluluk duyarız.
Evet bu bölümümüzün de sonuna geldik.
Bizleri Instagram, Spotify ve Apple Podcast'tan takip etmeyi unutmayın.
Yeni bölümler geldiğinde bu kanallardan haberdar etmiş olacağız sizlere.
Sonraki bölümlerde görüşmek üzere.
Hoşçakalın, sporla kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
