
Eşsiz doğa manzaraları eşliğinde koşulan Kaçkar by UTMB trail yarışı 20K parkurunda yaşadığımız tecrübeleri, Koşver Gitsin’in bu bölümünde anlatıyoruz.
Instagram:
https://www.instagram.com/kosvergitsin
https://www.instagram.com/gulinlekos
https://www.instagram.com/onurlakos
Reklam ve işbirlikleri için:
kosvergitsin@gmail.com
(00:00) Giriş
(10:25) Start
(14:20) Sert Tırmanış
(18:50) 1. CP
(27:54) 2. CP
(31:44) Finish
(36:47) Talihsiz Olay
(39:05) Son Kısım
Transkript
Herkese merhaba, Koşver Gitsin Podcast kanalına hoş geldiniz.
Ben Onur. Ben Gülin.
Bu bölümde konumuz Kaçkar Bay UTMB.
Türkiye'de ilk defa gerçekleşen bir UTMB organizasyonu bu.
Bu yarışa katılmayı düşünüyorsanız size çok faydalı şeyler çıkacaktır bu bölümden.
Evet öncelikle UTMB nedir?
Bununla başlayalım. Evet Gülin sendeyiz.
UTMB yani Ultra Trail de Mont Blanc, Mont Blanc'da etrafında koşulan, 10 bin metre civarında tırmanış içeren ve 170 kilometrelik bir ultra trail yarışı.
Yarış Fransa, İtalya ve İsviçre sınırları boyunca ilerliyor ve dünyanın en prestijli trail yarışlarından biri.
Ve hatta trail dünyasının olimpiyatı da diyebiliriz.
Evet bir de bu yarışın farklı kategorileri de var.
Örnek olarak CCC 101 kilometre ve 6000 metrelik elevasyon var.
OCC kategorisi 55 kilometre, orada da 3500 metre elevasyonlar.
Yani farklı uzunluklar ve farklı zorluk seviyeleriyle farklı yarışlar da düzenleniyor bir şekilde.
Tabii bu yarışlara böyle isteyince hemen giremiyoruz.
Bunun için UTM'nin Burst Series yarışlarından girmemiz gerekiyor onlardan.
Hatta tamamlamamız da gerekiyor.
Tamamladıktan sonra farklı parkurlara göre stone denilen yani taş toplamamız gerekiyor.
Bu taşlarla da...
İstediğimiz bu OCC olsun CCC veya UTMB yarışlarına çekilişe girmeye hak kazanıyoruz.
Evet bu World Series'den bir tanesi de aslında Kaçkard'ı.
İlk kez Türkiye'de yapıldı.
O yüzden büyük bir heyecanla biz de yarışa katıldık.
Aynen biz de 20 kilometre parkurundaydık.
İkimiz de stonlarımızı bir tane kaptık.
50 kilometre parkurundakiler de 2 ston kazandı.
100 kilometre parkuru iptal edildi çığdan dolayı, çığ tehlikesinden dolayı.
Bu sene de katılmayı düşünüyoruz çünkü harika bir yarış deneyimi yaşadık.
Bunların hepsini ilerleyen zamanlarda anlatacağız.
Evet çığ tehlikesi demişken yavaş yavaş yarışa geçelim o zaman.
Özellikle yarışa bir hafta veya birkaç gün kala çok büyük bir kaos oldu gerçekten.
Çünkü bize kaç kardan videolar düşüyordu sosyal medyada.
Orada işte bugün çığ düştü, yarın işte yol çöktü.
Çalışmalar devam ediyor işte sel bastı mahsur kaldık gibi gibi böyle her gün başka bir doğal afet olayı tam da şansa yani yarış haftasında bu tarz haberler geliyordu.
Dolayısıyla yarış iptal mi olacak ne olacak UTMB her gün sürekli bir açıklama yapıyor vesaire zorunlu malzemeler değişiyor gibi gibi bir sürü aksiyon oldu.
Ve en sonunda da yarış günü geldiğinde 100 km parkurunu iptal etmek zorunda kaldılar.
Ve oradaki 50 km parkuru da aslında iptal oldu.
Orijinal parkur.
Daha sonra tehlikeli bölgeleri içermeyen yeni bir parkur tanımladılar birkaç turdan oluşan.
Biz de bu yarışta 20K parkurunda yarıştık.
Ve 1400 metreye yakın bir irtifa kazanımı vardı.
Hatta Rize'ye geldik.
Otele geçerken bile böyle sürekli yollarda iş makineleri vardı.
İşte çökmüş ve yeni yapılmış olan bir sürü yol vardı.
Bungalowlar. Gidiyordu su dağı falan.
Evet. Bayağı kötüydü.
Evet. Sonra biz geldik otelimize yerleştik.
Gerçekten çok güzel manzaralı bir otele gitmişiz.
Tam yamacın orada. Evet yamaçta bir otel.
Ya manzara o kadar güzeldi ki.
Ya böyle balkona çıktığınız zaman hemen karşınızda devasa inanılmaz büyük bir dağ var.
Ama çok yakın. Hani çok yakın ve çok dik.
Sanki böyle elini atsan.
Ulaşabilecekmişsin gibi ve sağa sola bakıyorsun başka hiçbir şey yok böyle devasa büyük.
Sanki bir tabloya bakıyorsun gibiydi yani gerçekten bu hani şey gibi değil böyle herhangi bir yerde bir manzaraya bakar gibi bir şey değildi.
Gerçekten çok farklıydı yani unutamıyorum baya güzel bir yerde.
Hele yarış sabahı nasıldı?
Yarış sabahı sisli böyle.
Karanlık. Böyle bir tam maceraya atılmalık bir.
Ya böyle korku filmi gibi ama böyle şey hani.
Sabahın beşinde uyandılar ve şimdi yeni maceraya gidiyorlar.
Hani böyle filmlerde ilk introda gösterilen bir manzara vardır ya.
Evet gerçekten yarış sabahı bir fragman gibiydi.
Böyle yolda ilerlerken böyle şehrin içinden geçiyoruz.
Böyle taş fırın ekmek kokuları, böyle fırınlar vardı.
Böyle bir yerde durduk hatta şey böyle başa bağlanan böyle küçük küçük zilleri olan böyle bir yazma gibi.
Pushy deniyormuş ona. Öğrendim.
Ondan aldım bir tane.
Bütün yol, bütün Karadeniz onu taktım.
Gerçekten böyle farklı bir ülke olsun, şehir olsun.
Gidince o ülkenin veya şehrin kültürel şeylerini kullanmak beni moda sokuyor.
Yani farklı bir evrende, farklı bir dünyada gibi hissettiriyor.
Ve bu müzikleri dinlemek mesela.
Şu an mesela bu iş yerinde kaç kar sivitlerimizi giydik.
İşe öyle gittik bugün bunu çekmek için.
Ve ben iş yerinde hep çalışırken Karadeniz müzikleri dinledim.
Gerçekten onları dinlerken orada yaşadığım anılar aklıma geldi.
Ve çok güzel deneyimler yaşadığımızı fark ettim.
Bu spor gerçekten farklı kültürleri tanımak için, yaşamak için çok güzel bir araç.
Yani durup dururken şey demezsin.
Hadi ben bu haftasını Kaçkara gideyim.
İşte Hüser Yaylası'na çıkayım falan.
Aslında her zaman yoğunsundur.
Hep bir işin vardır vesaire ama...
Hani bu da bir bahane oluyor. Gidiyoruz yarış bahanesiyle böyle güzel kültürleri görüyoruz.
Diyoruz ki Türkiye'de böyle yerler mi varmış?
Gerçekten bunu dedirtecek çok fazla yerden geçtik.
Çok güzeldi. Yarıştan önceki sabah ise Taşköprü'yü gezdik.
Orada çok güzel fotoğraflar çekindik.
Sonra çarşıya uğradık.
Orada biraz bir şeyler atıştırdık.
Akşam ise takımla beraber akşam yemeğine geçtik.
Evet biz bu yarıştan bir hafta önce MG Adresim Spor Kulübü ile çalışmaya başladık.
Yarış akşamı da birlikte yemek yedik.
Sonra Mestan ve Gamze Hoca ile birlikte taktikleri konuştuk.
Nasıl koşacağız, neler yapacağız onların üzerinden geçtik.
Kafamızı netleştirdik.
Ondan sonra otelimize geçtik.
Tabii konuştuğumuz bir konu da baton kullanıp kullanmayacağımız konusu.
Hala kafamızda net değildi yani.
Batonlar yanımızda ama daha önce biz hiç baton kullanmadık.
Ne yarışta ne antrenmanda bile kullanmadık.
Orada bir parantez açayım yine.
Yani batonları da iyi bir baton alalım, hangisini alalım, şunu mu alalım, bunu mu alalım diye bir uzun bir araştırma sürecimiz oldu.
Sonra yine son dakika bulabildiğimiz tek batonu alıp gittik.
Ben podcast'ı anlatırken fark ettim de biz hani wedge suit'ler olsun, batonlar olsun.
Genelde son dakika.
Ama alabiliyoruz, o da güzel.
Ve şey şimdi baton çok kişisel bir şey kullanımı.
Yani kullanmayı tercih etmeyen de var eden de var.
Mesela tam hoca baton kullanmayı tercih etmiyor ve yarışta birinci oldu.
Bize de daha önce kullanmadığımız için baton kullanımın riskli olduğunu söyledi.
Ama yine de hani kullanıp kullanılmayı bize bıraktı.
Bu arada ben de uçakta baton videoları araştırdım bayağı böyle dinlemeye çalıştım.
En çok hoşuma giden videolardan bir tanesi de Özgür ve Tuğba hocanın çektiği videolardı.
Zaten... Türkçe kaynak pek çok yoktu.
Genelde yurt dışı kaynakları vardı pol olarak.
Türkçe kaynak olarak çok güzel hazırlamışlar.
Yani bayağı birkaç kere sürekli dinledim.
Kafamda ben batonu kullanabiliyorum.
Teorik olarak kullanabiliyorum.
Ve çok güzel bir şey de fark ettim.
Baton sadece yokuşları çıkmak için değil aslında.
İnişlerde de kullanılabildiğini, yürürken nasıl kullanılmamız gerektiğini, koşarken nasıl kullanmamız gerektiğini.
Birçok şeyi öğrendim yani.
Ve sadece...
Teori okey. Kullanma.
Pratiğim yok. Yani pratik için de tek vaktimiz yarıştan bir gün öncesi akşamı.
Yemekten sonraki akşam.
İşte Onur'la otelden çıktık.
Batonlar elimizde. Ya bir yandan yağmur yağıyor.
Biz giyindik. Ya bir toprak alanı arıyoruz böyle elevasyon kazanabileceği.
Çıkacağımız, kullanacağımız.
Ya her yer taş, asfalt.
Yani bir türlü ben batonu saplayamıyorum toprağa.
Yani toprak arıyoruz. Şey zaten Rize'de.
Mesela koşmaya kalksan düz yol olmadığı için hep elevasyon kazanıyorsun.
İltifa kazandığın bir yer.
Evet hatta Cüneyt abi bizden bir gün önce gelmişti.
Bir 5 kilometre jog atayım demiş.
304 kilometre iltifa kazanmış.
Evet bizim baton denemesinde de öyle oldu.
En son artık asfaltta bir tane bir yer bulduk bir otelin girişinde.
İniş çıkış orada deniyoruz ama uçları mahvoldu mu ne oldu mu artık şey yapmıyoruz.
Güzel yani kullanabiliyoruz batonu.
Kafamdaki teoriye göre ellerimde gidiyor ama düşünerek kullanıyorum.
Dedim tamam yarışta kullanalım yani.
En kötü beğenmesek arkaya atarız diye düşündüm.
Evet uçakta izlediğimiz Özgür Tetik ve Tuğba Tetik'in baton nasıl kullanılır videosu gerçekten faydalı oldu.
İlk defa kullanacak olanlara tavsiye ederiz.
Tabii bir de şimdi baton kullanmanın ilk defa yarışta kullanmanın risklerinden bir tanesi de tamam sen bilmiyorsun hani sana zarar verebilir ama.
Yani şimdi sonuçta ucu sivri bir şey.
Başkasına da saplayabilirsin.
Yani bilmeyen birinin kullanması.
O yüzden aslında başkası için bir risk de taşıyor.
Yani şey gibi düşün. Hani bizim triathlon'da draft yasak ya.
Çünkü TT'de hani TT'li kullanımında o öndeki şeyler sıkıntı yaratabilir.
Tehlike arz ediyor başkası için.
Aynı şekilde bu yüzden.
Tabii firin de sıkmanı zorlaştırıyor.
Aynen firin de sıkmanı zorlaştırıyor.
Yani başkasına da zarar verebileceğimizi düşündükleri için riskli bulunuyor.
Ya tabii biz bu riski aldık.
Gerekirse daha yavaş kullanırız.
Hani hep temkinli bir şekilde.
Yani ben biraz da içe doğru yaptım.
Hani saplarsam da kendi ayağıma saplarım.
Yani şey değil. Hani onu bayağı bir çalıştık.
O gece de böyle bitti.
Biraz da ıslandık açıkçası.
Ya bu Karadeniz... Evet yağmur da başlamıştı.
Hep mi yağıyor? Yani geldiğimizden beri yağdı yağdı.
Yani yarış sabahı da yağdı.
Ama yarıştan sonra güzeldi hava.
Evet o zaman da bir güzeldi.
Hatta şey dediler ya keşke yarış ertesi gün olsaymış.
Güneşler açtı, sisler dağıldı.
Ama aslında o yağmurlu o sisli havada da koşmak ayrı bir deneydi.
Onun da güzelliği ayrıydı evet.
O zaman yavaş yavaş starta gelelim artık.
Evet. Start gerçekten çok etkileyiciydi.
Yani çok güzel bir atmosfer vardı orada.
Herkes moda girmişti ve bir yandan tulum sesleri çalıyor, bir yandan geleneksel kıyafetlerle birlikte orada birkaç şov gibi, birkaç gösteri gibi bir şey yapıldı.
Ve böyle tüylerimiz diken diken oldu yani o atmosferin içinde hava daha böyle yeni aydınlanıyor falan.
Ayrıca bu yarışı Ironman'in organizatörleri düzenliyordu.
Giriş çok etkileyiciydi.
Böyle benim tüylerim diken diken oldu, gözlerim doldu.
Böyle onlara bakıyorum.
Onun da gözleri dolmuş yani.
Nereye gidiyoruz? Nasıl bir yarış bizi bekliyor?
Evet ya öyle bir motivasyon sözleri vardı ki böyle işte.
Evet sen işte bu yarıştan sonra asla aynı kişi olmayacaksın.
Böyle cümleler.
Evet yanındakine kolunu at şimdi ona sarıl falan bir şeyler.
Böyle savaşa gideriz yani.
Öyle bir hani moda girdik.
Öyle bir motivasyon.
Ya ben... Tulum sesiyle bu kadar motivasyon olabileceğimi inan bilmiyordum.
Nasıl böyle o tulum sesi bir yandan siyah unstoppable çalıyor.
Yani böyle çok güzeldi yani.
Gerçekten. Efsaneydi.
Çok epik bir anda.
Epikti kesinlikle.
Sonra yarışa başladık.
Evet bir çıkışla başlıyoruz zaten.
Bu arada hala baton kullanıp kullanmamı konusunda karar veremedik.
Yani kullanalım mı nasıl yapalım.
Neyse dedik arabaya atalım yarış sabahı karar veririz.
Evet sonra kullanmaya karar verdik.
Ama sonra batonları belimize takacağımız bel kuşaklarımızın evde olduğunu fark ettik.
Yani aklımıza daha önce gelmemişti.
Sonra yarış sabahı orada son dakika yine.
Yine biz son dakikayacağız her zamanki gibi.
Bunu nasıl çözebiliriz diye expo alanına girip orada birkaç yere baktık.
Böyle starttan yani neredeyse dakikalar önce birkaç deneme yaptık.
Sonra beğendiğimiz bel kuşaklarını aldık.
Evet hatta sırf o bel kuşağı için ısınmayı da kaçırdık yani.
Evet ısınmamız biraz şey oldu yani bel kuşağını takıp, botonları takıp.
Düşüyor mu nasıl oluyor? Bedeni oldu mu falan diye böyle git gel yaparak.
Hopla yazıkla yani şey oluyor mu?
Baştan bir de batonları takınca gerçekten de hopluyor yani.
Biraz da çünkü şey uygun bir şey değil.
Bu arada bizim batonlar normalde bele takmak için uygun değil.
Yani çok daha büyük normalde olması gerekenden ve çok daha ağır.
O yüzden aşırı şekilde ve çok daha uzun bu arada kaplandığında da.
O yüzden oynuyor yani aşırı şekilde.
Biz de dedik 20 kilometre değil mi?
Çıkışta kullanırız.
Hani inişte en kötü ihtimalle durmasa da elimizde tutarız yani.
O kadar dar bir şey değil sonuçta.
Deyip starta başladık diyelim.
Aynen. Ve ilk 6 kilometre.
Hatta sen ilk startta galiba elinden düşürdün değil mi?
Evet. Normal koşuya başladık.
Elimde batonlar. Asfalt.
Yani tamam koşuyorum da.
İlki çıkışta herkes.
Harala gürene koşuyor.
Ben batonla yavaş ilerlemeye çalıştım.
Böyle harala gürene koşmaya tut tut tut elimde gidiyorum.
Yani birden birini kendime saplamak yerine yere düştü baton.
Orada da şey yapıyorsun değil mi aslında?
İlk çıkışta da böyle bir deniyorsun.
İlk kullanımlar. Nasıl bir şey? Asfaltta çat çat çat çat deniyorum.
Elimden düşürdüm. Geri döndüm aldım falan.
Sonra bir süre kullanmadım asfaltta dedim.
Toprağa çıkınca kullanırım.
Toprakta gerçekten. Baton harika bir şey.
Ben bunu anladım. Sanki dört bacaklıyım.
Gerçekten ikisi yorulunca diğeri.
Beni tak tak tak çok güzel o yokuşları çıkardı.
Single track de olsun.
Bir de yollar nasıl?
Tamam elevasyon kazanıyoruz ama normal koşulacak bir yol değil o single trackler.
Taşlar var, sürekli zigzaglar çiziyorsun.
Burada en hızlı bile koşamıyor.
Çünkü Yürümen gerekiyor.
Yoksa o taşa takılırsın.
Zemin müsaitliği, teknik bir parkur.
Evet zaten yarışın ilk kısımları aralıksız çıkışlardan oluşuyordu.
İlk iki kilometrede benim saatimin gösterdiği yükseltiler 120 metre ve 150 metre elevasyon şeklinde.
Ama üçüncü kilometrede bir single track başlıyor.
O bahsettiğin yer. Üçüncü ve dördüncü kilometre.
İki kilometre sürüyor. Yani 265 metre kilometre başına.
elevasyon kazancı var.
Yani 2 kilometrede 500 metreden fazla kazanıyoruz.
Orada gerçekten hani biz böyle yarıştan önce ne bileyim yavaş da olsa hep koşabilir miyiz falan filan derken hani orada hani yürümeyi durdurmadan yürümeye devam etmek bile bir kesinlikle
ya. Çok zor bir olaydı. Benim 18-19 pace'lerdi.
Aynen benim de o şekilde.
Orada tabii Mestun Hoca'nın bir verdiği taktik sayesinde biraz daha avantajlıydık.
Bize bahsetmişti ondan 3.
ve 4. kilometrede böyle bir single track olduğunu ve biraz önde başlamamızı ve o single treye mümkün olduğunca önlerde girmemizi tavsiye etmişti.
O baya bir işime yaradı benim.
Çünkü single track çok dar ve aşırı zigzaklı ve bildiğin yani ileriye değil yukarıya gidiyorsun.
Bildiğin tırmanıyorsun.
İzin vermezse birini geçemiyorsun.
Öyle bir yer. O yüzden önde başlamak çok avantajlıydı çünkü duyduğuma göre arkada başlayanlar da bayağı yığılmalar olmuş.
Yani bir kişi sekteye uğrasa arkadaki onlarca yüzlerce kişi belki beklemek zorunda falan kalıyor.
Yani bayağı sıkıntılı bir yerde orası.
Önde olmanın da şöyle de bir avantajı oldu bende.
Aşırı yorucu bir çıkış.
Çok yoruldum böyle duracağım neredeyse ama duramıyorum çünkü arkamda da insanlar var.
Hani dursam, yol vermek için bile uygun bir yer bulmanız gerekiyor.
Böyle her istediğiniz yerde arkadakine geç diyemiyorsunuz.
O kadar dik bir yokuştu.
Ve hani insan şeyde böyle ilerleyen bir grubun arasında olduğu zaman psikolojik olarak da onlarla devam etmek istiyor.
O yüzden ön grupların içinde olmak aynen öyle.
Tutunmamı sağladı. Böyle kendi başıma, tek başıma olsam duracağım yerlerde önümdeki gidiyor, arkamdaki gidiyor.
Onun motivasyonuyla ben de devam ettim.
Ben de öyle bir grubun içine girmiştim.
Arkamdakine bakıyorum. Her adım attığımda, şimdi zigzag olduğu için alttakini görebiliyorum.
Ve hiç bırakmamam lazım.
Bana yetiştiği an sıkıntı.
Artık böyle transa geçmiştim.
Adım baton, adım baton.
Farklı bir şey düşünemiyorum.
Nefesim zaten yüksek nabız.
Terliyorum. O soğukta, o siste, her taraf sis.
Nasıl sıcağım?
Ve sürekli yukarı doğru, yukarı doğru.
Bitmiyor. Güzeldi.
Öndekini takip ediyorum.
Öndekini kaybetmemeye çalışıyorum.
Arkadakinin bana yaklaşmamasını sağlıyorum.
Gerçekten bu single tracklerde yol vermemiz gerekiyor.
Ben eğer orada ritmimi bulamasaydım, başkası yüzünden yavaşlasaydım benim için çok kötü bir başlangıç olacaktı.
Ben de eğer benden arkamdaki daha hızlıysa bir şekilde ona yol vermeye çalışırdım.
Aynı şekilde de ben önümdekinden hızlıysam ondan kibarca yol isteyip yolu açmak isterdim.
Bu konuda dikkat edelim kesinlikle.
Single trackler kırmızı çizgimiz.
Evet benim de yol verdiğim kişiler oldu, yol aldığım kişiler oldu.
Bir de bu çok uzun yani 2 kilometrelik bir single track olduğu için çok daha önemli bir hale geliyor bu.
Ben de şeyden bahsedeyim bu arada gerçekten baton kullandığım için çok mutlu oldum bu yarışta.
Yani tüm yarış boyunca en önemli yer gerçekten bu 2 kilometreydi.
Burada batonun çok faydasını gördüm.
Sadece bir yarışta kullanacak olsam bu yarışta tekrar kullanırım batonu yani öyle söyleyeyim.
Bana da çok faydası oldu.
Zaten yarış şöyle yani ilk 6 kilometrede 1000 metre tırmanış var.
Evet yani tırmanışı şöyle anlatacak olursam parkurun 3'te 1'lik kısmında elevasyonun 3'te 2'sini kazanmış oluyoruz.
Yani o 21 kilometrelik parkurda ilk 6 kilometre...
Yani elevasyonun 3'te 2'sini almış.
3'te 2'sinden fazlasını yani 1300 metrenin 1000 metresini almış oluyoruz.
Yani sert bir 6 kilometre öyle söyleyeyim.
İlk CP'ye ulaşan bu yarışı kazanır yani onu anladım.
Zaten benim o ilk CP'ye gelmeye çalışıyorum işte.
Saatimden işte 6 kilometrede CP var ama aslında 6 küsur kilometredeymiş.
300'lük metre falan. 6 kilometre oldu saat şey yapıyor.
Ben hala yukarı çıkıyorum.
Bir türlü CP'ye gelemedim.
Hatta bir yer vardı orayı hiç unutamıyorum.
Normalde yarışlarda kafanı kaldırdığında gökyüzünü görürsün böyle mavi gökyüzü.
Şimdi Sisli'de bir hava.
Kafamı kaldırdım. Yukarıda hala tırmanan insanlar.
Ben gökyüzünü göremiyorum.
Dedim nereye gidiyorum?
Ne yapıyorum? En son böyle tırmandım.
Böyle bir yerle gibi bir yer var.
Tulum seslerini duymaya başladın.
İnceden bir ses geliyor falan böyle.
Ya böyle rüyada gibiyim.
Çünkü nabız yüksek.
Ve ben artık CP'ye ulaşmak istiyorum.
Bir türlü ulaşamıyorum. Tükenmişim.
Böyle o tulum sesini duydum.
Böyle bir an gözlerim doldu.
Gerçekten böyle hani başarmanın mutluluğu.
Yani en zor kısmı burasıydı.
Yapmanın mutluluğu gerçekten.
Oraya geldiğimde zaten ellerim çok üşümüştü.
Böyle tulum sesi bir yandan çalıyorlar falan.
Şey oldu böyle gözlerim damlalar yaş oldu.
Böyle bana bakıyorlar iyi misin falan.
İyiyim şu batalı tutar mısın falan.
Sularımı dolduruyorum hemen.
Bu arada da iyi de su da içtim yani tamam.
Hani su kaybımız da oluyor çok terlediğimiz için.
Tam soğuk bir hava da olsa gene de o yüksekliği çıkarken çok su kaybettim.
Suları doldurdum.
Tıkattım ağzıma ve tulum sesleriyle gittim.
CP bayağı zengindi değil mi?
Evet CP çok güzeldi.
Sütlaç varmış yani ben çok görmedim ama yani şey varmış benim girdiğimde.
Yani sütlaç yiyenleri gördüm.
Ve şey hatta bir arkadaşım Aslı abla anlatıyordu.
Şey diyor o sonradan gelmiş biraz arkada başlamıştı.
Böyle biz yarış sonunda anlatıyoruz işte sütlaç vardı falan filan.
Yani sütlacı ben sütlaç görmedim bana şey yapmadı.
Baya üzülmüştü. Buradan da yarış organizatörlerine eğer şey yapabiliyorsak söyleyelim.
Lütfen şu sütlaç sayısını arttıralım.
Birçok kişi giyememiş.
Tek onu diyebilirim.
Bir de ilk CP'de şey dedi.
Tulum sesi de yoktu bende falan filan dedi.
Şimdi ona tulum çalan kişinin de bir kapasitesi var.
Belli saatlerde çalabilir.
Belki tulum çalan kişinin sayısı arttırılabilir.
O şekilde bir organizasyona ek geçelim.
Evet buradan kaç kar organizatörlerine sesleniyoruz.
Lütfen tulum ve sütlaç sayısını arttıralım.
Bir de tepede kar gördük.
Böyle yılın ilk karını kaç karda görmüş olduk Eylül ayında.
O da güzeldi. Evet güzeldi.
Ben de tepeye işte ilk çıktığımda karı gördüm.
Tulum seslerini duydum.
Sonra tam böyle CP'ye adamımı attım.
Bir baktım Cüneyt abi ağzında jel böyle bana bakıyor falan.
Onu görünce ben de şey...
Hani geçen senin MW Challenge'da böyle denizde birini tanıdık görünce hemşerimi gördün moduna girdin ya ben de orada öyle hissettim yani.
Çünkü çok uzun ve yorucu bir çıkıştan sonra bir tanıdıkta karşılaşmak iyi hissettirdi.
Sonra zaten CP'de çok kalmadım birkaç saniyede işlerimi hallettim.
Cüneyt abiyle beraber CP'den çıktık.
Yani zirveye yaklaştığımızda iyice gerçekten çok zorlanmaya başlamıştım.
Yani hem yoruldum bacaklarım bitti yani çıkışı yapmaktan sürekli.
Ondan sonra tepeden aşağı doğru inmeye başlayınca biraz benim bacaklar açılmaya başladı.
Herhalde bir 3-4 kilometre bir iniş vardı.
Orada böyle iyice kendime geldim.
Daha rahat bir şekilde koşmaya başladım.
Sonra böyle 2-3 kilometre bir tekrar çıkış vardı vs.
Başka bir tepeye de çıktık orada.
Ya o sırada çok güzel yerlerden geçtik.
Böyle ufak şelaleler vardı.
Geçiş yapılan yerler falan vardı.
Su geçişleri vardı. Ya bir yerde bir tane şey yapmışlar.
Normalde yol yok. Tahta koymuşlar.
Tahtaya basıp geçiyorsun.
Ya şimdi etraf sis.
Ya ben parkurun bir yerinde böyle sis böyle hafif dağılır gibi oldu.
Böyle bir aşağı baktım.
Uçurum. Ve ben onu gördükten sonra şey oldu böyle hani arkamdakilere falan sakın aşağı bakmayın diye böyle öyle şey oldu.
Ters psikoloji hepsi bakmıştır sonra.
Evet hepsi yapmıyorum onu da. Artık ben şey oldu böyle hani panik oldum.
Hani yani düşünsene bir adımımı atsam hop sislerin arasından yok yani.
Artık böyle bir şey oldu bana deli cesaretimi denir.
Artık böyle şey yani bu kadar da olmaz saldım bacakları şey yapıyorum.
İşte o tahtalı yere yere geldim.
Böyle herkes şey öyle tutunarak geçiyor falan görüyorum yukarıdan da izliyorum.
Sonra bir adam şey dedi ben böyle artık Karadeniz müzikleri dinliyorum bu arada.
O sırada da tam horonun en hızlı tarafına geldi.
Ben öyle hop diye geçtim.
Adamın şey istediğini duydum.
İşte böyle geçeceksin ya falan diye böyle Karadeniz'i bileydim.
Böyle çok güzeldi.
Ama tehlikeliydi de ben mesela öyle bir tane ip geçişinde şey oldu.
Evet o tehlikeliydi. Böyle bildiğin aşağı doğru gittim ipe tutundum.
Hani ipe tutmasam gerçekten düşeceğim oradan aşağı gibi bir iki yer vardı.
O ip geçişinde ben ip geçişine geldiğimizde biraz kalabalıktı.
Normalde o ipi teker teker geçmen gerekiyor.
Biz böyle iki üç kişi geçtik.
Bir sallanır gibi düşer gibi olduk.
Gerçekten orada çok korktum.
Hatta şey bağırdılar falan.
Tek başınıza geçin, tek kişilik geçin böyle birbirimizi tutarak falan geçtik.
Yani biraz tehlikeliydi açıkçası.
Ya ama şu an düşününce böyle aklıma bazı kareler geliyor yarıştan.
Doğası o kadar güzeldi ki.
Ya orada koşarken böyle hep ya şunları düşündüm.
Ya ne güzel bir yer cennette miyim?
İyi ki geldim buraya.
Böyle hani orada olay şey değil yani.
Kaç pace ile koşmuşsun da ne yapmışsın ne etmişsin.
Orada bulunmak o kadar güzeldi ki.
Dedim o an düşündüm mesela ya dedim iyi ki bu yarış var.
Bu yarış olmasa bu güzellikleri göremeyeceğiz.
Hani mutlaka her sene gelmeliyim buraya falan diye işimden bunları geçiriyorum.
Şansımıza bir de şeydi. O gün çok sisli bir gündü.
Normalde bizim o koştuğumuz yerlerin...
Çoğunun yanı uçurum aşağısı ama biz onların %90'ını da görmedik.
Yani sağa doğru bakıyorum aşağı doğru bulutları görüyorum sadece.
Huser Yaylası'ndaydık mesela ilk tepe ve sadece bulutları görüyorsun.
Normalde bulutlar olmasa hani çok daha böyle yüksekle birlikte aşağıdaki manzara da görebilecektik.
O manzaraları göremedik belki seneye bu yıl görebiliriz bakalım.
Bir de rakım daha yüksek olduğu için.
Kafası da çarpıyor yani.
Evet o da var. Bana çok etkilemedi ama ben böyle şey bir mutluluk hali de geldi yani.
Böyle kırlarda kuşuyormuş gibi oradan oraya ayaklarımı şey yaptım ve rakım etkisinde vardı.
Evet resmen bir runners high yaşadık orada gerçekten.
İrtifa da yani başlangıç 1300 metre maksimum da 2300 metre civarı falandı.
Tabi bu bahsettiğim her şey 20k için geçerli.
Normalde o yarış parkurunda 50K'da ve 100K'da çok daha fazla yüksekliklere ulaşılıyor.
Bu arada biz birkaç hayvan sürüsünün içinden geçtik böyle bazı inekler falan vardı.
Hani bayağı da yakın geçtik kalabalıklardı böyle orada bir tedirgin de oluyor insan ama o da güzel bir duygu yani o anki atmosferle birlikte yaylalardasın her taraf yemyeşil alt tarafta bulutlar
var uçurum var. Hava da güzeldi yani o kadar kötü değildi.
Sen hayvanların içinden geçtin ben senden sonra geldiğim için.
Ben de tezeklerin içinden geçmiş oldum.
Sen görmedin mi hayvanları?
Ben kokladım. Fazla uzağa gitmiş olamazlar falan.
Birkaç gördüm aslında ilerideydi ama yani izlerinde bırakmışlardı.
Eminim orada tezek bile güzel kokuyordu.
O kadar güzellikli bir şey.
Gerçekten. Bu arada ben ilk tepeye çıktık.
Tam o ilk tepeye varmaya yaklaştığımızda yağmurluğumu giydim.
Normalde hava biraz soğuk gibiydi sabah.
Biraz da yağış olacak gibiydi ama böyle çok yağış olmadı.
Böyle çisedi gibi sanırım öyle hatırlıyorum.
Ve sürekli de irtifa aldığımız için.
Yani nabız da sürekli yüksek.
Vücut çok ısındı.
O yüzden hani ilk kilometrelerde yağmurlu kullanmadım.
Hep çantamdaydı. Zaten o 3.
ve 4. kilometredeki o bahsettiğimiz meşhur tırmanışta.
Bir de şeydi böyle ağaçların hani arasındaydık.
Böyle sanki şey kapalı alan hissi de biraz geldi bana orada.
Böyle biraz daha korunaklı.
Rüzgar hani pek esmiyor falan.
Böyle sıcaklık da daha iyiydi.
Ama tepeye yaklaştıkça karlar falan da vardı zaten.
Ben biraz sonra üşümeye başladım.
Yağmurluğumu giydim. Zaten o kapalı alanda yapraklar tutuyordu yağmuru.
Ama belli bir taşıyamayınca poşet diye hatta birkaç tane bana öyle denk geldi.
Ama güzeldi böyle gerçekten ormanın içinde olmak.
Evet çok güzeldi. Sonra 14.6.
kilometrede ikinci CP'ye vardık.
İkinci CP'de ben çok hızlı geçtim orada.
Yani pek durmadım.
Bu arada ikinci CP'ye kadar da benim batonlarım hep elimdeydi.
Zaten çıkışlarda hep kullandım neredeyse.
İnişlerde de genelde sağ elime sol elime aldım.
Hani çok bir rahatsızlık hissetmedim o konuda.
Ama ikinci CP'den sonra...
Uzun ve sert bir yokuş aşağı asfalt bölüm vardı.
Hani orada daha da hızlı koşacağımız için sadece o yokuşun başlangıcını da katladım.
Son bir jelimi tuzumu da aldım.
Ondan sonra hızlı bir şekilde devam ettim.
O bölge bana şu bakımdan çok iyi hissetti.
Normalde böyle güzel doğal güzelliklerden geçtikten sonra bir asfaltta koşmak iyi bir şey değil yani.
Hatta beton muydu? Betondu.
Doğru ya asfalt değildi betondu galiba.
Evet evet doğru betondu. Hani normalde hiç sağlıklı bir zemin değil ama öyle yükseltiler kazandık.
Hani öyle yürümek zorunda kaldık birçok yerde.
O kadar zorlandık ki.
Hani hala bu kadar şeyin üzerine böyle hızlı koşabiliyor olduğumu görmek tekrardan bana iyi hissettirdi.
Orada böyle 4 pace'lerin de altına indim.
Hatta böyle 3.50-3.45'lere kadar indim.
Ve bir 4-5 kilometre boyunca o şekilde devam ettim.
Orada kendimi daha da iyi hissettim.
Daha da açıldım. Zaten son 1-2 kilometrede yine küçük bir single track falan vardı.
Oralar da güzeldi, keyifliydi.
Benim de ilk CP'den sonra batonun bir tanesini katladım.
İkinciyi katlayacağım ama elim o kadar donmuş ki.
Yani o düğmesine basamıyorum.
Düğmeye basıyorum parmağımda düğmenin izi çıkıyor.
Bir türlü... Diğer batonu katlayamadım.
Tamam dedim bu elimde gitsin.
Ben tek batonla ikinci CP'ye kadar.
Tabii son gün alınan batonla öyle oluyor.
Ya ama parmak da çalışmıyor yani.
Basamıyorum katlayamıyorum yani.
Ve sonra ikinci CP'ye geldim işte portakal falan yedim hemen.
Ben de çıktım. Ya ben inişleri seviyorum zaten.
Hani o konuda kuvvetli olduğumu da düşünüyorum.
Ve böyle başladım yardırmaya.
Ama öyle bir şey zorluk gelmişiz ki.
Yani birden hızlanınca hani yavaş tempodan hızlı tempoya geçince benim birden dalağım şişti.
Ama ya nasıl bir ağrı.
Yani şöyle söyleyeyim.
5-36-6-45 geçince yani 4 pace'lere çıkınca bıçak saplanıyor.
Yani öyle bir ağrı. Hemen pace'imi düşüreyim.
Acısı geçiyor.
Tekrar hızlanıyorum.
Gene bir bıçak saplanması dedim.
Yani evet Gül'ün yani yarış boyunca kaybettiğin pace'ini burada toparlayamayacaksın.
Yani onu anladım. Orada işte inemedim 4 pace'lere çok üzüldüm.
Evet büyük talihsizlik olmuş.
Sen zaten yokuş aşağı koşullarda çok iyisin çok da seversin.
Tam böyle pace'ini süreni toparlayabileceğin bir yerken kötü dön gelmiş.
Neyse sağlık olsun. Yani betonun keyfini çıkardım.
Evet sonra single track'e girdik.
Aynen single track de güzeldi böyle.
Merdivenden inme vardı sonrasında.
50k'larla karşılaştık.
Müsaade eder misiniz? Tabii onlar yorulmuş 50k'nın.
Biz böyle bam bam bam 20k hızlı bir parkur.
Yani sağ olsunlar onlar da çok şey yaptılar, yol verdiler o konuda anlayışlardı.
Ve böyle merdivenden indik.
Merdivenden iniş de güzeldi.
En sonunda dedik bitiriyoruz.
Ya dediğim gibi hani yarışın büyük bir kısmında böyle yokuş çıkıp böyle hani yürümek veya yavaş koşmanın sonunda O parkurla hani o kadar yokuş aşağı bir parkurla bitirince böyle sanki
bam bam gidiyormuşsun gibi geliyor.
Böyle bağıl olarak çok hızlıymışsın hissiyatı geliyor.
Güzeldi orası da. Finalde ben 21 kilometreyi 3 saat 2 dakikada bitirdim.
Ve saatime göre de 1348 metre irtifa kazanmışım.
Ben de 3 saat 38 dakikada bitirdim.
Yani ben de 1367 elevasyon kazanmışım.
Bu arada Mestan Turhan da Mestan Hoca birinci oldu 20K parkurunda.
O da 1 saat 59 dakika gibi bir süreyle geldi.
Kendisini tebrik ediyoruz.
Çok efsane yarıştı.
Çok güzel bir yarış oldu.
Onun için de böyle yarışından bazı video kesitleri falan vardı.
Onun da bayağı keyifli geçmiş.
Koşmamış uçmuş yani.
Hatta birinci olduktan sonra da UTMB'den ona geçenlerde bir mail geldi ve onu kuralsız bir şekilde UTMB'ye Davet ettiler.
Orada da sanırım OCC'de yarışacak bu sene.
Ona da başarılar diliyoruz.
Yani bu şekilde böyle Türk sporcuların, şimdi şöyle spor biraz daha evrensel bir şey.
Bütün sporcuları seviyoruz ama bir Türk sporcu birinci olduğunda ben böyle bir ayrıca seviniyorum.
Veya böyle bir yarışa davet aldığında hani ne kadar çok böyle ülkemizi temsil edebilirsek o kadar mutlu oluyorum.
İnşallah böyle Türk sporcuların sayısı da artar, başarıları da artar.
Evet bu arada kadın sporcularımız da çok güzel işler yaptı.
Beyza Güzel 20K parkurunda birinci oldu.
Aynı zamanda 50K parkurunda da Tuğçe Karakaya ikinci oldu.
Kadın sporcuların da bu şekilde başarılar kazanması beni çok mutlu ediyor.
Gururlandırıyor. Evet Türk sporcuların kazanması güzel.
Kadın Türk sporcuların kazanması da ayrıca güzel.
Hepsine tebrik ediyoruz.
Evet finish'e dönersek ben finish fotoğrafımı çektirdim.
Önemli bir detay. Sonra eşyalarımı almak için otoparka gittim.
Hani sen gelmeden bir gidip gelirim diye düşündüm ama orada biraz da mesafe vardı.
Fakat denk gelemedik işte ben gidene kadar sen geldin görüşemedik.
Evet hatta ben işte finish'i bitirdikten sonra yani öylesine birkaç tane fotoğraf çekindim ama hani normalde finish'lerimi benim hep Onur çektiği için hani güzel bir fotoğraf yakalayamamışım
öyle bir herhangi birine vermiştim.
Yani güzel bir UTM bir fotoğrafım yok.
Onuru bekledim bekledim gelmedi.
Arıyorum bir de telefonla da cevap vermiyorsun.
Ya orada şeydi çok soğuk üşüyorum.
Hani şey yani çok fazla bekleyemeyeceğim.
Bir de senin de ne zaman bitireceğini de kestiremiyorum ya.
Ne kadar bekleyeceğim de belli değil.
Bir de şey düşündüm hani. Ya ben hızlıca gideyim geleyim senin eşyalarını da getireyim diye düşündüm orada.
Ben seni bekliyorum baktım gelmiyor üşüyorum aşağı doğru inmeye başladım yürümeye başladım.
Telefonun orada niye ulaşamadık biz?
Bilmiyorum sen arıyorum açmıyorsun.
Ha evet ben otoparka indim tam o an telefonu da çekmedim.
İşte baktım ulaşamıyorum bir tane kafeye sığındım orada ısındım falan sağ olsunlar çok yardımcı oldular hemen beni sobanın yanına koydular.
Bana soruyorlar işte daha çıktınız mı?
Nasıl çıktınız? Sen orada tabii askerlik anısı anlatır gibi anlatıyorsun.
Karı gördüm falan.
Kar mı vardı falan.
Baya meraklılar.
Biz de seneyi yapacağız falan filan.
Halk da gerçekten Karadeniz insanının o sıcaklığı geldi.
Çok güzel insanlar.
Evet. Bu arada bir yerli...
Yöresel kıyafetlerle orada yöre halkından biri yarışmıştı.
Hatta tam finishini de görmüştük biz.
Çok güzeldi yani.
Bildiğin böyle hani başörtüsü, eteği, kıyafetleri tam oranın insanı.
Sadece sırtına çantayı almış.
Zaten normalde yaptıkları şeyler hani o yaylalarda sürekli gidip geliyorlar.
Ama onu hani o yarış atmosferinde o kıyafetlerle birlikte görmek.
Ayrı bir güzeldir bence.
Kesinlikle. Hatta videosu da var ya.
Koştum bitti diye falan. Hatta o bitirirken diğer oradaki yöre halkından arkadaşları alkışlıyordu falan onu.
Onun için de bayağı gurur verici bir an olmuştur.
Kesinlikle. Sonra ödül töreni ertesi gündü.
Ödül töreniyle ilgili bir tek şunu söyleyebilirim.
Sadece yaş gruplarında birinciler kürsüye çıktı.
Keşke ikinci ve üçüncüler de kürsüye çıksaydı böyle zorlu bir yarışta.
Güzel olurdu yani. Üçüncü olmak gerçekten.
İkinci olup mesela birkaç saniyeli yaş grubunda ikinci olup orada kupalamamak biraz kötü olurdu.
Zaten bir de şey oldu yani 100K iptal olduğu için ve 50K.
100K ve 50K'daki sporculara tekrar 20K mı yeni 50K mı diye seçenek sunuldu.
Ve aslında orada sıralama bir tekrar değişmiş oldu.
Mesela Cüneyt abi bizim normalde...
Hani ilk 20K sıralamasına göre yaş grubunda 3.
oluyordu ama 100K ve 50K'dan gelenlerle sanırım sıralaması birkaç sıra geriye gidiyordu.
O tarz durumlar da vardı.
İnşallah sıradaki yarışta bu ödül konularını da biraz daha genişletirler.
Yani tulum, sütlaç ve kupa.
Kürsüleri verin. Evet.
Bunun dışında şeyden bahsetmek istiyorum bir de.
Bir arkadaşımızın başına da bir olay geldi.
Beyfit'ten Fatih hocamız şöyle bir talihsizlik yaşadı.
Uçağa bindi, uçaktan indi Rize'de ve sonra bavulu nubulamadı.
Bavulu kaybolmuş.
Ve içinde yarışa dair tüm eşyaları var.
Evet tüm eşyaları orada.
Hani bir anda yarıştan bir gün önce böyle bir sıkıntı yaşadı.
Tabii bu mental olarak çok zor bir durum yani.
Çöküyorsunuz o anda moral motivasyon olarak.
Fiziksel olarak da çok zor.
Çünkü ekipmanlarınız yok.
Bir de ekipmanlar biliyorsunuz kişiye özeldir.
Ve aynı marka aynı model ayakkabı bile olsa daha önceden denenmeyen bir ayakkabıyla yarışa girmemek gerekir normal şartlarda.
Hatta sende bir kere şey olmuştu.
Bir ayakkabı almıştık ve ayağında sürekli bir sıkıntı yarattı o ayakkabı ilk kullanımlarında.
Sonra bir fark ettik ki bir tane dikiş hatası varmış.
Hep sağ ayağına oluyordu sol ayağına olmuyordu.
Evet yani bu tarz durumlar da olabiliyor.
O yüzden baya her şeyi böyle...
Riske atmak zorunda kalıyorsunuz.
Fatih Hoca da orada işte son gün yeni ayakkabılar, yeni batonlar, yeni kıyafetler vs.
Tabi orada böyle arkadaş çevresinden, Beyfit ekibinden herkes destek oldu.
İşte biri jelini verdi, biri başka bir ekipmanı verdi.
Bir şekilde toparladı.
Özlem çok destek oldu.
Evet evet kesinlikle.
O da çok destek oldu etrafında.
Ve her şeyini tamamlayarak yarışa o şekilde girmiş oldu.
Ve yarışı da çok güzel tamamladı.
50k parkurunu 6 saat 54 dakikada bitirdi.
Yani başına kötü bir olay geldi ama bence ileride anlatabileceği de güzel bir anısı oldu diyelim.
Güzel. Sonu güzel.
Evet. Burada belki şu uyarıyı tekrar yapmakta fayda var.
Bu tarz durumlar gerçekten olabiliyor.
O yüzden yarış için en önemli ekipmanları sırt çantasıyla kabin bagajını almak daha iyi olabilir.
Çünkü... Alttaki bagaj kaybolsa bile örnek veriyorum koşu ayakkabılarınız yanınızda olursa en azından koşabilecek ayakkabınızı kurtarmış olursunuz.
Veya ne bileyim yarış için gerekli olan olmazsa olmaz çok önemli ekipmanlarınız hangisi ise onları yanınıza almakta fayda var.
Evet bunlardan bahsetmiş olalım.
Evet ödül tarihinden sonra da MG ekibiyle beraber Zilkale'ye çıktık.
Çok güzeldi orada da güzel manzaralarda fotoğrafları çekindik.
Sonrasında da Pokut ve Sal yaylasına çıktık.
Yani gerçekten dümdüz yeşillik, havası olsun yani çok güzel manzaralar gördük.
Evet ben daha önce hiç yaylaya gitmemiştim.
Ben de. Yaylada hissettiğim şey şu oldu böyle hani Windows arka planında gibi hissettim kendimi.
Gerçekten yani Rize beni çok etkiledi ya.
Hani o yaylalar böyle yani dünya...
Tam farklı bir yerdeymişsin gibi bir hissiyat verdi bana.
İlk defa giden birisi için çok etkileyici yerler yani.
Hatta şey dedik ya buralara daha sık gelmeli dedik.
İşte seneye tekrar geleceğiz inşallah.
Evet. Bu arada yavaş yavaş toparlayalım.
Özetle ben kendi adıma şunu söyleyeyim.
Türkiye'de böyle bir yer var ve böyle bir yarış var.
Mutlaka gidin. Hani trail koşuyorsanız kesinlikle gidin.
Mutlaka tavsiye ediyorum.
Herkesin gidip görmesi lazım.
Yani bu kadar yakınımızda böyle bir yer var.
Asla pişman olmayacaksınız.
Evet, ben de çok etkilendim.
Yani gerek atmosfer olsun, gerek o Karadeniz müziklerini dinleyerek parkurda gezmem olsun.
Yani beni çok etkiliyor.
Mesela yarıştan sonra da antrenmanda hemen Kaçkar tişörtümü giydim.
Tekrar Karadeniz müziklerini açtım.
Yani sanki... Piste dönüyorum ama yani o şeydeyim gene.
O uçurumun kenarındayım.
O Karadeniz müzikleri bana artık o kaç kere hatırlatıyor.
Evet resmen bir kültür transferi gibi de oluyor yani.
Ben mesela şahsen normalde çok Karadeniz müziği falan dinlemem.
Ama oradaki atmosfer ve o anları yaşadıktan sonra böyle daha bir sevmeye başladım.
Ben de mesela şey sürekli böyle her postumda Karadeniz müziği atıyorum.
Tabii Kaçkara giden herkes Karadeniz müzikleri attığı için belli bir süre sonra artık yeter tulum sesi duymak istemiyoruz diye.
Şimdi düşünüyorum yani bir daha hiç Karadeniz müziğiyle şey interval paylaşan yok yani şu an.
O atmosferde onları dinlemek çok güzeldi.
Evet. Yani siz Kaçkar'a gitmediyseniz bile mutlaka giden bir arkadaşınız Karadeniz müziği paylaşmış durumuna eminim.
Gitmiş kadar olmuşsunuzdur.
Evet. O zaman size Kaçkar postumuzda bir Karadeniz müziğiyle eşlik edeceğiz.
Bu bölümde böyleydi.
Bizleri Spotify ve Apple Podcast'tan takip edebilirsiniz.
Ve ayrıca Instagram kanallarımızdan Koşver Gitsin, Gülünle Koş ve Onurla Koş'tan da takip edebilirsiniz.
Yeni bölüm postlarını koşvergesinde paylaşmış olacağız.
Sonraki bölümlerde görüşmek üzere.
Hoşçakalın, sporla kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
