
Bu bölümde İznik Ultra Trail’de yaşadığımız 25K yarış maceramızı anlatıyoruz! 🏃♀️🏃🔥
Bol inişli parkurda sınırlarımızı zorlarken, bir yandan da ilk kürsülerimizi elde etmenin heyecanını yaşadık. Ve belki de en özel anlardan biri: Onur’un doğum gününü kürsüde kutladık! 🎂🏆
İznik’in yeşil doğası, teknik parkur detayları, finish’e yaklaşırken yaşadığımız anlar ve sonrasında hissettiklerimiz…
Ayrıca bu bölümde gece ormanda koşmak hakkında merak ettiklerimizi de konuşuyoruz.
Bir de güzel bir haberimiz var:
🎁 Bu yıl koşulacak yarış için Koşver Gitsin dinleyicilerine özel bir fırsatımız var.
Kayıt olmadan önce Instagram’da @kosvergitsin hesabına DM atmayı unutmayın 📩
🎧 Koşver Gitsin başlıyor!
Instagram:
https://www.instagram.com/kosvergitsin
https://www.instagram.com/gulinlekos
https://www.instagram.com/onurlakos
Reklam ve işbirlikleri için:
kosvergitsin@gmail.com
Kısımlar:
(00:00) Giriş
(04:58) Start
(08:00) Onur'un gözünden
(13:43) Gülin'in gözünden
(19:20) Kürsüdeki sürpriz 🎂
(22:34) Ormanda gece tek başına koşmak
Transkript
Herkese merhaba.
Koşvergis'in podcast kanalına hoş geldiniz.
Ben Gül'ün. Ben Onur.
Bu bölümde size geçen yıl 20 Nisan'da katıldığımız İznik Ultra Trail yarışındaki deneyimlerimizden bahsedeceğiz.
Onur'la ben 25K parkurundaydık.
Bu yarış bizim için özel çünkü bu yarış tarihinde ilk kürsülerimizi almış olduk yarış grubunda.
Evet ayrıca İznik de benim annemin memleketi.
Evet ya bir de tam tarihlerde senin doğum gününe denk gelmiştim.
O yüzden ben onlara küçük sürpriz bir yaptım kürsüde.
Bunların hepsinden ve daha fazlasından ilerleyen dakikalarda bahsedeceğiz.
Ama bunlardan bahsetmeden önce size güzel bir haberimiz var.
Koş dergisinin dinleyicilerine özel bir fırsatımız var.
Bu yüzden yarışa kaydolmadan önce bize Instagram'dan mesaj atmayı unutmayın.
O zaman önce biraz yarıştan bahsedelim.
Bu yarışta 5K, 14K, 25K, 50K, 75K, 90K ve 160K parkurları var.
Yani oldukça zengin parkurlara sahip bir yarış.
160K parkurda tam İznik Gölü etrafında bir tur atılmasıyla elde ediliyor.
Gerçekten 160K öyle her yarışta yok.
Yani sayılı yarışlardan bir tanesi.
Mesela UTMB 170 kilometreye yaklaşık 100 milim.
Yani ona hazırlık için güzel bir parkur olabilir.
Tabii ki yükseltisi neredeyse yarı yarıya.
Aynı zamanda bu Spartatlon...
Yarışına hazırlananların da bir tercihi burası.
246 kilometrelik bir parkur.
Ona hazırlık için uygun bir yer.
Veya belki Art Ultra yarışlarına hazırlananlar olabilir.
Kısaca yüksek kilometre koşmak isteyenler için güzel bir tercih.
Biz bu yarışta 25 kilometrelik derbent patika koşusu parkurunu tercih ettik.
Bu parkurun özelliği 340 metre çıkış varken 820 metrede iniş var.
Yani aslında inişin yoğunlukta olduğu bir parkur.
Biz de Gülün'le beraber inişleri çok seviyoruz aslında.
O yüzden burada hızlı bir parkur gibi de göründüğü için bunu bir denemek istedik.
Evet yani biraz da kilometrelerimizi artırmak istiyorduk.
Bizim için güzel bir tercih oldu.
Bu yılla yarış 12 Nisan'da yapılacak.
Evet Onur o zaman yavaştan yarışa geçelim.
Evet biz yarıştan bir gün önce arabayla İstanbul'dan İznik'e geldik Cumartesi günü.
Annemin memleketi olduğundan bahsetmiştim.
Şansımıza da o gün o akşam annemin bir akrabasının düğünü vardı.
Dolayısıyla biz yarış öncesi akşam bir düğüne uğradık.
Sabahına da yarışa gitmiş olduk.
Öyle bir şey denk geldi. Hatta geldiğimizde böyle kitler kapanıyordu.
Hemen kitlerimizi aldık.
Oradan düğüne geçtik.
Düğünden çıktık. Böyle otele vardık.
Otele baya geç varmıştık.
Otelde birazcık şey bir yerden almışız.
Bitişi'nde bir lokanta böyle nasıl diyeyim kafe gibi bir yer var.
Akşam müzikliydi.
Güzel müzikler eşliğinde uyuduk.
Artık biraz zor oldu uyumamız.
Ama o kadar yorulmuştuk ki o müziğin sesini bile duymadan uyumuştuk.
Evet biz startta çok yakın olduğu için orayı seçmiştik ama tabii yorumlardan da bakmak lazım.
Bu tarz durumlar var mı diye kontrol etmek faydalı olur.
Yarış sabahı hazırlandık ve merkezdeki Ayasofya Camii'nin oraya geçtik.
Oradan da minibüsler kalkıyordu çünkü bizim koşunun başlangıcı farklı bir yerde Derbent köyünde.
Zaten başta da söylemiştik çıkış 340 metreyken iniş 820 metre.
Dolayısıyla yüksek tepede olan bir köyden başlıyor yarış ve İznik'in merkezinde tamamlanıyor.
Evet biz de otobüse bindik bütün yarışçılarla beraber tepeye çıktık Derbent köyüne.
Orada indiğimizde böyle otobüste birçok kişiyi getiriyorlardı.
Baya kalabalık yani. Aslında küçük bir köy ama o gün baya tıklım tıklım biz yarışçılar sayesinde dolmuştu.
Hatta Red Bull stand açmıştı.
Müzik çalıyordu. Tuvaletleri de şeyde kullandık.
Caminin tuvaletlerini kullandık.
Yani köy olduğu için hani normal.
Yani çok iç açıcı değil tabii tuvaletler ama yani köyde başladığı için yapacak bir şey yok sonuçta.
Orada bir de köy kahvehanesi vardı.
Kuşçuların bazıları orada çay içiyordu.
Hatta köy halkından insanlar da vardı.
Böyle bazıları garip garip bakıyor hani renkli renkli kıyafetler, koşucu ekipmanları falan var.
Hani bunlar ne yapıyor burada bu saatte falan der gibi bakıyorlar ama aslında her yıl yapıldığı için de bir aşinalık tanıdıklık da var.
Hatta su vermişlerdi bana ben su doldurdum.
Genel olarak koşucuları seviyorlar yani böyle yardım etmeye çalışıyorlar ve mesela yolda köylerde karşılaştığımız insanlar da hep el sallıyordu.
Başarılar diliyordu. Çocuklar vardı bir sürü gönüllü.
Evet. Yani halk genel olarak sporu ve sporcuları seviyor orada.
Evet sonra dropbacklerimizi bıraktık.
Bir tane araç getirmişlerdi.
Dropbacklerimizi oraya koyuyorduk.
Daha sonra bitiş alanına getiriyorlardı.
Bence güzel bir şey yapmışlar.
Orayı da bırakmadık. Yani dropbackle gidebilmek güzeldi.
Çünkü bir tık hava soğuk gibiydi ama sonradan güneş açtı.
Terledik falan hani üstümüzdeki eşyaları da bırakabildik.
Sonra da startımızı aldık.
Yarışın başlangıcı şu şekildeydi.
İlk önce o köyün etrafında 4 kilometrelik bir tur atıyoruz.
Bu 4. kilometrenin sonunda starta başlangıç yerimize tekrar geri geliyoruz.
Bu 4 kilometrelik yerde de patikaya giriyoruz.
Böyle yeşil ovaların açıklık, böyle manzaraların olduğu yerlerden geçiyoruz.
Böyle Windows arka planına benzeyen yemyeşil araziler vardı orada, güzeldi.
Hafif de böyle iniş çıkış, çok hafif.
Evet, çok tatlı böyle inişli çıkışlı.
Çok fazla değil tabii.
O şekilde ilerledik.
Bu turu bitirdikten sonra köyden çıkıyoruz.
Orada da yolun altında böyle bir tünel var.
Tünelden geçip tekrar Udünüş yapar gibi yukarıya doğru böyle bir patikaya girip oradan tekrar asfalt yola çıkıyoruz.
Asfalt yoldan biraz gidip sonra tekrardan patikaya giriyoruz.
Bu toprak patika yolda inişlere gireceğiz ama genelde traktör izleri vardı.
Yani aslında ayakkabı tercih olarak eğer yağmurlu bir günde ise dişli bir ayakkabı lazım çünkü inişlerde.
Ama bizim şansımız da güneşli bir gündü.
O yüzden çok dişli bir ayakkabıya gerek olmadan da o toprak yolda ilerleyebildik.
Ve gerçekten o yeşillerin içinde koşmak çok güzeldi.
Bursa gerçekten yemyeşil bir yer.
Ve İznik olsun, geçen Trilie'den bahsettik, Trilie olsun.
Bu yeşilliklerin içinde olmak insanı çok iyi hissettiriyor.
Birazcık şeydi aslında, bu yokuşlarda biraz...
Tempo gerektiriyor ve nabızın yükseliyor ister istemez.
Ben de bir baktım yarış sonucuma hani 180 nabızla koşmuşum genelde.
Hani şeyi hatırlıyorum yere bakıyorum toprak rengi yeşil mi?
Şimdi böyle düşündükçe o manzaralar aklıma geliyor ve gerçekten güzeldi.
Evet hep yokuş aşağı olduğu için aslında hep yüksek tempoda gidiyorsun.
Aynen. Yani yokuş aşağı da olsa aslında sen yine son gaz gittiğin için yine çok yorucu bir parkur.
Evet ve bacakları da patlattığı için yokuş aşağı gitmek.
Hani bir sonrasında parkurun ilerisinde çıkışlar da var ama çok küçük çıkışlar.
Orada bacaklar artık istenilen performansta çıkmıyor.
Çünkü bam bam bam iniyorsun inişlerde.
Hatta benim de öyle olmuştu.
Böyle inişte bayağı hızlı indim.
Orada şeyi gördüm inişin sonunda sanırım 16.
kilometrelerde falan. Birkan'ı gördüm.
Birkan bana şey demişti.
Genel kadınlarda 4 gidiyorsun devam et demişti.
Ya ben de evet birkaç kadın görmüştüm önümde ama ya gerçekten 16.
kilometreyim artık yavaş yavaş tükendiğimi de hissettim.
Ya bacaklarım da şişti.
Bir şekilde tutunmaya çalışıyorum ama zorlandım artık biraz yavaşlamaya da başladım 18.
kilometreden sonra. Böyle beni geçen kadınları gördüm ama hala bırakmamaya çalışıyorum.
Hatta bir tane adam da şey Birka'nın dediğini duyduktan sonra şeydi.
Genel 4'te koşuyorum falan kadınlarda falan.
Beni de biraz gazlattı. Hadi bırakma falan diye beni şey yaptı.
Güzeldi böyle hani motivasyonu da güzel oldu.
Hatta sonra sen benden önce bitirdin.
Benim de şu şekilde oldu.
Bu köy etrafında attığımız 4 kilometrelik turda Özgür Seti'yi gördüm.
Onu görünce onun arkasına doğru geldim böyle.
Biraz onu takip etmeye başladım.
Sonra böyle baktım güzel bir tempoda gidiyor.
Ben de gidebiliyorum o tempoda.
Sonra onu takip ettim böyle bir süre boyunca.
İşte köyden çıktık, diğer patikalara girdik vesaire.
Yer yer yokuş, yer yer yokuş aşağı.
Böyle kendimi ona kitledim.
Onu da şeyden tanıyorum.
Merrill One Trail antrenmanlarında koşuyorduk birlikte.
Orada tanıdık birini görünce ben de o yüzden iyi hissettim.
Ve o da çok tecrübeli bir trail koşucusu olduğu için kendimi o an ona kitledim.
Benim için de o zamanlar 25 kilometre daha uzun bir parkurdu.
Daha önce koşmadığım bir parkurdu.
Ve işte bu kadar yokuş aşağı bölümü olan bir parkurda daha önce koşmamıştım.
Tam nasıl gitsem onu da tam kestiremiyordum kafamda ileride patlamamak için.
O yüzden onu takip etmek aslında bana iyi geldi.
Böyle mesela yer yer o hızlandıkça ben hızlandım, yavaşladıkça ben yavaşladım.
Ne bileyim o su içince ben de su içtim, o yer içince ben de ziyaret içtim vesaire.
O şekilde ben de iyi hissettim yani.
Sonra 10. kilometre civarı sert inişler artık başlıyordu.
Hatta inişlerin en yoğun olduğu bölüm aşağı yukarı 10.
kilometre ile 16. kilometre arası.
Burada 500 metre civarında bir iniş var toplamda.
Ben bu herhalde 12-13.
kilometrelerdeki inişlerde böyle kendimi iyi de hissettiğim için biraz daha da hızlandım.
Ve inişlerde hızlı bir şekilde devam ettim 16.
kilometreye kadar. Ben de bir Birkan'a denk geldim.
Orada da bana genel 10 dedi galiba.
O 16. kilometreden sonra zaten uzun bir süre düz koşuyoruz.
Bende şöyle bir şey oldu şimdi.
Şimdi yarış 24.5 kilometre civarında.
Ben böyle bir 22. kilometreye kadar falan geldim.
Böyle bam bam geldim yani.
Son gaz. Hiçbir sıkıntı yok.
Gayet de iyi gidiyorum. Ama son 2 kilometre kala birden böyle ben teklemeye başladım.
Ama şöyle teklemeye başladım.
Birden böyle bir arada adım atarken sağ kalfıma böyle bir kramp giriyor.
O yüzden atıyorum böyle arada bir topuk basıyorum falan.
Şöyle olmaya başladı.
Mesela 10 adımda bir kramp girer gibi oluyor.
Anlık böyle giriyor çıkıyor.
Sonra böyle gittikçe bu 8 adımda 1 olmaya başladı.
Böyle 5-6 adımda 1 olmaya başladı.
Sonra derken biraz daha devam ediyorum.
Bu arada mesela bir 500 metre gittim diyelim.
Bu sefer sol kalfımda da aynı şekilde kramp girmeye başladı.
Sonra tekrar bir bakıyorum bir sağ bir sol bir sağ bir sol.
Hani o şekilde bir 500 daha gittim kaldı benim 1 kilometre.
Ama ben bu 1 kilometreyi nasıl gideceğim diye düşünüyorum.
Çünkü şöyle yarışın son 1-2 kilometresi kaldığı için.
Ben bir de iyice tempoyu artırdım artık yani gerçekten yüksek bir tempoya çıktım.
Kendi hani sınırlarımda koşuyorum ama şey de hoşuma gidiyor.
Hani 24. kilometredeyim 23.
kilometredeyim ama hala böyle 4 pace veya hatta onun altında çok hızlı bir şekilde güçlü bir şekilde koşabiliyorum.
Ama bu işte kramplar beni biraz korkuttu.
Çünkü ben daha önce hiçbir yarışta bu şekilde kramp yaşamamıştım.
Tuz hapı kullanmış mıydık o yarışta ben tam hatırlayamadım.
Tuz hapını... O zamanlar kullanıyor muyduk ben de emin değilim ama şeyden eminim.
Yani yanıma böyle fazla fazla su almıştım.
Yani iki tane 500 milimlik su almıştım.
İkisinin içine de ayrı ayrı elektrolit koymuştum.
Jellerimi tüketmiştim.
Yani beslenmemde bir sıkıntı yaşamamıştım.
Yani havada bir tık sıcaktı ama öyle hani yanıyorum ölüyorum o kadar çok sıcak mıydı?
Onu tam hatırlayamıyorum ama. Ben sıcak diye hatırlıyorum.
Yani belki de ondandır.
Sonuçta bir şeyden olmak zorunda ya.
Bilmiyorum. Yani üzerinden bir yıl geçtiği için hatırlayamıyorum.
Tuz hapıyla tam tanışmamız ne zamandı?
Yani bizim ilk böyle uzun mesafeli koşullarımıza denk geldiği için belki kullanıyorduk belki kullanmıyorduk emin değilim.
Dediğim gibi sadece elektrolit becerileri tam kullandığıma eminim.
Ve öyle bir durum yaşadım ben.
Sonra sürekli kafamdan şunu düşünüyorum işte.
Yarışı yürüyerek bitirmek istemiyorum ilk defa böyle bir.
Durumla karşı karşıyayım.
Birkaç saniye durdum bu arada.
Durdum böyle kalflarımı esnettim.
İki ayağımı da. Bir taraftan da arkamı önüme bakıyorum.
Gelenler var yani. Hani tam da böyle bir kıyasıya mücadele var orada.
Önümde biri var arkamda biri var.
Böyle yakalayabileceğim kişiler de var.
Çok hızlı gidiyorken bir anda bu kramplara denk geldim.
Sonra işte biraz esnettim ve tekrar koşmaya devam ettim.
Ama böyle bildiğin topuk topuk falan koşuyorum garip.
Artık hızlı koşmayı bıraktım.
Dedim ki Onur koşarak sen bu yarışı bitir.
Hani bu senin için güzel bir şey olacak diye.
Sonra çok şükür bir sıkıntı yaşamadım.
Yine böyle ufak tefek kramplığa girse de beni tamamen kilitleyip durduracak bir şey yaşamadım.
Ama yani birkaç kilometre daha olsaydı herhalde devam edemeyecektim.
Ama çok şükür o yarışı güzel bir şekilde orada bitirdim.
Evet hatta bitirdikten sonra benim yanıma geldin.
Evet ben yani yarışı bitirince direkt aklım sende.
Sen ne yaptığını sana gidip destek olmak istiyorum.
Fakat yani bacaklarım o kadar bitti ki artık orada perişan olmuş bir durumdayım.
Çünkü gerçekten kolay değil sürekli yüksek nabızda hızlı bir şekilde 25 kilometre boyunca hep yokuş aşağı inmek.
Bir de sonunda o krampları yaşayınca iyice yani bitti bacaklarım.
Sonra bir canlı sonuçlara baktım.
Bir baktım sen kürsüye oynuyorsun.
Hatta ben de kürsümü almışım ve sen de kürsüye oynuyorsun.
Ve arkandakiyle arandaki fark da çok az.
Öyle olunca hani birden dedim hani desteğe gitmem lazım diye.
Sodamı falan aldım biraz böyle kendime geldim.
Sonra geri doğru gitmeye başladım ama koşamıyorum.
Hani yürüyerek gidebiliyorum.
Sonra Beyfit'ten Fatih Hoca'yı gördüm.
Ya ona dedim ya gülün geliyor bir gülüne bakabilir misin falan diye.
Ben de yürüye yürüye gidiyorum.
Ya ben seni işte o zeytinlikte gördüm.
Böyle 23'ün sonlarıydı.
Ya ben de orada ya şeydim böyle transa geçmişim.
O kadar yavaş koşuyorum ki artık çünkü bacaklarım yorulmuş yani.
İlk defa bu kadar uzun kilometre yapıyorum.
Ve inişte bacakları gerçekten mahvetmişim yani.
O tam dengeleyememişim.
Yani böyle otomatikte koşuyorum yani.
Ve sonra seni gördüm böyle paytak paytak yürüyen biri elinde su da şişesi.
Aa Onur falan dedi. Ben dedim koş koş koş diyor.
Onur bana koş diyorsa benim koşmam lazım.
Hani belli ki bir kürsü var ortada.
Yani ben de hemen onu görünce biraz hızlanmaya çalıştım ama.
Gerçekten bacaklarım çok kötü.
Sonra Onur beni işte böyle çekti videoya çekiyordu.
Ve ben Onur'u ben koşarken Onur bana yetişemedi.
Çünkü yürüyordu demek ki bacakları dedim kötü oldu.
Yani şöyle oldu benim işte Fatih Hoca'ya söyledim.
O bir yere kadar geldi o durdu orada bekliyor.
Hem de diğer gelen kişileri karşılıyor ekipten.
Ben ama yürümeye devam ettim.
Sen de hala daha yoktun. Hani ben seni görene kadar gideceğim diye biraz yürüdüm 1-2 kilometre.
İşte sonra seni gördüm.
Aynen hatta böyle sonra videoda izledim Onur'un beni çektiğini.
Benim yaş grubum dördüncüsü hemen arkamda yani.
Evet yani seni çektiğim videoda sonradan da gördük.
Yani hemen arkandan koşuyorum eğer.
Ben işte orada sen zaten şey.
Fark etmemişsin. Önünde kimse olmadığı için sen normal şeye bağlamışsın.
Standart tempoya ama beni görünce zaten bir tekrar motive oldun.
Hızlandım ben de orada gazladım seni.
Sonra işte hemen arkandan da başka bir kadın geliyor.
Bakıyorum senin yaş grubunda olabilir.
Ama bir taraftan da böyle.
Hani sana destek verdim yani ona destek vermezsem ayıp olur gibi geliyor.
Ona da bravo bravo çok iyisin falan diyorum.
İçimden diyorum ya inşallah yaş grubu değil.
İnşallah yakalayamaz günün gider falan diyorum.
Ve dediğim gibi değişik bir psikoloji.
Ya bir şey demeyeyim mi onlara?
Mesela ben şeyi anladım. Hani böyle bacaklarım bitti gidemiyorum falan diye dedim ama.
Hani sizi görünce ya ben neredeyse daha hızlı koşmaya başladım.
Ve bacaklarımın gidebildiğini fark ettim.
Aslında bu uzun kilometreler.
Yani kafada bitiyor yani mental dayanıklılık.
Kesinlikle uzun koşanların hepsi böyle söylüyor zaten.
Yani hani sen bacaklarını ikna ettiğinde gidiyorlar.
Yani tabii ki kramptır sakatlar onları geçtim ama hani bittim zannediyorsun ama bitmemişsin.
Yani ben bittim zannederken hala sizi görünce hızlanabildiysem o pace'lere çıkabildiysem.
Demek ki yani bu şeyi gösteriyor yani yarış tecrübesizliğini gösteriyor.
Ben anladım ki uzun mesafelerde bacağım bitse bile.
Ben onu ikna edebilirim.
Hayır bitmedin diyebilirim.
Tabii bu uzun mesafe de göreceli.
O zamanlar bizim için 25 kilometre mesela uzun bir mesafeydi.
Başka birine göre bu uzun mesafe 100 kilometre olabilir.
Başka birine göre 160 kilometre olabilir.
Sonuçta herkesin o anki kondisyonu ve yarış geçmişiyle alakalı bir şey.
Ama ortak olan şey dediğin gibi mental dayanıklılığın aslında devreye girdiği burada.
Sonra o şekilde ben seni uğurladım.
İşte arkandan da Gelen yaş grubunu başarılar başarılar diyerek uğurladım.
Sonra ben yürüyerek dönüyorum.
Koşamıyorum da yani koşup sonra yetişip ne olduğunu da bilmiyorum.
Yani koşacak halim yoktu gerçekten orada.
Ben orada diyorum umarım işte gülen ilerler ve tamamlar.
Geriye dönerken de sürekli böyle sayfayı yeniliyorum.
Üçüncü oldun mu? Kürsü yapabildin mi?
Onu merak ediyorum. Beni orada aldılar.
Koşturdu işte Fatih Hoca.
Sonra Cem Hoca geldi. Benim fotoğraflarımı çekti o merdivende.
Ama ben merdiveni böyle ikişer üçer çıkıyorum.
Birden buslandım ya.
Bu enerjimi keşke daha önceki kilometreler gelseymişsiniz.
Sizi bekliyormuşum ben.
Sen her gördüğüm tanıdıkta bir tık daha arttırdın.
Böyle bam bam bam gittim.
Yani gerçekten ben de yarışı kaç yılı tamamlamışım?
2 saat 26 dakikada tamamlamışım.
24 nokta 43 kilometre.
Yani ortalama 6 pace ediyor.
O 182 nabızla tamamlamışım.
Hani çok normal hani mental gitmiş nabız patlak.
Ve yaş grubunda kadınlarda üçüncü oldum.
Benim de sürem 2 saat 1 dakika.
Ben de yaş grubunda ikinci oldum.
Böylece ikimiz de ilk kürsülerimizi aldık.
Bizim için güzel keyifli bir yarış oldu.
Yani şöyle yarışı düşündüğümde yani sürekli inişin olması gerçekten farklı bir tecrübe oldu bizim için.
Daha önce hani çıkışlarla inişler hep dengeli oluyordu genellikle.
Parkurda koştuk. Bazı yerlerde gerçekten o kadar dik yokuşlar vardı ki frenlemek gerekiyor yani.
Orada frenlemek bile çok zordu.
Bazen yerde atıyorum taşlıklar vardı.
Hani böyle bileğini burkmaman, yan basmaman gereken yerler.
Bazen kaygan olabilen yerler vardı.
Öyle çok kolay da hani bir parkurda değildi.
Kolay bir iniş değil yani. Yani iniş de teknik biraz da.
Evet teknik inişlerin olduğu kısımlar da vardı.
Ama gerçekten keyifliydi yani.
Bir daha o parkurda koşmak isterim uygun bir.
fırsat olduğunda. Ya ben de şeyi beğendim.
CP'de bir tane CP vardı.
Çocuklar böyle bekliyordu.
Sularımı falan doldurayım abla ver falan dedi böyle.
Çok mutlulardı bizim orada.
Bir işe yürüyoruz. Gönüllü olmuşlar.
Ben de çok sevindim onları gördüğüme.
Evet. Çam diye bir köyüydü galiba.
Bu 20. kilometre civarındaki CP'de.
Evet. Böyle son 5 kilometre kala.
Orada suyumu doldurdular.
Ben de aldım hemen yola çıktım.
Çocukların böyle organizasyonlarda gönüllü olması da ayrı bir güzel oluyor bence.
Geleceğin kurşuncuları. Onlara da spor sevgisini aslında aşılamış oluyoruz bir şekilde.
Kesinlikle. Evet şimdi kürsülere gelelim.
Kürsüde de şey oldu.
Şimdi Onur'un doğum günü.
Ben bir sürpriz hazırlamak istiyorum ama şey aklıma geldi.
Kürsüde Onur'a pasta üfletelim diye geldi.
Onur'a da çaktırmamamız lazım.
Hemen Beyfit ekibine söyledim böyle böyle.
Biri işte pastayı ayarladı.
Diğeri Tanser Kadir'e söyledi hani olsun diye.
Ya ben çakmak eksik onu şey yapıyoruz.
Pastayı saklayacağız Red Bull'daki kişi tamam dedi kamyona koyalım falan.
Herkes orada senin için böyle seferber oldu.
Senin doğum gününün sürprizini yapalım diye.
Sonra sen işte Onur Keskin şey yaptı.
Orada Tanser Kadir girdi.
Kürsüsünü yapmış. Bayrağını takmış derken.
İyi ki doğdun.
Olur diye girdi. Sen böyle şok oldun Anır.
Gerçekten hani ben oradan birden pastayla çıktım.
Cem Hoca senin elinden bayrağı almaya çalışıyor falan.
Öyle güzel bir anı oldu bizim için de.
Ya evet ben de gerçekten hiç beklemiyordum yani.
Çünkü bir de hayatımda ilk defa kürsüye çıkıyorum ya koşuda.
Evet. Yani o an oraya çıktıktan sonra zaten böyle hani saf saf saf sana bakınıyorum.
O an bir şey düşünemiyorum böyle.
Hani ne bileyim işte ya bayrağı düzgün tutuyor muyum?
Düzgün duruyor muyum falan diye böyle kendi kendime şey yapıyorum.
Ne zaman ineceğiz? Ne zaman çıkacağız?
Hani o anı yaşıyorum yani.
Sonra iyi ki doğduğunu böyle ilk duydum.
Hani kime dediği de belli değil ilk başta.
İyi ki doğduğunu hani duyduğum anda direkt anladım ve çok şaşırdım gerçekten.
Orada mutlu oldun sonra pastayı gördün.
Sen geldin pastayla birlikte arkada ekip alkışlıyor falan.
Yani gerçekten buradan tekrar...
Sana da Beyfit ekibine de teşekkür ederim.
Unutamayacağım kesinlikle doğum günlerinden bir tanesi oldu.
İşte sonra kürsün madalyalarımızı aldık.
Fotoğraflarımızı çekindik.
Madalyalar da güzeldi.
Biliyorsun İznik'in Çinisi meşhur.
İznik Çinisi'nden yapılmıştı.
Evet bence de güzel bir detay.
Çinisi meşhur olan bir yerde Çin'i şeklinde bir madalya almak gayet güzel bir hatıra, orijinal bir hatıra oldu.
Sadece yaş gruplarına da madalya verdiler ama böyle masada durabilecek.
şeklinde bir Çin'i olsaydı o da güzel olabilirdi diye düşünüyorum.
Bir de mesela İznik yarışı parkurları olsun.
160 kilometre her yarışta bulunan bir parkur değil.
Aslında ben şey de beklerim.
Uluslararası bir organizasyon olsun bu yarış.
Onu isterim. Zaten eski bir yarış.
2011'den beri düzenleniyor.
Bir Kapadokya gibi turist çeken, spor turizmi açısından Bize fayda sağlayan bir yarış olabilir.
Daha çok yabancının tercih etmesini isterim ben bu yarışı.
Evet Türkiye'de zaten tartışılmaz.
Yurt dışından gelenler de vardır mutlaka ama dediğin gibi daha bir üst klasmana çıkıp böyle daha ünlü koşucuların da her yıl geldiği bir yarış olsa çok daha güzel olur.
Hani gölün etrafını tam tur atarak bitirmek de çok orijinal bir parkur oluyor aslında.
Ve 160 kilometrelik bir parkuru da her yerde yapmak çok uygun olmayabiliyor.
O yüzden ve hani yıllardır yapılan bir yarış artık oturmuş, tanınmış belli bir düzeni var.
Gerçekten güzel bir yarış ve dediğin gibi uluslararası seviyede daha da üste çıkabilecek potansiyeli sahip olduğunu düşünüyorum.
Bir de kilometre yükseltmek için de bizim için iyi bir yarış olabilir.
Mesela şey duymuştum ben.
75K parkurunda full.
Karanlıkta koşuyorsun yani akşam başlıyor yani sabaha doğru bitiyor.
Yani değişik bir tecrübe olabilir.
Ben hiç karanlıkta koşmadım mesela.
Gecelenmesiyle koştuk kafalanmasıyla ama yani hiç ful o kadar saat.
Ya ormanda karanlıkta koşmaktan ben gerçekten çok korkuyorum.
Geçenlerde ormanda bir patika antrenmanındaydım tek başımaydım.
Biraz akşama da kalmıştım.
Böyle yani antrenmanım biterken hava kararıyor tam.
Hava bir de böyle bir anda kararmıyor.
Yavaş yavaş kararıyor.
Böyle gözün alışa alışa kararıyor.
Aynen. Böyle hani hep hala biraz aydınlık gibi geliyor.
Ne kadar kararsa da biraz aydınlık oluyor.
Ama sonra böyle bir anda fark ediyorsun ki artık neredeyse zifiri karanlık olmuş her yer.
Onun farkındalığı geliyor.
Böyle bilmiyorum alışkın olmadığım için herhalde.
Ormanda tek başıma kalmaya alışkın değilim.
Böyle birden bir tedirginlik falan geldi.
Böyle yani 3.30 pace'lerle falan bitirdim antrenmanın son 1-2 kilometresini.
Böyle... Bilmiyorum hani orada şey düşündüm yani bir trail yarışında olsam böyle ormanda tek başıma koşsam gece saatlerce hani hiç kimse yok.
Aradan bir ses gelecek böyle ne bileyim bazen bir şey kıpırdayacak falan.
Bana çok ürkütücü geliyor yani belki hiç koşmadığım için böyle geliyor.
Belki bir kere koşsam onu yenerim ama bilmiyorum ürkütücü yani.
Bir de karanlıkta şey oluyor şimdi 5 duyu organından biri gidiyor ya.
Bu sefer sesler daha duyabiliyorsun böyle.
Doğru. Hani kitleniyorsun bir ses mi hayvan sesi mi ayrıştırmaya çalışıyorsun.
Mesela dala basmamak için hani bir ekstra dikkat ediyorsun.
Ya da böyle bir ışık süzmesi görünce iki tane göz mü acaba diye böyle.
Veya biri takip ediyormuş hissi.
Ya ben gerçekten bir tık korkuyorum ama yani bu korkuların üstüne de gitmek için var bu yarışlar.
Ya bir bakıma da tehlikeli aslında.
Hani... Karanlıkta mesela dediğin gibi dala takılmamaya çalışıyorsun.
Bir dala takıldın, düştün, vurdun dizini, ayağını burktun.
Telefonun çekmiyor, hareket edemiyorsun.
Kaldın orada mesela o karanlıkta tek başına.
Koşmak daha güven verici aslında.
Orada karanlıkta durmak bir böcektir.
Bak şu an bile gerildim.
Neyse bakalım koşuda nasıl bir hissiyatlarla oluruz?
Bize ne katar?
Merak ediyorum. Yani bir gün koşarsak koştuktan sonra bu deneyimlerimizi tekrar dinleyip o an ne hissediyoruz onu tekrar bir konuşabiliriz.
Çok haklıymışız falan diyormuş.
Aslında beraber koşabiliriz Onur yani.
Biri olursa hiçbir sıkıntı yok bu arada.
Bu kesinlikle. Ama tek başına olmak bana çok ürkütücü geliyor sadece.
O birinden hızlı koşabiliyorsan iyidir.
Asıl yarışın onunla olacak.
Evet ben de mesela karanlıkta böyle.
Karanlık olunca iyice bir seslere odaklanıyorum.
Bir kere şey yapmıştık.
Akşam çıktığımızda hani ekiple çıktığımızda eğlenceli oluyor.
Hani böyle hatta böyle lambaları kapatıp koşmuştuk.
Ekibin verdiği bir güvenli ama tek başına yani bir hayvan da olabilir, çıkabilir.
Hiçbir şey olmasa bile şey değil mi?
Hani orman ne kadar gündüz sana böyle huzur veren bir yerse gecede bir o kadar böyle tedirgin edici bir yer haline geliyor.
Bilmiyorum ya o yüzden.
Ben bir o konuda şeyim hani birazcık tırsıyorum diyeyim böyle tatlı yollu.
Ama hani bu bana aynı zamanda bir merak da uyandırıyor.
Hani çekindiğim için biraz da deneyimlemek de istiyorum.
Yani doğru zaman geldiğinde...
Bir gece yarışına kesinlikle katılırız zaten.
Mesela zaten Andromor'a katıldık ama orası normal bir parkır.
Orada korkmazsın.
Bir kere ormanın içinde patika değil bir de bir sürü kişiyle beraber koşuyorsun.
Ama özellikle uzun yarışlarda şey oluyor ya birbirinden de kopuyorsun.
Saatlerce tek başına koşman gerekiyor vesaire.
Ama eminim ki o da çok farklı bir deneyimdir ve o yarışı tamamladığında...
Kesinlikle artık mental olarak da bence çok daha güçlü biri oluyorsundur.
Burada yani bizi dinleyenlerden de gece koşanlar, ultra koşanlar varsa onlar eminim böyle hissediyordur diye düşünüyorum.
Biz de zamanı geldiğinde bunu deneyimleriz.
Ve yarışta deneyimlemek de zaten güvenli bir parkur.
Yarış için orayı güvenli hale getiriyorlar.
O ayrı bir güven veriyordur bence de.
Hiç yarış olmayan bir anda ormana girip koşmakla ne bileyim en azından...
Yarım saatte bir saatte bir de olsa bir CP'ye denk gelmek kesinlikle aynı şey değildir.
O yüzden o zaman bir deneyimleyelim ya.
Belki bu sene belki sene.
Kesinlikle bir gece koşalım o uykusuz kalın.
Evet çok merak ediyorum ben de.
Ama tabii kilometrelerimizi arttırmak da şu anda istemiyoruz.
Biz böyle biraz daha aslında hızlanmak istiyoruz.
Dışı kilometrelerde daha çok yarışalım.
Daha çok hızlanalım.
Belli bir seviyeye geldikten sonra.
Kilometrelerimizi yavaş yavaş arttıralım istiyoruz.
Yani hızlanmak için düşük kilometre dedin ama belki de gece korkusu da bunun için yeterli olabilir diye düşünüyorum.
Geçen tek kaldığında bayağı hızlanmışsın aslında.
Aynen o da bir yöntem olabilir.
Araya böyle bir iki üç tane uzun atsak güzel olur ya.
Bu yıl bir ultra maraton hedefimiz var.
Kaç karda bu sefer 50k koşmayı hedefliyoruz.
Geçen yılı 20K koşmuştuk orada çok beğenmiştik.
Orada biraz daha yarışmaktan ziyade daha uzun koşalım daha çok yeri görelim istedik bu yıl.
Evet biraz da irtifada toplayalım teknik parkurda yarışalım.
Bir de Mozart'da 38 koşmayı planlıyoruz.
Yurt dışında bir trail yarışı da bizim için güzel bir deneyim olacak.
Mozart'sı da zaten çok duymuştuk.
Belki seneye bir o sesi yapabiliriz çıkarsa.
Evet çok güzel olur. Onu da burada anlatmak keyifli olur aslında.
Bayağı yarış var.
Koşulacak, yapılacak.
Hafta sonları yetmiyor artık.
Ben bunu anladım.
Kesinlikle. Güzel olur diye düşünüyorum.
Karanlıkta bir koşalım.
Evet o aklımızda var.
Bakalım ne zaman kısmet olur da burada anlatırız artık.
Ben şeyi de merak ediyorum.
Tek başına... Karanlıkta koşmayı da hani tamam ikimiz koşalım diyorum ama önce bir ikimiz koşalım hani o yeterli özgüveni kazandıktan sonra belki tek başımıza da koşabiliriz.
Evet olabilir ama mesela düşünüyorum belki de biz çok abartıyoruzdur bu konuyu çünkü hani herkesten de duymuyoruz bunu ya karanlıkta korkuyorum koşamıyorum falan diyen de çok kişi duymadım ben.
Koşan koşuyor yani demek ki hani o kadar da zor bir şey veya o kadar da korkutucu ürkütücü bir şey olmaya da bilir belki.
Sonuçta ya da koşan bir daha asla koşmam çok üzgün falan demiyor.
Herkes çok mutlu bir daha koşuyor.
Yani bilmiyorum. Belki dışarıdan böyle görünüyor.
Çok korktular o sahneleri sildiler.
Veya bize pis pis gülüyorlar şu anda bilmiyorum.
Bir ben yaptım siz de yapın diye.
Aynen. Kimseye anlatmayalım.
Herkes koşsun. Korkmasınlar.
Görsünler falan. Olabilir ama biz anlatacağız.
Bir deneyimleyelim. Evet.
İznik yarışımız da böyleydi.
Evet çok güzeldi. Biz İznik'i çok beğendik, sevdik.
Takvim uydukça gelmek isteyeceğimiz ve uzun yıllar gelmek isteyeceğimiz.
Çünkü kilometremizi de arttırmayı yıllar geçtikçe planlıyoruz.
Bize de yakın, hem İstanbul'a da yakın.
Evet düşündüğümüz yarışlardan bir tanesi.
Hazır bölümün sonuna gelmişken bir hatırlatma yapmakta fayda var.
İznik Ultra Trail yarışı için koşvergesinin dinleyicilerine özel bir fırsatımız var.
Bu yüzden kayıt olmadan önce mutlaka Instagram'dan bize mesaj atın.
Evet bir bölümün daha sonuna geldik.
Bizlere Apple Podcast, Spotify ve Instagram kanallarından ulaşabilirsiniz.
Yeni bölümlerimiz hakkında bilgi almak için lütfen takip etmeyi unutmayın.
Sonraki bölümlerde görüşmek üzere.
Hoşçakalın, sporla kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
