
İznik Ultra’da bu yıl 14K parkurundaydık ve yüksek nabızlı, tempolu bu yarıştan kürsülerle döndük 🏆
İznik’in atmosferi, parkurun doğası ve bize “evimizde koşuyormuşuz” gibi hissettiren o özel duygusu…
Bu bölümde sadece bir yarışı koşmayı değil, yarışı yaşamayı, okumayı ve o “akış” hissini konuşuyoruz.
Zor anlarda mental olarak nasıl güçlü kaldık?
Yaşadığımız aksilikler, küçük krizler ve onları nasıl yönettiğimiz bu bölümde.
🎧 Koşver Gitsin başlıyor!
Kısımlar:
(00:00) Giriş
(03:23) Yarış Günü
(09:53) Start
(13:39) Ayakkabı Bağcığı Çözülmesi
(18:05) Parkur İçi Dayanışma
(23:10) Parkudan Kopuş
(28:35) Finish'e Doğru
Transkript
Herkese merhaba.
Koş Vergisi'nin podcast kanalına hoş geldiniz.
Ben Gülüm. Ben Onur.
Bu bölümde size İznik Ultra Trail yarışımızdan bahsedeceğiz.
Biz geçen sene İznik'te yarışmıştık 25K parkurunda ve bize çok güzel unutulmaz bir deneyim sağladı.
İlk kürsülerimizi almıştık.
Bu sene de yine İznik'te olduk ama bu sefer 14K'da yarıştık.
Yine bize uğurlu geldi İznik.
Biz de burada da kürsülerimizi aldık.
Bu yarış içinde yaşadığımız tecrübeleri bu bölümde anlatacağız birazdan.
Bir de bize gelen geri dönüşlerden birçoğu bizim evet yarışları anlatmamızdan mutlular ama biraz daha böyle trail yarışlarını nasıl hazırlıyoruz, bir yarışa giderken neler yapıyoruz, öncesinde ne yapıyoruz, bizim ufak
taktiklerimiz var mı yok mu bunları da merak edenler oldu.
O yüzden bu tarz içerikler de öğreteceğiz ama şimdi İznik'teyiz.
Evet o zaman başlayalım.
Öncelikle neden 14K'da yarıştık?
Geçen yıl 25K'da yarıştık.
Bayağı da keyif almıştık.
Normalde iznikte biliyorsun.
Hani başlarsın 25, 50, 75, 160'a kadar çıkarsın.
Biz bir adım geriye düştük.
Evet normalde yukarı giderken biz aşağı doğru gidiyor gibi olduk.
Çünkü... Bu yarıştan tam bir hafta sonra MW Challenge Triathlon yarışımız var.
Yine geçen yıl ona da katılmıştık.
Onunla ilgili bir bölüm de çekmiştik.
O bölümde çok ilgi görmüştük.
Evet o bölümde yaşadığım o hipoterminin nasıl bir şey olduğunu merak ediyorsanız mutlaka o bölümü dinleyin.
Şimdi yine o yarışa katılacağız.
O yarışta da 1.2 kilometre yüzme, 60 kilometre bisiklet ve bunda...
670 metre civarı elevasyon.
Evet. Artı 15 kilometre trail koşusu var.
Onda da yaklaşık 540 metreydi galiba irtifa kazanımı.
Yani dolayısıyla sağlam bir yarış.
Ama bir taraftan da İznik'e de gitmek istiyoruz.
Yani boş geçmek de istemiyoruz.
O yüzden biz de çareyi 14K'da yarışmakta bulduk.
Yine o tadı almış olduk.
Oraya bir gidip gelmiş olduk.
Güzel oldu. Bacakları da bir açmış olduk diyelim.
Sonrasındaki haftada MW Challenge'da yarışacağız bakalım.
Evet şans dileyin. Biz bu yarışa şirketten arkadaşlarımızla katıldık.
Hem bireysel olarak yarışalım dedik hem de takım kategorisi vardı yani kurumsal.
olarak da ödüllendirilen bir kategori var.
Evet. Hem 5K için kurumsal katılabiliyorsun hem de 14K.
Biz 14K'ya bir takım çıkardık ama 5K'ya yeterli sayımız olmadığından çıkaramadık ama 5K'da da ilk defa koşu yarışına katılan kişiler oldu şirketten.
Onlar da çok beğendi. İlk yarışını bence İznik'te koşmaları onlar için de bir şans oldu.
Evet. Dolayısıyla birlikte servisle gidip geldik.
Şey güzel bu yarışın bu arada şu özelliği çok güzel.
Yarış saat 10.30'da başlıyor.
14K. Evet 14K.
Dolayısıyla ve pazar günü hani bir tatil günü.
Hani siz İstanbul'dan kalkıp böyle birkaç saat önce yolda çıkıp bu yarışa katılıp aynı gün geri gelebiliyorsunuz.
Bir yerde kalmanıza gerek yok.
Önceden başka planlar yapmanıza gerek yok.
Sanki bir pazar antrenmanına gider gibi bu yarışa gidip gelebilmek bence büyük bir lüks.
Birkaç saat erken dediğin biz 5'te uyandık.
Yine de bir yolculuk yapıp güne birlik gelip gelmek benim de çok hoşuma gidiyor.
Bursa'daki bu yarışları bu şekilde değerlendirmek İstanbul'a yakın olan güzel oldu.
Evet o zaman yarışa geçelim.
Bu yarışta bizim için kafamızdaki soru işaretlerinden birisi aslında ayakkabı meselesiydi.
Çünkü bu mesafelerdeki ve hem toprak yol hem de asfalt yolu içeren yarışlarda bazen tempo ayakkabısı, yol koşusu ayakkabısı giymek daha mantıklı olabiliyor.
Aslında biz de o şekilde karar vermiştik bu yarıştan önce.
Ama emin de olamamıştık.
O yüzden yanımıza iki ayakkabımızı birden aldık.
Trail ayakkabımızı aldık hem de yol koşusu ayakkabımızı aldık.
Aynen o toprak yol çamur olsa yani yol ayakkabısıyla zor olurdu.
Ama çamursuz bir günde yol ayakkabısıyla gayet gidilebilir bir parkur.
Parkuru da hani 14K parkurunun tam koşmadığımız için de tam emin olamıyorduk hangisi daha uygun diye.
İkisini de aldık o yüzden.
Sonra oraya gittiğimizde orada birkaç kişiye sorduk.
Orada da şey dediler ya parkur çamur mutlaka trail ayakkabısı giyin falan dediler böyle.
Yani bir iki kişi üst üste öyle söyleyince sonra trail ayakkabısını giymeye karar verdik.
Ama güneş de açmış yağmur yoktu aslında çamur yok yani.
Evet yani orada biraz pişman olduk yarışta ve yarıştan sonra keşke.
Trail giymeseydik, yol ayakkabısı giyseydik dedik ki koşan birçok kişi de zaten yol ayakkabısı giyiyordu.
Onu buradan not olarak düşelim arkadaşlar.
Eğer bu 14K yarışına katılacaksanız.
Ve yağmur yağmadıysa.
Evet o önemli bir parametre.
Sonuçta toprak yollardan gidiyoruz.
İyice çamur ve kaygan yerler veya biraz daha batan bir toprak yapısı da çıkabilir yer yer.
Yağmur yağarsa işler değişir.
Ama güneşli bir havaysa her şey yolundaysa yol ayakkabısı bu yarış için ideal olur.
Yani ben onu yapmadığım için pişmanım açıkçası.
Çünkü hem yol ayakkabısıyla daha iyi bir tempoda gidebilirdim.
Birçok yer asfalt olduğu için.
Hem de yastıklı olduğu için daha az zarar vererek bacak kaslarıma yarışı tamamlamış olurdum.
Rekabri sürecim de daha kısa olurdu.
E tabi Cüneyt abimiz olmadığı için Lidya Kral yolu koşusunu dinleyenler hatırlar.
Önden gidip bize bir parkur testi yapmıştı işte yol ayakkabısı uygun giyebiliriz falan diye.
Parkur testi, otel testi bütün testleri yapıp bize hazır etmişti.
O olmayınca bir eksik oldu tabi o da.
Bu arada tabii tatsız bir olay yaşadı.
Ufak bir sekatlık geçiriyor.
Ona da buradan geçmiş olsun dileklerimizi iletelim.
En kısa sürede.
Daha güçlü bir şekilde. Hep birlikte yarışlara gidip parkurları test edeceğimize eminiz.
Onsuz bir eksik oldu bu yarış.
Ondan sonrakilerin de onu da daha güçlü bir şekilde bekliyoruz.
Ondan sonra... Ne yaptık?
Geldik kitlerimizi aldık.
Isınmalarımızı yaptık vesaire.
Hemen orada bir tuvalet var.
Kitlerimizi drop back'e bırakabiliyoruz.
Genel anlamda yarışa son dakika gelip kitini son dakika alıp her şeyini son dakika bile yapabiliyorsun.
Zaman konusu aşırı rahattı.
O bizi çok rahat ettirdi.
Biz de biraz güvenlik payı koyarak geldiğimiz için.
Zaten çok fazla sıkışmadık o konularda.
Evet ben de zaten şey yaptım böyle.
Bu yarışta böyle çok hızlı koşma hedefim yoktu yine kafamda.
Hani gülüm planlar yapıyor ama yarıştaki gülüm başka oluyor.
Böyle gittim bir tane fırın vardı çok güzel simit kokuyordu.
İki tane simit aldım. Biz portakal suyu getirmiştik onları içtim.
Muz yedim yani bayağı acıkmışım.
Böyle güzelce onları yedikten sonra bir yerde ısınma yaptık o yolun üzeri orada.
Sonra işte lavaboya girdik ve...
Ben ama seni göremedim ısınmada tam.
Evet ya biz ısınmada birbirimizi kaybettik.
Yani ben böyle ısınırken de arıyorum civarda.
Yani Gül'ünün de ısınıyor olması lazım falan diyorum.
Ben o sırada tuvalet sırasındaydım.
Aynen ben tuvaletteyken sen ısındın falan herhalde.
O kısımları kaçırdık.
En son dedim saldım seni yani.
Ben de çok böyle şey yarışın son bir iki dakikasında alana gittim.
Hatta drop back'im var. Orada bizim arkadaşlara 5K koşacaklara verdim drop back'imi.
verin diye. Hemen girdim.
Ya bayağı da uzun sıra olmuş ama yani ben şimdi bir tık hızlı koşuyorum.
Önde de yer almam lazım.
Böyle tam bir aradan atladım.
Yani şöyle bir durum var. Şimdi öne geçince böyle sanki birinin hakkını yiyormuşum gibi hissediyorum ama hani ben hızlı koşan biriysem benim gun time'a göre sürem alınacak.
Yani benim önde başlamam lazım.
Son dakika heyecandan mıdır nedir?
Lavaboya gitme ihtiyacım olunca geldiğimde zaten sıra Bayağı olmuştu.
Mecbur aradan girmem gerekiyor.
Çünkü saniyelerin önemi var.
Gerçekten kendi süreme, yaş grubumda kendi süreme göre yapıyorum ama genel kategori yarışınca o yüzden gun time'a göre bakıyorlar.
Senin o kendi sürene bakmıyorlar.
O yüzden mecbur geçmek zorundaydım.
Evet bir taraftan kimsenin önüne geçmek istemiyorsan bir taraftan da önüne başlaman gerekiyor.
Ve bir şekilde bir sebepten geç...
katılabilmiş olabiliyorsun.
Bazen böyle şeyler olabiliyor.
Ya böyle yani geneli oynayacaklara ben yani tavsiyem ya erken gidip yerinizi alın ya da böyle hani ricam net bir deyim yani.
Çünkü Genel oynuyorsanız önde başlamanız gerekiyor.
O saniyelerin önemi var yani ki bu yarışta da göreceğiz.
O yüzden bir şekilde araya girdim.
Sonra bir 3-4-5 önümde seni gördüm falan onur onur dedim.
Evet ben de senden tam umudu kesmiştim.
Şöyle bir arkama doğru bakayım dedim.
Tomağa seni görünce şaşırdım.
Evet son bir iki dakika vardı işte ben kulaklığı ayarlıyorum, saati ayarlıyorum falan.
Hatta başladı yarış.
Ben hala ayarlıyorum.
Müzik tam şey olmadı falan.
Sonra... Ben yarışırken şey oldu.
İşte ayarlamaları yapıyorum.
Otomatik modda koşuyorum.
Sonra şeyi fark ettim ya.
Benim hızlı koşmam lazım.
Bir an her şeyi bıraktım ve hızlı bir şekilde basmaya çalıştım.
Öne geçtim ama bir an onun şeyini unutmuşum.
Yarışın başladığı hissiyatını unutmuşum ayarlama yapmaktan.
Bir de şeyden bahsedeyim.
Ben şimdi genel diye öne geçtim ama aslında burada aklımda daha çok yaş grubu olur ya da genel ilk 10 olur gibi şey vardı.
Çünkü Tam bacaklarımın ne gideceğini bilmiyorum.
Sürprizdi yani çünkü buna yönelik bir antrenman yapmadığım ve şey antrenmanlarımda da yaptığım antrenmanlarda ne koştuğum tam anlaşılmıyor.
Çünkü sınırlarını zorlamıyorsun.
Evet sınır zorlayamıyorum falan.
Hani bacağın ne gideceği bir soru işaretiydi.
Yani hızlı da gidebilir, yavaş da gidebilir.
Ama yine de işgüdüsel olarak önde başlamak istiyoruz.
Yani hızlı giderse güzel. Hani bir hala bir umudum var ama yavaş da gidebilir yani belli değil.
O yüzden hani... Arada kalmıştım tam ne yapacağım diye.
Sonra başladım işte.
Gittim böyle bam bam.
Zaten ilk 5 kilometre asfalt yol.
Göle doğru koşuyoruz. Oradan dönüyoruz.
Sonra toprak yola geçiyoruz.
Ya orada ilk hissiyatım onur.
Yani böyle şey başladım.
Hızlı başladım. Zaten herkes orada hızlı.
Ya bir şekilde böyle hani hızlı hızlı gidiyorum.
Şeyi özlemişim. Bacaklarımın hızlı tempo koşusunu.
Ya o nefes alışverişimin sıklığını.
O koşu formumu.
Yani çok iyi hissettirdi böyle hep o ritmik adımlarla bir şey pace'i oturtup o hızlı pace de yani.
Hani threshold yani şey eşik değerini geçmeden ama eşik değerine çok yakın hissiyatla koşmak.
Kısaca hızlı koşmayı özledin.
Evet evet o. Çünkü senin ya interval tempoların bile şu anda koşu hızından daha düşük.
Evet. Ya korumacı olarak yaklaştığımız için.
Aynen daha kısa şimdi bir de bacakların.
Yani uzun ya 5 ay oldu neredeyse bu sakatlık olanın.
Yani hiç bu tempo koşmamıştım.
Yani bacakların kas hafızası denen bir şey varmış gerçekten.
Hani buradan da böyle sakatlanan yani sakatlıktan sonra koşuya dönen kişilere de söylüyorum.
Üzülmesinler yani bir şekilde yani kas hafızası unutmuyor.
Yani o eski formunuza kavuşuyorsunuz.
Belki daha da iyi bir şekilde dönüyorsunuz dinlendiğiniz için.
O mikro sakatlıklar oluşabilecek yorgunluktan dolayı onlar iyileşmiş oluyor.
Yani hiç canınızı sıkmayın.
Sakatlık da olsa geri dönüşünüzde tekrar eski formunuza bir şekilde kavuşuyorsunuz.
Hani tamam şu an antrenman eksikliğim var hani bu hızlarda.
Belki nabız toparlanması gibi şeyler olabilir ama yani bacaklar hızlı koşmuyor, unutmuyor.
O anlamış oldum.
Ve o şekilde böyle bir 5 kilometre...
Yol üstünde gittik. Gölün oradan da geçtik.
Benim çok hoşuma gitti bu hissiyat.
Bilmiyorum uzun zaman sonra tekrar hızlı koşabilmek.
Güzeldi yani. Bende de şöyle oldu.
Şimdi ben de önünde başladım.
Start'ı aldık. Sonra işte böyle bir 3.50 civarı pace'lerle başladık.
O çarşı gibi bir yer var hani sağlı sollu dükkanlar o starttan sonra göle doğru inerken.
Oradan geçtik vesaire.
Böyle biraz hani insanlar ayrılmaya başladı.
Ama şöyle bakıyorum hani ilk kilometrede önümde böyle 15-20 kişilik bir güruh var.
Gidiyorlar. İşte ben de işte ilk kilometreden sonra yine 4 pace'lerde falan devam ediyorum ama önümdeki böyle 20 küsur kişi de aynı şekilde 4 pace'le gidiyor.
Hani bir kilometre iki kilometre falan derken herkes gidiyor.
Hani baktım o anda normalde bir tık daha hızlı gidecektim aslında.
Böyle 4 pace'in biraz altına inerim diye düşünüyordum ama.
Ya açıkçası tam hedef yarış olmadığı için antrenman da kesmedik.
Biraz interval yorgunluğu vesaire de vardı.
Hani o yüzden o an rahat hissettiğim tempo tam 4 pace'lerdi.
Ben de hani orada kalmak istedim yarışın devamını da düşünerek.
Hani daha hızlanabilirdim ama.
Orada konforlu hissettiğim için hani altına inmeden 4 pace'in hemen üstünde devam ettim ilk kilometrelerde.
Ondan sonra bakıyorum öndeki gruplar da aynı şekilde gidiyor.
Dedim herhalde ilk ona falan giremeyeceğiz herhalde bu yarışta falan dedim böyle bir kendi kendime.
Ama hızımı da arttırmıyorum da yavaşlamıyorum da o şekilde devam ediyorum.
Sonradan... Şey olmaya başladı böyle atıyorum 1-2 kilometre geçti böyle birkaç kişiyi geçtim.
Böyle biraz daha 300 metre geçti 1-2 kişiyi daha geçtim.
500 metre geçti 1-2 kişiyi daha geçtim derken böyle önde bir 3-5 kişilik bir grup kaldı görebildiğim.
Ama onun önünde de bir 3-5 kişi var onlar daha da gitti.
Hani onları göremiyorum artık.
Sonra ama görebildiğim bir grup var.
Ben de kararlı bir şekilde tempomda ilerliyorum onlara doğru adım adım da yaklaşıyorum.
Yine hala daha ilk 5 kilometrenin içerisindeyiz.
Hatta şöyleydi. Sanırım 3-3,5 kilometre civarındaydı.
Benim bir tane sağ ayakkabı bağcığım çözüldü.
Yani böyle bağcığım çözüldü ilk.
Hani hafif bir ayağımda boşluk hissettim.
Ama koşuyorum ve hızlı koşuyorum ya.
Böyle git gide ayağımdaki boşluk artmaya başladı.
Ayakkabı böyle daha da rahatladı.
İyice ayağım içinde oynamaya başladı falan.
Bir taraftan diyorum hani ya grup gidiyor önde.
İyi bir tempoda gidiyoruz. Bir de şey gibi böyle bir hani 10K yarışı gibi koşuyorsun.
Hani yüksek normal bir trail yarışı olsa hani durayım bağlayayım devam edeyim dersin de yarış kısa bir yarış zaten.
Saniyelerin önemi var. Bir de düz yol böyle hani şeyde değil yokuşta değil.
Evet dolayısıyla.
Hani orada durmak da istemedim ama bir taraftan da şeyi düşünüyorum ya böyle bağcım açık koşarken bağcımı basarsam ve düşersem sakatlanırsam hani öyle şeyler de olabilir yani sonuçta.
Hani yanlış bir şey aslında durup bağlamam daha güvenli olan yol.
Sonra kendimle şey anlaşması yaptım.
Ya 5. kilometrede olduğunu sanıyordum ben CP'nin.
Dedim ki normalde CP'de durmayacaktım bu arada.
Dedim ki Onur şimdi grubu bırakma sen 5.
kilometrede CP'ye kadar git.
CP'de en azından hem bağcıklarını bağlayıp böyle bir işte su falan içersin.
Hani bahane olur bari durmuş olmak için yolda duracağımı diye düşündüm.
Sonra devam ettim. Sonra o grubu yakaladım.
Grubu geçtim. Ve hani önümde görebildiğim kimse kalmadı aslında.
O en önde giden 3-5 kişi dışında.
Sonra ama 5.
kilometreye geldim. CP yok.
5.30 oldu. 6 oldu.
CP yok. Ben hala bağcık çözük ayakkabı...
Yani ilk defa bu arada bağcıklarım çözük olarak koşuyorum.
Daha önce hiç koşmadım. Ama çiftlik iş yapmadın mı böyle?
İşte yapmadım. O da buradan bir tavsiye olsun.
Kaçıncı yarışması? Yani...
Bir de şey ya tam böyle yarıştan önce ayağımın içine bir taş falan girmişti.
Ayakkabıyı çıkardım taşı çıkardım ayağımı geri bağladım falan o an unuttum.
Yani böyle bağcıkları attıktan sonra hani kelebek kısmıyla tekrar böyle bir düğüm daha atıp hani kör düğüm gibi yapmak lazım onu.
Orada çözülmemesi için.
Çünkü normalde koşarken çözülmeyen ayakkabı yarışta bağcık çözülce tutuyor yani.
Tempo yüksek olduğu için. Evet.
Dolayısıyla böyle bir tecrübe yaşamış oldum.
Yani bağcık açık olarak bir herhalde.
3-3,5 km civarı koştum.
Çünkü 3'lerde oldu. Ve 6,7-6,8 civarında CP vardı.
Oraya kadar o ayakkabıyla geldim.
Sonra CP'de durdum.
Normalde dediğim gibi CP'de direkt devam edecektim.
İşte bağcığımı bağladım.
Sonra o düğümü attım.
Sonra dedim sol ayakkabı açılmasın ona da atayım.
Sonra ya durmuşken dur şuradan bir su içeyim.
Ejelimi de içeyim bari falan.
O arada arkadaki birkaç kişi beni tekrar geçti CP'de.
Sonra böyle bu arada tam CP'ye gelmeden tatlı bir böyle hani yokuş rampası gibi.
Yokuş da başladı ufaktan.
Zaten yarış boyunca tek bir yokuş var.
O da işte CP'den önce böyle 1-2 kilometrelik bir kısımda var yokuş.
Yokuş da bu arada çok az.
Eğimi çok az ve kısa sürüyor.
Böyle şey gibi de. Aa yokuş başlıyor galiba falan gibi.
Derken nerede okuş yokmuş gibi bir şey oluyor yani.
Çok da bir okuş yok. Ama orada CP'de durunca ve yüksek tempodan durunca sonra böyle tekrar zor geldi biliyor musun?
Böyle hemen koşmak istemedim.
Şöyle biraz yürüdüm.
Bir 10-15 saniye falan yürüdüm.
Zaten 10-15 saniye bağcık bağlama işte jel içme falan derken yani belki orada 45 saniye veya belki bir dakikaya yakın.
Totalde bir zaman kaybettim.
Senin canın sıkılmış. Niye bacım çözüldü diye onun kafaya takmış.
Ondan olmuş. Yani evet mental de var işin içinde.
O an öyle bir küçük kırılma oldu yani.
Ama bir bakıma da sonuçta orada bir 40 saniyelik durduysam da o kadar da dinlenmiş oldum.
Evet. O da ayrı bir şey.
Ondan sonra tekrar devam ettim.
O önümde geçen 1-2 kişi vardı.
Onları tekrar yakaladım ve geçtim önümdeki süreçte.
İyi. Benim de aynı şekilde o CP'ye gelirken o rampayı hissedim.
İlk böyle hani başladık ya güzel hızlı koşmayı özlemişim.
Hani ben de 4.25 sonra 4.45 sonra 4.50 4.45 böyle o tempoyu oturtmuşum.
Yani ayaklarımın hızlı ve rahat olduğu yani rahat dediğim hani dayanabildiğim hıza oturtmuşum.
İşte ilk 5 kilometre öyle geldim.
Hatta başta böyle hızlı koşma niyetim yoktu.
Ama iki tane böyle Mercedes Benz tişörtlü Beyefendi vardı.
Ya onlarla hep beraber gidiyoruz yani.
Beraber başladık, beraber gidiyoruz.
Adımlarımız aynı, ses aynı böyle tak tak tak tak tak.
Yani çok güzel oturduk.
Ben yani başta...
Bir pace grubu oluşturduk.
Ben pace grubu oluşturduk. Tamam dedim ya Mercedes'e tutun gülün dedim.
Hani ben de koşu yarışında Mercedes'e tutundum.
Hatta başta yan yanaydık.
Sonra ben iyice böyle nefesim şey oldu.
Biraz onların arkasına da geçtim.
Böyle bravo bravo da diyorum arkalarına.
Hani böyle artık bana da böyle ara sıra bakıyorlar.
Çünkü öyle bir şey ki. Nefes yani alışık değilim.
Nefesimi şey alıyorum böyle.
Nefes nefeseyi alıyorum.
Böyle ilk başta birkaç kere baktılar.
Hani gideceğim hani kopacağım zannettiler.
Ama baktım kopmuyorum.
Arkalarında sürekli nefes alan biri.
En son dediler arkasına gel gel arkamız ikimizin arkasına gel dediler.
Benim öyle bir rüzgarım.
Draftlarını mı aldılar? Aynen draftlarını aldılar.
Böyle eliyle şey yapıyor beni böyle aşağı aşağı böyle hani sakinleştiriyor.
Onları da arkadan biri kovalıyormuş.
Ben de dedim. Ben de bravo çok iyisiniz koruyalım bu face falan diyorum.
Ben de gazlıyorum. Çünkü birinin draftına girdiğinde ne yapmasın.
Öndekini gazlaman lazım.
Öyle bir şekilde. Tamam o da dediler tamam sakin ol şimdi mesela şey bu şekilde tempoyu koruyalım falan.
Hatta yarış sonrasında da gittim tanıştım hani.
Hatta şey yapmıştım.
Yarış içinde de sizi unutmayacağım falan diye.
Basri Bey gerçekten hani beni baya ben yavaşladığımda o da yavaşladı.
Beni hızlandırmak için hep şey yaptı.
Böyle yarış içinde tanıştığın arkadaşlıklar çok başka oluyor gerçekten.
Anlamlı oluyor. Mesela biz bizim Emre ile Roma Yarı Maratonu'nda koşarken tanışmıştık.
Ondan sonra böyle tesadüfen tanıştık.
Şimdi aynı kulüpteyiz.
Yani ve çok yakın arkadaş olduk.
İşte koşunun birleştirici gücü.
Burada da... Mesela yarışlarını normalde koşacaklardı ikisi.
Yani beni koşturmak için hani şey yaptılar yani birazcık onu da hissettim yani bir grup halinde ya sanki üçümüz başlamışız gibi oldu.
Böyle ara sıra arkaya bakıyorlar beni hani gözlüyorlar.
Aynen şimdi diyorlar bak rampa çıkacağız şimdi o yüzden biraz pace'imizi yavaşlatalım falan diyorlar.
Ben tamam tamam diyorum falan böyle.
Böyle yüksek tempo nefesle gidiyorum ama bir yandan da şimdi yol uzun.
Kilometre bayağı beraber gitmişiz.
Şey de diyorum. Siz hangi Mercedes?
İstanbul'dan mı geldiniz falan.
Nefes böyle falan. Yok biz Bursa'dan geldik siz İstanbul'dan mı?
Hani böyle sohbet ediyoruz. Adam ben sohbet ettikçe demek ki daha da kesildim.
Kulağımda da hafif müzik var.
Tam nefesimi de duymuyorum.
Şey dedi tamam şeyine güvenme dedi.
Buradan sonra konuşma dedi.
Beni de susturdu nefesimi.
Yani gerçekten hani resmen beni çok güzel koşturdular.
Hani çok güzel süreci... Orada bir motivasyon bulmuşsun.
Aynen yani onlara güvendim ve şeyleri de çok güzeldi.
Koşu formları da çok güzeldi.
Ne kadar gittiniz? Ya ben onlarla bir 8 kilometre hatta 9 kilometre gittim.
Ya tam böyle CP'den orada ben jel içerken şey oldu.
Jeli içtim suyu...
Üstüne içerken ben su taşıyordum.
Bu arada su konusuna da gelelim.
Ben 500'lük almıştım yanıma elektrolitli.
Ama bu yarışta 250'de yetermiş bana.
Onu anladım yani. Çok da hani sıcaktı ama çok da ihtiyacım olmadı.
Bir şekilde çünkü çok nefes aldığım için su içemedim.
Yani ağzım kurusa bile içemedim.
Ve o suyu içerken ben içtim.
Ben kuşağıma koyarken koydum zannediyorum ama tam koymamışım.
Suyum düştü. böyle bir de aşağıya doğru yuvarlandı falan.
Ben suyumun düştüğünü fark ettim.
Geri döndüm. Geldim derken biraz aramız açıldı.
Ya ben arayı kapatmaya çalıştım çalıştım çalıştım ama hep böyle bir ara vardı.
Hep gözüm onlarda ama şey yapamadım.
Ya belli de bir artık yorulmuşum da.
Öyle 9-10'a kadar onları gözüm gördü.
Ya zaten çok da şey onlar da bana bakıyor ben iyiyim siz gidin falan yapıyorum hani.
Ama onların o önümde olduğunu bilmek hani gene beni Yarışta tuttu yani ritimde tuttu.
Güzel geçti o kısım benim için de.
Ya bir de şey CP'de ben şeyi sordum.
Dedim önde kaç kadın var diye sordum.
Hani ona göre şey yapacağım.
Oradaki kadın da şey dedi bir veya iki dedi.
Ha dedim. Nasıl yani falan.
Aa genel gidiyor falan filan.
Tamam dedim. Orada anladın aslında genel oynadığını.
Orada genel oynadığımı anladım.
Dedim tempoyu düşüremem.
Hani benim bir şekilde Mercedes'e tutunmam lazım.
Hani o yüzden hep tempomu koruyarak gittim.
Böyle gözüm de şeyi arıyor.
Hani bir veya iki dedi ya.
Aslında ben ikinciymişim.
Bir kişi varmış önümde. İkinciyi arıyorum sürekli.
Hani onu şey yapacağım falan.
Böyle bir en sonda.
Ama şey yapmamaya da çalışıyorum böyle hani fazla hızlanıp kendimi patlatmamaya da çalışıyorum.
Şeyi çok özlemişim Onur.
Hissiyatla koşmayı böyle yarış okumayı.
Yani yarışın şu kilometresinde dayanmam için şu an şunu yapmam lazım.
Hani veya bir hızlanmak son anda sprint atmak için şurada şu enerjimi korumam lazım.
Şurada şu jeli almam, şurada şu suyu içmem.
O yarışı okumayı yani tamamen yarış odaklı düşünmeyi çok özlemişim.
Hani mesela insanlar oyun oynuyor.
Yani oyun oynarken oyunun saatlerce oynuyorlar.
İçindeler ya. Ya ben oyunun içindeydim.
Oyun karakteriyim ve konsol yok ben içindeyim.
Gerçekten o sanal dünya gerçekliğini yaşamış gibi oluyorsun.
Resmen bağımlılık yapıyor oyun gibi.
Aynen ben şu an oyun oynayanları çok iyi anladım.
Ben işin içindeyim.
Şu an bağımlı gibiyim yani.
Farklı bir dünyadasın.
Ben şu an hani orada gülüm değilim.
Orada bir koşu yarışı simülasyonundayım.
Benim numaralarım takılmış ve ben karakterim koşuyor yani.
Bunu koşan kişiler çok iyi anlıyor şu an ama mesela koşmayan birine de bunu anlatamıyorsun ya.
Hiç koşuyla alakası olmayan birini düşünme.
Hatta böyle koşunun gereksiz saçma bir şey.
Niye koşuyorsunuz ki?
Ne faydası var ki? O öyle bir insana anlatamazsın.
Evet bence yaşamadan şey olmuyor.
Birazcık daha şey olması lazım.
İçin içine girmesi lazım.
O zehri alması lazım.
O dünyadan kopukluğu sadece nefesine, kendine odaklandığın, performansına odaklandığın veya doğaya odaklandığın.
Hani bir şeye odaklanman lazım.
Ve o başarma hissi çok güzel ya.
Kendinle bir yarış içinde olmak sürekli.
Hani ben acaba işte 10 kilometreyi şu kadar dakikada koşabilir miyim?
Ben bu parkurda şu süreyi yapabilir miyim?
Geçen yıl bunu yaptım şu an daha iyisini yapabilir miyim?
Hep bir challenge içinde olmak.
Veya şey mesela geçen sene daha iyisini yapmışsındır ama şu an benim gibi sakatlandım.
Veya sakatlandım tekrar dönebilir miyim?
Veya da bir performans düşüklüğü yapıyorsundur.
Ya buna rağmen şunu çıkarabilir miyim?
Ya hep içinde bir challenge'ın var ve bu challenge'ın üstesinden nasıl gelebilirim?
Gelebilir miyim? Şu kadar mı?
Yani bir hep alma vermedik.
Hep bir istatistikler.
Hep bir hesaplama. Çok hoşuma gidiyor bu.
Şey de çok güzel. Hani bir denklem var.
Örnek veriyorum işte şu intervali yaparsan şu yarış için işte en iyi hazırlanırsın.
Mesela her yarışın farklı bir antrenman programı var.
Ya da rikavisi. Aynen recovery esasları var veya işte antrenman düzeni var.
Ama bir taraftan da her şeyin formülü var ama bir taraftan da %100 bir formülü de yok.
Garantisi yok. Her şeyi %100 kitabına uygun doğru yaparsın ama o gün gününde değilsindir ve koşamazsın.
Bacakların gitmez. Hani bu da işin şeyi aslında.
Her şey kesin olsaydı ve...
Ne yapacağın %100 belli olsaydı o zaman da zevkli olmazdı.
Ne yapacağını biliyor olurdun.
Bir bilinmezlik de orada güzel yani.
Ve şey mesela bir sıkıntı oldu diyelim.
O sıkıntıyla nasıl mücadele ettin?
Bu sıkıntına rağmen şu kadar gidebilir miyim?
Midenin bulanacağı tuttu mesela.
Jel içemiyorsun. 3 kilometre yürüdüm mesela.
Bacığın açıldı mesela. Bence onu erkenden iliklemeliydi.
Mesela bir sıkıntı yaşadın diyelim.
Parkurda ve o sıkıntıyı çözene kadar ki mental mücadelen.
Bu bile çok kıymetli.
Sırf onunla düşündük.
O dünyadan o kopuş.
Her şey yani trail de çok güzel.
O yüzden biz bunu çok seviyoruz.
Böyle bol bol yarışı da çok seviyoruz.
Yarışta bunu yaşamayı da seviyoruz.
Antrenmanlar da çok güzel oluyor.
Aslında yarış bir sonuç.
Evet yarış bir deneyim ama süreç de çok güzel.
Mesela işte bir hafta sonra büyük bir triathlon yarışımız var.
Aslında bu yarışa gitmemiz çok da mantıklı değil.
Ama işte bu anda da kaçırmak istemedik.
Sonuçta biz yaş grubu sporcusuyuz.
Yani bu işi keyif almak için yapıyoruz ve bu yarışa gidip keyif alıp o şekilde devam edebiliyorsam onu yapabilirim.
Evet ve herkesin keyif anlayışı da farklı.
Mesela şöyle şundan daha keyif alan da olabilir.
Ben bu yarışa gitmeyeyim ama MW Challenge'da atıyorum 3 dakika daha iyi yapayım.
da olabilir. Herkesin sonuçta hedefi farklı olabilir.
Yani o yüzden trail yarışlarını, triathlon yarışmayı seviyoruz açıkçası.
Bu yarışmalara katılmak için yaptığımız antrenmanları da seviyoruz.
Yani dönüştüğümüz bu sporcu karakteri sevmeye başlıyoruz.
Yarışlar da aslında şeyi biraz daha antrenmanları anlamlı kılıyor.
Aynen. Yani bir hedef olmadığı zaman da biraz Şey oluyor ya şimdi motivasyon geçici sonuçta.
Bugün koşarsın yarın koşarsın ama üçüncü gün ben niye koşuyorum veya yarın da koşabilirim falan demeye başlarsın ama.
İşte o yarış tarihi varsa o tarihe, o yarışa, o performansa yetişebilmek için.
Hazır gitmek istiyorsun yani. Aynen. Ayrı bir motivasyon oluyor.
Biz yine parkurdan kalkacağız. Evet evet.
Parkura dönelim. Evet bence bu koşmayanları yine bir iştahlandırdık.
En azından bir bakış açımızı ufak bir yansıttığımızı düşünüyorum.
Koşanlar tabii bizi anladı ve evet ben de böyle düşünüyorum belki dedi.
Evet dinleyenlerin çoğunu ben de bunu yaşadım.
Ben de böyle düşünüyorum diyeceğimi.
Düşünüyorum bu konuda. Yani koşanların aynı dili konuşmasa bile koşan insanların ortak olarak hissiyatları illaki birbiriyle benzerdir diye düşünüyorum.
Parkura dönecek olursak işte o bir iki kişiyi de geçtikten sonra Şöyle bir şey oldu bende zaten iyice sona da yaklaştım aslında.
Çamdibi Köyü'ne de ulaştık o arada.
Çamdibi Köyü'ne geldikten sonra zaten bir 4 kilometre falan kalıyor finişe.
Ya o 4 yani hele son 2 kilometre o dümdüz toprak yol.
Evet. Çok şey bir yol ya hani seni sınıyan bir yol yani.
Gerçekten orada. Sonda basman gereken bir yol.
Bende şey oldu ama işte tam o Çamdibi Köyü'nden yokuş aşağı doğru indik.
Hani... Gidiyorum ama bir de orada şey oldu 25K'larla birleştik bir yerden sonra.
Hani önde birini görüyorsun hep gidiyorsun 25K gidiyorsun 25K.
Hani dolayısıyla 14K'dan birini göremedim hiç ileride.
Arkada da... Hani hemen arkamdan gelen biri de yoktu artık o köyden sonrasında.
Ben biraz aslında böyle stressiz rahat bir finish yaptım.
Hani önde yakalayabileceğim biri yok, arkamda beni kovalayan biri yok gibi bir şey oldu son birkaç kilometrede.
Aynen o yüzden o şekilde rahat bitti diyebilirim.
Zaten en son... Lefke kapısından o tarihi yapının oradan girip kapının altındaki merdivenlerden çıkıp orada şey bir devam.
Bam bam gidiyorum böyle.
Orası da tarihi turistik bir yer olduğu için böyle insanlar var fotoğraf çekiyorlar bir şey yapıyorlar.
Tam ben koşarken de kimse geçmiyordu oradan.
Bir 15-20 kişi var orada yani.
Böyle ben yardırıyorum oradan yaldır yaldır geliyorum.
Bir baktım bir sürü insan var çarpacağım beni de görmüyorlar.
Böyle bağırdım çekilin geliyorum falan filan diye.
Herkes bir döndü ne oluyor diye sağa sola koşuşturdular.
Böyle ben fuf diye geçtim aralarından.
Böyle merdiveni ikişer ikişer çıkıp zaten finish'e kadar gittim.
O motivasyonla zaten merdiven şey oluyor böyle.
Finish'in hemen orada olduğunu görüyorsun ya orada bir ekstra son motivasyon geliyor.
O şekilde bitirdim.
Bu arada hani köyden sonra bu alt geçitten geçip sağa dönüyoruz ya.
Tam böyle orada bizim Mustafa abiyi gördüm.
Böyle biriyle sohbet ediyor.
Ama şey şimdi böyle ben sağa döndüm.
Onu gördüm sohbet ediyor ben.
Aa Mustafa abi merhaba falan diyorum.
Böyle beni bir gördü telaşlandı.
Ya ben seni çekecektim ya falan.
Yanımda koşa koşa telefonu falan çıkarmaya çalışıyor.
Yakalayamadı beni orada hani. Tam o sohbet ederken benim geçeceğim.
tutmuş denk geldi. Hatta sonradan sohbet ettik Mustafa abiyle şey diyor ya ben onuru çekmek için geldim ilerliğe yürüdüm.
Ya diyor tam çekeceğim sırada sohbete dalmışım kaçırmışım yani.
Yani oradan da neyse böyle güzel.
Kısmet değilmiş yani artık.
Sonra zaten onu hemen geçtikten sonra az ileride de Sonya'yı gördüm.
O da koşuyordu. Onunla da selamlaştık.
Finish'e doğru giderken.
İkisi beraber koşmuşlar.
Karı koca. Güzel olmuş.
Benim de işte o dediğimiz o 25K'larla birleşilen bir uzun bir yol var böyle.
O yol benim geçen senede gerçekten çok zorlandığım bir yol.
Çünkü artık bitmiş.
Sen de yavaş yavaş bitiksin ve son...
enerjilerini kullanacaksın.
Ben gene orada tempomu korumaya gayret ettim.
Çünkü öndekini ben kendimi şey zannediyorum.
Üçüncü zannediyorum. Hani bir veya iki demişlerdi ya.
İki olduğumu bilmiyordum. Ya ben hala ikinciyi kovalıyorum böyle.
Ama arkamdaki de hiç arkamda birini görmedim ben.
Yani hiç birkaç kere baktım arkamda hiç kadın görmedim.
Yani diyorum demek ki arkamda ama gülün dedim hani dikkatli ol.
Yine de gelebilirler.
Görmeyebilirsin hani. Gene tempomu koruyor.
Yürüyerek gittim. Sonunda iki tane kadın gördüm.
Ah dedim ya bunlar 1 ve 2 olabilir mi?
Patladılar mı hani falan. Ama sohbet falan ediyorlar.
Ya galiba bunlar başka parkurun şeyleri.
Ama olsun ya 1 ve 2 ise falan diye böyle onları da hızlıca geçtim.
Hedefe odaklandılar. Ya bir de seni bekliyorum.
Yani normalde sen beni o son 1 kilometre koşturmaya gelirsin.
Hani geçen sene de öyle olmuştu.
Ya dedim saate baktım sonra.
Ya 1.13.000'de bir işte şey.
Yani... Beklediğim ben sana demiştim bir buçuk gibi gelirim.
Hani bunun neredeyse bir yirmi dakika öncesi gösteriyor.
Yani dedim Onur beni beklemiyor herhalde o yüzden gelmedi.
Neyse dedim ben Onur varmış gibi koşayım.
Bak geçen sene. Motivasyon var.
Aynen geçen sene daha seni görünce daha hızlı koştum ya.
Yani sanki seni görmüş gibi koşayım.
Bacaklarımda bu şey var bu bir mental falan diye kendimi ikna ettim.
Ve gene tempomu koruyarak geçtim.
Ve sonra sen beni gördün.
Ve beni görünce ah gelin falan diye hemen böyle telefonu çıkarıyorsun falan böyle bas bas bas diyorsun.
Bak onu şeyi fark ettim.
Arkamda da genel 3 varmış.
Ve o da hızlanmış sonradan.
Yani ben hiç görmedim ama.
Ben de... İyi ki tempomu korumuşum yani.
Yoksa onu görebilirdim, onunla beraber gelebilirdik, şey olabilirdi.
İyi ki tempomu korumuşum yani.
Hani arkamda biri gelebilir, önümdekini yakalayabilir.
Yani yarış bitmiyor. Ya yarış son 100 metre de bitmiyor, son 50 metre de bitmiyor yani.
Hani son bir kilometreye gittim kafam, yarış bitti değil.
Yani yarış... O start çipini geçtiğin anda bitiyor.
Yani bunu anladım yani.
O yüzden her seferinde mücadeleyi bırakmamak gerekiyor.
Yani belki genel olmasam, yaş grubunda olsam, çip time'a göre olsa belki o bir iki saniye seni öne geçirebilir.
O çok yanıltıcı bu arada mesela.
Bazen olabiliyor hani bir saniye farklı kürsü kaçırabiliyorsun.
Evet ya ve çok acı. Ve yanında kimse yok.
Çünkü adam geç başlamıştır, geç bitirir.
Yani o yüzden her seferinde arkamdan birini geçiyormuş hissiyle koşmak.
Yani senin o keşke son bir saniye.
Çünkü 14 kilometrelik bir parkurda bir saniyeyle şey olmak üzer.
O yüzden o bilinçle koşmak çok kıymetli.
Bu da işte yarış koştukça koştukça öğrenilen bir şey yani o şey.
Benim bu sayede 14 kilometrem güzel geçti yani.
Ben de finish'i yaptım.
Tabii yoruldum haliyle yüksek tempoda geldiğim için.
İşte oradan hemen bir Sodomo'da alayım.
Hatta kitimi de alayım telefonumu falan.
Oradan hani şeye bakarım diyorum.
Sıralamaya falan bakarım. Sonra da seni almaya gideceğim.
Geçen sene de öyle yapmıştım.
Hani gittim orada arkada biraz dinlendim.
Çantamı aldım sonra.
Hatta yürüyecek halim yoktu geçen sene 25K'dan sonra.
Böyle şeye koşacak halim yoktu.
Sonra yürüye yürüye 1-1,5 kilometre falan neredeyse gidip seni almıştım.
Kafamda yine o var. Böyle relax davranıyorum ama.
14 kilometre. Evet.
Aldım böyle çantayı.
Startın oraya geri geldim falan.
İşte telefonu aldım elime.
Yürüyorum bir taraftan tamam mı?
Bir taraftan da telefondan şey yapıyorum.
Dur bir canlı sonuçlara gireyim bakayım.
Gülün ne yaptı falan diye.
Bakacağım da daha gideceğim seni almaya.
Startında bir 50 metre önündeyim yani daha.
Şöyle karşıya doğru bir baktım aha Gülin.
Hiç beklemiyorum yani ben seni daha ileriden almaya gideceğim zannediyorum.
Gülin mi o ya inanamadım yani ben daha yeni bitirdim falan diyorum.
Bakıyorum şapkası falan filan evet Gülin.
Böyle birden hemen kamerayı falan açtım ne yapacağımı şaşırdım.
Sonra işte sen geldin.
Hadi bravo bravo sprint finish falan deyip seni öyle bir gazladım.
Son böyle bir 50 metrede falan güzel hızlanarak bitirdin.
Bu arada sen tam bitirdin.
Senden böyle saniyeler sonra arkandan başka biri geliyordu.
Onu da böyle 3-4 kişi yanında koşturarak getiriyordu.
Ya ben onu fark ettim.
Hatta şey dedim ya böyle birkaç kişi geriye doğru koşuyorlardı böyle.
Yani almaya gidiyorlar. Almaya gidiyorlar.
Geçen sene seni aldığımız gibi.
Aynen ya dedim ne güzel koşturmaya gidiyorlar.
İşte zamanımı erken bildiği için yani tahmin etmediği için beni koşturmaya gelmedi falan diye böyle üzülmüştüm bir tık.
Neyse onur varmış gibi koşayım falan diye böyle şey yaptım.
Hani orada bir özenmiştim onlara.
Yani bundan sonra bana artık dinlenmek de yok.
Yarış bittim mi direkt su bile içmeden geri döneceğim gibi duruyor.
Güzel olur yani seni görmek son anda yarışta.
Bir motivasyon oluyor insan.
Böyle sevdiği insanlar son o yarışın bitiş anında seni gazlaması ayrı bir motivasyon.
Keşke ben de seni kazlayabilsem ama aynı yarışa girersek zor.
Tabii geçen sene daha uzun bir parkurdu.
Dolayısıyla aramızda daha fazla vakit olmuştu.
Daha rahat gidip seni alabilmiştik.
Bu sefer öyle olmadı ama bu da ayrı bir güzel.
Ben daha gelmeden geldin yani.
Güzel bir yarış oldu ikimiz için de.
Ben 14.8 kilometreyi 1 saat 3 dakika 7 saniyede koşmuşum.
Yaklaşık 4.16 pace ile denk geliyor.
Yaş grubunda birinci genelde de altıncı oldum.
Benim de 14.8 kilometre.
Gun time'a göre 1 saat 16 dakika 25 saniye.
Yani ortalama bir 5.08 pace ediyor.
Ben de kadınlar genel klasmanın ikincisi aldım bu süreyle.
Ve o meşhur İznik Çinili kürsüde verilen plaketi aldım.
Onların hepsi böyle el işçiliği Onur.
Gerçekten hani İznik madalyalarımız da Çinli.
İznik madalyalarının o özelliği çok güzel.
fabrika basımı gibi hepsi aynı değil.
Yani hepsi eşsiz aslında.
O madalyadan bir tane olması, senin adına özel birinin el ile yazmış olması, fırınlanmış olması ayrı bir güzel bir durum.
Bu arada biz kurumsal olarak katıldığımız takımlar arasında da dördüncü olduk.
Birçok kişi ilk yarışını koşmuştu veya daha bir ikinci yarışını koşmuştu.
Ekip içinde de güzel bir geri dönüşler aldı.
Herkes çok beğendi İznik'i.
Biz sanırım takvim müsait oldukça katılmak istediğimiz bir yarış böyle.
Daha çok aslında İznik'te şey istiyoruz.
Böyle 160'ları görünce biraz daha uzun koşmak istiyoruz.
Antrenmanlarımız da ona göre planlayıp ilerleyen zamanlarda neden olmasın.
Evet İznik'e 2 yıldır gidiyoruz ve 2 yıldır da çok keyif aldık.
Yani her yıl gitmek istediğimiz yarışçılardan bir tanesi.
Tek bizim için problem aynı anda triatlonda yapıyoruz ve triatlonda da bizim çok beklediğimiz çok önemli bir yarış olan MW Challenge ile böyle aralarında hep bir hafta falan oluyor.
Böyle eğer aralarında 2-3 hafta olan bir yıl olursa İznik'te daha uzun da koşmayı düşünebiliriz o zaman.
Kesinlikle. Mesela İznik'in en güzel ikonik görüntüsü o köydeki çocukların o CP'lerde su vermesi.
Yani köy halkının mutfağı.
Ya şey çok güzeldi. Mesela köyden geçiyorsun.
Böyle evin önünde oturanlar var oranın köylüleri.
Hani çocuklar falan var alkış yapıyor.
Bravo abi falan filan diyorlar el sallıyorlar.
Kimisiyle şarkı yapıyorsun.
Evet hani dolayısıyla kendini iyi hissediyorsun yani.
Diyorsun ki aa ben burada seviliyorum, değer görüyorum.
Hani benim burada koşmamdan, bu yarışa katılmamdan buradaki insanlar mutlu.
Hani bazen...
Hani şöyle tatlı şeylerde yaşadığımız oluyor ya.
Bir yerde bir yarış oluyor atıyorum.
İşte ya yol kapandı sizin yüzünüzden şu bu deyip böyle tepki gösterenler de oluyor.
Ama bir taraftan böyle hani hoş geldiniz deyip su uzatan, çiçek atan veya böyle hani sahiplenen yerler de oluyor.
O yüzden hani İznik böyle insanı kendini evinde hissettiren çok güzel bir yarış.
Ve her kilometreden herkese hitap ediyor ya.
Hani gidip 160 kilometre koşan adam da var.
Gidip ilk yarışını koşacak olup da 5K koşan kişi de var.
Dolayısıyla herkese hitap eden, herkesin koşabileceği, kendi gelişimini yıllarca görüp takip edebileceği bir yarış.
O yüzden biz de her yıl bu yarışa gelip zamanla kilometrelerimizi de arttırıp...
Yeri geldi mi aynı parkurlarda tekrar koşup hızımızı arttırıp gelişimimizi burada görmek istiyoruz.
Kesinlikle ve İznik'te şöyle güzel bir şey var.
Ultra mesafe üstünde koşanlara böyle mesela 5 kere geldiyse 5.
kez geldi plaketi veriyorlar.
Ya da 10 kez üstü geldiyse o şekilde plaket.
Yani İznik şey böyle hani sürekli senin burada olmandan seni onara ediyor.
Yani bu çok güzel bir şey.
Yani senin burada... Bu yarışa katılma, onları tercih etme.
Bir kültür oluşmuş artık orada.
10 yıl üzerinde olduğu için yarışın düzenlenme tarihleri.
Artık oturmuş yani bu tarz şeyler orada.
Böyle gelen giden oranın organizasyonu olsun.
İşte oranın halkı, köylüler, oradaki işte çocuklar bile.
Her yerinden hissediyorsun yani bu duyguları.
Böyle güvenli bir parkurda koşmakta doğal güzellikleri olsun bizi çok mutlu etti.
O zaman seni tekrar görüşmek üzere diyoruz.
Ve bir bölümün daha sonuna geldik.
Eğer bu bölümü beğendiyseniz hikayenizde bizim postumuzu paylaşıp iznik ultrayı eklemeyi unutmayın.
Çok memnun oluruz.
Evet podcastlerimizden anında haberdar olmak için bizleri Cosver Gitsin hesaplarımızdan takip etmeyi unutmayın.
Instagram, Spotify ve Apple Podcast üzerinden bizleri takip edebilirsiniz.
Sonraki bölümlerde görüşmek üzere.
Hoşçakalın, sporla kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
