
İstanbul Asya & Avrupa Triatlon Şampiyonası Nasıl Geçti?
2 Nisan 2026 · 1 sa 7 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Tarihte ilk kez birlikte düzenlenen Asya ve Avrupa Triatlon Şampiyonası’nda, İstanbul Boğaz’ında yüzüp ardından boğaz köprüsünden bisikletle geçerek ve sahilde koşarak yaşadığımız bu tarihi yarış deneyimini anlatıyoruz.
🇹🇷 30 Ağustos’ta milli forma ile yarışmanın heyecanı ve üst üste sprint + standart mesafedeki yarışımızın tüm özel anları bu bölümde!
Koşver Gitsin başlıyor!
Instagram:
https://www.instagram.com/kosvergitsin
https://www.instagram.com/gulinlekos
https://www.instagram.com/onurlakos
Reklam ve işbirlikleri için:
kosvergitsin@gmail.com
Kısımlar:
(00:00) Giriş
(6:25) Yarış Öncesi
(12:42) Geçit Töreni
(16:14) Yarış Sabahı
(26:28) İlk Yarış Sprint Mesafe Start
(39:23) 2. Gün
(41:30) Boğaz Akıntısı
(47:00) İkinci Yarış Standart Mesafe Start
Transkript
Herkese merhaba. Koşver Gitsin Podcast kanalına hoş geldiniz.
Ben Onur. Ben Gülün.
Bu hafta sizlerle Asya ve Avrupa Triathlon Şampiyonası'nı konuşacağız.
Bu şampiyona tarihe geçen çok önemli bir organizasyon.
Çünkü normalde Asya Şampiyonası ve Avrupa Şampiyonası ayrı ayrı yapılıyordu ve tarihte ilk defa bir arada gerçekleştirildi.
Ve Türkiye'de bu tarihe ev sahipliği yaptı.
Biz de milli formamızla Türk sporcuları olarak bu şampiyonu da yerlerimize aldık.
Önce Boğaz Köprüsü'nün altından yüzdük.
Sonra Boğaz Köprüsü'nü bisikletle geçtik.
Sonra sahilden koşarak bu güzel yarışı tamamladık.
Hatta sprint triathlon bize yetmedi.
Ertesi gün standart mesafe triathlonunda daha uzun yarıştık.
Ve bunların hepsini 30 Ağustos Sefer Bayramı'nda yapmamız bizim için çok daha önemli ve anlamlı oldu.
Bu özel günde milli forma giymeyenin heyecanını yaşamış olduk.
Toplamda 55 ülkeden yaklaşık 2000 sporcu katıldı.
Bu tarihi organizasyon içinde başta Türkiye Triathlon Federasyonu Başkanımız Bayram Yalçınkaya olmak üzere emin geçen herkese teşekkür ederiz.
Bunların hepsi ve daha fazlası için Spotify'dan Koşvergis'in podcast kanalını takip etmeyi unutmayın.
Evet. Şimdi hazırsanız koş vergisi başlıyor.
Biz fark ettik ki ilk iki bölümde Ironman'i ve MW Challenge'ı anlattıktan sonra bir daha triathlon yarışı anlatmamışız.
O yüzden bu hafta özel bir triathlon yarışıyla devam etmek istedik.
Geçen sene 30 Ağustos tarihinde sprint mesafe, 31 Ağustos tarihinde de standart mesafe olarak yarışa katıldık.
Ben biraz mesafelerden bahsetmek istiyorum.
Bu yarıştaki Sprint Triathlon mesafeleri 750 metre yüzme, 25 kilometre bisiklet ve 5 kilometre koşudan oluşuyor.
Yine bu yarıştaki standart triathlon mesafesi ise 2200 metre yüzme, 40 kilometre bisiklet ve 9 kilometre koşudan oluşuyor.
Ayrıca bu yarışta genel klasman da yoktu.
Tüm sporcular yaş gruplarına göre derecelendirildi.
Ve iki Türk sporcu da standart mesafede yaş grubunda ikinci olarak dereceye girdi.
İpek Öztosun ve Bahadır Tamay'ı buradan tebrik ediyoruz.
Evet o zaman yavaştan yarışa geçelim.
Evet ilk önce yarışa kayıt aşamamızdan bahsetmek istiyorum.
Biz bu yarışa kayıt olurken baya bir zorlandık.
Çünkü hem 30 Ağustos tarihinde sprint triathlon var 31 Ağustos'ta standart triathlon var.
Bunların ikisi bile bizim için çok zor kararlarken yani ikisini de birlikte yarışmak istiyoruz beraber yarışabilir miyiz veya hangisini seçmeliyiz diye düşünürken bir taraftan da 30 Ağustos'ta Çanakkale Boğazı
yüzme yarışı vardı. Yani 30 Ağustos gibi bir tarihte hem boğazı geçmek bizim için çok cezbediciydi.
Bir taraftan da böyle ilk kez düzenlenen Çok büyük bir organizasyon var.
Bunu kaçırmak da istemiyorduk.
Çok arada kaldık. Sonra cumartesi günü Çanakkale Boğazı'nı geçmeye, pazar ise İstanbul Triathlon'u da standart mesafe yapmaya karar verdik.
Ama şöyle bir sıkıntı vardı.
Biz bu Çanakkale Boğazı yarışının kayıtlarını kaçırdık ilk başta.
Sonradan ek kontenjan açılacağını biliyorduk.
Ama bir taraftan da ek kontenjana kayıt olabileceğimiz de kesin değil.
O yüzden oraya kayıt olamazsak...
Buradaki iki yarışa birden katılırız diye düşündük ve ikisine birden kayıt olduk.
Sonra kayıtlar açıldı Çanakkale'nin ona kayıt olduk.
Yani şu an kafamızda Cumartesi Çanakkale yapmak vardı.
Sonrasında da İstanbul'da triatlon yapmak vardı.
Evet ama Cumartesi bir triatlon kaydımız daha kenarda duruyordu yani.
Ne olur ne olmaz diye.
Sonra biz perşembe akşamı hazırlanıyoruz.
İşte mayolarımız, gözlüğümüz, bonemiz vs.
Yani Çanakkale'ye yola çıkacağız.
Onun hazırlıklarını yapıyoruz.
Derken ben böyle bir kayıt listesini bir kontrol edeyim dedim.
Listeyi açtım. Orada işte arıyorum.
Kendimi buldum. Onur Keskin.
Sonra Gül'ünü arıyorum.
Gül'ünü özlemem Keskin.
Kullanıcı bulamadı diyor.
Farklı varyasyonlar denir.
Gül'ün Keskin yazıyorum.
Olmadı. Sadece Keskin yazıyorum.
Yine yok. Gül'ün yazıyorum yine yok.
Hani bir türlü bulamadım.
Sonra beni çağırdın işte.
Gül'ün nerede listede adın yok falan.
Ben dedim ya şaka yapma.
Komik değil. Ama bir bakayım dedim.
Gerçekten adım listede yok.
Sonra fark ettim. Raporum eksikmiş.
Sağlık raporum. Ben sisteme yükledim zannediyorum.
Ben sisteme yüklememişim.
Hatta bana mail atmışlar eksik diye.
Ben nasıl olsa yükledim diye bakmamışım hiç.
Yani benim kayıdım yoktu Çanakkale'ye.
Ve bunu perşembe günü öğrendik.
Tabii daha beteri orada da öğrenebilirdik.
Evet yani. Ama neyse ki gitmeden öğrenmiş olduk.
Birçok arkadaşımız gitti Çanakkale'ye.
Evet ekiple birlikte gidecektik.
Güzel olacaktı o da bayağı heveslenmiştik.
Ama ya bir taraftan da her işte bir hayır vardır.
Hatırlarsan o dönem senin bir omuz sakatlığın vardı.
Bir süre yüzmeye ara verdin sonra geri döndün.
Tam böyle tekrar yeni döndüğün zamanlara denk geliyordu.
Böyle bir içim rahat değildi benim de yani.
Sonuçta orada bir challenge var yani.
6,5 kilometre civarı bir yüzme yapacağız yani.
Dolayısıyla aklımda hep bir soru işareti de vardı.
Böyle yüzerken de hep seni düşünecektim yani.
Ne yaptın, ne etti acaba? Omzun işte tam yüzerken bir sıkıntı çıkardı mı falan diye.
Bir bakımdan da o yüzden çok da üzülmedim yani öyle olmasına.
Neyse inşallah bu sene geçeceğiz.
İnşallah. Tabii öyle olunca da şimdi...
Gidip de tek başıma benim yüzümek de gönlüme el vermedi yani.
Ben dedim gidebilirsin ama.
Sonra İstanbul'da kalıp iki triatlon yarışına birlikte katılmaya karar verdik.
Ve o şekilde yaptık.
Yani aslında bir bakıma da iyi oldu.
Yani bir Çanakkale'de ertesi gün İstanbul'da katılmak biraz zorlayacaktı bizi.
Çünkü bisikletleri teslim etmemiz gereken gün Cuma günü.
Cumartesi sabah yüzme yarışımız var.
Biz yani şöyle bir plan yapmıştık.
Bisikletleri arabaya yükleyip Çanakkale'ye hazırlanıp giderken yol üstü uğrayalım kitleri alıp bisikleti bırakalım.
Oradan Çanakkale'ye geçelim.
Sabah Çanakkale'de yüzelim.
Aynı gün İstanbul'a geri dönelim.
Ertesi sabah da standart mesafe triyatrona katılalım diye bir plan yapmıştık.
Böyle olunca direkt cuma günü gidip bisikletleri bıraktık.
Kitleri teslim aldık ve sonra cumartesi ve pazar günü burada yarışlara katılmış olduk.
Onur sen böyle anlatınca şimdi fark ettim.
O an olayın içindeyken bu yaptığımız organizasyon çok normal geliyordu.
Ve şu an oradan oraya oradan oraya yani gerçekten.
Yani çok akıllı şimdi.
Tabii bunun yanında aslında gidemediğimize üzüldük tabii ama.
Yine gidemediğimize sevindiğim bir şey daha oldu.
Şimdi birazdan ondan bahsedeceğiz.
Normalde cuma günü dediğimiz gibi bisikletleri hemen bırakıp gitmemiz gerekecekti ama şimdi orada biraz daha vakit geçirme şansımız oldu.
Biraz onlardan bahsetmek istiyorum çünkü çok güzel bir bayrak geçiş töreni vardı.
Biz öncesinde gittik kitlerimizi aldık.
Orada da birazcık son dakikaya kaldık kitleri alırken.
Şöyle bir durum oldu.
Şimdi tam kitleri alıyoruz gittik bir de şöyle yani bisikleti bırakmamız için kapanmasında bir 10 dakika falan vardı galiba.
Böyle bir geldik park yeri bulamadık bir döndük bir iki tur falan işte sonra arabadan eşyaları indir kitlere git falan derken bir şekilde geçti zaman.
Sonra bir baktık gerçekten 10 dakika civarı var biz hani kitleri alacağız bisikleti götüreceğiz bırakacağız.
Bir de uluslararası organizasyon olduğu için de yani geç kalırsak kalırız öyle bir estetme durumu da olmaz.
Dolayısıyla biraz panik olduk o an.
Ben hemen önden gittim.
Şimdi de çift mesafe olduğumuz için her şeyden iki tane alıyoruz.
Bütün kitlerden vesaire.
Ben hemen aldım. Kayıtlarımı kontrol ettim.
Sprint kitimi aldım.
Kitleri de birkaç parça şeklinde alıyoruz.
İşte önce yarış numaralarımızı olduğu şeyi teslim aldık.
İmzaları attık. Ben geçtim ikisinden de.
Gül'ün geldi. Benim ismim gene yok ya.
Zaten Çanakkale'de canım sıkılmış.
Zaten cinnet geçirmiş durumda.
Nasıl böyle bir şey olur falan.
Bu kadar hani heveslendik gidiyorduk gidemedik.
Ben internet sitesinde kontrol ediyorum.
Kaydım var yani. Bu sefer gerçekten kaydım var.
Kimse şey yapamaz. Bir türlü kaydımı görmediler.
Zaten yabancı biriyi de anlatıyorum.
Var benim orada. Başka insanlar geldi yardımcı olmaya çalışıyorlar.
Bana saati gösteriyorlar.
Biliyorum diyorum ama olmadı kayıt.
En son bir şekilde yardımcı oldular.
Hani ben kaydım oldum.
Ama orada şey böyle dakikalar kaldı artık.
Sen iki günde iki yarış kaydında sıkıntı çıkmış biri olarak zaten iyice sinirlerin bozuldu.
Bir de orada bir tane görevli bana şey dedi.
Daha erken gelseydin gibi bir cümle kullandı.
Orada ben delilendim. Zaten iş çıkışı gelmişim.
Yaş grubuyum. Yani zar zor yetişmişim.
Zaten Çanakkale'yi kaçırmışım.
Bir de bunu kaçırmanın üstüne verdiği şeyle dedim yapmayın etmeyin yardımcı olun.
Tabii ki doğru.
Tabii ki daha erken gelseydik bir aksilik...
Yaşama payını önceden bırakmış olurduk.
Daha rahat bir şekilde yapardık ama.
Biz de biliyoruz. Sonuçta bunu biz de biliyoruz.
Sen de hani o an kriz içinde, panik içinde olan 5-10 dakikası kalmış birine niye bunu yapmadın diyeceğine biraz daha rahatlatıcı ve çözüm odaklı yaklaşsan daha iyi olur.
Bizim de sonuçta senin bilmediğin farklı iş durumumuz olabilir.
Başka bir aciliyetimiz olabilir.
Yolda bir şey yaşamış olabiliriz.
Hani böyle durumlarda biraz daha panik olan kişiyi sakinleştirme ve yardımcı olma yoluna gitmek lazım diye düşünüyorum.
Diğer görevliler zaten öyle yaptı.
Sadece o bir kişi benim.
Sonra aynen yardımcı oldular.
Biz o arada şey böyle yani senin kitini de hallettik.
Sonra... Bir taraftan iki şer poşet elimize ek geldi.
Zaten işte bisiklet ekipmanları falan olan ayrı bir şey var.
İki tane sprit ve standart mesafenin kit poşetleri elimizde.
Bir taraftan işte yarış numaraları falan var.
Bir taraftan bisikleti tutup götürmemiz lazım.
Oradakiler sağ olsunlar görevliler, gönüllüler, yardımcı oldular.
Birlikte koşa koşa bisiklet bırakma alanına gittik.
Biz girdik ve kapıyı kapattılar.
Ve bizden sonra kimseyi almadılar.
Gerçekten çok stresliydi.
Bizden sonra da gelen olmadı galiba.
Gerçekten son dakika yetiştik çok şükür.
Ama vardı ya. Bizle aynı anda giren birkaç kişi daha vardı yani.
Onları da aldılar aynen.
Sonrasında bir daha gelen olmadı.
Bilmiyorum olduysa da artık görmedim.
Sonra derin bir nefes alıp bisikletlerimizi bıraktık.
Bu arada bilmeyenler için biraz ondan bahsedelim değişim alanından.
Oraya bisikletlerimizi ve bazı ekipmanlarımızı bırakıyoruz.
Yüzmeden çıktıktan sonra geliyoruz ve suitlerimizi çıkarıp oraya bırakıyoruz.
Sonra bisikletimizi ve ekipmanlarımızı giyip bisiklete çıkıyoruz.
Bisikletten geldiğimizde tekrar onları bırakıp bu sefer koşuya geçiyoruz.
Orada bizim bisiklet bırakacağımız bir yer oluyor.
Böyle numaralar var. Kendi yarış numaramız neyse biz de oraya gidip orayı buluyoruz.
Bisikletimizi bırakıyoruz.
Hemen altında da bir kasa gibi bir şey var böyle.
Oraya ekipmanlarımızı koyuyoruz.
Mesela bisiklet ayakkabılarımızı koyabiliyoruz.
Koşu ayakkabılarımızı, kullanacağımız jelleri, suları, tuzaplarını vs.
İşte yarış gözlüğümüz, kaskımız, eldivenimiz.
Bütün ekipmanlarımız orada oluyor.
Bazıları bisikletin üstünde olabiliyor tabii ki.
Bunları öncesinde tabii bunları aslında ekipmanların hepsini yarıştan önce starttan hemen önce ayarlıyoruz.
Burada yaptığımız aslında tek şey bisikleti bırakmakta.
Çünkü binlerce sporcu olduğu için herkes aynı anda yarış sabahı gelip bisikletlerini bırakmaya kalksa orada inanılmaz bir kaos olur.
O yüzden böyle büyük yarışlarda bisikleti bir gün önceden bıraktırıyorlar.
Sonraki gün yarışacağımız sabah starttan önce geliyoruz.
Bu sefer mesela işte bisikletimizin yol bilgisayarını takıyoruz, suluklarını yerleştiriyoruz ve diğer ekipmanlarımızı bırakıyoruz.
Dişlerini yağlıyoruz, zombi kontroller.
Evet, bisikletleri bıraktıktan sonra çipleri teslim almaya geçtik.
Çipler bu arada çok önemli.
Çip olmazsa yarışa katılamıyorsunuz.
Çip ayak bileğine bağlanıyor.
O yüzden düşme riski de var.
O yüzden dikkatli olun.
Evet neden dikkatli olmanız gerektiğini günün yarış sabahını anlatırken zaten anlatacak.
Evet. O zaman biraz kit içeriğinden de bahsedelim.
Kit içeriği de güzeldi. Evet içinde şey Oral B'nin diş macunları vardı.
Şimdi biz iki yarışa katılacağımız için bizde çifter çifter macun.
Ya birkaç ay bizi götürdü bu macun.
Uzun bir süre diş macunu almadık.
Evet çok da güzeldi ya.
Oral B yani sponsorluğunu belli ediyordu Onur yani.
Her şey çok kaliteliydi.
Evet tişörtler de güzeldi bu arada.
Mavi ve kırmızı tişörtler vardı galiba.
Evet hatta çapka da vardı Türk bayraklı.
Kırmızı Türk bayraklı tişört ve şapkalar bu geçit töreni için vardı.
Evet bu arada geçit töreni gerçekten efsaneydi.
Biraz oradan bahsedelim istersen.
Önce böyle ülkeleri sıralamışlar böyle bir geçit yolunda.
En başında. Ülkelerde oradaki alfabetik sıraya göre sıralanmıştı.
Biz de T harfi olduğumuz için en arka taraftaydık.
Orada kırmızı tişörtlerimiz, kırmızı şapkalarımızla birlikte hep birlikte böyle Türk sporcular bir aradaydık.
Çok güzeldi. Hatta Mert Moray da vardı orada.
Fotoğraflarımızı çekiyordu yürüyüş öncesinde.
Ondan sonra diğer ülkelerle birlikte böyle sırayla yürüyüşe başladık.
Bu yürüyüş de sahnenin oraya doğru oluyordu.
Sırayla böyle insanların arasından yürüyorduk.
O çok güzel bir duyguydu.
Böyle hep birlikte Türk sporcular ilerliyoruz.
Yanda sağda solda başka insanlar var.
O geçit töreninde biz oradan geçerken böyle herkes Türkiye, Türkiye alkış yapıyor.
Hatta biz de kendi aramızda Türkiye, Türkiye diye işte.
Bayrağı salladık. Evet sanki böyle bir futbol maçında hani o coşkuyu yaşarsın ya hep birlikte bir arada böyle milli marş söylersin, bir tezahürat yaparsın onun gibi bir şeydi.
Ve orada başrol bizdik.
Kesinlikle ya. Bak 30'larımda böyle bir duyguyu hissetmek ben hiç tahmin etmezdim.
Yani çok güzel duygulardı.
Yani bu milli takım adına yarışıyormuş gibi ben milli formayla gireceğiz.
Yani orada Türkiye'yi temsilen biz varız.
Bir anda Tarkan fındık kran çalıyor.
Gerçekten çok güzel duygulardı.
Evet ben de öyle düşünüyorum.
Böyle orada yürürken...
Tüylerim diken diken oldu gerçekten oraya gelen arkadaşlar beni daha iyi anlar şu an dinlerken.
Orada böyle şeyi düşündüm hissettim.
Acaba yani birazcık hissettim onu hani.
Birazcık diyorum çünkü kim bilir gerçekte o hisler nasıldır o yüzden öyle diyorum.
Acaba milli bir sporcu olsaydık böyle milli bir yarışa katılsaydık nasıl bir his olurdu milli takımla birlikte gitmek diğer ülkeler arasında orada sırayla anons edilmek
ne bileyim diğer...
taraftarlar tarafından böyle desteklenmek nasıl bir duygu olurdu?
Böyle birazcık onları tatmış olduk.
O içimizde hani ukde kalan hani hepimiz şeyiz ya sonuçta 30'lu yaşlarımızda veya o civar yaşlarımızda bu spora başlamışız.
Hepimizin böyle içinde biraz ukde kalmış.
Ya acaba küçükken başlasaydım?
Acaba işte daha erken bir yaşta başlasaydım?
Milli takıma girseydim?
Sporcu olsaydım nasıl bir hayatım olurdu diye içinden geçirmiştir birçok işi.
Ya bence küçükken illaki bir sporla karşılaşırız.
ve hobi olarak ailelerimiz yönlendirmiştir bizi.
Belki onu hobi olarak değil de gerçekten meslek olarak yapsaydık nasıl bir sonuç elde ederdik?
Bence hepimiz bunu merak ediyoruz.
Ya da koşuyla veya triatlonla daha önce tanışsaydık neler olurdu?
Şu anki amatör sporcu olmaktan da mutluyuz.
Tabii onu şey yapmıyorum ama...
Yani Türk olarak Türkiye'yi temsil etme duygusu, o coşkusu bambaşkaydı.
Evet. Tabii burada ne kadar anlatsak az kalır ama gerçekten çok güzeldi.
O yürüyüş sırasında işte sırayla ülkeler anons ediliyor.
Hani en son bize geldi işte Türkiye'yi anons ettiler.
Orada o kadar insanın içinde Türk bayraklarıyla, formalarla, coşkulu bir şekilde o şarkı eşliğinde ilerlemek gerçekten böyle unutmayacağımız duygulardan biriydi.
O yüzden de dedim az önce yani bir bakıma da iyi ki gidememişiz.
Çünkü Çanakkale'ye gitseydik bu kısma katılamayacaktık.
Bu kısmı deneyimlemek de bizim için böyle tarifsiz duyguları yaşamak açısından çok güzel oldu.
O zaman yarış sabahına geçelim.
Evet yarış sabahı öncelikle 5.30 ile 7.00 arasında check-in saati vardı.
Yani o saatlerde oraya gidip son hazırlıklarımızı yapmamız lazım.
Start da sanırım 7.30'daydı.
Dalga start şeklinde sırayla...
Böyle 5-6 dakikada bir gruplar start almaya başlıyordu.
Şimdi sabah biz hazırlandık çıktık yola.
Karanlıkta, havada karanlık.
Yarış yerine yaklaştık ve oraya vardığımızda daha doğrusu varamadık.
Çok yaklaştık ama daha sonra polis yolları kapatmıştı yarıştan dolayı.
Belli bir mesafede bir yer bulup park ettik.
Oradan sonra eşyalarımızı taşıyarak devam ettik.
Tabi orada bisikletlerin de yanımızda olmaması büyük bir avantaj.
Bir de onları taşıyamazdık herhalde.
Baya bir eşyamız vardı çünkü.
Sonra dediğim gibi bir miktar yürüdük park ettikten sonra yarış alanına vardık.
Orada küçük bir sıkıntı yaşadık aslında.
Tuvaletler kapalıydı.
Yarış alanında sabit tuvaletler var.
Ve o tuvaletler kapalıydı.
Uzun bir süre kapalı kaldı.
Yani starta yakın bir zamanda açıldı.
Hemen yanında bir benzinlik vardı yani dışarıda.
O benzinliğe gittik tuvaletimizi yapmak için.
Oraya gittiğimizde gördük orada bir sürü sıra var.
Ve benzinlikteki sanırım...
Tuvalet de kapalıydı.
İki tuvalet var ya kadın ve erkek.
Bir tanesi kapalıydı.
Tek tuvalette kadın erkek karışık herkes sıra bekliyordu.
Yani orada bir 5-10 dakika falan bekledik.
Baktık olmuyor. Baktık olmuyor dedik tekrar geri dönelim.
Belki açılır diye.
Start anı da yaklaşıyor.
Hani bir taraftan hem tuvalete girmemiz lazım hem hazırlık yapmamız lazım.
Bir sürü işimiz de var.
Sonra bir tane ben karavana rica ettim girebilir miyim diye.
Onlar da hani şu an açamıyoruz sonra açacaklar sanırım.
Yani ben... Gördü herhalde şey yaptı acıdı halime izin verdi.
Ben öyle karavana şey yaptım.
Karavandan çıktım tuvaletler açılmış.
Yani tuvaletler biraz geç açıldı.
Ya şunu söyleyeyim orada hem yabancı görevliler vardı yabancı yürüklü hem de sporcular vardı.
Orada işte tuvalet ihtiyacı olup da tuvalet bulamayan işte yabancı görevliye söylüyor.
Yabancı görev diyor ben de bilmiyorum neden kapalı falan.
Böyle o tarz birkaç olay da gördüm.
Özellikle böyle kalabalık yarışlarda bu tuvalet mevzusu daha da önemli hale geliyor.
O yüzden bu hususlara dikkat etmekte fayda var.
Sonrasında zamanımız da daraldı.
Hızlıca hareket ettik.
Şöyle yapmamız gerekiyordu.
Bazı dövmeler var şimdi bizim yarış numaralarımızı kolumuza bacağımıza yapıştırmamız gereken.
Bu bisikletlerimizin yanına gideceğiz.
Az önce bahsetmiştim bisikletin üzerine bazı ekipmanlarımızı bırakacağız.
Kaskımızı, bisiklet ayakkabımızı veya koşu ayakkabılarımızı, jeller, yol bilgisayarımız bir sürü ekipman bırakacağız oraya.
O alana giriş yapmak için de hem çipimizi göstermemiz gerekiyor.
Hem yarış numaramızı hem de kolumuza yapıştırdığımız o yarış numarası dövmelerimizi.
Biz dövmeleri yapıştıracaktık.
Tam o işte giriş kısmında dövmeleri de ilk defa yapıştırıyoruz açıkçası.
Yapıştırmaya çalıştık bir baktık yapışmıyor aslında bundan ıslatılarak işte yapıştırılması gerekiyormuş.
O an hatta yanımızda su yoktu sen birilerinden su arıyorsun.
Aynen gittim o tur istiyorum ama yani yarışmacı yabancı yarışmacılardan böyle su istedim falan döktüm.
Sağ olsunlar verdiler ama bir türlü yapıştıramadık.
Sonra tahta kalemiyle yazdılar.
Evet dövmede sıkıntı yaşayanlara kalemle yazdılar onları.
Sonra tam... İşte hadi onu hallettik diyoruz tam içeri gireceğiz.
Gül'ün çipini bulamadı.
Ya evet şimdi biz baya hani kastır pompadır falan biz bir triathlon çantamız var geniş.
Ya ben çipi bir yere koydum ama bulamıyorum çipi yani.
Şimdi Çanakkale'yi es geçmişim zaten.
Sıkıntılı bir kayıt süreci zor.
Bir de bu çipi kaybetme yani.
Ya üç günde üç fiyasko gülüşü oldu.
Evet ve hepsi benim üzerimde yani.
Gerçekten çok manik oldum.
Onur'a diyorum ne yapacağım falan filan.
Onur o sırada kendi eşyalarıyla tam bir sıkıntı bu yok buluruz falan.
Yani normalde ben böyle durumlarda daha panik panik olurum.
Evet. Gülün o kadar panik oldu ki ben panik olamadım yani.
Ben böyle sakin ol ya hallederiz falan ama içimden diyorum ne yapacağız.
Prosedür de ne tam olarak onu da bilmiyoruz yani.
O yüzden yani çip kayıp yani yarışa giremeyeceğim geldi bana.
Baya kötü olmuştum.
Sonra işte görevliyi arıyorum.
Bir tramvayı daha kaldırmadın.
Artık ne olacak yani numarasız da yarışamazsın yani.
Yıldızlar arası bir yarış.
Ben de gittim işte görevliye sordum böyle çipim yok falan.
Böyle yavru köpek bakışıyla.
Bana ne olur çip verin.
Ben yarışayım.
Sonra onlar da şey dediler.
Çipi tanımlayabiliriz ama satın almamız gerekiyormuş.
60 Euro. Ben dedim çipi kaybetmedim aslında.
Evde çipim dedim yani.
Evde olduğunu biliyorum. Ben size yarın getirsem olur mu falan.
O zaman tamam dediler hani bir eşya bırak.
O şekilde şey yaptık. Ben bir emanet bıraktım.
Çipimi aldım. Yeni çipi taktım.
Sonra Onur'un yanına gittim.
Onur dedim bak hallettim işte çipi falan.
Ayy falan dedi. Şey yaptım.
Sonra işte bisikletlerin oraya gittik.
Bisikletin işte zincirine bakıyoruz, şeyine bakıyoruz.
Çantayı iyice ben serdim.
Sonra bak çantaya baktım.
Çip bana bakıyor. Ben çatlamıyorum.
Şu an iki çipim var. Ben koştur koştur.
Aa dedim Onur çipi buldum falan filan.
Hemen gittim görevliye.
Benim çipimi buldum.
Şey yapabilir miyim? Yalnız orada yanlışlıkla doğru çipi verip yanlışı alsaydın o da ayrı bir...
Yok ben çipi bulduğum anda ayağına taktım.
Yani asla şey olmasın diye.
Yani o şekilde bir küçük bir kalp krizi, bir atak oldu ama bir...
Nabız da yükseldi. Şimdi zaten olaysız yarış yok gibi bir şey.
Yok ya gerçekten. Bir de ya o Çanakkale yarışını ilk defa ben bir yarış kaydım da.
başarısız oldum. Hani kaydedemedim.
Yani çok üzülmüştüm.
Kaçırdık diye. Bir de bunu kaçırsaydık.
Yani gerçekten çok üzülecektim.
Sonra işte bisikletlerimizin kontörlerini yaptık.
Jellerimizi böyle bantlarla üstüne yapıştırıyoruz.
Bir de bisiklette jel koymak için çantalar da var.
Biz onlardan da aldıktan sonra.
Sonra kaskı bisikletin üstüne taktık.
Bisiklet ayakkabılarımızı kenara koyduk.
Koşu gözlüğünü koyduk.
Bir de yarış kemerimizi koyduk yarış numarasıyla beraber.
Eldivenleri koyduk. Doğrusu eldiven kullanmadık sprintte.
Aa eldiven kullanmadık.
Evet sprintte eldiven kullanmadık.
Havlu koyduk. Belki yani ayaklarımızı sileriz.
diye. Ben ne olur ne olmaz MW Challenge'dan bilenler olur.
Rüzgarlık aldım.
Her yarış koyuyorum oraya.
Havaya göre şey yapıyorum.
MW Challenge'ı dinlemediyseniz mutlaka dinleyin.
Orada rüzgarlığın ne kadar önemli olduğunu orada anlattım.
Daha sonra işte bisikletin o viteslerin kontrolünü yaptık.
Yağladık. Biraz çünkü hava geceden biraz nemliydi.
O yüzden biraz onu da yaptık.
Sonra çantalarımızı teslim ettik.
Evet. Sonra Start alanına doğru geçtik heyecanlı bir şekilde.
Start alanına dediğin gibi grup dalga dalga veriyorlar.
Onur benden önceydi. Erkekler önce kadınlar sonraydı.
Aynen kadınlar sonraydı.
Hatta şey yaş önceydi bizde yani.
Küçük yaştan büyük yaşa doğru sıralanıyordu sanırım.
Ama önce bir kadınları da almıştı.
Tam o sıralamayı bilmiyorum.
Herkesin bonesi de farklı renkteydi.
Yaş grubuna göre bone renkleri takılmıştı.
Tabii öncesinde şey. Bu arada wedge suitlerimiz de var.
Wedge suitleri daha giymemiştik.
Pisket işlerini hallettik.
Tam en sona bıraktık.
Çantayı teslim etmeden hemen önce wedge suitleri giydik.
Daha sonra çantayı bıraktık.
Wedge suitlerle birlikte o alana geçtik.
Bonelerimizle birlikte. Ve gözlük.
Sadece onlar kaldı artık yanımızda.
Batsuitlerle yabancıların yarışını izliyoruz.
Çok güzeldi ortam bence.
Baya kalabalıktı. Şeyi bende çok hoşuma gitti.
İlk defa bu kadar yabancı sporcu ile birlikte aynı anda bir yarışa katıldım.
O da güzel bir duyguydu.
Farklı ülkelerdeki yarışmacılarla birlikte bir ortamda olmak.
Ve işte yanında başka Türkleri de görüyorsun vesaire.
Güzeldi. Bayağı seyirci de vardı yani.
Hem yabancılar kendi yarış...
Tabii ev sahibi olduğumuz için onu da avantaj verdi.
Ondan bahsederiz zaten. Özellikle koşuda onun etkisi çok güzel olmuştu.
Sonra ben start alanına doğru geçtim.
Orada bir iskele vardı. Küçüksu iskelesi.
Bu arada söyledik mi bilmiyorum.
Küçüksu Çayırı'nda, Beykoz'da Küçüksu Çayırı'nda yapılıyordu.
Değişim alanının oradaydı.
Sonra bu küçük su iskelesine geçtik.
Orada şöyle parça parça alıyorlar bizi.
İşte bizi bir gruba aldılar gittik iskeleye.
İskelede böyle yine numaralar vesaire var.
Orada herkes bir numaranın oraya geçip oradan iskeleden suya indi.
Sonradan ben elitleri izledim.
Elitlerin hepsi iskeleden atlayarak başlıyor da.
Bizim grup şeydi böyle yani suya inip eli tekeliyle tutunup o şekilde startla başlıyordu.
Bizimki de öyle. Hatta ilk başta bizi iskeleye oturtturdular.
Sonra suya aldılar.
Biz de elimizde bekledik. Ama numara yazmışlar.
Beyaz bir boyayla numara yazmışlar.
Daha sonra fark ettim.
Wet sheet'im boya olmuş yani.
Biraz zor çıktı ama çıktı.
Ondan doğru söylüyorsun.
Bahsedelim. İlk başta nereden olduğunu da anlamadım.
Hepimizin bedsuitlerinde böyle beyaz boya izleri var.
Ya ben dedim ah dedim gitti bedsuit.
Zaten şey bir malzeme gitmeye çok müsait bir malzeme.
Korktum. Meğer iskeleyi yeni boyamışlar.
Evet onun boyasıymış.
Evet. Ben sürtünme falan zannettim.
Neopren yapıya bir şey oldu zannettim ama birkaç sürtmeyle geçti.
Yazıya dokunmadan direkt suya atlamak lazımmıştı ama biz oranın yeni boyandığını bilmediğimiz için oturarak girmiştik.
Hatta oturduk orada ben sohbet ediyorum falan şöyle okullarda insanlar.
Bu arada birçok kişiyle de tanıştım güzel oldu.
Ama işte yabancıların çoğu deneyimliydi bence Onur yani.
Hepsi bam bam bam gidiyorlardı.
Orada yani gelenler biraz daha böyle genel anlamda.
Deneyimli. Yani yaş gruplarına baktığımız zaman biraz daha...
Genel olarak biraz daha geliştirme potansiyelimiz var.
Daha iyi yerlerde olabiliriz.
Kesinlikle. Yarışa geçelim.
Şimdi sprint mesafede 750 metre yüzme vardı.
Burada iskeleden atlıyoruz.
Karşıda iki tane duba var.
Bir akıntı yönünde yüzüyoruz biraz.
İlk dubayı geçip sola dönüyoruz.
İkinci dubaya doğru yüzüyoruz.
İkinci dubadan da tekrar geriye doğru dönüp atladığımız iskeleye geliyoruz.
Biz start'ı aldık.
İşte ilk dubaya kadar gittik.
İkinci dubaya doğru döndük.
Böyle en son dönüşte psikolojik olarak bir de terse doğru yüzdüğün için biraz daha da zor oluyor ama.
750 metre olduğu için çok da uzun sürmüyor zaten.
Benim 14 dakika 16 saniyede bitmiş.
1.49 pace ile yüzmüşüm.
Yani her 100 metreyi 1 dakika 49 saniye ortalamayla yüzmüşüm.
Bir de orada iskeleye geri çıkarken böyle bir rampa koymuşlar.
O rampadan çıkmamız gerekiyor.
Böyle ilk başta ben bir rampaya tutundum.
Hani atamadım. Kendimi çıkamadım üstüne.
Ayağınla basıp çıkasın geliyor merdiven gibi.
Ama boşta kaldım çıkamadım.
Böyle en son... bir anlık ne yapacağım falan diye karar veremeyip sonra böyle yuvarlanarak çıktım.
Kendimi attım üzerine.
Döne döne yuvarlanarak çıktım kalktım gittim.
Çok komik fotoğraflarım olmuş o yüzden.
Böyle milletin artistlik fotoğrafları var tamam mı?
Rampadan böyle çıkarken hani bir ayağını atmış üzerine böyle havalı.
Sprintte hani koşuya başlangıç pozu.
Aynen. O şekilde pozları var.
Ben böyle yuvarlanıyorum falan.
Bir o yanı var bir bu yana yeri tutuyor.
Çok iyiydim. Ben de öyle bu arada işte çıktıktan sonra bir şey yapamadım.
Bir de dalga da var. O şey tutunduğumuz yerde oynuyor.
Ben böyle bacağımı atıyorum kayıyor şey yapıyor.
Sonra en son aa dedim böyle hani bir şekilde tırmandım ve çıktım.
Ben de şey terste daha iyiydim.
İlk başta kalabalıktık baya.
Ya bu arada Onur atladığımız anda tam dalga dalga start aldık yaş grubuna göre ama vızır vızırlardı böyle fış diye geçtiler beni.
Ben sonra yüzdüm yüzdüm.
Benim arkamdaki bana yetişmeden geçmeye çalıştım.
Ben de işte 20 dakikada yüzmüşüm.
20 dakika 33 saniyede 2.36 pace ediyor.
Yüzmeyi bir şekilde tamamladık.
O dalgalar deniz anası da vardı bu arada.
Ama küçüklerdi yani.
Hiç göze çarpmıyorlardı.
Sonra yüzmeden çıktık bir şekilde o rampadan.
Koşarak değişim alanına geçtik bisiklet için.
Evet benim de değişim alanını sürem 4 dakika 5 saniye sürmüş.
Oradan gittim işte bisikletimi aldım hızlıca ve suitimi çıkardım ve devam ettim.
Bisiklete başladık. Hemen biraz gittikten sonra böyle bir yokuş var.
Güzel bir yokuş yani. O yokuştan tırmanıyoruz.
O güzel bir yoruyor yani o ilk yokuş çıkarken.
Orada bir de yavaş bir hızlı çıkıyoruz.
Orada ilk destekleri hissetmeye başladım.
Biz o yokuşu yavaş yavaş çıkarken işte yanda bazı böyle Türkler özellikle Türkiye formalı birini görünce işte bravo çok iyi falan filan diye tezahürat yapıyorlardı.
O şekilde... O yokuş kısmını çıktık.
Daha sonra Boğaz Köprüsü'nden karşıya geçiyoruz.
O zaten çok ikonik bir andı.
Çok güzeldi. Orada hem güzel böyle fotoğraflar da çektiler.
Benim fotoğrafım çıkmadı orada ama yine de çok güzeldi yani oradan geçmek.
Benim de o ilk dediğin yerdeki çıkışta...
Ben de hemen çıktım. Ya benimle beraber böyle bayağı kadın vardı.
Normalde ben alışık değilim triathlon yarışlarında.
Daha az kadın oluyor. Ve yabancı kadınlardı böyle Polonyalısı, Belçikalısı hepsi vardı.
İşte o yokuşta ben gaza geldim.
Böyle ayakta çıkıyorum falan.
Hatta bir Türk gördüm dedim takıl peşime falan filan.
Tabii bu sprint yarışında draft serbestti.
Arka arkaya gidebiliyorduk yani.
Ama ertesi gün olan standartta yasaktı.
Hatta ben işte çıkarken birkaç böyle arkama baktım Polonyalı, Belçikalı falan hepimiz yokuşa çıkıyoruz.
Ben çıkarken benim bisiklette bir ayağa kalktığımda gidonun...
bağlandığı yerde bir kapak var şeyi kapatan civatayı kapatan bir kapak var ayağımın şiddetiyle normalde manyetik bir şekilde kapalı yani normal bir çıt yani düğmesi falan yok o kapak
düştü dizin mi çarptı evet dizin çarptı yani geçen bir yarışta da olmuştu hatırlamıyorum şimdi ben işte kapak düştü durdum evet yani durdum yani o Sert
yokuşta maalesef durdum.
Kapağı arıyorum. Kapağı buldum.
Çimenlikten aldım.
Taktım. Tabii o sırada polo ayarlar geçti.
Nasıl geçer diyorum.
Polo ayarlar. Hemen kapağı taktım.
Tekrar ayakta böyle bacağı bir yaktım orada.
Ama sonradan o beni geçenleri de aldım.
Ya gerçekten Onur. Bu yarışta milli takım.
Hislerimi. O rekabetçi şeyi.
Yani Türkiye için.
Yani geçmem lazım.
Benim kurtuluşum burada.
O hissiyatla sürdüm.
Başka bir güç yüklendi.
Evet o gerçekten daha önce yaşamadığımız bir duyguydu.
Mesela o Polanyalı diyecek gibi Türk beni geçti.
Tamam mı? Yani olabilir.
Ama bu hissiyatı yaşatmak istedim ona.
Ve ben de bundan çok mutlu oldum.
Tabii ki orada bu sporu beraber...
haber yapabiliyor olmamız kadınlarla yani burada bulunabilmesi çok güzel.
Ama o rekabet ruhunu da böyle uluslararası yaşamak da ayrı bir keyifliydi.
Hatta bir fotoğrafım var.
Böyle tam bisikletteyim.
Polonyalı arkamda böyle hırslı bir şekilde.
Böyle saç örgüm çıkmış.
Hatta Triathlon sayfası da ona kapak yapmıştı.
Çok ikonik bir poz olmuştu.
Çok hoşuma gitmişti. Gerçekten en havalı pozlardan birisi yani.
Hatta bisikletteki şu ana kadar en iyi pozun olabilir.
Milli formayla bisiklette o hırslı arkamdaki Polonyalı falan çok hoşuma gitti gerçekten.
Evet. Sonra Boğaz Köprüsü'nden geçtik.
Evet rüzgarlıydı.
Orası baya rüzgarlıydı.
Dümdüz uzun bir yol ilerliyoruz.
Daha sonra ileriden bir yerden U dönüşü yapıp Boğaz Köprüsü'nün bu sefer geriye doğru geçiyoruz.
Bu arada Boğaz Köprüsü'nün bir yolu trafiğe açıktı.
Diğer yol trafiğe kapalıydı.
Biz o trafiğe kapalı olan tarafta yol ikiye bölünmüştü.
Bir taraftan git bir taraftan gel yapıyorduk.
Sonra işte geriye doğru geçtik Boğaz Köprüsü'nü.
Bir miktar daha yine ileriye doğru gidiyoruz.
Oradan tekrar bu sefer U dönüşü yapıp bu sefer o ana yola çıktığımız yerden aşağıya doğru inip tekrar değişim alanına doğru gittik.
Toplamda 25.67 kilometre benim saatime göre ve 221 metrede irtifa kazanmışız.
51 dakika 7 saniye sürmüş benim bisiklet.
30.3 kilometre bölü saatte ortalama hızla gitmişim toplamda.
Ya ben de ilk başta 20 kilometre diyebiliyorum bisikleti.
Yani 20'yi geçtik hala bitmiyor bisiklet.
Bir tereddüse dönüyorum, arkama bakıyorum, önüme bakıyorum.
Değil mi? Yanlış bir yerden mi gittin falan?
Ne olacak? Yani ben de 25.85 kilometre olmuş.
Bir 5 kilometre fazla oldu o dönüşü yakalatmak için bize şey yapmışlar.
Hani orada bir şey olmuştu mu acaba nedir diye.
Benim de 57 dakika 53 saniye sürmüş.
Ben de ortalama 26.8 kilometre.
böyle saat hızla gitmişim.
Hani bisiklet de gene iyiydi.
Yani bir o yüzmeden sonra bir sıkıntı olmadı.
Bir de şey ben şey yapmaya yarın da yarışacağız ya onu da biliyorum.
Hani tempolu gidiyorum.
Milli duygularla gidiyorum.
Evet yüzüyorum. Bir taraftan da yarın da lazım.
Evet yarın da lazım. Hani böyle full Tüketmiyorum yani tüketiyorum ama milli duygularım için tüketiyorum.
Orada garip dediğin gibi biraz zordu.
Hem her şeyini vermek istiyorsun hem de yarın da yarışacağını biliyorsun.
Tam dozunda vermek lazımdı onu yapmaya çalıştık.
Sonrasında işte değişim alanına koşarak geldik.
Orada hemen koşu şapkamızı giydik.
Benim şey oldu. Çok heyecanlıyım.
Ve bir şekilde her şeyimi taktım.
Yarış kemerimi taktım. Ayakkabılarımı değiştirdim.
Koşuyorum. Böyle iki tane yaşlı bir kadın bir erkek turist büyük ihtimalle seyirci şey diyor.
Helmet helmet.
Bana bakarak helmet helmet.
Helmet falan kask.
Allah kafamda kask almış.
Kaskla koşuya çıkıyorum.
Hemen koştum geri döndüm.
Kaskı bıraktım geldim.
Koşuya gittim gerçekten.
Allah'tan uyarmışlar.
Evet böyle ben beni destekliyorlar zannediyorum ama Turkey Turkey diye bekliyorum.
Helmet helmet beklemiyordum.
Orada bir de gülüyorlar.
Bu gerçekten olabiliyor.
Ben de mesela MW Challenge'da unutmuştum kaskı.
Poşetleri astım.
Tam koşuya çıkarken görevli uyardı.
Geriye döndüm hemen.
Kaskı bıraktım tekrar devam ettim.
Yani gerçekten olabiliyor.
O an heyecanla o dalgınlık hali.
Sonra koşu da güzel geçti.
Böyle güzel bir rotada koşturdular bizi kalenin oradan.
5 kilometrelik bir koşuydu.
Bir de dönüşlü. İki tur atıyordum sanırım.
İki tur atıyorsun. İki buçuk, iki buçuk.
Karşıdan koşanları da görüyorsun.
Ben birçok Türk koşucuya denk geldim.
Herkese bravo diyorum. Bravo Türkiye!
Soy isimlerimiz yazıyor trisuitlerde.
Böyle soy isimleri okuyorum falan.
Çok motiveyim ya.
Orada bu Türkiye adına yarışmanın duygusunu çok yaşadım.
Çok mutlu oldum. Benim de 5 kilometrede 34 metre irtifa.
Yani çok yoktu. 24 dakika 39 saniye sürmüş.
Yani 450 pace ile koşmuşum.
Bu arada ben de koşuya geçmeden önce şeyden bahsedeyim.
Şu dayanışma olayı da çok güzeldi.
Bir de draft serbest ya. Böyle bazı mesela ülkeler kendi sporcularıyla birlikte draft grubu yapıyordu.
İşte Türklerde de yapanlar vardı veya diğer ülkelerde de yapanlar vardı.
Veya karışık draft grupları da vardı.
Ben de böyle bir iki tanesinde bir süre gittim ama yetişemediğim bazı gruplar da oldu.
Ama özellikle orada böyle bir Türklerle dayanışma içinde olmak da hoşuma gitti.
Hani normal bir yarışta mesela Türklerle yarışırsın ama hepsi senin rakibindir ya.
Hani burada gördüğün Türkler sanki senin rakibin değil de takım arkadaşınmış gibi hissediyorsun.
Hepinizde çünkü aynı forma var orada.
Etraftaki insanlar destekliyor sürekli gördüğü zaman falan.
Onlar çok güzeldi. Özellikle koşudayken insanların içinden koşuyorsun ve hani bisiklette hızlısın koşuda daha yavaşsın.
Orada böyle herkes o kalabalık işte görüyor mesela üstümde Keskin yazıyor.
Keskin bravo falan diyor.
O an bir gaza geliyorsun.
İşte bravo Türkiye falan diyorlar.
Böyle her gören bir şey söylüyor.
İzlemeye gelen tanıdıklar falan oluyor.
Hepsi böyle bir destek atıyor orada.
O yüzden o koşu kısmını da ben ayrıca sevdim yani.
O da çok güzeldi. 21 dakika 46 saniyede tamamladım.
36 metre yükselt kazanımı varmış.
4.17 pace'e denk geliyor.
Bu arada ikinci değişim alanında da 2 dakika harcamışım.
Toplamda da tüm yarışım 1 saat 33 dakika sürdü.
Benim de toplam 1 saat 50 dakika 41 saniye sürdü.
Genel sonuçlara bakacak olursak yabancılar böyle bayağı en önde.
Biz biraz Türkler arkada sıralanmış gibi oldu.
Yani bu biraz daha neyi gösteriyor?
Evet elimizden geleni yaptık ama bu sporun Türkiye'de gelişme açık olduğunu gösteriyor.
Yani biz ne kadar çok kişi tercih ederse o kadar bu işin nerelere ne boyutlara varacağını görmüş oluyoruz.
hobiden daha çok yani amatör sporcular ama bunu profesyonel bir şekilde hayatlarına yedirmişler ve çok güzel dereceler görüyorlar.
Ben de inanıyorum ki biz de ilerleyen zamanlarda bir neden İstanbul Triathlon şehri olmasın?
Evet doğru söylüyorsun yani sonuçları incelediğimizde Türk sporcular olarak biraz daha arka sıralarda yer alıyorduk.
Burada geliştirmemiz gereken şeyler olduğunda aslında bir bakıma görmüş olduk.
Az önce senin de söylediğin gibi aslında buraya gelen kişiler de sonuçta Asya Avrupa Şampiyonası'nda başka bir ülkeye geldiği için genellikle belli bir seviyedeki sporculardı.
Hani bizde daha temel düzeydeki sporcuların da katıldığı bir organizasyondu bu.
Dolayısıyla aslında Uluslararası Arena'da daha gelişime açık olduğumuz önümüzde biraz daha yol olduğunu da bir görmüş olduk.
Zaten her yıl üzerine koya koya devam ediyor gördüğümüz üzere bu yarışlar ve camilerdeki.
Daha çok popülerleşiyor.
Evet. Her geçen gün sporcular artıyor, yarışlar artıyor.
Triathlon daha da bilinir bir spor haline geliyor.
Yani eminim önümüzdeki yıllarda daha da iyi sonuçlar elde edeceğiz.
Sonra yarışı tamamladık ve bisikletlerimizi aldık.
Evet bisikletleri aldık çünkü yarınki yarış için tekrar bir numaralandırma yapılacaktı orada.
O numaralandırılma yapıldı.
İlgili saatte biz de tekrar sıraya girip bisikletlerimizi tekrar yerleştirdik.
Sonra da yarın yarışacağımız için çok fazla oyalanmadan eşyaları toplayıp evimize döndük.
Ama yarış sonrasında böyle üzümdür, makarnadır çok güzel ikramlar da oldu.
Yani ben memnun kaldım açıkçası.
Expo olanı da güzeldi.
Hareketliydi, müzik falan vardı.
Yani birçok kişi de memnun.
Evet. Tabii biz yarınki yarışı düşünmekten çok şimdi tadını çıkaramadık orada ama.
Hemen kuşu kuşa eve gittik.
Tekrardan üst baş onları ayarladık.
Evet tekrar hazırlık yaptık.
Tabii şimdi sprint daha kısa mesafe gibi görünüyor ama bu arada hani bilmeyenler için şunu da hatırlatalım.
Kısa mesafe daha kolay demek değil.
Çünkü kısa mesafede daha hızlı koşmamız ve daha yüksek nabızda koşmamız, bisiklet sürmemiz, yüzmemiz hepsini yapmamız gerekiyor.
Yüksek nabızda yaptığımız için de daha kısa sürse de yine çok bir o kadar yorucu bir aktivite olmuş oluyor.
Hani onun da öyle bir götürüsü var.
Ya şey tabii sprint mesafede ben rahat...
Pace'lerde rahat yani çok acele etmeden yapacağım diyorsanız hani kolay bir şey ama yani her şeyini vererek hızlı koşmak.
Yani seni daha full nabızda bir triathlon geçiriyorsun.
Tabii ki yani mesela örnek verelim.
İlk yarışına katılacak biri için ya çok hızlı sprinte katılmayayım da standart mesafede yavaş yarışayım mantıklı olmaz.
Sprinte yavaş yarışması mantıklı olur.
Bu söylediğimiz daha biraz daha yarış performansı sergileyecek kişiler için geçerli.
Sonrasında... Hazırlığımızı yaptık.
Ertesi gün uykulu gözlerle saat 3'te uyandık herhalde.
Öyle bir şeydi. O kadar gözlerimiz şiş.
Uyumadık gibi bir şeydi böyle.
Ama heyecanlıyız da bir yandan.
İşte formalarımızı da giydik.
Böyle hatta bir tane fotoğrafımız var asansörde.
Gözler şiş şiş böyle.
Ama mutlu böyle.
Gülümsüyor. Bir de değişim alanı süresi daha erkendi birazcık.
Bu sefer 5 ile 6-15 arasıydı.
Hatta 5'ten sonra trafik kapanacaktı.
O yüzden biz 5'ten daha erken bir saatte oraya vardık ki araçlarla birlikte otoparka girebildik.
O yüzden ikinci gün bizim için çok daha rahat oldu.
Tabii sonra çıkarken araçlarla çıkamadık.
O da ayrı bir sıkıntı oluyor da.
Yarış başlangıcı bizim için daha önemliydi.
Sonra geldik yine bir önceki yaşadıklarımızın aslında benzer süreçlerini yaşadık.
Hazırlıklarımızı yaptık.
Cantalarımızı bıraktık.
wetsuitlerimizi giydik.
Sonra bu sefer bir fark vardı.
Çünkü yüzme aynı yerde başlamıyordu.
Evet. Yüzme için otobüsle götürülüyordu.
Bu arada bu şimdi biz wetsuitleri giyerken böyle gece karanlık gene.
Yani çünkü daha doğmamış güneş.
Gene bir şey var. Böyle bir dedikodu, fısıltı.
Herkes birbirine soruyor.
Akıntı var mı? Akıntı var mı?
Hani şeylerden bakıyorlar hava durumlarından falan.
Biri akıntı var diyor, biri yok diyor.
Yani şöyle bir gerçek var.
Mesela bu İstanbul Boğaziçi yüzme yarışları olsun.
İşte bir tirattan olsun.
Boğaz'dan geçilecek bir yarış varsa akıntı...
varsa bizim farklı bir rotadan gidersin.
Akıntı yoksa farklı bir rotadan.
Yani bu yarışın kaderini de belirleyen bir şey.
Biraz açıklayalım aslında onu.
Burada yarış kanlıca iskelesinden başlıyor.
Küçük su iskelesinde bitiyor.
Yani böyle haritayı alıp karşınıza bakarak düşünürseniz kuzeydeki bir iskeleden atlayıp güneye doğru yüzüp çıkıyorsunuz gibi düşünebilirsiniz.
Ve akıntı da kuzeyden güneye doğru normal şartlar altında.
Ve akıntının en hızlı olduğu yerde boğazın aslında orta kısmı.
Köprünün orta tarafı. Dolayısıyla hani ilk başta...
Bir havuz gibi düşünürseniz veya düz bir deniz gibi düşünürseniz şunu düşünüyorsunuz.
Hani ben suya atlayıp kıyıya yakın bir şey...
Bu arada yüzerek karşıya geçmiyoruz.
Aynı yakada yüzüyoruz.
Dolayısıyla atlayıp çok fazla açılmadan dümdüz gidersem kuş bakışı olarak daha az mesafe kat etmiş gibi oluyorum.
Ama o kuş bakışı gittiğim, mesafe kat ettiğim yerde ise ters akıntı da olabiliyor.
Kesinlikle. O yüzden çok daha kıyıya da yanaşmamak gerekiyor.
Evet. Akıntının hızlı olduğu yerde boğazın ortası olduğu için eğer akıntı varsa önce karşıya doğru boğazın ortasına doğru yüzüp akıntıyı bulup sonra akıntıyla birlikte çok daha hızlı bir şekilde ilerleyip
sonra çıkışa yakın bir yerde oradan tekrar kıyıya doğru çıkmak gerekiyor.
Yani işin içinde biraz daha teknik detaylar da var bu şekilde.
Bir hedef. Görmeye şuradan döneceğim.
Bir kerteriz belirleyip ondan sonra içeri doğru yüzeceğim diye kendini şartlıyorsun.
Ama sabah böyle akıntı yoktu bir fısıltıları duyuyordum ben.
Yani söylediler bana.
Allah Allah ne yapacağız falan.
Onur'a diyorum akıntı yokmuş Onur falan.
Ya bir emin misin falan diyor.
Ben gene de dıştan alacağım diyor.
Yoksa dıştan almayalım. Evet orada taktikleri konuşuyoruz.
Ortaya doğru yüzelim oradan mı gidelim yoksa kıyıdan mı ilerleyelim vesaire diye.
Yani aslında bir önceki günün yarışıyla çok farklı bir yarış bu.
Bir önceki gün aynı yerden atlıyorduk.
Toplamda 750 metre yüzeceğiz.
Hani bunun yaklaşık böyle 3'te 1'lik kısmına gidiyorum.
Duba'dan dönüyorum. Git gel yapıyorsun.
Bir daha dönüyorum geri geliyorum. Yani her türlü akıntı hangi yöne olursa olsun bir tarafta akıntıyla gideceğim.
Bir tarafta ters yöne gideceğim.
Ama diğerinde hep akıntıyla gideceğim için bambaşka bir yarış.
O şekilde bilinmezliklerle yarışa başladık.
Tabii yarışa başlamadan şeye gelelim.
Otobüslerden bahsedelim. Şöyle şimdi wetsuitlerimizi giydik yarıya kadar.
Otobüsler var ama şimdi ayakkabımız olmadığı için hani çıplak ayakla asfalt yola indik.
Otobüse bindik. Ayaklarımızın altına.
Taşlı bir yerden geçmek zorunda kaldık vesaire.
Orada işte otobüste gittik geldik sonra işte iskeleye kanlıca iskelesine geldik.
Orada yürüdük. Orada o yüzden şu uyarıyı yapalım.
Böyle otel. terli gibi tek kullanımlık bir terliğiniz varsa çok hayat kurtarıyor.
Hani oraya gidip yarışa başlarken çöpe atacağınız bir şekilde bir terlik bayağı işe yarıyor.
Yani normalde yarışlarda hep otelde kaldığımız için hani otel terliklerini kullanıyoruz böyle durumlarda.
Ama burada kendi evimizden gittiğimiz için otel terliğimiz yoktu.
Sonra da baktık bu arada internette de böyle 10'lu 15'li 20'li falan satılıyormuş zaten.
Ya çorap da olabilir. Yani sadece terlikte de.
Yani yeter ki bir cisim batabilir şey.
olabilir ya ayaklarımız kirlendi.
Bir o kısımda o uyarı yapalım.
Tabii yani çok da şart değil.
Hiç kimse detaylı yoktur ama olsa iyi olurdu.
Sonra otobüslere atladık.
Dediğin gibi aslında şöyle hemen veç sütleri bu arada tamamen giymiyoruz.
Yeriye kadar giyiyoruz. Çok süzülüyor.
Çünkü şöyle bir ikilem var.
Wedge suitleri orada giyelim de yapamıyoruz.
Çünkü wedge suit giymesi de uzun süren bir işlem.
Dolayısıyla bir miktarını en azından giymiş olmak için bele kadar giyiyoruz.
Ama tamamını giydiğimiz zaman da çok sıcak tutuyor ve aşırı bunaltıyor, terletiyor.
Öyle bir yapısı var.
O yüzden üst kısmını açık bırakıyoruz.
Sonra otobüslere bindik.
Oraya vardık. Yarışa yakın bir zaman kala üst kısımlarını da giydik.
Ve sonra ısınmalarımıza başladık.
Orada da dalga salınım vardı.
Önden erkekler gidiyordu sonra kadınlar gidiyordu.
Yaş gruplarına göre gene boneler farklı renklerdeydi.
Ya ama bu sefer iskele çok küçük olduğu için böyle yan yana sıkışmış bir halde şey yaptık.
Böyle ısınmaya çalışıyorsun birine kolun çarpıyor şey oluyor falan.
Evet evet gerçekten ısınmak için yer bulmak için böyle uzağa gitmen gerekiyordu.
Aynen işte sen sonra çıktın sen çıkınca ben jeli attım böyle bir ısınmaya çalışıyorum.
Sonra... Bu sefer şey oldu.
Diğerinde iskeleden atlamadan hani suyun içinde başlamıştık yarışa.
Bu sefer atlayarak başlıyoruz iskeleden.
Bu sefer böyle platform gibi bir yer var.
Yani denize açık olan kısmı daha az.
Bir önceki gün atladığımız bu küçük su iskelesinde denize doğru uzayan bir iskele vardı.
Burada öyle değil.
Hani denize doğru uzamıyor da denize açık bir kıyısı var sıfır.
Dolayısıyla aynı anda 3'er kişiydi galiba.
Yok 3'er kişi değil de.
Böyle yan yana 3-5 kişi diyeyim şu an tam hatırlamıyorum.
Şu şekilde oluyor. Start anı başladıktan sonra herkes sıraya dizilmiş şekilde yan yana dediğim gibi 3-5 tane sıra var.
Ve görevliler var. Görevliler böyle her 3-5 saniye gibi bir periyotta böyle kollarını indiriyorlar.
Birer kişi çıkıyor tekrar kollarını kaldırıp durduruyorlar.
İşte birkaç saniye geçiyor tekrar indiriyorlar.
Ya bu şekilde böyle 3-5 saniyelik zaman aralıklarıyla herkes koşup start almış oluyor.
Sonra benim sıram geldi.
Orada tabii işte bu heyecan ilk defa bu yarışa katılıyorum burada.
Yani bu organizasyona ilk defa katılıyorum.
Onun heyecanıyla birlikte sıra bana geldi.
Kadın işte çekti elini önündeki.
Böyle koşmaya başladım.
Koştum birden iskeleden atladım.
Böyle ne olduğunu anlamadan. Tam atladım suya girdim çıktım yüzmeye başlayacağım.
Bir baktım saatim açmıyormuş.
Tabii ki saatimi açmadıysam yarışmamın bir anlamı yok.
Evet. O an ben böyle suyun içinde yan tarafta debelenirken bir taraftan saatimi açmaya başladım.
Böyle millet yüzüyor, ilerliyor falan.
Böyle ben işte bu arada...
Bir de triatlon açtığım için normal yüzme de açmıyorum.
Triatlona girip oradan açıyorum falan böyle bir aradım maradım böyle bir 15-20 saniye onu.
Öyle bir şey yaşadım.
Ondan sonra bulup başlattım saati.
Oradan sonra yüzmeye başladım.
Ya bir de senin şey tehlikeli insanlar üstüne de atlayabilir.
Aynen bu arada ben orada şeydim böyle yani ortadan atlayıp beklemedim.
Biraz daha kenardan atlamıştım.
Hani benim atladığım yere atlamıyorlardı.
Yani orada biraz daha güvenli bir yerde bekledim.
Ondan sonra yüzmeye başladım.
Devam ettim. Şimdi biz daha önce birkaç kere bu yüzeceğimiz rotadan yüzmüştük.
Akıntı vardı o zaman.
Antrenman için evet akıntı vardı.
Orada biraz hani ne yapacağımızı daha önceden çalışmıştık aslında.
Ama burada şimdi yüzmeye başladım.
Ya o anki şeyle de hani çok da sonuçta birkaç antrenman yapmış olsak da çok da tecrübeli değiliz sonuçta.
Böyle bir tam hani algılayamıyorsun tam burada akıntı var mı nerede biraz sağa mı gideyim sola mı gideyim derken.
Akıntı şöyle yani zaten bir selim bir su oluyor.
Oradan anlayabiliyorsun.
Köprüyü böyle bayağı hızlı geçiyorsun yani.
Zaten sırtını koyup şey yapsan bayağı bir pace ile falan geçiyorsun.
O bayağı şey oluyor. Yani ilk başta şey yapıyoruz.
O akıntıyı bulabilmek için aslında hani.
Boğazdan böyle sola doğru değil de karşıya doğru yüzüyoruz ki o akıntıya en çabuk şekilde ulaşalım diye.
Biraz böyle çapraz gitmiş oluyoruz yani.
Ben baktım birçok kişi Onur akıntı varmış gibi açılarak gitti.
Aynen öyle zaten o.
O bir güven veriyor. Atlıyorsun bütün herkes bir yere yüzüyor.
Sen de onlarla birlikte oraya yüzüyorsun. Ama akıntı yoktu.
Yani biraz uzatarak yüzmüş o.
Akıntı yoktu. Sonra o şekilde devam ettik.
Köprün hatta ben işte algılayamıyorum.
Akıntı var mı yok mu tam anlayamıyorum da.
Şeyden test etmeye çalıştım.
Tam köprünün altına geldim.
Köprünün altına gelince böyle bir iki saniye boyunca yüzmeyi bıraktım.
Hareketsiz bir şekilde durdum.
Köprüye baktım yukarıya.
Duruyorum. Normalde orada çok hızlı bir şekilde köprünün altından ilerliyor olmam lazım.
Orada net bir şekilde emin oldum.
Var mı yok mu, var mı yok mu derken dedim tamam yokmuş.
Oradan sonra yine devam ettim.
Böyle bazen biriyle birinin draftına girdim.
Hemen arkasında yüzdüm. Bazen tek kaldım.
Bir şekilde orada devam ettim.
Bir sıkıntı yaşamadım yüzmede.
Sonra varacağımız küçük su iskelesine yaklaşınca yine biraz soldan alıp çapraz bir şekilde orada yüzmeyi tamamladım.
Ya benim de yüzme etabı belki de en zorlandığım etaplardan bir tanesiydi.
Daha önce bu rotada yüzmüştüm ama akıntı olduğu için daha rahat gitmiştim.
Bu sefer akıntı olmayınca yani o bütün o kilometreyi tek başıma yüzmem gerekiyordu.
Ve ben şeye güvendim.
O dedikoduya güvendim.
Dedim akıntı yoktur.
Yok olduğuna inandım ve çok kıyıya yakın değil.
bir tık orta yani bu açılarak yüzdüm.
Yani çok da diğerleri gibi açılmadan da yüzdüm.
Bu arada benim gibi akıntı olmadığını bilenlerle beraber çıktık yani.
Bir grupta açılmadan yüzdü.
Yani kafalar karışık donur yani.
Bir kısmı inanmadı akıntı olmadığına ve gitti.
Ya ben şeyi de düşündüm ya dedim akıntı yoksa ve ben bu açılmışsam daha fazla yüzeceğim.
Hani ben bunu göze alamadım.
O yüzden akıntı yokmuş gibi devam ettim.
İşte bayağı gittik.
İlk başta hızlı açıldılar.
Sonra biz tek tük birkaç kadın kaldık.
Ya sonra bir tane şeyi gördüm.
Ya ilerledim ilerledim ama ya bir kadınla kulaçlarımız aynı.
Ya koca denizde Onur yani beraberiz.
Sadece yaşlı da bir kadın, yabancı bir kadın.
Ya suda gideceğim tamam mı?
bir şekilde çarpışıyoruz yani ben yönümü değiştiriyorum o kadından uzaklaşıyorum ama ya aynı anda kulaç atıyoruz beraber uzanıyoruz beraber çekiyoruz şey yapıyoruz ve gene birlikte birleşip
birbirimizi buluyoruz ya arkasına girsem yavaş kalıyor önüne çıksam hızlıyım yani en son kadını saldım Git dedim ya.
Hani ben burada bekliyorum şu an.
Hani o sırada Boğaz Köprüsü'nün tadını çıkardım.
İşte kollarımı açtım, sırt üstü uzandım.
Akıntı akmasını bekliyorum ama yok yani.
Hala köprüyle yan yanayım.
O kadını gönderdim o şekilde.
Ben kendi kendime yüzmeye devam ediyorum tam.
Bir kadın daha gördüm.
Bu sefer de genç bir kadındı böyle.
Esmer bir kadındı. Zannettim Belçikalı olabilir.
O da kurbağlama yüzüyor.
Ama... Neredeyse benimle aynı yüzüyor.
Ben diyorum ya ben serbest yüzüyorum.
Daha hızlı yüzmem lazım. Kurbağlamı bir tık arkamdan geliyor ama yüzüyor yani.
Ama iyi yüzüyor. Sonra ben yüzüyorum, yüzüyorum, yüzüyorum.
Artık yoruldum yani. Benim de saatim de 2000.
334 metre yüzmüşüm.
Ya nerede bu iskele?
İskeleye gitmeye çalışıyorum.
Akıntı nerede falan.
Ya ben hala akıntıyı sorarak bulmakta şeyindeyim.
Böyle kafamda sorular.
Yüzüyorum yüzüyorum bir tane şey gördüm.
Kayıkçılar orada sahil güvenlikte.
Kayıkçılar duruyor. En son kafayı çıkardım.
Dedim sordum ya akıntı var mı?
Nerede falan ben yanlış mı geldim?
Yok akıntı falan filan.
İşte dedim iskele nerede? Ne kadar kaldı falan.
Şurada falan diyorlar.
Ya ben çok yoruldum.
Ya benimle beraber gelir misiniz falan böyle diyorum.
Hani yanımda eşlik edin sohbet edin.
Sıkıldım da yani. Bakıyorum süreme ve 59 dakika yüzmüşüm yani.
Bir saattir içerideyim.
En son bir şekilde orada sohbet.
Evet muhabbet edince kendimi toparladım.
Tekrar devam ettim yüzmeye.
İskeleden çıktım. Çıktığım anda ben çıkmaya çalışırken bayağı 5-6 kişi beraber çıktık.
Demek ki onlarda bir akıntı olduğunu zannedip dışarıdan gelenlerle kavuştum ben.
Ve hep çıktık. Bir baktım.
Orada şeyi gördüm.
Şeyi duydum pardon. Akıntı yoktu ya falan filan.
Hemen onların Türk olduğunu anladım.
Bir baktım güle. Orada diyor ya akıntı yoktu neden yoktu falan diyor.
Böyle isyan ediyordum.
Sonra orada bir dertleştik.
Hemen koşarak bisiklete geçtik.
Ya bu arada 59 dakikada bitirmişim.
Ama dünkü sprint yüzmeden.
2.32 pace de çıkmışım buradan.
Dünkü 2.36 idi.
Yani uzun mesafede daha iyi yüzmüşüm aslında ama benim için zorlayıcı bir şey oldu.
Tabi diğerinde terse de yüzüyordun.
Öyle bir handikap da var.
Ama bunda da daha uzun süre yüzdün.
Evet yani o yüzden biraz yorgun bacaklarla da bisiklete çıkmış oldum.
Bisiklet etapı da güzeldi.
Ama yine de sprinte göre daha iyi bir pace de yüzmen iyi bir şey yani.
Aynen. Benim de bu arada 47 dakika sürmüş.
Saatimi durdurmayı unutmuştum.
Saatimde 49 dakika civarı bir şey.
Bisikletin yanına gittikten sonra falan durdurmuştum.
Ben de o şekilde çıktım sudan.
Sonra işte bisiklete geçtik.
Bisiklette de aslında aynı rotada sürüyoruz ama bu U dönüşü yaptığımız kısımları biraz daha uzatmışlar.
Önce yine aynı yokuştan çıktık.
O yokuştan çıktıktan sonra Boğaz Köprüsü'nü geçtik.
Eskiden U dönüşü yaptığımız yeri de geçip daha da ileriye gittik.
Sonra terse dönüp tekrar Boğaz Köprüsü'nü geçiyoruz.
Bu sefer yine daha da ileriye gidip oradan U dönüşü yapıyoruz.
Bu arada o uzatılan kısım biraz yokuş yukarı kısımdı.
Hatırlarsın belki orayı.
O parkurun ikinci kısmında uzun bir süre böyle tatlı bir yokuşu tırmandık böyle sürekli.
Ama o dönüşün döndükten sonra da yokuş aşağı çok yüksek hızlarda uzun bir süre iniş yaptık.
Onu hatırlıyorum. Bir de bende şöyle bir şey oldu.
Bu bisiklet etabına ilk çıktık.
Draft serbestti ya. Böyle benim bir yer aklım gitmiş.
Hani yarıştıktan sonra bugün tekrar yarışınca sanki hala draft serbest gibi aklımda kalmış.
Böyle yarışın daha başlangıcındayız.
Böyle bir iki tane Türk görüyorum.
İşte bravo falan filan böyle birbirimize laf atıyoruz ediyoruz.
Böyle bir iki tanesi de şey dedim.
Gel takıl arkama falan dedim.
Hani onu böyle yanından biraz daha hızlı geçiyordum.
Sonra bakıyorum takılmıyor falan.
Ya ben diyorum Allah Allah.
Niye gelmiyor birlikte sürerdik falan.
Ama hiçbir şey de demiyor mesela.
Draft yasak falan da demedi o anda.
Bir şey demedi yani öyle. Ben diyorum Allah Allah niye gelmiyor kimse falan.
Bir şey söyledim böyle.
Yani dalgınlıkla onlar da gelse ceza yiyecekmişiz meğer yani.
Sonradan böyle bir süre gittikten sonra draftın yasak olduğunu hatırladım.
Aynısı bana da oldu.
Hatta ben de işte bir tane Türk kadın gördüm.
Böyle yokuş çıkarken gördüm hatta.
Hayır gelin takıl peşime falan filan dedim.
O da tamam dedi. Ama şey sonra ben...
hatırladım. Aa dedim yok dedim gelme gelme.
Hakem bizi şey yapar.
Draft yasak. Ha dedi evet dedik.
O da şey oldu bir an.
O an adrenalinle hissetmiyorsun ne oldu ne doğru değil bir şey.
Yani o şekilde biz de gittik.
O baz köprüsüne bisikletle geçmek.
Yani yüzerek geçmek.
Hepsi aynı yarışta.
Aynı yarışta. Bunları başarabilmek.
Çok güzel duygulardı.
Ben orada evet çok yorgun.
Bacaklarla sürdüm falan ama o an orada olmaktan çok şanslı olduğumu hissettim.
Bu yarışı bilip buna katılıp bu farkındalıkla gitmek çok güzel bir duyguydum.
Kesinlikle pişman olmadık çift yarış yaptığımız için.
Yani çok şükür sakatlanmadık da ondan da bir şey olmadı.
Tabii kendimizi de...
Frenleyerek yani çok da şey yapmadık.
Biraz da sonuçta güç antrenmanlarımız olsun vesaire antrenmanlarımızı da ona göre ayarlamıştık.
Ve sağlıklı bir şekilde atlattık.
Bir de bana bisikletin bir bölümünde yoruldum.
Yani böyle boş çeviriyorum artık böyle.
Biraz da yol bitmiyor bir türlü.
Yanımdan bir tane kadın geçti.
Türk falan. Bir laf attı.
Tam duyamadım falan. Sonra işte onunla muhabbet sohbet et diyorsan.
Sonra hakem geldi. Böyle uyarı gibi bir şey yaptı sanırım.
Yani draft yasak ama böyle yan yana konuşarak gitmek de yasak.
Ben onu da öğrendim.
Şey dedi ayrı ayrı şey yapalım buna bizi uyaracakmış dedi.
Biz draft olmadığını biliyoruz ama yan yana sohbet etmenin de olmadığını bilmiyorduk.
Muhtemelen şey mesela 2-3 kişi yan yana sohbet ederse yol kapanır ya o yüzden.
Olabilir yani. Bir de o konuda üzüldüm bir tık yani.
Zaten yol uzun.
Türk görmüşüm.
Uluslararası bir yarışta öyle güzel sohbet ederek gitsek birbirimizi çeksek güzel olurdu.
Bir an Gran Fondo gibi geldi sana.
Zaten böyle Türk görmek şey gibi.
Gurbette memleketini görmek gibi bir şey.
Ben işte tek başıma giderken de şey oldu.
Önde bir tane... birkaç kadın vardı.
Onları hedef olarak belirliyorum.
Hani hadi şu Belçikalı'yı geç.
Hadi şu Polonyalı'yı geç.
Daha çok Belçika ve Polonya görmüşüm.
Onlar ben onu fark ettim. Genel olarak onlar Polonyalılar çok fazlaydı.
O şekilde bir onlar geçti bir ben derken o şekilde bisiklet parkurunu da bitirdim.
Benim de 38.83 kilometre olmuş.
290 metre elevasyonlu.
1 saat 35 dakika 28 saniye.
Yani 24.3 kilometre saat hıza denk geliyor.
Bir tık yavaş sürmüşüm.
Ama normal yani üst üste iki yarış yaptık.
Evet. Ya biraz da artık şey oldu.
Hani bir yorgunluğun ibareleri gelmeye başladı.
Ondan sonra da koşuya geçtim ben de.
Benim de 1 saat 16 dakika sürdü bu arada.
30.2 kilometre bölü saat ortalamayla.
Ondan sonra ben de koşuya geçtim.
Koşu da güzel. Gene aynı parkuru uzatarak yapmışlar ve 3 tur atıyorsun.
Toplamda 9... 4.17 kilometre göstermiş benim saatim.
Orada da yine Sprint'teki gibi böyle Türkleri görünce ben bravo bravo dedim.
Ya başta biraz da nabzı yükseltmemek için hani artık sonlara doğru geliyoruz.
Uzunluğu bir saat hani dün yapmışız bugün de yapmışız.
Biraz yavaş tempo başladım yani nabza göre hareket ettim.
Ya baktım ayaklar gidiyor.
Hani o nabzı da koruyarak ben de 5.13.
Pace ile bitirmişim koşuyu.
Koşuda da dışarıdaki Türkler de çok destekledi.
Yabancılar da destekledi.
Yani güzel bir ortam oldu.
Ben çok beğendim bu iki triatlonu da Onur.
Ben de çok beğendim. Benim koşum da güzeldi aynı şekilde.
Hatta ikinci koşu olmasına rağmen sona doğru hızlanarak bitirdim.
Böyle daha güçlü bitirdiğimi hissettim.
Yani iki yarış üst üste çıkarabilmek gerçekten bana da iyi hissettirdi.
Yine ikinci yarışta da hatta daha kalabalıktı.
Sanki ikinci gün. O yine insanların destekleri.
Koşarken sürekli böyle bravo.
İşte görenler tanımayan kişiler keskin bravo çok iyi gidiyorsun falan filan diyorlar.
Yani o atmosfer harikaydı.
Tabii benim yarışım aslında senden önce bitti.
Çünkü siz biraz daha geç başlıyordunuz.
Ben bitirdikten sonra seni beklemeye başladım.
İşte sen bisikletle geldin.
Bisikleti bıraktın.
Hatta orada eldivenleri falan unuttun bu sefer de.
Ya koşuya eldivenle çıktım.
Dün kaskımı unuttum.
Bugün bisiklet eldivenlerimi unuttum.
Gerçekten o heyecan unutturuyor ya.
Evet koşarken bir baktık eldivenle koşuyor.
Ama değişik bir hava kattı.
Bu arada benim de koşu 40 dakika 17 saniye sürdü.
9.14 kilometre 63 metre itifa kazanımı var.
4.24 pace'e denk geliyor.
O şekilde toplamda da 2 saat 51 dakikada tamamladım yarışı.
Benim de toplam 3 saat 34 dakika.
Yani iyi, güzel, sağlıklı.
Ama sen koşuda bayağı relaks koştun ya.
Böyle yani dışarıdan seni izliyorum.
Böyle çok mutlusun, gülüyorsun.
Yine sağdakileri, soldakileri laf atıyorsun.
Böyle biraz daha easy bir tempoda koşuyorsun.
Böyle yarış temposu gibi değil de.
Ya ben oradaki orada olma farkındalığı beni çok mutlu etti.
Yani evet nabzımı yükselterek şey yapmaktan ziyade...
Biraz tadını çıkarmak istedin. Evet biraz da şeyden de korkuyorum.
Hani dün yarıştık, bugün üstün.
yarıştık. Zorlu bir yüzme etabından sonra hani sakatlanmaktan da korkuyorum.
O yüzden hem kendim bilerek tuttuğum bir konfor alanında kaldım.
Ya sonradan birazcık hızlandım ama bu da hani bacaklar yapabiliyor mu ona bakayım hani.
Finish'e giderken hızlandım.
Ya güzel oldu. Mesela birçok Türke laf attım.
Bravo dedim. Böyle bizim trisuitlerde işte soyadları yazıyor.
Onlarla seslendim. Ama orada Onu yaşamak çok güzeldi Onur.
Hani o birçok uluslararası yarış.
Bence bu uluslararası triatlon yarışlarına da katılmalıyız.
Farklı ülkelerdeki.
Ben çok keyif aldım.
Bilmiyorum belki Türkiye'de düzenlendiği için de olabilir.
Güzel geçti. Evet yani o kadar çok triatlon yarışına katıldık son 2-3 yılda ama bunun yeri ayrıydı gerçekten.
Bunu unutamıyorum ben de.
Çünkü bizim için...
Üç gün sürdü ya hani ilk gün.
Festival gibi. Aynen ilk gün gittik o bayrak töreni, geçit vardı.
İşte hep birlikte bütün ülkeler.
Ondan sonra ertesi gün ilk yarışımız vardı.
Sonraki gün ikinci yarışımız vardı.
Yani üç günün dolu dolu geçtiği bir organizasyon oldu.
Evet. Triathlon şenliğiydi.
Evet. O şekilde koşulları da tamamladık.
Hatta arkadaşımız İbrahim gelmişti Eskişehir'den.
Koşunun sonuna seni onunla birlikte çektik.
Hatta ben seni finish'te de bekledim.
Finish'te de pozunu yakaladım.
Evet. Mutlu bir finish oldu benim için de.
Hemen oradan sonra da bir buz havuzu vardı.
Sen girdin, ben girmedim.
Ben makarnamda... Sen de buzlar erimişti biraz.
Evet. Biraz ben de erimiş.
Sıcaktı da hava yani.
İşte makarnamızı yedik.
Meyvelerimizi yedik. İşte nasıl geçti falan onları konuştuk ve aklımızda güzel bir anı kaldı.
Yani güzel bir deneyim kaldı.
İyi ki yapmışız diyoruz.
Umarım bundan sonra da tekrarlanır yani.
Bu arada bu Asya-Avrupa'nın beraber olmasını sağlayan şey şöyle.
Normalde Avrupa Tiryatlonu ayrı yapılıyor.
Asya Tiryatlonu ayrı bir yerde yapılıyor ve farklı günlerde de yapılabiliyordu.
Burada olay ikisi aynı anda ve aynı günde aynı yerde oldu.
Evet çünkü İstanbul Asya ve Avrupa'yı birbirine bağladığı için bu yarış anlamında da bağlamış oldu.
Çok ikonik bir yarış oldu o yüzden.
Bir Avrupa'dayım bir hop Asya'dayım.
Bir oradan gidiyorum.
Aynı yarış içinde kıta değiştiriyorum sürekli falan.
Bu hissiyat da çok güzeldi.
Aynı zamanda bu yarışa özel bir forma yaptırdık mesela.
O tri-suitler herkes Türkiye'ye özel bir tasarımdı.
Aynı zamanda yurt dışında da herkesin ayrı ayrı ülkece formaları vardı.
Güzel bir hissiyat, özeldi bir yarıştı.
Evet aslında birazcık yarışın özel hissettirmesi oradan da kaynaklanıyor.
Normalde bir triathlon yarışına girersin herkes böyle rengarenk tri-suitler giymiştir.
Herkes başka bir şey giymiştir.
Ama burada takım gibi herkes böyle tek bir formayı giydiği zaman çok daha böyle profesyonel gözüken bir ortam vardı.
O da güzeldi. Kesinlikle.
Evet özetle yani anlaşılacağı gibi biz bu yarıştan bayağı keyif aldık.
Çok hoşumuza gitti. Buradan tekrardan emeği olan herkese teşekkür ederiz.
Büyük bir organizasyondu ve yani başarıyla bu organizasyon tamamlandı ve biz çok memnun kaldık.
Böyle etkinliklerin sürekli ülkemizde daha çok olmasını...
temenni ediyoruz. Hatta aynı yıl Mudanya'da da Balkan şampiyonası oldu mesela.
Yani inşallah bu şekilde uluslararası yarışmalar daha çok Türkiye'de olur ve böylece hani ülkemizin tanıtımını da bir bakıma daha iyi yapmış oluyoruz.
Daha iyi temsil etmiş oluyoruz.
Ben bu yabancı turizmin spor turizmi açısından ilerlemesini de isterim.
Çünkü İstanbul çok ikonik bir şehir.
Hem o kıtalar arası bağlantı, denizdir, o bisiklet yolu, koşu yolu.
Seni farklı bir ortamda hissettiriyor.
Mesela İstanbul Maratonu da öyle.
Bir sürü turist geliyor bunun için.
Çok güzel etkinlikler bunlar.
Bunların artması dileğiyle diyelim.
Evet. Bir yarış deneyimizin daha sonuna geldik.
Yeni bölümlerimizden anında haberdar olmak için Spotify'dan, Apple Podcast'dan ve Instagram'dan bizleri takip etmeyi unutmayın.
Sonraki bölümlerde görüşmek üzere.
Hoşçakalın. Sporla kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
