
Gran Fondo Başkent (Ankara) Bisiklet Yarışı Nasıl Geçti?
26 Şubat 2026 · 36 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Triatlet gözünden bir Granfondo nasıl geçiyor, tecrübelerimizi anlatıyoruz.
Bisiklet yarışları tehlikeli mi? Granfondo Başkent nasıl bir yarış? Uzun mu kısa parkur mu?
İlk kez katılmayı düşünenler, daha önce pedallamış olanlar ve yarışı merak edenler için dolu dolu bir bölüm 🎧
Koşver Gitsin başlıyor!
Instagram:
https://www.instagram.com/kosvergitsin
https://www.instagram.com/gulinlekos
https://www.instagram.com/onurlakos
Reklam ve işbirlikleri için:
kosvergitsin@gmail.com
Kısımlar:
(00:00) Giriş
(04:47) Parkur Bilgileri
(09:57) Start
(11:51) Gülin’in Ters Köşesi
(16:27) Gülin’in Gözünden
(21:21) Onur’un Gözünden
(28:41) Onur’un Önlenemez Yükselişi
(30:05) Finish
(32:13) Beslenme
Transkript
Herkese merhaba, Koşver Gitsin Podcast kanalına hoş geldiniz.
Ben Onur. Ben Gülüm.
Bu bölümde sizlerle Gran Fondo başkent bisiklet yarışını konuşacağız.
Gran Fondo yarışlarını merak ediyorsanız...
Ya da tehlikeli mi diye çekinceleriniz varsa veya triathlon yarışlarındaki bisiklet etapı bana yetmedi diyorsanız bu bölüm tam size göre.
Geçen yıl biz 23 Ağustos tarihinde bu yarışa katılmıştık.
Bizim için çok güzel bir yarış olmuştu.
Orada hem deneyim kazandık hem de Gül'ün yaş grubunda birinci olmuştu.
İlk bisiklet kürsümüzü aldı orada.
Bizim için hem yarış hem yarış sonrası çok keyifli oldu.
Bu senede 24 Ağustos'ta...
Ama biz maalesef katılamayacağız çünkü Boğaziçi kıtalar arası yüzme yarışıyla çakışıyor.
Eğer bir aksilik olursa ikinci tercihimiz kesinlikle bu yarış olur.
Ama bu sene inşallah kıtalar arası yarışa katılmak istiyoruz.
Öncelikle Gran Fondo nedir bir ondan başlayalım.
Gran Fondo amatör bisikletçiler için düzenlenen bir bisiklet yarışı.
Aslında İtalyanca uzun parkur anlamına geliyor.
Türkiye'de de birçok ilde düzenleniyor yarış.
Hatta bu yıl neredeyse...
Saydığıma göre 13-14 yarış vardı.
Uzun ve kısa parkur olarak ikiye ayrılıyor.
Genelde kısa parkur 50-60 kilometre civarında oluyor.
Uzun parkur ise 90-100 kilometre civarında oluyor.
Evet biz geçen yıl 3 adet Gran Fondo yarışına, bisiklet yarışına katıldık.
Ama aslında biz biraz bisiklet yarışlarından çekiniyorduk.
Biraz korkuyorduk açıkçası.
Hani her ne kadar Triathlon'da da bisiklet sürsek de...
Bisiklet yarışlarında bisiklet sürmek biraz daha ürkütücü geliyordu.
Çünkü özellikle triatlonda şöyle bir şey oluyor.
Yüzmeden hani herkes farklı sürelerde çıktığı için 2'şer, 3'er, 5'er kişi olarak bisiklete biniyorsunuz.
Ve herkes aynı anda başlamıyor.
Genellikle böyle çok büyük pelotonlar olmuyor.
Ama bisiklet de çok daha büyük peloton grupları olduğu için çok daha tehlikeli olabiliyor.
Özellikle biz Netflix'te de yayınlanan Tour de France bisiklet yarışını izlemiştik.
Yani bu arada... Bisiklete ilginiz varsa mutlaka izleyin yoksa yine izleyin bence.
Hani bisiklette ilgisi olmayan biri bile çok keyif alır diye düşünüyorum yarışların anlatımından.
Çünkü orada böyle şok olmuştuk.
Profesyonel seviyede bisiklet sürüyorlar.
Çok büyük pelotonlar oluşuyor ve böyle örnek veriyorum.
İşte finish'e tam giderken biri birine dirsek atıyor.
İşte yarış dışına çıkıyor.
Köprücük kemik kırılıyor.
Yoğun bakıma giriyor. Hayati tehlike falan.
Böyle birbirlerine sürekli bu tarz önleme hareketleri falan yapıyorlar.
Çok tehlikeli hareketler yapıyorlar.
Ya da yolda bir çukur olsun.
Biri takıldı mı peş peşe kazalar üst üste.
Evet evet bir kişi kaza yapıyor.
Arkasından 5-10 kişi üst üste.
Yani hiç böyle... Kaçma imkanınızın olmadığı durumlarda falan kalabiliyorsunuz.
Gerçekten bize de çok tehlikeli geliyordu.
O yüzden açıkçası hiçbir zaman biz böyle bisiklet yarışına katılmayı düşünmüyorduk.
Ama sonradan düşündük ki ya biz hani buraya katıldırırız ama yarışmak zorunda değiliz.
Şey yaparız yani start aldığında biz en arkadan başlarız.
Bizim için önemli olan aslında orada parkurun trafiği kapalı olması ve güvenli bir sürüş.
fırsatı sunması bize. Hani her zaman böyle atıyorum 90 kilometrelik sürüşleri yapacak bir ortam olmuyor yani normal trafik açıkken güvenli olmuyor.
Ama bu yarışlar güvenli bir ortam sağlıyor bunun için.
Biz de böyle düşünerek bu Grand Fonda yarışlarına katılmaya cesaret ettik.
İyi ki de katılmışız diyoruz gerçekten.
Bu şekilde hani aslında o kadar da tehlikeli bir durumun içinde olmadığımızı görmüş olduk.
Sonuçta yani bu yarışlara da amatör bisikletçiler katılıyor.
O izlediğimiz türde Fransa'daki gibi omuz omuza mücadele.
Hani varsa da en ön grupta vardır.
Arkadakiler keyif.
Biz biraz pazar uzun modunda takıldığımız için gayet keyifli geçti bizim için bu yarışlar.
Bizim yarışa dönecek olursak biz Ankara'ya İstanbul'dan...
Arabayla gittik. Bisikletleri de arabayla götürüyoruz.
Şunu söyleyeyim yani bizim iki bisikletimiz var.
Önceden arabanın içinde taşıyorduk bisikletleri.
O biraz zor oluyordu. Böyle üst üste koymak bisikletlere falan zarar veriyordu.
İşte arabaya zarar veriyordu vs.
Sonradan arabanın üstüne bisiklet taşıyıcıları koyup o şekilde taşımaya başlayınca çok rahat ettik ve şehirler arası bir sürü yol yaptık.
Herhangi bir sıkıntı yaşamadık.
Hatta şehir içinde bile hep onu kullanıyoruz.
Onu tavsiye edebilirim eğer ciddi anlamda.
ben bisiklet süreceğim haftada işte birkaç gün gideceğim bir yerlere veya daha seyrek de olabilir diyorsanız bu araba üstü bisiklet taşıyıcılarına bir bakabilirsiniz.
Biz bu şekilde Ankara'ya gittik.
Bu arada benim ailem de Ankara'da yaşıyor.
Ben de Ankara'da doğdum, büyüdüm.
İstanbul'a iş için gitmiştim ve onları da görme fırsatımız da olacaktı.
Hem de büyüdüğüm yerlerde bisiklet sürme imkanım da olacaktı.
O yüzden Başkent Grand Fond'a güzel bir tercih oldu.
Evet. Parkur bilgilerinden bahsedelim biraz.
Uzun parkurda yarıştık biz.
Uzun parkur yaklaşık 90 kilometre, 1300 metreye yakın bir irtifa kazanımı vardı.
CP noktaları 3 taneydi.
26., 42. ve 67.
kilometrelerde beslenme noktaları vardı.
Ve 26. ve 42. kilometredeki CP'ler aynı zamanda kısa parkurla da ortak.
Kısa parkurda yaklaşık 57 kilometre ve irtifa kazanımı da yaklaşık 1000 metre.
Yani buradan şu da çıkmış oluyor hani...
Ben çok irtifa kazanımı istemiyorum.
Kısa parkura katılayım diyemiyorsunuz gibi.
Çünkü her halükarda bin metre tırmanmış oluyorsunuz.
O yüzden gözünüz yiyorsa uzun parkura da girebilirsiniz zaten.
Zaten en büyük tırmanışları hep kısa parkurla beraber.
Oturan güneş neyse onları anlatırız ilerleyen zaman da.
Birçok yokuş parkurda beraber çıktık.
Sadece Tulumtaş köyüne ayrı girdik.
Biz bir köyü de turlamış olduk.
Bu arada Tulumtaş köyü de ilk bisiklet köyü oldu.
Hatta gazetelere de çıktı.
Bu tarz güzel gelişmeler oradaki deneyimlerimizde ilerleyen dakikalarda anlatacağız.
Evet kısa parkurda ayrıca paralimpik kategorisi de var özel sporcular için ve tandem kategorisi de var iki kişi birlikte bisiklete binenler için.
Bunlardan da bahsetmiş olalım.
Sonra şöyle yarış öncesi bir teknik toplantı yapılmıştı bu online olarak da paylaşılmıştı.
Biz de şey yaptık yani oturduk teknik toplantıyı izledik ve orada böyle gerçekten detaylı...
Şeylere değinmişlerdi.
Kilometre kilometre. Biz elimize kağıdı kalemi aldık.
Şu kilometrede keskin dönüş var.
Şurada şu kadar yükselti.
Burada şöyle iniş.
Yani hepsini not ettik.
Hatta not ettiklerimizin kısa bir özetini çıkartıp kağıda yazdık.
Kağıdı da bisikletin üzerine yapıştırdık.
Hani CP noktaları, keskin dönüşler.
Böylelikle parkuru önceden neredeyse görmüş gibi olduk.
Evet yani her ne kadar...
Yine kıyarışa katılıyor olsak da hala birazcık tedirgin oluyoruz böyle tehlikeli.
Özellikle mesela Bursa'da çok daha fazla tehlikeli yerler vardı.
Yokuş inişleri falan vardı. Bursa için ayrı bir bölüm kesinlikle yapmalıyız.
O ilk gram fonda tecrübesi.
Bir de bizim ilk gram fondamızdı. Onu anlatmalıyız kesinlikle.
Evet o yüzden.
Senin de dediğin gibi örnek veriyorum 27.
kilometrede mesela işte yokuş aşağı hızlı inerken çok sert bir viraj varsa bunu teknik toplantıda söylüyorlar.
Bunları da böyle not etmek hani birkaç tane kritik yeri belki hani bisiklet kadrosunun üzerine bir kağıtla yapıştırmak hani aklımızda olması için iyi oluyor.
Doğrusu zaten yarış sırasında da bu tarz kritik yerlerden önce böyle elinde bayrak sallayan, düdükle uyarı yapan görevliler oluyor.
O yüzden hani... Yine algılarınız açık şekilde sürüyorsanız büyük bir sıkıntı yaşamıyorsunuz.
Öyle bir güvenlik problemi yaşamıyorsunuz.
Ama biz yine biraz daha elimizi sağlam tutmak istedik o konuda.
Bir de şey de güzel. CP noktalarıdır.
Onları önceden bilmek.
Suyunu ona göre tüketiyorsun.
Jelini ona göre ya da kıtı yiyeceğini ona göre yiyorsun.
Hani dolduracaksın edeceksin. Hani bu açıdan önceden bilgilenmek de önemli.
Evet. Uzun parkur bir de yani neredeyse 3-3,5 saatlik yol.
Bu yarış için...
Genel düşündüğümde aklıma ilk gelen şeyler şunlar oluyor.
Ankara'nın meşhur olduğu gibi geniş yollara sahipti gerçekten bu yarış.
Böyle bol bol geniş asfaltlardan, 4-5 şeritli asfaltlardan gittik.
Asfalt kalitesi mükemmeldi.
Sadece dönüşte çok küçük bir bölümde bozuk bir asfalttan geçiyorduk.
Ama onun dışında...
Kendimi çok güvenli hissettiğim bir yarış oldu.
Çok geniş yollar, tehlikeli olmayan virajlardan geçtik.
Bozuk yer de çıkıştı zaten.
İnişte olmadığı için tehlikeli de değildi.
Ama geri kalan yollara bakınca geniş geniş.
Ve şey de parkur birden yükselmiyor, birden alçalmıyor.
Böyle alçalıp yükselen böyle rolling bir parkurdu.
Yani böyle hep dinamik tuttu.
O da çok hoşuma gitti. Yani ben bu parkur stilini daha çok seviyorum.
Hani birden çıkıp birden inmek yerine böyle ara ara çıkıp çıkıp inmek çok daha güzel.
Çıkışları çok sertti aslında ama iniş kısmında da sanırım bir tane yerde dönüş sırasında yine çok sert bir iniş vardı uzun süre.
Ama gene Bursa'ya oranla hiçbir şeydi yani.
Evet. Gayet güvenlikli inişti.
Evet. Start'a geçelim.
Start Bilkent AVM'de yapılıyordu.
AVM'nin bahçesinde bir ekspo alanı vardı.
Tuvalet içinde hatta AVM'nin tuvaletini kullandık.
Orada hani bir tuvalet sıkıntısı da yaşamadık.
Ekspo alanı güzeldi.
Çorba falan dağıtıyorlardı. Sabah çorba dağıtıyorlardı.
Vegandı. Gayet güzeldi ya.
Hatta yarış sonrası da vegan makarna falan vardı değil mi?
Benim için ben...
İşte sordum makarna dağıtıyorlardı.
Bir denedim. Genelde olmuyor çünkü.
Vegan var mı dedim. Bir dakika dedi arkadan bir tane şey çıkardı tas.
Orada şey tepside makarnayı.
Ben de çok şaşırdım oradan ya.
Genellikle yarışlarda sorduğumuzda genelde yani olumlu yanıt almıyoruz.
Ya da varsa zaten vegan oluyor.
Ama burada vegan olmayan bir makarna varken yanına bir dakika deyip vegan olan ayrı bir şey.
Düşünmüşler bunu şey yapmışlar.
Çok hoşuma gitti yani gerçekten.
Tebrik ederiz. Evet. Sonra yarışa geçtik.
Yarışta dediğimiz gibi biz yine en arkalarda start aldık.
Zaten burada neutral start var.
Bir de yarışlarda kadın bisikletçileri öne doğru alıyorlar.
Ya ben şey yaptım. Beraber gideriz dedim onlara.
Hatta şey dedim. Yani sen bastarsan eğer ben yetişemezsem sana sen beni bırak sen git dedim.
Hatta böyle bir anlaşma yaptık ikimiz de.
Evet o yüzden biz yine arkada başladık.
Hem böyle hengamenin içinde kalmayalım diye.
Sonra start'ı aldık.
Bu işte neutral start'ta da bir ilk 4-5 kilometre sanırım.
Herkes birlikte düşük bir tempoda sürüyor toplu olarak.
Yani yarış da aslında gerçekten başlamıyor.
Böyle 4. 5. kilometre civarında bir arabayı takip ediyoruz.
Arabanın arkasından o arabayı geçmiyoruz.
Sonra işte yarışın tam başlayacağı anda oradan bir bayrak sallıyorlar.
Korna falan çalıyor bir şeyler oluyor.
Sonra aslında gerçek yarış başlıyor.
Orada herkes temposunu arttırmaya başlıyor.
Aslında bu neutral start'ta şey oluyor yani.
Belli bir düşük tempoda gidiyoruz.
Dar yolları geçiyoruz hepimiz.
Çünkü bir anda start versek kazaya da sebep olabilir.
Çünkü start alanıyla yarış alanına geçerken böyle birkaç kilometre yol doluyor.
Çünkü şöyle düşünün AVM'de başlıyor ama direkt AVM çıkışı yarışa uygun olmayabilir.
Veya atıyorum çok sert kavşaklar veya dar alanlar olabilir.
O yüzden o kısımları atlatıp bir de yani sonuç olarak...
Yüzlerce kişiyi aynı anda aynı çizgide başlatamazsınız ya.
O yüzden biraz daha böyle herkes yerini buluyor o nötrel startta.
Daha iyi oluyor. Daha güvenli oluyor.
Daha güvenli oluyor. Bir de genelde bu yarışlarda ilk nötrel start bittiğinde böyle bir yokuşla başlatıyorlar ki çıkan çıksın hızlı grup.
Herkes hız gruplarına göre dağılsın daha da ayrılsın diye.
Böylelikle o karmaşadan kurtulmuş oluyoruz.
Biz de sanırım nötrelden sonra bir çıkışla başladık.
Yani sayılır çıkış.
O şekilde daha iyi oldu.
Evet Gül'ünle birlikte başladık yarışa.
Sonra işte birlikte gidiyoruz.
Herhalde 30-35 kilometre böyle saat hızlarla gidiyorduk sanırım.
Start zamanlarında.
Orada işte Gül'ün sürekli şey diyor.
Ya bak sen git hani beni bekleme falan diyor.
Ya ben de işte bir taraftan düşünüyorum ya 90 kilometre yol hani kendim mi gitsem güldüğümü beklesem böyle kararsızım yani.
Çünkü trainer'da yani biz beraber antrenman yapıyoruz.
Ya Onur'un wattları benim wattlarıma göre daha yüksek.
Şöyle hatta mesela yarıştan bir hafta önce trainer'da bir antrenman yapmıştık.
Trainer dediğimiz de bu arada şu evde bisikletlerimizin arka tekerleğini çıkarıp bir trainer aletine bağlıyoruz zincirini.
Ve orada... Bisiklet antrenmanı yapıyoruz bisiklet üzerinde.
Kaç watt çeviriyoruz, kaç kilometre saate denk geliyor vs.
Dış ortamdan izole bir şekilde öyle antrenman yapabiliyoruz.
2 saatlik bir bisiklet antrenmanı yapmıştık.
Orada yani sen de biraz hasta gibiydin aslında.
Tam o gün performanslı bir gününde değildin ama böyle...
Şeydi yani ilk bir saat bir şekilde sürdüm falan.
Bir saatten sonra hatırlıyorum haftaya yarış var diyorum ben.
İki saat sürmemiz lazım falan diyorum.
Kendi çapımızda işte antrenman yapmaya çalışıyoruz.
Sen böyle bir saatten sonra iyice gittin.
Böyle bacaklar boşta falan.
Böyle bakıyorum 20-30 watt falan basıyorsun.
Hastayım çünkü. Aynen.
Hatta böyle 30-40 wattlarda falan böyle sürmeye başladın.
Bir buçuk saat böyle zor güttürdün.
Sonra bıraktın işte ben bakıyorum.
İşte iki saat sürmüşüm.
İşte saatte 200 watt ortalama falan yapmışım.
Hani öyle bir istatistik olunca bir hafta önce.
Hani diyoruz ya gülün bende gelemez.
Ben o yüzden hani kendim gideyim şimdi bütün yarış 90 kilometre onu bekleyemem falan diye düşünüyoruz.
Ama şeyi unuttum. Gülün yarışlarda farklı bir gülün oluyor.
Bir de şu da vardı mesela yine yanıltıcı.
Sanırım karbon bisikletleri yeni almıştık o zamanlar.
Çok olmamıştı. Ve alüminyum bisikletlerimizde bizim ilk bisikletlerimizde katıldığımız yarışlarda da Hani Gülin bisiklette o anki kadar iyi performans göstermiyordu.
Çünkü daha önce de bahsetmiştik.
Gül'ün bisikleti ondan böyle 4-5 boy büyüktü.
Yani çok fazla bilgi birikimi olmadan aldığımız başlangıç bisikletleriydi.
İşte bike fitimiz yoktu.
Yani böyle sel ayarları, bisiklet ölçü ayarları yoktu.
Bisiklet ölçüsü yanlıştı.
Bisiklet ağırdı vs.
Çok dezavantajlı şekilde ilk böyle triathlon yarışlarına girdi.
Şimdi hani oradan da yine aklımızda bu var.
Mesela o bisikletle yaptığımız antrenmanlarda Gül'ün yine hep böyle benden geri kalıyordu falan.
Derken böyle bir background var yani.
Başladık yarışa işte gidiyoruz birlikte baktım böyle gülün gidiyor falan.
Ben böyle gidemiyorum yani Allah Allah falan diyorum.
Bu arada hala şey düşünüyorum bu arada.
Diyorum ki tamam sen git hani ben sana yetişirim hani zaten seni geçeceğim ya.
Sen bari git biraz ben böyle biraz aradan alayım da hani sen düşünce seni yakalarım falan.
Onur zannediyor ki ben hani onunla yetişsin bana hızlı gideyim başta patlayacağım zannediyor.
Öyle sen biraz ileri gittin falan ben de diyorum neyse bir bacakları toplayayım şimdi yanına gidelim falan.
Böyle bir baktım gülün git ki de benden uzaklaşmaya başladı.
Böyle gülünün bir de fosforlu sarı çorapların vardı galiba.
Seni ondan tanıyordum böyle.
Hani herkes rengi her renk orada.
Böyle bir baktım gülün gittikçe küçülüyor falan ya.
Ben böyle daha fazla basamıyorum yani.
Ve aramızdaki fark sürekli açılmaya başlıyor.
Daha yarışa yeni başladık.
Ya diyorum bu kız geçen hafta 37 watt çevirdi ben 200 watt çeviriyordum.
Hani nasıl oluyor falan.
Sonra baktım Gül'ün bir süre sonra artık gözden kaybolmaya başladı.
Böyle ama şey yani 5 kilometre oldu, 10 kilometre oldu, 15 kilometre oldu.
Yok benim bacaklar normal gidiyor.
Gül'ün ileride böyle en son şey olmaya başladı işte.
Atıyorum bir tepe geliyor Gül'ünü göremiyorum.
İşte o tepeyi açtıktan sonra Gül'ünü ileride görüyorum.
Tekrar gözden kayboluyor falan.
Bir süre sonra dedim Onur herhalde yani sen gününde değilsin bugün falan diyorum.
Halbuki bir sıkıntım da yok böyle atıyorum ya bacaklarımı çok kötü hissediyorum falan gibi bir durum da yok yani.
Ben normal gittiğimi düşünüyorum ama Gül'ün boostlanmış sanki böyle.
Hani Gül'ün aslında bu bisiklette gerçekten biraz yatkın olduğunu o yarışta görmüştük.
Çünkü sonuçta hani Gül mesela kadın ben erkeğim ve hani erkek kategorisine göre kadınların ki bir tık daha dezavantajlı oluyor fizyolojik olarak.
Ya ona rağmen... Sonuçta ve antrenman hacmin benden fazla olmamasına rağmen hatta az olmasına rağmen benden daha iyi bir performans göstermesi orada gerçekten bizi etkilemişti.
Ve yani gülünü ben sonra bir süre sonra gözden kaybettim.
Ya bende de şey oldu şimdi elimden geldiğince basayım.
Onur bana nasıl olsa yetişecek.
Hani beraber sürelim ki hani Onur da senin yüzünden şey yavaş sürdüm psikolojisine girmesin diye.
Ya bir de şimdi toplu bir start aldık.
Kısa parkurlu ve uzun parkur beraber aldık.
Şey de güzel. Ya kalabalığız yani.
Rekabetçi ortam var yani.
Onu geçtim bunu geçtim.
Ben de seviyorum böyle hani şey yapmayı.
Ya ben yani gayet iyi hissediyorum.
Böyle kitli pedala da alışmışım.
Altımdaki alet de akıyor yani.
Öyle derler yani. Gerçekten o karbonun o şey jantlarımın güzelliği diye ayutları çatır çutur kullanıyorum.
Ya sen gerçekten o kadar acı çekmişsin ki önceki bisikletinde.
Yani. Beli iki büklüm işte vites değiştiremiyor parmakları yetişmiyor vesaire böyle birçok sıkıntısı vardı.
Yani bisiklete bike fit yaptırdık karbon bisiklete geçtik.
Çiçek gibi oldu gerçi.
Bir sürü ayarlamalar yaptık vesaire.
Gül'ün yani ben bisiklet sürmüyormuşum önceden moduna geldim.
Ya gerçekten ya ben artık iyice böyle bir de özgüvenim de geldi.
Çünkü artık kadansla da yüksek kadanslar çeviriyorum.
Ayakta sürebiliyorum, ayağa kalkıyorum, suyumu içiyorum falan.
Yani artık ben odaklandım, hedefe gidiyorum yani.
Evet bir de sen yokuşlarda çok iyi gidiyordun.
Böyle hep ayakta çıkıyordun yokuşu.
Ya şöyle ben yokuşu hep ayakta çıktım aslında şöyle.
Ya bisikleti ayakta sürmek beni daha rahatlattı.
Yani hep böyle çünkü biraz ayakta sürüyorum biraz oturdum.
Biraz ayakta biraz oturdum.
Ya ayakta koşar gibi sürdüm.
Hep farklı kas gruplarında çalıştın.
Evet o da full oturmadım o da güzel oldu.
Şimdi bizim uzun parkur kısa parkur renkleri var.
İşte maviler kısa parkur pembeler uzun parkur.
Böyle kadınları anlamaya çalıştım.
Zaten bir saç uzantısı geliyor hemen oradan şey yapıyor.
Ya da renkli giyinmişse oradan anlıyorum.
Hani benim... Parkurda kimler var?
Hani kısa parkurmuş tamam sıkıntı yok falan diye böyle böyle geçer.
Uzun varsa takılayım falan. Ya bir de şeyi de mutlu oluyorum şimdi.
Böyle cüsseli hacimli insanları görüyorum benden daha fazla.
Böyle seçizerek geçiyor yokuşu.
Ben böyle Turan Güneş'ten yürüyor gibi gidiyorum ayakta.
Ya tabii nefesim.
Gidiyorum ama sevdim yani.
Hani laktateşimin üstünde değilim.
Yani şeydeyim altındayım.
Çok güzel besleniyorum şey yapıyor.
Ya o gün günümdeydim.
Gerçekten o gün. Çok güçlü hissediyorum kendimi.
O yokuşları ayakta çıkma olayını oturtman da senin için iyi oldu.
Orada bir de ayakta olduğunda hani vücut ağırlığının da aslında pedalı çevirmiş oluyorsun ya.
Normalde otururken ağırlığının bir kısmı seledi ama ayakta olduğunda bir kısmın vücut ağırlığını da pedala aktarmış oluyorsun.
Öyle bir avantaj da oluyor. Ama hep ayakta gitmek de tabii olmuyor.
O da yorar. Yani ikisini değişerek gitmek daha ekonomik oluyor sanki.
Öyle daha iyi hissettik. Aynen ve parkur da öyle güzel ki hani bir çıkıyorsun.
Hemen iniyorsun çıkıyorsun hemen neredeyse düz yer yok.
Ya bu da beni çok rahatlattı.
Ben zaten çıkışlarda patlamayı seven bir insanım.
Hani çıkmak seviyorum.
Hani o inişlerde bir ayağım rahatlıyor.
Tekrar buslanıyorum.
Hani beslenmeyi de çok güzel yaptım.
Saat başı jelimi aldım.
Karbonhidratlı suyum vardı.
Yani suyumu da çok güzel içtim.
Yani böyle böyle şeye kadar gitti.
Ya bir yandan da hep böyle Onur yetişecek diye bekliyorum.
Ya baktım. Onur bir şey oldu herhalde dedim yani beni yakalaması lazım.
Artık endişelenmeye başladın falan.
Ne oldu acaba falan filan diye düşünüyorum.
Neyse Gülün sen dedim bas bir şekilde Onur seni bulacak.
Hala o şeydeyim.
Hani dedim herhalde çünkü inanamıyorum hala Onur'un benimle olmamasına.
Neyse ben o şekilde gittim.
Ya bu arada hep böyle yokuşlu inişli, yokuşlu inişli oldu.
Peloton ekibi de yok. Hani herkes kendi ayarında.
Hani herkes kendi çıkması lazım.
Hani draft gibi bir şey de yoktu.
En son ben bu kısa parkurun ayrıldığı yere kadar böyle insanlarla gittim.
Hatta bir tane adam bana şey demişti böyle.
Ben çünkü gene nefesli çıkıyorum ya.
Seviyorum o tempoda olmayı.
Şey dedi biraz dedi yavaş şey yap falan filan ama ben dinlemedim tabii ki ben.
Tamam dedim ona ve gittim.
Çünkü seviyorum ya yüksek tempoda şey yapmayı.
En son işte kısa parkur ayrıldı.
Etraf bir yalnızlaştı.
Aynen kimse kalmadı. Ya herkes o benimle çıkanlar kısa parkurmuş.
Yani uzun parkurdu bir sessizlik.
Uzun parkurdaki katılım sayısı da daha az bu arada.
Evet daha az. Yani bayağı bir kimse yok.
Böyle geçen vız diye geçiyor zaten hani şey değil.
Ben bir böyle bir motivasyonum düştü.
Meğerse beni oyunda tutanlar. Biraz yorulmaya da başladın.
Aynen yorulmaya da başlamışım.
Şeyde böyle bir artık şey oldum.
La la şarkı söylüyorum falan filan artık.
Bitsin çünkü çok da basmak istemiyorum hani.
Daha yarısı duruyor sen işte.
Yolun yarısı duruyor. Tamam dedim bu tempoda şey yapayım.
Sonra birden. Onur belirdi abi.
Hatta ben şeyden başlayayım anlatmaya.
Şimdi hani biz seninle koptuk.
Daha ilk kilometreler ama böyle 10-15.
kilometreler herhalde. O civarlarda.
Ben şöyle bir sıkıntı yaşadım.
Bu da yani kamu spotu olsun.
Yarışa başlamadan önce güneş kremi sürdük.
Çünkü çok fazla güneş vardı ve çok sıcak bir gündü.
Gerçekten yani 3-4 saatlik bir yarışta güneşin altında pişmemek için sürmek gerekiyor.
Ama aslında normalde de kullandığım bir hani ve yüz için özel olarak üretilen bir güneş kremini kullandım.
Bilmiyorum fazla mı sürdüm ne yaptım neyse böyle yolda giderken terlemeye başlıyoruz ya.
O ter sonra böyle işte yukarıdan aşağıya doğru yüzümde süzülmeye başlıyor.
Derken benim bir gözler yanmaya başladı.
Bir taraftan da şey oldu gözlük camım bulanmaya başladı güneş gözlüğü camım.
Ya bir taraftan gözlüğüm buğulanıyor.
Bir taraftan gözlerim yanıyor.
Bir taraftan yokuşlar başladı.
Böyle acı çekerek yokuş çıkıyorum.
İşte gözlüğü çıkıyorum. Gözümü sileceğim.
Hani gözlüğü böyle temiz bir şeyle de silmem lazım.
Hani kolumla mı sileyim ne yapayım.
Eldiven o an hani kirlenmiş olabilir.
Yüzümün mikrop kapmasını istiyorum.
Derken böyle gözlüğü falan silmeye çalışıyorum.
Böyle gözlüğe baktım. Gözlüğün rengi gitmiş.
İlk başta da şeyi anlamadım.
Hani güneş kreminden olduğunu anlamadım.
Ya ben diyorum böyle sanki ter yakıyor zannediyorum.
Diyorum ki ter neden bu kadar gözlerimi yakıyor?
Terledikçe yanıyorum terledikçe yanıyorum.
Bir süre sonra şey yaptım gözlüğü çıkardım elime aldım.
O şekilde gidiyorum ki gelen rüzgar birazcık hani gözümün yanmasını geçirsin falan diye.
Ya o kadar böyle acılı bir süreç ki siliyorum gözümü bir şeylerle kolumla siliyorum eldivenle siliyorum.
Böyle biraz rahatlıyor. Özellikle gözlüğü takarsam tekrar oluyor.
Ya öyle bir şey olmuş ki.
Bak gözlüğün camı yüzüme değmemesine rağmen oradaki o buharlaşmalardan falan gözlüğün camının yüzeyi böyle şey olmuş.
Güneş kremi. Güneş kremi olmuş yani.
Çok sürmüşüm herhalde bilmiyorum.
Ben öyle yana yana gözlüğü de elime aldım artık bir süre sonra.
Baktım gözlüğü takarak da olmuyor.
O şekilde ilk CP'ye kadar gittim.
Hani CP'ye gittim durdum hemen.
Böyle normalde şeylere su şişeleri nasıl dolduruyorlar ya böyle ben hemen su şişesini falan bıraktım.
Hemen çıkardım adamı diyorum işte.
Biraz su atar mısınız? Gözlüğümü yıkıyorum.
Oradan yüzüme su vuruyorum.
Böyle 5-10 kere yüzüme gözüme su vurdum.
O tamamen yüzümdeki bütün güneş kremi geçene kadar yüzümü güzelce yıkadım.
Gözlüğümü güzelce yıkadım.
Yani onları hallettim.
Bir rahatladım. Bir oh çektim yani.
Gerçekten o CP'ye kadar çok acılı bir süreçti.
Bunu da iyi tecrübe etmek lazım antrenmanlarda.
Yani bisiklet antrenmanlarında yarışta kullanılacak güneş kreminin mutlaka denenmesi lazım.
Ben böyle bir kötü bir tecrübe yaşadım.
Ondan sonra tabii yüzümü yıkayınca, gözlüğümü yıkayınca düzeldi.
Sonra orada işte jelimi içtim, suyumu içtim vesaire.
Hatta şöyle şunu hatırlıyorum.
O ilk CP'ye gelirken böyle uzaktan yine sen belirdin.
Seni çoraplardan gördüm ama hani bunlarla uğraşmaktan yine orada seni kaybettim.
Sen yine gittin. Sonra ben beslendim ve devam ettim.
Derken dediğin gibi işte parkur kısa parkurdan ayrıldı.
Ben böyle sürerken yine bir yokuş uzun bir yokuş vardı.
O uzun yokuşta böyle baktım ileride böyle bir tane bisikletle tıntın gidiyor.
Ama daha renk bile seçemiyorum o kadar uzakta yani.
Ben böyle gittikçe ona yaklaşıyorum.
Başka da kimsecikler yok.
Böyle yaklaşırken bir baktım.
Sarı fosforlu çaraplar.
Bir baktım senin bisiklet forması.
Dedim tamam. Gül'ünü yakaladım.
Herhalde 50. kilometre falandı herhalde.
60 yoktur diye düşünüyorum.
Ya da o civarlar bir şeydi.
Ya da Atulum taş'a girmedik köye.
Senin yanına bir geldim. Sen böyle beni gördüğüne çok sevindin o anda.
Oh be dedim. Ya kimse yok.
Ya nereye gitti herkes?
Ya şöyle uzun bir yol.
Yani insan yanında birilerini istiyor böyle hani sıkılıyorsun tek başına tamam ya yol asfalt çok güzel de yani bir doğa güzelliği de yok bina var yani Ankara şey değil yani.
Bir de otobanlardan gidiyoruz aslında çoğunlukla.
Yani yol çok güzel evet kayıt eli de yani bir ormana gitmiyorsun sonuçta.
Ya onuru gördüm çok mutlu oldum falan böyle birazcık da şeydim böyle yorulmuşum.
Onur da bana şeyi sordu falan.
İşte karbonhidrat aldın mı?
Suyun içtin mi? Tuz hapı aldın mı?
Orada tuz hapı aldığımı unuttum yani.
Almamışım. Hemen Onur hatırlattı.
Orada tuz hapımı da aldım.
Ama gene de biraz yani Onur'la muhabbete de gidiyoruz.
Köye doğru girdik. Evet sonra orada ne köydü Tulumtaş köyü değil mi?
Aynen Tulumtaş köyü. Hatta orada yerde çiçekler falan vardı sana böyle çiçek miçek atmışlar bize tam denk gelmedi orada yerde çiçekler görmüştük.
Ya şey bu ilk bisiklet köyü olduğu için orada köydeki çocuklar böyle çiçek atmış oradaki sürenlere.
Yine vardılar ama çocuklar orada.
Evet çocuklar bravo hatta şey.
Destekliyorlardı. Böyle ilerleyen zamanlarda şey bir tane çocuk gördü beni abla mıydı o falan diye.
Böyle abla abla falan diye böyle.
Şaşırdılar. Aynen bak. Abla falan diye bağırıyorlar arkamda.
Yani güzeldi ya. Mesela oradaki çocuklara da hani bu sporun.
Erkek sporu olmadığını, kadınların da burada var olduğunu bir bakıma göstermiş oluyorsun.
Sürebildiğini hani göstermiş oldun.
Bana da göstermiş oldun bir yaşta.
Gerçekten ben de inanamadım Onur yani.
Evet. Güzel geçti.
Oraya kadar sen önde gittin.
Sonra ben seni yakaladım.
İkimi sen beni görünce işte biraz daha beslenince de toparladın.
Bu köye kadar geldik. Sonra tam böyle köyde sen yine o sıralar bir işte yorulmaya başladın aslında.
Hiç bu kadar uzun da sürmemiştim bu arada.
Ben orada seni böyle çekmeye çalışıyorum.
Hadi gülün tamam gel biraz da ben böyle hafif önden gidiyorum falan.
Derken böyle arkadan iki bisikletçi daha geldi.
İki kadın bisikletçiydi.
Şey dediler bana tanımıyoruz böyle ilk defa gördük.
Sen git git biz onunla beraber gideriz üçümüz falan dedi.
Evet evet onlar da çok tatlılardı.
Sonrasında tanıştık. Sabriye o da uşak bisiklet.
Ekibinden gelmiş, uşaktan gelmişti.
Beyza o da Bursa'dan katılmıştı.
Ya onlar da çok tatlıydı.
Hatta beraber sohbet ettik.
Ne yapıyorsun, ne ediyorsun, nasıl gidiyor?
Ya ben de o sırada biraz yorulmuştum.
Daha tuz apının etkisi yavaş yavaş geliyor.
Onları görünce dedik hadi beraber bir dördümüz.
Şey güzeldi ya böyle hani yarış kıyasaya mücadele, yanımdaki rakibi geçeyim tarzı değildi.
Uzun zamandır yalnız giderken birilerini görünce merhaba diyorsun, selamlaşıyorsun, sohbet ediyorsun, sen nereden geldin, ne yapıyorsun?
Hani böyle rahat bir pazar uzunu gibi gerçekten gidiyorsun.
Evet, çok güzel ya. Evet, sonra biraz beraber sürdük.
Sonra Gül'ün de kendine gelince biz biraz daha tempoyu arttırdık.
Orada Halaçlı ve Koparan Köyü vardı galiba, onlara geldik.
Oradan sonra tekrar Tulumtaş'a döndük.
Orada bir daire çiziyoruz aslında.
Tulumtaş'tan sonra geriye dönüyoruz.
Sonra tabii biraz yorulmaya başladık yani böyle özellikle 70-80 kilometrelere doğru yorulmaya başladık ama bırakmıyoruz yine birbirimizi çekiyoruz.
Tabii ben daha önce hiç bu uzun parkurda yarışmamıştım.
Bursa'da daha önce kısa parkurda yarışmıştım.
Bu kadar uzun kilometreyi biraz yoruldum açıkçası sonlara doğru.
Biraz yokuşlarım biraz daha yavaşladı.
En son işte ikinci CP'den sularımızı doldurduk, jellerimizi içtik, devam ediyoruz.
Sonra Onur biraz daha iyi hissediyor kendini ama ben biraz daha ona zor yetişiyorum.
Çünkü bünyem alışık değil.
Sonra birini gördüm ben.
Böyle sonlara doğru. Böyle Onur'un yaş grupluğuna benzerdi.
Yani yüzü. Dedim ki şimdi böyle biraz da içten içe hani benim yüzümden.
Vicdan mı yaptın? Aynen. Vicdan benim yüzümden yavaş geldik.
Çocuk beni bekliyor. Aynen. Bak rakipleri geçiyor falan diye.
Ben kendime bir hedef koydum.
Bu çocuğu geçeceğiz. Çocuğun haberi yok tabii bu alayda.
Ben iyice böyle tekrardan busladım kendimi.
En son basıyorum işte son gaz gidiyorum.
Aşkım senin için geçeceğiz falan diye böyle şey yapıyorum ama.
Aslında ben de yarışmıyorum orada.
Yani çoktan atıyorum yokuşun tepesine çıkıyorum.
Orada dönüyorum. Dönerek seni bekliyorum.
Sen geliyorsun beraber devam ediyoruz.
Özellikle son kilometrelerde falan.
Yani çok şey değildi aynen.
Ve ben gene de hani dedim bari bir kişiyi daha geçelim hani şey olmasın.
Çabalarım takdir gördü.
Bu sayede Onur. Çocuğu geçtik.
Evet geçtik. 36.
yıllıktan 35'e yükseldi.
Bunun için çok uğraştım.
Koşuda tabii alışkınız, ana branşımız olduğu için böyle hani koşu olsun, triathlon olsun.
Son kilometrelerde kendi yaş grubunu olan birinin gözüne kestirdim.
Son gaz gidip onu geçmeye oynarsın.
O ayrı bir motivasyon olur.
Burada da ona benzer bir şey oldu ama aslında...
Farklı bir brush'tayız yani.
Ama güzeldi ya.
Orada da bir kendimizi gazladık.
Orada bir action, heyecan oldu.
İşte son artık bitirmelere geliyoruz.
Bilkent'e doğru geliyoruz.
Şey duydum ben. Benim şimdi Ankara memleketim olduğu için Ali Rıza dayım ve annem babam da gelmişlerdi Nazan Yengem.
Tanıdık bir ses güleyin gülün diyor.
Biz de o sırada yokuşa çıkıyoruz işte son şeylerde.
Sonra bir baktım dayımlar nazayengemler falan.
Dayı nazayenge diye el salladım.
Sonra biraz git onlar aa gülün gülün dedi.
Sanki bana sonradan tanıdılar ben şey yaptıktan sonra.
Onu da sonradan öğrendik.
Biz bisikletliyiz.
Kask var, gözlük var, hani forma var.
Ya bizi tanıyamıyorlarmış.
O yüzden her geçene gülün gülün.
Tezahürat yapıyorlar. Çok tatlılar ya.
Herkese bravo gülün deyip sonunda tutturdular.
Evet sonunda da inanamadılar hani şey oldu diye.
Sonra biz bunu işte dayımları gördük.
Onur'la muhabbet ediyoruz falan.
Tam gene bitişe yakın.
Annemler ah gülün gülün diyor falan.
Baba, baba diyor. Çok iyi ki Ankara'ya katılmışız.
Gerçekten onları görmek de sonrasında çok mutlu oldum.
Senin için böyle ailenle güzel bir finish olmuş oldu orada.
Evet, çok güzel oldu. Tabii asıl finishimiz de ayrı güzel oldu.
Tam böyle finish'e giderken birlikte hatta kimse de yoktu.
Finish alanı tam boştu o anda.
Birlikte el ele bisikletlerle finish'ten öyle bir poz vererek geçtik.
Bizim için böyle çok güzel bir andı.
Bunu bir en son işte High Rocks'da yaşadık.
Evet High Rocks'da birlikte finish'i geçtik.
Ama burada bisikletlerle birlikte geçmek gerçekten çok güzeldi.
Sonrasında da çok güzel fotoğraflar çekindik.
Ben bisikletimi kaldırdığım fotoğraflarda.
Tur'da Fransız'dan gördüğümüz o hali.
Bütün pozları.
Aynen bütün pozları verdik orada.
Yani güzel geçti.
Expo'nun da çok güzeldi.
Sonrasında Madalya'da çok güzeldi.
Evet bu arada... Tam 3 saat 30 dakikada bitirdik.
Ortalama 26.5 kilometre bölü saat hız 90 kilometre ve 1300 metrede yükselti kazanımı vardı.
Sonra Gül'ün orada yaş grubunda birinci oldu.
Kürsü süreçleri vesaire oldu.
Ailen de görmüş oldu orada birlikte güzel oldu.
Memlekette ayrı bir güzel oldu.
Sonra Expo alanında birkaç alışveriş yaptık.
Ondan sonra ayrıldık. Bu arada beslenmeden bahsetmedik.
Ondan bahsedelim. İki tane suluk aldık bisikletlerimize.
Bu sulukların içine hem karbonhidrat hem elektrolit içerikli takviyeler koyduk.
Ve yanımıza da aldık.
Mesela CP'lerde suyumuz bittiğinde çünkü çok sıcak ve çok yokuşlu bir parkurdu.
O yüzden suyumuz bittiğinde takviye ettik.
Sonra tuzapları aldık.
Evet sıcak da önemliydi.
Hatta tuzaplarını şey yapıyoruz böyle streç film tarzı bir şeye sarıp hani terden etkilenmeyecek şekilde tek tek böyle ceplere dolduruyoruz mesela.
Kaç tane gerekiyorsa. Örnek veriyorum 6-7 tane.
Hatta fazladan da alıyoruz birkaç tane.
Çünkü bazen düşebiliyor. Onları kullandık.
Jel kullandık tabii ki.
Katı yiyecekler. Katı yiyecek olarak da bu şekerli...
Bar gibi böyle şey. Jel katı.
Ben onları çok seviyorum.
Bayağı şekerli. Ama sürekli jel içmek de...
Su içiyorsun, jel içiyorsun.
Mide katı bir şey arıyor.
O da çok iyi geliyor. Koşuda mesela yiyemiyoruz onları ama bisiklet üstündeyken katı da yenebiliyor.
Dolayısıyla böyle bir kramptır ne bileyim susuzluktur veya ekstra bir sıkıntı olmadı.
5-10 dakikada bir şey ağzımızı ıslattık o iyi oldu.
Beslenmemiz gayet iyiydi.
Bizim için güzel bir yarış tecrübesi oldu.
Kesinlikle. Uzun parkurda da kendimizi görmüş olduk.
Bu arada organizasyon da çok iyiydi.
Gerçekten beğendik. Evet.
Biz 3 tane Grand Fonda'ya katıldık.
3'ünden en iyi organizasyon buydu.
Çünkü yol kalitesi olsun.
Bir de neredeyse dakika başı görevli.
Polisinden, jandarmasına, düdüklerle, bayraklarla.
Seni o kadar güvenli bir şekilde tuttular ki.
Yolda hiç trafiğe açılmadı.
konforlu, güvenli hissettim.
Yani bu parkur, sevdiğim parkurlar arasında.
Evet. Diğer organizasyonlarda da tabii ki aynı şekilde oluyor.
Ama bu organizasyonda da ekstra bir...
Kusursuzdu neredeyse. Aynen çok güzel.
Yarış bitiminde olsun, öncesinde olsun, expo alanında olsun böyle hiç yaşadığımız bir sıkıntı olmadı bizim.
Zengin zengin. Ben çok beğendim.
Ankara hep yapsın Grand Fonda'yı.
Çok güzel yapıyor.
Biz de mümkün olduğunca takvim uyduğu sürece bu yarışa katılmak isteriz.
Bu arada siz de bisiklet yarışlarına katılmak için...
Endişeleniyorsanız tam emin değilseniz bu parkur bizim katıldığımız diğer parkurlara göre en güvenli olan bize öyle gelen parkurdu.
Bu parkurla başlayabilirsiniz ve dediğimiz gibi hani özellikle kısa parkur seçerseniz biraz da hafif arkadan başlarsanız öyle çok riskli bir durum yaşamıyorsunuz.
Hani dirsektirse işte acaba çarparsa biri düşer miyim falan veya viraj alamazsam gibi şeyler çok olmuyor.
Güvenli bir parkur. Çok yavaş kalırsanız da süpürge aracı var arkada.
O sizi topluyor ve yol trafik açılmadan yine parkurdan ayrılmış oluyorsunuz.
Dolayısıyla bir antrenman parkuru şeklinde aslında o asfaltları değerlendirmiş oluyorsunuz.
Evet bir bölümün daha sonuna geldik.
Bölümlerimizden anında haberdar olmak için bizi Spotify'da ve Apple Podcast'ta takip etmeyi unutmayın.
Aynı zamanda Cosver Gitsin Instagram hesabımızdan da takip edip anında içeriklerden haberdar olabilirsiniz.
Ve bu anlattığımız şeylere...
ait bazı videolarımızı da Instagram kanalımızdan görüp takip edebilirsiniz.
Podcast'taki bazı seslerimizi videolarla birleştirip Instagram'a da atıyoruz.
Oradan da bizi takip edebilirsiniz.
Sonraki bölümlerde görüşmek üzere.
Hoşçakalın. Sporla kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
