
Bu yıl yarışın 15K parkurunda koştuk. Parkurun zorlukları, keyifli bölümleri, organizasyonun öne çıkan detayları ve yarış günü yaşadıklarımızı detaylıca paylaşıyoruz.
Bölümde ayrıca:
🎧 Koşarken müzik dinlemek performansı ve zihni nasıl etkiliyor?
🧠 Yarışlarda mental dayanıklılık nasıl korunur?
🏃♀️ Yarış içinde motivasyon düştüğünde neler yapıyoruz?
🌳 Tirilye’nin doğası ve parkurun atmosferi nasıldı?
☕ Parkurun sonunda içtiğimiz kafeinli jelin üzerimizdeki etkisi ne oldu?
👏 Organizasyonda neleri çok sevdik ve gelecek yıllar için beklentilerimiz neler?
Hem yarış deneyimimizi hem de koşunun fiziksel olduğu kadar zihinsel tarafını konuştuğumuz bu keyifli sohbet sizlerle.
İyi dinlemeler! 🎙️✨
🎧 Koşver gitsin başlıyor!
Instagram:
https://www.instagram.com/kosvergitsin
https://www.instagram.com/gulinlekos
https://www.instagram.com/onurlakos
Reklam ve işbirlikleri için:
kosvergitsin@gmail.com
Kısımlar:
(01:36) Yarış Hakkında
(04:32) Kit Alma
(06:49) Ayakkabı Seçimi
(08:40) Isınma
(10:27) Start
(13:25) Eğime Göre Ayarlanmış Tempo
(15:53) Müzik Dinleyerek Koşmak🎧
(20:41) Kapanca Limanı ⛰️
(22:42) Cp
(24:08) Su & Beslenme 💦
(26:34) Cp’den çıkış
(29:26) Mental 🧠
(35:01) Kafeinli Jel ☕️
(37:58) Finish
(40:20) Gülin’in Finish Anı
(41:45) Yarış Sonrası
(43:47) Geri Bildirimlerimiz
(48:23) Organizasyon Hakkında
(49:37) Beyfit Dostlarla Akşam Yemeği
Transkript
Herkese merhaba. Koşvergisine hoş geldiniz.
Ben Gülin. Ben Onur.
Bu bölümde 6 Haziran'da katıldığımız Doka Trail'i Ultra Trail yarışından bahsedeceğiz.
Bu sene ikincisi düzenlendi.
Biz geçen senede katılmıştık.
Bu sene de katıldık.
İkimiz de 15K parkurundaydık.
15K diyorum ama 16K'lık bir uzunluktaydı.
Evet 15K parkuru bu sene eklendi.
Onun dışında 30K ve 60K parkuru da var.
Geçen yıl bu parkurlara 1-2 kilometre eklendi, çıkarıldı.
Ufak tefek değişiklikler yapıldı.
Yanına da 15K parkuru eklenerek bu seneki 3 parkuru oluşmuş oldu.
Ve biz de 15K parkurda yarışımızı tamamladık.
Evet, bu sene 15K'nın eklenmesiyle beraber de katılımcı sayısı da bayağı arttı.
Geçen sene 300'lerdeydi.
Bu sene binli geçmiş.
Yani Trili küçük bir yer.
Yani bu kadar çok kişiyi ağırlamak, yarıştırmak ayrı bir zorluk.
Zaten burada çalışanların hepsi Buka'dan, Doka'dan.
Yani hepsi gönüllüler.
Yani çok güzel bir yarış atmosferi hazırladılar bize.
Geçen seneden de çok memnunduk.
Bu sene de çok memnun kaldık.
Gerek özverili çalışmaları olsun, parkur olsun, kit olsun.
Hepsi dört dörtlükte yani mutlaka her sene gidilecek bir yarış listesinde birinci sıralarda yer alıyor.
Evet üzerine koyarak devam ediyorlar her yıl.
Bakalım ileride ne olacak ben de merak ediyorum her yıl bu sefer ne yapacaklar diye.
Evet ya elin madalyası en güzeli olan.
Tabii bunların hepsinden ilerleyen dakikalarda bahsedeceğiz.
Şimdi yavaştan yarışa gelelim.
Evet biz bir gün önce yarıştan yani yarış cumartesi günüydü.
Biz de Cuma akşamı Trilya'ya geldik geçen sene olduğu gibi.
Geçen yarıştaki podcastımızı dinleyenler hatırlayacaktır.
Biz küçük bir otel faciası yaşamıştık geldiğimizde.
Bu sene bir problem yaşamadık.
Hatta arkadaşlarımız şakasını yapıyorlardı işte ben gidince seni bir kontrol ettireyim ne olur ne olmaz falan diye.
Bu sene tabii ki bir problem yaşamadık.
Otelimiz çok güzeldi.
Güzeldi evet starta baya yakın bir oteldi sahilde.
O kadar yakındı ki hem starta yakınız hem sahile yakınız.
Yani sabah bizim yarışımız 11'deydi, 15K'lar.
30'lar 8, 60'lar da 6'ydı sanırım saatlerin.
Tam hatırlamıyorum. Sabah starta da yakınız aynı zamanda.
Biz ne güzel şey yaparız diye düşündük.
Geç geldik, uyuruz.
11'e kadar çok var ama yani 60K'ları...
60K'ları bir uğurladık sonra 6'da.
Sonra dedik ki ah daha vaktimiz var, uyuyalım.
Sonra 30K'ların vakti geldi.
Onları da bir uğurladık.
Derken en son kendi yarışımıza geçtik.
Bu arada gerçekten şöyle bir şey yaşadım.
Bak sana da bunu anlatmayı unutmuşum.
Şu an aklıma geldi. Sabah saat 6'dan beri böyle 2-3 saat boyunca uyuyorum ya.
Bir taraftan da böyle işte organizasyonun sesleri geliyor.
Hani bir iki kere uyandığımı hatırlıyorum ama tekrar uyudum.
Uyuduğumda da gözüm kapalı ve duymaya devam ediyorum ya.
Böyle bir rüya gibi bir şeyler gördüm.
Şey gibi yani kit almaya gitmişim işte.
Kitimi arıyorum falan böyle organizasyonun içindeyim oralardayım.
Hani aslında ben orada uyumaya çalışırken beynimde o organizasyonun seslerini duyunca kafamda da şey var uyanacağım kit almaya gideceğim diye.
Böyle bir an şey oldum hani gerçek mi rüya mı falan öyle garip bir uyur uyanık şekilde geçirdim yani sabahı.
Ya benim bile sunucunun o anonsu hala aklımda böyle 19-8 diye yani bayağı coşkulu bir şekilde start vermişler diye.
Start'a yakın otellerde kalmıştık da bu kadar yakın kalmamıştık.
Bunun da ayrı bir dezavantajı da oluyormuş.
Onu da öğrenmiş olduk. Olsun ama şey de güzel oldu yani.
Bu saatte uyanıp koşabilirdim de yani.
Onun psikolojisi de şey oldu.
Ne güzel uyuyorum. Oh be iyi ki 60 koşmuyorum deyip geri.
30-60 koşabilirdim diye güzelce uyudum.
Evet o şekilde uykumuzu aldık biz.
Baya geç kalktık. Bir de kitlerimizi de alamamıştık biraz geç geldiğimiz için.
Ama otel çok yakın olduğu için kitlerimizi almakta sorun olmadı zaten.
Sabah kalktık yarıştan böyle bir buçuk saat önce falan herhalde.
Hemen hazırlandık aşağı indik kitleri bir alalım dedik.
Kitleri almaya gittik baktık biraz sıra var sonra dedik biraz bir ısınmaya başlayalım ufaktan.
Ondan sonra bir hazırlanmaya başlayalım tekrar geliriz dedik.
Ondan sonra tekrardan gittik kitleri almaya biraz hazırlandıktan sonra kitlerimizi aldık.
Kitler yine her zamanki gibi şu ana kadar gördüğümüz tartışmasız yani.
En iyi kit içeriği. Tartışmaya kapalı.
Verdiğimiz yarış parasının üstünde bir kit yani kesinlikle.
Çok güzel bel kuşakları işte üst içlik çıktı bende sende.
Bende tight çıktı. Güzel bir tight.
Çorap çıktı bende.
İçecek vardı. İndirim kuponları.
Zaten yarış tişörtü vardı içinde.
Bir de bardak böyle plastik bir bardak çıkmıştı.
Yani dolu dolu. Özellikle tekstil ürünleri çok iyi ürünler.
Dokanın etkisini görüyoruz çokça.
Evet kitlerimizi de aldıktan sonra iyice son hazırlıkları da tamamladık.
Bu arada şey çok güzel işte kitleri alıyoruz otele gidiyoruz atıyorum.
Bir tuvalete gidiyoruz bir şey yapıyoruz.
Geri çıkıyoruz giriyoruz sürekli gir çık yapıyoruz.
Zaten ekspo alanına yakın olduğumuz için.
Ondan sonra artık ısınmaya doğru geçtik.
Son bir saatin içine girmiştik.
Hava biraz sıcaktı.
Evet ama kapalıydı.
Yani evet şansımıza hava kapalıydı ama çok sıcaktı yine.
Yani hep şey böyle sıcak olmasına üzülemedim.
Hep şey dedim ya açık olsaydı hava nasıl sıcak olurdu.
Hatta şey biz yağmur da yağmasından da endişelendik.
Yağmurluk da getirmemiştik.
O da vardı. Yanımıza almıştık.
Yağmurluk yanımıza aldık ama hani sıcak olur diye hani düşünmemiştik onu.
Yağmur da yağmadı. Çünkü bu parkurda yağmur yağması demek hani daha önce işte parkur testinde yerler ıslaktı.
Balçıkta koşuyorsun yani bayağı zor olurdu.
Yani şu an zemin kuruydu.
Yani toprak arazi çok da teknik olmayan bir parkurda koşmuş olduk.
Evet yağmurda özellikle bu yer yer zeytinlik içi olan yerlerde birazcık çamur söz konusuydu gerçekten.
Özellikle parkur testinde de yaşamıştık.
Ama şeyi fark ettim ben.
Oradaki birçok yeri zaten tekrar değiştirmişler.
Parkur testiyle aynı değildi.
Evet. Hatta yani yarışın ilk yarısı neredeyse tamamen farklıydı gibi.
Böyle hani parkur testinde koşmadığımız farklı yollardan koştuk.
Dönüşte de bir kısım farklıydı.
Ve hava yağmurlu olmadığı için ayakkabı konusunda biz tekrar düşündük.
Hani 15K yarışı olduğu için ve yağmursuz bir hava olduğu için normal bir trail ayakkabısı yerine tempo ayakkabısını giysek.
İkileminde kaldık. Ben çok hafif dişli bir hızlı bir trail ayakkabısı tercih ettim yastıklı.
Onur da sen de?
Evet ben de normal tempo ayakkabısı tercih ettim.
Yani o parkurda daha önce birkaç kere koşmama rağmen çünkü biliyordum aslında trail ayakkabısı gerektirecek bir parkur olduğunu ama hava kuru olduğunca gerçekten de tempo ayakkabısıyla hiçbir sıkıntı yaşamadım.
Yani parkurda şöyle bir yer hatırlamıyorum.
İşte ayağım kaydı bir şey oldu keşke trail ayakkabısı giyseydim veya çamura battım tarzı hiçbir şey olmadı.
Ama eğer biraz risk aldım.
Hava bulutluydu çünkü.
Eğer yağmur yağsaydı o zaman sıkıntı yaşayabileceğim yer yer yerler vardı tabii ki.
Ben de hafif dişliyle çok rahat ettim gerçekten.
Yani ben de hızlı bir trail ayakkabısı giydim.
Yani o konuda iyi oldu.
Yani buradan şu öneriyi verelim o zaman.
Önümüzdeki yıl için. Hava gerçekten iyiyse, yağmur ihtimali yoksa tempo ayakkabısı giyebilirsiniz 15K için.
Tabii ki söylediğim geçerli.
Aslında 30K için de geçen seneki yollarda.
30K uzun ya.
Orada trail giyinmesi lazım bence.
Ya evet böyle hafif dişli bir ayakkabı ideal olacaktır.
Ama yağmurlu bir parkurda kesinlikle trail ayakkabısı olması lazım.
Tempo ayakkabısı sıkıntı yaşatabilir.
Onun da aslında çizelim.
Parkur teknik değil. Yani çok tatlı inişler çıkışlar var.
Yani kolay bir parkur da değil.
Çok zorlu bir parkur da değildi.
Yani orta zorlukta diyebileceğim.
Güzel bir irtifada kazandığımız hem de manzaralarına doya doya baktığımız güzel bir yarış oldu.
Evet. Sonra ısınmaya geçelim.
Yarışa az kaldı.
Biz ısınmaya başladık.
Hava sıcak dedim.
Aslında oradan aklıma geldi.
Isınırken... Bir üstümde şey var.
Bir halsizlik gibi böyle bir...
Bacaklar gitmiyor. Bacaklar gitmiyor.
Böyle ısınırken ayaklarımı çekeceğim.
Çekesim gelmiyor. Hani tabii biraz atıyorum sabah son 1-2 saat yarış seslerinden uyuyamadık.
O da vardı. Ya yine de biz uykusuz çok koşuya gittik yani.
Antrenmana da çok gittik.
Yarışa da çok gittik. Ironman'e uykusuz gibi.
3-4 saat uykularla çok yarışa gittik.
Hani farklı bir şey vardı.
Benim aklıma şey geldi işte.
Ya hava değişikliği yaramadı o anda ya sıcaktan dolayı bir ekstra vücut öyle bir ağırlık hissetti.
Ya da çok fazla yarışlara yolculuk yapıyoruz, gidiyoruz, geliyoruz.
Belki de yolculuğun verdiği de bir yük var.
Olabilir yani akşam geldik sonuçta sabahına yarıştık.
Bir sebeple bir şekilde.
Gününde de olmayabilirsin.
Yani iki hafta önce Mozart maratonu koşmuştuk.
Onun da belki etkisi var biraz bilmiyorum bacaklarda.
Ama şey yani antrenmanlarda daha enerjik hissederim kendimi atıyorum.
İki gün önceki koşumda daha iyi hissediyordum.
O koşuda nedense ısınmada böyle hani bugün günümde değilim ya deyip anlarsın ya.
Onu ısınmada hissettim ama hani dedim neyse birazdan açılarım birazdan devam edeyim.
Sende de biraz vardı o şekilde.
Ya ben de genelde yarışlarda öyle oluyorum.
Bacağım kalkmıyor.
Yani biraz ben araba nasıl diyeyim geç ısınıyor mu denir.
Yani benim motor geç ısınıyor.
Ama ısındı mı da yani yüksek devirde gidebiliyor uzun bir süre.
Değişik bir yapı. Evet.
Sonra güzelce ısınmamızı tamamladık.
Isınınca biraz daha iyi oldu tabii.
Aynen. Sonra start devrimize geçtik ama biz yani expoya yakın bir otelde kalmamıza rağmen yine startta böyle birazcık dur tekrar bir tuvalete gideyim suyumu alayım falan derken birazcık geçe kaldık.
Tam böyle tam ön kısımlara gidemedik.
Biraz ilerledik ama yine ortanın...
ilerisinde bir yere ulaştık diyelim.
Evet. Biz Cüneyt abiyle yan yanaydık.
Beraber koşalım dedik.
O da yakında bir diz sakatlığı vardı.
Bir kaza geçirmişti.
O yüzden toparladı ama tam da toparlamadığı için biraz beraber koşalım.
Çok yarış koşmak istemiyordu.
Biraz daha zorlamadan koşup hatta CP'ye kadar biraz daha tempolu ondan sonra biraz daha yavaş.
Birinci CP'ye kadar beraber geldik.
İşte Onunla beraber yan yana start aldık biz.
Sonra start alınca tabii kalabalık hep birlikte.
Köyün içinden böyle ilerliyoruz.
O baya güzel bir ortam.
İşte orada yine yanda kahvedekiler, evlerindekiler böyle herkes dışarıya bakıyor.
İşte destekler, alkışlar.
Mesela böyle tam köyün içinden giderken böyle bir garaj gibi bir yer vardı.
Orasının içinde şey böyle bir müzik sistemi falan kurmuşlar.
Müzik falan çalıyorlar hatırlıyor musun?
Tam böyle bir dönüş vardı. Hani daha ilk köyün içinden gidip sağa doğru dönerken.
Evet evet. Orada böyle bir düğüne gelmişsin gibi bir hava vardı.
İşte oynayanlar falan. Oynayanlar vardı evet.
Böyle coşkulu bir start aldık.
Ya ben startta şimdi saatleri yeni değiştirdik biz.
Ben biraz ekranı kurcalıyordum.
Yeni saatle ilk yarışım.
Ya böyle navigasyondan çıkamadım, tuşa basamadım falan derken saatle oynamaktan böyle Cüneyt abiyi kaybettim.
Sonra Cüneyt abi falan dedim.
O da arkalarda falan. Acele etmeye gerek yok ya falan.
Yok dedim Cüneyt abi bas bas dedim.
Yani gitmemiz lazım.
O kadar da koşulmak olmaz yani.
Sonra saati ayarladım bir şekilde.
Cüneyt abiyi de hadi basıyoruz falan diye şey yaptım.
Zaten çıkışla başlıyor ilk bir.
Yani onu da güzelce bir çıktık yani.
Evet ilk 4 kilometre boyunca hep çıkıyoruz.
Yaklaşık 170 metre irtifa kazanmışız saatime göre.
Aslında 4 kilometre için normal yani çok bir irtifa kazanım değil ama benim o işte bacakların gitme mahsusluk durumuyla hani gittim yine ilk 4 kilometre
güzel çıktım yokuşları da ilerledim ama böyle bir bacaklarım hani daha hızlı gitmiyor.
Normalde gider gitmiyor o bir canımı sıktı.
Mesela yokuşa çıkıyorum çıkıyorum işte düzlüğe geliyorum.
O düzlükte artık benim işte atıyorum 4 pace'e inmem lazım ama gitmiyor bacaklarım işte.
4.40'larda, 4.30'larda bir yerde kalıyor.
Böyle daha fazlası gelmiyor bir şekilde.
Hani bacakların açılma durumu oluyor ya.
Böyle bazen yarışlarda sonradan açılıyor.
Benim genelde sonradan açılıyor bu arada.
Hep öyle oluyor bende nedense.
Açılmasını bekledim ama bu yarışta biraz geç açıldı.
Ya ben bir de bu yarışta bir şey denedim Onur.
Ya hissiyatla koşuyoruz evet trailde ama.
Ekranıma bir de şey ekledim.
Eğime göre ayarlanmış tempo hızını ekledim.
Bu tempo hızıma göre de dedim ki ben bunun alt pace üstüne çıkmayayım.
Ben mesela yokuşta 8 pace gösteriyor mesela tempom ama eğime göre ayarlanmış tempo 5.30 gösteriyor mesela.
Ha diyorum o zaman 8 iyi çıkıyorum.
Bazen insan 8 pace falan kendi kötü hissedebiliyor ama...
Eğime göre ayarlanmış tempoyu görünce aslında yani hep stabil gitmeli de sağlıyor.
Bir referans oldu sana yani. Aynen.
Böylelikle hani o tempoya bakarak yani altının üzerine çıkmamaya çalışaraktan koştum eğime göre ayarlanmış tempoda.
Ve o da beni biraz daha lactateşimin üstüne zıplatmadı.
O da beni iyi geldi yani.
Başta hızlı başlayıp şey yapmak istemedim.
Ama gene de bir coşkuyla başlıyoruz ya startta.
Orada bir tık hızlı başlamışım.
Bir tık böyle bir karnım ağrıdı ilk başta bir ağrı.
Sonra işte o eğime göre ayarlanmış tempo yöngede gidince ağrım geçti.
Sonrasında ben de düz yollarda gayet yani ben de 5 pacelere indim.
Ben de çok başlangıçta hızlı başlamadım.
En fazla onlara indik.
Hatta Cüneyt abiyle beraberdik.
O kamera çekiyor. İşte diyor koşar gitsin kanalına hoş geldin falan diyor.
Bayağı sohbet ediyordu.
Abi iyi gidiyoruz. Sen iyi ben iyi falan.
Dizler nasıl iyi falan böyle sürekli bir check ettik birbirimizi.
Güzel oldu beraber konuşa konuşa.
Evet ben de sonradan izledim.
Siz baya eğlenmişsiniz. Çok eğlenmiş.
Kıskandım açıkçası. Tamam hafta sonu koşuyoruz o zaman yine.
Hep beraber. Ve şey de çok güzeldi mesela.
Yarıştayım ama hani yanımda Cüneyt abi olunca böyle sanki antrenmanda gibiyim böyle hani.
Gülün diyor ben koşacağım sen güzel geç oradan falan diye beni konuşlanıyor.
Videoya çekmek için. Videoya çekmek için.
Ama ben de seni çekeyim yok diyor.
Ben de seni. Tamam diyor.
Ama bu sefer şey yani yarış temposundayız.
Mesela hızlanacağız. Tamam diyor hızlanacağız artık kamerayı koyuyorum falan diye.
Tamam diyor. Bayağı eğlendik.
Keşke CP'den sonra da gelseymiş bende.
Böyle yalnız kalınca biraz şey oldu.
O rahatlama nasıl diyeyim stres gidiyor yani.
Yanımda biri olunca.
Sen özellikle birileriyle koşmaktan çok motive oluyorsun zaten.
Kesinlikle. Yani yanımda bir parkurda birini göreyim şey yapayım.
Beni oyunda tutuyor.
Yani tek başıma kaldığımda...
Müzik dinledin mi peki? Müzik de dinledim.
Hep dinliyorum zaten hani müzikler.
Hatta bazı yerlerde falan böyle burçak tarlaları falan var.
Ve böyle orada hemen burçak tarlalı şarkıları açtım.
Evren canım. Hatta fotoğraflarda falan da var.
Çok güzel enerjik çıkmışım.
Yani güzeldi ya.
Müzik bana şey yapıyor.
Nasıl diyeyim? Hani bir film sahnesine müzik koymazsan o...
Sahneye şeyi veremezsin ya etkiyi böyle.
Benim de orada bir filmdeyim.
Orada bir arka planda müzik lazım.
O yüzden ve hareketli koştuğum için de bunlar hareketli müzikler oluyor.
O yüzden o anı böyle o müziği çaldığımda oradaki o manzaralar aklıma geliyor.
Benim hoşuma gidiyor açıkçası parkurda müzik dinlemek.
Ama bazı parkurlar var.
Böyle ormanın içine dalıyorsun.
Orman sesleri oluyor. Böyle kuş sesleri, su sesi.
Orada müziği biraz kısıyorum.
Orada sadece hani o toprağa basmış ayak seslerim.
Ve hani doğanın o sesini dinlemeyi seviyorum.
Özellikle bu single trackler ormanın içindekiler güzel oluyor.
Ya ben de aslında müzik dinlemeyi severim.
Koşarken dinlemeyi de severim ama çok uzun zamandır trail yarışlarında müzik dinleyemiyorum.
Yani hiç dinleyesim gelmiyor.
Sürekli kulaklık işte kulağımda başlıyorum ama...
Sonra açarım falan diyorum.
Hiç açasım gelmiyor yani.
Hatta bir iki kere böyle açıp sonradan kapattığım bile oluyor.
Hani normal böyle atıyorum.
Evin etrafında jog atıyorsundur.
O zamanlar çok ihtiyaç duyuyorum.
Hani aynı yerde dönerken falan özellikle.
Ama nedense tek başıma bile olsam bir ormanda koşarken böyle sürekli ortam değişiyor, mekan değişiyor ya.
O an böyle sanki müzik bana şey gibi geliyor herhalde.
Böyle biraz daha... Sıkıldığım zaman dinleyip beni eğlendirecek bir şey gibi hissediyorum ben de.
Hani sen böyle şey diyorsun ama o ortamı...
Daha yüksek hissettirecek bir şey.
İşte herkese etkisi farklı oluyor.
Ya bir de ben mesela bu işte yarışlarda koşmak için müzik araştırıyorum böyle.
Hani denk getiriyorum hani benzer müzikleri.
Ah diyorum bu çok güzel olur falan listeler yapıyorum.
Bunun için bir emek sarf ediyorum.
Sen benim listemi dinliyorsun.
Hani ben o an onu düşünerek koymuşum.
Bir bağ da kuruyorum aslında müzik.
Ben çalışırken de çok müzik dinlerim.
Benim müzik dinlemediğim çok az bir zaman dilimi var.
Zaten bütün hikayelerimin arkasında müzik vardır, fotoğrafları.
Müzik böyle bir hayatımın tamamlayıcı öngesi olduğu için koşuda da bunu çok seviyorum.
Net bir şekilde şunu biliyorum.
Koşudan aldığın zevki direkt etkileyen bir şey senin.
Arttırıyor yani. O şey pastadaki kiraz yani.
O mutlaka olması lazım.
Güzel. Sonra da...
İlk 4 kilometre çıkıştan sonra bir 4 kilometre iniş vardı.
Orada da benzer bir irtifayı inerek bu sefer kaybediyoruz.
Oralarda işte ben canım sıkıldı ya.
Hani çıktık çıktık çıktık hani şimdi ineceğiz.
Hani orada artık biraz normalin üstünde hızla gitmem.
Basmam lazım. 4 peşlerin altına inmem lazım.
Yokuş aşağı gidiyoruz. Nedense bir bacaklarım böyle gitmiyordu.
Orada bir canım sıkıldı.
Hani tam böyle istediğim ya.
Şey anlıyorsun ya hani ya ben burada bu eğimde bu hızda koşarım dediğin hızlı koşamadığını görünce bir canın sıkılıyor.
İşte jelimi falan içtim falan derken yine de nedense tam istediğim seviyede bacaklarım açılmadı hala.
Bizim şeyde inişi beraber indik Cüneyt abine.
İkimizin de dizler sıkıntılı olduğu için yani ne kadar çıktıysak o kadar indik yani.
Tın tın tın küçük küçük adımlarla hani çok şey yapmadan hani.
Çünkü orada bir şey olsa bize kilometreyi devamını getiremeyeceğiz.
O yüzden biz güvenli bir şekilde indik orada.
Hiç de bacakları, kuadları yormadan tatlı tatlı.
İnsan eski zamanlarımı hatırlıyorum orayı bambam indiğimiz zamanlar ama şu an, şu erken bakalım inşallah ilerleyen zamanlarda.
Özellikle Kapadokya'da çok istiyorum böyle o inişlerde performanslı inmeyi.
Sen yani kontrolü gitmek için biraz daha kendini frenleyip ortalama bir tempoda gittin.
Ben bacaklarım gitmediği için daha ortalama bir tempoda gittim.
O şekilde 8.
kilometreye kadar geldik.
Oradan sonra zaten Kapanca Limanı'na gelmiş oluyoruz.
Hatta oraya gelmeden ben de böyle yolda bu arada birkaç kişiyi gördüm sohbet ettim falan ufak tefek.
Hatta bizim mesela Semih'i gördüğüm şeyden.
Bu kadar. Hem startta gördüm hem yine yolda birkaç kere karşılaştık falan.
İşte Yalçın Hoca'yı gördüm onunla çok yaptık.
Yalçın Hoca da vardı evet. Dolayısıyla öyle parkurda ufak tefek birileriyle gördüm yine konuştum.
Çok fazla kişi de vardı parkurda yönlendiren.
O da çok güzel. Sonra Kapanca Limanı'na geldik.
Orada işte yukarıya doğru küçük bir sert çıkışımız var.
Ondan sonra zaten 8,5 kilometre civarında.
CP'ye ulaşıyoruz. Kapancı limanı single track orada bir yukarı doğru tırmanıyoruz.
Orada sanırım şey 30K 60K beraber birleştik.
Biraz sıra oldu açıkçası yani birazcık.
Ya bende şey oldu böyle hani normalde öyle bir şey olunca çok böyle hani canım sıkılır ya sıra oldu.
Hani yürümek zorunda kalıyorum falan.
Ama burada harbiden yoruldum.
Böyle bacaklarım da gitmiyor falan ya.
Böyle önümdekilere bakıyorum.
Önümdekiler de yürüyor. O an ona okeyim ya.
Hani oh diyorum hatta böyle iki sıra oldu da rahat rahat yürüyerek çıkıyorum falan.
Ya ben birazcık şey oldum.
Yani bizimkiler fotoğraf falan çekiyor da olur.
O yüzden ben hadi gidelim.
Hadi hep beraber falan diye böyle birazcık fotoğraflar.
Ya yol veren de oldu ama vermeyen de oldu.
Ya böyle şey oldu bir de.
CP'ye ulaşıyoruz.
Kapancıdan sonra hani CP'ye ulaşmadan önce de hani single track'tan sonra bir yol daha var.
Geniş bir yol. Yukarı doğru gidiyoruz işte CP'ye kadar.
Orada şey oldu böyle o tek single track'te yürüyenler o yolu da yürüyor.
Yani ben öyle bir kafileye mi denk geldim artık.
Ben tek koşan benim Onur yani.
O da bir başta bir kırılayım mı ne oldu ama öyle Yürünecek de bir yer değil.
Sanırım insanlar yoruldu hani 30K 60K.
Ben orada gayet de koşabildim de.
Yani gayet güzel girdim CP'ye.
Demek ki o CP şey single track'te böyle birkaç dakika kaybetmiş olabilirim.
Hani o şeyi düşününce şimdi hani oradan rahat çıktığımı.
Ama olsun ya ben de şey Kapanca Limonu'nun güzellikleri.
Orada baka baka gittim zaten hani her durduğumda.
O güzel oldu. Manzara izleyenler de vardı harbiden orada çok güzel.
Özellikle ilk defa oraya gelen biri varsa baya ilgisini çekmiş olabilir.
Sonra o şekilde CP'ye geldik.
Ben böyle CP'ye eğdim kafayı tın tın gidiyorum işte son 50 metre, 30 metre, 20 metre.
Sonra tekrar Yakup'u gördüm benim arkadaşım Bursa'dan.
Geçen sene de hatta aynı CP'de.
Ona denk gelmiştik. Birbirimizden haberimiz yoktu hatta.
Direkt gördü hemen geldi sağ olsun yardım etti su döktü vesaire.
Orada hemen suyumu doldurdum su içtim falan.
Sonra böyle birden bir ses geldi bir baktım yan tarafta Özgür dedi ki bana şey diyor.
Ya bırak artık ya yok dizim ağrıyor sakatım bilmem ne inanmayacağım artık falan diyor.
Böyle ayağımda kinezyo bandı koşuyorum.
Tabi bilmeyenler için şöyle 2 hafta önce biz Mozart'ta 44 km koşmuştuk.
Onlar hatta 72 km koşmuştu.
Orada benim bir diz sakatlığım vardı şimdi uzun uzun anlatmayayım.
Mozart 100 bölümünü de dinleyebilirsiniz.
Orada işte sakatlığım çok ön plana çıkmıştı yani o yarışta.
Orada sakat olup da iki hafta sonra gelip tekrar burada yarışınca o da öyle takıldı bana.
Bir taraftan ona gülüyorum bir taraftan.
Böyle koşmaya çalışıyorum şey yapıyorum.
O da güzel bir denk gelme oldu yani.
Sen CP'de Yakup'u gördüm demiştin ya.
Ben de senden sonra gittim işte.
Böyle direkt Yakup'u gördüm falan.
Aa diyor. Onur diyor 3 dakika önünde falan diyor.
Tamam dedim hemen ben de biz CP yani kısa mesafelerde CP'de çok durmuyoruz ama yanımıza 250 mililitrelik bir su almıştık.
Ve içinde elektrolitim vardı.
8,5 kilometrede bana yetti açıkçası.
Hani havada tam hatta ucu ucuna denk geldi.
Ben de işte Yakup sağ olsun bana suyu doldurdu.
Biraz içtim tekrar suyu doldurdum çıktım hemen.
Bu arada 15K yarışlarında biz ne zaman 500'lük alsak...
Kalıyor. Yani bitmiyor.
Bu sefer 250'lik alalım dedik.
Şey tam denk geldi yani ilk CP'ye gittiğimde tam bitmiş oldu.
CP'de hemen doldurdum tekrar onu suyla.
Tam denk geldim ama.
Sanki 250 yerine böyle bir 350'lik olsa böyle.
Hani hafif biraz da kalsa yani çok daha güzel olacak.
Ucu ucuna yetiyor. Çünkü bazen CP'ye de uğramadan direkt devam etmek istiyorsun ya.
O zamanlar mesela iyi olabiliyor.
Olabilir. 500'lük suyun olsa belki hiç durmadan gideceksin.
Hatta öyle yaptığımız da çok oldu.
Aynen öyle de oluyor. Ama yani şey yokuş çıktık ya ilk kilometreler.
Yani o yüzden hani 500'lük taşımak yerine 250'lük taşımak daha mantıklı geldi.
Kapağını da koşarken açıp doldurtup.
Çok da vakit kaybetmiyorsun.
Vakit kaybetmiyorsun. Ama ben sonraki kalan yolda bana 250'lik birazcık yetmedi.
Yani 150 milim daha istedim.
Hani 500'lik istemedim ama.
Bu arada eğer hava açık olsaydı ve bulutlar olmasaydı bu su bize yetmezdi.
Biraz da ona göre karar verdik.
Hava kapalı diye. Bakarak karar verdik.
250'liğin de şeyi güzel.
Hani içine koyduğun elektroliti konsantre şekilde yani.
Alıyorsun mesela 500'lüğün içine koyarsan 250 kişisinde yarısını almış oluyorsun.
Tabii bu mantığa bakınca da o zaman iki tane alsın derler.
Mantıklı olarak o da olabilir.
Ama çok derişimli, yüksek oluyor.
Yani biraz da insan özellikle çok jel aldığında yani uzun kilometreler yarıştığında saf su istiyor.
Yani hani sadece su hatta tuzu istiyorsun.
Çünkü sürekli şekerli şekerli insan bayıyor.
O yüzden su da lazım yani.
O derişimi çok da kaçırmamak lazım.
Bana iyi oldu ya.
Hani ilk CP'ye kadar elektriği içip sonra suyu almak kurtardı beni bu yarışta.
Bir tane de tuz hapı aldım yarış boyunca.
Ben de 2 jel aldım.
Hatta 3 jel almış olabilirim.
Öncesini de sayarsan.
Aynen 3 jel. Bir tane tuz hapı bir de 250-250 sularımı aldım.
Sonra CP'den sonra böyle bir iniş var önce.
İnişten sonra yine açık bir alanda o senin İşte bahsettiğin tarlaların içinde çalıların arasında vesaire koşuyoruz.
Ya o bölgelerde ben Gül'ün böyle şeyi hissetmeye başladım gerçekten.
Böyle bir yorgunluk geldi bana ya.
Hani bacaklarımın gitmeme durumunu hala hissediyorum.
İşte böyle yürü koş falan yapmaya başladım.
Yine önümde birileri falan var böyle.
Hani onları da geçemiyorum her zaman.
O çalılar var çünkü uzun uzun.
Hani tek kişinin geçeceği kadar yerler var.
Biraz yürüyorum, biraz koşuyorum falan.
Böyle CP'den sonra birkaç kilometre de öyle gittim.
Ben valla bam bam bam gittim.
Hatta böyle nefesim de şeydi.
Hatta şey diye düşündüm.
Artık bu CP'den sonra biraz daha tempoyu arttırmaya geçtim ben.
Hani biraz basayım.
Çünkü hani iyi bir şekilde gelebildim.
Hızlı hızlı geçiyorum ya.
Ya insanlara seslenmiyorum ama.
Şimdi müzik de dinliyorum.
Tam nefesimi de duymuyorum. Bana yol veriyorlar.
Yani... Beni nasıl duyuyorlar?
Nefesimi duyuyorlar büyük ihtimalle.
Çünkü onlar senin gibi yürüyenler de var.
Hafif koşanlar da var. Senin gibi.
Anında ezdim beni.
Hayır yani yorulmuşlar da var.
Ben orada temkinli geldim.
Sonrasında açıldım.
İşte ben böyle bam hızlı hızlı gidiyorum.
O çalılıkları aşıyorum. Ellerimle söküyorum falan böyle.
Hani nefesimi duyanlar geç geç böyle yana kayınlıyor falan filan.
Bir tanesi hatta şey yaptı böyle.
Arkaya bakamadı arkasına dönük bir şekilde parmağını kaldır bir dakika diyor tamam mı?
Ama seslenmedim Onur hani duyuyor beni ve hemen yer buldu boşluk buldu kendine bana yol verdi.
Sen iyi güçlü ilerledin.
Çok güzel bir de CP'de böyle hani suyumu da içtim.
Ya sen de 3 dakika önümdesin ya.
Bu arada CP'de aramızda 3 dakika olması şu demek oluyor.
Hani ya sen çok iyi ekstraya gidiyorsun ya ben çok kötü gidiyorum.
Sen kötü gidiyorsun.
Şimdi sen beni ezdiğin mi?
Ama işte biz temkinli geldik Cüneyt abi.
Neyse işte sen de 3 dakika deyince Yakut dedim acaba onlara yetişebilir miyim?
Ama o da basar falan. Neyse birazcık ona yakın olayım falan diye öyle basmıştım.
Ama sonrasında kaç 11.
kilometrede inişler başlıyordu işte.
Orada ya bir...
Karnıma ağrı girdi yani böyle dalak şişmesi gibi.
Yani bana oluyor nedense.
Sende çok oluyor bu yani. Evet onu bir çözemedik.
Kaç karda bile oldu geçen sene.
Biraz daha belki kor bölgemi güçlendirirsem bunu şey yapabilirim.
Zaten bu dalağı hissettiğim anda çok hızla inmemiştim.
Yani daha hızlı insem büyük ihtimalle daha uzun sürerdi.
Böyle bir 750 metre yani 11.
kilometreden 12. kilometreye kadar ağrı sürdü.
Ben de yavaşladım, durdum.
Yürü koş yaptım böyle.
Bir şekilde geçirdim.
Ondan sonra da şimdi yürü koşa bir kere girince böyle hani modun düşünce sonrasındaki çıkışlarım bir yavaşlıyor.
Yorgunluğu hissediyorsun. Bizim gibiler öyle işte.
Hayır hayır lütfen alınma.
Böyle bir yorgunluğunu hissediyorsun ama böyle yürü koş yapmadığında bam bam bam gittiğinde hani o akıştasın ya hani Durmamışsın, yorgunluğunu hissetmiyorsun ama bir durduğun anda veya
düştüğünde o yorgunluk acıları da geliyor kesinlikle hissediyorsun.
Kesinlikle ya çünkü şöyle bu işin zaten yarısından çoğu mental aslında.
Yani bacaklarda güç yok dediğimiz şey veya ben bu yokuşu çıkamıyorum veya şurada kesildim dediğin her şey mental.
Mesela kendine küçük hedefler koyduğunda ilerleyebiliyorsun.
Mesela tam bittim dediğin anda şu ağaca kadar gidip duracağım dediğinde o ağaca kadar gidip duruyorsun.
Bu da demek oluyor ki aslında kafada bitiyor.
Kendine biraz daha dayanacağın bir hedef daha koyduğunda tekrar ilerlemeye devam edebiliyorsun.
Dolayısıyla bu iş gerçekten mental.
Tabii fiziksel olayları da var ama fiziksel acıya dayanmak da bir mental.
Başka dayanamayacağı şeyler de olabilir.
Onları yönetebilmen bir mental.
Yani kafada bitiyor ve bu mental dayanıklılığı da yarışarak veya işte antrenmanı yaparak yani bu deneyimle kazanıyorsun yani.
Kesinlikle ya bak bana gerçekten şunu hatırlıyorum mesela antrenmandayım bir yokuş var hep çalıştığım yokuşlardan biri olsun.
O yokuşu böyle bacaklarım gitmeyecek gibi olsa bile kendimi zorlayıp çıkıp tamamlıyorum tamam mı?
Sonra kafamda bir tik atılıyor.
Hani bir yerde bilinçaltımda.
Bilinçaltım diyor ki Onur bu yokuşu çıkabilir.
O bende bir yerde duruyor.
Yarışta bir yerde başka bir yerde tekrar başka bir yokuşta karşılaştığımda tam böyle yine bacaklarım kesilecek gibi olduğu anda bilinçaltımdan bir ses diyor.
Sen bunu yapıyorsun daha önce yaptın.
Antrenmanda yapıyordun diyor bana mesela.
Ve onu gerçekten yapamayacağım gibi hissetsen bile sonra o iç sesimi dinleyip o özgüveni bulup onu yapabiliyorum yani.
Bunu hissettiğim çok oldu.
Kesinlikle bana da şey de oluyor.
Biz şimdi bu saatte şeyi de yükledik.
Climb Pro diye bir arayüzü de var.
Ben mesela orada yokuşlara da baktım.
Mesela kaç tane yokuşum kalmış?
Mental olarak son yokuştaysam benim o yokuşu çıkmam lazım.
Tüm gücümü vermem lazım.
Nasıl olsa son yokuş kalmış.
Aslında o benim belki ikinci yokuşum olsa bu kadar güzel çıkamayacağım.
Aslında kafan seni ona...
Nasıl diyeyim kandırıyor mu diyeyim beyin?
Evet. Kısaca yani işin içinde mental çok kuvvetli ve bu mentali de antrenmanlarda aslında geliştiriyorsun.
Yani antrenmanı geliştirdiğin tek şey bacakların değil mentalin de aynı zamanda.
Yani kendine aslında acıya ne kadar dayanabildiğin bir yerde.
Bu çok acılı bir şey sonuçta yani sürekli o yokuşları durmadan çıkabilmek.
Aklıma şey geldi Tour de France'da birinin koçu söylüyordu ya işte öyle bir söz vardı.
kimin acıya daha fazla dayanabileceği bu yol işin sonunu belirleyecek gibi bir şey diyordu.
Böyle bir yokuşlu bir parkurda.
Bisiklette de ona benzer yani o yokuşu çıkarken bir yerde pes ediyorsun ama aslında hani acıya o kadar dayanabildin daha gitsen gidebilirsin.
Yokuşu trailde çıkarak tırmanarak çıkmak da bence benzer bir şey.
Kesinlikle. Hatta sen söz dedin bir de aklıma şey sözü geldi o turda Fransa'ya.
pelotondan koparsan ölürsün.
Bu da şey ön gruptan koparsan yani hani bir belirli topluluktan tutunmaya çalışıyorsun ya özellikle yol yarışlarında çok fazla oluyor.
Hani bir grup grup pace grupları oluyor.
Kesinlikle. Hani o gruba tutunma mentali yani bırakmama çok farklı.
Şey bile yani gruba tutunmak ayrı bir de mesela kendi halinde gidiyorsun ileride böyle yakalayabileceğin birini gördün ya.
Ya orada ben de böyle direkt naldızım yükseliyor heyecanlanıyorum.
O yakalayabilme ihtimalim.
Gördüm şimdi basmam lazım falan filan.
Böyle bir strese giriyorum yani.
Ya bende bu arada şey oldu.
Böyle beni son kilometrelerde birini gördüm.
Yani onu hedef alarak kopmamaya çalıştım ondan.
Çünkü yaklaşamıyorum ama uzaklaşamıyorum da.
Yani aradaki mesafeyi dalak şişmesinden sonra korumaya çalıştım.
Yani başta bir yürü koş gibi bir şey düşmüştüm ya.
İşte o hedef onu koyunca tekrardan hızlanabildim.
Sen ne kadar bir süre şimdi dalağın şiştikten sonra vakit kaybettin?
750 metre içinde 11 ile 12 arasında bir vakit kaybı oldu.
Belki 2-3 dakikadır. Çok değildir.
Ama o an bana sanki 10 dakika kaybettim gibi geliyor.
Diyorum yarış bitti.
Birkaç saniye kazanmak için neler yapıyorsun sonra?
Yok suyu koşarken kapağını açmalarda bilmem ne hareketliyken doldurmalarda.
Orada ben 10-15 saniye durmam belki bana böyle bir 10 dakika durmuşum hissiyatını veriyor ama baktım zaten çok da durmamışım yani yine yürü koş yapmışım.
Orada bir ayakkabını bağlamak bile insanın mental açıdan sanki hani çok dakika kaybettim gibi geliyor ama aslında çok da bir şey kaybetmiyorsun.
Bunu da her seferinde bana yarış hatırlatıyor yani o an yarışın içinde çok kaybediyormuşum gibi hissediyorum ama aslında bir şey kaybetmiyorsun yani.
Normal olabilir. Yani buna rağmen devam etmeli.
Tempoyu düşürmeden devam etmek gerekiyor.
Evet kesinlikle. Bende de 13.
kilometre civarlarında ya da 12-13 tam hatırlamıyorum belki daha erken 11-12 de olabilir.
O civarlarda bir kafeinli jel attım.
Kafeinli jel atınca böyle attıktan 1-2 kilometre sonra aslında Birden böyle bir yine kendime geldim.
Bir canlanma oldu bende.
Sanırım 13. kilometre civarında böyle iyice canlanmaya başladım.
Ve 13. kilometreden sonra da parkur zaten hep yokuş aşağı.
Evet. Hani o iki kombinasyon birleşince ben hem kendime geldim.
Birden bacaklarım açıldı.
Bir baktım böyle saldım.
Gidiyorum hani salınca atıyorum.
Dört peşinin altına gidiyor artık bacaklarım.
Onu hissettim. Birden ah dedim kendim gibi koştuğumu böyle yani o...
Kendi potansiyelimle koştuğum hissi hissettiğim anı hatırlıyorum.
Bak hatta şu an anlatırken bunu hissettiğim anda nereden geçtiğimi falan hatırlıyorum.
Hani böyle çamlık bir yere giriyorduk ya.
Hatırlıyor musun? Şeyden sonra.
CP'den böyle aşağı indik sonra o çalıkların arasına ilerledik.
Sonra böyle ağaçların arasında bir yere giriyoruz ya.
Yokuş aşağı doğru böyle oradan iyice hızlanabiliyorsun.
Normalde yokuş aşağı da olsa tam istediğim hıza çıkamıyordum.
Oralardan sonra böyle birden hızlanmaya başladım.
Biraz daha iyi hissetmeye başladım.
Ondan sonra iyice jelde etkisini gösterdi herhalde.
Böyle son 2-3 kilometreyi ben böyle 3.40-3.50'lerle falan indim yani.
Çok güçlü bir şekilde indim.
Yani yarış atıyorum 20 kilometre olsaydı ben çok daha iyi hissederdim.
Çünkü böyle ben kendime geldim.
Birkaç kilometre sonra yarış bitti gibi bir şey oldu benim açımda.
Biraz geç kalmış. Evet ama şeyi deneyeceğim ya.
Eğer bu şekilde kendimi...
Yani biraz daha güçsüz bacaklarım gitmiyor gibi hissedersem daha erken kafein nijel almayı deneyeceğim.
Normalde çok erken içmek istemiyoruz çünkü kafein biraz nabzı yükseltiyor.
Yarışın başında içmek o yüzden çok iyi değil genellikle.
Bir de yükselttiği gibi düşürüyor da.
Yükselttikten sonra devamını da getirmen gerekiyor.
Ama mesela bu yarışta belki de ben atıyorum 5.
kilometrede alsam daha iyi olabilir.
Ya benim kafein...
Çok tükettiğim için kahve olsun şey olsun.
Benim için normal bir jel gibi yani o seni uyarıcı etkisi bana gelmiyor.
Yani hiçbir yarışta kafeinli jel içtim kendime geldim diyemedim.
Kaç tane paket şey yaptım tükettim.
Ya bu arada belki de benimki de ondan değildir.
Böyle genelde yarışın çünkü son 3-5 kilometresinde oluyor bunlar.
Hani kafeinli jeli hep sonda içiyorum.
Belki de ben hep yarışın sonlarında kendime geliyorum.
Bir deneyelim bakalım en iyi denek biziz.
Bakalım üstümüzde.
Ben kafeinli şey yapamadım ama sen denerken seninle birlikte tekrar kafeinliyi deneyeceğim.
Bakalım bende erkenden ne gibi etkisi olacak.
Zaten yarışlarda nabzım yüksek.
Daha ne kadar yükseltebilir?
Bir denemek lazım.
Evet sonra o şekilde ben bu arada bu son 2-3 kilometrelik Süreçte de birçok kişiyi de geçtim aslında tekrardan toparlayınca.
O şekilde bitirdim.
Yarışı bitirdiğimde de işte sürem şu şekilde.
Saatim 15.95 kilometre gösteriyor.
Yani 16 kilometre neredeyse.
Benim 98'e. 1 saat 23 dakikada bitirmişim.
444 metre irtifa kazanımı gösteriyor yine saat.
5.13 pace ortalamasına denk gelmiş.
Normalde kesinlikle kendimi iyi hissetsem kesinlikle 5 pace'lerin altında bir yerlerde olmam lazımdı bu yarışta diye düşünüyorum.
Öyle hissediyorum. Genel 16 yaşta 6 oldu.
Benim de toplam 1 saat 37.16 gösteriyor.
Ve ortalama pace'imde 6.04.
Ya bende de işte 15.98 kilometre.
Nerede? 16 kilometre.
Ve 482 kilometre irtifa gösteriyor.
Ya bende... Kadınlar genelde 9 oldum.
Yaşta da 5. oldum.
Yani yine tempolu bir yarıştı.
Güzel bir yarıştı. Bu arada ben yarışı bitirince şeyi atladık.
Benim yarış bitti. Ben sonra tekrar seni almaya gittim.
Evet doğru. Biraz böyle koşanlar hatırlayacaktır.
O sahile indiğimiz bir yer var.
Ondan sonra sahilde işte bir herhalde bir 500 metre civarı.
Finish'e kadar ilerliyoruz.
O kısımdan ben geri gittim seni bekledim.
Bir baktım böyle normalde şey herkes hani taşlardan koşuyor.
Bir baktım sen böyle sahil kenarında suyun içinde ayakları suya girebildin.
Ya hani suya girecektik ne oldu?
Sonra ben de gittim senin yanına falan birlikte koşuyoruz.
Böyle hani suyun içinden koşuyoruz yani ayakları ıslanarak falan.
Ben dalgayı bekliyorum tamam mı?
Fotoğrafçı bekliyorum. Dalga gelirken çekecek tamam mı?
Ama öyle değil. Baya herkes yani normal taşlıktan koşmamız gerekiyor.
Biraz da sanırım şey çekilmiş sular.
Yani taşlı kalan da büyük duruyordu.
Ben gittim suya böyle ayaklarımı sokuyorum falan.
O an sanki parkur testi gibideki şeyi hissettim.
Sonra biz böyle deniz kıyısından gidiyoruz böyle tıntın.
Ali Rıza'yı gördük parkura düşenden.
Ne yapıyorsunuz orada diyor. Gelsenize burada sert yerden koşsanıza falan.
Biz de hiç sorgulamadan böyle suyun içinden gidiyoruz.
Biraz şey herhalde ya parkur testinde şey yapmıştık ya.
Oradan değil mi bilinçaltı? Ya ben sahilin içinden.
Baya ayaklarımız herkes böyle yapıyor zannediyor.
Değilmiş. Olsun güzel bir serinledim.
Evet. Ondan sonra şimdi finişe yaklaştık.
Böyle Gülin'le yan yana koşuyoruz.
Böyle ben kendi kendime şey diyorum.
Normalde hani Gülin'le beraber bitirmiyoruz yarışları.
Aa işte Gül'ün yanına denk geldim.
Finish'e de beraber gireriz.
Ellerini tutuşuruz belki falan filan diyorum.
Benim bunlardan hiçbir haberim yok.
Gül'ün haberi yok tabii de.
Hani ne bileyim. Ben zannediyorum ki Onur önden gidip benim videomu çekecek.
Ya videonu hep çekiyorum. Orada birlikte bitiririz falan diye düşünüyorum.
Hani normal bir hızda da koşuyoruz böyle.
Ben bu haberim yok. Sonra böyle 20 metre falan bir şey kaldı yani.
Çok bir şey kalmadı. Neredeyse finish'e gelmek üzereyiz derken.
Böyle bizim ikimizin arkasından birisi koşuyordu.
Böyle birden bir depar attı.
Bizim yanımızdan geçip hani önden finişe girmeye.
Böyle normal hızda koşarken birden depara kalktı.
Sonra Gül'ün de dururdu ama yanından biri geçince böyle bir fırladı Gül'ün de.
Onu geçti böyle finişi geçti.
Ben ne olduğunu anlamadım kaldım ortada.
Ne el ele bitirdik ne Gül'ünün videoyu çekebildim falan.
Böyle yetişemedim ben yani arkasından koşayım falan diye.
Yani Gül'ün ne denir ona?
Hırsı. Gül'ünün bant eli yani biri yanından finish'e doğru hızlıca koşarsa yanında kim olursa olsun unutup basıyor.
Doğrusu bunu diyorum ama Kapadokya'da ben de az değilim.
2.30 unutmayalım. Evet onu da yeri geldiğinde konuşuruz.
Sonrasında çok güzel alanda finish'i bitirdikten sonra konser oldu.
Hem böyle konseri dinledik hem expo alanında böyle alışveriş yaptık.
Yemeğimizi yedik. Yemek de çok güzeldi.
Sen vegan çorba içtin değil mi?
Evet onları da içtim.
Yani vegan yani sorduğumda vegan dediler.
Ama vegan olmasa anlarsın kesinlikle.
O konuda iyisin.
Ve şey sonrasında U-Trail'in standına uğradık.
Orada da. Evet Ozan'la görüştük.
Evet bizim üstümüzde hep yarışlarda U-Trail tişörtleri giyiyoruz.
Gerçekten teknik bir tişört.
Yani bizi çok rahat koşturuyor.
O da bizi görünce hemen sarı sarı fotoğraf çekindik.
Sonra Emirhan'ı gördük.
O da koşu hakkında her şey.
Muhtemelen takip ediyorsunuz, herkes biliyordur.
Çok güzel bir sayfası var.
Koşu hakkında her şeyi bulabileceğiniz.
O da bu kadar aslında. Hem de organizasyonun içindeydi.
Gönüllüydü, çalışıyordu.
Bu şekilde o günü bitirdik yani.
O kürsüler, şunlar bunlar, etkinlikler, organizasyon derken.
Bu kadar çok kişi gördük.
Yalçın Hoca'yı gördük.
Daha sonra Ünal Bey'i gördük.
Buka'nın başkanı. Sonra Ayhan Bey vardı.
Evet Ayhan Bey'i gördük. Hayrita sorumlusu olan.
Birçok kişiyi gördük.
Buradan hepsinin emeklerine sağlık adını daha sayamadığımız birçok kişi var.
Gerçekten çok güzel bir organizasyon.
Ve her birine böyle teşekkür ettik yani organizasyon için çok memnun kaldık diye.
Hepsi böyle şey soruyor beğenmediğiniz bir şey oldu mu?
Ekleyeceğiniz bir şey var mı?
Geri bildirimleriniz neler? Hepsi bu şekilde çok kendilerini geliştirmeye açıklar.
O da benim çok hoşuma gitti.
Bir de gönüllülük esasıyla ilerleyen bir iş olduğu için.
Motivasyon kaynakları da bu yani.
Bu kadar emek verip insanların sonunda mutlu olması, memnun olması, bir sıkıntı varsa giderilmesi şeklinde.
Onu da gerçekten görebiliyorsunuz, konuşurken hissedebiliyorsunuz.
Hepsi çok özveriyle çalıştı gerçekten.
Biz de naçizane buradan organizasyona önümüzdeki yıl için bazı geri bildirimlerimizi iletmiş olalım.
Hem kendimizin fark ettiği hem de böyle arkadaşlarımızın da bunları söyleyin dediği ufak tefek birkaç şey var.
Bir tanesi şuydu. Şimdi Trilya'da araba park edecek çok az yer var aslında.
Orada bir yatlamanın da otopark var.
Otoparktan da bu start alanına giden bir yol var.
Normalde o yola park etmek yasak ama hani sonuçta bin kişilik bir yarış olduğu için.
Araçlar o yol üzerine de park ediyordu.
Ve bir sorun da yoktu.
Yarışı engelleyen bir şey yoktu.
Fakat ondan sonra yarış bittikten sonra oradaki jandarma o yol üzerinde park eden araçlara birkaç kere anons yapıp aracını kaldırmayanlara ceza yazdı.
Ama aslında özel bir durum var burada.
Burada bin kişinin katıldığı bir yarış organize ediliyor.
Hani finish'ten sonra orada anons yapılsa bile...
Herkes başka bir derdi olabilir.
İşte otele gidip üstünü değiştiriyor o an olabilir.
Farklı veya işte adam 60 kilometre koşmuştur, ayağı sakatlanmıştır, başka bir şey vardır vesaire.
Biraz daha orada sanki anlayışlı olunabilirdi gibi geliyor.
Bundan organizasyonun haberinin olduğunu sanmıyorum bu arada.
Ben denk geldiğim için söylüyorum.
Organizasyonun da hani haberi olursa belki jandarmaya bu konuyla ilgili bir ricada bulunup hani yarış günü...
Ceza yazmayı lütfen yani.
İnsanlar çünkü düşünsene çok güzel bir yarış geçirmişsin.
Tam arabanı alıp evine döneceksin birden ceza yiyorsun falan.
Hani bir anda negatif bir şeyle dönüyorsun.
Hani bunun olmasını kimse istemez.
Orada da sonuçta aynı şeyleri tekrar etmek istemiyorum.
Özel bir durum var, bir yarış var.
Hani jandarma biraz daha bu konuda anlayışlı olabilir diye düşünüyorum ben.
Hani bu konuda bir geri bildirim yapılabilir jandarma tarafına.
Benim de geri bildirim yapacaksam söyleyebileceğim.
İşte o kapancın limanında 30-60 beraber birleştik.
Hani biraz daha bilmiyorum saat aralıkları mı oynanabilir.
Hani onu ben bilemiyorum ama biraz daha oraya hızlı çıkabilirdim.
O yüzden karşılaşmasak güzel olurdu.
Evet onu hatta bir konuşmada söylemişlerdi.
Onlar da not aldık dediler.
Bir sonraki yıl bununla ilgili tekrar saat planlamasını yaparken dikkate alacağız diye.
Ben duymuştum birisinden. Ama yine de böyle hani demek için diyorum.
Yine ben sıkıntı yok yani gayet güzel oradan da çok kalabalık yani hınca hınç değildi.
Sadece o şekilde daha iyi olabilir.
Evet yani eğer imkan varsa bir farkındalık yaratmış olalım.
Sonra ben şeyi diyeceğim.
Ya yaş gruplarını 30-39 değil de hani 30-34-35-39 yapsak güzel olabilir.
Çünkü artık sayıda hani bini aştı.
Dolayısıyla orada belki biraz daha yaş grupları dağıtılabilir diye düşünüyorum.
Dedi yaş grubunda altıncı.
Biz de öyle istiyoruz. Parantez içinde.
Son olarak da arkadaşlarımız da şey dedi bize çok.
Madalyalarımızın parasını düşürdük.
Herkes çok mutsuz.
Madalya o kadar güzel ki.
Ve çok güzel bir para detayı var.
Böyle aşağıya çekince madalya içinde işte o trilya parası çıkıyor.
Bir de şey diyorlar hani ileride.
Bununla ilgili bir proje olabilir.
Atıyorum ne kadar trilye param varsa ona göre örnek veriyorum.
UTM bir de taş toplama misali benzer bir uygulama olabilir diye de konuşuluyor.
O yüzden böyle ben de mesela Gül'ün yanına koştururken madalyam açılmış düşmüş falan.
Ve öyle arkadaşlarımdan da çok paraları düşen var.
Bilmiyorum ya bu paralar düşüyor bu konuya nasıl bir çözüm bulabiliriz?
Ya ben zaten böyle parkurda geldiğimde işte yemek istiyorsan böyle milleti yerde para ararken gidiyorum.
Paralarım kayıp paralarım da oluyor.
Normal paradan daha değerli.
Aynen o kadar güzel ki ya gerçekten insanlar kaybetmek istemiyor.
Mesela mekanizma aşağı açılıyor ya belki yukarı açılan bir mekanizma hani belki para düşmeyebilir.
Veya aşağı açılsa da camlı böyle içeride kalan bir ama o zaman da paran içeride kalınca da bilmiyorum.
Belki daha çukur yapılabilirse yani böyle bir çentik atılsa paraya hani bilmiyorum.
Artık sizde yani bizim paralarımız yok şu an kayıp.
Valla durum bir şekilde tatlı derler.
Evet çok tatlı. Triliye parankayım.
Ama gelsin gördüğüm resmi de çok güzeldi.
Geri bildirimlerimiz de bu şekilde.
Hani elde imkanlar dahilinde zaten.
Düzeltilebilecek olanlar, daha iyi yapılabilecek olan şeyleri mutlaka el atarlar.
Ama her şey çok güzeldi.
Çok güzeldi. Yani kit içeriği zaten on numara.
Organizasyon işte parkurun birçok kısmı değişmişti parkur testinden ama hiç böyle ben kaybolma riski, tehlikesi falan yaşamadım.
Bir sorun yaşamadım. Zaten önemli böyle 90 derece dönüşleri çok net belirtmişler.
Oraya bir insan koymuşlar, bir şey çekmişler, bir şeyler yapmışlar.
Hani yanlış bir yere girme diye.
Hatta biri bir yere yol kaçırıyor gibiydi böyle.
Hani böyle bağırdık falan arkasından tuvalete gidiyoruz.
Hatta iki kere böyle bir bağırdı biri duymadı.
Ben de bağırdım falan. Adam meğer duymamazlığa geliyormuş.
Ya tuvalete gidiyorum falan.
Tamam falan dedik.
Biz böyle döndük devam ettik sonra.
Onun dışında ben görmedim.
Gayet yeterliydi. Organizasyon çok iyiydi herhangi bir.
15K koşuyorum ve çok güzel bir yemek yiyorum.
İşte tatlısı, sodası, yusobusu.
Her şey efsane. Yani trilye.
Her sene gidilecek bir yarış.
İkinci senesinde de çıtayı yükseltti.
Valla bu şekilde nereye gidecek?
Bu işin sonu ne olur? 5 yıl, 10 yıl sonra gerçekten hayal etmek bile zor.
O yüzden biz de bu organizasyona katıldığımız için, içinde yer aldığımız için çok mutluyuz.
Bu şekilde güzel bir yarışı daha geride bıraktık.
Ama Onur akşam yemeğimizi unutmayalım.
Evet ya yarıştan sonra çok güzel bir akşam yemeği de yedik.
Hem dinlendik hem Beyfit'le beraber böyle geçen sene de onlarla beraber katılmıştık.
Ekip gene kalabalıktı.
Çok güzel bir akşam yemeği sofrası oldu.
Onlardan da farklı parkurlarda koşanlar oldu.
Güzel ya dostlarla beraber tekrardan karşılaştık.
Sohbet ettik. Yani yarış bahane oluyor değil mi?
Kalkıp hadi Trilli'ye gidip bir lokantada akşam yemek yiyip sohbet, muhabbet, müzik ortamı yapalım.
En son sen kinezyo bandınla ortada göbek atıyordun yani o sahne aklımda.
Böyle güzeldi ya.
Zaten böyle ayağa kalkayım, nohabaya gideceğim.
Herkes birden oynamaya başlayacak.
O da çok komikti. Çünkü yine.
Güzel yarış, güzel ortam, güzel atmosfer.
Evet trilye yarışımız da bu yıl böyleydi.
Bizi dinlediğiniz kanallarda takip etmeyi unutmayın.
Sonraki bölümlerde görüşmek üzere.
Hoşçakalın sporla kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
