
Challenge Gallipoli Sprint Triatlonu Nasıl Geçti?
22 Mayıs 2026 · 35 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Bu bölümde Challenge Gallipoli Sprint Triatlon yarışımızı tüm detaylarıyla anlatıyoruz 🏊♀️🚴♂️🏃♀️
Gülin’in yarış öncesi uğraştığı omuz sakatlığı, Onur’un yarış sırasında yaşadığı bisiklet kazası sonrası mücadeleye devam etmesi, bisiklette oluşan hızlı peletonlar ve yarışın kırılma anları bu bölümde.
En sonunda Onur’un 3.’lük alıp kürsüye çıkması, Gülin’in ise son etapta “ne kaldıysa ortaya koyduğu” anlar ve yarış boyunca yaşanan tüm iniş çıkışları samimi şekilde paylaşıyoruz.
Ayrıca bölümün başında ekstrem dayanıklılık sporcusu Arda Saatçi’nin 600 km’lik inanılmaz mücadelesinden bahsediyoruz.
Koşver Gitsin başlıyor! 🎙️
Instagram:
https://www.instagram.com/kosvergitsin
https://www.instagram.com/gulinlekos
https://www.instagram.com/onurlakos
Reklam ve işbirlikleri için:
kosvergitsin@gmail.com
Kısımlar:
(00:00) - Giriş
(00:45) - Arda Saatçi ve 600km
(05:33) - Yarış Öncesi Sakatlıklar
(10:17) - Yarış Sabahı
(12:00) - Yüzme
(14:20) - Bisiklet
(17:29) - Onur’un bisiklet kazası
(24:13) - Koşu
Transkript
Herkese merhaba. Koşver Gitsin Podcast kanalına hoş geldiniz.
Ben Onur. Ben Gülüm.
Bu bölümde size geçen yıl 3 Mayıs tarihinde katıldığımız Challenge Gelibolu Sprint Triathlon yarışından bahsedeceğiz.
Geçen yıl hem Sprint Triathlon hem de Orta Mesafe Triathlon yarışları beraber bir arada yapılmıştı.
Cumartesi günü Sprint, pazar günü Orta Mesafe şeklinde biz Sprint Triathlon yarışına katılmıştık.
Bu yarış biraz aksiyonlu oldu bizim için.
Çünkü bu yarışa çok kısa bir zaman kalır.
Ben bir sakatlık yaşamıştım.
Üstüne üstlük bir de yarışta ilk bisiklet kazağımı yaptım.
Ama bunlara rağmen ilk triathlon kürsümü de aynı yarışta yaptım.
O yüzden benim için baya önemli ve anlamlı bir yarış oldu bu.
Bu detaylardan birazdan bahsedeceğiz.
Ama bunlardan bahsetmeden önce gündemde oldukça yankı uyandıran bir haberden bahsetmek istiyoruz.
Arda Saatçi 600 kilometrelik bir koşuyu tamamladı.
Death Valley'den Santa Monica'ya 96 saatte koşmayı planlıyordu.
123 saatte koştu.
Evet ya ben Arda Saatçı'nın adını daha önce duymamıştım.
Hani bu sayede duymuş oldum.
Dedim bir bakayım daha neler yapmış, ne kimdir diye.
Ya böyle bir baktığımda şeyi gördüm.
Kendi ekstrem challenge'ları var, meydan okumaları var.
Bir de bizim normal koşucu vücuduna alışık olmadığımız bir tip de yani.
Şişik üstü. Hani normalde hani böyle uzun ekstrem.
Koşularda. Evet biraz fazla kaslı.
Yani hani o kaslar ya gene kaslıdır da hani ince uzun kaslardır.
Hani o mesafelere dayanacak.
Yani bayağı fitness vücudu var.
Böyle fitness'ta da challenge'ları olmuş.
Mesela şey diyormuş 2 saatin altında 1000 bar fix denemeleri.
Yani ve koşuda da.
Çok fazla. Bundan önce 3000 kilometre koşmuş iki kere.
Öncesinde... Hatta stres kırığının üzerine koşuya devam etmiş değil mi?
Evet yani birkaç ay önce stres kırığı olmasına rağmen devam etmiş.
Yani şu anda mesela yaptığı şey de aslında 600 kilometre ama yaklaşık 6000 metre elevasyona sahip bir yer.
Ve sıcak yani.
O Death Valley'den başlayan o sıcak kum pist olsun.
Zorlu bir yarış. Yarış değil de zorlu bir mücadele.
Sonuçta çöl kıyısında koştuğun bir yarış olduğu için.
Evet ve şey yani mesela 96 saat kendine şey yapmış ama 123 saatte tamamlamış.
Ben okuyordum böyle yazılarını falan.
Yani tamamlaması bile imkansız falan.
Böyle hani zor o saatte yapması veya yapamaması.
Hani saatten bağımsız.
Rota da zor bir rota.
Ama böyle kendince şey yapması, bir challenge, ekstrem challenge koyması ve bunu daha 28 yaşındasın.
Orada aslında bu saatte yapması imkansızdan ziyade mutlaka daha hızlı koşanlar, yapanlar vs.
de vardır da. Burada bence önemli olan nokta şu, beni ilgilendiren nokta şu mesela.
Bir tanesi Türk olması ve bu hani Türk asıllı birisinin böyle bir challenge yaptığı.
dünya çapında duyulması Arda adında birinin yaptığının duyulması benim hoşuma gitti.
İkincisi bunu bu kadar kaslı birinin yapıyor olması benim çok hoşuma gitti.
Çünkü az önce dediğim gibi ultracılar genelde daha zayıf oluyor.
Ama böyle kaslı bir vücuda sahip biri bile 600 kilometre koşup böyle bir challenge'ı tamamlayabiliyor.
3000 kilometre koşmuş.
Bir diğer önemli husus da bence şu yine kaç saatte koştuğundan bağımsız olarak bunun Güzel bir haber olması.
Neden? Çünkü biz hani koşunun daha fazla yaygınlaşmasını istiyoruz.
Dolayısıyla böyle bir haberi koşuyla alakası olmayan kişiler bile gördü.
Birçok yerde bu haber yankı uyandırdı.
Dolayısıyla hani hep böyle futbol haberleri çıkıyor sadece koştan hiç bahsedilmiyor diye şikayet ediyoruz sürekli.
Bu tarz haberler böyle koşuyla alakası olmayan kişilerin de ilgisini çekip daha fazla duyuldukça...
koşuda hani daha bilinir, daha popüler bir spor, daha haber değeri yüksek bir spor olacaktır.
İnsanlar daha da bilinçlendikçe daha da bu tarz etkinlikler, aktiviteler olacaktır diye düşünüyorum.
Evet yani mesela Red Bull'un da sponsor olması yani ve bunu parlatması yani bu reklam yapması çok önemli.
Keşke diğer böyle bu tarz ekstrem sporcuların da bu tarz sponsorları olsa, onların da reklamları olsa, onları da konuşuyor olsak.
Yani keşke Bu koşuya dair daha çok konuşalım.
Yani hep konuşalım. Yani ben bunu istiyorum.
Çünkü bu sporun daha da ilerlemesini istiyorum.
Mesela maraton koşuldu.
Hepimiz konuştuk yani.
Çünkü Adidas arkasındaydı.
Tamam hani dünya rekoru o yüzden konuştuk ama bu rekorun kırılması için yani marka gerek doping testlerini, karşılama olsun, ayakkabı desteği olsun, antrenman.
Kaç yıl boyunca buna özel... Yine pazarlama, reklam.
Olsun yani atleti seçip yetiştirme olsun yani bu tarz hani full ona odaklandı yani bu tarz maddi manevi olan destekler bir sporun parlamasına da yol
açıyor. Yani o yüzden ne kadar çok marka ne kadar çok kişiye sponsor olursa bu spor bu şekilde gelişecek.
Umarım daha da ilerler diyorum.
Sonuç olarak Türk asıllı birisinin böyle bir sponsorlukla böyle bir challenge yapması ve dünya çapında Ses getirmesi bizim hoşumuza gitti.
Keşke bu tarz şeyler daha fazla olsa daha fazla duyulsa diyoruz.
Ve yavaştan yarışa geçelim.
Kısaca parkurlardan bahsedelim.
Söylediğim gibi cumartesi günü sprint triathlon yarışı vardı.
Burada öncelikle 750 metre yüzüyoruz.
Sonra 20 kilometre bisiklete binip daha sonra da 5 kilometre koşuyoruz.
Hemen bir gün sonra da Challenge Gelibolu'nun orta mesafe triathlon yarışı vardı.
Orada da 1.9 kilometre yüzüyoruz.
90 kilometre bisiklete binip daha sonra 21 kilometre koşuyoruz.
Yani aslında Ironman 70.3 mesafesi.
Hem de bayağı rolling bir parkur özellikle bisiklette çok fazla irtifa kazanımı var.
Koşuladı aynı şekilde. Biz o yüzden geçen sene Sprint Triathlon'a katıldık.
Bu yıl için de orta mesafeye katılmak istiyorduk ama yarış planlarımız uymadığı için katılamadık.
Artık seneye diyelim.
Şimdi ben bu yarışa katılmadan önce şöyle bir şey yaşadım.
Sağ ayağımın calf kasının alt bölgesinde bir sakatlık yaşadım.
Şöyle mesela koşarken her adımımı attığımda orası acıyordu.
Böyle bir hafta on gün kalı oldu bu olay.
İşte hemen fizyoterapiste gittim vesaire gittim.
MR çektirdim. MR'da çok ciddi bir şey çıkmadı ama hani ufak bir orada zedelenme olmuş.
Dolayısıyla dinlenmem gerekiyor.
Koşmamam gerekiyor. Orada da bu yarışa da gitmeyi çok istiyorum.
Yani çok yükselmiştik.
Bu yarışa gidelim bunu da deneyim diyelim diye.
Tabii ki aslında gitmemem lazım yarışa.
Ama orada şey yapmayı denedim.
Yani iyileşmek için elimden geleni yapıp yarışta da yarışabileceksem yarışayım.
Yarışamazsam da hani bırakırım şeklinde düşündüm.
Ve sonra şey yaptım ya bütün tuşlara basmaya başladım.
Fizyoterapisten neler yapmam gerektiğini öğrendim.
İşte mesela sürekli oraya buz tutuyorum.
Gittim işte tens cihazı aldım evde sürekli tens yapıyorum.
Daha sonra... İşte glikozamin, kolajen takviyesi alıyorum.
C vitaminleri, D vitaminleri, şunlar bunlar böyle ne kadar şey yapabiliyorsam hepsini yaptım onu iyileştirebilmek için.
Bir de şöyle bir sıkıntı vardı.
Şimdi koşmayı denemiyorum çünkü koşmayı denediğim anda eğer iyileşmemişse tekrar nüksedebilir.
Hani dolayısıyla koşuyu yarışa bırakmam gerekiyordu orada.
Birazcık benim için böyle piyango gibiydi.
Yani yarışa koşmadan geldim ve yarışta hani koşabilecek miyim, koşamayacak mıyım?
Bir soru işaretiydi benim için.
Yani arka planı bu şekildeydi.
Evet senin o zamanlar onu yaşarken ben de omzumdan sakatlandım.
Daha öncesinde sakatlanmıştım.
Sakatlama dediğim bursit olmuş.
Yani oradaki bu bursa keselerinde ithaplanma olmuş omuzdaki.
Bu da neden oluyor?
Ben işte o zamanlar şey hazırlanıyorum.
Boğaziçi yüzme yarışına İstanbul Boğazı'nı geçiş.
Biraz fazla hazırlandım galiba yani.
Çünkü normalde haftada 3-4 gün yüzümüm oluyordu.
Ben böyle çift antrenman yapmaya, böyle İBB'nin havuzuna, 50 metrelik havuza, olimpik havuzuna gidip orada bir 800 denemeler falan derken fazla zorladım.
Evet aynı gün antrenmanlar yaptığın zaman bir zorlama yaşamıştın ve birkaç yarışını etkiledin.
Evet ya böyle hatırlıyorum bir günde 3 kere yüzdüğüm de oldu yani.
Öğlen yüzüp, akşam yüzüp bir de sabah yüzmüştüm.
Yani 24 saat içinde.
24 saat içinde yani bir tık orada abartmış mıyım?
Değil, bursitle kalmış hani.
Yine en azından daha kötü de olabilirdi tendonlar falan.
İşte orada da ben de birazcık fizik tedavi görüyordum.
Şöyle hareket kulaç çekiyorum ama...
Yaparken ağrı oluyor yani ve hareket kısıtlanmıyor ama ağrı çok fazlaydı.
Bir şekilde işte kinezyo bantladık şey yaptık yani yarışta tek koldur şeydir hani bir şekilde.
Yalnız biz ikimiz de kör top olduk.
Aynen yani bu şey nasıl diyeyim biz yarışmayı seviyoruz gerçekten.
Ve aynı sakat da olsak yani bir şekilde o ambiyansın içinde olmayı seviyoruz.
Ya bunu hani böyle...
güzelleme yapıyor gibi algılanmasın.
Bu doğru bir şey değil. Bu kişisel bir tercihtir.
O an hani sakatlığım belli bir seviyede var.
Bu yarışı çıkarabilir miyim, çıkaramaz mıyım?
Veya ben bu daha kötü olma riskini alıyor muyum, almıyor muyum?
Kişisel bir tercih. Ama tabii ki...
Yapılması gereken sakatlık varsa dinlenmek, yarışa katılmamak.
Mesela ağrı kesici alıp yapmadım sonuçta.
Bir ağrı olduğunda durmaya, performansımı düşürerek yarışa katılıyorum aslında.
Full performansa katılmak istesem bir ağrı kesici alırım veya oraya bir iğne yaptırsın.
Ama daha da kötü olacak. Neden?
Diğer yarışları engelleyecek.
O yüzden hani omzum o şekilde yüzmeye zorlanırım diye düşünüyordum ama beni başka diğer branşlar da zorladı.
Bunları da ilerleyen kısımlarda anlatacağız.
O zaman yarış gününe doğru gelelim.
Biz yine arabayla gelmiştik bisikletleri arabaya atıp.
Orasının otoparkı da biraz böyle yarış alanından yukarıda.
Otoparka arabayı bıraktık.
Sonra bisikletleri ve malzemelerimizi alıp belli bir mesafeyi birkaç kilometreydi galiba.
Bisikletler ve eşyalar elimizde olacak şekilde.
Yokuş aşağı indik.
Evet o şekilde indik. Daha sonra yarış alanına geldik.
O sabah hava birazcık serindi.
Yarış sabahı onu hatırlıyorum.
Hatta veçsuitler, serbest veçsuitlerimizi de giydik.
Su sıcaklığı 15 derece diye hatırlıyorum.
Evet, su sıcaklığı 15 derece civarında olması lazım.
Hatta yüzme etapında birkaç kişinin hipotermi geçirdiği haberini aldık yani yarışı.
Yarıda bırakanlar oldu.
Gerçekten serin bir suydu yani.
Bu arada bu yarış...
Benim MW Challenge'dan sonra oluyor.
Ben de MW'da hipotermi geçirmiştim.
Bu yarışa hazırlıklıydım yani.
Soğuk beni işlemeyecekti.
Zaten bisiklet edabında da yandaki yarışmacının kıyafetini bile giymiş olabilirler.
Kat kat giyinmişim. Ya biz şimdi MW Challenge'da o kadar üşüdükten sonra o kadar korkmuşuz ki böyle fotoğraflara bakıyoruz.
Gül'ün böyle...
Orada verilen kalın hani yarış tişörtü var ama koşu tişörtü değil aslında yani bildiğin böyle penye gibi.
Evet. Gül'ün trisuitin üstüne onu geçirmiş.
Üstüne de bir tane rüzgarlık giymiş.
İşte ben de direkt rüzgarlık giydim sadece trisuitim üstüne.
Eldivenlerimi taktım. Bisiklete çıktık bakıyorum bizden başka hiç kimsede hiçbir şey yok.
Bazı yaşanmışlıklar.
Böyle o tramvayı atlatmamız yani biraz zaman almıştı orada.
Hala yine giyiyorum yani.
Hani kimse giymese bile giyiyorum.
Sonra o zaman şeyden devam edelim.
Geldik yüzme etapına hazırlandık ve yüzmeye başladık.
Şimdi yüzmeye dair benim aklımda kalan en önemli şey şu.
Bu sahil kıyısında denize girerken o taşlık bölge var ya.
Ya orası gerçekten çok böyle keskin taşlar falan var orada.
Ve ayakları çizip çok zarar vermişti.
Yani hem suya giriş de hani birkaç adım atıp ondan sonra yüzmeye başlıyoruz ya.
Bir de böyle belli bir süre hani sığ bir şekilde gidiyor.
Bir süre ilerlemen lazım yani hemen atlamadan önce.
Aynı şekilde çıkarken de aceleyle geliyorsun.
Oradan çıkarken yine ayakların kesiliyor vesaire.
Dolayısıyla onu hatırlıyorum yani.
Diğer yarışlarda böyle bir şey yaşamamıştım.
Orada bu ekstra zorlayıcıydı.
Herkesin ayağı kesikleri içindeydi yani.
Yüzmeye dair de yani 750 metre yüzdüm.
Böyle hatırladığım önemli bir husus olmadı.
Üzerinden de bir yıl geçtiği için yine zor hatırladığım yarışlardan bir tanesi.
750 metreyi yüzdüm.
Şöyle sadece ben burada yarış sonuçlarına baktığımda 17 dakikada çıkmışım gözüküyor.
Ama benim bir tane fotoğrafım var.
Tam böyle yüzme bitmiş sudan çıkıyorum.
Ve orada saatim de görünüyor.
Saatimdeki dakika da görünüyor.
Tam 16 dakikada 16.00'da fotoğraf çekilmiş ben kıyıdayken.
Ama genel yüzme sürem 17.
Yani demek ki orada suda kıyıya çıkıp çipten geçme...
için bir dakika daha zaman harcamışım bir şekilde.
Öyle bir detay fark ettim sadece.
Belki de hani o taşlara kesilmemek için yavaşlık gitti.
Belki. Çip de biraz ileride miydi acaba?
Böyle hemen çıkışta değil de.
Biraz daha. Yemin değilim ama hani bir dakika oynamış.
O şaşırttı beni.
Ama yani ortalama olarak iki pace gibi bir şey.
Benim de toplam 21 dakika sürmüş.
Benim de 2.47 gözüküyor hani çip tarafında sayarsak.
Ya bende şey yani yine de iyi.
Sakatlıkla ilgili sorun yaşamış mıydın?
Tabii canım kol yok. Bu kolu biraz suyun içinden çekiyorum falan.
Kaldıramıyorum dirseğimi falan.
Acıyordu baya. Tek kol böyle bir şekilde gittim.
Ama bir şey yaşamadım.
Çok zorlamadı ağrı.
Biraz daha iyileşme hevesindeydi zaten.
Sadece onun bilincinde olarak zorlamadan devam ettin.
Aynen. İki kulaca bir kulaç gibi böyle şey yaptım.
Sonrasında hemen bisiklete geçtik.
Beni bu omuz aslında bisiklette çok zorladı.
Tutarken çok ağrıyor.
Yani kolumu bırakmak istedim.
Yüzme de bu kadar kısa sürdüğü için ağrı hissetmedim ama bisiklet beni çok zorladı.
Yani bisiklette birazcık saldım.
Bu arada bizim bisikletlerde daha karbon bisiklete geçmemişiz.
Alüminyum bisiklet. Ve kadrosu büyük ve çok dönüş vardı burada.
Sürekli U dönüyorduk.
İki bisiklet iki turdu.
İki turda da U dönüşü yapmamız gerekiyordu.
Ve ben böyle dönüşlerde çok şey bir U keskin bulundum.
Yavaşlayıp uzun kamyonla çevirip döndüğüm için.
Orada da böyle omzum çok ağrımıştı onu hissediyorum.
U dönüşleri biraz can sıkıcı ya.
Tamamen durup sonra tekrar hızlanmak bir de.
Ağır bir bisikletin varsa daha zor oluyor.
Ve yani benim için bisiklet yani en kötü sürüşlerimden bir tanesiydi.
Yani o yokuşlar olsun şey olsun.
Yani bir şekilde tamamladım ama.
Peloton yapabildin mi? Yok bir peloton yok ki kimse yok.
Herkes koşuya geçmiş.
Yani ben daha bisiklete geçerken yani bisiklet sürerken birazcık şey tek başıma sürmüştüm.
Yani o kılında biraz yolum sıkılmıştı açıkçası.
Neyse dedim. Kuşu doğumuzun o kadar şey olmaz.
Kuşu yasaklı enerji dedim.
Yani yüzmeden dolayı biraz dezavantajlı başladın.
O da bisiklette de grupları kaçırmana sebep oldu.
Ki bisikletin de zaten biraz dezavantajlıydı o zamanlar.
Bizim bu arada herhalde üçüncü triatlonumuz muydu?
Mudanya, MW Challenge ve Challenge Gelibolu sanırım.
Üçüncü triatlon. Yani daha da evet yeniyiz aslında.
Evet o yüzden ben tek başıma.
Tek tabanca çıktım.
Şey düşünüyorum olur. Böyle acaba bu triathlonun tersten versiyonu olsaydı ne olurdu yani?
Önce kuşu, sonra bisiklet, yüzme.
O muhabbeti arada yapıyoruz ama o biraz tehlikeli olabilir belki.
Canavli ile bütün vücudunu bitirmişken yüzmek.
Tabii sprintte çok sorun olmaz da.
Değişik bir tecrübe. Acaba bunu yapıyorlar mı?
Böyle bir yarış şeyi var mı?
Ben merak ettim. Sıralamayı böyle değiştirenler önce bisiklet falan hani değişik bir konsept olabilir.
Olabilir. Bu arada satranççılar da aynı şeyi düşünmüş olacak ki satrançta da chess 960 diye bir format var.
Bu arada 960 ismi de şuradan geliyor.
Taşların böyle rastgele dizilerek elde edilebilecek olan başlangıç konumu sayısı.
Piyonlar yine önde kalacak, ön hatta kalacak.
Ama arkadaki taşlar farklı kombinasyonlarda dizilecek mesela.
O şekilde bir format var.
Orada da ezberi bozmak için o şekilde yapıyorlar.
Hani atıyorum hep şahın aynı yerde, vezirin kalenin aynı yerde.
Onlar rastgele karışık bir şekilde oluyor.
Ve o şekilde başlıyorsun.
Dolayısıyla ezbere ilk başlangıç hamlelerini yapamıyor oluyorsun.
Orada da mesela böyle bir şey var.
Peki senin tarafındaki taşlar dağınık, karşı tarafındaki de aynı şekilde dağınık.
Aynen ikinizin de aynı şekilde dağınık.
Yarışa dönecek olursak sonra ben bisiklete geçtim.
Bisiklette şöyle bir şey oldu.
Şimdi ilk kilometrenin içindeyim.
Daha yeni çıktım bisiklete ve jel içeceğim.
Bisikletin üstünde jelimi içtim.
Sonra jelin poşetini cebime koyacağım.
Koyarken de şöyle bir şey oldu.
Gidiyorum normal kendi yolumda ve yol da dümdüz bu arada gidiyor.
Ve yolun kenarında da hani böyle yol kenarında şey olur ya V şeklinde kanallar olur.
Hani öyle bir yol. Hani yolun dışına çıkarsan o kanalın içine giriyorsun yani.
Sonra böyle giderken ben işte jel poşetimi koyarken bir de şeyden sudan çıkmışım ya böyle bir sersemlik var üstümde daha tam atamamışım onu.
Böyle bir iki saniyeliğine bir dikkatim dağıldı.
Tam böyle jel poşetini koyuyorum.
Bir iki saniye böyle gittim.
Hani ne olduğunu anlayamadım.
Bir kendime geldim bir baktım ben yolun kenarına doğru çıkmışım.
Tam o kanala doğru.
Sonra böyle toparlayamadım bir şekilde o kanala girdim.
Boş jel poşetini koyarken.
Kanala girince kanaldan böyle sektim yolun dışına doğru.
Yolun dışında da şey vardı.
Böyle bir evet toprak mı diyeyim.
Böyle şey gibi yamaç gibi hafif.
Tam yol kenarı biraz daha düz.
Taşlar falan vardı. Bu arada bir kayaya çarparak durdum.
Tam o kanala girdim.
Kanaldan çıktım yolun dışına.
Çarptım kayaya ve düştüm.
Ve ilk defa bisikletten düşüyorum.
Böyle bir an şoka girdim anlık olarak.
Ne olduğunu anlayamadım. Pedal da var.
Pedal çıktı zaten ben düşünce.
Sonra böyle yine birkaç saniye gitti geldi böyle bende.
Bir baktım böyle ne olduğunu algılamaya çalıştım.
İşte yol kenarındayım düşmüşüm bisiklet yanımda falan.
Hani böyle anlık git gel oldu.
İşte bir bakıyorum her yerim sağlam mı?
İşte dizimi falan vurdum.
Bir iki böyle ufak tefek şey oldu.
İşte dizim kanıyor. Ama bakıyorum hani acı var mı?
Hareket ettirebiliyor muyum? Böyle kontrol ediyorum.
Sonra kalktım bisiklete baktım bisiklet sağlam mı?
İşte... Panikle şimdi tekrar yarışa devam etmek istiyorum.
Bir şeyimin olmadığını gördüm.
Tam bisiklete bineceğim bir baktım pedal boşa dönüyor zinciri atmış falan.
Orada hızır hızır geliyor geçiyor herkes yanımdan arkadakiler.
Sonra işte zinciri tekrar düzeltmeye çalıştım vesaire derken birkaç dakika kaybettim orada.
Ama moralim de çok bozuldu bu arada.
Sonra zinciri de ayarladım.
Bindim bisiklete ve devam etmeye başladım.
Yani basit bir dikkatsizlikten dolayı böyle bir kaza yapmış oldum.
Tabii daha büyük bir şey de olabilirdi.
Bir yerim kırılabilirdi. Daha kötü sonuçları da olabilirdi.
Ama neyse ki yarışa devam edebilecek şekildeydim.
Yine de bir düştüm böyle.
Gidiyorum yolda ama acayip moralim bozuk böyle.
Artık hani hiç zevk almıyorum.
Bütün o hevesim motivasyonum gitmiş.
O şekilde böyle 1-2 kilometre daha gittim.
Daha yine ilk kilometrelerde oldu bu olay.
Daha böyle 5. kilometreye bile gelmemiştim böyle.
3-4 kilometre arası bir yerdeyim.
Sonra böyle arkamdan biri geldi.
Şey dedi. Gel takıl arkama beraber gidelim dedi.
Bu yarışta da şey draft serbest yani arka arkaya sürebiliyoruz.
Sonra o beni çağırınca tamam dedim arkasına yapıştım birden.
Sonra birden onunla birlikte tempolu sürmeye başladım.
Ve birden benim hani yarış motivasyonum tekrar geri geldi.
Ve o önümdeki kişi de böyle biraz hani uzun boyluydu böyle iyice saklanabiliyordum arkasına da.
Yarıştan sonra da hatta tanıştık İlker Tıraş.
O da eşiyle birlikte triathlon yapan birisi.
Farklı yarışlarda yine denk geliyoruz.
Sonra o beni aldı, çekmeye başladı.
İşte sonra yeri geldi ben öne geçtim, yeri geldi o öne geçti ama çoğunlukla o öne geçti.
O daha diriydi yani o yarışta.
Ben de bir şekilde ona ayak uydurmaya çalıştım.
Arkadan yine bize takılanlar oldu.
Böyle 4-5 kişi olduk.
Yer yer 2-3 kişiye geri düştük.
Ama o yarışın kalanını birlikte tamamladık.
Ve ben orada tekrar aslında yarışa geri döndüm.
Yani benim orada şansım o birlikte o pelotonu yapmaktı.
Evet bana sıcağı sıcağına anlattığında İlker Bey'den bahsetmiştin.
O sana bayağı bir motivasyon olmuş.
Ve şey de demiştin hatırlıyorum böyle orada çalışan polisler olsun, jandarma olsun onlara teşekkür ediyordu.
Ha evet. Ya böyle hani gerçekten sana katıl demesi.
Ya tamam bir yarışın içerisindeyiz ama.
Bu takım ruhu olması yani gerçekten hani o sporcunun zeki çivik ahlaklı kısmını.
Bu tarz böyle sporcular diğer sporculara da motive oluyor.
Onlara ilham alıyor şey gösteriyor yani çok güzel bir kültür.
Sen söyleyince hatırladım evet böyle hani beni gördü bitmiş bir şekilde sanki içine doğmuş kaza yaptığım gibi gel dedi.
Sonra dediğin gibi böyle her adım başı hangi polisi hangi kimi görüşse görsün.
Merhaba, kolay gelsin. Böyle herkese pozitif enerji saçıyordu.
Orada da benim yarışımı değiştirdi yani bu olay.
Galiba sen de sanki İzmir Duatlanı'nda değil mi böyle bir şey yaşamıştın?
Duatlanı'da evet Arzu.
Sen de böyle tam düşmüştün.
Aynen Arzu Korkmaz beni takıl pişme dedi.
Orada benim o halimi gördü.
Gerçekten bu tarz insanlar...
Ben de mesela başka bir yarışta başka birine gel takıl pişme dedim.
Mesela İstanbul Triatlanı'nda olmuştu.
Ya böyle bir kadın sporcu görmüştüm öyle bir nefes deseydi.
Ya bu tarz güzel diyaloglar değil, böyle güzel anlar.
Yani mücadele ettiğin kişilerle birlikte bir ekip olmak bence çok güzel bir olay yani.
Düşünsene yani yanındaki adama aslında yardım ediyorsun.
Aslında o senin rakibin bir bakıma.
Ama tabii o da sana yardım ediyor mesela.
Yer değişiyorsunuz.
Biri öne geçiyor biri arkaya geçiyor.
Bireysel sporculuktan takım sporuna dönüyor.
Her şeyin saf mücadele olmadığını aslında birlik beraberlik o yarış ortamında ne kadar güzel bir şey olduğunu görmüş oluruz burada.
Kesinlikle bu tarz güzel anlar daha unutulmaz oluyor.
Yani siz de o yüzden böyle yarışlarda eğer kendi halinde giden birini görürseniz hadi gel arkama deyip böyle ona bir motivasyon verip onu tekrar yarışa.
kazandırabilirsiniz yani. Belki bisikletten düşmüştür.
Ne olduğunu bilemezsiniz.
Ben bunu yapmaya çalışıyorum gerçekten.
Birini gördüğümde şey yaptığımda hadi gel beraber git.
Tabii draftın serbest oldu hani takım olarak.
Hem benim için güzel bir an oluyor.
Hem onunla mücadele beraber etmek.
Hem onun için hem kendim için yapmak ekstra bir motivasyon ve heyecan katıyor.
Evet. Bisiklet parkuru da böyleydi.
20.7 kilometre sürmüş.
40-41 dakika civarında yaklaşık 31 kilometre bölü saat ortalamaya denk geliyor benim yarışım.
Benimkini sorma.
Ben 51 dakikada sürmüşüm.
Benim de neredeyse 25 kilometre bölü saat ortalamayla.
Yani bir şekilde çıkardım bisikleti diyebilirim.
Sonrasında koşuya geçtik.
Şimdi koşuda şöyle birazcık yine rolling bir parkur vardı.
Yani bisiklet parkuru düzdü bu arada.
Bisiklet parkurunda toplamda 20 kilometrede 100 metre civarı saatime göre iltifa var.
Ama genellikle düzdü yani.
Öyle çok bir eğim falan hatırlamıyorum.
Ama yokuşta eğim vardı.
Hatta ilk başlangıç eğimdi diye hatırlıyorum.
Koşuda da iki tur atıyorduk.
Yani bir git gel 2,5 kilometre yapıyordu.
İki kez git gel yapıyorduk.
Böyle yer yer yokuş çıkıyoruz.
Yer yer yokuş iniyoruz. Asfaltta koştuk ama böyle ormandı kenarda.
Evet evet doğru. Bu arada...
Şöyle bir durum var mesela sabah ilk yüzeceğimiz zaman hava soğuktu ve su soğuktu falan ya koşuda da bir o kadar hava sıcaktı.
Bu sefer böyle işte adım başı su alıp üstümüze döküyoruz vesaire yani orada bu sıcak soğuk dengesi gerçekten.
Biraz zorlayıcı olabiliyor.
Ben seviyorum Triathlon'da böyle suyu her tarafıma dökmeyi.
Bir kendime getiriyor yani.
Mesela ben onu trail'de yapamıyorum.
Trail'de suyunu ekonomik kullanmadan kilometre başı su dökme yeri yok.
Evet Triathlon'da çünkü çok kısa mesafelerde var.
Neredeyse bir kilometrede bir su istasyonu oluyor.
Su istasyonu olmasa bile su dökebiliyorsun süngerler oluyor.
Bu olayını seviyorum.
Benim koşuda da o şekilde böyle ilk 1-2 kilometre daha zordu benim için.
Böyle bende hep şey oluyor triatlonlarda.
Biraz koştukça bacaklarım açılıyor.
Ve gitgide daha hızlı koşmaya başlıyorum.
Burada da negative sprint ile bitirdiğimi hatırlıyorum.
O şekilde böyle ilk turu attım.
İkinci turun sonlarına doğru böyle önümde birisi vardı.
Böyle sürekli onun arkasında koşuyorum.
Hemen arkasındayım. Uygun fırsatta geçeceğim ama hemen de geçmiyorum.
Böyle hemen bir challenge yapmayayım.
Böyle gücümü enerjimi koruyayım.
Sonlara doğru kullanırım diye düşünüyordum.
Ondan sonra böyle son turun son yarısında birden tempomu arttırdım.
Geçtim ve son böyle yokuş aşağı kısım var.
Finish'e kadar giden böyle uzun bir kısım.
500 metre falan vardır herhalde orası.
Belki daha fazladır bilmiyorum.
Sonra orada onu geçtikten sonra artık...
Bütün gücümle koşmaya başladım.
Artık arkadan kimse girip beni geçememesi lazım.
Hani o şekilde finişe kadar gitmem lazım diye.
Oradan depar atarak böyle finişe kadar geldim.
Ve sonra ilk triathlon kürsümü aldım burada.
Yaş grubu üçüncüsü oldum.
Toplam sürem de 1 saat 24 dakika 24 saniye.
Ve arkamdaki rakiple de bu arada 1 dakikanın altında fark var.
Ya bu da şu demek oluyor. Hani gerçekten o bisiklette hani 1 dakika çok büyük bir süre değil.
O bisiklette işte tekrar benim o peloton yapıp yarışa geri dönmem aslında ve koşuda da bırakmayıp devam etmem bana kürsüyü getirmiş oldu.
Benim de koşu şöyle oldu.
Ben tabii bisiklette süremedim, yüzmede yüzemedim.
İçimde bir enerji var yani bir şekilde patlatmam lazım.
Tamam dedim koşuda koşuyorum.
Koşuda da omuzdan bir sıkıntı olmadığı için böyle bam bam koşuyorum ama koşarken bir şey fark ettim.
Yani şimdi yüzmede geç çıktım, stette geç.
Yani koşuda da insanların böyle herkes neredeyse yürüyor Onur.
Hani böyle sıcaktan bunalmış, çok hafif yürüyor.
Ben böyle uzun uzun adımlarla böyle koşuyorum.
Bir garip olmuştu herkes yürürken benim böyle koşuyor olmam.
Dedim ben bir şeyim ama sonradan tabii içimde de hala enerjim var.
Böyle bam bam bam koşuyorum.
Hatta şeyi gördüm.
Koşarken Cansu'yu gördüm.
O da pazar günü orta mesafede yarışacak cumartesi desteğe gelmiş.
Beni çekiyordu işte kamerada.
Nerede kaldın sen? Ona da mesela bir önceki İzmir triatlonu olsun.
Hani orada tanışmıştım, görmüştüm.
Böyle triatlondan insanlar aslında yarışarak ve yarışlarda birbirini tanıyor ve arkadaş oluyor.
Çok güzel bir şey yani.
Belli bir yaştan sonra hani insan böyle arkadaş edinme, yeni insanlarla tanışma ne kadar zordur ya.
Ama bu tarz etkinliklerle bakıyoruz.
Çoğu çevremiz spordan oluşmuş.
Camia çok da büyük olmadığı için hep aynı yarışta benzer.
Aynı kişilerle karşılaşıyorsunuz.
Onların yarışlarına belki denk geliyorsun.
Ya beraber yarışıyorsun ya da farklı anlarda yarışıyorsun.
Birbirine destek alıyorsun.
Çok güzel bir şey bu sporun sana böyle insan kazandırması.
Orada da işte ben koşuyordum.
Gayet güzel geçti koşu.
En son Onur beni koşunun sonunda şey yaptı.
Hadi bas hadi koş diye böyle beni bir gazlıyor.
Ama yani neden gazlıyor anlamıyorum.
Zaten çok kötü geçmiş yarışım.
Sen keyif alarak tıntın koşuyorsun normalde.
Aynen ben bir artık kürsü gittiğini bir düşünüyorum ben.
Hani ama onu öyle bir böldüm ki.
Ben dedim herhalde bir saniyelerle alacağım hani bilmiyorum.
Öyleydi gerçekten. Ben şimdi bitirdim.
Aldım telefonumu bir bakıyorum.
Böyle sen üçüncü müsün dördüncü müsün?
Tam hatırlamıyorum da yani ya 3 ya 4'sin.
O aradasın yani. Galiba 4'tün pardon.
Şu an hatırladım. 4'tün ve önündekiyle aralarında saniyeler vardı.
Çok az süre vardı. Ben o yüzden birden böyle geriye doğru koşmaya başladım.
Olabildiğince geriye gideyim ki gülünü olabildiğince erken bir şekilde görüp haber vereyim diye.
Ben de işte senin yanına gittim de sen yine böyle uzaktan beni gördün.
Aa el sallıyorsun falan. Koş koş gelin.
Çünkü imkansız o bisikletten sonra.
Küssü geliyor hadi koş koş falan filan diye böyle seni kazdım.
Ya ben bir koştum. Yani ben hiçbir koşuşumda böyle bir şey yaşamadım.
Hani şöyle söyleyeyim o kadar hızlı koştum ki sonrası.
Koşarken kustum.
Yani hani kustu kusa böyle böyle millet bana bakıyor.
Önümdekini şey zannettim.
Üçüncü zannettim. Onu geçmek için.
O da değilmiş. O başka bir yaş grubu.
Bir koşuyorum ama yani mide öz suyum ağzıma geldi.
Gerçekten biraz daha zorlasam kan tadı alacaktı.
Nasıl bir şey yaptıysam.
Benim de koşuyorum.
4.38 pace'de koşmuşum.
24 dakika sürmüş 13 saniye.
Yani gene baktığında tabloya hani iyi bir koşu.
İyi tabii canım. Bir de yokuşlu parkursuz zaten.
O zamanlar iyi koşmuşuz ama tabii kaçırdım kürsü yani.
Saniyelerle kaçmıştın evet.
Yapacak bir şey yok ama.
Bu arada ben 4.23 ile koşmuşum.
22 dakikada koşmuşum.
Sen kaç dedin? Ben 24 dakikada koşmuşum.
Yani bizim normalde aramızda daha fazla zaman olurdu.
Bir pace olurdu. Sen bana baya yakın bir pace de koşmuşsun orada.
Normal koştum aslında.
İçimdeki o bisiklet ve yüzmeden almayınca elimden geldiğince zorladı ama %100'ümle şey yapmamıştım mesela.
Belki o bilinçte en başında olsaydın.
Bir de ilk triatlon yarışlarımız ya.
Daha neyin ne olduğunu da tam bilmiyoruz ama.
Çok güzel tecrübe oluyor gerçekten.
Yokuşlu parkur için gayet iyi bir sırasın.
Bu arada şunu hatırlıyorum.
Katıldığımız ilk 4 triatlon ve duatlon yarışında 4-5 yarışta sen hep 4.
oldun ve saniyelerle.
O zamanlar...
Hep böyle şey diyordun. Ya işte bisikleti değiştirmemiz lazım vesaire.
İşte ben diyorum ya tamam bisikleti değiştirmemiz lazım da hani kendimizi de geliştirebiliriz.
O da önemli falan filan.
Ama yani dört yarış, dördüncülük.
Ondan sonra bisikleti bir değiştirdikten sonra sen böyle direkt yani kürsü yapmaya başlamıştın ve çok hızlı etki etmiştin.
Çünkü ya bisiklet hani karbon alüminyumdan geçtim.
Kadro büyük yani dönemiyorum, tutamıyorum.
Hani beni çok yavaşlatıyor ve yoruyor bacaklarımı.
O yüzden kendine uygun bisiklet özellikle uzun parkurlar olsa hani kısa da da aynı şekilde.
Hani çok etkiliyor.
En azından beni çok etkilemişti yani.
Evet bisiklet olayı gerçekten önemli.
Mesela ilk başta yeni başlayanlar hani kendine uygun hani.
Alüminyumdur bir bisiklet alsın evet ama kadro boyu burada çok önemli.
Sadece alüminyum alıp geçeyim değil kendi bacak boyuna uygun bir bisiklet alması lazım.
Onu belirtmiş olalım.
Mesela böyle genel şeyler oluyor.
Biraz daha büyük daha iyidir falan gibi şeyler var.
Duyulan bazı şeyler var.
Ama bunu biraz da araştırıp böyle birkaç bisikletçiye gidip üstüne binip deneyip gerçekten uygun olanı seçmek lazım.
Yani sırf böyle indirimde diye veya...
denk geldi diye almamak lazım.
Bel ağrısı yapabilir veya gücünü tam aktaramazsın.
Sakatlıkları yaratabilir.
Belki o alüminyum kadro da bana uygun bir alüminyum kadro olsa belki daha iyi sürecektim.
Yani o kadar fark etmeyecektim ama hem karbondür hem de kendi kadro boyuma uygun bir bisiklet olunca.
Ben rahat ettim. Sen de yani direkt bisikleti değiştirmek direkt etki etti.
Ben de çok etmedim mesela.
Ben MW Challenge'da karbon bisikletle alüminyumda neredeyse aynı süreyi yapmışım.
O da ayrı bir şey. Sana uygunmuşum.
O muhtemelen şey bisikletin getirdiği avantajla birlikte benim antrenmansızlığın dezavantajı birbirini dengeledi gibi bir şey oldu.
Antrenman da çok önemli.
Aslında en önemlisi o.
Ne kadar ekmek o kadar köfte.
Evet bizim yarışımız da bu şekildeydi.
Gayet keyifliydi.
Aslında dediğim gibi orta mesafe yarışına da katılmayı çok istiyorduk ama bu sene diğer yarışlarımızın çok sık olması hem bazı faktefekte katılıklar olması vs.
O yüzden bu yarışa katılamadık.
Ama yine sprint triathlon'a bir aksilik olmazsa katırabiliriz diye düşünüyoruz.
İnşallah bakalım. Bu Challenge Gelibolu yarışı herkesin çok övdüğü özellikle orta mesafe yarışı.
Herkesin övdüğü yarışlardan birisi hem Türkiye'nin en zor yarışlarından birisi.
Hem de orada hani Gelibolu'da olması, Çanakkale'de olması dolayısıyla bazı hani milli duygular da uyandırıyor yarışırken.
Herkesin gelip görmesi gereken yarışlardan biri.
Her ne kadar biz daha orta mesafe yarışına katılamamış olsak da.
Çok bayırını geçemez olsak da.
En azından sprintle yeni triathlon'a başlayanlar bu duyguyu yaşamak için sprintle başlayıp.
Sonrasında orta mesafeye geçebilir.
Ve zaten bu senede orta mesafeyle sprint farklı zamanlarda oldu.
Üst üste olmadı. Hem sprint hem orta mesafeye de katılılabilir yani.
Evet. Türkiye'deki çok güzel yarışlardan biri.
Yani sahip çıkılması gereken yarışlardan biri olduğunu düşünüyoruz.
Siz de triathlon için yarış planlarınızı yaparken bunu mu değerlendirebilirsiniz?
Bu bölümümüz de böyleydi.
Sonraki yarışlarda ve sonraki bölümlerde görüşmek üzere.
Yeni bölümler için bizleri takip etmeyi unutmayın.
Hoşçakalın, sporla kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
