
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde Zeynep, hayatını ve zamanını düzene sokmak isterken denk geldiği kanban tekniğinden bahsediyor.
Zeynep'i instagramdan takip etmek etmek için tıkla!
Podcastin instagram hesabını takip etmek için tıkla!
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba.
Konuşulacak Çok Şey Var! podcastine.
Hoş geldiniz. Ben Zeynep.
Bugün zaman yönetimi konuşacağız arkadaşlar.
Ben Instagram'dan ne zaman bir vlog paylaşsam ya da gün sonu yapılacaklar listemin son halini atsam bu konuyla alakalı konuşur musun mesajı geliyor.
Hep yani. Hatta geçen haftalarda bir seriye başlamıştım.
Hayatımı düzene sokuyorum serisi.
Bazı kategoriler belirledim.
Beslenme, okuma, iş vs.
gibi. Hepsinin de altına düzene sokmak istediğim şeyleri madde madde ekledim.
Bunu yapma sebebim bir şeylerin böyle çok kontrolümden çıkmasıydı aslında.
Hepimizin hayatında değişiklikler oluyor.
Bazı şeyler ekleniyor ve eski düzeninize göre ilerlerseniz bir şeyler sıkışmaya başlıyor gibi böyle.
Eminim aranızda beni anlayanlar vardır şu an.
Benim için 2024 tam böyle bir sene.
Neredeyse 2 yaşında olan bir yayın evim var.
Beni sosyal medya... Haydi hesaplarımdan takip ediyorsanız biliyorsunuzdur böyle az çok.
Tamamen benim el yazımla oluşan konu anlatım kitapları var yayın evimizde.
Şu an Türkiye'deki her sınava yönelik kitabımız var yani.
Bunun yanında ben aslında bir diş hekimiyim.
Bu senede kendi polikliniğimi açıyorum Kocaeli'de.
Kliniğin yerini Mart ayında tuttum.
Mimarlarla olan süreçler, izinler vs.
derken artık inşaat kısmına geldik.
Bir de sosyal medyada var olan bir işim var tabii ki.
Instagram'da ve kısmetse tekrardan YouTube'da içerik üretiyorum diyebilirim.
Ve göze basit gelse de şu an o videoları çekmek için dahi vakit bulamıyorum bazen.
Bir de podcast var tabii ki.
Burası benim göz bebeğim.
Çok seviyorum. Yani konuşmayı da, okumayı da, araştırmayı da çok seven bir insanım.
Burası hepsini...
Bir arada yapabileceğim bir yer ve bu çok kıymetli benim için.
Buraya da her cuma yeni bölüm yüklemeye çalışıyorum.
Yani benim haftalık ajandam biraz böyle çarşamba pazarı gibi oluyor diyebilirim.
Ya bu bölüme de bir hikayeme atılan bir cevaptan sonra karar verdim aslında.
Epeydir aklımdaydı da o mesajı görünce dedim ki ya bunun hakkında konuşayım ben.
Ben bu sene çok güzel bir film listesi hazırladım kendime.
Bir film kültürü edinmeyi çok istiyorum çünkü.
Çok şükür ki...
Buna sahip bir arkadaşım var ve gerçekten de bir arkadaştan alınacak maksimum verimi almaya çalışıyorum ondan.
Her haftada o arkadaşımla birlikte hazırladığım listeden bir film izliyorum.
Bunu da storyde paylaşıyorum her zaman.
Hatta listeyi de isterseniz onu da instagram profilimde bulabilirsiniz eğer ki merak ediyorsanız.
Ben bu film storiesinden sonra yatağıma geçtim.
Saat böyle 12 geçiyordu biraz.
O sıralar okuduğum kitabımı aldım elime.
Zaten iki bölümüm falan kalmıştı bitmesine.
güzel ilerliyordu. Onu okudum ve bitirdim.
Sonrasında bunu da story attım.
Yani kendimce bir değerlendirmesini yaptım kitabın.
Çok da keyif alarak okuduğumu, su gibi akıp gittiğini ve 3-4 günde hemen bitirdiğimi söyledim.
O story'e şöyle bir cevap geldi.
Yani nasıl? Hem bu kadar koşturmaca oradan oraya sürekli hem kendine vakit ayırıp güzel bir film ardından kitabını bitirip uykuya geçmek.
Bu düzeni nasıl kuruyorsun?
Nasıl bir denge var hayatında Zeynep?
Bu denge kelimesini görünce bir durdum.
Yani bir şeyler gerçekten yolunda mıydı?
Dengede tutabiliyor muydum ki acaba dedim kendi kendime.
Sonra kendime karşı biraz acımasız olduğumu fark ettim.
Çünkü ben o sırada o gün için yazdığım...
15 maddelik yapılacaklar listesini tamamen bitirmiş.
Filmini izlemiş, kitabını bitirmiş bir haldeyken.
Bugün yürüyüşe çıkamadım.
Yani yarın dışarıda olacağım tüm gün.
İki gün peş peşe çıkamamış olacağım şimdi falan diyerek haksızlık ediyordum kendime.
Sonra dedim ki iyi gidiyorsun Zeynep ya.
Yani bir şeyler...
Mükemmel olmayabilir ama sen hallediyorsun.
Kendini biraz şımartabilirsin dedim.
O yüzden geldim.
Biraz zaman yönetimi konuşacağım.
İzninizle, haddime değil ama.
Benim de çuvalladığım vakitler oluyor tabii ki.
Ama benim düzenimin temelini oluşturan bir teknikten bahsedeceğim size bugün.
Geçen sene denk gelip okuduğumda böyle bir denesem mi ya deyip bir şekilde kendimce orasını burasını düzelterek hayatıma dahil ettiğim bir yöntem bu.
İsmi de... Kanban tekniği.
Bu teknik nereden çıkmış?
Kim çıkarmış Zeynep diye sorduğunuzu ben duyar gibiyim.
Kanban tekniği Japonların geliştirdiği bir metot.
1940'larda Toyota fabrikasında çalışan bir mühendis Taichi Ono tarafından geliştirilmiş.
Ve bunu oradaki iş akışlarını daha iyi hale getirmek için yapmış aslında.
Ama biz bunu günlük hayatımıza da entegre edebileceğiz tabii ki.
Kanban kelimesi.
Tahta ya da tabela anlamlarına geliyor.
Bu da tekniği epey özetliyor aslında.
Çünkü bu yöntemin özünde iki şey var.
Görselleştirmek ve sınırlamak.
Şimdi ben az önce...
Uzun uzun anlattım zaten.
Hayatımızda bir şeyler yapmamız gereken çok fazla alan var.
İşimiz var, arkadaşlarımızla olan hayatımız, ailemiz, tamamen kendimizi ayırmak istediğimiz bir vakit.
Bunların hepsi ayrı ayrı zaman istiyor.
Yapılacak bir sürü iş var kafamızın içinde.
Ben her zaman şunu derim.
Yazın arkadaşlar. Kanban tekniği de aynen böyle söylüyor.
Kafanızın içi darmadığın bir halde mi?
Bir sürü yapılacak iş mi var?
Yazın hepsini tahtaya, görselleştirin diyor.
O yapılacaklar listesinin maddeleri böyle kafanızın içinde duracağına bir post-it kağıdına yazılı halde tahtanın üzerinde dursun.
Hatta bu da yetmez.
Bunları sınıflandır diyor.
Ve sınıflandırdığın her alana da isim vermen gerekiyor.
Mesela ben genelde bunu dörde bölüyorum.
Önceden 3'e bölüyordum ama bir sınıflandırma daha açtım ben bu sene.
O 3 yer yetmedi bana çünkü.
Şimdi tabloya dikey çizgiler attık.
Yani sütunlar yaptık ve onu ilk başta 3'e böldük.
Böyle ilerliyoruz ve ilk kısmı büyük bir şekilde yapacağım.
Evet bu kısma yapılacak işlerimizi yapıştıracağız arkadaşlar.
Ben tam da burada bir kısım daha ekledim.
Ondan da ufacık bahsedeyim.
Yani ben az önce de bahsettim.
Bir şeyleri kendinize göre uyarlayabilirsiniz.
İlla bunun böyle kuralı kanunu yok.
Bu yapacağım kısmını da ikiye bölüyorum.
Birine hiçbir şey yazmıyorum.
Diğerine de kocaman bir şekilde acil yazıyorum.
Şimdi ilk sütunu anladığımıza göre ikinci sütuna geçebiliriz.
Buraya da şu ismi veriyoruz.
Yapıyorum. Yapacağım kategorisinden seçip başladığınız bir işi varsa o postiti buraya kaydırmanız gerekiyor.
Ama burada dikkat etmeniz gereken çok çok çok önemli bir şey var arkadaşlar.
Burada kendinize bir sınır koymanız gerekiyor.
Yani aynı anda milyon tane iş yapmak ne kadar vakitten kazandırıyor gibi gözükse de maalesef öyle değil.
Yani buraya bir tane, iki tane, hadi...
Bilemedin en fazla 3 tane post-it kaydırıyoruz.
Anlaştık mı? Şimdi ben bu multitasking olayını gayet iyi yapabiliyorum.
Aynı anda 10 iş yapıyorum.
Hepsi de çok güzel oluyor diyenleriniz olabilir.
Bu şöyle ki zihnimiz aslında bir anda tek bir şeye odaklanabiliyor.
Yani zihnimizin multitasking yapabilme becerisi pek de yok arkadaşlar.
Bizim bu multitasking zannettiğimiz...
Aslında görevlerin aynı anda yapılması değil.
Zihnin bir görevden...
diğerine çok hızlı bir şekilde atlaması.
Yani dikkatin çok hızlı bir şekilde bir görevden diğerine bilinçli olarak yönlendirilmesi.
Bu multitasking terimi bilgisayarlar için kullanılan bir ibareyken nasıl oldu ta?
İnsanlar da aranmaya başladı.
Ben bilmiyorum. Yani gerçekten çok çok uzun yıllar zihnin bu görevden göreve atlayabilme hali daha fazla üretkenlik zannedildi ve artan rekabette de şirketler bu özelliğe çok önem vermeye
başladı. Birden fazla işi aynı anda yürütebilen, multitasking yapabilen gibi ibareler iş ilanlarında çok sık gördüğümüz cümleler yani biliyorsunuz.
Maalesef ki arkadaşlar bilim bize tam tersini söylüyor.
Bu alanda yapılmış çok fazla bilimsel araştırma var tabii ki.
Ama özellikle 2009'da Stanford'da Prof.
Clifford Nass önderliğinde yapılmış bir çalışma var.
Bence oldukça da ilginç.
Nass ve ekibi yaptıkları deneylerde multitaskerların yaptıkları işin toplam miktarına ve iş kalitesine bakmışlar.
Ve hem iş miktarının multitasking yapmayanlara göre daha az olduğunu hem de hata oranının da daha fazla olduğunu görmüşler.
Ve bunu yapanların hafızasının daha kötü olduğunu da ortaya koymuşlar.
Ama bence en çarpıcısı da multitaskerların dikkatinin çok daha çabuk dağıldığını fark etmeleri olmuş.
Yani bu multitasking yapan kişi dikkati...
Oradan oraya önce bilinçli olarak çevirirken bir süre sonra bu kişinin elinde olmaktan çıkıyor arkadaşlar.
Zihin kendi kendine kişinin iradesi dışında atlamaya yani istemsiz olarak dağılmaya başlıyor.
Uzun lafın kısası multitasking yapan insanlar aslında üretken olalım, hızlı olalım, daha çok sonuç alalım derken hem kısa hem de uzun vadede kendilerini tam tersi yönde geliştirmiş oluyorlar
aslında. O yüzden asıl konumuza dönüyorum.
Bu konuyu başka bir... bölüme saklayayım ben.
Ne diyorduk? Yapıyorum kısmına maksimum 3 iş koyuyoruz diyorduk.
Şimdi geldik en güzel kısma.
Son sütun. Benim bebeğim burası.
O sütuna kocaman şunu yazıyoruz.
Yaptım. Şimdi diyeceksiniz ki Yapıyorum kısmındaki iş bitince post-it'i biz çekip atalım.
Yaptık işte. Ayrı üstüne yerleştirmeye gerek var mı?
Var arkadaşlar. Bitirmenin verdiği hazzı yaşamamız gerekiyor çünkü.
Bunu ben böyle hayatı romantize ediyormuşum gibi düşünmeyin.
Şöyle ki biz yapıyorum kısmına odaklandığımızda beynimizde başlayan elektriksel aktivite işleri bitirdiğimizde sönümleniyor.
Ama siz yaptım dediğinizde Bu değişim çok daha belirgin bir halde oluyor.
Bu sadece bu kadar da değil.
Bu yaptığım kısmını kullandığınızda nörokimyasal bir değişim de oluyor.
Vücudumuz serotonin salgılıyor arkadaşlar.
Bu hormon bizi bir güzel rahatlatıyor, sakinleştiriyor, mis gibi oluyoruz.
Ve yaptım demek, bir de onu görselleştirip görmek, kafanızdan bir işin gitmesi demek.
Yani bitti. O iş artık halledildi.
Bu motivasyon da sizin ilk sütunlara geri dönmenizi, yani yeniden bir şeylere başlamanızı çok daha kolay hale getiriyor.
Burada bir şeyden daha bahsedeceğim.
Daha doğrusu yaptığım sütünün bir artısından daha bahsedeceğim.
Bu bizim unutmamızı sağlıyor arkadaşlar.
Yani bir işe başlamak ama onu bitirememek beynimizde zigarnik etkisine yol açabiliyor.
Nedir bu zigarnik etkisi Zeynep?
Bu etki... Kanban tekniğinden de önce keşfedilmiş Rus psikolog Bulima Zigarnik bir güneş ile Viyana'ya tatile gidiyor arkadaşlar.
Orada da bir lokantaya yemek yemeye gidiyorlar ve Zigarnik'in bir şeye çok ilgisini çekiyor orada.
Garsonlar sadece henüz tamamlanmamış siparişleri hatırlıyorlarmış.
Yani sipariş tamamlanınca, servis edilince bunu unutuyorlarmış.
Bu dikkatini çektikten sonra hemen laboratuvarına dönünce birkaç deney yapmış ve beyindeki bu etkiye de hemen kendi adını vermiş.
Yani zigarnik etkisi nedir sorsun cevabı şu.
Kişilerin tamamlanmamış veya bölünmüş, kesilmiş şeyleri tamamlananlara göre daha kolaylıkla hatırladığını ifade eden psikolojik bir kavram.
O yüzden ne yapıyoruz?
İşimiz bitti mi? Onun bittiğini kendi gözlerimizle o sütunda görüyoruz.
Rahatlıyoruz ve unutuyoruz.
Beynimizdeki o klasörü kapatıyoruz artık.
Böyle kuş gibi hafifliyoruz.
Bu teknik... Benim kurtarıcı yöntemim oluyor genelde bu arada.
Böyle işler üstüme üstüme geldiğinde kafamı sadece ajandamla toparlayamadığımı anladığımda bu yönteme başvuruyorum.
Çünkü zaman yönetimi zaten bana böyle bir tane çözme olan bir şeymiş gibi gelmedi hiçbir zaman.
Herkesin kendine göre özel bir düzeni oluyor.
Herkesin kendi aklına yatan bir yöntemi seçmesi gerekiyor bence.
Bu bölümden sonra genellikle kullandığım ajandam hakkında bir podcast bölümünü de kaydedeceğim.
O da çok güzel bir sohbet olacak bence.
Böyle hayatın içerisinde oradan oraya sürüklenirken yapılacak bir sürü de iş varken kafamızın içerisinde böyle bir uğultu varmış gibi gelir ya.
Bir işe odaklanırsınız ama aklınızda diğer iş olur.
Bu sefer de o an yaptığınızdan verim alamazsınız.
En güzeli ne dedik? Yazmak.
Bu durumlarda yazın arkadaşlar.
Yapılacak en ufak işi bile yazın.
Kafanız o kadar rahatlayacak ki o tüm yapılacak işleri önünüzde gördüğünüzde planlamanızı da daha kolay yapabileceksiniz zaten.
Bu zaman yönetimi kısmında bir başka bölümde de...
Planlarımız neden yoldan çıkıyor?
Neleri yanlış yapıyoruz da dikkatimizi toparlayamıyoruz?
Sorusu üzerinde duracağım.
Geçtiğimiz günlerde Harry'nin çalınan dikkat kitabını bitirdiğimden beri de bu çağımızın yeni hastalıklarından olan asla odaklanamama konusu üzerinde de duracağım.
Sosyal medya konuşacağız epey.
Ki ben şu an gerçekten sosyal medyayı içerik paylaşıyorum çıkıyorum.
Yani bu şekilde kullanmaya çalışıyorum.
Çünkü orası sizi içeriye sürüklüyor ve buna engel olamıyorsunuz.
Ve ben ne zaman bu sosyal medya kısmına daha doğrusu ekran süresi kısmına dikkat etsem kendime daha fazla vakit ayırabildiğimi fark ettim.
Geçenlerde bir ara Instagram'da böyle günde 3-4 saat geçirdiğimi gördüm ve bunun yarısını kitap okumaya ayırdığımda o ay bitirdiğim kitapları gören herkes yani nasıl vakit bulabildin
dedi. Şöyle ki o vakit aslında sizde de var.
Sadece bazen telefonu biraz kenara koymak gerekiyor.
Bu çağda epey zor farkındayım.
Ama bu pişman olacağınız bir şey değil.
Birkaç trend videoyu kaçırmak hiçbir zaman kimseye eksik hissettirmez.
Kendinize bol bol vakit ayırmaya çalışın.
Bu ay gerçekten konuşmaktan çok keyif alacağım bölümler bekliyor beni bu arada.
Umarım ki siz de dinlemekten keyif alırsınız.
Benden bugünlük... Siz de artık bir şeyler üst üste bindiğinde acil çıkış yolunu biliyorsunuz.
En azından bir kere eline de olsa deneyebilirsiniz.
Ben de dinledim, buradaydım demek isterseniz Instagram hesabımı açıklamalar kısmına bırakıyor olacağım.
Kendinize çok çok çok iyi bakın.
Her şeyi yoluna koyabilmeniz dileğiyle.
Haftaya görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
