
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Yavaşlamak.. Kulağa nasıl geliyor? Bu bölümde Zeynep, yavaş yaşamın ne olduğunu, nasıl uygulanacağını ve hayatınıza nasıl olumlu etkileri olabileceğinden bahsediyor.
Zeynep'i instagramdan takip etmek etmek için tıkla!
Podcastin instagram hesabını takip etmek için tıkla!
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba.
Konuşulacak Çok Şey Var! podcastine.
Hoş geldiniz. Ben Zeynep.
Bugün benim üstüne çok düşündüğüm bölümü dinlerken de eminim sizin de bolca düşüneceğiniz bir konuyla geldim.
Hayatı yavaşlatmak.
Nedir bu peki? Yavaşlatmaktan kastımız ne tam olarak?
Şimdi daha önce hiç gitmediğiniz ama gitmeyi de çok istediğiniz inanılmaz manzaraları olan bir yer düşünün.
Tam oradasınız şu an.
Vaktinizi nasıl geçirirdiniz?
Böyle yavaş yavaş her şeyin tadını çıkararak mı yoksa çok hızlı, aceleniz varmışçasına yarım yamala keyif alarak mı geçirirdiniz?
Ben çoğunuzun ilk seçeneği seçtiğini düşünüyorum.
Peki hayatlarımız diye sormak istiyorum.
Yani yaşam yolculuğunuzda nasılsınız?
Gerçekten hissederek, güzelliklerin bilincinde olarak mı geçiyorsunuz yaşam yolunuzda?
Yoksa sadece önünüzdekine odaklanıp, aceleci bir tavırla, belki de etrafınızdaki güzelliklerin farkına bile varmayarak mı geçiyorsunuz?
Bu soruda da çoğunun ikinci seçeneği seçtiğini düşünüyorum.
Çünkü ne yazık ki bu koşuşturma kültürü içinde sıkışıp kalmış gibiyiz.
Bu koşuşturma kültürü nedir, nasıldır?
Şöyle ki arkadaşlar, bu kültürü benimsemiş insanlar her gün telaşladırlar.
Yani hep bir şeylere yetişmeye çalışarak geçirirler günlerini.
Bazen hiç telaş yapmalarına gerek olmasa da öyledirler.
Sürekli çalışmak isterler, sürekli üretmek isterler.
Çünkü bunları yapmadıkları zamanlarda suçlu ve yetersiz hissederler.
İsteyip istemediklerinden emin bile olmadıkları onlarca hedefin peşinden giderler.
Katlanmak istemedikleri fedakarlıklar yaparlar.
Bu kültür hostile kültür olarak geçiyor.
Çok uyuyanı sevmez mesela bu kültür.
Zayıf görür. İstediği hayata ulaşmanın tek yolunu çok yorulmaktan geçtiğini düşünür.
Çok acı çekmekten geçtiğini düşünür.
Yorulduğunda bir mola vermeyi, dinlenmeyi yanlış görür bu kültür.
Sürekli meşgul olması gerektiğini düşünür.
Ve bu kültürün içerisindeyken kendimizi sürekli başkalarıyla kıyaslarken buluruz.
kendimizi. Peki sonuçta ne olur Zeynep?
Hem fiziksel hem de mental bir tükenmişlik tabii ki.
Günün her saati ulaşılabilir olmak, aynı zamanda halledilmesi gereken işler, teknolojinin bize sağladığı daha da hızlanma imkanı.
Yani bunlar insan doğasına aykırı bir hızda yaşamaya başlamamıza neden oldu aslında.
Bu hızın altından kalkamayan bedenlerimiz de çok gereksiz bir strese maruz kaldılar.
Ve çağımızın hastalıkları çıkmaya başladı.
Tükenmişlik sendromları çıktı.
Anksiyete ve stres bozuklukları, kronikleşmiş yorgunluk gibi gibi.
Vücut bu çünkü yani bir yerden çıkıyor içinde birikenler.
Bu ve buna benzer hastalıkları yaşamaya başlayan insanlar da bu hızlandırılmış hayatın aslında hiçbir şeyin cevabı olmadığını fark ettiler ve yavaşlamaya karar verdiler.
Yani bir durup ruhlarının kendilerine yetişmesini beklerken yavaş yaşam dediğimiz şeyi buldular.
Çünkü tabii ki de hızlı tempolu bir dünyada yaşarken hayatın tadını çıkarmak ve anın tadını çıkartmak çok sıklıkla gözden kaçabiliyor.
Ama bu slow living yani yavaş yaşam dediğimiz felsefe bu koşturmaca içinde yavaşlamayı ve anın değerini yeniden keşfetmeyi teşvik ediyor bize.
Çünkü bu şekilde yaşamak Sadece zamanı yavaşlatmakla da kalmaz.
Aynı zamanda basit yaşamın güzelliklerine odaklanmamıza, içsel huzura ulaşmamıza, dengeye ulaşmamıza da yardımcı olur.
Daha az stresli, daha fazla mutluluklu bir yaşam tarzı sağlayabilir yani.
Bu bölümde de ben yavaş yaşamın ne olduğunu, nasıl uygulanacağını ve hayatımıza nasıl olumlu etkiler katabileceğinden bahsedeceğim.
Hazırsanız bu yolculuğa çıkalım ve şu soruyu sorarak başlayalım.
Neden yavaşlamaya ihtiyacımız var?
Değişimin ve dönüşümün durdurulamaz bir hızla gerçekleştiği günümüzde çağ ayak uydurmanın tek yolu onunla birlikte hızlanmaktır gibi görülüyor.
Ama biz bu değişimi ayak uydurmaya çalışırken temel ihtiyaçlarımızın aslında hiç de değişmediğini gözden kaçırıyoruz.
Yani bizim neye ihtiyacımız var?
Görülmeye ihtiyacımız var belki.
Takdir edilmeye ihtiyacımız var.
Bir gruba ait olmaya, sevmeye ve sevilmeye ihtiyacımız var.
Ve bu ihtiyaçları karşılayabilmemizin çek yoluysa hayatın hızlı akışından sıyrılmak arkadaşlar.
Başkalarıyla ve kendimizle olan ilişkimizi ve yaşamdaki...
tüm deneyimlerimizi derinleştirmek için yavaşlamak.
Şöyle bir alıntı eklemek istiyorum bu kısımda.
Bu alıntı hızlı kültürü her yönüyle eleştiren bir kitaptan.
Yazar yavaşlık akımını şu sözlerle özetliyor.
Yavaşlık akımı hızlı olmanın her zaman daha iyi olduğunu öğütleyen ve bireyin hızlı olmasını sömüren toplumsal düzene karşı ortaya çıkmış kültürel bir devrimdir.
Yavaşlık her şeyi kaplumbağazında yapmak değildir.
Başlık yapmamız gerekenleri olması gerektiği zamanda doğru sürede gerçekleştirmektir.
Geçen her saniyeyi, her dakikayı, her saati saymaktan çok yaşayabilmektir.
Yapmamız gerekenleri olabildiğince hızlı yapmaya çalışmak yerine olabildiği kadar yapmaya odaklanmaktır.
Yediğimiz yemekten dinlediğimiz müziğe attığımız her adımda sayılardan çok...
kaliteye odaklanmaktır.
Böyle demiş yazar.
Az çok bu yavaş yaşam olayını anlamışken çok ilgimi çeken bir şeyden bahsetmek istiyorum.
O yüzden ufacık bir parantez açacağım hemen.
Şöyle ki bu yavaş olma akımı sanatta bile yerini buldu arkadaşlar.
Ya nasıl Zeynep diye soracaksınız.
Önce bir şey sormak istiyorum ben size yine.
Siz bir müzeye ya da sergiye gittiğinizde tüm eserlere bakar mısınız mesela?
Yoksa bazı eserlerin karşısına Daha uzun süre durup onları mı incelersiniz anlamaya çalışırsınız.
Yani bizi bari müzelerde rahat bırak diyeceksiniz.
Ama evet Slow Art Day diye bir şey varmış.
Bu Slow Art dediğimiz şey sanata farklı bir açıdan bakmayı kutlayan uluslararası bir etkinlik.
Nasıl mı başlamış hemen anlatıyorum.
Phil Terry 2008'de bir müzeye gidiyor arkadaşlar New York'ta.
Ve her şeyi görmeye çalışmak yerine odaklanıcı birkaç parça buluyor.
Sadece iki resim. sanata yavaşça ve dikkatlice bakarsa ne olacağını öğrenmek istiyor aslında.
Ve seçtiği iki resimle zaman geçirerek onlarla daha derin bir bağlantı kurduğunu keşfediyor.
Ayrıca bir sanat eserine yavaşça baktığında sanata bir uzman olmadan nasıl bakılacağını ve deneyimleneceğini de bildiğini keşfediyor.
Ve bu deney yüzlerce uluslararası müze ve galerinin katıldığı...
Her yıl gönüllülerin de katıldığı bir etkinlik haline geldi.
Tüm olayların ortak noktası yavaş bakmaya ortak odaklanma ve sanata bakışınızı dönüştürebilmesi.
Peki yavaşlamak müze gezerken, bir esere bakarken bile neden bu kadar önemli?
Bir şeye yavaş ve dikkatli bakmak zaten başlı başına çok takdir edilmesi gereken bir şey arkadaşlar.
Ve nesne ya da sanat eseri ona ne kadar uzun süre bakarsanız o kadar ilginç hale gelir.
Bu gönüllüler de yani dünyanın her yerinden insanlar sanata yavaşça bakmak için yerel müzeleri ve galerileri ziyaret ediyorlar.
Katılımcılar her biri 10'ar dakikalık 5 sanat eserine bakıyor ve ardından deneyimlerini konuşmak için öğle yemeğinde bir araya geliyorlar.
Ve bu kadar. Ve filteriye göre sadece 5 dakika bile dönüştürücü bir deneyim olabilirmiş.
Öyle diyor kendisi.
Neyse. Kapat parantezi Zeynep.
Döndük konumuza yine.
Ben bu yavaş hayat kavramını günlük yaşantıma nasıl entegre edebilirim Zeynep?
Bana bunu anlat. Bu kısımda önerecek çok fazla şey var aslında araştırmacılara göre.
Ben burada birkaçından bahsedeceğim hemen.
İlk olarak tabii ki de zamanı yavaşlatın diyorlar.
Yani günlük rutinlerinizi daha yavaş bir tempoda yapmaya çalışın.
Acele etmeyin ve işleri daha fazla dikkatli yapın.
diyorlar. Bu maddeye şunu da ekliyorlar.
Zaman yönetimi nedir?
Bunu öğrenin. Böylelikle işlerinizi daha verimli bir şekilde tamamlayacaksınız ve acele etmenize gerek kalmayacak.
Böylece daha fazla zamanınız da olacak.
İkinci olarak bence çok çok önemli bir madde.
Teknolojiyi bilinçli kullanmak.
Teknolojiyi gereksiz yere kullanmaktan kaçının arkadaşlar.
Ben bu konu üzerine ayrı bir bölüm kaydetmek istiyorum zaten kesinlikle.
Sizler de Instagram'da ben böyle istek kutusu diye bir kutucuk bıraktığımda çok yazmışsınız bunu.
Aklımda kesinlikle.
Sosyal medyayı, mailleri ve diğer dijital uygulamaları belirli zaman dilimlerine sıkıştırın.
Orada kullanın. Ve teknolojiyi kullanırken daha bilinçli ve amaçlı olmaya çalışın.
Bazen dijital detoks yaparak biraz uzaklaşın.
üzerinizdeki etkisine bakın.
Bir resetleyin kendinize.
Bunu hiç yapmadıysanız mutlaka öneririm.
Benim kısmen işim bu olduğu halde böyle 2-3 gün her şeyden elimi eteğimi çektiğimi öylesine bile bir girip Bir yıl sizleyim ya bile demeden geçirdiğimi bilirim.
Resetleniyor insan kesinlikle.
Bir diğer öneri de şu doğada zaman geçirmek.
Doğayla bağlantı kurmak da bu akımda çok önemli bir yere sahip zaten.
Vakit ayırabilirseniz belki sabahın erken saatlerinde bir yürüyüş ya da sevdiğiniz insanlarla yapacağınız bir piknik.
Yani her şey olabilir bu.
Belki bahçe işleriyle uğraşmayı seviyor olabilirsiniz.
Bu tarz şeyler yapabilirsiniz.
Meditasyonun da bu konuda ne kadar önemli olduğundan uzun uzun...
Bahsetmeyeceğim ama tahmin ediyorsunuzdur.
O da çok kıymetli bir yerde bu akımda.
Ben bu maddeleri sayarken bunları hayatıma nasıl geçireceğim, yapabilir miyim, neresinden başlayacağım diye sorguluyor olabilirsiniz kendinizi.
Ama bu zamanla bir alışkanlık haline geliyor arkadaşlar.
Yani bazı şeyleri böyle yapmak size daha fazla mutluluk getiriyor bir yerden sonra.
Ama başlangıçta küçük adımlar yaparak başlayabilirsiniz.
Bu her zaman çok kıymettir, hep söylerim.
Bazıları da diyecek ki, Zeynep ben çalışıyorum.
İşim var, gücüm var. Bu dediklerini nasıl hayatıma entegre edeceğim?
Burada da şöyle birkaç öneri yapabilirim.
Mesela ilk olarak önceliklerinizi belirleyin.
İşinizde ve kişisel yaşamınızda önceliklerinizi net bir şekilde belirleyin.
Hangi görevler daha önemli?
Hangi aktiviteler daha önemli?
Bunu anlayın. Onlara odaklanın.
Bir başka önemli konu da zaman yönetimi.
Bunun üstüne çok konuştuk zaten.
Önceki bölümlerde de çok konuştuk.
İşinizi daha verimli... Bir şekilde yapmak için.
Zaman yönetimi becerilerinizi geliştirmeniz gerekiyor arkadaşlar.
Planlar yapın. Bakın Eylül geldi.
Ocak ayını beklemeden bir ajanda edinin kendinize bence.
Çünkü tam akademik ajanda alma mevzimi şu an.
Ben de iş için akademik ajanda kullanıyorum.
Yepyeni bir ajandaya geçmek şu an inanılmaz güzel hissettiriyor bana da.
Ajandanızı kullanın. Planlarınızı yapın.
İşlerinizi önceliklendirin.
Ve işteki gereksiz gecikmeleri en az indirmeye çalışın.
Bir başka madde de...
Dikkat odaklı çalışmak.
Teknolojiye ve diğer dikkat dağıtıcı şeylere karşı direnç geliştirmemiz gerekiyor biliyorsunuz.
Çalınan dikkat kitabını okuduğumdan beridir de neden odaklanamıyoruz üzerine bir bölüm kaydedeceğim.
Aklımda hep bir türlü fırsat bulamadım.
Orada da bu konuyu detaylıca ele alacağız zaten.
İşinize odaklanın. Görevinizi tamamlamadan önce de başka şeylere dalıp gitmeyin.
Bu da çok önemli. Bir de çok atlanan ama en önemli maddelerden biri de...
Çünkü mola vermek.
Mola verin arkadaşlar. Hem fiziksel olarak hem zihinsel olarak dinlenmeniz gerekiyor.
Bir molayı hak ediyorsunuz.
Bir nefeslenmeyi, kendinizi dinlemeyi, rahatlamayı hak ediyorsunuz.
Bu mola süresinde kendinizi tembel hissetmeyin.
İşe yaramıyor gibi, hiç çalışmıyor gibi asla hissetmeyin.
Siz bu molayı hak ettiniz.
Yaşayın bu molayı.
Ve... Hayır demeyi öğrenin.
Hayır diyebilmek podcastimi dinlemediyseniz onu mutlaka dinleyin.
Gereksiz iş yükünüzü azaltmak için de hayır diyebilmek gerekiyor zaten.
Biliyorsunuz arkadaşlar. O yüzden bu da çok çok çok önemli.
Bu konu bence çok önemli bir konuydu bu arada.
Çünkü gerçekten bir koşturmaca içerisindeyiz sürekli.
Ve bu koşturmacadan çıkmak için bir farkındalık gerekiyor belki de.
O da bu bölüm olsun. Son olarak ben bir de şunları söyleyeyim.
Bu maddelerin bir özeti gibi olacak ama olsun.
Yoğunluğun bir seçim olduğunu fark edin.
Öncelikle yapman gereken elzem şeyleri bir kenara koyduğunda aslında yapmasan da hayatına bir etkisi olmayacak çok şey olduğunu da görmen lazım.
Öncelendirmek bu yüzden çok kıymetli.
Ve en yoğun zamanlarında bile kendine zaman ayır.
Kendine zaman ayırmak dediğimiz şey şunu yapmalıyım, vakit varken şunu halletmeliyim gibi melimalı cümlelerine Kendinden uzaklaştırmakla başlar.
Onları bir uzaklaştır.
Bu kendine zaman ayırmak dediğimiz şey fiziksel veya mental olarak hiçbir şey yapmamak da olabilir.
Çok uzun zamandır başlamak istediğim bir kitaba başlamak da olabilir.
İzlemek istediğim bir filmi izlemek de olabilir.
Sen ne istersen. Yoğunluğunun yapmanı istediğin şeylerin önüne geçmesine...
İzin verme. Ve son olarak kendine çok değer ver.
Hayatta mutlu olmak için bunu yapmak gerekiyor çünkü.
Umarım ki keyifli bir bölüm olmuştur.
Ben de buradayım demek isterseniz podcast hesabımızın da artık bir Instagram hesabı var.
Açıklamalar kısmına bırakacağım kendi hesabımla birlikte.
Takip ederseniz çok mutlu olurum.
Kendinize çok iyi bakın.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
