
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde Zeynep, yaşamımızın farklı dönemlerinin kıymetine ve bize neler öğrettiklerine değiniyor. Yaşam üzerine keyifli bir sohbet sizi bekliyor.
Zeynep'i instagramdan takip etmek etmek için tıkla!
Podcastin instagram hesabını takip etmek için tıkla!
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba, Konuşulacak Çok Şey Var! podcastine hoş geldiniz.
Ben Zeynep. Bir kitap okudum, hayatım değişti demeyeceğim ama bir kitap okudum.
Daha ilk bölümünde bunun hakkında konuşsak mı biraz dedim.
Yaşamın mevsimleri üzerine konuşacağız bugün.
Yani yaşam nedir ki aslında?
diyerek başlıyor kitap.
Yoğunlukla hissedilen derken sonra hiç hissedilmeyen bir şey.
Görünüşe göre hep aynı ama sonra tamamen bambaşka.
Ara ara ziyadesiyle değişken sonra yine safi alışkanlık.
Hazlar ve mutluluklar da getirir.
Acılar ve mutsuzluk da.
Bir yaşamın ikisi arasında nasıl bölüneceğini de kimse bilmez.
Kitabın adı Sakin Olmak.
Yazarı da Wilhelm Schmidt.
Kendisi bölüme böyle giriş yapınca yaşam üzerine, daha doğrusu yaşamın mevsimleri üzerine pek de konuşmadığımızı fark ettim.
Şöyle geniş bir açıdan bakalım istiyorum hayatımıza.
Bebeklik dönemlerine, ergenliğe, artık yetişkin olmaya ve en çok korkulana.
Nasıl ki her mevsimin kendine has bir özelliği vardır.
Mevsimler aynı kalmaz.
Değişirler, başkalaşırlar.
İlkbaharda başlangıçların mevsimidir mesela.
Çünkü ilkbaharda tabiat uyanır.
Doğanın dünyayı yeniden canlandırdığını görürüz.
İnsanın bebekliği de, çocukluğu da tıpkı ilkbahar gibi.
Önce bu evrede duralım.
İlkbaharda nasıl her şey yeni, taze ve canlıysa çocukken de öyle değil mi?
Yani yaşamın ilk çeyreği.
Wilhelm Schmidt bu dönemi sabahın erken saatlerine benzetiyor aynı zamanda.
Yani ilk kalkış zahmetli olsa bile yaşamların ilk yıllarında ve on yıllarında genç insanların önünde sayısız olanak uzanıyor diyor.
Her şey olabilir kişi.
Olanaklarını oynayarak, deneyerek ve eğitim yoluyla kullanabileceği o sonsuzlukta kendini ölümsüz hissedebilir.
Böyle anlatıyor bu yaşları.
Tam da yapabilme imkanının mevsimi bence.
Yani bunu yapabilirim demek, isteseydim yapabilirdim anlamına geliyor bu mevsimde.
İnanılmaz bir hayal gücümüz var.
O dönemde elimizde hiçbir şey yokken bile oyuncaklardan yarattığınız o dünyaları düşünün yani.
Saatler geçirirdik değil mi?
Çok güzel bir şey bence çocuk olmak.
Tek amacın sevilmek, eğlenmek, hiçbir şey düşünmek zorunda olmamak.
Gelecek kaygısı taşımadan doyasıya ağının tadını çıkartmak, hiçbir sorumluluk sahibi olmamak ve en önemlisi masumiyet.
Paolo Coelho'nun bir alıntısını okumuştum ben.
Çok da hoşuma gitmişti o denk geldiğimde.
Bu bölümde de bahsetmek istiyorum hemen.
Diyor ki eğer bir gün yolunuzu kaybederseniz bir çocuğun gözlerinin içine bakın.
Çünkü bir çocuğun... bir yetişkine her zaman öğretebileceği üç şey vardır.
Nedensiz yere mutlu olmak, her zaman meşgul olabilecek bir şey bulmak ve elde etmek istediği şey için Var gücüyle dayatmak.
Bu hayata dair bir incelik ve naiflikten söz edildiği yerde çocuğa ya da çocukluğa ilişkin mutlaka bir ize, bir işarete, bir sembole mutlaka denk geliniyor.
Tam burada daha önce hiç yapmadığım bir şey yapıp bir şiir okumak istiyorum.
Çocukların kendini ifade ediş biçimini çok güzel anlatıyor bence.
Orhan Veli'den Bayram Şiiri.
Kargalar. Sakın anneme söylemeyin.
Bugün toplar atılırken evden kaçıp Harbiye nezaretine gideceğim.
Söylemezseniz size macun alırım.
Simit alırım. Horoz şekeri alırım.
Sizi kayık salıncağına bindiririm kargalar.
Bütün zıp zıplarımı size veririm.
Kargalar. Ne olur anneme söylemeyin.
Evet. Nerede kaldık?
Çocukluk. hemen hemen tüm yetişkinlerin imrendiği ve geri dönerek yeniden yaşamayı arzuladığı bir süreç.
Ama şöyle de bir gerçek var ki hepimiz hiç fark etmeden daha...
Anne karnından yaşlanmaya başlıyoruz.
3 yaşındaki çocuk hemen 6, 6 yaşındaki çocuk hemen 12, 12 yaşındaki hemen 18 olmak istiyor.
O yaşlara gelince de hayatın başka bir tarafını görmeye başlıyoruz artık.
Ve ilginçtir ki çocuk için zaman hep yavaş geçiyor.
Büyüdükçe de diyoruz ki ne kadar çabuk yani ne ara bunca sene oldu.
Koskoca işte 20 yıl, 30 yıl, 40 yıl, 50 yıl deriz belki.
Çocukluk da böyle bir hevesle geçer gider tabii ki.
Sizin de tahmin edebileceğiniz üzere bu bölümün ana fikri yaşadığımız mevsimin her zaman kıymetini bilmek olacak.
Çünkü her geçen yıl bir daha hiçbir zaman yeniden gelmeyecek olan yıl.
İçindeyken farkına varamıyoruz, değerini anlayamıyoruz.
O enerjinin, o her şeyi yapabilecek güçte hissetmenin, yaşam enerjisinin.
O yüzden bu bölümden sonra kaç yaşında olursanız olun ne güzel bir yaştayım deyin.
Bu ilk çeyrek dediğimiz kısımda çok fazla şey oluyor.
Bu süreçte edindiğimiz tecrübeler de yaşam boyu zaten kullanım imkanı buluyor.
Ve yaşamın ikinci çeyreğine geçiş böyle uçarcasına yaşanan bir değişim gibi.
Bir şeyleri gerçekten hayata geçirmemiz gerektiğini hissettiğimiz yaşlar.
Gerçek sorumluluklar almaya başladığımız yaşlar.
Ben yaşlı insanlarla sohbet etmeye bayılırım mesela.
Hani 20'lerine dönebilse ne yapardı?
30'larında olsa ne yapardı?
Yani tecrübeli sonuçta yaşamış bir şeyler geçirmiş hayatını.
Belki gelmiş 70 yaşına, 80 yaşına.
Ve o yaşların bir daha gelmeyeceğinin...
bizden daha çok farkında.
Çünkü yaşamın o mevsiminde artık gerçekten bir şeylerin sonsuza kadar gitmeyeceğini anladığımız evreye geçiyoruz.
Benim bir listem var. Böyle hani kaydetmek istediğim podcastler listem.
Ve hani bazen işte toplu taşımada falan aniden aklına bir şey geldiğinde hep notlar kısmına yazıyorum.
Ve orada belki 70'lerinde ya da 80'lerinde olan birinden tavsiyeler almak istediğim bir bölüm var.
20'lerinde olanlar için, 30'larında olanlar için, hepsi için böyle ayrı ayrı tavsiyeler almak istediğim bir bölüm olacak.
Ve bence çok da keyifli olacak.
Ben böyle nasihatler almayı çok seviyorum çünkü.
Belki benim gibiler vardır aranızda.
Benim annem de kırıklar çok bir başka ya der mesela.
Otuzlarındayken de otuzlar çok güzel.
Hayat otuzlarda bir başka derdi.
Bence herkesin böyle olması gerekiyor.
Yani hangi yaştaysa...
Sağ ol.
O yaş bir başka ya.
Gençlik dönemi çok stresliydi benim için mesela.
Üniversite sınavı, sonra mezuna kaldım, bir daha hazırlandım.
Sonra diş hekimliği fakültesi ki stresin somut hali falandı yani o fakülte.
Şimdi dönüp baktığımda o kadar farklı geliyor ki.
Stres tanımım, hayatı bakıştan ötürü değişen fikirlerim...
Çok ilginç geliyor bu bana.
Ve bu hafta sonunda üniversite sınavı var.
Aranızda YKS'ye girecek olanlar varsa şimdiden başarılar diliyorum.
İnşallah gönlünüze göre olur her şey.
Yeterinde çalışmışsınızdır diye düşünüyorum.
Buradan sonra da stres yapmayın.
İlk senesinde bunu beceremeyen biri olarak söylüyorum.
Sınava stresle girmek bana hiçbir şey katmadı.
O yüzden kendinizi yıpratmayın.
Tüm sene elinizden geleni yaptınız zaten.
Buradan sonrası da artık hakkınızda hayırlısı olsun.
Siz kendinize güvenin diyorum.
Ve konu yine dağıttım.
Ben hemen dönüyorum. Ben şu an 25 yaşındayım.
Ve sanırım en merak ettiğim yaşlarım 40'larım.
Yani 40'lar bana şöyle geliyor.
Nasıl diyeyim? Düzenli.
Hayatta böyle bir düzeni varmış gibi geliyor 40'larındaki insanların.
Niye bilmiyorum. Ben bu bölümü kaydedeceğimi söylediğimde yaşlılık üzerine neler söyleyeceği merak edenler vardı.
Ve çok şaşırtıcı bir şekilde yaşlanmaktan inanılmaz korktuğunu söyleyen o kadar çok mesaj aldım ki.
Hani bu şey kadar yani ben yaşlılarla konuşmak bile istemiyorum gibi.
Ben de bu konuda internette bir şeyler okuyayım dedim.
Bunun gerontofobi diye bir şey olduğunu gördüm.
Yani kişiye yaşlanmayı ve yaşlılığı hatırlatan durum ve kişilerden aşırı derecede korkmaya.
Bu korku nedeniyle yaşların bulunduğu ortamlardan kaçmaya kadar giden güçlü bir korkuymuş bu.
İsmi de bu. Herkes yaş almaya farklı tepkiler veriyor tabii ki.
Az önce ne dedim? Çocuklar bir an önce büyümek istiyorlar.
Orta yaşlarda da yaşlanmak pek de istenilen bir şey değil.
Hatta bazı kişiler de yaşlılıktan, yaşlanma kavramından o kadar çok korkuyor ki bu bir fobi haline geliyor.
Bu benim korktuğum bir şey değil.
Yani yaş almak beni korkutmuyor.
Beni ufak da olsa korkutan bir şey illa ki hani seçecek olursam o da...
Çok anısı olmayan bir yaşlı olmak.
Ki bu da olmasın diye hayatımı gerçekten yaşamaya çalışıyorum.
Ben böyle anlatacak bir sürü anısı olan, gençlerin konuşmaktan çok keyif alabileceği, anılarından çok fazla şey öğrenebileceği bir yaşlı olmak istiyorum.
Hani filmlerde çok yavaş ama çok kıymetli şeyler konuşan tonton bir nene olur ya, onun nasihattir böyle tam nokta atışı olur.
Kalbine işler hani. Ben o nene olayım mesela yaşlandığımda.
Yaşlı bir insan benim için tecrübelerle dolu bir insanı temsil ediyor.
Düşünsenize yani 80-90 yıl yaşamış mesela.
Neler yaşamış, neler görmüş.
Enteresan değil mi?
Ben babaannemle sohbet ediyorum sık sık.
Çocukluğundan bahsediyor mesela.
Telefon yok, iletişim çok zor.
Şimdi biz ona memlekete gittiklerinde görüntülü aradığımıza nasıl açacaklarını falan öğretmeye çalışıyoruz.
İnanılmaz tatlı. Hayat çok hızlı gelişiyor çünkü.
Değişiyor. Hiçbir şey yerinde durmuyor.
Geçen Instagram'da bir video gördüm.
Şey yazıyordu. Çocuğuma şu cümleyi kuracağıma inanamıyorum.
Evet. Ben yapay zekadan yaşlıyım.
Gerçekten öyle. Kim bilir 50 sene sonra neler olacak ve şu anki teknolojimiz çok komik gelecek o zamanın çocuklarına.
Bu çok heyecanlandırıyor beni mesela.
O yüzden gezelim arkadaşlar.
Şu anki dünyada hala yerinde duran o harika şeyleri görelim, deneyimleyelim.
Bir de çok okuyalım.
Çok dolu olalım yaşlandığımızda.
Güzel dostluklar, çok güzel anılar biriktirelim.
Bunları yazalım da aynı zamanda.
Ben konuyu yine günlük tutmaya getireceğim ama bundan 30-40 sene sonra bu yaşınızda tuttuğunuz günlükler öyle kıymetli olacak ki arkadaşlar.
Bu yaşlarınızda hissettiklerinizi okumak, o cümleleri okuduğunuzda sanki o güne dönüp belki de ah gençlik işte ya nelere üzülmüşüm.
demek. Ya da nelere nelere mutlu olmuşum demek.
Ben günlük tutmakla alakalı bir bölümde bahsetmiştim bundan.
Şimdi yine azıcık konuşmak istiyorum.
Bazı anılar gidiyor arkadaşlar.
Yani her anıyı tutamıyoruz hafızamızda.
Hani bazen şey oluyor ya Senelerdir dost olduğunuz biriyle oturduğunuz sohbet ediyorsunuz ve bir anınızı anlatmaya başladı.
Siz bir çıkaramadınız yani hatırlayamadığınız tam olarak ama o anlatmaya devam ettikçe ya evet ya dediğiniz bir an var ya hani insanlar belki giderler, belki hayatınızdan
çıkarlar, belki bu hayattan giderler ve geçmişi anmak istediğinizde size o evet ya anını yes atacak biri olmaz belki.
O an yanınızda. O ufak tatlı anıları hatırlamak istediğiniz bir zamanda yani.
O insan yanınızda da olabilir tabii ki.
Ama belki o da hatırlamaz.
İnsanlık bu neticede ama o günlükler size hep bu anları yaşatır.
Çektiğiniz anlık bir fotoğrafı çıktı alıp o günlüğe koymak o anı size tekrar yaşatır.
Anılarımız çok kıymetli.
Ben bunun böyle olduğunu düşünüyorum.
Bu yüzden günlük tutmayı çok seviyorum.
Hepsi benim için çok kıymetli.
Gelecek de çok daha kıymetli olacak benim için.
Çünkü gerçekten bu yaşlarda olmayı seviyorum.
Büyüdüğümde... Bu yaşlardayken bir şeyleri nasıl düşünüyordum, olaylara nasıl bakıyordum, o an neleri kafama takıyordum ya da nelerden çok mutlu oluyordum bunları görmek istiyorum.
O yüzden dediğim gibi her an çok kıymetli.
Mutlu olduğumuz o anları ileride de hatırlayalım.
O anlardayken de bunun çok güzel bir an olduğunun da farkında olalım.
Yaşımızın kıymetini bilelim arkadaşlar.
Bir daha bu yaşlara dönmeyeceğiz çünkü.
Ben her zaman tavsiyelere açık bir insan oldum bu arada.
Özellikle yaşça benden büyük dinleyicilerim varsa nasihatler almayı da çok isterim açıkçası.
Bana söyleyecek, öğütleyecek bir şeyiniz varsa bana her zaman ulaşabilirsiniz.
Ben Instagram adresimi de açıklamalar kısmına bırakıyor olacağım.
Bugünlük benden bu kadar.
Umarım ki keyifli bir sohbet olmuştur.
Size artık nerede eşlik ettiysem çok mutluluk duydum bundan.
Kendinize çok... Çok çok iyi bakın.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
