
Yalnızlık bir insanın başına gelen en kötü şey midir, en güzel şey midir? Bu bölümde Zeynep, yalnızlık üzerine konuşup, dünyada yaygınlaşan yalnızlık kültüründen bahsediyor.
Zeynep'i instagramdan takip etmek etmek için tıkla!
Podcastin instagram hesabını takip etmek için tıkla!
Transkript
Herkese merhaba. Hayvel'in sunduğu Konuşulacak Çok Şey Var! podcastine.
Hoş geldiniz. Ben Zeynep.
Bu hafta konuşacağımız konu bana gerçekten çok uzun süredir istek olarak gelen bir konuydu.
Instagram'da ben ara ara paylaşıyorum hani dilediğiniz bir bölüm var mı, ne hakkında konuşalım diye.
Yalnızlık üzerine çok fazla mesaj geliyor.
İşte çok yalnız hissediyorum, hiç arkadaşım yok diyenler de oluyor.
Tevremde hiç kimse yok, yapayalnızım.
Ya da kalabalıklar içinde kendimi yapayalnız hissediyorum diyenler de oluyor.
Ben de bugün bir anket bıraktım.
Ve dedim ki kendinizi yalnız hissediyor musunuz?
%78 evet dedi.
Bu bence büyük bir oran.
Ben de dedim ki tamam bu bölümün vakti geldi artık.
Çünkü ben podcast'e başladığım ilk zamanlarda bir soru kutucuğu daha bırakmıştım.
Ama o zamanlar kaydedemedim bu bölümü.
Cesaret edemedim belki de bilmiyorum.
İnsan yalnız olduğunu nasıl anlar diye sormuştum.
O zamanlar üniversitedeydim.
Bambaşka bir şehirde tek başıma yazılanları okurken böyle...
O kadar anladım ki o insanları.
Çünkü çok yalnız olduğum, çok yalnız hissettiğim bir dönemdi.
Biri demiş ki önceden tam banyoya girecekken dolu olduğunu görünce çok sinirlenirdim.
Bu duyguyu unutalı yıllar oldu.
Banyo sırası beklemeyi çok özlüyorum.
Bir başkası da bu duyguyu en güzel hastayken anlar insan yazmıştı.
Katılıyorum buna. Benim gibi birçok insanda katılıyor olmalı ki bu konuda gerçekten çok fazla şey yazılmıştı.
hasta olmamak için saçımı kurutmadan dışarı çıkmamayı 32 yaşımda öğrendim.
Bana bunu yalnızlık öğretti demiş biri.
Annemin zorla yıllarca giydiremediği atlet şu an gardırobunun en gözde parçası.
Hastayken yalnız olmak insanı hiç iyileştirmiyor demiş biri de.
Bir demlik çayı yaparken 50 defa düşünmek kesinlikle bir yalnızlık ölçeği demiş bir cevap.
Ben buna bir de tencere yemeğini eklemek istiyorum.
Onları tek başına bitiremeyeceğini bildiğin için ve çok azıcık bir tencere yemeği yapmak da kesinlikle şöyle koca bir tencere yemeğinin tadını vermediği için bence de güzel
bir yalnızlık ölçeği.
Biri demiş ki kendime doğum günü pastası almıştım.
Daha doğrusu bir dilim pasta aldım.
1 artı 1 evimin ufacık balkonunda dışarıya doğru üfledim mumu.
İnsan mumu üfledikten sonra kimse alkışlamayınca da anlıyor bence yalnız olmanı.
Ayy! Bir dertlendik ya vallahi.
Neyse. Bugün yalnız kalmakla yalnız olmak arasındaki farklara da bakacağız.
Ve dünyanın bir yerlerinde yalnız başına olmayı, bir şeyleri tek başına yapmayı akım haline getirenler de var.
Onları da bir inceleyeceğiz.
Bu bölüme hazırlık yaparken yalnızlıkla olan ilişkime de tabii ki baktım.
Çünkü düşünmemek elde değil.
Ve sırf bu bölümü kaydetmeye cesaret edebiliyor oluşum bile bir şeyleri hallettiğim ise...
ettirdi bana. Çünkü o zamanlar yaşadığım yalnızlık isteyerek elde ettiğim bir şey değildi.
Ama şu an bu böyle değil.
Bu manatürü güzel hissediyorum.
Çünkü ben yalnızlığı seven de bir insanım aslında.
Bu konu hakkında en son Fournier'in Tek Yalnız Ben Değilim kitabını okurken düşünmüştüm.
Eğer okumadıysanız çok da sevdiğim bir yazardır.
Mutlaka bakın derim kitaplarına.
Orada şöyle bir soru geçiyordu.
Yalnızlık bir insanın başına gelebilecek En kötü şey midir yoksa en güzel şey midir?
Bu sorunun cevabını düşünmeden önce bahsedilen yalnızlığın seçilmiş bir yalnızlık mı yoksa mecbur kalınmış bir yalnızlık mı olduğunu düşünelim bence.
Eğer ki seçilmiş bir yalnızlıksa bu insana sükunet ve aydınlanma verebilir.
Bence. Ama mecbur kalındıysa insanın başına gelecek en güzel şey de değildir bence.
Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz?
Çok merak ediyorum açıkçası.
Şimdi ben yalnızlığı seviyorum dedim.
Çünkü yalnızlık bir şekilde böyle derin dinlenme gibi geliyor bana.
Hani susarak çok şeyi muhakeme edebildiğim bir süreç gibi.
Bazen tek başıma sinemaya gitmek ya da uzun süren bir kitapçı gezmesinin ardından kendime bir kahve ısmarlamak.
O sırada da yeni aldığım kitaplar.
şöyle bir bakmak ya da kulaklıklarımı takıp şöyle tek başıma güzel bir yürüyüşe çıkmak.
Ben kendimi tanıdıkça kendimle vakit geçirmeyi sevdikçe yalnızlığı sevmeye de başladım.
Bu benim için çok kolay bir süreç.
Cilde diyemem açıkçası.
Çünkü yalnızlık bazen geçmişinizle de alakalı oluyor.
İnsan bir şeyleri kendi içinde halledemediği için çevresindekilerin onu asla anlamadığını düşünüyor.
O yüzden 20 kişilik bir masada da yalnız hissedebilir insan.
Biliyorum. İnsanın kendisini anlama ve keşfetme yolculuğunda terapinin etkisini ben her fırsatta size anlatıyorum.
Fark etmeden taşıdığın yükleri bırakmak.
geçmişin izleriyle bir yüzleşmek hatta kendi sesini yeniden duymak.
Terapi sana seni yeniden tanıma şansı sunuyor.
Düşüncelerin daha netleşiyor, neye ihtiyacın olduğunu daha iyi görüyorsun.
Ama biliyorum ki bu yolculuktaki en zor adımlardan biri de kendine uygun terapisti bulmak.
Tam burada size eşlik edebilecek bir destekçiniz var.
Hywell Online Terapi.
Hywell'in kişiselleştirilmiş kayıt süreci sayesinde kendi ihtiyaçlarınıza uygun bir uzman bulmak için zaman ve enerji kaybetmeden 1400 aşkın uzman psikolog arasından o terapisti kolayca
bulabilirsiniz. Daha sonra seçtiğiniz uzmanla ücretsiz görüşme yapabiliyorsunuz ve sizinle olan uyumunu test edebiliyorsunuz.
Bu bence sürdürülebilir bir terapi için çok önemli.
Eğer terapist ile uyumlanamadığını düşünüyorsanız da farklı uzmanlar ile dilediğiniz kadar ön görüşme gerçekleştirebiliyorsunuz.
Online terapinin bir diğer güzel yanı ise kendi takviminize uygun olarak dilediğiniz yerde ve saatte seans yapabiliyor olmanız.
Tüccarınıza uygun seans paketini seçerek terapi yolculuğunuza başlayabilirsiniz.
Peki bize bir indirim kodu vermeyecek misin Zeynepciğim diye sorabilirsiniz.
Tabii ki bir indirim kodumuz var.
Hayveli indirin. Ve konuşulacak 50 kodu ile ilk seansınıza özel %50 indirme fırsatını kaçırmayın.
Tüm detayları açıklamalar kısmında bulabilirsiniz.
Biz dönelim şimdi yalnızlığa, yalnızlığımıza.
Dünyanın bir yerlerinde insanlar yalnızlığı tercih ediyor demiştim hatırlarsanız.
Koca bir jenerasyon.
Yalnızlığı ve bağımsızlığı büyük arkadaş gruplarına, romantik ilişkilere tercih ediyor.
Neden bunu yapıyorlar Zeynepciğim?
Honjok metodu ile arkadaşlar.
Evet honjok. Güney Kore'den çıkmış olan bu honjok kültürü aslında bir tek orada değil artık dünyanın her yerinde olan bir trende öncülük ediyor aslında.
Honjok Korece'de hon yani yalnızlık ve jok yani kabili anlamına gelen iki sözcüğün birleşimiyle oluşuyor.
tek kişilik kabile olarak da çevirebileceğimiz bir yalnız yaşam felsefesi.
Güney Kore'de tek başına olmaktan ve tek başına aktivite yapmaktan memnun olan insanlar için kullanılıyor bu.
Yalnız başına olmanın çaresizlik ve mecburiyet gibi görülmesine karşı çıkan bu honjok kavramı aslında tek başına mutlu olma sanatı olarak da tanımlanabilir.
Bize örnek ver derseniz tabii ki.
Mesela honbap denilen pratik.
Restoranlarda tek başına yemek yemekten ibaret.
Evet biliyorum bu çoğu kişi için birazcık göz korkutucu bir deneyim.
Farkındayım. Ama tek başına akşam yemeğine çıkma fikri Honjok içerisinde Kutlanan bir aktivite.
O kadar önemli. Bir de honsul var arkadaşlar.
Bu yemek yemekten daha da öte.
Bir yere gidip tek başına içmek.
Bu pratikler bazı olayların ardından çıkmış tabii ki.
Mesela bir kişinin gitmeyi çok istediği bir yere kimsenin gelmek istememesi.
Normalde bunu iptal edebilirsiniz.
Belki hiç gidemeyeceksiniz bir daha oraya.
Ama bu kültürde diyor ki hayır.
Burayı görmeyi çok istiyorsan gidebilirsin kendi başına.
Bu arada Güney Kore popülasyonunun yaklaşık %48'i her ay iki kere honsul pratiğinde bulunmanın zihnen ve ruhen rahatlatıcı olduğunu belirtmiş.
Eğer şu zamana kadar hiç kendinize tek başınıza olduğunuz bir kahve date'i ısmarlamadıysanız bu bölümü dinledikten sonra müsait olduğunuz en yakın zamanda bir deneyin bunu.
Tamam mı? Eğer anlaştıysak bir başka pratiğe geçeceğim.
Bu da Hon Nol arkadaşlar.
Hon Nol geleneksel olarak grupça yapılan her tür eğlence verici aktivitenin yani sinemaya gitmek olabilir, karaoke odası kiralamak, dans etmek, tatile gitmek gibi eylemlerin
tek başına yapılması.
Şimdi Zeynepciğim abartma diyenleriniz var şu an ama abartmıyorum.
Arkadaşlar bunları yapmak yani yalnızlık hissi yaratabilecek her durumun yeniden yorumlanarak bireysel iyi olma halini destekleyecek bir aktivite haline dönüştürülmesi demek.
Yani Honjok tek başına olmak yalnızlık anlamına gelmez fikrine dayanıyor.
Kendimizle baş başa kaldığımızda mutlu olmamızı öğütlüyor bize.
Yani şuna karşı çıkıyor aslında.
Mutlu olmak için kocaman bir arkadaş grubuna sahip olmak zorundasınız.
Çünkü insan arkadaşlar kendi başına var olmayı ve mutlu hissetmeyi öğrenmediği sürece kurduğu ilişkilerde de mutluluğu bulamayabilir.
Ve kendini yalnız hissedebilir.
Bu az önce bahsettiklerim, tek başına yapılan aktiviteler seçilmiş bir yalnızlık.
Bunun altını çizmek istiyorum.
Bir de mecbur kalınmış yalnızlıklar var.
Bunu söylerken aklıma hep çok yaşlı insanlar geliyor benim.
Eşlerini kaybetmiş yaşlı insanlar.
Belki bazı yaşlıların yüzündeki o öfke de bu yüzden.
Ben bunu çok düşünüyorum mesela.
Çünkü mecbur kalınmış bir yalnızlık bu.
Acı çekiyorlar. Belki de onların yardım çığlıklarını duymuyoruz.
Belki de bir gün bu dünyayı sessiz sedasız terk ederlerken hiçbirimizin haberi olmayacak.
Bir de aklıma gelen bir isim var.
Bu bölümü yapmaya karar verdiğim gibi o gelmişti aklıma.
Nilgün Marmara arkadaşlar.
Nilgün Marmara intihar ettikten sonra eşi demişti ya, şiir yazdığını bile bilmezdim.
Bir kenarda pıtır pıtır bir şeyler yazardı.
Çok üzmüştü beni bu cümlem.
Ömür boyu birlikte olmaya söz verdiği insanla aynı evin içerisinde yabancıya dönüşmek ne kadar korkunç.
Bir de bir yazı görmüştüm.
Sartre'ın cenazesiyle ilgili.
Ömrü boyunca yalnızlığından şikayet edip bu konu üzerine yazdı.
Ama cenazesi mahşer yeri gibi kalabalıktı diye.
Yazdıkları eserlerden sonra cenazesinde binlerce insan olmasının yaşarken ya da yazarken yanında olmayan herkesin cenazesinde olmasıyla bağlantısını
çözemiyorum ben. Gündelik hayatında onu anlayan insanları bulsaydı zaten bu hislerle baş etmek zorunda kalmazdı.
Belki de bunları yazmazdı.
Değil mi? Yalnızlık hissi daha çok anlaşılmayla ilgili bence.
Sevdiğin anları, fikirlerini paylaştığın ve bunları önemseyen biri ya da birilerinin varlığıyla orantılı bir şey gibi.
Ne kadar anlaşılıyorsan o kadar az yalnızsındır gibi düşündüm ben hep.
Bu bölümün sonuna da gelmişken önce yalnızlığı çok isteyip de yalnız kalamayanlara, özgürlük, yapayalnız hissedenlere de...
Onlara yoldaşlık edecek bir dost diliyorum.
Bir de tabii ki hepimize güzel ve huzurlu bir hayat.
Ben yalnız değilim zaten diyenler de vardı ankette.
Onlar da sevdiği insanlara şöyle güzel bir sarılsın, sevdiklerini söylesinler.
Belki de ihmal etmişsinizdir, belki karşınızdaki insanın yalnız olduğu bir sürece denk gelir bu.
Gerçekten ilaç gibi bir şey.
Bir anda sevdiğim bir insandan bunları duymak.
Çünkü insan bazen karşısındakinin nasıl bir dönemde olduğunu anlamayabilir.
Bu yüzden... Bu bölüm bir hatırlatıcı olsun.
Umarım ki keyifli bir sohbet olmuştur sizler için de.
Ben de buradayım, dinledim demek isterseniz ben Instagram adresim açıklamalar kısmına bırakacağım.
Podcast'inde yeni bebek bir Instagram hesabı var.
Onu da takip etmek isterseniz o da açıklamalar kısmında olacak.
Kendinize çok iyi bakın.
Her hafta olduğu gibi haftaya, cuma, sabah 6'da yeni bölümde görüşmek üzere.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
