
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde Zeynep, telefonlarımızla kurduğumuz ilişkinin neden bu kadar güçlü olduğunu araştırıyor: Beynimizde dopamin döngüsünü tetikleyen tasarım kararlarından "sadece odada olmasının" bile zihinsel kapasitemizi düşürdüğünü gösteren araştırmalara kadar, telefon bağımlılığının ne kadar sinsi çalıştığını konuşuyor. Dikkatimiz kime ait — ve bunu geri almak için ne yapabiliriz?
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba. Konuşacak çok şey var podcastine.
Hoş geldiniz. Ben Zeynep.
Bugünkü bölüme başlamadan önce ben bir soru sormak istiyorum size.
Çok basit şeyler. Korkmayın.
Şu an neredesiniz? Yani yürüyüş yapıyor musunuz?
Arabada mısınız? Şöyle bir yatağıma uzandınız.
Nereden dinliyor olursanız olun.
Tahmin ediyorum ki telefonunuz ya elinizde ya da çok yakınınızda.
Ve büyük ihtimalle...
Bu bölümü dinlerken en az bir kere böyle bir telefona bakacaksınız ya da bakma isteği duyacaksınız.
Bunu sizi suçlamak için söylemiyorum.
Kendimi de dahil ediyorum bu cümleye.
Çünkü bugün konuşacağımız şey tam olarak bu arkadaşlar.
Telefonlarımıza kurduğumuz ilişki.
Bu ilişkinin neden bu kadar güçlü olduğu, işte beynimizde neler yaptığı, araştırmacaların bu konuda neleri keşfettiği ve belki de En önemlisi bu ilişkiyi nasıl yeniden şekillendireceğimizi
konuşacağız. Hazır mısınız?
Biraz ürkütücü bir konu olduğunun farkındayım ama...
Önce... Böyle sayısal bir veri ile başlayalım.
Ortalama bir insan telefonla günde 96 kez bakıyor arkadaşlar.
Yani her 10 dakikada bir.
Uyku saatlerini de düşündüğünüzde bu sayı aslında çok daha tuhaf bir hal oluyor.
Çünkü günün yalnızca uyanık olduğunuz kısmında bu kadar bakıyorsunuz.
Bazı araştırmalar bu sayının gençlerde 150'yi hatta 200'ü geçtiğini gösteriyor.
Bunu şöyle düşünebilirsiniz.
Günde 150 kez telefona bakmak yaklaşık her 6 dakikada bir demek.
Yani bir arkadaşınızla kahve içerken, işte bir toplantıdayken, çocuğunuzla oyun oynarken hatta sadece böyle yürürken 6 dakikada bir içinizde küçük bir çekim
hissediyorsunuz. Hani şöyle bir bakayım ya hissi geliyor.
Ve çoğu zaman farkında bile değilsiniz.
Değiliz yani. Peki bu nasıl oldu?
Nasıl bu noktaya geldik arkadaşlar?
Bu sorunun cevabı kısmen tasarımında...
Kısmen de beynimizin çok eski bir özelliğinde saklı.
Dopaminle başlıyoruz bu bölümde.
Tabii ki de dopaminle bahsedeceğiz.
Bildiğiniz gibi ben bunu ayrı bir bölümde yapmıştım ama şöyle kısa bir özet geçeceğim.
Dopamin dediğimiz şey beynimizin ödül sistemine ilişkili bir nörotransmitteri.
Yani bir şey bizi memnun ettiğinde, bir beklenti gerçekleştiğinde ya da bir sürprizle karşılaştığımızda dopamin salgılanır.
Ve bu his çok güçlü.
Tekrar yaşamak istiyorsunuzdur.
Bütün bağımlılıkların temelinde de bu döngü var tabii ki.
Şimdi şunu düşünelim hemen.
Telefona her baktığımızda ne oluyor?
Bazen bir bildirim var bazen de yok.
Bazen ilginç bir mesaj var bazen yok.
Bazen sosyal medyada sizi mutlu eden bir şey var.
Bazen can sıkıcı bir şey var.
Belirsizlik yani işte her seferinde farklı bir şey çıkabilir hissi aslında dopamin salgılamanın en güçlü tetikleyicisi.
Buna değişken ödüllendirme deniyor ve işte kumar makinelerinde tam olarak bu prensibi kullandığı biliniyor.
Telefonunuz beyniniz açısından bakıldığında cebinize taşıdığınız küçük bir kumar makinesi gibi çalışıyor.
Böyle her kaydırma, her bakış hani bir belki böyle bu sefer ilginç bir şey vardır umuduyla gerçekleşiyor.
Ve bu tesadüf değil tabii ki.
2017 yılında Tristan Harris Kendisi eski bir Google tasarım etiği uzmanı.
Bu konuda çok ilginç bir şey söyledi.
Bir avuç teknoloji şirketinin kararları bir milyar insanın düşüncelerini şekillendiriyor dedi.
Kendisi silikon varlığında çalışıyordu ve şunları anlattı o dönemde.
Uygulamaların insanları mümkün olduğunca uzun süre ekranda tutmak için bilinçli olarak tasarlandığını, yani her özelliğin, her bildirimin, her kaydırmanın kullanıcı davranışını manipüle etmek üzere
test edildiğini söyledi.
Bu Instagram'ın beğeni butonu vs.
de tesadüf değil. Yani onu başlangıçta harika butonu olarak tasarlamışlar.
Sonra beğeniye dönüşmüş.
Çünkü beğeni sayı...
insanları daha çok kontrol etmeye itiyor.
Daha çok kontrol, daha çok ekranda geçirilen süre demek.
Peki bu bilgiyle ne yapacağız Zeynepciğim?
Öncelikle şunu bir anlayalım.
Bağımlılık kelimesini kullandığımda hiç abartmıyorum arkadaşlar.
Araştırmalar telefon kullanımının bağımlılık kriterlerinin gerçekten karşıladığını gösteriyor.
Yani madde kullanımında...
Bağımlılığın belirtileri neler?
Şöyle bir bakalım. Kontrolü kaybetmek, bırakmak isteyip bırakamamak, olmadığında yoksunluk belirtileri yaşamak, hayatın diğer alanlarını olumsuz etkilemesi mesela.
Bunların hepsini telefon kullanımında görebilirsiniz.
2019'da bir araştırma yapılmış ve katılımcılara şu soruyu sormuşlar.
Telefonunuzu günde kaç saat kullandığınızı tahmin edin.
Ortalama tahminleri böyle 2 saat falan.
Gerçek sayı 4'den fazla.
Arkadaşlar yani insanlar kendi kullanımlarını yarı yarıya eksik tahmin ediyor.
Bu da bağımlılığın başka bir özelliği.
Farkında olmadan gerçekleşiyor.
Ben burada çok enteresan bir deney anlatmak istiyorum.
2018'de yapıldı bu ve bence bu konunun en çarpıcı örneklerinden de biri.
Araştırmacılar üniversite öğrencilerinden bir grup oluşturdular ve onları iki gruba ayırdılar.
Birinci grup telefonlarını yanlarında tuttu.
İkinci grupsa telefonlarını odadan çıkardı böyle.
Tamamen bambaşka bir yere koydu.
Göremeyecekleri bir yere.
Sonra her iki gruba da zihinsel kapasite testleri uyguladılar.
Sonuç tabii ki de çok şaşırtıcı.
Telefonu aynı odada...
Ama çantasında tutanlar telefonu tamamen bambaşka bir odaya koyanlardan daha düşük performans gösterdi.
Yani telefon sessize alınmıştı, yüzüstü çevrilmişti, hiçbir bildirim de gelmiyordu.
Yani sadece oradaydı ve bu bile zihinsel kapasiteyi düşürmeye yetiyordu arkadaşlar.
Buna beyin boşaltma etkisi.
Adını verdiler. Yani telefonunuz görüş alanınızda ya da farkınızda olduğu sürece beynin bir kısmı onu gözetlemeye ayrılıyor.
Yani bir şey geldi mi?
Bir şey kaçırıyor muyum?
Anladınız mı? Yani bilinçli olarak düşünmüyor olsanız bile bu arka planda sürüyor.
Ve bu tabii ki de diğer şeyler için kullanabilecek zihinsel kapasiteden çalıyor.
Sadece orada olması yeterliydi.
Yani ben bu bulguyu ilk öğrendiğimde böyle bir sürü üzerine düşündüm.
Kaç toplantıya, kaç sohbete, kaç kitap okuma saatine telefonum sadece orada olarak girdi.
O anlarda ne kadar gerçekten orada olduğumu sorguladım bir.
Ve bu tabii ki buradan sonra bizi çok önemli bir konuya getiriyor.
Dikkat! Dikkat 21.
yüzyılın en değerli kaynağı arkadaşlar.
Ve teknoloji şirketleri de bunu çok iyi biliyor.
Dikkat ekonomisi denen bir kavram var.
Temel fikir şu. İnternet çağında para kazanmanın yolu insanların dikkatini mümkün olduğunca uzun süre tutmaktan geçiyor.
Yani mesela reklam gelirleri buna bağlı.
Bu yüzden her platform, her uygulama sizin dikkatiniz için savaşıyor aslında.
Ve bu savaşta biz kaybediyoruz.
Microsoft 2015 yılında bir araştırma yapmış.
İnsanların ortalama dikkat süresini bir hesaplamışlar.
2000 yılında 12 saniye bu dikkat süresi.
2015'de ise 8 saniyeye düşmüş arkadaşlar.
Bakın 2015'den bahsediyorum.
2026'da kim bilir kaç saniyedir siz düşünün.
Şu bilgiyi de eklemek isterim.
Bir akvaryum balığının dikkat süresi 9 saniye.
Böyle düşündüm. Tabi bu araştırma çok tartışıldı.
Çünkü dikkat süresini ölçmek bu kadar basit değil.
Ama genel eğitim...
Sürekli bölünen dikkat derinlemesine düşünme kapasitemizi etkiliyor.
Burada anlaştılar. Yani bir konuya uzun süre odaklanmak giderek daha da zorlaşıyor.
Ve bu çok sinsi bir kayıp.
Çünkü biz kaybettiğimizi fark etmiyoruz.
Kaybettiğimiz şeyin kendisi, yani işte derin odak, gitgide yabancılaşıyor.
Ben bakın günde kaç tane böyle mesaj alıyorumdur bilmiyorum.
Hani kitap okumayı çok istiyorum ama asla odaklanamıyorum.
Bir sayfa odaklanıyorum, ikinciye geçemiyorum.
İnanılmaz yazıyor insanlar bunu bana.
Kalney Ford bu konuyu çok güzel anlatıyor bence.
Derin Çalışma adlı kitabında şöyle diyor.
Sürekli bölünen, dikkatli yapılan yüzeysel işlerle saatlerde kesintisiz odaklanarak yapılan derin işler arasında kalite olarak dağlar kadar fark var diyor.
Ve sürekli telefonla bölünen bir zihin derin çalışma moduna girmeyi giderek daha da zor buluyor.
Bir de bunun sosyal boyutu var.
Çünkü telefon sadece dikkatimizi değil artık ilişkilerimizi de çok etkiliyor.
2012 yılında Sherry Turkle isimli birisi, bir araştırmacı insanların yüz yüze konuşmalarını inceliyor.
Ve şunu fark ediyor. Masanın üzerinde bir telefon varsa, bakın açık olmasa bile, sadece orada duruyor olsa bile konuşmanın derinliği azalıyor.
İnsanlar daha yüzeysel konular seçiyor.
Daha az kişisel şeyler paylaşıyor.
Sanki her an bölünebilecekmiş gibi hissettiriyor ve bu his konuşmayı çok değiştiriyor.
Torkel'ın bu araştırmadan çıkarttığı sonuç şu ve...
Bence çok enteresan.
Telefonun varlığı insanları birbirini daha az dinlemeye yönlendiriyor.
Ve bu azalan dikkat de zamanla ilişkilerin dokusunu değiştiriyor.
Şöyle bir düşünmenizi istiyorum burada.
En son ne zaman bir arkadaşınızla saatlerce böyle telefonsuz konuştunuz?
Masada telefon yoktu, çantadaydı ya da evde kalmıştı.
O konuşmanın nasıl hissettirdiğini hatırlıyor musunuz?
Muhtemelen çok daha...
Dolu, çok daha gerçek hissettirmişti.
Burada en önemli soruya geleceğim bu bölümün.
Bunu biliyor olmak ne işe yarıyor?
Ne işe yarıyor Zeynep'ciğim?
Çünkü bilmek de her zaman yetmiyor.
Hepimiz telefonu fazla zaman aldığını biliyoruz.
Yani bu bölümde öğrenmediniz bunu.
Hepimiz daha az bakacağım diyoruz.
Ama işte birkaç saat sonra yine aynı döngüdeyiz.
Bunun nedeni şu. Bu bir irade meselesi değil.
Arkadaşlar bunu bir kabullenelim.
Bu bir tasarım meselesi.
Telefonunuzu daha az kullanmak için sadece daha güçlü bir iradeye sahip olmak yetmiyor.
Çünkü karşı tarafta irade yok.
Algoritma var. Yorulmayan, uyumayan, her seferinde bir öncekinden daha akıllı hale gelen bir sistem var.
O yüzden araştırmacıların ve işte bu konuyu düşünen insanların önerdiği şeyler irade değil.
Çevre tasarımı üzerine kurulu.
Yani ne demek bu? Telefonunuzu daha az kullanmak için daha güçlü olmaya çalışmayın.
Onun sizinle olan ilişkisini fiziksel olarak zorlaştırın.
Bunun pratikte ne anlama geldiğini düşündüğümde aklıma birkaç şey geliyor benim.
Mesela işte telefonunuzu yatak odanıza şarj etmemek.
Hem uyumadan önceki o son bir bakış hem de sabahki ilk bakışı ortadan kaldırıyor bu küçük değişiklik.
Uyandığınızda telefonunuz elinizin altındaysa zihniniz daha gözlerinizi açmadan bakın.
O kadar erkenden o gündemi, bildirimi, mesajları işlemeye başlıyor.
Başka bir odada şarj etmek bu eşiği yükseltiyor tabii birazcık.
Ya da uygulamaların ana sayfadan kaldırılması.
Şimdi telefona bakma alışkanlığımızın önemli bir kısmı kasıtsız.
Yani böyle elimiz bir gidiyor, uygulamaya yatıyoruz.
Ne için açtığımızı bile bilmiyoruz.
Uygulamayı birkaç ekran geride böyle bir klosörün içine koymak bu otomatik davranışı yavaşlatıyor.
Bilginize. 2020'de bir araştırma yapılmış.
Demişler ki katılımcılara iki hafta boyunca sosyal medya uygulamalarını telefonunuzdan silin ama bilgisayardan kullanmaya devam edebildiler.
Yani... Böyle tamamen yasaklanmadı.
Sadece telefon kısmı kaldırıldı.
İki hafta sonra bakın katılımcılar hem daha az kullandıklarını hem de günlük iyi oluş puanlarının arttığını bildirdiler.
Böyle küçücük bir sürtülme eklemek yani uygulamaya erişimi birazcık zorlaştırmak kullanımı çok ciddi ölçüde değiştirmişti yani.
Ben burada şunu söylemek istiyorum bir de.
Bu bölüm bir hani telefonunuzu bırakın manifestosu değil.
Telefonlar inanılmaz araçlar.
Sevdiklerimize bağlantıda kalmamızı sağlıyorlar.
Öğrenmemize yardımcı oluyorlar.
Hayatımızı kolaylaştırıyorlar yani.
Mesele telefonu hayatımızdan çıkarmak değil.
Bakın burada yanlış anlaşılmak istemiyorum.
Telefonu bilinçli olmak.
Onu ne zaman, neden, nasıl kullandığımızın farkında olmak.
Farkla otomatik pilot arasındaki o küçücük mesafe aslında çok büyük bir şeyi değiştiriyor arkadaşlar.
Ben bu bölümü hazırlarken kendi telefonum.
Telefon kullanmam hakkında böyle bir düşündüm.
Sabah uyandığımda ne yapıyorum?
Böyle bir bildirime, bir mesaja bakıyorum bazen.
Bu bakış güne ait olmayan bir gündemle başladığım anlamına geliyor.
Yani başkasının söyledikleri, başkasının paylaştıkları, başkasının beklentileriyle.
Kendi düşüncelerime, kendi hislerime, o günün nasıl geçmesini istediğime dair hiçbir şey yok henüz zihnimde.
Ama telefon zaten orada.
O zaten konuşuyor. Bu küçük bir şey gibi görünüyor.
Ama her sabah böyle başlayan bir zihin zamanla kendi sesini duymakta çok zorlanıyor arkadaşlar.
O yüzden ben sabahları belki böyle bir yarım saat telefon elime almamaya çalışıyorum.
O yüzden bugün yapabileceğiniz en küçük şey şu olabilir.
Yarın sabah Uyandığınızda böyle gözünüzü açtınız.
Telefona bakmadan önce bir 5 dakika bekleyin.
Sadece 5 dakika. Ne hissediyorsunuz?
Gün hakkında ne düşünüyorsunuz?
O 5 dakika tamamen size ait.
Böyle kimsenin bildirimi yok.
Kimsenin haberi yok.
Kimsenin beklentisi yok.
Sadece siz ve o sabah var.
Bu küçük bir şey. Çok küçük bir şey.
Ama bu küçük şeyler zamanla büyük değişimlere dönüşüyor.
O yüzden ben kendi adıma konuşmam gerekirse bu...
uyandığımda telefonu 20 dakika, 30 dakika hiç elime almamanın hayatımı çok etkilediğini düşünüyorum.
Bir de gece yatmadan önce.
Bana bazen diyorlar işte bir ayda bu kadar kitabı nasıl okuyorsun vesaire diye.
Bazen bakın gerçekten gün içinde hiç kitap okumadığım aylar oluyor.
Bakın hiç 30 günün 30'unda da hiç gündüz kitap okumamışım.
Ama yatmadan önce ben her gece 15 dakika, 10 dakika, 20 dakika kendimi ne kadar dinç hissediyorsam Ona göre kitap okumaya vakit ayırıyorum.
Uyumadan önceki o 15-20 dakikamı telefona değil de kitaba veriyorum.
Bakın böyle bile bir ayda birkaç kitap okuduğumu biliyorum.
Sanki bunu yaptığımda daha dinç uyanıyor gibi hissediyorum.
İyi geliyor bana. O yüzden bunu da tavsiye edebilirim.
Hem sabah yarım saat hem de gece yatmadan önce yarım saat.
Kendimi ayırıyorum. Telefonu bir kenara bırakıyorum.
O ışığı da almamış oluyorum.
Bana iyi geliyor. Bugün böyle telefon bağımlılığının neden bu kadar güçlü olduğunu, beynimizde nasıl çalıştığını, araştırmaların bu kadar neler söylediğini şöyle bir anlattım.
Ama bütün bunların altında yatan asıl soru şu tabii ki de.
Dikkatiniz kime ait?
Günlerinizi, saatlerinizi, o küçük anlık bakışları kim yönlendiriyor?
Bu soruyu kendinize sormak bence her şeyden önce geliyor.
O yüzden... kıymetli olduğunu düşünüyorum.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Ben de buradaydım. Dinledim.
Zeynep demek isterseniz açıklamalar kısmında bana ulaşabileceğiniz sosyal medya hesaplarını bulabilirsiniz.
Kendinize çok iyi bakın.
Görüşmek üzere. Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
