
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Tarih birbirine olan aşkları zamanı ve kıtaları aşarak bugüne kadar gelen kahramanlarla dolu. Bu bölümde Zeynep, aşkın tanımından ve senelerdir anlatılan iki aşk hikayesinden bahsediyor.
Zeynep'i instagramdan takip etmek etmek için tıkla!
Podcastin instagram hesabını takip etmek için tıkla!
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba, Konuşulacak Çok Şey Var! podcastine hoş geldiniz.
Ben Zeynep. Bugün şöyle çok ağır bir soruyla giriş yapayım mı?
Aşk nedir arkadaşlar?
Hayatınızda hiç aşık oldunuz mu?
Eğer olduysanız nasıl hissettiniz?
Aşk dediğimiz şeyin belki yüzlerce tanımı var.
Tabii tıpkı bilimdeki diğer kavramlar gibi aşkta da bir iki tanım kabul görüyor.
Tamam ama bu demek değildir ki bizim de aşk tanımımız tam olarak bu olacak.
Bildiğiniz gibi konu aşk olunca dağlar mı delinmez, zehirler mi içilmez?
Ben bu bölümde tarihin efsane aşklarından bahsedeceğim.
Ama öncesinde aşkın tanımı üzerinde birazcık duralım istiyorum açıkçası.
Çünkü aşk genel olarak farklı kişiler tarafına farklı tanımlarla ele alınmış.
Mesela Göthe demiş ki aşk zaman kaybından başka bir şey değildir.
Platon'a göre aşk ciddi bir akıl hastalığıdır mesela.
Ya da Nietzsche ne der bu konuda?
İnsan arzularını sever, arzuladıklarını değil.
Tüm bu insanlara rağmen...
Aşk kimisine göre bir gizemdir.
Kimisine göre duyguların en anlamlısı ve en derin olanıdır.
Kimisine göre de insan varlığının temel bir yönüdür.
Ama kabul edilen tanımına baktığımızda bir kimseye ya da bir şeye karşı duyulan aşırı sevgi ve bağlılık duygusudur aşk.
Size göre tanımı nedir onu da çok merak ediyorum tabii ki.
Ve çeşit çeşit de aşk vardır arkadaşlar.
Mesela çok acı bir yerden...
giriş yapacağım ama platonik aşk.
Bu iki kelime insanı çok üzüyor farkındayım.
Ama şöyle bir bilgi de sıkıştıracağım araya.
Platonik aşkın antik Yunan filozoflarından olan Platon'dan geldiğini biliyor muydunuz?
Ben çok şaşırmıştım nedense bunu okuduğumda.
Şöyle ki Platon'un Şölen adlı eserinde aşk hakkında çeşitli tartışmalar yer alır arkadaşlar.
Sokrates'in ise bu tartışmada savunduğu ve tanımladığı ide...
aşk türü platonik aşktır.
Bu platonik aşk dediğimiz şey fiziksel çekimden daha derin bir anlam içerir.
Yani burada esas olan derin bir bağ ile bağlanmaktır aslında.
Ruhsal bir bağ ve zihinsel bir uyum içerir.
Tabi platonik aşk dendiğinde bizim aklımıza genelde karşılıksız ve habersiz yaşanan duygular geliyor.
Nitekim de öyle yani insan karşısındakine hiçbir şey söylemeden sessizce ve derinlemesine Ne yaşar o aşk içinde?
O insanın cesareti varsa bu cesaret duygusuyla tabii ki açıklayabilir bu hissi.
Ve bu karşılıklı bir aşka dönüşebilir.
Ama çoğu zaman nasıl olur arkadaşlar?
O aşk kalbin en derin köşesine gömülür.
Platonik aşkı bir kenara koyduğumuzda bir de o çok övülen, dillere destan olan, gelmiş geçmiş en romantik kitapların, şiirlerin, şarkıların hatta
resminin Dinerin en güçlü teması olan gerçek aşk vardır arkadaşlar.
Yeryüzündeki tüm duyguların üstünde tutulur bu duygu.
Ve tarihte bu gerçek aşkları zamanı ve kıtaları aşarak bugüne kadar gelen kahramanlarla dolu.
Hazırsanız ben şimdi sizleri Hindistan'a götürüyorum.
Şahcihan ve Mümtaz Mahali'nin aşkını anlatacağım.
Bu büyük aşktan geriye dünyanın en önemli tarihi eserlerinden biri Taç Mahal kaldı.
O yüzden Taç Mahal yolculuğu ve hikayesi başlıyor.
Hindistan demek biraz da dillere destan bir aşkın hikayesi demek.
Şimdi birazcık masalsı anlatacağım izninizle.
Bundan yıllar önce uzak ülkelerden birinde bir prens yaşarmış.
Bu prensin adı...
Hürrenmiş. İleride Babür İmparatoru olacak ve dünyanın şahı anlamına gelen Şah Cihan adıyla anılacakmış.
Bu şah kaynağının cennetten doğduğuna inanılan geniş ve geniş bir nehrin aktığı bir ülkeyi yönetirmiş.
Güçlü bir ordusu, kendisini çok seven bir halkı varmış.
Bu şahın Agra kentinde Red Fort yani Kızıl Saray adında bir sarayı varmış.
Ve bu sarayın orta yerinde kocaman bir avlu bulunurmuş.
Burada varlıklı kadınların yaptıklarını sergiledikleri ve sattıkları bir pazar kurulurmuş.
Mina Pazar. Bu pazar ayda bir yapılırmış ve erkeklerin girmesi yasakmış.
Şah'a da yasak olacak hali yok tabii ki.
İşte bizim Şah burada görmüş ilk kez.
Ercüment Banu Begüm'ü.
Onca kalabalığın içinde Şah'la gözleri buluşmuş.
Bir daha da ayrılmamış.
Şah Cihan Ercüment bağını ile hemen hemen aynı yaşlardaymış.
Hemen nişanlanmışlar nişanlanmasına ama evlenmek için tam 5 yıl beklemişler.
Mutlu bir evlilikleri olsun diye astrologları en kutlu günü seçmişler.
Sizi anlıyorum Şahcihan ve Ercüment bağını bir gün.
Neyse Şahcihan karısına sarayın süsü anlamına gelen Mümtaz Mahal adını vermiş.
İkisi de birbirini gerçekten çok severlermiş arkadaşlar.
Mümtaz Mahal kocasının sırdaşı, hayat ve yol arkadaşı olmuş.
Yol arkadaşı derken abarttığımı sakın düşünmeyin.
Mümtaz Mahal'in kocasıyla birlikte yollara düştüğünü söylerken ben hiç abartmıyorum.
19 yıllık evlilikleri boyunca Şah Cihan nereye giderse Mümtaz Mahal de onunla birlikte gitmiş.
Kocasını savaş alanlarında bile yalnız bırakmamış.
Şah da karısına öyle güveniyormuş ki imparator...
evlilikleri boyunca tam 14 tane çocukları olmuş.
Bunların 7 tanesi ya doğumdan hemen sonra ya da çok küçük yaşlarda ölmüşler.
14. çocuğu doğururken Mümtaz Mahal hayata gözlerini kapamış.
Mümtaz Mahal'in ölmesi Şahçıya'nın derin bir yasa gömülmesine sebep olmuş.
Göz bebeği karısının bedenini Tapti Nehri kıyısındaki Zayinebat bahçelerine gömmüş.
Emanetini geri almak için karısına yakışır bir anıt mezar yaptırmaya karar vermiş.
Taç mahallenin yapılması 19 yıl süren evliliklerinden bile uzun.
22 yıl sürmüş.
Yamuna Nehri kıyısına dikilecek ant mezar için Rajasthan'dan beyaz mermerler getirilmiş.
20 bin kişinin üstünde işçi hiç durmadan çalıştırılmış.
Beyaz mermerlerin arasına yakut, pırlanta, safir gibi değerli taşlar yerleştirilmiş.
Anıt incilerle süslenmiş arkadaşlar.
Öyle ki Taç Mahal bittiğinde Yamuna Nehri'nin kıyısında sabahları ayrı renk Akşamları ayrı renklere bürünerek parlıyormuş.
Sonunda Şahci Han Zayinabad bahçelerine yıllar önce bıraktığı emanetini almış.
Karısını ebedi dinlenme yerine Taç Mahal'e yerleştirmiş.
Ve Taç Mahal'in yapımı ile süren yıllar boyunca Şahci Han başka hiçbir şey düşünemez olmuş.
İmparatorluğun tüm parasını bu yapının yapılması için harcamış.
Hazini boşaltmış yani arkadaşlar.
Ve yapmak istediği bir şey daha.
varmış. Yamuna nehrinin diğer kıyısına Taç Mahal'in hemen karşısına bu sefer siyah mermerden kendi için bir anıt mezar yapacak ve öldükten sonra da karısıyla
göz göze olmaya devam edecekmiş.
Ama arkadaşlar oğlu babasının karşısına dikilmiş ve ülkenin yönetimini ele geçirmiş.
Şah Cihan bu tarihten itibaren ölene kadar geçen sürenin hepsini Redford'da hapsedildiği odadan karısının yattığı Taç Mahal'i seyrederek geçirmiş.
Öldüğü gün de sade bir törenle karısının yanı başına defnedilmiş.
Ve aşk hikayemiz bu kadar arkadaşlar.
Şöyle de bir şey var ki Taç Mahal günümüzde simetri harikası olarak tanımlanır.
Ve Taç Mahal'in simetrisini bozan tek şey karısının yanına defnedilen Şah Cihan'ın mezarıdır.
Ben Taj Mahal'in bu hikayesini çok geç öğrenenlerdenim ve Hindistan benim görmeyi o kadar çok istediğim bir yer ki belki bir gün, umarım bir gün diyorum.
Ve şimdi de te Hindistanlara kadar ulaşan romantizm ve aşk elbette ki bu coğrafyalara da gelmeyecek mi?
Tabii ki gelecek. Neyden bahsedeceğim peki şimdi?
Nazım Hikmet'in şiirlerine ilham veren bir aşktan bahsedeceğim arkadaşlar.
Hikmetin kaleminden kağıtlara dökülen bu şiirin derinliği ve anlamlılığı birçok ülkede birden konuşulup yıllar boyu destanlarca anlatılmıştır.
Tahir ile Zühre'den bahseder bu şiirde.
Sonu kötü biten bir aşk hikayesi yine tabii ki.
Bu şiirde herkes farklı bir cümlesine takılmıştır bence.
Ben en çok şurayı severim.
Sen elmayı seviyorsun diye.
Elmanın da seni sevmesi şart mı?
Bazen bu kadar basittir işte her şey.
İstediğin kadar sev, kavuşmak şart mıdır her zaman?
Ya da kavuşabilir mi ki insan zaten her zaman?
Şimdi gelelim hikayemize.
Kimdir bu Tahir ile Zühre?
Zeynep'cim eskiden zengin ve güçlü fakat çocuk sahibi olamayan bir padişah varmış.
Bu padişahın vezirinin de çocuğu olmuyormuş.
Adaklara danmış, ülkenin dört bir yanından hekimler çare aramış.
Ama nafile padişah ve vezri çare aramak için dolaşırlarken yolda bir dervişle karşılaşmışlar.
Derviş padişah ve vezirin dertlerini anlamış ve onlara bir elmayı ikiye bölüp vermiş.
Oğlu olacağını isimlerini de Zühre ve Tahir koyarak çocukları birbiriyle evlendirmelerini söylemiş.
Bir müddet sonra padişahın kızı vezirin ise oğlu olmuş arkadaşlar.
Dervişin sözünü hatırlayan padişah kızının adını Zühre vezir de oğlunun adını Tahir koymuş.
Birlikte büyüyen bu çocuklar gençlik çağına geldiklerinde birbirlerine aşık olmuşlar.
Ve padişahla vezirin onayıyla düğün hazırlıkları başlamış.
Ancak çocukların evlenmesinde kısa bir süre kalmışken bir köle Zühre'nin annesini kandırarak evliliğe karşı çıkartmış.
Zühre'nin annesi ve köle çeşitli yollara başvurarak padişahı çocukların evlilik kararından caydırmış.
Ancak tabii ki Tahir ile Zühre gizli gizli buluşmalara başlamışlar ve maalesef köle bir gün bunları görmüş arkadaşlar.
Durumu hemen padişaha bildirmiş.
Padişah Tahir'i Mardin kalesini zindana hapsetmiş.
Aradan yıllar geçmiş.
Tahir tam 7 yıl zindanda kaldıktan sonra kurtulup memleketine dönmüş.
Bir de ne görsün?
Zühre başkasıyla evlendirilecek.
Zühre'nin başkasıyla evlendirileceğini öğrenen Tahir bir aşık kıyafetiyle padişahın sarayındaki düğüne gitmiş.
Burada Zühre ile görüşmüş ve kaçmaya karar vermişler arkadaşlar.
Köle tabii ki durur mu?
Bunu da öğrenmiş. Hemen padişaha haber vermiş.
Tahir ile Zühre de kaçarken saray muhafızları tarafından yakalanmışlar.
Padişah o kadar sinirlenmiş ki Tahir'i idam ettirme kararı vermiş ve bunu da yapmış arkadaşlar.
Bunu duyan Zühre deliye dönmüş.
Tahir'in ölü bedenin üstüne kapanıp Bağıra bağıra ağlamış.
Ardından Tahir'in yanında Oracık da ölmüş.
Ve bu iki sevgili yan yana gömülmüş.
Zühre'nin mezarında beyaz bir gül, Tahir'in mezarında ise kırmızı bir gül bitermiş.
Ve mezarlarında açan bu güllerin birbirlerine olan aşklarının devam ettiğini gösterdiğine inananlar varmış.
Ben size kötü bir son olacak demiştim arkadaşlar.
Ama olabilir. Her aşk hikayesi maalesef ki mutlu.
sonuna bitmiyor. Bu bölüme iki aşk hikayesi yeter diye düşünüyorum.
Bir kötü sonun hikaye daha anlatırsam burada iyice dertleneceğiz.
gibi geldi bana. Ama biliyorsunuz ki tarihte efsaneleşmiş daha çok fazla aşk var.
Bu seriye devam edelim.
Ben dinledim çok güzeldi demek isterseniz açıklamalar kısmında hem benim hem de podcast kanalının instagram sayfasını bulabilirsiniz.
Geri dönüşleriniz beni çok mutlu eder.
Şimdiden çok teşekkür ediyorum.
Kendinize çok iyi bakın arkadaşlar.
Haftaya yine her zamanki gibi cuma günü sabah 6'da görüşmek üzere.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
