
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde Zeynep, Marcus Aurelius’un “Kendime Düşünceler” kitabından yola çıkarak, Stoa felsefesinin tarihinden ve 4 maddede mutluluğa ulaşma yollarından bahsediyor.
Zeynep'i instagramdan takip etmek etmek için tıkla!
Podcastin instagram hesabını takip etmek için tıkla!
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba, Konuşulacak Çok Şey Var! podcastine hoş geldiniz.
Ben Zeynep. Çok güzel, bizi mutlu eden şeyler yaşadığımız gibi bizi gerçekten derinden etkileyen şeylerde yaşayabiliyoruz.
Hayat yani. Yarının da nasıl olacağı hakkında hiçbir fikrimiz olmayabiliyor.
Çok kıymet verdiğimiz şeyler bir anda kıymetini yitirebiliyor.
Çaresiz ve kaygı dolu olduğumuz böyle zamanlarda hayatla başa çıkmamızı kolaylaştıracak.
21. yüzyıl insanının ilacı olan, bu yüzyılda zihin sağlığımızı korumamızı da sağlayacak bir felsefeden bahsedeceğim bugün.
Stoğacılık. Birçok hayat dersi verebilir stoğacılık bize tabii ki.
Ben önce birazcık tarihinden, sonrasında da çok kıymetli 4 hayat dersinden bahsedeceğim bugün.
Benim okumaktan, araştırmaktan çok keyif aldığım konular, çok da hayret ettiğim konular.
Şuna şaşırıyorum. Yani bugün 2000 senedir hala güncel kalabilen, hatta gitgide son dönemlerde tekrardan popülerleşen bir akım bu.
2000 sene. Yani o dönemleri düşünün bir.
O zamanın insanlarının dertlerini düşünün.
Hayat şartları... Ama arkadaşlar her şey çok başka olsa dahi mutluluk arayışı her zaman vaki.
Bugün de bu mutluluk arayışı üzerine uzun uzun konuşacağız zaten.
Şimdi Stoici felsefenin kurucusu Kıbrıslı Zenon.
Rivayet odur ki M.Ö.
300 yıllarında Zenon zengin bir tüccarken Atina'da geçirdiği bir gemi kazasında her şeyini kaybediyor.
Acısı çok büyük, çok varlıklı bir insan çünkü öncesinde.
Her şeyini kaybettiği bu olaya anlam vermeye çalıştığı o dönemde kendince bir arayışa koyuluyor.
Kütüphaneye gidiyor ve Sokrates'in kitaplarıyla tanışıyor.
Felsefenin kendisine iyi geldiğini gören Zenon bu öğretileri bir güzel harmanlıyor.
Ve Stoa adı verilen bunlar böyle...
Üstü kapalı yürüyüş yolları arkadaşlar.
Hani eskinin işportacı mekanları olarak düşünebilirsiniz.
Şehir meydanlarını ve pazar yerlerini çeviriyorlar.
Zenon derslerini Atina'daki meydanın kuzey stuasında halka açık bir şekilde veriyor.
Adı da oradan geliyor zaten.
Oradan kalıyor. Ama bu arada bu Zenon Sokrat'tan önce yaşamış olan ve ismini paradokslara veren Zenon değil.
Bu Kıbrıslı Zenon ona göre.
Benim ilk podcastim paradoks...
Orada bahsetmiştim ondan belki hatırlayanlar vardır böyle çok eskilerden ama karıştırmayalım.
Stoici filozoflar aslında felsefenin hemen her konusuyla işte akılla, doğayla, ideal yönetimle uğraştılar ama Ahlaka yoğunlaştılar.
Onlar mutluluğu toplumsal düzende değil kişinin iç dünyasında aramaya çabaladılar.
Tabi bunu kinikler kadar toplumdan kopuk bir halde yapmadılar.
Stoğaf felsefesinin temelleri bireyin kendine yetebilmesi, kendine hakimiyeti ve bu şekilde erdemli bir hayat sürmesi üzerine inşa edilmiş bu inşa faaliyeti.
O denli sağlam olmuş ki döneminin en güçlü imparatoru olan Aurelius sahibi tarafından topal bırakılan bir köleyi yani Epiktetos'u kendine önder olarak
belirlemiş. Hemen hemen tüm yazılarına da zaten ondan övgüyle bahsetmiştir arkadaşlar.
Şimdi bu görüşe göre...
Bizleri etkileyen olayları kontrol edemesek de olaylara yaklaşımımız üzerinde kontrolümüz var.
Stoycılar ideal bir toplum hayal etmektense dünyayı olduğu gibi ele alırlar.
Ama bu tabii ki de pasif bir yaşam sürdükleri anlamına da gelmiyor.
Hatta bu kadar tanımladıktan sonra birkaç ünlü stoycıdan alıntılar okuyayım.
Böyle konuyu çok daha iyi pekiştirmiş olalım.
Mesela Seneca der ki arkadaşlar bazen yaşamak bile cesaretsel.
Çok güzel bir alıntı bence bu.
Epiktetos da şöyle der, ızdırap yaşamdaki olaylardan değil onları değerlendirme biçimimizden ortaya çıkar.
Böyle biraz kişisel gelişim felsefesi gibi de bakabilirsiniz hatta.
Burada amaç dış dünyayı ve kendimizi tanıyarak neyi değiştirip neyi değiştiremeyeceğimizi ayırt ederek Mutluluğa ulaşmak, akılcı bir yaklaşım aslında storcalık.
Yani gelecekte daha iyisi için anlık zevklerini feda edenlerin topluluğu diyebiliriz arkadaşlar.
Çok kıymetli bir isimden bahsedeceğim şimdi.
Hani Platon, hükümdarlar filozof, filozoflar hükümdar olsaydı...
Kentlerin yüzü ışırdı diyor ya.
Marcus Aurelius, Platon'un devlet ideasını gerçekleştiren tarihin ilk filozof imparatoru.
Yani bilgeliğini yazıya dökerek sadece romallara bir imparatorluk bırakmakla kalmamış.
İnsanlığa da gerçekten...
çok kıymetli bir hazine bırakmış oldu.
Benim başucu kitaplarımdan biridir.
Çok severim. Yakın zamanda tekrar okudum.
O okumamdan sonra zaten bu bölümü yapma isteği doğdu benim için de.
Şimdi Aurelius 19 yıllık imparatorluğunun büyük bölümünü savaşlarda geçirmiş bir filozof.
Romanını kötü gidişatını durdurmak için elinden ne geliyorsa yapmış.
Bütün bu karmaşanın içerisindeyken yaşadığı o dönemde kendini zihinsel olarak, mental olarak Güçlendirmeye çalışmış hep.
Çok okumuş. Bütün o tecrübelerini de kağıda dökmüş.
Çok soru sormuş ve çok cevap aramış.
Bulduğu cevapları da Kendime Düşünceler isimli kitabında yazmış.
Az önce bahsettiğim kitap da buydu zaten.
Kendinden sonra gelecek olanlara bir imparatorluktan çok daha kıymetli bir şey bırakmış bence.
Bilgisini ve tecrübelerini bırakmış.
Tarihin bize böyle ışık tutmasına hayranlıkla yaklaşıyorum ben.
Yani binlerce sene öncesinde yaşamış insan.
Günün sonunda yine şu an bizim aradıklarımızın aynısını aramış olmaları.
Çok garip hissettiriyor bana.
O yüzden bazen böyle sonraki nesiller için aydınlatılmaya çalışılmış yolların kıymetini bilmeliyiz gibi hissediyorum.
Zaten siz de kitabı okuduysanız ya da bu bölümden sonra okuyacaksanız Aryalus'un biraz farklı bir felsefi görüşü olduğunu göreceksiniz.
Mesela bir yerde şöyle söylüyor.
Kendi mutluluğunuz sadece kendinize bağlıdır.
Eğer bir dış etken sizi üzerse duyduğunuz acı o şeyin kendisinden değil, sizin ona verdiğiniz değerden geliyordur.
Onu da her an ortadan kaldırma gücünüz vardır.
İşte stoical'lık böyle bir felsefe arkadaşlar.
Bu hayatta neleri kontrol edebiliyoruz, neleri edemiyoruz.
Gradiator filminde de, izlediniz mi bilmiyorum.
Aurelius sahneleri böyle insanın içini burkar, böyle gözlerini doldurur yani.
Özellikle oğluyla konuştuğu, oğlunun kendiyle ilgili eksikliklerini anlattığı sahnede Aurelius oğluna şöyle söylüyor.
Senin oğul olarak hataların, benim baba olarak başarısızlığımdır.
Yani Aurelius bu hatanın aslında kendi kontrolünde olan bir kusur olduğunun ayırdığına varabilecek kadar bilge bir insan.
Bu öğretiden neler öğrenebileceğimize bir bakalım şimdi.
Bazı hayat derslerinden bahsedeceğim.
İlk olarak Stoici Felsefe bize şunu söylüyor.
Sadece kontrol edebileceklerinize odaklanın.
İnsanları ve yaşamı olduğu gibi kabul edin ve bundan keyif almayı öğrenin diyor.
Epiktetos'ta zaten bu konu hakkında mutluluğa giden bir tek yol vardır.
Bu da irademiz dışındaki şeyler yüzünden kaygılanmayı bırakmaktır diyor.
Aslında böyle söyleyince ne kadar basit geliyor değil mi?
Uygulamaya geçirmesi bence bu kadar kolay da olmuyor.
Bir şey kafana mı takıyorsun?
Hemen şu soruyu sor. Bu benim kontrolümde olan bir şey mi?
Cevap evetse elinden geleni yap.
Durumu bir şekilde hallet, çabala.
Ama cevap hayırsa burada kafana takabileceğim bir şey yok diyor.
Yaşamımızdaki meseleleri ikiye ayırmamızı öğütlüyorlar bize.
Kontrol edebildiklerimizle ilgili olanlarda önlemler almayı, doğru ve sağlıklı düşünmeyi bunları öneriyorlar.
Ama kontrol edemediklerimizde daha en baştan kaygılanmayı bırakmayı söylüyorlar.
Bunu uyuklamaya geçirebilince hayat çok daha güzel bir yer oluyor diye düşünüyorum.
Şimdi ikinci hayat dersi.
Başkalarının fikirleri sadece onları ilgilendirir.
Şu cümleyi şöyle çerçeveletip kapıma asmak istiyorum.
Stoici felsefeye göre de sadece kendi duygu ve düşüncelerimiz kontrolümüzde olduğu için başkalarının fikirleri de bizi ilgilendirmemelidir.
Modern yaşamda tabii ki başkalarının duygularını, düşüncelerini önemsemek güzel bir davranış biçimi aslında bence.
Ama stoiciler burada fazla düşünmekten ya da herkesi memnun etmeye çalışmak gibi davranışlardan bahsediyorlar.
Bunları yapmayalım lütfen.
Ayla Lusta zaten şöyle söylüyor bu konuyla alakalı.
Başkalarının ne dediğini, ne yaptığını, ne düşündüğünü aldırış etmeyen, sadece kendi işini adaletle ve iyilikle yapmaya çalışan ne çok zaman kazanır.
Değil mi arkadaşlar? Değil mi?
Ya çevremizdeki kişileri ikna etmeye, yönlendirmeye, etkilemeye çalışabiliriz.
Ama sonunda herkes kendi iç dünyasından karar alır arkadaşlar.
Bu böyledir. Beyniniz olsun.
Şimdi üçüncü hayat dersine geldik.
Bu bence çok kıymetli gerçekten.
Diyor ki neler kaybettiğinize değil neler kazandığınıza bakın.
Hayatta sürekli neleri kaybettiğimizi ve kaçırdığımızı düşünerek mutsuz olmak yerine tüm bu tırnak içerisinde kaçmış fırsatları birer kazanç olarak görebiliriz.
Yani durumu tersine çevirebiliriz.
Mesela romantik bir ilişkinin sona ermesi aslında belki de tam arzu ettiğiniz gibi bir ilişkinin kurulması için alan açmak anlamına geliyordur.
Sizin hikayenizde.
O kişinin gelmesi için birilerinin gitmesi gerekiyordur belki.
Bence zaten herkesin hayatımızda farklı bir rolü oluyor.
Ve bazı şeyleri yaşamak için, onlara hazır olmamız için bir şeyler yaşamamız gerekiyor.
Ki o istediğimizi elde ettiğimizde onu kaybetmeyelim.
Ona hazır olmuş olalım.
Neyse ben konuyu dağıtmayayım.
Buradan çok dallanır çünkü.
Mesela çok almak istediğiniz bir şey vardı.
Alamadınız. Duruma nasıl bakıyoruz?
Paramız cebimizde duruyor hala.
Tamam tam olarak bu.
Yani biriyle buluşacaktınız.
İptal mi oldu? Diyoruz ki o zaman belki de o zaman aralığında çok daha başka bir şey yaşayacaksınız.
Gibi gibi gibi. Aydolüs bu konu hakkında zaten çok güzel bir şey söylemiş.
Ve bölümünün başında da bahsetmiştim.
Diyor ki eğer...
Bir dış etken sizi üzerse duyduğunuz acı o şeyin kendisinden değil sizin ona verdiğiniz değerden geliyordur.
Onu da her an ortadan kaldırma gücünüz vardır.
Yani arkadaşlar önemli olan olayların nasıl geliştiği değil.
Bizim olaylara yüklediğimiz anlamlar ve verdiğimiz reaksiyonlar.
Her kötü sonuç aynı zamanda iyi bir sonuçta olabilir.
Bunu unutmayalım olur mu?
Bence çok kıymetli bir hayat dersi çünkü.
Gelelim. Dördüncü hayat dersine.
Bu bölümün sonuncu hayat dersi.
Bu felsefenin bize vereceği çok daha fazla hayat dersi var bu arada.
Bir başka podcast bölümü de gelecek kesinlikle.
Bu son madde bize diyor ki hayatı akışına bırakın ve keyif almaya çalışın.
Storici felsefenin amacı mutluluğu çoğaltmak zaten.
Acıyı azaltmak ve insanların hayatlarına keyif alabilmelerini sağlamak.
Bunun için de hayatı çok kafaya takmamayı, hani geleceği...
Düşünerek kendimizi çok da üzmemeyi öğütülüyor bize.
Bunu tabii ki ölçüllük erdemine uygun bir şekilde yapmamızı söylüyor.
Bu stoğanın dört erdemine de...
Az önce bahsettiğim başka bir bölümde detaylıca bakalım istiyorum.
Bu felsefeyle alakalı konuşacaklarımız tabii ki de bir bölümde bitmez asla.
Ne dedik? Ölçülü bir şekilde ne çok üzgün ne çok mutlu yani nötr bir ruh halinde yaşamı sürdürmeye çalışmanın çevresel etmenlere karşı daha ayakları yere basar halde
kalmamızı sağladığını söylüyor.
Hatta Seneca diyor ki gelecek olan her şey...
Tam bir belirsizlik içinde.
Sadece yaşa diyor.
Bu nötr hali fikrine ne kadar katılabilirim bilmiyorum açıkçası.
Hatta sizin de bu konu hakkındaki fikirlerinizi çok merak ediyorum.
Bana Instagram'dan yazın mutlaka.
Hayatın bir dengesi tabii ki olacak ama bunu istatistiğe vurduğumuzda gerçekten nötr bir hayat mı yaşamamız gerekiyor acaba?
Bu konu hakkında düşüneyim ben bugün.
Güzel oldu bunu konuşmamız.
Storacılık hakkında okumalar yaparken insanın kafası çok açılıyor gerçekten.
Günümüzde satılan böyle hani alt medsini epey de boş olan kişisel gelişim kitaplarından ziyade Seneca'dan ya...
Ya da Aurelius'tan bir şeyler okumanızı tavsiye ederim.
Ben bu konulara ilk girdiğimde şunu anladım ki mesela duygusal anlamda kendimce haklı olmak beni gerçekten haklı yapmıyor.
Objektif dünyanın kurallarına göre...
Oynamalıyım bu hayatı ki ancak bu şekilde başarılı olabiliyorum.
Mesela stoic'lık.
Marcus Aurelius'a çocuklarının çoğunun kaybıyla baş ederken iki büyük savaşta imparatorluğun yönetme azmini de vermişti.
İç dünyasının acısı kendisine göre belki de çok büyüktü ama dış dünyanın gerçeklerinin de farkındaydı.
Siz de yaşadıklarınıza, hayatta verdiğiniz kararlara...
çalışmalarınıza böyle bakabilirsiniz.
Peki hani bu hayatı bakışı hayatıma nasıl entegre edebilirim Zeynep derseniz de kontrol edebildiklerinizin ve edemediklerinizin bir listesini yapın mesela hayatınıza dair.
Daha iyi, daha sağlıklı, daha konforlu bir hayatınız olması için kontrol edebildikleriniz neler mesela?
Daha kaliteli beslenebilirsiniz, daha çok egzersiz yaparak vücudunuza sağlıklı hale getirebilirsiniz mesela.
fazla okuyabilirsiniz.
Bunlar gibi kontrolünüzde olan ama kontrol etmeyi hep ertelediğiniz şeylerin üzerine yoğunlaşabilirsiniz mesela.
İnanın bana hayatınız daha önce hiç olmadığı kadar pozitif momentum kazanacaktır buradan sonra.
Bu böyle kontrol edebiliklerime odaklanmak, o psikoloji...
benim çok fazla konuda yolumu çizmemi sağladı mesela.
Karamsar olduğum, kendimi çok üzdüğüm çok fazla konuda.
Ben şu an bu konuda sabahlara kadar ağlasam da hiçbir şey değişecek mi deyip bir şeyleri akışına bıraktığım çok oldu ve çok da iyi geldi.
Stoizm ruh halini dengeli bir yapıda tutup onu aşındırmayarak aslında hayattan alabileceğimiz hazın uzun vadeli olmasını sağlıyor.
Bir başka bölümde bu konu üzerinden konuşmaya devam edelim isterim ben.
Siz de böyle düşünüyorsanız bana sosyal medya hesaplarımdan ulaşabilirsiniz.
Çok çok mutlu olurum.
Instagram adresimi açıklamalar kısmına bırakıyor olacağım.
Kendinize çok iyi bakın.
Bu hayatta kontrol edebildiklerinizin üzerine yoğunlaşarak çok güzel bir hayat geçirmeniz dileğiyle.
Sonraki bölümde görüşürüz.
Bay bay. Altyazı M.K.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
