
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bugün bu bölümde girdiğimiz yollardan, ulaştığımız sonuçlardan ve aklımızda kalanlardan bahsedeceğiz. İyi dinlemeler!
Zeynep'i instagramdan takip etmek etmek için tıkla!
Podcastin instagram hesabını takip etmek için tıkla!
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese selam.
Ben Zeynep. Uzun bir aradan sonra yine birlikteyiz.
Bunu bir sezon arasıymış gibi düşünerek ikinci sezonun ilk bölümüne hoş geldiniz diyorum.
Bugün gittiğimiz yollardan, vardığımız sonuçlardan ve maceranın sonunda aklımızda kalanlardan bahsedeceğiz.
Kemerlerinizi bağlayın çünkü konuşmaya başlıyorum.
Küçüklüğümden beri hep hedefler koymam ve bu hedefler doğrultusunda ilerlemem gerektiği öğretildi bana.
Ve ben de gerçekten çok uslu bir çocuktum.
Bu yüzden de hani büyük... Türklerimin fikirlerine de çok güvendiğim için çoğunlukla da hep sözlerini dinledim.
Burada ufak parantez açayım çünkü yanlış bir şey ölçtüklerini düşünmüyorum.
Sadece benim bakış açımdaki birkaç farklılığı anlatacağım size.
Çünkü bazen gerçekten hiç içimden gelmese de bir hedef koydum ve oraya doğru ilerledim.
Hatta çoğunda da çok şükür ki başarılı oldum.
Ama şöyle bir şey var ki bu hedefe ulaştıktan sonra hep inanılmaz bir boşluğa düştüm.
Yani sanki böyle uğruna çalıştığım her şey bitti.
Ben o macerayı arkamda bıraktım artık.
Bu boşlukta beni çok rahatsız ettiği için yeni bir hedef belirledim.
Böyle hiç vakit kaybetmeden hem de hemen böyle ona doğru koşmaya başladım.
İnsanın hayatta hedefleri olması tabii ki de çok güzeldi ama benim kaçırdığım çok önemli bir nokta vardı.
Biliyorum aranızda böyle benim gibi bu noktayı çok çok geç fark edenler ya da henüz hiç fark etmemiş olanlar da var.
Bu benim için hedef her zaman süreçten daha değerliydi.
Buydu yani benim kaçırdığım yer.
Bunun tam olarak nasıl bir şey olduğunu okuduğum bir yazıdan örnek vererek anlatacağım.
Çünkü çok etkilenmiştim ben okuduğumdan.
Dünyanın doğal güzellikler açısından böyle en güzel cennet rotalarından birinde maraton koştuğunuzu ve bu rotayı sadece bir kere izin verilen o maratonu koşarken görebilme fırsatınız olduğunu düşünün.
Ama bu butik fırsatta bile sizin aklınız, fikriniz sadece bitiş çizgisini geçmekte.
Bu sırada geçtiğiniz yerleri, gördüklerinizi ya da yaşadığınız hisleri hiç umursamadan sadece bitiş çizgisini düşünüyorsunuz.
Bitiş çizgisine geliyorsunuz böyle çok inanılmaz coşkulu bir kalabalık orada.
sizi bekliyor. Sevdikleriniz orada.
Ve siz yarışıyor iyi bir derecede.
Hatta belki birincilikle bitiriyorsunuz.
Kendinizi o an böyle bitirmenin verdiği o zafer sarhoşluğuyla da çok iyi hissediyorsunuz.
Sonra ertesi gün oluyor. Sizinle aynı maratonda koşan bir arkadaşınızla oturuyorsunuz.
Konuşmaya başlıyorsunuz böyle.
Arkadaşınız geçtiğiniz etaplarda o doğanın güzelliğini ve o etkileyici manzaraları, çeşitli nefis çiçeklerin kokularını, şelalelerin muhteşemliğini, işte çok ender görülen hayvan
türlerinin görüş açınızdan böyle kendi doğal hayatındaki seyir gibi hoşluklarını anlatmaya başlıyor.
Ama siz arkadaşınıza yabancı bir şekilde bakıyorsunuz.
Çünkü o an anlıyorsunuz ki siz orada sadece hedefe yönelik koştunuz.
O sırada fırsatınız varken bile ne etrafa bakıp geçtiğiniz yerlerin güzelliğini anlayabildiniz ne de diğer şeyleri fark edebildiniz.
Çünkü aklınız sadece sonuçtaydı.
Bu yüzden sanki gözünüzde at gözlüğü varmış gibi Siz sadece küçük bir perspektiften yola ve kendi içinizde hedefe, onun yaşatacağı hazla bakarak koştunuz.
İşte hayat böyle içinde bu şekilde tek sefer koşmamıza izin verilen bir maraton dersek sadece zihnimizdeki hedefleri yerine getirmek için yaşadığımız günlerin güzelliğini anlayamadan, keyfini çıkaramadan
ve etrafımızdaki güzellikleri fark edemeden daha bir perspektifle koşuyor, daha koşuyoruz.
Yani böyle düşünmemiz gerekiyor.
Bu yol her zaman tabii ki de...
Çiçekli böcekli olmuyor. Bazen çukurlar oluyor, tümsekler oluyor.
Bu tarz tatsız şeylerin olduğu yollardan da geçiyoruz.
Ama en azından onları da görüyoruz.
Yani nereden gitsem diye düşünüyoruz.
Hatta bazen yolumuzu da değiştiriyoruz.
Yani bu bahsettiğim bir noktayı kaçırıyordum dediğim nokta tam olarak burası.
Gittiğimiz yolda, vardığımız yer kadar kıymetli.
Bu böyle hani bir ara kimsenin dilinden düşüremediği bir kitap vardı.
Atomik Alışkanlıklar.
Ben çok severek okumuştum.
Hala da böyle bazen ara ara açıp bana iyi geleceğini bildiğim kısımları okuyorum.
Hatta bir ara böyle tekrar baştan sona bir okuyayım diyorum.
Orada da bundan bahsediyor.
James Clear orada diyor ki, Hedefler yanıltıcıdır.
Sadece yapman gerekeni yap ve sürece odaklan.
Daha iyi sonuçlar istiyorsanız, Hedef koymayı unutun.
Onun yerine sisteminize odaklanın.
Ya ben bu amacınıza ulaşmak istiyorsanız onlara odaklanmayın cümlesini ilk duyduğumda böyle bir afallamıştım.
Çünkü benim tüm bildiklerime...
Bütün bilgi birikimime ters bir cümle bu.
Yani ne demek amacıma odaklanmayacağım?
Ben senelerdir hep böyle hareket etmişim.
Hatta yani böyle işte yapmak istediğini seç, amaçlar koymalısın.
İşte yazarsın, odaklanırsın, listene tekrar tekrar bakarsın.
Sonra geri dönüp bakarsın ki amaçlar ulaşmışsın.
Ölçülerini duymuşken ne demek amacına odaklanma yani?
Ama sonrasına baktığımda işte yaşadıklarımda gördüğüm şey şu ki gerçekten amaçlılar ulaşma yolu bu değil.
Çünkü biz hep amaç koyma üstünde konuşuyoruz.
Onlara ulaşmayla ilgili pek de konuşmuyoruz.
Ama şöyle acı bir gerçek var ki biz mesela işte kendimize amaçlılar koyuyoruz.
Belki de bir sürü koyuyoruz.
Yani ilişkilerimiz, kariyerimiz, kilomuz, okuldaki başarılarımız vs.
vs. Ama amaçlarımız kontrolümüz dışında planlanan şeylerdir aslında.
Yani ulaşmak istediğiniz ne olursa olsun.
Mesela öğrencisin.
Gerçekten yüksek bir not almak istiyorsun.
Bu aslında gerçekten kontrolün dışında.
Tüm kağıdı doğru yazman yeterli değil.
Onları puanlayacak bir öğretmen var.
İşte ödeviniz var işte ödevi veren bir öğretmen var.
Müşredatı hazırlayan başka, not veren başka.
Yani notu kontrol edemezsiniz.
Bu diş hekimliği fakültesinin bana kattığı şeylerden biri galiba.
Çünkü bazı şeyler gerçekten kontrolünüz dışında gerçekleşiyor.
Ama davranışlar öyle değil.
Yani davranışlar tek başına yapabildiğimiz şeyler.
İşte anneniz, babanız, öğretmeniniz, arkadaşınız, komşunuz bilmem neyiniz gerektirmiyor bunu.
Tek başınıza davranın. Ve davranışlar amaçlarınıza ulaşmak için odaklandığınız şeylerdir.
Mesela çocuk sahibisiniz.
Çocuklarınızı düşünün.
Tabii ki de onlar için en iyisini istiyorsunuz.
zamanda onların sorumluluk sahibi olmasını, işte olgun olmasını, okulda sıkı çalışan bir öğrenci olmasını, doğru insanlarla vakit geçirmesini mesela.
Yani daha sayamayacağım bir sürü şeyi çocuklarınız için istiyorsunuz.
Ve bunları tamamen onlar için istiyorsunuz.
Yani bu amaçlara onlar için odaklanıyorsunuz.
Ve bu amaçlar doğrultusunda bazen farkında olmasanız da çok telaşlı oluyorsunuz.
Yani öyle değil mi ama?
Ödevini yaptın mı? Ne bugün son gün yani nasıl yapmadın?
Daha bir sayfa bile ilerlemedin mi?
Çabuk geçir falan gibi gibi.
Telaşlasın çünkü bu çocuklar zihninizde onlar için olan şeyi yapmayacaklar.
Yani amaçlarınız açısından siz kendi amacınıza odaklanıyorsunuz.
Ama amacınıza odaklanırsanız ona zaten asla ulaşamazsınız.
Davranışlarınıza odaklanmalısınız.
Çünkü davranışlar bildiğiniz gibi sadece sizin kontrolünüzde.
Yani çocuklarınızın ne yapacağını kontrol edemezsiniz.
Ama çocuklarınıza verebileceğiniz tepkiyi kontrol edebilirsiniz.
Ödülleri, söylediklerinize bağlı kalmayı, tutarlılığınızı kontrol edebilirsiniz mesela.
Yani siz sadece elinizden geleni kontrol edebilirsiniz.
Konuyu dağıtmadan burada bir iki deneyden bahsetmek istiyorum ben hatta.
Çünkü bence çok enteresan sonuçları var.
Lewis Tormund tüm Amerika'yı dolaştı, işte gezdi.
Bir IQ testi geliştirdi.
Bu testte Amerika'daki en zeki dahi seviyesindeki 730 çocuğu tespit etti.
Sonra bunları ömrünün uzun bir süresi boyunca da takip etti.
Beklentisi şu. Bunlar toplumun en zeki ve en dahi çocukları olduğuna göre geleceğinde en başarılı insanlar olacaklar.
Ama beklentilerin aksine bu dahi çocukların başarı ve başarısızlık oranında aynı toplumun kendisi gibi oldu.
Yani işte bir kısmı başarılı, bir kısmı ortalama böyle sıradan bir hayat sürüyor.
Bir kısmı da gayet başarısız.
Bu Tormund'un beklediklerinin tersi ne oldu?
Ama daha ilginç olan bir şey vardı.
Bu üç grubun arasındaki farkı yaratan...
İşte bu unsur gerçekte hem çocuklarınızı yetiştirmek için hem de kendi hayata bakışınızı değiştirmek için çok büyük fark yaratabilecek bir şey.
Yani bence bu farkındalık gelecek nesilleri yetiştirmek için de çok önemli bir şey olabilir.
Bu ana faktörden ben bahsedeceğim birazdan.
Ama Güney Kore'de çocuklar üzerinde yapılan bir deney daha var.
Bu deney tam olarak şöyle. Çocukları iki gruba ayırıyorlar.
Her iki gruba da bir soru soruyorlar başlangıçta.
Ve bu soruyu çocuklar yapmaya uğraşırken bir grubun sürecini övüyorlar.
Yani diyorlar ki işte çok güzel gidiyorsun, mücadele etmen çok güzel.
İşte evet bu soruyla böyle başa çıkmalısın, çok güzel yapıyorsun gibi gibi.
Yani yaptıkları şey süreci övmek.
Bir diğer grupta ise elde ettikleri sonucu övüyorlar.
Yani çocuk yani cevabı bilirse İşte bravo, sen çok başarılısın derken cevabı bilemezse sessiz kalıyorlar.
Sonra işte yine cevabı bilirlerse çok iyisin, harikasın gibi gibi devam ediyorlar.
Bu şekilde bir övme biçimi ikinci gruba.
Deneyin ikinci aşamasındaysa şöyle yapıyorlar.
Bu çocuklara daha sonra iki grup sorudan bir tanesini seçmesini istiyorlar.
Bu iki grup soru ne? Bir grup kolay sorulardan oluşurken bir grup soru da daha zor sorulardan oluşuyor.
Ve burada çok ilginç bir şey gerçekleşiyor.
Sadece başarıyı yani sonucu övdükleri çocuklar kolay soruları seçmeye yönelirken süreci övdükleri çocuklar yani mücadeleyi övdükleri çocuklarsa daha zor soruları tercih ediyor.
Bu ne demek biliyor musunuz?
Gittiği yolun da varacağı nokta kadar güzel olduğunun bilincinin olmak demek.
Yani bir amaca doğru ilerliyorken zorluklarla karşılaşma cesaretini kendinde bulabilmek demek.
Çünkü sürece odaklı.
Yani o sürecin içerisindeyken bir şeyler de öğrenebilmeye meraklı.
Sonra bir başka deney daha yapıyorlar çocuklar üzerinde.
Yine Güney Kore'de. Bu çocuklara diyorlar ki okuduğunuz kitapların sonucu olarak işte ödül vereceğiz size bir sticker vereceğiz.
Ve bu çocukları işte bir kütüphanede dağıtıyorlar.
Çocukların büyük bir çoğunluğu olabildiğince ince resimli kitaplar tercih ediyor.
Sadece böyle bir iki çocuk onlar böyle gayet kalın istedikleri kitapları okuyorlar.
Daha sonra bu çocuklarla böyle bir röportaj yapıyorlar.
Yol varken neden bu kitabı seçtim?
Çocuklar diyor ki yani bu kitap ilgimi çekti okumak istiyordum ben o yüzden aldım bunu.
Bu hani kalın kitapları seçen özel çocukların aile yapısındaki farklılığa bir bakıyorlar.
Ve çoğu aile... Çocuklarına kitap okumalar için ödül veriyor.
Zaten bu Kore'de bu gelenek gibi bir şey.
Hadi kitap okudun al sana ödül.
Çocuklar da ne yapıyor? Olabildiğince kitap sayısını arttırmaya çalışıyor.
Diğer iki çocuğun ailesinde şunu görüyorlar.
Önemli olan kitap okuma sürecin.
Yani sen bu kitap okumaya başlarsan her türlü zaten ödülünü alacaksın.
Sıkılırsan da bırak. İlgini çekmediyse bırak yani o kitabı.
Başka kitaba geç. Ama zaten amaç o kitabı bitirmek değil.
Amaç o kitaptan keyif alabilmek.
Şimdi gelelim Tormund tarafından yapılmış o deneyi farklılaştıran ana unsura.
Başta kötü haberi vereyim.
Çünkü ilk olarak karşımıza çıkan farklılık şu.
İşte bu başarılı olan, ortalama başarılı olan ve başarısız olan çocukların arasındaki ana fark ailelerin maddi durumu.
Yani ne kadar üzücü ama...
İşte bu kadar anlattım anlattım bu muydu diyeceksiniz.
Evet bu. Yani bu şekilde işte parası yoksa yok deyip kapatıyormuşum.
Yok yok. Orada bahsetilen maddi durum şu.
Thurman diyor ki o yüksek maddi durum göstergesi o ailenin daha iyi bir eğitim aldığını gösteriyor.
Daha iyi eğitim alan ailelerde çocuklarını başarı olarak odaklandırdıkları nokta değişiyor yani bu durumda.
Az önce geldiğimiz noktaya geliyoruz yine.
Yani eğitimli ailelerde şunu görüyoruz.
Çocuklar sorgulayıcı, özgüvenli.
Diğer ailelerde sorgulama yok.
Yani direkt sonuç odaklılık var.
Başarı var, başarısızlık var.
Ceza var, ödül var.
Ve bu şekilde yetiştirildiklerinde sonra hayatta mücadele etmesini kazanamıyorlar.
Çünkü bir zorlukla karşılaştıklarında hemen bir başarısızlık korkusuna yenik düşüyorlar.
İşte hemen bir vazgeçme ya da kaçma davranışı sergiliyorlar.
Ama diğer çocuklar için öyle değil.
Çünkü başarı ya da başarısızlık yok.
Sürecin kendisi zaten asıl önemli olan.
Bunun farkındalığı zaten bütün olayı değiştiriyor.
Şimdi benim konuyu toparlamam gerekirse...
Şöyle bana hep soruyorsun mesela Instagram'dan.
Nasıl plan yapıyorsun? Yapılacaklar listen şöyle mi?
Ajandan şundan mı? Gibi gibi.
Çünkü genel olarak birçok şeyi bir arada yürütmeye çalışan bir insanım.
Ve bu da ister istemez çok dolu dolu geçirilen bir gün sunuyor bana.
Çünkü mecburum yani buna yetişmiyor çünkü.
Ben bir önceki gece açıyorum defterimi.
Diyorum ki mesela hedefim şu.
Yarın bu amaca yaklaşmamı sağlayacak ne yapabilirim?
Yarını dolduruyorum hemen şunu şunu yapabilirim.
Bir de bu haftaya bakıyorum genel olarak.
Diyorum ki bu hafta bu amaca yaklaşmamı sağlayacak ne yapabilirim?
Diyorum ama işte bir haftadan öteye çok gitmiyorum.
Bu benimle alakalı bir şey galiba.
Çünkü ben maksimum 7 gün için kontrol edilebilir bir insan olduğumu hissediyorum.
O aylık planlar falan hiçbir zaman yaramadı bana çünkü.
İşte ve haftalar böyle böyle geçip gidiyor.
Ben de bir rutin oluşturuyorum zamanla kendime.
Keyif de alıyorum bundan bu arada.
En azından süreçten keyif alabilmeyi öğrendim.
Mesela vize haftamda hala merakla okuduğum kitabımı okumaya devam edebiliyorum.
Ezgi Zeynep bunu asla yapamazdı bu arada.
Çünkü kitap okuduğunda bunun vakit kaybı olduğunu düşünüp inanılmaz bir vicdan azabı çekerdi.
Ve sadece vizelerine odaklanırdı.
Ama neyse ki her gün yeni şeyler öğreniyoruz kendimiz hakkında.
Ve henüz çok başlarında olduğumu biliyorum.
Bugünlük sohbetimizin sonuna geldik.
Arayı biraz açmıştık.
Umarım ki keyif alarak dinlemişsinizdir.
Ben de buradayım demek isterseniz ben Instagram hesabıma açıklamalar kısmına yazacağım.
Siz de kendi yolunuzun keyfini çıkartmanız dileğiyle.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
