
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
bu bölümde yakılarak söndürülen aydınlanma meşalesinden, hypatia'dan konuşmaya başladık, biraz toplumsal eşitsizliklerden, biraz da kitap-film önerilerinden bahsettim. bana eşlik etmek ister misin?
Zeynep'i instagramdan takip etmek etmek için tıkla!
Podcastin instagram hesabını takip etmek için tıkla!
Transkript
Altyazı M.K.
Merhaba, hoş geldiniz.
İlk bölümden çok daha heyecanlıyım.
Çünkü gerçekten bu kadar insanı dinleyeceğimi düşünmüyordum.
Gerçekten çok mutlu oldum. Çok teşekkür ederim.
Dinleyene de, dinledikten sonra gerçekten gelip Instagram'dan selam verene de, destekleyene de.
Hepinize yani. Hazırsanız...
İkinci bölüme geçiyoruz. Geçen gün kitapçıya gittim ki elimden geldiğince kitapçılara girmemeye çalışıyorum.
Girdiğimde bir şey almadan çıkamıyorum çünkü.
Etiket fiyatına kitap almak da eskiye nazaran çok da mantıklı değil yani.
Anlaşalım bence bir orada. Siz de biliyorsunuz.
Ben hala böyle Amazon'dan, kitap yurdundan vesaire alıyorum elimden geldiğince.
Ama işte geçenlerde kitapçıya bir gireyim dedim.
Arkadaşımı bekleyecektim 20 dakika kadar.
Bu 20 dakika en azından nerede geçer diye bir düşündüm.
Baktım epeydir de gitmemişim hiç.
Giriverdim kitapçıya. 3-4 tane kitap aldım çıkar.
İçlerinden birini de bugün bitirdim.
Bu bölümün ana kahramanı.
Kitabın da ana kahramanı aynı zamanda.
Şimdi ben size desem ki gözlerinizi kapatın.
Böyle antik çağlarda felsefeyle uğraşan kişileri böyle bir gözünüzün önüne getirin.
Ya muhtemelen o çağı da göz önüne bulundurarak böyle aksakallı, hafiften bir yaşını almış, eli böyle havada bir şeyler anlatan bir profil canlandıracaksınız kafanızdan.
Ama öyle değil. Kimi anlatacağım biliyor musunuz?
Şöyle başlayayım hatta. Şimdi bizim bir sürü ate sözümüz var.
Hele böyle... Doğru söyleyenin akıbetiyle alakalı ne de çok var bir sürü sayda.
İşte meyve veren ağaç taşlanır mı dersiniz?
Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar mı dersiniz?
Birini seçin. Tam öyle bir olay çünkü birazdan dinleyecekleriniz.
Ben bugün size yakılarak söndürülen aydınlanma meşalesi Harpetti'ye anlatacağım.
Hatta aslında başlamadan önce size bir tane kitap bir tane film önermek istiyorum.
Aslında bölümün sonunda önerecektim ama ilk baştan söyleyeyim de böyle iyice yer etsin aklınızda diye düşündüm nedense.
Önerdiğim kitap benim de bugün bitirdiğim.
Destek yayınlarından çıkan yanlış da olsa düşünmek hiç düşünmemekten iyidir kitabı.
Hatta destek yayınlarının çok fazla böyle bilim insanının, filozofun kitabını yapmış bu şekilde.
Biraz böyle ufak boydalar. Pek kalın da değiller.
Çok keyifli okuması. Böyle atın çantanıza, böyle paltonunuzun cebine falan.
Durup durup okuyun. Haypeti hakkında okuma yapmak isteyenler için de bu öneri bir kenarda dursun.
Bir de film öneyeceğim. Filmin adı Agora.
Yani size sorarım.
Bir film hem bilgilendirici, hem romantik, hem de dramatik olabilir.
Ben cevaplayayım olabilir.
Tam öyle bir film.
İki sene önce izledim yanlış hatırlamıyorsam.
Hala da çok net aklımda yani filmin detayları.
Ki ben öyle çok aklıma tutamam filmlerdeki efsanevi replikleri falan.
Ve çok da kıskanırım bu arada böyle hatırlayanları.
Çünkü bazen böyle ortamda işte bir filmden bir alıntı yapıp gülüp eğleniyor.
Ben bazen anlamıyorum, hatırlamıyorum.
Filmi izlersem daha iyi kötü hissettiriyor.
Yani şimdi filme dönecek olursak.
Film sizi böyle alıp gerçekten götürüyor sanki.
o döneme. Çok hoş olmuş o bakımdan.
Ve başvurdaki kadın yani adını tam hatırlamazsam da Haypeti'yi oynayan oyuncu resmen bu film için oyuncu olmuş.
Bakın normalde ben gerçekten bu kadar abartarak anlatmam bir şeyleri.
Ama çok iyiydi. Kadının adı Rachel'dı galiba.
Neyse. Tam hatırlamıyorum.
Yanlış bir şey söylemeyeyim. Şimdi eğer ki birazdan anlatacaklarım size yetmezse yani ben bu kadına doyamadım.
Okumalar yapmak istiyorum. Filmler, belgeseller izlemek istiyorum derseniz bu iki önerim de böyle bir cepte dursun.
Peki bu kadın kim? Bu kadın İskenderiyeli Hypatia.
Bu Hypatia bir matematikçi, astronom ve İlk kadın filozof.
Her şeye rağmen dik duran, öleceğini bilse bile böyle an bildiklerini, öğrendiklerini anlatmaktan vazgeçmeyen bir insan.
Genel olarak böyle insanların evrensel bir temsilcisiydi bence yani kendisi.
Birazdan anlatacağım o saf kötülüklere tek başına göz gelen bir bilim kadını deneyeceksiniz.
Günümüzde bile gerçekten kadının toplumdaki yeri hala tartışma konusu olabiliyorken bundan 1600 sene önce yaşamış bir kadının bilim ve topluma sınavının nasıl olabileceğini ben anlatmadan siz bir düşünün isterseniz
gerçekten çok üzücü.
Hatta O yaşadığı dönemde babası veya eşi tarafından desteklenmediği durumda eğitim alması yasak kadınların.
Yani öyle düşünün. Bu baskının, bu cehaletin, vahşiliğinin arttığı bir ortamda bir kadın olarak son derece değersiz bir konumdaydı Haypetya'da.
Yani anlamışsınızdır ki bu erkek egemenliğin baskısı nedeniyle böyle kadınlar herhangi bir hakka sahip olamayan araçlardan ibaretti o dönemde.
Ama tabii Haypetya'da bu böyle olmadı.
Çünkü babası sayesinde çok büyük geliştirdi kendini.
Yani o kadar güzel şeyler yaptı.
ki yani öyle bir ortamda zaten başlı başına kadın olmak çok zorken bir de bilimle, astronomiyle, fizikle böyle matematikle ilgilenen bir kadın olmak nasıl zordur?
Siz hayal edin bir. O zaman böyle sanki nasıl bir cesaret örneği olduğunu daha rahat anlayabiliriz Haypetcan'ın.
Şimdi ne demiştim? Babası sayesinde kendini çok geliştirdi.
Babası kim biliyor musunuz?
Theon isimli bir matematikçi ve astronom.
O hatta İskenderiye Kütüphanesi'nde başında o dönemde kendisi ve gerçekten çok düşkün kızına.
Yani ne eğitimler almasına yardım ediyor.
Yani nerelere kimlerin kimlerin yanına gönderiyor.
Eğitim alsın, bir şeyler öğrensin, ufku açılsın diye.
O dönem için çok şok edici bir şey tabii ama Theon kızını böyle özgün bir bire olarak yetiştirmeye tercih ediyor.
Tabi adam bilgili o kadar.
Kızına da ders veriyor tabii ki.
Bütün birliklerinde böyle düşündüklerinde ona anlatmaya çalışıyor.
Ama Haypet de sadece ders almıyor babasına.
Böyle aynı zamanda kütüphanede falan da yardımcı oluyor ona.
Mesela Theon bu müzedeki görevinin bir partisi olarak da Eski metinleri falan düzenliyor orada.
Böyle eleştiriler yazıyor o metinlere falan.
Hypatia da bu işlerle ona böyle eşlik ediyormuş kütüphanede.
Yani şöyle ki aslında gerçekten eğer Hypatia ve babası Theon olmasaydı muhtemelen bu kıymetli işte...
Öklit gibi mesela. O da İskenderiye'de orada yaşamış.
Ki liseden falan bilen de çoktur.
Başımızın belası. Bu böyle kıymetli diğer Yunanlı matematikçilerin falan da eserleri hiçbir şekilde günümüze ulaşamayacaktı yani.
O işte Haypetye ve kendisi.
Ay Haypetye ve kendisi. Haypetye ve babası.
Oradaki astronomi kitaplarını düzenlediler ve yorumladılar.
Bu ortaya çıkardıkları, canlandırdıkları bilgileri de öğrencilerine aktardılar.
Hatta yorumlardan bir tanesinin girişinde ne yazıyordu?
Biliyor musunuz babası yazmış bunu Hypatia'nın.
Bu baskı filozof olan kızın Hypatia tarafından hazırlanmıştır diye belirtiyor.
Yani düşünün ki o zamanlarda kadınları okutmuyorlar.
Okutmayı bırakın bir birey olarak bile zar zor görüyorlar.
Hatta görmüyorlar bile belki.
Babasının yaptığı harekete bakar mısınız bile?
Ne kadar güzel bir şey aslında. O dönem için gerçekten çok iyi şeyler.
Ama Theon hep böyle desteklemiş bu konularda kızını.
Ve Hypatia da babasından çok güzel şeyler öğrenmişti.
Hata yapmanın aslında erdemli olmaya katkı...
Bu dogma düşüncelere saplanıp kalınmaması gerektiğini falan.
Düşünmenin en önemli şey olduğunu ve kimsenin fikrinin tamamen doğru olmadığını falan öğrenmiş babasından.
Bunları hep anlatıyormuş öğrencilerine.
E tabi bu babasından öğrendiği bilgiler de çok güzel işler yapmasına da vesile olmuş böylelikle.
Hani dedim ya size babasının teşvikiyle nerelere nerelere gitti diye.
Nerelere nerelere. Ay ne kadar zormuş bunu söylüyorsun.
Atina'da eğitimi tamamlar tamamlamaz.
Ay ben bu ikilemleri hiç söylemeyeyim ya.
Atina'da eğitimini tamamlar tamamlamaz İskenderiye'de bir felsefe okulu açıyor.
Haypetya dönüyor İskenderiye'ye.
O dönemde okudukları ile birlikte zaten Platon'dan falan da çok etkileniyor.
Ve hayatı boyunca bu öğrendiklerini işte gittiği yerlerde edindiği bilgileri falan açtı bu felsefe okulunda öğretmeye çalışıyor öğrencilerine.
Ve öğrencileri arasından şimdi size iki önemli isim söyleyeceğim.
Bunlar birazdan hikayeye dahil olacaklar o yüzden iyi bilin.
Birisi İskenderiye valisi olacak olan Orestes.
dost. Diğeri de psikopos olacak.
Sinesios isimli.
İki öğrenci. O zamanlar böyle tam romanın karışmaya başladığı böyle yavaştan da böyle çökmeye başladığı şanssız bir dönem.
Çünkü bilgiye ulaşmak çok zor zaten yani.
Bunun için böyle kalkıp kilometreler falan kat etmeniz gerekiyor.
Yazılı kaynaklar da çok az.
En önemlisi de halk çok büyük oranda bilgisiz yani.
Bu çok önemli bir etken tabii ki.
O dönemde de böyle Çok böyle dedim galiba.
Bir tıp eğitim yuvası mı denir?
İşte hastane olan Serapis Tapınağı.
Müze ve İskenderiye Kütüphanesi.
Bu süper üçlü. Hristiyanlık için çok önemli engellerden.
Ve o zamanda imparator olan Theodosius diyor ki.
Ben diyor eski dinle ilgili hiçbir şeyin kalmamasını istiyorum diyor.
Gidiyor elinde bir tane haçla ve diğer rahipler.
Hala tapınağa basıyor.
Orada böyle hatta birçok görevli ve hekimin falan öldüğü de söyleniyor.
Sonrasında işte orayı bir kiliseye çeviriyorlar.
Ve işte böylece bu fanatizm daha hızlı yayılıyor haliyle.
E hal böyle olunca da bilme yönelik çalışan şeyler böyle bir bir değerini de yitirmeye başlıyor.
Hani demiştim ya size. Hypatia'nın öğrencilerinden biri vardı Orestes.
O İskenderiye valisi oluyor.
Ve Hristiyanlık hareketinin öncülerinden olan Psikopos Sirin içine bir rakip sayılıyor o dönemde.
Ve bu eski öğrenci...
İzlediğiniz için teşekkür ederim.
Kadın sessizliği ve uysallığı öğrenmelidir.
Kadının ne ders vermesine ne de erkeğin üzerinde yetki sahibi olmasına izin vermeyeceğim.
Suskun olacak, sessiz kalacak.
Çünkü önce Adem sonra Havva yaratılmıştır diyor.
Bu şekilde Sirin Haypetya'nın öldürülmesi için halkı inanılmaz kaşıkırtıyor.
Ve Haypetya halk arasında böyle şeytan, dinsiz falan olarak nitelendirilmeye başlıyor.
Ve o kötü son oluyor zaten ama oraya birazdan geleceğim.
Yani bu böyle... 1000 yıl işte 1500 yıl önceki şeyleri okurken falan.
Hala bazı yerlerde bir adım ileriye giden insanları görünce çok garip hissediyorum ben kendimi.
Hala bir birey olarak görmeyen çok fazla insan var çünkü kadına.
Biliyorum yani biliyoruz, görüyoruz yaşananları da.
Bazı hemcislerimin başına gelenleri de biliyoruz.
Yani söylenecek çok şey var da bir girersem o konulara çok konuşuruz bu konularda.
Onu başka bir bölüme saklayalım.
Ama size geçen denk geldiğimi bir araştırmaya anlatayım.
Hazır böyle çok önce... kadın bu toplum için neler yapıyormuş, neler yapmaya çalışmış vs.
hakkında konuşuyorken. Siz de biliyorsunuz ki böyle yüzyıllardır bilim insanları da, tarihçiler de genel olarak bu konuları az çok bilen insanlar da ilkel insanlardaki görev dağılımını kafalarına oturtmuş.
Oturtmuştuk yani. Nasıldı?
Erkekler avlıyor, kadınlar topluyor.
Böyle bir kalıp vardı kafamızda.
Ama Peruant dağlarında bir mezar bulmuşlar.
Bir avcı kadının mezarı.
Mezar böyle bir 9000 yıllık falan.
Bu mezarı incelediklerinde de çok farklı fikirler atmışlar ortaya.
Mezarda ne bulmuşlar biliyor musunuz?
Ok başlarıyla dolu bir avcı çantası ve hayvan işleme araçları bulunmuş.
Bölge mezarlarında zaten insanların böyle yaşamı boyunca yanında taşıdıkları aletlerle birlikte gömüldüğüne çok sık rastlanıyormuş.
Ve bu mezarı bulan ekip...
Kemik dilimlisi de demiş ki bu iskele dişi.
Böyle tahmin etmiş. Ve böyle uzun uzun yapılan protein analizlerinden sonra falan da bu tahmin onaylanmış.
Bu konuda araştırmalar falan yapan ünlü böyle kıymetli bir antropolog da bu olayı şöyle anlatmış bir röportajında.
Ki çok güzel konuşmuş bence.
Demiş ki uzun süredir inanılan erkek avcı hipotezini yalanlayan bir arkeolojik buluşa imza attık.
Bu mezardan çıkanlar cinsiyete dayalı iş ayrımcılığı ve eşitsizliğin gündemde olduğu bir dönemde geldiği için ayrıca önemli.
Avcı toplayıcı insanlardaki...
Cinsiyetlere göre ayrılmış iş hayatı bazı insanların cinsiyetçi eşitsizliklerin doğamızda olduğunu düşünmeye yola açıldı.
Açıkça görüldüğü üzere türümüzün ilk dönemlerinde bile çalışma hayatında ayrımcılık bir kanun değil demiş.
Yani bu kadın avcının bulunması bu konu için şahane bir vuruş zaten ama bunun bulunan ekip diyor ki açık bağ bu bir istisna mı yani bir tane vardı da biz ona mı denk geldik yoksa bu avcı böyle kadın avcılardan
oluşan bir grubun bir parçası mı?
falan diye bir ikileme düşüyorlar haliyle.
Çünkü bir tane var ellerinde.
Gidiyorlar iki Amerika kıtasında tarih öncesine ait olduğu bilinen 429 tane glisede inceliyorlar.
Ve içlerinden sadece 27 tanesinin avcı olduğunu anlıyorlar.
İskeletlerden bir tanesi zaten tespit edilemeyecek kadar kötü durumlarmış.
Ama kalanların kaç tanesi erkek, kaç tanesi kadın biliyor musunuz?
15'i erkek, 11'i kadın.
Araştırmacılar da bu durumda çıkıp demişler ki yani o zaman erken dönem avcılığında kadının payı öyle yok sayılamayacak kadar büyük demişler yani.
Ve araştırmalara göre de bu avcın uçursunun %30 ile %50'si falan...
kadın nüfustan oluşuyormuş ki çok iyi bir oran bence bu.
Bu böyle kemiklerin incelenmesi, bulunan ufak detaylarla yorum yapılması, bazı çıkarımlar hakkında falan konuşulanları dinlemek çok keyifli geliyor bana bu arada.
Yani böyle inanılmaz bir şey gibi geliyor.
Çok enteresan yani.
Sizce de öyle değil mi?
Zaten mesela hele ki bu ortaçağ boyunca yaşanan bu toplumsal eşitsizlikler falan insanların kemiklerine kadar işlemiş.
Çok ciddi söylüyorum bu arada.
Kemiklerine kadar işlemiş yani insanların.
Bu Cambridge şehrinin birçok farklı mezarlıklarından böyle iskelet incelemeleri yapmışlar.
10. ile 14.
yüzyıl arasında kalmış böyle.
310 tane falan cesedi incelemişler.
İncelerken de... Çemiklerdeki travmalara odaklanmışlar.
Yani bu kalıntılardaki travmalardan o kişinin hayattayken...
başa çıkmaya çalıştığı, göğüs kerdiye zorlukları falan anlıyorlar.
Yani olaya bakar mısınız?
Nasıl enteresan gelmiyor mu size şu an?
İşte bu travmalara bak hangi sosyal sınıf, nelere maruz kalmış, neler yaşamış vs.
bunları çıkarıyorlar. Bakabilirsiniz o makalelere falan ilginizi çektiyse.
Ben çok hakim değilim o yüzden çok detayına girmiyorum.
Maalesef giremiyorum yani inemiyorum.
Ben size Fransız bir şairin, Platon'un ruhu ve Afrodit'in vücuduna sahip diye bahsettiği Haypetya'nın sonunu...
anlatacağım son olarak.
Aslında çok alıntı yapmak istiyorum anlattıklarından.
Böyle öğrencilerine ders verirken kurduğu cümleleri falan inceleyelim istiyorum.
Ama öyle güzel şeyler söylemiş, öyle güzel şeyler anlatmış ki anlattıkça anlatırım.
Böyle çok çok bir saatler, iki saatler sürsün de istemiyorum şu an.
Mesela bir gün öğrencilerine güzelliğin doğasına dair bir ders veriyormuş.
Onlara şöyle söylemiş.
Bir adam kadın vücudunun güzelliğini gördüğünde onu şehvetle fethetme arayışına girmemeli.
Bunu Onun yerine onun güzelliğinin gerçek güzelliğinin sureti olduğunu anlamalı.
İnsan hayvani doğasının en alçak yerlerine bir kağıt dağıldığında güzelliğin asıl özü üzerine düşünemez.
Kendi körlüğünde ve Hades'in aldatıcı gölgeleri içinde yaşamak zorunda kalır.
Hatta bu cümlelerden sonra ders bittiğinde öğrencilerinden biri belli ki mesajcık anlayamamış.
Anlatmak istediğini anlamamış yani.
Dersten sonra gidip Haypet diye onu sevdiğini falan söylüyor.
Ama Haypet diye çok güzel bir cevap veriyor ona da.
Bu cevap için gidin filmi açın izleyin.
Bu da bahaneniz olsun merak ettiyseniz.
Bu çok güzel. O sahne vardı çünkü filmde de.
Şimdi ne demiştik? Halk kışkırtıldı.
Baştakiler elde etmek istediklerine sahip oldular.
Yani inanılmaz sinirli bir halk var ortada.
Genel olarak böyle cadı, şeytan olarak nitelendirildikleri bir kadına karşı.
Minattan sonra 415 yılında da Hristiyan halk Haypeti'ye saldırıyor.
Bir akşam bu iki tekerlekli arabasında oturmuş.
O dönemde böyle var ya şu an görsel koyamadığım için anlatamıyorum ama.
İki tekerlekli arabasında oturmuş.
Evine doğru gidiyorken önüne çıkıyorlar.
Ve bu öfkeli insanlar yani insan bile demek istemiyorum ama.
Onu arabadan çekip alıyorlar.
Bu filozof giysilerini falan üzerinden çıkarıyorlar.
Ve yakınlardaki kiliseye götürünceye kadar böyle sokaklar boyunca sürüklüyorlar kadını.
Bu götürdükleri kilisede bir zamanlar Kleopatra'nın yaptırdığı bir tapınak.
Sevgilisi için falan yaptırdılar.
yaptırmış yani. Aşka bakın.
Adı Sezaryum tapınağı.
Ama imparatorluğun yeni dini yüzünden kiliseye çevirmişler orasını.
Neyse işte onu kiliseye kadar sürükleyenler bu haypetçiyi Hristiyan kilisesinin zeminine atıyorlar ve gerçekten vahşi bir şekilde öldürüyorlar.
Bu da yetmiyor. Gidip bir şenlik ateşi üstüne yakıyorlar vesaire böyle berbat bir şey yani.
Hiç ayrıntı vesaire de ve resim gelmiyor bu yüzden bu sonu anlatırken.
Ve bu son kendi zamanındaki en parlak dahilerden biri olabilecek bir Kadın için gerçekten çok acımasız bir son.
Hatta Hypatia'nın bu ölümünü bu klasik dönemin sonu olarak gören çok fazla tarihçi de var.
Yani maalesef ki öyle bence de.
Şimdi ben de bu bölümü belki de Hypatia'nın en büyük mirası olan kendisinden öğrencilerine geçmiş bir sözüyle bitirmek istiyorum.
Düşünme hakkınızı koruyun.
Yanlış düşünmek bile hiç düşünmemekten iyidir.
Kendinize çok iyi bakın.
Umarım ki çok keyifli bir bölüm olmuştur sizler için de.
Hoşçakalın. Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
