
Sinestezi: Kelimelerin Rengi, Seslerin Tadı
17 Haziran 2025 · 17 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bir kelimenin rengi olur mu? Peki ya bir melodinin tadı?
Sinestezi, duyuların birbirine karıştığı sıra dışı bir algı biçimi. Bu bölümde Zeynep, beynin renklerle beste yaptığı o gizemli dünyaya giriyor.
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba, Konuşacak Çok Şey Var podcastına hoş geldiniz.
Ben Zeynep. Bugün sizi kelimelerin renk olduğu, seslerin tatla buluştuğu, sayılarak kişilik atfedilen bir dünyanın içine götüreceğim.
Çünkü bu bölümde sıra dışı bir algı deneyiminin, yani sinestezinin dünyasına dalıyoruz arkadaşlar.
Düşünsenize, bir kelime duyduğunuzda ağzınızda böyle bir limon tadı kalıyor.
Ya da her çarşamba turuncu gibi geliyor size.
Kulağa garip geliyor, farkındayım.
Oysa ki bazı insanlar için bu gerçekliğin ta kendisi.
Sinestezi her zaman merak uyandıran ama aynı zamanda hakkında çok az şey bilinen bir nörolojik durum.
Ama... Bir hastalık değil.
Aksine kimi zaman bir süper güç bence.
Kimi zaman bir sanatsal yetenek gibi bile anlatılıyor.
Bazı insanlar K harfi bana mavi gibi geliyor diyor.
Ya da her sayının bir karakteri var diye açıklıyor.
Ve bu sadece soyut bir his değil.
Onlar için gerçekten var olan bir deneyim.
Peki nedir bu sinestezi Zeynepciğim?
Nasıl ortaya çıkar? Bilim insanları bu durumu nasıl açıklar?
Ve acaba hepimizin içinde biraz sinestezi var mı diye soracaksınız.
Şimdi bu bölümde sinestezi'nin bilinen tüm yönlerini konuşacağız.
Araştırmalardan, sinestezi ile yaşayan insanlardan, onların anlattıklarından ve bu deneyimin hayatlarını nasıl etkilediğinden konuşacağız.
Ayrıca tarihte sinestezi ile ilişkilendirilen sanatçılardan, müzisyenlerden, yazarların bu konuda neler düşündüğünden de birazcık bahsedeceğiz.
Yani bu bölümde sadece bilgi öğrenmeyeceksiniz, aynı zamanda kendi algınızı da sorgulayacaksınız.
Yani gözlerinizi kapattığınızda şöyle mor renkte bir nota duyarsanız şaşırmayın.
Çünkü biz şu an sinir hücrelerinin şiir gibi çalıştığı bir dünyaya adım atıyoruz.
Hazırsanız başlıyorum.
Sinestezi kelime anlamıyla baktığımızda birlikte algılamak demek.
Yani Yunanca sin birlikte ve aistesis yani algı kelimelerinden türetilmiş.
Yani bir duyunun başka bir duyuya otomatik olarak eşlik etmesi.
Bizim normalde ayrı çalışan beş duyumuz var.
Bildiğiniz gibi görme, işitme, tat alma, koku alma ve dokunma.
Ama sinesteziyle yaşayan bireylerde bu duyular adeta birbirine karışıyor.
Yani bir ses duyduklarında bir renk görüyorlar.
Bazıları kelimelerin tadını alıyor.
Bazıları ise günleri, ayları mekansal bir düzlemde görüyor.
Ve ilginç tarafı da şu ki bunlar onlar için gerçek.
Hayal ya da mecaz değil.
Tıpkı sizin çilek deyince kırmızıyı düşünmeniz gibi onlar da pazartesiyi sarı olarak görüyor mesela.
Şimdi ister istemez merak ediyoruz.
Bütün bu karşılıklı duygusal şölenin beyinde tam olarak nasıl gerçekleştiğini açıklayan net bir cevap var mı?
Bilim insanları sinestezinin tam olarak neden çıktığını hala %100 çözebilmiş değil.
Ama bazı güçlü teoriler var.
Bunlardan biri çapraz bağlantı teorisi.
Beynimizdeki farklı duyusal alanlar...
Mesela görme merkezi ile işitme merkezi genelde ayrı çalışır.
Ama sinestezik bireylerde bu alanlar arasında fazladan bağlantılar olduğu düşünülüyor.
Yani bir ses uyarısı yanlışlıkla görsel merkeze de sinyal gönderiyor ve beyin o sesi renk olarak algılıyor.
Ve tam da bu noktada iki önemli ayrıntı karşımıza çıkıyor.
Birincisi Beyin görüntüleme çalışmalarında sinestezik katılımcıların özellikle görsel korteks ve işitsel kortekste aynı anda belirgin aktivasyon yaşadığı görülüyor.
Yani ses ve renk adeta eş zamanlı bir nörel konser düzenliyor.
İkincisi ise bu eş aktivasyonun bilgi işlemede ek bir bellek avantajı yarattığı düşünülüyor.
Çünkü iki duyusal yolu aynı anda kullanmak bir veriyi zihinde daha kalıcı hale getiriyor.
Dahası şöyle ki sinestezik deneklerde beyaz cevher yollarının, bunları işte beynin şehirler arası fiber optik hatları gibi düşünebilirsiniz.
Normal popülasyona göre daha yoğun ya da daha kalın olabileceğini öne süren bulgular var.
Böyle böyle araştırmalar var tabii ki ama ben kafanızı çok karıştırmayacağım.
İlginç olan kısımlara geliyoruz.
Şu ki bence çok enteresan bir şey bu.
Yeni doğan bebeklerin neredeyse hepsinin sinestezik olduğu düşünülüyor.
Yani hayatın ilk aylarında hepimiz sesleri görüp renkleri tadıyor olabiliriz.
Ama zamanla bu bağlantılar azalıyor.
Beynimiz düzenli hale geliyor.
Sinestezi bu bağlantıların azalmadan kaldığı bir durum olabilir.
Sinestezi bazen aile içinde de görülebiliyormuş.
Hatta sinesteziyle yaşayan birçok kişi annemde de benzer şeyler var.
Ya da işte kız kardeşim de sayıların renklerini görüyor gibi cümleler kuruyor.
Bu da sinestezinin kısmen genetik olabileceğini işaret ediyor.
Ama çevresel faktörlerin öğrenmenin ve bireysel deneyimlerinde rolü çok büyükmüş.
Şimdi şöyle ki... Ailede sinestezi taşıyan bir genetik altyapı olsa da herkes de aynı canlılıkta ortaya çıkmıyor arkadaşlar.
Yani kimik kız kardeş mesela sadece bazı harfleri renkli görürken diğeri hem sayıları renklendiriyor hem günleri mekansal bir haritaya yerleştiriyor.
Yani böyle bir çeşitlilik var.
Böylesine karmaşık bir algısal özellik sanatta nasıl tezahür ediyor diye düşününce...
En büyüleyici kısmı burası olduğunu fark edeceğiz.
Çünkü sinesteziyi yaşayan birçok sanatçı var.
Mesela Vasily Kandinsky sinestezik olduğu düşünen ressamlardan biri.
Renkleri duyduğunu, sesleri gördüğünü söylüyormuş.
Resimlerine baktığında gerçekten notaları hissedebiliyorsun diyeceğim ama gerçekten hani detaylı bir bakmak lazım.
O bir tabloyu sadece çizmez aynı zamanda bestelermiş adeta.
Ve bu bakış açısıyla bakıldığında eserlerine onun eser...
Gerçekten eşsiz bir derinlik katıyor bu bilgi.
Renkler sadece görsel değil işitsel bir deneyim olarak da izleyiciye ulaşıyor.
Yani gözle görülenin ötesinde bir titreşim var Kandinsky'nin fırçasında.
Franz Lis ise orkestrasını yönetirken müzisyenlerine şu pasajı biraz daha mor çal dediği rivayet edilenlerden.
Bu cümle normal bir insana çok saçma gelebilir ama bir sinestezik için çok mantıklıdır.
Mor bir pasaj belki daha hüzünlü.
Daha dolgun bir ses anlamına gelebilir Yani renkler burada notalara rehberlik ediyorlar aslında Günümüze gelecek olursak Billie Eilish var arkadaşlar.
Genç yaşına rağmen müzik dünyasına ses getirmiş bir isim ve kendisinin sinestezi deneyimi yaşadığını açıkça söylüyor.
Renkler, şarkılar ve hatta insanlar arasında bile görsel bir bağ kurduğunu ifade ediyor.
Şarkılarını yazarken seslerin hangi renklerde geldiğini dikkate alıyor.
Mesela Bad Guy onun için sarı ve koyu kırmızı tonlarında bir şarkıymış.
Çünkü ona göre ses sadece işitsel değil görsel bir yansımada aynı zamanda.
Billy bu yetisini bir estetik unsur olarak kullanıyor ve sinestezi onun yaratım sürecinin doğal bir parçası haline geliyor.
Dinleyici bunu bilmeden müziğini tüketse bile arka plandaki bu algısal zenginlik parçalarının atmosferine yansıyor.
Bir şarkısında da böyle mavi tonlarında olduğunu söylemişti.
Ocean Eyes mıydı acaba?
Yoksa şu an isminden dolayı mı bana öyle geliyor emin değilim.
Yani. Neyse.
Bazen bir renk, bir notu olabilir.
Bazen bir ses, bir resim örneği gelebilir.
Sines sezinin büyüsü de burada saklı zaten.
Duyularını tek tek değil, birlikte dans etmesi.
Bir de Peril Williams hep iş...
Şarkısını biliyorsunuzdur.
O şarkının sinestezisinden doğduğunu söylüyor.
Şarkıları renklere göre kurguluyormuş.
Happy mesela sarı diyor.
Onun prodüksiyon sürecinde şarkının renk yeterince parlak olmadı diye yaptığı düzeltmeler stüdyo ekibinin ilk başta bir kafasını karıştırmış ama şarkının enerjisi ortaya çıktığında o sarının aslında
neşenin tam karşılığı oldu anlaşılmış.
Ve evet bazı yazarlar kelimelere kişilik atfediyorlar bu arada.
Bu sinestezinin bir türü olan personifikasyon sinestezisi.
Bazı insanlar diyorlar ki işte salı günleri somurtgan ya da işte 5 rakamı çok kibar gibi cümleler kuruyorlar.
Beyin sayılara ya da harflere karakter veriyor.
Bir düşünün yani 7'nin çok kıskanç işte A harfinin çok kibirli olduğunu düşündüğün bir dünya nasıl olurdu acaba?
Bu tür sinestezi yazarlara karakter yaratırken bile rehberlik edebiliyor.
Örneğin Vladimir Nabokov Lolita'yı yazarken harf-renk eşleşmelerini not defterine işlediğiyle biliniyor.
Yani metindeki kelime seçimlerini seslerin renk uyumuna göre hassas bir şekilde düzenlemiş.
Bu kadar zengin örnek.
Sinestezinin nörolojik bir merak olmanın ötesinde insan yaratıcılığını nasıl beslediğini açıkça ortaya koyuyor.
Türkiye'de de var bu arada.
Hatta çok tatlı bir kız vardı.
Böyle 12-13 yaşlarındaydı yanlış hatırlamıyorsam.
Onu da story'ime ekleyeceğim mutlaka.
Çünkü bitkilere dokunuyor, etrafta geziniyor, ormanda geziniyor ve bu çiçek bu şarkıyı söylüyor diyor mesela.
Ya da bir... Rengin çarkısını çalıyor piyonodan.
İnanılmaz tatlı birisi.
Mutlaka paylaşacağım onu.
Renklerin notalarla konuştuğu, sayıların kişilik kazandığı bir zihin hem sanat hem bilim için sınırsız bir ilham kaynağına dönüşüyor bu arada.
Ve belki de hepimize şunu hatırlatıyor.
Algı dediğimiz şey sandığımızdan çok daha esnek, çok daha kişisel ve çok daha sürprizli.
Şimdi sinestezinin sadece sanatlı sınırlı olmadığını düşünelim.
Bazı insanlar haftanın günlerini bir çember içinde konumlandırıyor.
İşte bazılarına göre Ocak ayı sol üst köşede, Haziran tam aşağıda.
Yani zaman bile mekana dönüşebiliyor.
Buna mekansal sekansiyer sinestezi deniyor.
Sadece sanatçıların değil herhangi bir insanın da bu tür bir algı deneyimi yaşaması mümkün.
Belki siz de farkında olmadan bazı harfleri renkli görüyorsunuzdur.
Ya da belirli kelimelerin size spesifik bir tat ya da his uyandırdığını fark edebilirsiniz.
Kim bilir? Belki hepimizin içinde azıcık sinestezi var da sadece adını bilmiyoruz.
Bazı insanlar sinestezilerini karmaşa gibi tanımlıyor.
Ama çoğu bunu bir hediye olarak görüyor.
Çünkü bu algı biçimi sadece dünyayı farklı görmekle kalmıyor.
Duygularla daha derin bağ kurmayı da sağlıyor.
Mesela bir çocuğun söylediği sıradan bir cümle bir sinestezik için mor bir dalgaya dönüşebiliyor.
Bu da o cümlenin sadece anlamını değil duygusal rengini de görmesine olanak tanıyor.
Bu durum özellikle edebiyatta da oldukça etkileyici sonuçlar doğurabiliyor.
Yani düşünsenize bir yazar her harfi başka bir renkte görüyor ve cümlelerini kurarken sadece anlam değil estetik bir renk kompozisyonu da oluşturuyor.
Belki de bazı yazarların kelimelere dokunur gibi yazması nedeni budur.
Harflerin gerçek bir dokuya sahip olmasıdır.
Personifikasyon nesnesi denen türe az önce ufacık bir giriş yapmıştım ki Birazcık daha konuşmak istiyorum.
Çünkü burada işler çok ilginçleşiyor bence.
Bu türde az önce de dediğim gibi insanlar sayılara, harflere kişilik atfediyorlar.
Hani dedim ya B harfi çok nazik, 3 biraz ukala gibi cümleler kurabiliyorlar.
Kulağa çocukça da geliyor olabilir bu arada farkındayım.
Ama aslında bu oldukça derin bir algı biçimi.
Çünkü insan yalnızca sembolleri değil, o sembollerin karakterini de hissediyor.
Ve bu karakterler yıllar için hiç değişmiyor.
Bir tür içsel gerçekliğe dönüşüyorlar.
Bu deneyimin yaratıcı süreçlerde nasıl işe yaradığını hayal etmek çok kolay.
Yani bir yazar cümleleri yazarken sadece anlamlı değil, Kelimelerin hissiyle de ilgileniyor.
Bazı kelimeler ona neşeli geliyor, bazıları melankolik gelebiliyor.
Ve bu anlatının tonunu belirlerken olağanüstü bir rehber haline geliyor arkadaşlar.
Bir hikayenin ruhunu yakalamak belki de bu sayede çok daha doğal oluyor.
Sinestezinin başka türleri de yok mu Zeynepciğim?
Tabii ki var. Örneğin bir tat bir forma dönüşebiliyor.
Bazı insanlar çikolatanın tadını altıgen gibi algılarken limon ekşiliği bir sivri üçgen gibi hissedilebiliyor.
Kimi zaman... Bir müzik parçası kulakta değil deride hissedilebiliyor.
Sanki ciltteki titreşim gibi.
İşte bu sinestezinin sadece duygusal bir zenginlik değil aynı zamanda bedensel bir deneyim olduğunu da gösteriyor.
Günümüzde de bu konuyla ilgili bilimsel araştırmalar epey hız kazanmış durumda.
bazı görüntüleme teknikleriyle sinestezik bireylerin beyin aktiviteleri gözlemleniyor.
Görülüyor ki onların beyinlerinde farklı duygusal merkezler arasında olağan dışı bir etkileşim var.
Yani gerçekten de beyinleri farklı çalışıyor ve bu fark onların dünyayı daha katmanlı bir şekilde deneyimlemesine neden oluyor.
Üstelik bu deneyimin nörolojik olması onu çok daha büyüleyici kılıyor arkadaşlar.
Çünkü burada söz konusu olan şey bir hayal gücü değil.
Gerçek bir sinirsel işlem süreci.
Yani seslerin, renklerin, tatların ve duyguların birbiriyle konuşabildiği bir sistem bu.
Bu yüzden sinestezi sadece sanatsal ya da duygusal bir zenginlik olarak değil de aynı zamanda nörolojik bir harita olarak da düşünmeliyiz.
Dahası sinestezi bir spektrum gibi de düşünülebilir.
Yani herkesin biraz sinestezik olma ihtimali olabilir.
Bazı insanlar sadece belli durumlarda, örneğin çok yorgunken ya da bir müzik dinlerken geçici olarak sinestezik deneyimi yaşayabiliyor.
Bazılarındaysa bu hayat boyu devam eden bir durum.
Araştırmalar kadınlarda erkeklere oranla daha sık görüldüğünü gösteriyor.
Ama biz sonuca baktığımızda sonuçta Sinestezi sadece duyuların değil algının da sınırlarını genişleten bir pencere.
Dünya hepimize aynı gibi sunuluyor ama onun içinde ne gördüğümüz, nasıl gördüğümüz kişisel bir deneyim.
Ve sinestezik bireyler bu deneyimin ne kadar farklı ve zengin olabileceğini bize gösteriyor.
Ben bazen düşünüyorum da belki de hepimizin içinde görünmeyen bir renk paleti var.
Sadece bazı insanlar bu renkleri daha yüksek sesle duyabiliyorlar.
Sinesteziyi bir yetenek, bir farklılık, bir ayrıcalık olarak görenler de var.
Mesela ben. Ama belki de bu dünyada en çok ihtiyacımız olan şey başkasının dünyayı nasıl gördüğünü merak etmek.
Çünkü biri pazartesiyi sarı gördüğünde O sarıya saygı duymayı öğreniyoruz.
Biri üç rakamını kızgın bulduğunda o rakamı bir anlığına da olsa başka bir gözle görmeye çalışıyoruz.
Sinestezi bize sadece duyuların sınırlarını değil empati kurmanın da ne demek olduğunu hatırlatıyor.
Herkesin dünyası aynı değil ama hepsi gerçek ve belki de bu.
Bu yüzden hayat bu kadar büyüleyici.
Eğer ki bu bölüm sizi düşündürttüyse, şaşırttıysa ya da en azından bir rengi bir sesle eşleştirmene neden olduysa bile o zaman güzel bir yolculuk yaptık demektir.
Bölümü dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
O zamana kadar kendi renklerinizi duymayı unutmayın.
Bay bay. Altyazı M.K.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
