
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde Zeynep, ölümsüzlüğünü arayan simyacıların yolculuklarından, amaçlarından ve tarihlerinden bahsediyor. Felsefe taşı, zümrüt tabletler ve çok daha fazlası için bölümü dinleyebilirsiniz.
Zeynep'i instagramdan takip etmek etmek için tıkla!
Podcastin instagram hesabını takip etmek için tıkla!
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba.
Konuşulacak Çok Şey Var! podcastine.
Hoş geldiniz. Ben Zeynep.
Ben bugün bölüme böyle bir soru sorarak başlamak istiyorum aslında.
Simya dediğimde aklınıza tam olarak ne canlanıyor?
Bunu merak ediyorum. Bence genelde böyle ortaçağa ait loş bir laboratuvar hemen gözümüze canlandı.
Felsefe taşını bulmaya çalışıyor.
Ölümsüzlüğü keşfetmeye, metalin dönüşümünü keşfetmeye çalışıyor.
İmbiklerin üzerine eğilmiş.
Kara cübbeli, uzun sakallı, yaşlı adamlar.
Benim kafalı direkt bu canlanıyor.
Dertleri neydi? Ölümsüzlüğü bulalım.
Sıradan bir metali altına çevirelim.
Bu kadar mı? Tabii ki de hayır arkadaşlar.
Tahmin edersiniz ki inanılmaz derin, çok uzun bir konu.
Bugün elimden geldiğince derinlerine inmeye çalışacağım.
Ama takdir edersiniz ki böyle 10-15 dakikalık bir bölüm simya için yeterli olmayacak.
Çok oyalanmadan başlayalım.
Simyacı dediğimiz bu yılmaz bir şekilde amaçlarına ilerlemekten başka bir şey düşünmeyen, sayısız çağların infazına, alaylarına, işkencelerine rağmen
sırları keşfetme yolundaki bu çabalarına sebep olan şey ne diye sormak istiyorum.
Bu neden kesinlikle bazı metalleri altına çevirme ya da dünyevi hayatı birazcık daha uzatacak bir iksir yaratmak gibi...
Beyhude bir amaç olamaz.
Çünkü arkadaşlar simyacılar için bu çok da önemli bir şey değil.
Bildiğiniz gibi simya ilminde felsefe taşı adı verilen bir taş var.
Bu taş dokunduğu her nesneyi altına dönüştürebilen, hastalıklara şifa olabilen muhteşem bir taş.
Simyacılar da tabii ki bunun peşinde.
Ama neden? Asıl sebep ne?
Bu taş hem ölümsüzlüğü hem de maddeyi altına çevirme fırsatı verir size.
Evet ama ezoterizmde arkadaşlar.
Bu taş zaten insanın içinde bulunur.
Taşı bulmanın tek yolu onu aramaktan geçer.
Yani kıymetli olan şey bu arayıştır.
Yolda olma halidir.
Sonuca değil sürece odaklan podcastimde bu yolda oluşlara, arayışlara zaten değinmiştim epey.
Simyacı kitabını da elbet biliyorsunuzdur.
Orada da baş kahramanın bir yolda oluşu var.
Simya da işte aynı böyle.
Simyacılar sonradan çok kötü dönemlerden de geçiyor tabii ki.
Onları da değinmiştim. Ama en azından yaygın olduğu dönemlerde kıymet gördüğünü biliyoruz.
Yüce bir ilim olarak kabul edildiğini okuyoruz.
Mesela antik Çin hikayelerine baktığımızda Chang Teo Lik adında bir rahibin bütün ömrünü bilgiye ve tefekküre adadığını görüyoruz.
Batı Çin'in dağlarına yerleşmiş ve hayatını burada simya bilimini incelemeye ve saf erdemlere ulaşmaya, yüce fikirler üretmeye vakfetmiş.
Daha sonra rivayete göre tabii ki.
doğaüstü bir olayla Lao Tzu'nun ellerinden mistik bir kitap almış.
Bu kitapta yazılan talimatları uygulayarak da bu hayata yani sonsuz yaşama erişmiş.
Bu bir rivayet dediğim gibi, bilimsel bir gerçekmiş gibi anlatmıyorum.
Ama en azından az önce de söylediğim gibi M.Ö.
Çin'de dahi simyagerlerin yaygın olduğunu ve kıymet gören, övülen bir şey olduğunu görüyoruz.
Simyayı maji ilmiyle, böyle büyüyle ilişkilendirenler de oluyor tabii ki.
Bu büyü konusuna çok da girmek istemiyorum.
Çok eskiye dayanıyor büyünün tarihi.
Ta Babililere kadar gidiyor.
Ama özellikle Babilililer için büyü gerçekten çok önemli bir konu.
Şöyle bir baktığımızda aslında bana çok da absürt gelmiyor bu.
Çünkü biz bu dönemde bir şeyler yaşıyoruz.
Mesela koronayı atlattık örnek vereceğim.
Biz bir şeylere neyin sebep olduğunu araştırabiliyoruz.
Yani temeline inebiliyoruz.
Şu an bunları yetecek bir teknolojimiz var çünkü.
Ama o dönemlerde yani Babililer hasta olduklarında bile incin bir şeyler onlara sataşıyor gibi düşünüyorlarmış.
Yani o dönemi göz önüne aldığımızda biraz hani nereden geldiğini bilmediğin bir şey olduğu için hak da vermek lazım gibi hissediyorum.
Ama onlar da biraz kafayı bozmuş bu büyülü.
Başka bir bölümde değiniriz ona.
Bu başlıkları şöyle bir toparlayayım istiyorum.
Bu büyücülüğü, simyagerliği, mistik ilimleri hermetizm adı altında toparlayıp bölümü o şekilde devam edeyim.
Hem de kafa karışıklığını da yaratmamış olurum.
Peki neden hermetizm Zeynep diye sorduğunuzu ben duyuyor gibiyim.
Simya geleneğinin kurcusuna baktığımızda nerelere gidiyoruz?
Karşımıza kim çıkıyor?
Hermes Trismegistus.
Yani üç kere büyük Hermes demek Trismegistus.
Bu Hermes, değişik gelenek ve kültürlerde farklı isimlerle anılan, işte Mısır'da Tot, İsrail'de Hanek, Zerdüşlük'te Huşenk, Hristiyanlık'ta Enoch.
İslam'da mesela İlyas peygamber, Yunan mitolojisinde Hermes, Roma'da da Merkür olarak karşımıza çıkan biri.
Bu kişi felsefede, bilimde ve edebiyat tarihlerinde daha çok böyle mitolojik ya da yarı mitolojik niteliklere sahip biri olarak karşımıza çıkıyor.
Ama dinler tarihinde de hep bir peygamberle özleştirilmiş enteresan bir şekilde.
Ben biraz diğerlerinden ziyade Mısır üzerinde duracağım.
Çünkü Mısır kısmı önemli.
Mısır'da bildiğiniz gibi güneş çıkmıyor.
Çok kıymetli. Ama sadece tanrı olduğu için mi?
Hayır. Çünkü altınla ilişkilendiriliyor arkadaşlar.
Biliyorsunuz ki simyada da altın çok çok kıymetli.
Ay gümüşle güneş de altınla ilişkilendiriliyor.
Bu altını bildiğimiz altın gibi düşünmeyin arkadaşlar.
Yani altın metinleri o kadar dolu ki öğrendikçe ben daha da çok seviyorum altını.
Bazen altını sevmek için bahane arıyorum.
Ama ben gerçekten çok güzel şeyler okuyorum.
Okudukça daha da seviyorum.
Mesela eski geleneklerde ve tasavvufta...
felsefe taşına kibriti ahmer denir.
Ve tasavvufçular bunu kişinin çıktığı sonsuz olgunluk mertebesi olarak adlandırmış.
İbn-i Arabi ve Mevlana gibi kişiler de bu iksirin aşk olduğunu söyler arkadaşlar.
Aşk insanı sıradanlıktan çıkarma iksiridir.
Tıpkı sıradan bir madeni altına çeviren kibriti ahmer gibi.
Yunus Emre de aynı şekilde aşkın insanı ölümsüzleştiren bir iksir olduğuna inanır.
Bu inançtan dolayı O aşkı kişiyi hayvanlıktan aşıklık mertebesine ulaştıran bir kemalet olarak düşünüyor.
Ve şöyle diyor. Yunus öldü diye sela verirler.
Ölen hayvan imiş.
Aşıklar ölmez diyor.
Yunus Emre hakkında mutlaka bir podcast bölümü gelecek arkadaşlar.
Ben çok severim Yunus Emre'yi.
O sevgi dilini çok severim.
Geçen arkadaşım Zeliş'le otururken de ben böyle bir planlama yapıyordum.
Podcast bölümleri hakkında.
Bir şekilde konu Yunus Emre'ye geldi.
O da pek ilgili değil bu konuda.
Dedim ki ben o bölümü yapacağım.
Sen de dinleyeceksin ve çok seveceksin.
Yani eminim bundan. Ben okumalarıma devam ediyorum hala.
İlerleyen zamanlarda bir Yunus Emre bölümünü de hazırlayacağım diye umuyorum.
Evet. Nerede kalmıştık?
Simya ilmi arkadaşlar.
Okültizm. kimya ve din gibi konuları birbirinden ayrı ve bağımsız konular olarak ele almaz.
Yani kesin bir şekilde hayatın ve tezahür noktasının birliğini ve bütünlüğünü ileri sürer.
Yani simya elmi kimya, okültizm, din, astroloji, maji ve mitolojiyi başarılı bir şekilde ilişkilendirmiş ve hepsini bir tek zuhurun kısımları
olarak göstermiş. Simyanın teorisi şuna dayanıyor arkadaşlar.
Zuhur eden bütün evrenin birden çıktığı varsayımı.
Hermesci metinlerde bu gerçeği şöyle ifade ediyorlar.
Kül birin aracılığıyla birden çıkmıştır.
Çokluk bu tek olandan çıkmıştır.
Yani bir olan zuhur edince çok olmuştur.
Simyacılara göre birden yani tohumdan 3 çıkar arkadaşlar.
Hazır mısınız? Civa, sülfür ve...
Yani bu üçten çokluk çıkıyor.
Evet yanlış duymadınız civa, sülfür ve tuz.
Ama bu terimleri bugün modern kimyadaki terimler gibi düşünmeyin.
Simyacıların civa dediği civa bizim düşündüğümüz metalik civaya ne yapı ne de görünüş bakımından benziyor.
Burada bahsedilen civa, sülfür ve tuz nefsi, ruhu ve bedeni temsil ediyor arkadaşlar.
Paraselsus bu konuda şöyle diyor.
Metallerin maddesi bildiğimiz civa veya bildiğimiz sülfür.
Kusursuz metallerde doğuştan var olan veya onların suretine katılan şey filozofların civasıyla filozofların sülfürüdür diyor.
Ben bu kısımda bu simya terimlerini birazcık açıklayacağım.
Siz de konuyu böyle daha rahat anlarsınız diye düşünüyorum.
Civa ruhu ya da diğer ismiyle A bu hayat filozofların beşinci elementi filozofların civası da denir.
Son derece uçucu olduğu için kartal ismi de verilmiştir hatta.
Ruhu temsil eder. Bu civa ruhu yani metallerin tohumu bölündüğü zaman ondan iki şey çıkar.
Ak civa ve sülfür.
Sülfüre yağlı yapısından ve bir de güneşin bu altın kırmızı rengine sahip olduğundan dolayı kızıl aslan da denir.
Çünkü güneş astrolojiye göre aslan burcunun yıldızıdır arkadaşlar.
Bu iki öğe ak ve kızıl, eril ve dişil ilkeler, negatif ve pozitif, ay ana ve güneş baba gibi görülür.
Yani bu dişi ve eril negatif pozitif fikirleri aslında zamanın başlangıcından beri kabul ediyoruz arkadaşlar.
Ve metaller gezegensel etkilerin tezahürü olarak kabul edilip buna göre isimlendiriliyorlar.
Yani altın güneş olarak adlandırılıyor mesela.
Gümüş ay, civa merkür olarak adlandırılıyor.
Demir mars. Bakır, Venüs.
Peki neden Zeynep?
Çünkü bu öğretiye göre metaller belli takım yıldızlarının titreşimleri ve enerji dalgalarıyla oluşmuş.
Ve sonuç olarak onun yönetici gezegenin niteliklerini taşıyor arkadaşlar.
Yani güneşin bu gezegendeki hayatın tezahürü olması gibi altın da kusursuz metalin tezahürüdür.
Ve güneşin negatif yönü de aydır.
Merkür yani civa.
Tıpkı Merkür gezegeninin sürekli hareket halindeki yüzeyi gibi uçucu bir yapıya sahiptir.
Demir güç ve kuvvet demektir.
Enerji ve kuvvetin gezegeni de Mars'tır arkadaşlar.
Rengi altını andıran bakır Venüs'tür.
Venüs güzellik ve sevgi gezegenidir.
Kurşun sınayıcı, soğuk, satüründür.
Ve Kabalaca öğretilerde metallerin kökü olarak bilinir.
Kalay Jüpiter'dir.
Jüpiter refah ve iyiliğin gezegenidir arkadaşlar.
Simya ilmine göre de bütün metaller sürekli bir gelişme halindeler.
Yani kusursuz metal altın en yukarıda, mükemmelliğin doruğunda durur.
Diğer metaller ise en sonunda altın olma yolundadırlar.
Bu durumda da simyacılar doğanın yıllar içerisinde yavaş yavaş yaptığı şeyi sanatla yaparlar.
Yani direkt metali olgunlaştırıp...
altına çevirmek bu anlama geliyor aslında.
Şimdi gelelim yine önemli bir konuya.
Hermes Toth'a atif edilen bütün metinleri içine alan Corpus Hermeticum diye bir şey var.
Yani Hermetic Külliyat arkadaşlar.
Bu eserin en önemli parçası da Zümrüt Tabletler.
Bir rivayete göre Büyük İskender Mısır'ı fethettikten sonra burada Hermes Trismegistus'un mezarını buluyor ve Zümrüt Tabletleri de buluyor orada.
Açığa çıkarıyor. Bir sürü farklı rivayet var zaten bu konuda.
Yani maalesef ki hangisi doğru hangisi değil bilmiyoruz.
Peki bu tablette ne yazıyormuş Zeynep'cim?
Yani madem bu kadar önemli değil mi?
Bu tabletlerde yer alan ve henüz açıklığa kavuşmuş 12 maddeyi okuyacağım ben size.
Hatta Isaac Newton çevirisiyle size ileteceğim.
Kendisi de simya için epey çalışma yapmış aslında.
Ama şimdi biz metne dönelim.
Şu an Zümrüt tabletin orijinal kaynağını da bilmiyoruz bu arada arkadaşlar.
Yani Çok gizemli, çok eski bir metin.
Sırları böyle çözülmüş de değil.
Latince metinden Newton'un 12 maddeyi çevirisi de şu şekilde.
Hiç yalan olmadan doğrudur, kesindir ve çok gerçektir.
Aşağıda olan yukarıda olan gibidir.
Yukarıda olan da aşağıda olan gibidir.
Ve birlikte tek bir şeyin mucizesini gerçekleştirirler.
Ve bütün her şey bir olandan geldiğinden, bir olanın düşüncesinden gelmiştir.
Böylece her şey bu tek olandan uyum sağlayarak çıktı.
Güneş onun babasıdır.
Ay annesidir.
Rüzgar onu karnında taşımıştır.
Toprak beslemiştir.
Dünyanın bütün gücünün babası budur.
Onun gücü eğer toprağa dönerse her şeye yeter.
Toprağı ateşten ayıracaksın.
İnce olanı kalın olandan.
Bu büyük bir maharetle olmalı.
Topraktan gökyüzüne çıkacak ve yeniden toprağa inecek ve yukarıda ve aşağıda olanın gücünü alacak.
Bununla bütün dünyanın zaferi senin olacak.
Bunun için bütün karanlık senden uzaklaşacak.
Bu bütün kuvvetlerin en kuvvetlisi.
Çünkü her ince şey yenecek, her katı şeyin içine girecek.
Dünya da böyle yaratıldı.
Hayranlık verici biçimler bundan çıktı.
Bunların ortamı buradadır.
Bu yüzden bana üç kere büyük Hermes denir.
Çünkü bütün dünyanın felsefesinin üç bölümü de bana aittir.
Güneş'in yaptıkları hakkındaki söylediklerim böylece bitiyor.
Ve tamamlanıyor. Bu tabletin elimizde bir orijinal kopyası yok.
Bu sebeple aslında ortalıkta çok bilgi kirliliği de dolaşıyor.
Hani ben zümrüt tabletleri çevirdiğim ben şöyle bir şey buldum falan gibi yani çok fiyazlı insan çıkıyor.
Ama ne yazık ki günümüze ulaşmamış.
Elimizde bir kopyası olması da pek mümkün değil zaten.
Çünkü M.S.
296'da Roma İmparatoru Diokletian bütün simya ilmini ve simya ile ilgili çalışmaları yasakladı.
Ayrıca bulabildiği bütün simya kitaplarını ve formüllerini de imha ettirdi.
Sonrasında bir takım çalışmalar yapıldı, sansürler yapıldı.
4. yüzyılda artık...
Toplanmayan, yakılmayan hiçbir kitap kalmadı.
Birçok simyager de sürgün edildi, idam edildi, işkenceler edildi.
Yine bu esnada Mısır hierogrifleri ya da Babil'den kalma bir takım yazmalar, antik ilimler şeytan işi diyerek tarihten silindi arkadaşlar.
Sonra yine 500'lü yıllarda...
Roma İmparatoru bütün felsefe okullarını kapattı.
Yani felsefenin bile engellendiği bir yerde simyanın, hani büyücülük denilen simyanın ayakta kalmasını zaten pek de bekleyemeyiz.
Yani simya M.S.
3. yüzyıla kadar devam etti diyebiliriz.
Ama ondan sonra yasaklar, sansürler, engeller geldi ve bütün kümülatif bilgi yok oldu.
Zaten ardından karanlık çağ dediğimiz o bin yıllık geçiş dönemi yaşandı.
Sonrasında... Renesans ile zaten şu an bilim olarak kabul ettiğimiz bilimlere geçiş yapmış olduk.
Simya zaten sırlı ve karanlık bir sanat olarak anılmış hep arkadaşlar.
Kara sanat olarak anılmış.
O yüzden de zaten sadece bu sırrı taşıyacak kişilere verilirmiş bu bilgiler.
Öyle hani size bize vermiyorlar yani.
Çünkü şifahi olarak aktarılmak...
Kutsal sanatların temel özelliği.
Yani hermetik öğretileri bilenler zaten konuşmazlar.
Konuşanlar da bilmezler.
Bir de zaten herkesi anlayamaz diye düşünüyorlar herhalde bence.
Şimdi burada bizim konuştuklarımız zaten okyanusta birkaç damla oldu herhalde.
Ama umarım ki keyifli bir sohbet olmuştur sizin içinde.
İçinizdeki felsefe taşını bulabilmeniz umuduyla ve o yolda olma halinde çok mutlu hissetmeniz dileğiyle bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Ben de dinledim buradaydım Zeynep demek isterseniz ben sosyal medya hesabım açıklamalar kısmına bırakıyor olacağım.
Kendinize çok iyi bakın. Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
