
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Her birimiz sevgi görmek ve sevgiyi ifade edebilmek için bir yol tercih ederiz. Bu bölümde Zeynep, tercih edebileceğiniz yolları, beş sevgi dilini anlatıyor. Hem kendi, hem de karşınızdaki insanın sevgi dilini anlamak, size bambaşka bir hayat sunacak.
Zeynep'i instagramdan takip etmek etmek için tıkla!
Podcastin instagram hesabını takip etmek için tıkla!
Transkript
Herkese merhaba arkadaşlar.
Konuşulacak Çok Şey Var! podcastine.
Hoş geldiniz. Ben Zeynep.
Bugün çok önemli bir konuyu konuşacağız.
Sevgiyi konuşacağız arkadaşlar.
Sevgi... tüm dillerdeki en önemli ve en düşündürücü kelime.
Bu yüzden üstüne konuştukça konuşasınız da gelir.
Gerek dünyevi filozoflar ve gerekse mistikler sevginin hayatımızda merkezi rol oynadığına inanıyor ve bunu sık sık da vurguluyorlar.
Hepimize sevginin görkeminden, dünyayı sevginin döndürdüğünden bahsediyorlar.
İşte binlerce kitap, şarkı, dergi, film bu sözden yola çıkmış.
Bu binlerce şeyin Arasına bir de ben bir bölüm podcast eklemek istiyorum izninizle.
Bu bölümü hazırlama sebebim de okurken Instagram'da da sıkça paylaştığım Beş sevgi dili kitabı arkadaşlar.
Yazarı Gary Chapman.
Kendisi evlilik ve ilişkiye danışmanı.
Aynı zamanda böyle bu konularda radyo yayınları da yapıyor.
Bahsettiğim kitabı da milyonlarca insana ulaştı.
Çok da tatlı birisi bence.
Yani benim kanım nerede ısındı biliyor musunuz?
Kitabı açtım. Teşekkür kısmını okuyacağım.
Daha böyle ilk sayfa.
Şöyle yazmış Chapman.
Sevgi evde başlar ya da başlamalıdır.
Bu düşünceyi benim için anlamlı hale getiren.
Beni 50 yıldan uzun bir süredir seven babam Sam ve annem Grace'e teşekkürlerimi sunarım.
Onlar olmasaydı sevgiyi yazmak yerine arıyor olurdum.
Çok tatlı bir giriş değil mi?
Yani böyle çok mutlu bir ruh halinde okudum kitabı da ben bu yüzden galiba.
Şimdi ben çok uzatmadan konuya giriş yapayım artık.
Sevgi dillerini anlatmadan önce de sevgi nedir diye sormak istiyorum.
Çünkü bu soruya herkesin aynı cevabı vermeyeceğini de biliyorum.
Bu yüzden bu soru çok kıymetli benim için.
Biliyorsunuz ki psikologlar sevildiğini hissetme ihtiyacının diğer tüm duygusal ihtiyaçların önüne geçtiğini düşünüyorlar.
Böyle söylüyorlar. Özellikle çocukluk dönemi için.
aslında ama geleceğim oraya da çocukluğumuza da böyle ineceğiz biraz.
Sevgi çok kıymetli bir şey arkadaşlar.
Yani sevgi için dağlar denizler aşılmış.
Yürüyerek çöllerden geçilmiş.
Yani tarifi imkansız zorluklara katlanılmış.
İnsanın yüreğinde sevgi yoksa bu dağlar aşılmaz.
Denizler, çöller geçilmez.
Zorlukların üstesinden gelinemez arkadaşlar.
Hatta Pavlos şöyle söylüyor.
İnsanlık oyununun son perdesinde 3 karakter hayatta kalacaktır.
İnanç, umut ve sevgi.
Ama en önemlisi sevgidir.
Yani biz insanız. Ve seviyoruz.
Yazar da böyle söylüyor.
Sosisli sandviçi severiz diyoruz.
Ardından annemi seviyorum diyoruz.
Yürümeyi, yüzmeyi, böyle aktiviteleri de sevdiğimizi söylüyoruz.
Hayvanları da sevdiğimizi söylüyoruz.
Yani şu arabayı, şu evi derken cansız nesneleri sevdiğimizi de söylüyoruz.
Eşimizi, dostumuzu, arkadaşımızı da sevdiğimizi söylüyoruz hatta.
Yani biz sevginin...
Kendisini bile seviyoruz diyor.
Düşününce böyle insanın kafası bir allak bullak oluyor değil mi?
Ama... Bazen de sevilmek yetmiyor.
Yani nasıl sevilmek istediğimiz çok çok önemli bir konu arkadaşlar.
Tamam seni dünyalar kadar seviyor ama bunu sana nasıl gösteriyor karşındaki insan?
Sen ne bekliyorsun ya da sen ona nasıl gösteriyorsun sevdiğini?
Böyle durumlarda sevgi dilinizi çözmenizi tavsiye ederim ben.
Neden? Çünkü ilişkilerimizdeki bağı güçlendirmek için, iletişimimizi kolaylaştırmak için bu dili bilmemiz gerekiyor.
Şimdi sev... Sevgi dili kısmına geliyoruz.
Sevgi dilini şöyle düşünün arkadaşlar.
Dil bilimi alanında temel dil grupları var değil mi?
Türkçe, Japonca, İngilizce, Almanca vs.
vs. Hepimiz ailelerimizin dilini öğrenerek büyüyoruz.
Ana dilimizi yapılandırıyoruz.
İlerleyen zamanlarda daha fazla çaba harcamak gerekse de başka diller öğrenebiliriz ve bu dillere de yabancı dil.
En iyi iletişim kurduğumuz, kendimizi en rahat ifade ettiğimiz dil ana dilimizdir.
Çok rahatsızdır. Yani hiç düşünmeden konuşabiliriz ana dilimizle.
Öğrendiğimiz bir yabancı dilde ustalaşmamız ve rahat etmemiz de o dili ne kadar kullandığımıza bağlı.
Yani şimdi sadece ana dilimizi konuşursak, ana dili farklı olan insanlarla karşılaştığımızda iletişim kurmakta bir tık zorlanırız.
Yani böyle bir kem küm ederiz.
Ne yapacağımızı bilemeyiz.
Böyle bir mimiklerimiz...
Biz de falan anlatmaya çalışırız bir şeyleri belki böyle.
Yani belki iletişim kurarız da çok zorlanırız.
Dil farkı insan uygarlığının bir gerçeği arkadaşlar.
Ve kültürler arasında etkili iletişim kurmak için başka diller bilmek şart.
Aynı şekilde konu sevgiye geldiğinde de benzer bir açıdan bakacağız.
Yazar diyor ki Kendi sevgi diliniz ve eşinizin ya da sevgilinizin sevgi dili arasındaki benzerlik Çince ile İngilizce arasındaki benzerlik gibi olabilir.
Yani siz sevginizi İngilizce ne kadar anlatsanız da eşiniz sadece Çince biliyorsa birbirinize sevginizi asla anlatamayabilirsiniz.
Sevginizi ifade ederken gerçekten içten de olabilirsiniz ama içten olmak yetmez diyor.
Eğer sevgi iletişiminde etkili olmak istiyorsak öncelikle İşte sevgilimizin, eşimizin baskın sevgi dilini keşfetmek ve öğrenmek zorundayız.
Bir dilin farklı aksanları olduğu gibi sevgi dilinin de yani beş sevgi dilinin de farklı aksanları olabilir tabii ki arkadaşlar.
Bu sevgi dillerinin oluşması da tahmin edebileceğiniz gibi çocukluğumuza da dayanıyor.
Zaten çocukluk yıllarımızın başlarında her birimizin özgün duygusal kalıplar geliştirdiğini biz uzun süredir biliyoruz.
Pedagoglar... Bir çocuğun duygusal açıdan dengeli olması için belli açılardan tüm duygusal ihtiyaçlarının karşılanması ve bulunması gerektiğini vurguluyor.
Yani mesela çocuk yeterince şefkat gördüğü takdirde sorumluluk sahibi bilinçli bir yetişkin haline gelir.
Aksi halde duygusal ve sosyal açıdan gelişimde biraz geri kalacaktır.
Kitapta şöyle de bir benzetme var.
Çok da güzel bence.
Her çocuğun içinde sevgiyle doldurulması gereken bir duygu deposu vardır.
Çocuk gerçekten sevildiğinde doğal ve olması gerektiği gibi gelişir.
Sevgi deposu boş kaldığında çocuk yanlış davranışlara yönelir.
Çocukların yaramazlıkları genellikle bu sevgi deposundaki Boşluktan kaynaklanır diyor.
Özellikle çocuklukta sevgiyi hissetmek ne kadar önemli değil mi arkadaşlar?
O depoyu doldurmak ne kadar kıymetli aslında?
Bu bölümü ebeveynler de dinler umarım.
Çok önemli konulara değiniyoruz bence çünkü.
Şimdi bazı çocuklar zayıf bir özgüven kavramı geliştirirken bazılarında tam tersi gözlemlenebiliyor.
Bazıları duygusal açıdan güvensiz olurken bazıları güvenle büyüyor.
Kimi çocuk sevildiğini, kabullendiğini, takdir gördüğünü hissederken kimisi ise sevilmediğini, kabullenilmediğini ve takdir görmediğini hissediyor.
Peki bunlar bizim sevgi dilimize nasıl etki ediyor Zeynepciğim derseniz de şöyle ki ebeveynleri ve yaşıtları tarafından sevildiğini, kabullendiğini gören çocuklar ebeveynleriyle çevrelerindeki
bu diğer önemli kişilerin sevgilerini ifade etme biçimlerine dayanan baskın sevgi dilini geliştiriyor.
Bu baskın sevgi dilini konuşup anlayabiliyor o çocuklar.
Ardından başka bir sevgi dilini daha öğrenebilir ama baskın dilleri her zaman onlar için daha rahat, daha anlaşılır gelir.
Peki ebeveynleri tarafından sevilmediklerini, kabullenilmediklerini hisseden çocuklarda ne olur?
Onlar da baskın bir sevgi dili kılınırlar.
Ama onların dili böyle biraz daha çat pat, kelime hazinesi çok da gelişmemiş biri gibi düşünün.
Kendilerini ifade etmekte biraz zorlanabilirler.
Ama bu asla ifade edemeyecekler demek değil.
Chapman da bunun bir kusur olmadığını söylüyor.
Yani sadece daha sağlıklı bir ortamda büyüyen çocuklara göre biraz daha fazla çaba harcamaları gerektiğini söylüyor.
Şimdi... Bu çocukluk konusuna sonra belki tekrar geliriz ama sevgi üzerine aslında ben daha da konuşurum da şimdi aşk kısmına gelmek istiyorum.
Bu kısımlarda epey şaşıracağımızı düşünüyorum.
Çünkü aşk hepimizin gözünde büyüleyici bir şey değil mi?
Böyle ayaklarımız yerden kesilir.
Bu duyguların sonsuza kadar sürmesini isteriz.
Öyle olacağına da inanırız.
Şöyle deriz hatta.
Şu an hissettiklerimiz hep kalbimizde olacak.
Aramıza hiçbir şey girmeyecek.
Bazı insanlar zaman geçtikçe bu aşkı kaybediyorlar ama biz kaybetmeyeceğiz falan filan.
Ama ne yazık ki aşkın sonsuza dek süreceğine inanmak hayalden öte değilmiş arkadaşlar.
Psikolog Tenova da aşık olma durumu konusunda böyle uzun araştırmalar yapmış.
Sayısız çifti incelemiş ve evliliklerde, ilişkilerde...
Bu aşkın ömrünün 2 yıl olduğunu söylemiş.
2 yıl arkadaşlar evet.
3 yaştan 5 yukarı genellikle aynıymış.
Yani sonunda hepimizin o baş dönmesi geçiyor.
Gözümüz bir açılıyor, ayaklarımızı yere bir basıyor.
İşte bu noktada karşımızdakini görmek istediğimiz gibi değil de olduğu gibi görmeye başlıyoruz.
Ve Dr. Tenova zaten aşk ile sevginin aynı şey olmadığının altını böyle bolca çizmiş.
Hatta bunu belirten 3 tane neden saymış.
Birincisi aşk iradeye bağlı veya bilintli bir tercih değil.
Yani insan ne kadar aşık olmak istese de bunu isteyerek gerçekleştiremiyor.
Bazen böyle hiç aşık olmaması gereken birine dahi aşık olabilir insan.
Çünkü iradesi dışında gerçekleşiyor bu.
İkinci olarak aşk gerçek sevgi değildir.
Neden? Çünkü yaşanması için çaba gerekmez.
Sevgi dediğimiz şey neydi?
Emekti değil mi?
Yani bir çaba vardır.
Ama aşkta bu böyle değil arkadaşlar.
Üçüncüsü de son olarak...
Aşık olan kişi karşı tarafın gelişimine yardımcı olup olmadığını sorgulamaz.
Bencildir yani. Diyor ki yazar, aşık olduğumuzda kafamızdaki tek amaç kendi yalnızlığımızı sona erdirmektir.
Böyle yani. Peki aşk nedir Zeynep tam olarak diye sorarsanız da Chapman diyor ki, aşk evlilik romanının sadece girişidir.
Romanın asıl özü mantıklı, iradeli, akılcı, çaba gerektiren...
Bilgeler bizi daima bu tür bir sevgiye yönlendirir ve böyle bir sevgi tercih sonucu yaşanıyor diyor.
Ve ben girişi inanılmaz uzun tuttum.
Farkındayım. O yüzden hemen ilk sevgi diliyle başlamak istiyorum.
Birinci sevgi dilimiz...
Onaylayıcı kelimeler arkadaşlar.
Kral Süleyman der ki dil yaşam ve ölüm gücüne sahiptir.
O kadar önemli arkadaşlar bakın.
Gary Chapman birçok çiftin birbirlerini kelimelerle onaylamanın gücünü asla fark etmediğini söylüyor.
Yani sözel iltifatlar, takdir ifadeleri, sevgiyi iletmek için çok güçlü bir yol arkadaşlar.
Bunlar çok basit cümleler de olabilir bu arada.
Yani mesela bugün ne kadar güzel olmuşsun.
Ne kadar basit aslında değil mi yani?
Şu cümleyi kurduğunda ağzın mı yoruldu yani?
Mutlu ettin karşındakini.
Ya da takdir ifadeleri, teşekkür ifadeleri.
Bu akşam bulaşıkları yıkadığın için teşekkür ederim.
Bu yemeğe bayıldım. Harika olmuş.
Ellerine sağlık. Değil mi?
Sevgi diliniz buysa ya da karşınızdaki insanın baskın sevgi dili buysa bu şekilde sözlü olarak onu sevdiğinizi hissettirebilirsiniz.
Ve mesela teşvik ifadeleri üstünde çok...
duruyor Chapman. Çünkü hepimizin böyle kendimize güvenemediğimiz bazı konuları vardır.
O alanlarda bir şeyler yapmaya cesaret bulamıyoruz.
Yapmayı da çok istiyoruz aslında.
Karşınızdaki insan da böyle biriyse potansiyelini gerçekleştirmek için sizin teşvik edici sözlerinize ihtiyaç duyuyor olabilir.
Mesela işte pasta, kek yapmayı çok seven bir eşiniz ya da sevgiliniz var diyelim.
Ya sen gerçekten yeteneklisin bu konuda.
Bence bir kursa git. Biraz daha ilerle.
Harika işler çıkarıyorsun gibi.
Onu yetenekli olduğu konularda destekleyin.
Ama burada şöyle ince bir çizgi var.
Burada eşinize sizin istediğiniz bir şey yapması için baskı yapın demiyor yazar.
Yani zaten sahip olduğu ve belki farkında olmayabileceği bir alanda gelişmesi için cesaret verin.
Teşvik edin. Şey var ya böyle bazı adamlar eşlerine kilo vermeleri için baskı yaparlar.
Sonra derler ki ama...
Hemen keşfedin.
Canım yani ben...
Seni cesaretlendiriyorum, teşvik ediyorum.
Ama gerçekte olan şey eleştiridir arkadaşlar.
Bir kişiyi ancak kendisi kilo vermek istediği zaman kilo vermesi konusunda teşvik edebilirsiniz.
Bir şey yapmayı kişi kendisi istemiyorsa sizin söyleyecekleriniz mutluluk olmaktan öteye geçmez.
Bu tutum da zaten teşvik vermez.
Daha ziyade böyle eleştirme, aşağılama olarak algılanır yani.
Bunun yanında biraz da şu konuya değinmek istiyorum.
Hatalar. Sevgi hataların çetelesini tutmaz arkadaşlar.
Geçmişteki yanlışları tekrar tekrar ortaya koymaz.
Kimse mükemmel değil.
Hepimiz hata yapabiliriz.
Ve geçmişi silmek de mümkün değil.
Ama yaptıklarımızı kabul edebiliriz.
Özür dileyebiliriz.
Ve elimizden geliyorsa telafi edebiliriz.
Ama eğer böyle işte göze göz, dişe diş bu mantıkla hareket ederek yaptığının bedelini ödetmeye ya da cezasını çektirmeye çalışırsak olmaz.
Böyle bir ortamda yakınlıktan, içtenlikten, sıcaklıktan söz edilemez çünkü.
Geçmişte yapılmış hatalar için izlenebilecek en iyi yol onları geçmişe gömmektir diyor Gary Chapman.
Tamam tatsız şeyler oldu, canımız yandı, belki hala yanıyor ama karşınızdaki insan...
Hatasını kabullendi ve özür diledi ve bu konuyu konuştunuz.
Geçmişi kimse değiştiremeyecek ama en azından tarih olduğunu kabul edebiliriz.
Bağışlamanın duygularla bir alakası yok.
Bu bir tercih diyor arkadaşlar.
Karşımızdakinin hatasını kafasına kakmak yerine ona şefkatle yaklaşmaktır.
Sevgi dediğimiz şey.
Bağışlamak da sevgi ifadesidir.
Seni seviyorum. Benim için çok değerlisin.
Bu yüzden seni affetmeyi seçiyorum.
Bu yaşadıklarımızın bize bir şeyler öğretmesini umuyorum.
Birlikte aşabiliriz.
Demek şefkatle edilen...
Onaylayıcı kelimelerdir ve çok kıymetlidirler.
Bir de mütevazi sözler var arkadaşlar bu sevgi dilinde.
Bu da bir şeyleri rica ederken kullanabileceğiniz sözcükler.
Yani karşınızdaki insandan bir şey rica ettiğinde bunu böyle çok sert ve onun kesinlikle göreviymiş gibi, onu yapmak zorundaymış gibi söylemektense bunu yapabileceği için ondan istemek.
Yani anlatabildim mi tam bilmiyorum ama şunu yap artık demek yerine bunu yapabilir misin?
demek. Bu kadar basit.
Etkili iletişimin gücü diyoruz yani buna.
Şimdi gelelim ikinci sevgi dilimize.
Kaliteli zaman. Şimdi bu kaliteli zaman belli bir süre boyunca tüm dikkatinizi ve ilginizi yanınızdaki kişiye odaklamanız anlamına geliyor arkadaşlar.
Hani böyle koltukta oturalım birlikte televizyon izleyelim demek değil.
Çünkü o durumda dikkatiniz yanınızdakinde değil televizyonda.
Televizyonu kapatıp yan yana oturduğunuzda, birbirinize bakarak konuştuğunuzda, dinlediğinizde bütün dikkat ve ilgi birbirinize odaklandığında işte bu kaliteli zaman geçirmektir.
Birlikte yürüyüş yapmak, baş başa gelen bir yemek sırasında birbirinize bakarak konuşmak işte bunlar.
Kaliteli zaman. Mesela sevgilisiyle konuşurken televizyonu futbol maçı izleyen adam o kadınla kaliteli zaman geçirdiğinden söz edemez.
Çünkü o bütün ilgi, dikkat sevgilisinde değil.
Böyle bir sevgi dilinde de şu gerekiyor arkadaşlar.
Televizyonu bir kapatın. Telefonu bir çevirin ya.
Şöyle masada ekranı masaya bakacak şekilde bir koyun.
Dikkatinizi dağıtmasın.
Bu kaliteli zaman dediğimiz şeyin en önemli yönlerinden biri de ilerleyen yıllarda bize çok yararı olacak.
önemli bir anı bankası oluşturmaları.
Çünkü böyle bir sevgi dilinde ikinciden birinin mesela büyüdüğü eski bir mahallede birlikte bir yürüyüş yapmak çok kıymetli.
Bu eylem seni seviyorum diye bağırır yani.
Çocuklukla ilgili anılar anlatılır, sohbet edilir.
Çok kaliteli bir zaman geçirilir.
Şimdi siz böyle olmayabilirsiniz.
Ama karşınızdaki insan böyleyse ona sizinle birlikte yapmak isteyeceği 5 şeyi listelemesini söyleyin.
Ve sonra 5 ay boyunca her ay birini yapın.
Bu gerçekten o kadar tatlı ve karşındakinin sevgililiğini anlayıp yapılmış bir şey ki.
Çok kıymetli. Çünkü karşınızdaki insanın da sevgi dilini öğrenmek, onun dilinde konuşmak gerçekten çok önemli arkadaşlar.
Ancak birbirlerinin dilini biliyorlarsa anlaşabilir insanlar çünkü.
Ve biz ilk sevgi dilinde söylediklerimiz üzerine odaklanıyorduk.
Hani onaylayıcı kelimelerde.
Bunda ise aslında önemli nokta dinleyebilmek.
Yani dinlemeyi bilmek.
Bu gerçekten çok kıymetli arkadaşlar.
Çünkü çoğu insan nasıl konuşacağını bilse de nasıl dinlemesi gerektiğini bilmiyor.
Gary Chapman bu konuyla alakalı yani dinleme becerinizi geliştirmenizle alakalı birkaç öneride bulunuyor.
Ben kısaca onlardan bahsedeceğim hemen.
İlk olarak göz teması kurun diyor.
Bu çok önemli. Zaten bu şekilde göz göze olmak zihninizin de başka yerlere sürüklenmesini engelliyor.
O yüzden... Önemli dedik.
İkinci olarak karşınızdakini dinlerken başka bir şey yapmayın.
Bir şey yapıyorsanız ve bu zaten çok önemliyse karşınızdakine söyleyin bunu.
Ya bir dakika şunu bir bitireyim dinleyeceğim deyin mesela.
Ama bırakılacak bir hissede mutlaka bırakın.
Üçüncü olarak duygulara kulak verin.
Arkadaşlar kendinize şunu sorun.
O yani karşımdaki insan şu an ne hissediyor?
Onun duygularını da anlattıklarını da önemsediğinizi belli edin.
Dördüncü olarak... Beden dilini gözlemleyin.
Böyle titreyen eller, mesela gözyaşları, çatık kaşlar bunların hepsi karşınızdakinin duygusunu belli eder zaten çok açık bir şekilde.
Ama bazen ağızdan çıkan kelimelerle beden dilinin ilettiği mesajlar çelişebilir.
Bu durumda ne yapıyoruz?
Soruyoruz, konuşuyoruz.
Bu kadar basit. Emin olmak için bir açıklama istiyoruz.
Son olarak da altın kural.
Sözünü kesmeyin.
Yani bunu yapamayan o kadar çok insan var ki hala.
En sevmediğim şeylerden biridir.
Hani tamam böyle rica isteyerek kesmek ayrı.
Bir şey söylemek istiyor olabilir.
Tam o an söylemek istiyor olabilir.
Tamam. Ama böyle hiç umurunda olmadan cümlenin ortasında kendisi konuşmaya başlar ya hani.
Bir de hele ki konuyla alakasız bir şeyse.
Allah'ım sabır.
Sabır. Neyse.
Şimdi arkadaşlar dinlemeyi de öğrendiysek üçüncü sevgi dilimiz.
Hediye almak. Evet bu da bir sevgi dili.
Hediyeler de sevgimizin görsel sembolleri ve bazıları için gerçekten hediye almak çok önemli.
Sevgi dili hediye almak olan bir insan kendisine bir şey hediye edildiği zaman şöyle düşünür.
Demek ki karşımdaki insan bana olan sevgisini bu hediyelerle ifade ediyor.
Anladınız mı? İlla böyle çılgın paralar harcanmış şeyler mi?
Hayır. Satın alabilirsiniz, bulabilirsiniz, kendiniz yapabilirsiniz.
Yani buradaki hediye şöyle.
Elinde tuttuğunda düşünüldüğünü hissettiren bir şey aslında.
Ve tabii ki hediye vermek için illa da böyle özel bir günü beklemeyin.
Karşınızdakinin sevgi dilini nasıl anlayacağım Zeynep derseniz de bölümün sonunda yine bahsedeceğim ama şöyle ufak birkaç şey söyleyeyim.
Bu bahsettiklerimi yaptığınızda Karşınızdakinin tepkilerine bakın arkadaşlar.
Yani böyle hediyeler aldınız ama karşınızdaki öyle çok da bir tepki vermediyse onun sevgi dili zaten böyle armağanlar değildir demek ki.
Bir de mesela şöyle de bir ipucu.
Eşinizin ya da sevgilinizin sizin davranışlarınızda...
En çok eleştirdiği şeye bakın.
O şey muhtemelen onun baskın sevgi dilidir.
Çünkü insan en çok kendi ihtiyacı olan şeyin eksikliğini gördüğü yerde böyle dışarıdan bir eleştirir.
Siz oradan yürüyün. Yani bana hiç hediye almıyorsun, bir dal papatya koparsan da yeter diyen bir sevgilinin baskın dili hediye almak olabilir bence.
Söylediklerine dikkat edin.
Ama belki de sadece onaylayıcı kelimeler.
Sevgi sözcükleri bekliyordur sizden.
Ya da kaliteli zaman geçirmek isteyen biridir.
Ya da... Gelelim dördüncü sevgi dilimize.
Hizmet eylemleri.
Bu hizmet eylemleri arkadaşlar işte yemek yapmak, sofrayı kurmak, ortalığı süpürmek, çöpü çıkarmak, arabayı yıkamak gibi gibi çoğaltabilirsiniz.
Az önce hani karşınızdaki neyinizi eleştiriyorsa dedim ya işte bana hiç yardım etmiyorsun, her şeyi tek başıma yapıyorum falan diyorsa karşınızdaki insan onun sevgi dili hizmet eylemleri olabilir
mesela. Şu an bir de erkeklere seslenmek istiyorum buradan.
Sayın beyefendiler, lütfen eşlerinizle iş bölümü yapın.
Yani böyle ben hem kadının hem erkeğin de çalıştığı evde mesela.
İkisi de akşam eve geliyor yorgun argın, mahvolmuşlar bütün gün.
Adam bir güzel yatıyor, uzanıyor, sıcacık yemeğini bekliyor.
Üstünden çıkarttıkları hemen makineye atılsın da yanına temizlenmiş olsun istiyor.
Kadın daha üstünü çıkartmaya fırsat bulamamış, mutfağa girişmiş hemen.
Çünkü yemeği yapması lazım, ortalığı bir toparlaması lazım.
Çocuk varsa hemen onun...
ilgilenmesi lazım. Ya yapmayın ya.
Sizleri biraz insaflı olmaya davet ediyorum.
Biraz empati yapmaya çağırıyorum sizi sayın beyefendiler.
O işleri birlikte halledin.
İki saat sürecekse bir saat bile sürmesin o yani.
Hem birbirinizle daha fazla vakit geçirirsiniz.
Tüm o iş yükünü biri alıp yorgunluktan bayılacağına eşit şekilde yüklenirsiniz o yorgunluğu mesela.
Şimdi geldik son sevgi dilimize.
Fiziksel temas. Bu da gerçekten çok önemli arkadaşlar.
1944'te yapılan çok korkunç bir deneyden bahsedeceğim kısaca.
Bu fiziksel temas konusu üzerine.
40 tane yeni doğmuş bebeği iki gruba ayırıyorlar.
Bir gruba tam bir anne gibi davranılıyor.
Hem fiziksel temas hem duygusal temas tüm ihtiyaçları gideriliyor.
İkinci gruptaki bebeklere asla fiziksel temasta bulunulmuyor arkadaşlar.
Sadece altlarını değiştiriyorlar, karınlarını doyuruyorlar.
Ne göz teması ne kuş...
Koca almak hiçbir şey. 4 ay sonra bu bebeklerin yarısı vefat ediyor arkadaşlar.
Yani insan sevgisizlikten ölür mü?
Ölür. Hatta...
Kalan bebekler bari yaşasın onları da kaybetmeyelim demişler.
O bebekleri normal ailelerin yanına göndermişler.
Ama yine de olmamış.
Bir müddet sonra yine o geride kalan bebekler de maalesef vefat etmişler.
Yani şöyle ki dokunulan, temas edilen, sevilen çocuklar, sevildiğini anlayan çocuklar çok daha farklı oluyor arkadaşlar.
Hastalığa karşı bile bir direnç geliştiriyorlarmış.
Kolay kolay hastalanmıyorlarmış yani.
Ama dokunulmayan, temas edilmeyen çocuklar...
bağışıklığının zayıf olduğunu söylüyorlar.
Bu fiziksel temas dediğimiz şey sevgiyi iletmek için de Güçlü bir araç.
Bazı insanların birinci sevgi dili bu baskın sevgi dili.
Bu yani bu olmadan sevildiklerini de asla hissetmiyorlar.
Kimseyi yargılamayın.
Yani herkes bambaşka.
Herkesin sevgi dili de bambaşka.
Kendi sevgi dilimizi de karşımızdaki insanın sevgi dilini de bilelim.
Ama önce tabii ki de kendi anı dilimizi bilelim arkadaşlar.
Ben şimdi size kendi sevgi dilinizi keşfetmenizde yararlı olacak 3 yol söyleyeceğim.
İlk olarak eşinizin ya da sevgilinizin Yaptığı ya da yapmadığı şeylerin hangisi sizi en çok üzüyor?
Sizi en çok kıran şeyin zıttı muhtemelen kendi sevgi dilinizdir.
İkinci olarak eşinizden ya da sevgilinizden en çok rica ettiğiniz şey nedir?
En çok istediğiniz şey muhtemelen size sevildiğinizi en çok hissettirecek şeydir.
Bu bir ipucu olabilir. Son olarak...
Eşinize ya da sevgilinize sevginizi nasıl ifade ediyorsunuz?
Sevgiyi ifade etme şekliniz aynı zamanda sevildiğinizi hissetmenizi sağlayacak şeyin işareti olabilir.
Buradan üreyebilirsiniz.
Şimdi bu bölümü dinledikten sonra sizin sevgiliniz hangisi?
Onay sözleri mi?
Kaliteli zaman mı?
Hediye almak mı? Hizmet eylemleri mi yoksa fiziksel temas mı?
Umarım ki bu podcast bölümü bu dili bulmanıza yardımcı olmuştur.
Ana dilinizi bulmuşsunuzdur umarım.
Sağlıklı bir ilişki için bence bu beş dili kesinlikle öğrenmemiz gerekiyor.
Sevginizi göstermeyi de unutmayın arkadaşlar.
Çok geç olmadan sevginizi mutlaka gösterin.
Zaman çok kıymetli.
İnsan sevmeli, sevilmeli, sevildiğini de hissetmeli.
Ben hepinize sevgi dolu günler, yıllar diliyorum.
Umarım ki gerçekten sevgi dolu bir hayat yaşarsınız.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Kendinize çok çok çok iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
