
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde Zeynep, 20. yüzyılın en önemli sanatçılarından olan Dali hakkında konuşuyor.
Zeynep'i instagramdan takip etmek etmek için tıkla!
Podcastin instagram hesabını takip etmek için tıkla!
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba, Konuşulacak Çok Şey Var! podcastine hoş geldiniz.
Ben Zeynep. Bugün yine birilerinin hayatından bahsedeceğiz.
Mone bölümünden sonra yine bu tarz bir podcast gelsin istiyordunuz.
Ben de dedim ki tamam bu böyle bir seriymiş gibi.
Arada bir farklı sanatçıları.
İnceleyelim, bakalım. Aslında bu bölümde Dali'nin resimlerine, sanat eserlerine çok da girmemeye çalışacağım.
Hani hayatı üzerinde durmaya çalışacağım.
Bu ne kadar mümkün, bunu ne kadar başarabiliriz bilmiyorum.
Ama değişik bir insan Dali.
O yüzden konuya sadık kalmaya çalışacağım.
Kendisi şüphesiz ki 20.
yüzyılın en ünlü surrealist ressamı.
Bence çok farklı bir enteresan bir karakter olduğunu zaten bölümü dinledikçe anlayacaksınız.
Ondan genelde şöyle bahsediyorlar ki mesela fotoğrafçı George Bracey demiş ki Dali'nin Kendi fikirlerinden hep bir adım önde olan komik mizacını, karmaşalarını, ciddiyetini, vahşi
hayal gücünü, beyninin çalışma şeklini, bazen de tablolarını beğeniyorum.
Enteresan bir karakter demiştim.
Kendisi 11 Mayıs 1909'da İspanya'nın Katolonya bölgesinde doğuyor.
Bence birinin hayatından bahsederken en önemli kısım hep çocukluğu oluyor.
O yüzden çocukluğun üzerinde durmaya çalışacağım çok fazla.
Annesi Felip. Babası da Salvador Dali İkusi.
Salvador Dali ailenin ikinci çocuğu.
Kendisinden bir sene önce bir abisi doğmuş.
Onun da adı Salvador Dali.
Ama o mide iltihabından dolayı hayatını kaybediyor ve hayatını kaybeden çocuklarının adını ikinci doğan çocuklarına veriyorlar.
Bunun tabii ki de çok kötü etkileri oluyor Dali üzerinde.
Çünkü Salvador'a sürekli vefat eden abisinden bahsediliyor küçükken.
Hatta hani yatağının baş ucunda hep abisinin fotoğrafları asılıymış.
O fotoğraflara bakarak geçmiş çocukluğu.
Sürekli bir kıyaslamaya sokulmuş ölen abisiyle.
Bu da tabii ki de onun erken yaşta böyle bir kimlik karmaşası yaşamasına neden olmuş.
Bu durum için Dali otobiyografisinde şöyle diyor.
İki su damlası gibi birbirimize benziyorduk.
Fakat yansımalarımız farklıydı.
O herhalde benim mutlak olarak tasarlanmış ilk versiyonumdu.
diyor. Bu abi meselesi vefat eden abisinin meselesi gerçekten çok kötü etkilemiş bence Deli'nin çocukluğunu.
Çünkü bir yerde de diyor ki ölen abimin cesedi kalbimde ve ruhumda takılı kaldı.
Çünkü annemle babam sürekli diğer Salvador'u anlatırdı ve onu benimle kıyaslarlardı.
Derlerdi ki sonu Salvador gibi olmasın.
O üşütmüştü.
Atkısını taksın.
Kısacası sürekli beni kıyaslıyorlardı.
Benden söz ederken diğerinden de söz ediyorlardı.
Sonra kendimi ölen abimden ayırt etmek için dahi rol oynamak zorunda kaldım.
Sürekli o olmadığımı göstermeye çalıştım.
Ölmediğimi göstermeye çalıştım ve bu yüzden her türlü antikalığı yapmak zorunda kaldım diyor.
Bu da insanların Dali'de gördüğü tuhaflığın sebebi ama aslında varlığımın en trajik kısmı bu diyor Dali.
Eğitim hayatı çok farklı, kişiliği zaten çok farklı ve tabii ki konu bir yerde galaya gelecek.
Onun için bir başka bölüm bile yapabiliriz yani öyle bir ilişki aralarında.
Biz çocukluğuna geri dönelim.
Şöyle ki Dali 3 yaşındayken kız kardeşi doğuyor.
Ana Maria ve otobiyografisi kız kardeşiyle ilgili çok enteresan anılar anlatıyor.
Yani birazcık farklı bir çocuk olduğunu göreceksiniz.
Şöyle ki 6 yaşındayken Halil Kuyruklu Yıldızı'nın o görüldüğü günlerde hani babasının ofis memurlarından biri diyor ki Kuyruklu Yıldızı terastan görebiliriz diyor.
Hadi hani oraya çıkalım bakalım diyor.
Koridordan terasa doğru giderlerken 3 yaşındaki kız kardeşi bir kapı aralığına sessizce emekleyerek çıkıyor.
Tamam mı? Dalil de bunu görüyor.
O sırada etrafta hiç kimse yok.
Durdum diyor deli.
Bir an tereddüt ettim ama sonra kafasına bir topa vurur gibi korkunç bir tekme savurdum diyor.
3 yaşındaki çocuğa yapıyor bunu.
Ve bu eylemin çılgınca neşesine kapılarak koşmaya devam ettim diyor.
Ama arkamdan gelen babam beni yakaladı, ofisine götürdü ve ceza olarak akşam yemeğine kadar orada kalmıştım.
diye anlatıyor. Böyle bir anısı var.
Yani Dali inanılmaz derecede şiddete meyilli bir çocuk.
5 yaşındayken de küçük bir çocuğu asma bir köprüden aşağı atmış mesela.
Böyle şiddete meyilli bir çocuk olmasına rağmen Dali'ye göre küçükken ev halkının kralı o.
Yani gerçekten ataerkil bir aile değil, çocukerkil bir aile.
Çocuk kral kendisi.
Canının istediği her şeyi yapma özgürlüğü var çünkü evde.
Yani öyle çocukları belki çevrenizde de görüyorsunuzdur.
O yönetiyor aileyi.
Hatta 8 yaşına kadar sırf zevk aldığım için yatağımı ıslatmaya devam ettim diyor.
Evin mutlak hükümdarı bendim diye anlatıyor.
Çok... şımartılmış bir çocuk.
İnanılmaz derecede.
Hiçbir şey benim için yeteri kadar iyi değildi.
Annem ve babam adeta bana tapıyorlardı diyor.
Hatta Secret Life adlı yapısında doğumunu anlatıyor.
Ben bu tanımlamayı okuduğumda Dali'nin aslında kişiliğini çok net görüyor olacağız.
Bu kibri, bu cins karakteri göreceksiniz.
Diyor ki, şöyle tanımlıyor doğumunu.
Çalsın çanlar, didinen köylülerin zeytin gövdesi gibi eğilmiş sırtları ayağa kalksın.
Tozlu, derin karışıklıklı yanakları.
nasırlı elleri bir an için soylu ve düşünceli bir Eda ile rahata kavuşsun.
Bakın Salvador Dali doğdu.
Böyle diyor. Ben zaten dedim size hani Dali'yi gerçekten tanımak istiyorsak çocukluğunu çok iyi bilmemiz gerekiyor bence.
Bu özellikle ölen abisinin ardından ona hissettirilen duygularla Dali gerçekten çok farklı bir ruh haliyle büyümüş.
Çok böyle karamsar bir ruh haliyle büyümüş bence.
Hatta küçükken şöyle değişik olaylar yaşamıştı.
Ailesi onu abisinin mezarına götürmüş ve demişler ki sen abinin reenkarnasyonusun.
Öyle olduğunu söylemişler ona.
Kendisi de o yüzden yazdıklarında da röportajlarında da otobiyografisinde de aynı şekilde bu konuya çok değiniyor.
1973'de verdiği bir röportajda şöyle diyor.
Doğar doğmaz tapınılan bir ölünün ayak izlerinden yürümeye başladım.
Beni severken Aslında hala onu seviyorlardı.
Belki de benden çok onu seviyorlardı diyor.
Abisinden bahsediyor.
İşte Dali gördüğünüz gibi böyle bir ruh haliyle büyümüş ve babamın sevgisinin bu sınırları yaşamamın ilk günlerinden itibaren çok büyük bir yara oldu benim için diyor.
Zaten büyüyünce de babasıyla çok sıkıntılar da yaşıyor.
Geleceğiz oralara. Bu ruh haliyle büyürken Dali'nin çok korktuğu bir şey var.
O da başkalarına benzemek.
Belki de sürekli birine benzetildiği için çocukken artık büyüdükçe asla birilerine benzemek istemiyor.
Böyle bir arzusu var.
Zaten yarattığı eserlere baktığınızda da hani nasıllar eşli benzeri yok onların.
Çok özgün, çok sıra dışı eserler.
Ve bu başkalarına benzememe olayını o kadar ciddiye alıyor ki güncesinde 4 yaşında devlet okuluna başladığını anlatırken bile şöyle diyor hani hiçbir zaman sıradan bir öğrenci
olmadım. Bunu ısrarla belirtiyor.
Aslında sıradan bir insan olmadığını, sıradan bir öğrenci olmadığını.
Fark ettiyseniz Dali ilginin onda olmasını da çok istiyor, çok seviyor.
Bu şöhret sevdası, para sevdası da bu yüzden.
Küçükken sahte histeri krizleri geçirirmiş.
Sırf ailesinin dikkatini çekebilmek için.
Bu arada Dali'nin babası ateist.
Annesi de koyu katolik.
Böyle bir... Çelişki yumağında da büyüyor Dali.
Kendime Tanrı'nın yokluğunu kanıtlamaya çalışıyordum sürekli diyor.
Küçükken babasının kütüphanesinden hiç çıkmıyor.
Ve o kütüphanede aradığı kitaplar hep böyle ateizm üzerine.
Nitekim ki o dönemde ateist oluyor Dali.
Bu kadar farklı bir karakter tahmin edersiniz ki okulda da çok göze batan bir tip.
Çünkü gittiği okullara baktığınızda çocukların çoğu böyle biraz yoksul ailelerden gelme çocuklar.
Ama Dali'nin okula bir gidişi var.
Arkadaşlar böyle hani bir prens gibi bir kraliyet ailesindenmiş gibi öyle giyinip gidiyor.
Bu haliyle o yaş grubunda tabii ki zorbalığa da uğruyor.
Çünkü çok enteresan bir tip.
Çok mutsuz hissediyor.
Çok yalnız hissediyor. Ama...
Bu yalnızlığını bile bir üstünlük işareti olarak görüyor.
Biyografilerini hep böyle okuyorsunuz.
Yani ben yalnız kaldım çünkü ben daha iyiydim.
Hiçbiri bana yetişemedi gibi bir kafa yapısı var.
Ve yazlıklarına baktığınızda Dali'nin geçmişi çok süslediğini görürsünüz.
Çoğu zaman da yalandır bunlar.
Bu tamamen genetik çünkü babası da böyle yapıyor.
Neden böyle yapıyor Dali de?
kendini efsaneleştirmek istiyor.
Bu yüzden yapıyor. Babası da aynı böyleymiş.
Bu tamamen genetik bende.
Çünkü Dali'nin babasının babası yani Dali'nin dedesi.
Babası hep Dali'nin dedesinin doktor olduğunu anlatırmış ortalıklarda.
Yıllarca herkese böyle anlatmış.
Ama aslında kendisi mantar ticareti yapan bir adam.
Çok da normal bir ölümü yok.
İntihar etmiş kendisi.
Ama babası o kadar süsleyip püsleyerek anlatırmış ki bunu.
Senelerce herkes Dali'nin dedesini doktor zannetmiş.
Şimdi ne dedik? Dali genel olarak şımarık bir çocuk.
Bunu çok net anladık.
Yani sahte histeri krizlerinden geçirmesini de anladık.
Bunları yaparmış ve bir yerden sonra artık önüne geçememişler.
Çünkü küçükken isteklerini yaptırana kadar uğraşırmış.
Az önce dediğim gibi istediğini alamazsa da yapılmazsa yani korkunç bir öfke nöbeti geçiriyormuş.
Ama öyle böyle değil. Asla başa çıkamıyormuş ailesi ve sonunda mecburen kabul ediyorlarmış dediğini.
Dali'nin sanatını anlarken bence en çok üstünde duruyormuş.
durmamız gereken yerlerden biri çocukluğuydu.
Daha doğrusu abisinin ölümüydü.
İkinci olarak da kesinlikle Kadakes.
Burası çok önemli Dali için.
Çünkü Dali'nin ailesi uzun yaz tatillerini Kadakes sahilindeki evlerinde geçiriyorlar.
Burası çok kıymetli Dali için.
Çünkü Kadakes onun sanat kaynağı.
Dali'nin evim dediği yer orası.
Atölyem dediği yer.
Hatta zaten eşi Galay ile evlenip buraya yerleşiyorlar.
Dali de burada okul açılana kadar resim Resim yaparmış.
Hani rüya gibi bir yer burası diyor.
Çok fazla da görürüz eserlerinde zaten Kadakes'ten bir şeyler.
Yani çoğunluğu da sahil kenarıdır zaten Dali'nin eserlerinde.
Bu kadar görmemizin sebebi de Dali'nin orada çok fazla vakit geçirmesi.
Yani gün doğumunda gelirmiş, gün batana kadar saatlerce resim yaparmış orada.
O yüzden hani şey der, ben oradaki kayaların uykularını, o çizgilerini ezberebilirim der.
Bunu da eserlerinde çok fazla görüyoruz.
Şimdi Kadakes'ten bahsediyorken buradan bir önemli isim daha var.
Şimdi Dali çok enteresan bir karakter dedik ve o da etkileyici karakterleri çok seviyor.
Bunlardan biri de Lydia. Portrika koyunda işte deniz kenarında böyle kulübeler vesaire var.
Balıkçı kulübeleri var.
Bu yıkık dökük yapılar işte balıkçılar geliyorlar eşyalarını vesaire koyuyorlar.
Depo gibi düşünebilirsiniz.
Bu kulübelerden biri de...
Bir balıkçının dul eşine ait.
Kendisi Lydia. Dali bu kadına hayran.
İnanılmaz bir dostluk var aralarında.
Bu dostluk Lydia'nın ölümüne kadar da devam ediyor.
Ki zaten bu kadın da Dali'yi çok seviyor.
Onu kulübesini tahsis ediyor.
Böyle stüdyo gibi kullansın diye.
Ve bölümün ilerisinde de anlatacağım.
Bu kulübe ileride Dali'nin evi olacak arkadaşlar.
Lydia gerçekten enteresan bir karakter.
Hatta Dali bile şey diyor onun için.
Benimki dışında gördüğüm en muhteşem paranoyak beyine sahip kişi o diyor.
Hatta Dali'nin söylediğine göre sonraları bu paranoyak eleştirel yöntemini Lydia'nın paranoyak ruhsal durumundan esinlenerek oluşturmuş.
Dali bir tek resim yapan biri değil sinemaya daha çok ilgisi var.
Oraya da el atmış bildiğiniz gibi ve yaşadığı yerdeki ilk sinema...
Ama da Dali doğduğu yıl açılıyor.
Dali'yi de hediye olarak sinemaya götürüyor ailesi.
Resmen büyüleniyor.
Daha sonrasında zaten anne babası bunu gördükten sonra ona küçük bir el projektörü alıyorlar.
Evde böyle kısa filmleri falan duvara yansıtıyorlar, izliyorlar.
Çok tatlı bir şey. Bu sinema merakı da o senelerden geliyor zaten.
Hani Dali sinema ve fotoğrafçılıktaki gelişmeleri de yakından izliyor.
Eserlerini de kullanıyor hatta bu sinema efektlerinin benzerlerini falan.
Biz ne demiştik? Kadakes. Dali için çok önemli.
Okul başlayınca hissettiklerini şöyle anlatıyor Dali.
O günlerde Kadekes dışında başka hiçbir yer düşünmüyordum.
Her gün sevinçle takvimime bakıyor.
Kaç gün kaldığını hesaplıyordum.
Bu arada Dali zaten çok fazla şehirde yaşıyor.
Hani İspanya dışında Paris'te yaşıyor, New York'ta yaşıyor.
Çok fazla şehir görüyor.
Ama Kadekes her zaman onun sığınığı olarak kalıyor.
Kendisi de şöyle diyor Kadekes için.
Sadece buradayken evimdeyim.
her yerde kamp kuruyorum.
Dali çocukluğunun vatanı olarak burayı seçiyor ve tabii ki de büyüyor.
Büyüyor ve 1912'de başka bir eve taşınıyorlar.
Bu apartmanın çatıda bir terası var.
Çocuk kral Dali bu yüksek gözetleme noktasının çok tadını çıkarıyor ve bu noktayı şöyle anlatıyor.
Bütün manzara Rose's Queen'a kadar Bana itaat ediyor ve benim bakışıma bağlıymış gibi görünüyordu.
Normalde bu çatı katı annesinin eski çamaşır odası ama onu resim stüdyosu olarak kullanmaya ikna ediyor Dali.
Çok ufacık bir yer ama Dali biliyorsunuz ki yenilikçi bir insan ve resim yapmak için çimento lavaboya oturuyor.
Yaz aylarında hava çok sıcak olduğunda lavaboyu beline kadar suyla dolduruyor ve karşısına çamaşır yıkama tahtasını şövalye olarak koyuyor.
Teyzesinin tuhafiye dükkanından gelen şapka kutularının üzerine resimler yapıyormuş.
Yani bu sanatsal yeteneğini aslında çok erken yaşlardan itibaren gösteriyor Dali.
Aradan 4 yıl geçtikten sonra da yani daha 12 yaşındayken aile dostları piçotlara kalmaya gidiyor Dali.
Ve bu ziyaret aslında bir izlenimcilik deneyimine dönüşüyor.
Çünkü piçotların evi çok güzel bir yer.
Buday tarlaları ve zeytin ağaçlarıyla çok güzel bir manzarası var.
Ramon Pichot da kendisi başarılı bir izlenimci ressam.
Dali'yi de izlenimci tekniklerle tanıştırıyor.
Rengin radikali kullanımı, kaba fırça darbeleriyle tanıştırıyor.
Ve bunlara hayran kalıyor Dali.
Bu hayran kalışını da şöyle tanımlıyor.
O kalın ve şekilsiz boya lekelerinde istediğim her şeyi görmeye yetecek bir gözüm yoktu.
Yanlışlıkla yutulmuş amonyak gibi boğazımın derinliklerini yaktı diyor.
Ama bu izlenimcilik kısa süreli bir deneyim oluyor onun için.
Çünkü kendini bu tarımsal manzaralarla pek özdeşleştiremiyor.
Tahmin ettiğiniz gibi çok daha sıra dışı yerlere gidiyor.
Sonrasında 1921'de annesini kaybediyor Dali rahim kanserinden.
Bu Dali'nin deyimiyle hayatında deneyimlemiş olduğu en büyük patlama arkadaşlar.
Onun annesinin kaybının ardından diyor ki yemin ettim.
Bir gün benim yüce adamın etrafında vahşice parlayacak ışığın kılıçlarıyla annemi ölüm ve kaderin elinden zorla alacağım.
Annesinin vefatından sonraki yılda Madrid'deki San Fernando Güzel Sanatlar Kraliyet Akademisi'ne gidiyor.
Buraya kazanıyor ve evden ayrılıyor Dali.
Burada onun hayatına inanılmaz etkileri olacak insanlarla tanışıyor.
Bunlardan biri Buñuel. İleri de birlikte film projeleri yapacağı yönetmen Luis Buñuel.
Kendisi Dali'yi çok etkiliyor.
Onu Paris'te gerçek üstücülerle tanıştıran kişi de aslında Buñuel.
Bu bizim aykırı karakterimiz.
Tabii ki okulda çok daha iyi olamıyor çünkü.
1923'te... Yeni öğretmenin yeteneklerini sorguladığı için okuldan uzaklaştırılıyor.
Sonra 3 yıl geçiyor. Tekrardan geliyor ve öğretmenleri onun işlerini incelerken o da öğretmenlerin onun işlerini incelemek için uygun olmadığını.
Ve okuldan atılıyor.
Ama dediğim gibi bu süreçte, bu okul sürecinde tanıştığı insanlar onun hayatında çok büyük yer kaplıyorlar.
Çok büyük etkileri oluyor. Ve bu süreçte Freud'un metinleri de İspanyolca'ya henüz çevrilmiş.
Dali de inanılmaz bir Freud hayranı.
Çok seviyor. Özellikle Rüyaların Yorumu kitabının kopyası var Dali'de.
Ve her yerinin altı çizilmiş şekilde notlar alınmış.
Bu halde okuyor. Ve bu metni hayatının...
ana buluşlardan biri olarak tanımlıyor.
Sonrasında ne dedik?
Bu okul sürecinde çok önemli insanlarla tanışıyordu Dali.
Bunlardan biri Luis Bunuel.
Diğeri de Federico Garcia Lorca.
Zaten biliyorsunuz Dali çok kıskanç bir insan.
Lorca'yı da çok kıskanıyor.
Çünkü diyor ki Lorca'nın ışıltılı bir pırlanta gibi parlayacağını biliyordum.
Aniden koşmaya başladım ve 3 gün boyunca kimse beni göremedi diyor.
Çok kıskanç bir insan.
Dali'ye Farklı farklı insanlarla tanışırken artık yeni bir arkadaş grubuna da giriyor.
Ve bu insanlar dandy denen yani böyle züppelerden oluşan bir ekip.
Lüks yaşam tarzları, şık giyimleriyle bir züppe ekibi.
Dali de sanat okuluna gittiğinde aslında birazcık romantik sanatçı rolünü oynuyor.
Yani baştan aşağı simsiyah giyiniyor.
Tenini beyazlatıyor. Saçını siyaha boyuyor.
Gözlerinin etrafına böyle siyah sürmeler falan da çekiyor.
Ama Dali o züppe imajının potansiyelini eline görüyor ve karar veriyor.
Diyor ki yarın herkes gibi giyineceğim.
Daha sonra Dali kraliyet ailesi üyesi gibi davranırsa bu şekilde muamele göreceğini düşünüyor.
Ve bu işe de yarıyor. Öğrenci geliriyle Madrid'in en büyük otellerine yemekler yiyor.
O müsrif yaşam tarzının masrafı, arkadaşları, ailesi sanat koleksiyonerleri tarafından karşılanıyor.
Ama Dali'nin para ve şöhret sevdası sanat dünyasını tabii ki de rahatsız ediyor.
Bu arada Lorca demiştik hatırlarsanız.
O Dali'nin çok kıskandığı çok yakın arkadaşı.
Lorca henüz 38 yaşındayken İspanya iç savaşının başında kurşuna dizilerek maalesef öldürülüyor arkadaşlar.
İspanya faşizmine direnen sembol isimlerden de biridir.
Peki Dali ne yapıyor yakın arkadaşı bu şekilde öldürüldükten sonra?
Faşist rejimi yani Franco'yu destekleyenlerden biri oluyor.
Dali o yüzden pek sevilmiyor arkadaşlarını kendi ülkesinde.
Picasso daha çok seviliyor ama Dali bu siyasi görüşleri sebebiyle pek sevilmiyor.
Çünkü kendisi biraz yani kibarcanız diyebilirim dönek biraz.
Yani iki bayrakla gezdiği bile söylenir.
Hani hangi taraf galip gelirse hemen onun bayrağını çıkaracak cebinden gibi.
Çünkü böyle biri. Sanatı ayrı tabii ki biz şu an sanatına bakıyoruz.
Bu eserlerdeki bir diğer ilham kaynağı da ilham perisi de Gala arkadaşlar.
Çocuk kral. kraliçesiyle tanışıyor.
Dali işten çok yoruluyor ve Kadakes'teki aile evlerine çekiliyor aslında.
Ve burada Fransız çağır Paul Eluard ve eşi Gala ona eşlik ediyor.
Gala'nın gerçek adı yani normalde Helena Ivonova arkadaşlar.
Kendisi Rus asıllı birisi.
Dali'nin arkadaşının eşi.
Bu arada bu Gala ismini de ona Paul vermiş.
Çünkü beni hayata döndüren kadındır diyor.
Hayatımın Galası anlamında Gala ismini veriyor.
Ben bölümde Gala'dım. diye bahsedeceğim.
Helena diye bahsetmeyeceğim.
Gala ve Dali karşılaşıyor.
Gala, Dali'den 10 yaş büyük olmasına rağmen birbirlerine vuruluyorlar.
Normalde küçük bir kızı da var Galanın aslında.
Ama Dali için hem kocasını hem de kızını bırakıyor ve Dali'ye gidiyor.
Bunların ilk buluşmaları falan da çok enteresan yani.
Hani ilk randevu için seçtiği kıyafet inanılmaz tuhaf Dali'nin.
Yırtılmış bir ipek bluz, dizaltı şort, bir ince kolye var üstünde.
Kendini balık tutkalı ve keçi gübresiyle sıvıyor.
İşte koltuk altlarını kan ve mavi boyayla boyuyor.
Gitmeden önce bir an şüphe ediyor.
Bir yıkanıyor ve tarzını birazcık yumuşatıyor.
Diyor hani bu biraz sert oldu.
Ve galayı alıp işte bu sert Tramontana rüzgarı eserken Kartal Kayası'nı göstermek için Cap de Cruz yarımadasına götürüyor ve daha sonra aralarında bir yasak aşk başlıyor zaten.
Gala çocuğunu bırakıp gelmiş olabilir aslında Dali'ye ama Dali'ye gerçekten annelik yapıyor.
Ona böyle küçük oğlum, canım, bebeğim gibi seviyor.
Dali çocuk muamelesi gördüğü halde bir de cebinde hiç para olmadan hayatına devam ediyor.
Çünkü faturaları Gala hallediyor.
Dali de bu iş birliğinden gayet memnun.
Memnun bu arada. Çünkü arkadaşları şöyle bahsediyor işte.
Ne zaman bir çek alsa anında gidip Gala'ya veriyor.
Gala da doğruca kendi çantasını atıyordu.
Gördüğünüz gibi Gala aslında Dali İmparatorluğu'nun kontrolünü...
Dali'nin sanatını tanıtmış, yazılarını tanıtmış, bir aşk ilişkisinin yanında bir iş ilişkileri de varmış.
Ki Dali eserlerini çoğunlukla Gala Salvador Dali şeklinde imzalarlarmış.
İnsanlar da bu yüzden Gala'yı pek sevmezlermiş.
Hani biraz baskıcı bir tavrı olduğu için.
Hatta bir sanat tarihçisi çoğu insan için Gala'yı tanımak ondan nefret etmek demekti diye yazmış.
Çünkü Gala organize ediyor, Dali'yi kontrol ediyor gibi bir algı var.
Dali de hüküm sürüyordu.
Hatta bir keresinde Dali arabasında oturup Gala'nın şiddetli yağmurun altında tekerlek değiştirdiğini izlediğini anlatır.
Yani o kadar Gala üstlenmiş bir şeyleri yapmayı.
Dali gerçekten çocuk gibi kalmış bu ilişkide.
Peki kimlere başka kafayı takmış?
Dali bu kadar. Nietzsche'ye de.
Arkadaşlar bir dönem Nietzsche'ye kafayı takmış.
Çok okumuş, çok etkilenmiş.
Ama Dali için Nietzsche'den...
Orada kalan tek şey bıyığı olmuş.
Yani bıyık konusunda Nietzsche'yi geride bırakacaktım diyor.
Ama benimki Wagner müziğinin ağırlığı ve pusuyla sarkmış felaket habercisi, iç karartan bir bıyık olmayacaktı.
İnce, emperyalist, ultrarasyonalist, cennete doğru uzanan bir bıyık olacaktı diyor.
Zerdüşçü de okuduktan sonra pavollerimi dudaklarımın kenarına kadar bıraktım.
Parlak siyah saçlarımı bir kadın gibi uzattım diyor.
Nietzsche'nin böyle bir etkisi olmuş Dali'nin üzerinde.
Zaten o meşhur bıyıklarını bilirsiniz.
Sonra aile hayatında neler oluyor Dali'nin bu süreçte?
Dali'nin babası onu evden kovuyor.
Arkadaşlar kitaplarını çok tanrı tanımaz ve anarşist öğretilerini fazla ciddiye aldığı için yapıyor bunu.
Bunun yanında birçok sebebi daha var.
Birazdan anlatacağım ama. Hapiste yattı bu arada Dali.
35 gün hapis yattı.
Sebebi de bir resim yapıyor Dali tamam mı?
Bu resim ahlak dışı kabul edildiği için Barcelona'daki bir sergi kabul edilmiyor.
Dali de delleniyor tabii ki birazcık.
Biliyorsunuz o kibir var onda.
Bu neyle birlikte İspanya'daki tüm saygın kişilere hakaret dolu mektuplar gönderiyorlar.
Hani sergiye kabul edilmedikleri için.
Bu yüzden hapse atılıyor.
Hani enerjikliği de bu yani.
Ki o insanlara mektup attığında ne oldu yani?
Onlar mı... Bunu belirliyordu.
Böyle saçma sapan çocukça da bir şey yani.
Şimdi bu 1929 aslında Dali'nin hayatında bir dönüm noktası.
Çünkü ilham perisiyle tanışıyor dedik.
Galay'la tanışıyor çünkü. Galay'la tanıştıktan sonra babası onu evden kovdu demiştim hatırlarsanız.
Bir sebebi bu işte anarşist öğretilere fazla ciddiye aldı gibi şeylerdi.
Ama bir diğer sebebi de Galay'la olan ilişkisini duyduktan sonra buna karşı çıkıyor babası.
Mirasından falan meni.
diyor böyle hani öyle bir karşı çıkmak.
Bir de üstüne ne oluyor?
Dali kutsal kalp resminde diyor ki Bazen annemin portresinin üzerine zevkle tükürüyorum diyor.
Ve babası bunu duyunca çıldırıyor, deliriyor yani.
Bu da bir sebep tabii ki.
Şimdi 1929 dönüm noktası demiştik.
Bura Paris'e taşınıyor, aşık oluyor, gerçek üstücülere katılıyor, dengesizleşiyor ve evden atılıyor.
Hani hayatında çok fazla büyük şey oluyor.
Ve Dali Galay'la birlikte Kadekas'a dönmek istiyor.
Çünkü orayla çok ayrı bir bağı var delinin biliyorsunuz.
Babası da deliriyor tabii ki.
Buna zaten çünkü karşı çıktığı bir ilişki olduğu için.
Bu arada hani şiddet meyilli mi var demiştik.
Bir tür cinsel yönelin bozukluğu da var.
Hani cinsel sapkınlıkları da var.
Kendisi söylüyor bunu otobiyografisinde.
Böyle tanımlıyor kendisini.
Bu tarz şeyleri biraz filmlerine yansıtıyor sanırım.
Çünkü 1930'da bu Noel'le yapmış oldukları bir film var.
Altıncağı filmi. O dönem için fazla müstehcen ve...
Sapkın bulunuyor. Bir skandal yani.
50 yıl boyunca da yasaklanıyor bu film.
Sonraki 10 yılda da o çok bildiğimiz aklın direnci, akışkan saatler gibi resimleri yapıyor.
Bu arada hani demiştim Galay'la Kadakes'e yerleşmek istiyorlar ama babası izin vermiyor.
Paraları yok. İşte bir tabloyu satıyor Dali ve Lydia'nın Hatırlarsınız Lidya'yı o küçük kulübesini.
O kulübeye satın alıyorlar ve buraya yerleşiyorlar Galay'la birlikte.
Burası çok küçük bir kulübe arkadaşlar.
Bir ev olması için çok küçük.
Çünkü 22 metre karelik bir kulübe.
Ufak bir mekan eşyaların arasından falan böyle yan bir şekilde geçebiliyor musunuz?
Bu kadar küçük bir yer.
Ve bu kulübede tam bir sofu hayatı yaşıyor Dali.
Yani Dali ve sofu hayatı asla yan yana gelmeyecek şeyler biliyorum.
Hiç oturmuyor kafanızda ama bu şekilde yaşıyorsunuz.
Sonra zamanla büyütüyorlar bu kulübe.
İşte ek kulübeler getire getire.
Bu arada ailesiyle hani evden de kovulduğu için hiç görüşmüyor.
1929'dan beri. 6 sene geçtikten sonra da bu aradaki olayları hallediyorlar.
Barışıyorlar. O sırada demiştik hani Dali evini büyütüyor.
İnşaatlarla vesaire uğraşıyor.
Paris'e gidiyor. New York'a gidiyor geliyor.
Sürreylis grup için de artık önemi de artıyor.
Öyle bir dönem onun için.
Evin inşaatı tam bitti derken 1936.
1936'da bitiyor. İspanyol iç savaşı başlıyor 1936'da ve Dali ve Gala İspanya'yı terk ediyorlar.
Böyle baskılara gelemez Dali zaten biliyorsunuz.
Hani belli bir şeyi savunmak da istemiyor, taraf olmak da istemiyor.
Genelde İtalya ve Fransa'da takılıyorlar.
Arada bir Amerika'ya gidiyorlar.
İç savaşın çıkmak üzere olduğundan şüphelenen Dali, ülkeyi terk etmeden önce haşlanmış fasulyeli yumuşak yapı, iç savaş öngörüsü isimli tabloyu yapıyor.
Bu tabloda İspanya'yı kendi deyişiyle çılgın bir şekilde kendini boğan canavarslık kol ve bacaklara ayrılıyor.
büyük bir insan vücudu olarak resmediyor.
Ben bu bahsettiğim tabloları konuşacak çok şey var.
İnstagram hesabında paylaşacağım bir hikaye olarak.
Sonrasında öne çıkarılanları da sabitlerim.
Hani bakabilirsiniz, inceleyebilirsiniz.
Dali zaten biraz dengesiz demiştik hani bu görüş olarak.
İspanyol iş savaşı çıkıyor ama Dali'nin belli bir safı yok.
İşte başlangıçta Cumhuriyetçileri destekliyor.
Sonra arkadaşı faşistler tarafından öldürüldüğü halde Dali taraf değiştiriyor.
Faşist hükümeti desteklemeye başlıyor.
falan. Durumlar karışık.
İspanya'da da karışık ve arkadaşlar, aileler birbirine düşmüş bir halde.
Dali'nin babası da orta sınıfa mensup biri ve devrimcilerin de hedefi aynı zamanda.
Bu süreçte bütün aile korkunç bir muamele görüyor.
Kız kardeşi Ana Maria hapse atılıyor.
Komünistlerden işkence görüyor falan.
Babasının evini talan ediyorlar.
Bu tarz şeyler yaşıyorlar bu süreçte.
Bu iç savaşın başlamasından 2 yıl sonra Steffen Zweig Dali'yi Freud ile tanıştırıyor arkadaşlar.
Freud'un portrelerini yapıyor Dali.
Biliyorsunuz ki kendisi gerçek bir Freud hayranı.
Çok mutlu oluyor bu duruma.
Zaten gerçek üstücüler de çok sever Freud'u.
Biliyorsunuz çok etkilenirler Freud'dan.
Ki Freud bile bunu söylüyor.
Hani beni koruyucu Aziz olarak seçti gerçek üstücüler diyor.
Ve Dali'nin eserlerini inceliyor.
Çok da beğeniyor. Çünkü hani baktığınız zaman İkisi de seviyor bu rüya işlerini.
Bilinçaltıdır, halüsinasyondur falan.
Dali'nin eserlerinde de çok var bu.
Mesela bu halüsinasyonlardan falan bahsetmişken Dali'nin en ünlü eseri Pancani Eriyan Saatler.
Beleğin Azmi diye de bilebilirsiniz.
Öyle de geçer. Burada aslında uykudan uyanan insanın gerçekle rüya arasındaki, o bilinçaltı ile dünya arasındaki ikiliği aktarılıyor.
Bu eser de gerçekten süreli.
Resim akımının mihenk taşlarındandır.
Freud'un Rüyaların Yorumu adlı kitabında bahsetmiş olduğu bu rüya ve bilinçaltı üzerine görüşlerinden etkilenmesinin bir örneği aslında Dali'nin.
Şimdi Dali bu belleğin azmini resmettiğinde gala dışarıdaymış, sinemadaymış.
Eve döndüğünde Dali diyor ki yani otur gözlerini kapat.
Bu hep varmış herhalde bu tatlı hareket.
Sonra çok dramatik bir geri sayım yaptıktan sonra gözlerini açmasına izin vermiş.
ve tuvalin üzerindeki örtüyü kaldırmış.
Gala bu eseri ilk gördüğünde bunu bir kere gören bir daha unutamaz diye düşünmüş.
Çünkü eriyen saatler sarsıcıdır ama bu ikonik imgede bir sadelik var.
Bu Port Ligat'taki evlerinin havasını yansıtıyor aslında.
Dali'ye göre... Portligatta zaman yavaşlıyor ya da eriyordu.
Aynı zamanda resim Dali'nin Gala'da bulduğu huzuru da yansıtır.
Dali bunu şöyle ifade ediyor.
Gala benim için bir deniz kabuğu inşa etmeyi başardı.
Kendi içimde yumuşaklık ve aşırı yumuşaklıkta yaşlanmaya devam ediyorum.
Saatleri resmettiğim gün onları da yumuşak resmettim.
Ve bu rüya ile gerçeklik arasında gidip...
gelen resimler falan demişken Dali çoğu gece kalkıp görmüş olduğu rüyaları hemen bir çizermiş defterini unutmamak için.
Rüya defteri gibi bir şey varmış şu an.
Yıl 2024. Şu an bunu keşfedip yapanlar da varken Dali seneler önce bunu çok yaparmış.
Ve bu taslaklardan çok fazla da iş çıkarmış yani.
Farklı bir ruh halindeyken gördüğü için.
Bir röportajında Dali diyor ki zaman şekeri ister istemez sinekleri cezbeder.
Taparım sineklere.
Evet. Taparım sinekleri diyor.
Çok seviyor sinekleri.
O kadar çok seviyor ki bir tek güneşin altında ve sineklerle kaplıysam kendimi mutlu hissederim diyor.
Çünkü sinekler huzursuz edici düşünceler bütünüdür onun için ve bu düşünceler sanatçının belliğini diri tutar.
Bunlar dışında bu en çok bilinen eserin dışında ki Allah'tan dedik ki eserlerine çok bakmayacağız, çok konuşmayacağız.
Bu bölüm inşallah bir saati geçmez yani.
Dali çok fazla... Resmetmiş sevgilisini.
Aynı Picasso gibi. Picasso sevgililerini resmetmiş.
Dali Biricik aşkını Gala'yı resmetmiş sadece.
Peki sadece resim mi yapmış?
Hayır arkadaşlar. Yani sinemaya da el atmış.
Taş baskı eserleri de yapmış.
Tiyatroya da el atmış.
Yani dekorlarına. Hatta kostüm bile üretmiş.
Moda dünyasına girmiş yani.
Coco Chanel'le adı...
aşk dedikodularına da bir karışmış.
Yasak bir aşk yaşadıkları da söyleniyor.
Chanel'in filmini izlediyseniz zaten birazcık aşinasınızdır bu dedikoduya.
Dali ile olan ilişkilerinde de Chanel'le birlikte çok sıra dışı kıyafetler tasarlıyorlar.
Bunları da paylaşırım ben böyle.
Gerçekten enteresan takımlar, ceketler falan.
Ve Dali Coco Chanel için şöyle diyor.
Chanel'in özgürlüğü benimkinin tam tersiydi.
Ben her zaman tanımadan düşüncelerimi sergilerdim.
Oysa o kendi düşüncelerini ne saklıyor ne de sergiliyor.
Bunun yerine onları giydiriyor.
Çok önemli isimlerle çalışmış Dali model dünyasından.
Sadece Chanel'le de değil Dior'la da çalışmış hatta.
Sonra ne olmuş? Kariyeri ne şekilde ilerlemiş?
Biliyorsunuz ki 1945'te Japonya'ya bir atom bombası atıldı arkadaşlar.
Ve bu atom bombası Dali'nin sanatında bir dönüm noktası.
Yani yeni bir dönemin başlangıcı demek oluyor.
Bu olay sonrasında hatta kendisi bu süreci yani bu yeni dönemini nükleer mistisizm.
olarak tanımlıyor ve buna ilgi duymaya başlıyor.
Zaten 1951'de Mistik Manifestosunu yayımlıyor ve en meşhur dini temalı resimlerinden biri olan Çarmıhta Aziz John adlı tablosunu yapıyor.
Bu çok etkileyici bir tablo yani bunu zaten paylaştığım beri ama biliyorsanız zaten gözünüzün önüne gelmiştir şu an.
Eserde Dalin'in niyeti aslında İsa'nın mistik güzelliğini yakalamakmış.
Yani çarmıhı portligata yerleştirmiş çünkü.
Manzarada... Ön kapısından görünen koy aslında.
Zaten eserde Galan'ın sarı balıkçı teknisini de görebilirsiniz.
Ön planda demirlenmiş bir şekilde duruyor.
Ve bu aslında huzurlu bir çarmıh sahnesi.
Haçın üstünde çiviler yok.
Hiç kan dökülmemiş.
İncil'de İsa hani Tanrım beni neden terk ettin diye feryat eder.
Ama Dalin'in İsa'sı yalnız değildir.
Babanın varlığı olağan dışı perspektifte vurgulanır.
İsa yüksek bir konumdan çizilir.
babanın oğlunu cennetten izlediği izlenimini yaratır.
Yani burada Tanrı ve oğlu arasındaki yakınlık belki de Dali'nin kendi babasıyla barışmasını yansıtır bize.
Ve bu sürece nükleer mistisizm dediğini söylemiştim size Dali'nin.
Bu nükleer fiziğe en belirgin referans İsa'nın başının etrafındaki gölgedir.
Bu atomun çekirdeğini vurgulamak için.
Zaten tabloyu incelediğinizde her köşesinden başka bir şeyler yakalayabilirsiniz.
Ama yine altını çiziyorum.
Bu bölümde eserlerini incelemeyeceğiz.
Bunlar için ayrı bir bölüm yapsak mı bilmiyorum.
Haddime de değil benim. Birazcık hayatına odaklanalım istiyorum.
O yüzden dönelim Dali'ye.
1945 sonrasında yani bu atom bombasından sonra Dali'nin ruh hali...
İnanılmaz sarsılıyor ve diyor ki o dönemde yaptığım pek çok resim o bombanın atıldığını duyduğum zaman yaşadığım korkunun yansımalarıdır diyor.
Daha sonra savaş bitiyor ve savaş bittikten sonra Dali ile Gala artık bu dünyadaki en sevdikleri yere geri dönüyorlar.
Yani Kadekas'taki evlerine.
Dali o zamanlar çok meşhur.
O dönemdeki şöhreti bir film yıldızıyla belki kapışabilir ancak öyle bir şöhretten bahsediyoruz.
Kendisi bunları bırakıyor, hepsini bırakıyor ve kadekasa dönüyor.
Bu dönemi de şöyle anlatıyordu ki yani artık Freud'un psikolojisi ilgimi pek de çekmiyor.
Derken neler oluyor arkadaşlar?
Kız kardeşi Dali'nin otobiyografisini yayınlıyor.
Zaten hani barışmışlardı falan demiştik ya hatırlarsanız.
Ve bu otobiyografide sürelizmi kötülüyor, galayı kötülüyor.
Yani gerçekten Dali'yi çok üzecek şeyler yazıyor.
Ve aile bağları tekrardan kopuyor Dali'de.
Bu olaydan sonra bir de hani babası da kızının tarafını tuttuğu için.
Tamamen hem babası hem kardeşi Dali için bitiyor gibi oluyor.
Bir de hatta ona sormadan Dali'nin eski tablolarını satıyorlar.
En çok da buna kırılıyor Dali bence.
Ve ailesine bir daha evinin kapılarını asla açmıyor.
Ta ki ne zamana kadar?
Dali'nin babası ölene kadar arkadaşlar.
Yani babasıyla ilişkisi gerçekten çok farklı Dali'nin bence.
Babası da çok farklı bir karakter olduğu için olabilir.
Çünkü Dali'ye zamanında şöyle demiş.
Sen yalnız ve fakir öleceksin.
Dali'nin bu... Para merakı da belki de buradan geliyordur yani.
Sırf babasını haksız çıkartmak içindir bu kadar hırs, bu şöhret sevdası, işte para sevdası.
Hani bak baba sen böyle diyordun ama böyle değil.
Çevren bir sürü insanla dolu ve çok param var gibi bir tepki midir bu bilmiyorum.
Dali şöhreti seviyor, tanınmayı seviyor.
İnsanların onunla röportaj yapmasını seviyor, sorular sorulmasını seviyor.
Ama Gala da tam tersi.
O röportaj vermiyor ama daha gizemli bir kadın kendisi.
Diyor ki beni öldükten sonra konuşursunuz.
Şu an istemiyorum.
Çok net bu konuda.
Bir de Dali ile Galaya gelmişken konu.
Dali'nin Galaya şato sözü var.
Arkadaşlar evet bildiğimiz şato.
Gala çok istiyormuş bir şatosunun olmasını.
Dali bu sözü tutuyor.
12. yüzyıldan kalma bir şato alıyor Gala'ya.
Ama son dönemlerde Dali ve Gala arasındaki ilişki çok farklı bir hale geliyor.
Biraz daha yalnızlaşıyor bence Dali'ye.
Bu şey bir yalnızlık.
Hani çevresinde insanlar var ama o yalnız hissediyor gibi bir yalnızlık.
Çünkü Dali bu şatoya gelirken yazılı bir kağıt göndererek gidiyormuş.
İzin alarak gidiyor. Ama bu lafta da...
değil yani. Bayağı bildiğin yazılı kağıtla izin alarak gidiyor şatoya.
O yüzden birazcık bu son dönemlerdeki ilişkisi bana daha farklı geliyor.
Ama Galo'nun onun hayatında çok büyük bir rolü oldu.
Kesin. Çünkü Galo olmasa Dali bu eserleri yapar mıydı?
Yapacak ilhamı bulur muydu bilmiyorum.
Çünkü gerçekten büyük bir ilham kayna Galo onun için.
Ama tabii ki insan o da ve 10 Haziran 1982'de Portrega'da hayatını kaybediyor Gala.
Ve de çok sevdiği şatosuna gömülüyor.
Dali onun ardından şöyle diyor.
Son mızrak darbesi.
Yani ve tıpkı babasının dediği gibi yapayalnız kalıyor.
Ve Gala öldüğünde en çok sevdiği kırmızı Dior elbisesi ve meşhur kadife fiyonguyla şatonun mahzenine gömülüyor.
Dali tabutunun üzerine konması için bir demet saparne sipariş ediyor ve cenazeye gitmiyor.
Cenazeye gitmeye dayanamıyor.
Birkaç saat sonra mezarına gitmiş ve kuzenine acınası bir şekilde bak ağlamıyorum.
diyerek böbürlenmiş.
Çünkü Dali böyle bir karakter arkadaşlar.
Ama Dali Gala olmayınca yaşama isteğini de kaybetmiş.
Uzun süre dostu ve hamisi olan Mara Albaretto farklılıkları ne olursa olsun ne kadar kavga ederlerse etsinler birbirleri için çok önemliydiler.
Gala başlıca dayanığı ve motivasyonuydu ve o şimdi gitmişti.
Dali annesi tarafından terk edilen bir çocuk gibi hissediyordu.
Dali kendisini şatoya kapatıyor.
Galanın ölümünden sonra galanın odasına kapatıyor kendini.
Yemek yemeyi dahi reddediyor.
Kimseyle görüşmüyor. Görüştüğü kişilerle bile karanlıkta görüşüyor Dali.
Ve şatonun bahçe duvarlarını da gitgide yükseltiyor.
Çünkü onu kimse görsün istemiyor.
Görünmeyi bu kadar seven bir adam bu insana dönüşüyor.
Nasılsın diye soranlara ölüyorum diyeceğim.
diyor o dönemde. Ve Galan'ın ölümünden 6 ay sonra arkadaşların, dostlarının zoruyla resme dönüyor ve bir resim yapıyor o dönemde.
Saat 5 gibi geleceğiz adlı eser.
Bu eser Dali'nin yaz sürecinin bir eseri.
Sonra 1983'te Chateau'da büyük bir yangın çıkıyor.
Dali çok ağır yaralanıyor bu yangında.
Sağ kurtuluyor ve birkaç yıl daha yaşıyor ama bu çok sefil bir yaşam buradan sonrası.
Sadece birkaç kişiyle görüşüyor.
Bu arada bu yangının bir intihar girişimi olduğu da çok konuşulmuş o dönemde ama çok da öyle gözükmüyor açıkçası.
Dali hayatının son dönemlerinde Stephen Hawking'in zamanın kısa tarihi kitabını okumalarını istiyor kendisine.
Ve son zamanlarında şöyle bir açıklama yapıyor.
Tanrı'ya inanıyorum ama inançlı değilim.
Matematik ve parçacık bilim...
Ve 23 Ocak 1989'da Bu dünyadan ayrılıyor Dali.
Kalp yetmezliğinden dolayı.
Dali İspanya'da pek sevilmiyor demiştim.
Yani bunun çok fazla sebebi var.
Bunların çoğunu da konuştuk.
Yani öncelikle tabii ki de işte ilk başta Cumhuriyetçileri desteklemesi.
Sonra baktı onlar kaybediyor.
Hemen General Franco'yu destekledi.
Yani faşistleri. Hitler'e de ilgisi var.
Diyor ki Hezeya Hanım'ı bana her zaman bir kadın gibi görünen Hitler'in kişiliğine yansıttım.
Diyor. Yerseniz.
Hitler'e olan hayranlığı gerçek üstücüleri de Çile'den çıkarıyor.
Zaten sonradan onu gruptan da atıyorlar.
Orada da yani altta kalmıyor tabii ki ama sonuç olarak atılıyor.
Galay'la olan ilişkisi aslında en temelinde en enteresan kısımlardan biri.
Buna ayrı bir bölüm bile gelebilir.
Çünkü çok farklı bir dinamik var aralarında.
Çok farklı olaylar yaşıyorlar.
Bir de Unutmadan Dali'yi biliyorsunuz dünyaca ünlü fotoğraf sanatçımız Ara Güler de ziyaret etti.
Onunla çekim yapmak için onun otel odasına gitmiş.
O sırada Ara Güler time muhabiri tabii ama Dali kapıyı açıyor otel odasında.
Elinde bir bastonla ki Dali'nin bastonları da meşhurdur.
Böyle kılıcını çekip saldıracakmış gibi bakıyor Ara Güler'e.
O da korkuyor yani Ara Güler de korkuyor tabii ki.
Dali demiş ki neden beni çekmek istiyorsun?
Ara Güler de demiş ki çünkü sen Salvador Dali'sin.
demiş ki benim bir dakikam 25 bin dolar eder.
Senin o kadar paran var mı?
Ara Güler de o kadar param yok deyince onu kolundan tutup odanın dışına atmış.
Sonra tabii Ara Güler araya birliğini etmiş ve böyle çok değişik bir çekim yapmışlar.
Bakabilirsiniz fotoğrafları.
Ben de paylaşırım elimden geldiğince.
Bu arada Dali tabii ki de böyle çok enteresan bir karakterken Tahmin edersiniz ki ölümünden sonrasında bile garip garip şeyler yapmaya devam ediyor.
Ne yapıyor Zeynep'ciğim derseniz?
Dali öldükten sonrasında planlamış.
Bedeni mumyalandı, bıyığı mumyalandı.
Sade beyaz bir tunik içerisinde müzesindeki kümbete defnedildi.
Başlangıçta Dali aslında galanın yanına gömülmek istemiş.
Ama ölmeden birkaç hafta önce planlar değişmiş birazcık.
Artık neler oldu bilmiyorum. O kadarına hakim değilim.
Ama genel olarak böyle. Değişik.
Bir karakter demiştik Dali'ye.
Gerçekten de öyle bence.
Yani en normal yaptığı şeyler bile çok anormal gözüküyor.
Çünkü bir fotoğraf var özellikle onu mutlaka paylaşacağım.
Dali ve bir grup fırıncı tabut taşıyıcılarını taklit ederek omuzlarında böyle 12 metre uzunluğunda bir baget taşıyorlar.
Dali de o topluluğa liderlik ediyor böyle en önde ve çok ciddi.
Ama arkasındaki fırıncılardan biri böyle bir sırıtıyor.
Sahne çok komik çünkü çok büyük bir baget var.
Ortada 12 metrelik bir baget var.
Aşırı ciddi bir ressam ve devasa bir tepsi var.
Yani işte bu da sıradan olanın sıra dışı olana dönüştüğü nokta.
Dali'nin gerçek üstücülüğünün özü.
Dali kendini bir rönesans ustası, büyük bir yağlı boya ressamı olarak görüyor.
Ama güzel sanatların kuralcı disiplinini de dışına çıkıyor.
Tabii Dali'nin bu ticari projeleri sanat evrenini genişletebilirdi.
Ama o dönemlerde sanat dünyası tarafından aşağılandı da aslında Dali.
Ama bunu umursadığımı asla.
Parayı seviyordu. Yani Dali fenomeniyle milyonlar kazandı.
O megalomanlığının sınırı yoktu Dali'nin.
Her sabah uyandığımda müthiş bir haz duyuyorum.
Salvador Dali olmaktan keyif alıyorum.
Kendi kendime hayranlıkla bu Salvador Dali bugün nasıl bir olağanüstülük yapacak diye soruyorum demiştir.
Böyle birisi Salvador Dali.
Aslında anlatacak. Daha çok şeyimiz var.
Gerçekten yani bir saat daha konuşabiliriz üstüne.
Ama bu bölüm neredeyse bir saat olacak.
Kaydettiğim en uzun bölümlerden biri sanırım.
Keyifli bir sohbet olmuştur umarım.
Kendinize iyi bakın.
Bir sonraki bölümde yani haftaya cuma sabah 6'da görüşmek üzere.
Ben de dinledim. Buradayım demek isterseniz ben açıklamalar kısmına hem kendi hesabımı hem de podcast'in instagram hesabını bırakacağım.
Oradan da takip edebilirsiniz beni.
Görüşmek üzere. Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
