
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Sümer ve Hitit mitolojisinde bahsedilen, Yunan mitolojisinde anlam bulan ve Mezopotamya'da bambaşka bir ruh kazanan Şahmaran hikayesi yeryüzünde dilden dile dolaşır, bazı toplumların tarihi vesikalarına girer ve günümüze kadar gelir. Bu bölümde Zeynep, sizlere Şahmaran’ın hikayesini anlatacak.
Zeynep'i instagramdan takip etmek etmek için tıkla!
Podcastin instagram hesabını takip etmek için tıkla!
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba.
Konuşulacak Çok Şey Var! podcastine.
Hoş geldiniz. Ben Zeynep.
Burada mitolojiden sık sık bahsediyorum tabii ki ama biraz Anadolu'ya geçiyoruz bugün.
Çünkü çok ilginç ve efsaneyi anlatacağım.
Kimden bahsediyorum? Halk arasında Şahmeran.
ya da Şahmaran olarak bilinen, insan başlığı, yılan gövdeli bir mitolojik yaratık olan, ismi Farsçadan, yılanların Şahı anlamına gelen Şahımarandan, yani Şahmerandan
bahsediyorum tabii ki.
Ama takdir edersiniz ki daldan dala atlayacağız.
Yılanın mitolojideki yerine, sembolü olduğu düşüncelere kadar böyle geniş çapla anlatmaya çalışacağım ben.
Hazırsanız başlıyorum.
Çok uzaklara gitmeden önce yılanın bizim kültürümüzdeki yerinden de başlamak istiyorum.
istiyorum aslında. 12 hayvanlı Türk takvimi.
Biliyorsunuz ki insanlar için gelecekte neler olacağını bilmek ya da en azından tahmin etmek, hayatta daha iyi kararlar alabilmek, belirsizlikle başa çıkmak için çok önemli.
Ve burada takvim adını verdiğimiz bir araç ortaya çıkıyor tabii ki.
Türklerin geleneksel 12 hayvanlı takvimi de toplumun köklü mitolojisi, zengin tarihi ve deneyimlerinin bir yansıması aslında.
Tarihsel olarak bazı yıllarda büyük zorluklarla yüzleşiyor.
Bazı yıllarda savaşlarla sarsılmış ve bazı yıllarda da bereket ve bollukla karşılaşılmış.
Türkler de bu 12 hayvan sembolünü kullanarak çocuklarının yaşlarını hesaplamışlar.
Savaşların başlangıç tarihlerini öngörmüşler ve birçok önemli olayı bu sembollerle ilişkilendirmişler.
Ve biliyorsunuz ki bu takvimde her hayvan bir yılı gösteriyor.
Mesela balık yılındaysalar o yıl bol yaş olur, verimlilik artar.
Balık yılında doğanlar zengin.
uzun ömürlü insanlar olurlar gibi.
Buna inanıyorlar yani. At yılında iklim ılımlıdır mesela.
Ama savaşlar ve huzursuzluk artar.
Bu takvimde de yılan 6.
hayvan arkadaşlar. Bunun yanında mesela antik çağlardan beri tıpın sembolü de asaya sarılı bir yılan.
Değil mi? Mitolojideki tıp ve sağlık tanrısı Asklepios elinde yılan sarılı asayla tasvir edilmiş.
Günümüzde yılan ve asa tıpın simgesi olarak görülmeye devam ediyor.
Peki neden yılan Zeynep?
diye soracaksınız. Yılan ve asa aslında böyle bir dizi tarihi, mesleki ve etik değeri içinde barındırıyor ve bunları temsil ediyor.
Asa sadece yaşamı değil, aynı zamanda bilgelik ve bilgiyi.
Yılansa deri değiştirmesiyle gençlik, sağlık, ölümsüzlüğü temsil ediyor.
Hekim yılan gibi dilsiz olmalı.
Hastalarının sırlarını kimseye söylememelidir mesela.
Yine yılanın zehri ve panzehri hekimin tedavi edici yönünü ifade ediyor.
Hekimi yılan gibi soğukkanlı olmalı, hızlı karar vermeli ve kendini daima yenilemelidir.
Eski çağlarda yılana duyulan bu saygı günümüzde de hekimliğin saygınlığıyla, güven verici yönüyle devamlılık gösteriyor tabii ki.
Şimdi böyle biraz konuya yılanlar üzerinden girmişken ben konuyu şahmarına getirelim istiyorum.
Şahmeran da diyebilirsiniz bu arada, şahmaran da diyebilirsiniz.
Bana şahmaran daha güzel geldiği için ben öyle devam edeceğim.
Bölümün başında da söylemiştim.
Karsçadan geliyor Şahmaran.
Şahı Maran. Maran zaten yılan demek.
Şah da yönetici anlamında.
Yılanların şahı demek oluyor yani.
Şimdi benim bahsedeceğim efsanenin kaynağı Binbir Gece Masalları.
Çok da severim. 2.
Murat döneminde 1429'da yazılıyor arkadaşlar bu.
Mesnevi biçiminde.
Ve maalesef tek bir hikaye yok.
Yani birçok farklı varyasyonu var.
Çok var hem de yani. Şah Maran'ın erkek olduğu efsaneler de var.
Onlara da geleceğim. Bu hikayeler yazılı şekilde var, sözlü şekilde.
Anlatılanları var. Var da var.
O yüzden böyle çeşit çeşit çıkıyor karşımıza haliyle.
Ama genel olarak baktığımızda ortak kanı şu şekilde.
İnsan başlı, yılan gövdeli bir varlık.
Çok da güzel bir kadın.
Yerin 7 kat altında yaşıyor.
Dediğim gibi yarı insan, yarı melez bir varlık.
İnsan gibi konuşuyor.
Yerin 7 kat altında kendine ait bir diyarı var.
Bir sarayı, bahçesi var.
Yılanların yöneticisi Şahmaran.
Ve bedeninin de şifalı olduğuna inanılıyor arkadaş.
Ve bunun yanında çok...
büyük bir bilginin sahibi olduğu da rivayet ediliyor.
Ve şahmaran Anadolu'da çok kıymetli bir simge zaten arkadaşlar.
Böyle birçok evde cam altı resimlerde, dokumalarda, bakır işlemelerinde karşınıza çıkar.
Bolluk bereket getirsin ve nazardan korusun diye özellikle evlerin girişine asılır.
Onu resmedenler ya da alıp duvarına asanlar pek farkında olmasalar da boynuzları, takıları ve ay sembolü ana tanrıça kültüründen gelir aslında.
Ben bunlara değineceğim bölümün sonlarına.
Şimdi hazırsanız Şahmara'nın ikinci murada takdim edilen Binbir Gece masallarından tercüme edilen hikayesini anlatacağım sizlere.
Yani Cemaspname'den bahsedeceğim.
Cemşap isimli bir genç var arkadaşlar.
Odunculuk yaparak sağlıyor geçimini.
Babasını küçük yaşta kaybetmiş annesiyle birlikte yaşıyor.
Bir gün Cemşap arkadaşlarıyla yine ormana gidiyor odun toplamak için ve orada içi böyle bal dolu bir kuyu keşfediyorlar.
Arkadaşlarından biri diyor ki biz bu balı tutuyoruz.
Toplayıp satarsak çok para kazanabiliriz.
Hemen tabii gidiyorlar balı toplamaya başlıyorlar birlikte.
En son kuyunun dibinde biraz bal kalıyor.
Ulaşmaya çalışıyorlar ama bir türlü çıkaramıyorlar o balı.
Cemşap'a diyorlar ki seni biz aşağıya iple gönderelim.
Sen balı topla sonra seni yukarı çekelim.
Cemşap da tamam diyor. İniyor aşağı iple.
Ama daha sonra arkadaşlar onu yukarı çekmiyorlar.
Onu kuyunun dibinde bırakıp kaçıyorlar.
Çünkü diyorlar ki Cemşap'ı yukarı çekersek bala ortak olur.
olur. Alacağımız para bölünür.
Biz en iyisi onu hiç çıkartmayalım.
Cemşap da kuyunun dibinde ağlamaya başlıyor arkadaşlar.
Bir daha hiç yukarı çıkamayacağını orada öylece ölüp gideceğini düşünüyor.
Sonra orada belki biri gelir bulur diye beklerken kuyunun dibinde bir akrep böyle toprağı yararak yüzeye çıkıyor.
Akrepte yeniden doğum ve ölümün de temsilidir arkadaşlar.
Unutmayalım. Cemşap korkuyor tabii ki.
Yani küçücük kuyu akrepten uzak durmaya çalışıyor önce.
Ama sonra bir görüyor ki akribin çıktığı ufacık delikten böyle ışık hüzmesi yayılıyor.
Çok merak ediyor haliyle.
Çakısını alıyor. O deliği kazmaya başlıyor.
O kadar çok kazıyor ki arkadaşlar sonunda kendisinin de geçebileceği boyutta bir delik oluyor orası.
Sonra o delikten içeri giriyor ve bir de ne görsün?
Bambaşka bir dünya.
Her yer yemyeşil, masmavi göller, bembeyaz ırmaklar.
Yerin 7 kat altı arkadaşlar.
Irmaklara Bir sürü daha önce hiç görmediği çiçekler hayrete düşüyor Cemşah.
Sonra daha çok ihtişamlı bir saray görüyor.
Diyor ki ben herhalde öldüm.
Cennete geldim.
Böyle düşünmeye başlıyor.
Daha sonra o sarayın bahçesinde som altından bir taht görüyor.
Çok meraklanıyor tabii ki.
Oraya doğru ilerlemek istiyor.
Sonra bir bakıyor ki sarayın etrafı yılanlarla çevrili.
Çok korkuyor. Hemen geri adım atıyor.
Ama sonra uzaktan...
Çok güzel bir kadın sesi duyuyor.
O ses Cem Şapa diyor ki korkma.
Sana zarar vermezler.
Sesin geldiği tarafa döndüğünde bir de ne görsün?
Yarısı insan, yarısı yılan olan bir yaratık.
Ve bu yaratığın kırk bacağı var.
Bu bacakların da hepsi yılandan arkadaşlar.
Cemşap olduğu yerde korkudan bayılıyor tabii ki.
Sonra ayıldığında bir bakıyor ki inanılmaz güzel bir sofra var önünde.
Şahmaran onu sofrasına davet ediyor.
Sonra da kendini tanıtıyor şah.
Diyor ki ben yılanların şahı şahmaran.
İnsanlardan çok uzakta işte burada yaşıyorum.
İnsanlar benim yerimi hiç bilmez.
Bilselerdi bana zarar verirlerdi.
O yüzden hep saklanıyorum diyor.
Ve sonra da şöyle ekliyor arkadaşlar.
Cem Şapa diyor ki sonumun senin elinden olacağını çok iyi biliyorum.
Ama kaderime karşı gelemiyorum.
Sen benim kaderimsin.
diyor. Cemşap tabii ki öylece kala kalıyor.
Anlam veremiyor çünkü hiçbir şeye.
Sonra orada zaman geçtikçe Şahmaran Cemşap'a kendi hikayesini anlatıyor arkadaşlar.
Bu hikayeye göre Şahmaran şeytanla birlikte cennetten kovulmuştur.
Ama dünya onun yaşamasına uygun bir yer olmadığı için Tanrı onu cezasını çekmesi için yer altına göndermiştir.
Bir de ona ölümsüzlük cezası vermiştir.
Sonra arkadaşlar günler geçiyor tabii ki.
Şahmaran ve Cemşap daha fazla vakit geçiriyorlar birlikte.
Ve Şahmaran kendi sonunu bildiği için Cemşap'a bildiklerini öğretmeye başlıyor.
Bütün o gizli ilimleri öğretiyor Cemşap'a.
Hastalıklara nasıl şifa olacağını öğretiyor.
Bitkilerden ilaçlar yapmayı öğretiyor.
Cemşap orada vaktini öyle geçirirken içi inanılmaz bir özlem Hem de dolu bir yandan tabii ki.
Annesini çok özlüyor.
Onu görmeyi çok istiyor.
Bu hasrete dayanmaya çalışırken artık...
Bir gün buna dayanamayacağını fark ediyor ki Şahmaran'a geri dönmek istediğini söylüyor.
Şahmaran kendi sonunu biliyor dediğim gibi.
O yüzden ilk başta Cemşap'ın gitmesine izin vermiyor.
Ama Cemşap dış dünyaya olan özlemi yüzünden eğip gidiyor arkadaşlar.
Her gün daha da kötü oluyor.
Şahmaran da ona kıyamıyor.
Cemşap'a diyor ki git ama sakın benim yerimi hiç kimseye söyleme.
Ve gitmeden önce Cemşap'a eğer ölürsem şunları yapman gerekiyor diyor ve bir şeyler anlatıyor.
Sonra Cemşap dünyaya çıkıyor ve görüyor ki ülkenin padişahı amansız bir hastalığa yakalanmış.
Ve o dönemin kahinleri de diyor ki tek şifa Şahmeran.
Şahmeran'ı bulmamız gerekiyor diyorlar.
Ama tabii ki yerini bilen kimse yok.
Tabii ki Cemşap dışında.
Kahinler diyorlar ki Şahmeran'ı kim gördüyse suya girdiği an derisi...
Pul pul dökülecektir.
Oradan anlayacağız kimin şahmaranın yerini bildiğini.
Bizi o götürecek ona diyor.
Ülkenin padişahı da herkesin tek tek hamama götürülmesini emrediyor.
Cemşap da zorla hamama gidiyor arkadaşlar.
Ve derisi pul pul dökülmeye başlıyor orada.
Hemen onu götürüyorlar ve şahmaranın yerini soruyorlar.
Cemşap asla söylemiyor.
Sonra ona işkence yapmaya başlıyorlar ve Cemşap...
Çok dirense de sonunda bedeni bitkin düşüyor ve yerini söylüyor şahmaranın.
Şahmaranı hemen bulup öldürüyorlar arkadaşlar.
Ama hala bir sorun var.
Nasıl iyileşecek bu padişah?
Şahmaranın ne yapmaları lazım da padişaha şifa olsun?
Bunu da tabii ki el mahkum Cemşap'a soruyorlar.
Cemşap da padişaha nasıl şifa olacağını...
Bir tek ben biliyorum diyor.
Ve Şahmara'nın gitmeden önce onu anlattıklarını hatırlıyor.
Sonra Şahmara'nın bedenini üçe ayırmalarını söylüyor.
Kuyruk, gövde, baş olacak şekilde.
Padişahın ölmesini bekleyen, onun yerine geçmek isteyen bir vezir var bu arada.
Cemşap kuyruğu kaynatıyor ve veziri içiriyor.
Bu kısım zehirli.
Vezir ölüyor. Gövdesinin suyunu padişaha içiriyor.
Bu kısım şifalı. Padişah.
Bir anda iyileşiyor. Baş kısmına suyunu da Şahmeran kendisinin içmesini söylüyor Cemşap'a.
O da içiyor ve Şahmeran'ın bildiği tüm ilimler, tüm gizli öğretiler ve ölümsüzlük Cemşap'a geçiyor arkadaşlar.
Cemşap da bunu tabii ki çok güzel kullanıyor ve ülkenin en iyi hekimi oluyor.
Bu arada şöyle de bir şey var ki...
Bir rivayete göre yılanların şahlarının öldürüldüğünden hala haberleri yok.
Şahmara'nın ölümünü öğrendikleri an yer altından dünyaya çıkacak ve onun intikamını insanlardan alacaklardır arkadaşlar.
Hani o halk arasında bir söz vardır ya Adanasel ile Ceyhan Yel ile Tarsus da yılanla yok olacak derler.
İşte o Şahmara nefsanesinden kaynaklanıyor.
Şimdi biraz Şahmara'nın sembollerine bakalım istiyorum.
Yılan zaten... deri değiştirme özelliği yüzünden ölümsüzlükle ilişkilendirilmiştir arkadaşlar.
Bedenini kaplayan derisini her atışını yeniden doğuş olarak görmüş insanlar.
Dolayısıyla bilgelik, bereket, kehanet, dönüşüm sembolü olma özelliğini de korumuş.
Birçok halk da yılanın kadınlara çocuk getirdiğine inanılmış.
Yani kadınlar doğurganlıklarını arttırmak için aya ritüeller yapmış ve adaklar sunmuşlar.
Yılanın aydan geldiği Yılan bilgeliğin de kaynağıdır aynı zamanda.
Bir yandan suların ilahı iken bir yandan da ağacın köklerine kadar ulaştığı için ölümle de ilişkilendirilir.
Yeraltı tanrılarının da sembolüdür.
Zaten söylemiştim Şahmara'nın ülkesine bir kuyudan geçilerek gidilir ve yer altındadır.
Ve büyüsel güçlerin olduğuna inanılan yılan, kadın ve ay imgeleri her zaman bir araya getirilmiştir zaten arkadaşlar.
Hatta Sami kökenli dillerde Büyü anlamına gelen kelimeler yılan anlamını taşıyan sözcüklerin kökünden türetilmişlerdir.
Bu yüzden mesela Akdeniz bölgesinin kadın tanrıçalarından Persephone, Hecate ve Artemis'i ellerinde yılanlar ya da yılan şekli verilmiş saçlarıyla.
Peki boynuzları ne anlam ifade ediyor Zeynep diye sorabilirsiniz.
Şimdi şöyle ki gökyüzünde şekilden şekle giren ve tam 3 gün görünmez olan ay dönüşümün, bereketin, ritmik değişimin ve yeniden doğuşun sembolüdür.
Şahmara'nın boynuzlarında da bir hilal formu göreceksiniz.
Karanlık gecelerde birkaç gün kaybolduk.
sonra yeniden ortaya çıkan hilal formu büyük bereket tanrıçalarının da sembolüdür aynı zamanda.
Ve antik kültürlerde boynuz sürekli yenilenen gücü sembolize eder.
Birçok kültürde boynuzlu yılan figürüyle karşılaşırız da zaten.
Buradaki boynuzlar genellikle koç başındaki spiral şekillidirler.
Hem dönüşümü hem de ayın hilal halini ifade ederler.
Boynuzlarındaki süsler de Bereketin ve hazinenin sahibi olduğunun işareti.
Bir de boynunda inciler var.
Eğer ki bir şahmeran...
Fotoğrafını incelirdiyseniz.
Bunlar da dişilik ve dolayısıyla doğurganlık semboldür arkadaşlar.
Zaten bu yüzden de işte evlenecek kızların çeyizlerinde şahmaran figürlü eşyalar bulunur demiştim.
Bir de şahmaran anlatılarında her bitkinin, çiçeğin hangi hastalıklara iyi geleceğini, nasıl bir güce sahip olduğunu kahramanı söylüyor.
Ve şahmaran figürlerindeki bu çiçek motifleri de bu bilgeliği ifade ediyor arkadaşlar.
Yani bu efsane Şahmeran Anadolu mitolojisinin en kıymetli doğaüstü varlıklarından biri bence.
Çok ilginç, üstüne okundukça okunabilen, izledikçe izlenebilen bir efsane.
Hatta ben izlemek istiyorum diyorsanız 1993 yapımı Şahmeran filmine bakabilirsiniz.
Zülfü Livaneli'nin yönettiği...
Türkan Şoray'ın da başrol oynadığı bir film.
İlgisi olanlara da bir önerim olsun bu bölümde.
Ve artık bölümün sonuna geldik.
Ben çok keyif aldım bu konuda konuşmaktan.
Umarım ki sizler için de çok keyifli bir bölüm olmuştur.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Kendinize çok çok çok iyi bakın.
Bay bay. Kısa
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
