
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Hayatına gerçekten neyi çekiyorsun? Bu bölümde Zeynep, rezonans kanununun nasıl çalıştığını, düşündüklerimizin ve hissettiklerimizin hayatımıza olan etkisini konuşuyor.
Zeynep’i Instagram’dan takip etmek için tıkla!
Zeynep’i Youtube’dan takip etmek için tıkla!
Podcast hesabını Instagram’dan takip etmek için tıkla!
“Bunları Sadece Günlüğüm Biliyordu” podcastini dinlemek için tıkla!
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba, Konuşacak Çok Şey Var podcastına hoş geldiniz.
Ben Zeynep. Hiç fark ettiniz mi?
Bazen bir şeyi gerçekten çok istiyoruz ama ne kadar uğraşırsak uğraşalım.
Olmuyor. Sonra bir gün pes ediyoruz hatta unutuyoruz ve tam da o anda hiç beklemediğimiz bir şekilde o şey gerçekleşiyor.
Ya da tam tersi istemediğimiz şeyler sanki özellikle bizi buluyormuş gibi üst üste gelmeye başlıyor.
Neden hep benim başıma geliyor diyoruz haliyle.
Peki bu gerçekten tesadüf mü?
Yoksa aslında farkında olmadan hayatımıza bir şeyleri çekiyor muyuz?
Hayatın işleyişinde farkında olmadan devreye giren bir mekanizma mı var?
Bugün konuşacağımız konu tam da bu.
Rezonans kanunu.
Yani benzer benzeri çeker prensibi.
Ama bunu sadece spritüel bir bakış açısıyla değil, bilimsel olarak da inceleyeceğiz.
Şimdi, gerçekten istediğimiz şeyleri hayatımıza çekebilir miyiz arkadaşlar?
Eğer öyleyse bunu bilinçli bir şekilde nasıl yaparız?
Ve eğer hayatımızda hep istemediğimiz şeyler oluyorsa bunun sebebi ne?
Gelin birlikte bunu keşfedelim.
Ama öncelikle rezonansın ne olduğunu konuşalım.
Bu kavram fizik dünyasında ses dalgalarıyla açıklanıyor.
Hani mesela bir gitarın telini titreştirdiğinizde yanındaki başka bir gitarın aynı frekanstaki teli de hafifçe titreşmeye başlar ya.
İşte buna rezonans denir.
Yani benzer frekanstaki şeyler birbirini etkiler ve harekete geçirir.
İşte rezonans kanunu hayatımızda da aynı şekilde çalışıyor.
Düşüncelerimiz, inançlarımız, hissettiklerimiz bunların hepsi aslında birer frekans.
Ve biz hangi frekansta titreşiyorsak ona uygun olayları, insanları, fırsatları hayatımıza çekiyoruz.
Peki o zaman şu soruyu soralım.
Eğer hayatımıza sürekli istemediğimiz şeyler geliyorsa...
Acaba yanlış frekansta mı titreşiyoruz?
Ya da şöyle yapayım. Bazı konu başlıkları belirledim bu konu için ve ilk konu başlığının bir sorusu da var.
Şöyle ki ne istediğini gerçekten biliyor musun?
Çoğu insan gerçekten ne istediğini bilmiyor.
Daha doğrusu ne istediklerini düşündüklerini zannediyorlar.
Mesela diyelim ki ben daha fazla para kazanmak istiyorum diyorsunuz.
Ama gerçekten istediğiniz şey para mı?
Yoksa daha özgür bir hayat mı?
Daha güvenli bir gelecek mi?
Ya da belki de sadece daha az stres mi?
Bunu neden söylüyorum?
Çünkü rezonans kanunu içten içe gerçekten istediğin şeye uyumlandığında çalışıyor.
Eğer sen aslında başka bir şey isterken yanlış bir hedef belirlediysen evrenle ya da kendi bilinçaltınla uyumlanman da zor oluyor diyor bu kanun.
Bu yüzden kendine şu soruları sormanı istiyor.
Gerçekten ne istiyorum? Bunu istememin gerçek sebebi ne?
Bu gerçekten benim istediğim şey mi yoksa toplumun bana dayattığı bir şey mi?
Bu soruların cevabını bulduğunuzda istekleriniz daha net hale geliyor ve onların gerçekleşmesi için doğru frekansa girmeye de başlayabiliyorsunuz.
İkinci konu başlığımız ise Sadece düşünmek yetmez, hissetmeniz de lazım.
Burası çok kritik.
Çoğu insan sadece bir şeyi düşündüğünde onu hayatına çekebileceğini zannediyor.
Ama gerçek şu ki sadece istemek yetmiyor arkadaşlar.
O şeyi olmuş gibi hissetmek gerekiyor.
Bunu şöyle düşünebilirsiniz.
Beyin gerçekle hayali ayırt edemiyor.
Bunu kanıtlayan birçok deney var.
Örneğin Harvard Üniversitesi'nde yapılan bir çalışmada iki gruba piyano çalma pratiği yaptırılıyor.
Birinci grup her gün gerçek bir piyanoda fiziksel olarak çalışırken ikinci grup sadece zihinsel olarak yani hayallerinde piyano çaldıklarını düşünerek pratik yapıyorlar.
Sonuç inanılmaz.
Beyin taramaları iki grubun da motor korteksinde benzer gelişmeler olduğunu gösteriyor.
Yani sadece bir şeyi hayal etmek bile beynimizde sanki gerçekten Gerçekten yapıyormuşuz gibi bir etki yaratıyor.
Çünkü beyin hayal ettiğimiz şeyleri gerçekmiş gibi algılayarak vücudu ona göre yönlendiriyor arkadaşlar.
Bu yüzden istediğiniz şeyi düşünürken sadece zihninde bir fikir olarak değil onu gerçekten yaşamışsınız gibi hissetmeniz gerekiyor.
Yani... Bu kanun bize diyor ki o işi gerçekten almış gibi hisset.
O ilişkiyi gerçekten yaşıyormuşsun gibi hisset.
O hayatı gerçekten sürdürüyormuşsun gibi hisset.
Ve burada önemli bir detay şu ki Bu sadece bir defa yapıp bırakılacak bir şey değil.
Bunu sürekli yapmamız hatta bir alışkanlık haline getirmemiz gerekiyormuş.
Üçüncü olaraksa ki ben bunun gerçekten inanılmaz etkisini görüyorum.
Günlük hayattaki modunuzu, günlük hayattaki enerjinizi de çok fazla etkileyen bir şey bence.
İç diyaloglarınızı fark etmek ve bunları değiştirmek.
Şöyle ki gün içinde kendinizle nasıl konuşuyorsunuz?
Hani şöyle mi? Ben zaten şanssız biriyim.
Bu işler bana göre değil.
Ne kadar denersem deneyeyim hiçbir zaman olmuyor.
Hiçbir zaman olmayacak gibi bir şeyler.
Eğer hiç diyaloglarınız böyleyse rezonans kanunu zaten işliyor.
Ama siz istemediğiniz şeyleri kendinize çekiyorsunuz.
Bu yüzden bilinçli olarak bu kanun şu tarz cümleleri hayatına getirmelisin diyor.
Benim için en iyisi geliyor.
Şu an farkında olmasam da doğru yoldayım.
Başta bu cümleler birazcık garip gelebilir ama zamanla bilinçaltının bu yeni frekansa alışmasıyla gerçekten ona uygun bir titreşim vermeye başlayacaksınız.
Ki bu şekilde konuşmalar, insanın kendisiyle böyle konuşması, hani bu rezonans kanununa inanırsınız, inanmazsınız, mantıklı bulursunuz, bulmazsınız.
Bu ayrı bir şey. Psikolojik olarak kendinize güvenmeniz, bir şekilde kendinize dair umutlarınızın olması bile bence insana çok iyi geliyor.
O yüzden... Hani diğer saydıklarına çok ilgilenmeseniz bile kendinizle olan diyaloglarınıza bence kesinlikle dikkat edin.
Buraya kadar anlaştıysak bir sonraki konumuza geçiyorum.
Eyleme geçmeden olmaz.
Bu noktaya kadar hep düşünceler, duygular ve bilinçaltı inançlarından bahsettim.
Ama şunu söylemem lazım ki hiçbir şey sadece düşünmekle olmuyor.
Eğer bir şeyi istiyorsanız onun için harekete geçmelisiniz.
Bunu şöyle düşünün. Diyelim ki bir tohum ektiniz.
Onun büyümesini istiyorsanız sulamanız lazım.
Güneş ışığı almasını sağlamanız lazım.
Ama eğer her gün toprağı kazıp büyüdü mü diye bakarsanız...
O tohum filizlenmez.
İşte bu yüzden bir şeyi istedikten sonra yapmanız gereken şey sabırla ve istikrarla ona doğru ilerlemek.
Bu rezonans kanunu bize diyor ki eğer bir yazar olmak istiyorsan her gün yaz.
Eğer iyi bir konuşmacı olmak istiyorsan insanlarla daha fazla konuş.
Eğer sağlıklı bir vücut istiyorsan bugün o yürüyüşe çık, o sporu yap.
Peki Zeynepciğim, rezonans kanunu bilinçli olarak nasıl kullanabiliriz?
diye soracaksınız. Şöyle ki bunun için önce kendimizi bir gözlemlememiz gerekiyor.
Günlük hayatınızda en çok hangi düşünceleri tekrarlıyorsunuz?
Sürekli işte ben zaten çok şanssızım, benim işlerim hep ters gider, bu asla şaşmaz diyorsanız hayat size gerçekten de bu inancınızı doğrulayan deneyimler sunar.
Ama eğer küçük de olsa güzel şeylere odaklanır işte hayat bana iyi sürprizler yapıyor diye düşünmeye başlarsanız gerçekten de O iyi sürprizleri daha fazla görmeye başlarsınız.
Çünkü beynimiz ona neyi öğrettirsek onu görmeye programlanmış.
Bu yüzden rezonans kanununun en büyük sırlarından biri de şu bence.
Önce inanmak sonra görmek.
Çoğu insan tam tersini yapmaya çalışıyor.
Yani gerçekten mutlu olacağımı görürsem mutlu olacağıma inanırım diyorlar.
Ama aslında işler tam tersi.
Önce iç dünyanda hissetmelisin ki...
Dış dünyanda onun yansımasını görebilesin.
Kendinizi iyi hissettiren müzikler dinleyin.
Sizi motive eden insanlarla vakit geçirin.
Şükredeceğiniz şeyleri fark edin.
Bunların hepsi siz fark etmeden frekansınızı yükseltir ve frekansınız yükseldiğinde hayat da size aynı seviyede cevap vermeye başlar diyor.
Ve belki de en önemli nokta kendini olduğun halinde yeterli hissetmek.
Pek çoğumuz mutlu olmak için hep bir şeylerin olmasını bekliyoruz.
Şu işe girersem, şu insan hayatıma girerse, şu kiloya ulaşırsam mutlu olacağım diyoruz.
Ama işte sorun tam da burada.
Eksiklik hissiyle yaşarken hayat bize hep eksik şeyler sunmaya devam ediyor.
Oysa ki önce kendimizi tamamlanmış hissetsek zaten ihtiyacımız olan her şey bir şekilde bize gelmeye başlayacak.
Çünkü biz neysek onu çekiyoruz.
Belki de hayat düşündüğümüz kadar da karmaşık değil.
Belki de her şey bizim nasıl hissettiğimize, neye inandığımıza ve kendimizi nasıl gördüğümüze bağlı.
Eğer sürekli kaybetmekten korkuyorsak hayat bize kaybetmenin derslerini öğretir.
Eğer her şeyin zor olacağına inanıyorsak yollarımız hep engebeli olur.
Ama eğer ben bunu hak ediyorum diyebiliyorsak...
İşte o zaman gerçekten hak ettiğimiz şeyler bize gelmeye başlar.
Çünkü hayat bizim kendimize bittiğimiz değeri aynen bize geri yansıtır.
O yüzden bugün şu an sadece bir anlığına durun ve kendinize şunu sorun.
Ben gerçekten ne istiyorum?
Ve en önemlisi onun hayatıma girmesine izin veriyor muyum?
Belki de tek yapmanız gereken her şeyin zaten yolunda olduğunu fark etmek ve kendi frekansınızı değiştirmek.
Çünkü unutmayın ki hayat sihirli anlarla dolu ve siz de o sihrin bir parçasısınız.
Bu kanun bize bunları anlatıyor ve tüm bunları bir de benden dinleyin istedim.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Ben de buradaydım dinledim demek isterseniz diğer sosyal medya hesaplarım açıklamalar kısmından bulabilirsiniz.
Kendinize çok iyi bakın.
Bay bay. Altyazı M.K.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
