
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde Zeynep, Osmanlı’da çiçeklerin yalnızca bir süs değil, yazılı kaynaklara dayanan bir iletişim dili olarak nasıl kullanıldığını anlatıyor.
Bahçelerden şiirlere, mektuplardan çinilere uzanan bu incelikli dilin izini sürerken, çiçeklerin tarih boyunca taşıdığı anlamlara birlikte yakından bakıyoruz.
Kişisel hesabıma ulaşmak için: https://www.instagram.com/zeynephantik?igsh=c3hrNTd1NjlhejRq&utm_source=qr
Podcast hesabıma ulaşmak için: https://www.instagram.com/gunlugumdecokseyvar?igsh=c245NTZpa2Ywc3Rm
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba, Konuşacak Çok Şey Var podcastine hoş geldiniz.
Ben Zeynep. Bugün sizi Osmanlı'nın en zarif taraflarından birine götürmek istiyorum.
Bahçelere, çinilere, minyatürlere hatta mektuplara kadar uzanan bir kültür.
Çiçeklerin dili.
Bu dil günümüzde sandığımız kadar romantik ve efsane değil.
Osmanlı'da gerçekten kaydedilmiş Lisan-ı Eshar Risaleleri var.
Çiçeklerin, renklerin ve küçük eşyaların belirli anlamlara karşılık geldiği yazılmış listeler bunlar.
Ve bu liste geleneğinin varlığını dış gözle doğrulayan en bilinen tanıklıklardan biri.
1710'larda İstanbul'da yaşayan Lady Mary Burtly Montagu.
Güzel bir isim gayet.
İstanbul'dan yazdığı mektuplarında burada kadınların çiçekler ve küçük eşyalarla şifreli mesajlar gönderdiklerini anlatıyor.
Tek tek nesnelerin anlamları kafiyeli ifadelerle eşleştirilmiş bir iletişim biçimi.
Yani bu kültürün gerçekten yaşandığı bir yabancı gözle bile kaydedilmiş.
İsterseniz birlikte o dönemin bahçelerine doğru birazcık yürüyelim.
Bugünün şehrinden düşününce hayal etmek zor ama Osmanlı İstanbul özellikle de saray çevresi çok güçlü bir çiçek kültürüne sahipti.
Bahçelerin yerleştirmeyi, lale yetiştirme merakı, Çinlilerde ve minyatürlerde tekrar eden çiçek motifleri bunlar sadece süsleme değildi.
Sosyal bir zevkin, estetik bir geleneğin bir parçasıydı.
Ve çiçeklerin sembolik anlamları yalnızca halk arasında değil divan edebiyatında da çok güçlü bir biçimde yer alıyordu.
Bu yüzden çiçek dilinin ortaya çıkmasında o kültürel arka plan çok belirleyiciydi.
Şimdi bahçede yürüdüğünüzü düşünmenizi istiyorum.
Böyle suyun kenarında hafifçe eğilen nergisler, rüzgarla sallanan laleler, bir gölgeliğin altında saklanan menekşeler.
Osmanlı bunu sadece güzel diye yapmadı.
Bu çiçekler yüzyıllarca süren sembolik bir geleneğin doğal parçalarıydı.
Lale mesela. Osmanlı kültüründe çok erken dönemlerden itibaren önemliydi ama özellikle 18.
yüzyılın başındaki lale devri sırasında zirveye çıktı.
Kaynaklarda laleden hem saray bahçelerinde hem Çin'i süslemelerinde seçkinlik, zarafet, çek oluş gibi ingelerle bahsedildiğini görüyoruz.
Bu bir mecaz değil. Gerçekten belgelerde karşılığı olan estetik bir tercih.
Bir bukete lale konulduğunda bunu gören bir Osmanlı o dönemin kültürüyle şunu hissederdi.
Bu çiçek çok özel bir statü, özen, incelik taşıyor.
Mesela güle gelirsek.
Gül Osmanlı kültüründe neredeyse bir merkez sembol.
Divan edebiyatı gül-bülbül temasını yüzlerce yıl boyunca sürdürmüş.
Şairler gülü sevgilinin yüzü, kokusu, zarafeti gibi mecaz olarak kullanmış.
Aynı zamanda güle dini anlamlar atfedildiği metinler de var.
Dolayısıyla Osmanlı'da bir insana gül vermek bugün düşündüğümüz gibi tamamen modern bir romantik jest değildi.
Gül zaten yüzyıllardır bir duygu taşıyıcısıydı arkadaşlar.
Sümbül de çok ilginç bir çiçek bence.
Divan şiirinde sümbülün kıvrımlı formu hep sevgilinin saç bukleleriyle ilişkilendirilmiş.
Bu uydurma bilgi değil doğrudan divan şairlerinin dizelerine geçiyor.
O yüzden Osmanlı'da sümbül sadece güzel kokan bir çiçek değildi.
Aynı zamanda bir imgeydi.
Sevgiliyi hatırlatan bir hatırlatıcı gibi.
Karanfil de Osmanlı süsleme sanatında oldukça sık kullanılmış.
İznik cinilerinde...
Karanfil motifine çok fazla rastlanıyor.
Karanfil formunun seçilmesi boşuna değil tabii ki.
O dönemdeki bazı risalelerde karanfil hürmet ve bağlılıkla ilişkilendiriliyor.
Dolayısıyla biri karanfil verdiğinde o çiçek Osmanlı zihninde çok sıcak bir anlam taşırdı.
Ve çok tatlı bir şey bu bence.
Bir de menekşe var.
Mesela menekşe hem edebi metinlerde hem risalelerde mahçupluk, tevazu, içe kapanıklık gibi anlamlarla kaydedilmiş.
Boynunun hafif bükük duruşu yüzünden menekşeye bu anlamlar yüklenmiş arkadaşlar.
Divan edebiyatında da menekşe bu yönüyle çok sık geçiyor zaten.
Bugün bile böyle utangaç bir menekşe gibi derler ya bunu kükürtsem olarak o dönem.
Yani tüm çiçeklerin gerçekten Osmanlı zihninde bir karşılığı vardı.
Her birinin anlamı hem yazılı kaynaklarda hem sanatta hem şiirde kendini gösterdi.
Oysa çiçeklerin dili boşuna ortaya çıkmış bir gelenek değildi bence.
Zaten çok güçlü bir sembolik altyapısı vardı.
Çiçek dili listeleri yani lisan-ı eshar risaleleri genellikle çiçeklerin ve küçük nesnelerin kısa mısralarla eşleştirildiği metinlerdi.
Bunların tam anlamları zaman zaman bölgeden bölgeye değişebiliyor ama genel olarak amaç aynıydı.
Söylenemeyeni nazikçe ifade etmek.
Lady Montagu'nun mektuplarında bahsettiği bu nesnelerle mesaj gönderme sistemi de tam bu geleneğin içinden geliyor arkadaşlar.
Şimdi bu kültürü birleştirip bir Osmanlı bahçesinin içinde durduğumuzu hayal ediyoruz yine.
Gül orada bir sevgiyi çağrıştırıyor.
Lale inceliği, seçkinliği çalıştırıyor.
Sümbül sevgilinin saçlarını, menekşe mahcupluğunu, karanfil bağlılığını.
Bunları tabii ki var. Madde madde bir liste gibi düşünmeyin.
O bahçede yürüyen biri bunları zaten biliyordu.
Gülün adı geçince duyguların hangi bölgesine dokunduğunu hissediyordu.
Lale görünce hangi bağlamı düşündüğünü, menekşeyi görünce nasıl bir karakteri çağrıştırdığını.
Bu yüzden dediğim gibi Osmanlı'da çiçek estetik bir süs değil, kültürel bir işaretti.
Bu çiçek dili her zaman romantik aşk için kullanılmadı.
Tabii ki bazı risalelerde gündelik duygular, sistemler, küçük serzenişler de yer alıyordu.
Ama ortak nokta hep şu, her şey ölçülü, nazik, söylenmesi gerektiği kadar söyleniyordu.
Çiçek dili biraz da bu inceliğin aracıydı bence.
Yani duygun ne olursa olsun söylerken kırmadan söylemek için.
Bugün bu dili tamamen kullanmıyoruz ama izleri bence hala hayatımızda.
Yani gül hala çok güçlü bir duyguyu temsil ediyor.
Lale Türkiye'de hala özel günlerin çiçeği olarak kullanılıyor.
Karanfil saygı ve anma törenlerinin en yaygın çiçeklerinden biri.
Menekşe hala böyle sessiz mütevazi bir karakteri çağrıştırıyor.
Zümbül hala... bahar ve tazelikle ilişkilendiriliyor.
Bunların hiçbiri tesadüf değil.
Kültürel hafıza devam ediyor arkadaşlar.
Bölümün sonuna şunu bırakmak istiyorum.
Bir çiçeğe bakmak gerçekten zamana bakmaktır.
Osmanlı'da çiçekler kelimelerin ulaşamadığı yerleri tamamlıyordu.
Çok sessiz ama anlamlı bir iletişim biçimi bence.
Bugün... Biri size bir çiçek verdiğinden belki artık şu soruyu sorarsınız.
Bu çiçek eskiden ne anlatırdı acaba?
Belki de cevap bulmanız gerçekten birkaç saniye sürer.
Ama o birkaç saniyede çiçeklerin lisanını yeniden duyarsınız.
Dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Bir sonraki bölümde burada görüşmek üzere.
Kendinize çok iyi bakın.
Bay bay. Kısa
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
