
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Hepimizin "nerede o eski günler.." dediği olmuştur. Bu bölümde Zeynep, nostaljinin ne olduğundan, geçmişten günümüze bu kavramın ne kadar değiştiğinden ve geçmişi neden özlediğimizden bahsediyor.
Zeynep'i instagramdan takip etmek etmek için tıkla!
Podcastin instagram hesabını takip etmek için tıkla!
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba, Konuşulacak Çok Şey Var! podcastine hoş geldiniz.
Ben Zeynep. Bugün bahsedeceğimiz konu her masada bir defa bile olsa konuşulmuş bir konudur arkadaşlar.
O kadim yakarışlardan biri, nerede o eski günler, o bayramlar, o yılbaşları, her şeyin en güzel olduğu zamanlar, daha mutlu, daha huzurlu olduğumuz...
O günler. Bu cümleler çok tanıdık geldi.
Belki de birçoğunuza biliyorum.
Nostaljinin reddedilemeyen bir cazibesi var çünkü.
Bunun hepimiz farkındayızdır.
Ne zaman böyle yakın arkadaşlarımızla bir araya gelsek eski günlere bir dönüyoruz.
Geçmiş yaşantıları anımsıyoruz.
Biraz hüzünlü ama çokça da huzurlu yad ediyoruz o günleri.
Ben de bugün nostaljinin tam olarak ne olduğuna sonra da geçmişten günümüze nostalji kavramının aslında ne kadar...
Sonrasında da geçmişi neden özlediğimizin üzerine konuşacağım biraz.
Nostalji kelimesi Yunanca nostos yani eve dönüş anlamına gelen kelime ile algos yani acı anlamına gelen kelimelerin birleştirilmesiyle oluşturulmuş.
Bu kelime aslında ilk zamanlarda yurt özlemi çeken insanlar tarafından kullanılmış ama günümüzde biraz daha farklı anlamlara da gitmiş.
Ben buna değineceğim bölümün ilerleyen kısımlarında.
Teolojik olarak ev ve acı kelimelerinin birleşiminden oluşuyor dedik.
Bugün ne diye tanımlıyoruz?
Geçmişte kalan güzellikleri olan özlem duygusu ve bu duygunun baskın bir duruma gelmesi geçmiş severlik olarak tanımlıyoruz.
17. yüzyıl sonlarında böyle bir tanımı olmasının bazı sebepleri var tabii ki.
Tarihçi Tiffany Watt Smith nostaljiden bahsederken 17.
yüzyıl sonlarında Basser kentinde bir çatı katını anlatıyor.
Bu çatı katında evinden 90 kilometre uzakta bir Öğrenci yaşıyor arkadaşlar.
Bu öğrenci bir anda derslere gelmemeye başlıyor ve arkadaşları da fark ediyor bu durumu hemen.
Ziyarete gidiyorlar.
Bir görüyorlar ki arkadaşları çok keyifsiz ve ateşi çok yüksek.
Ayrıca kalp çarpıntısı ve vücudunda böyle çok tuhaf benekler var.
Çocuğun ölüm döşeğinde olduğunu düşünüyor arkadaşları.
Rahatça can vermesi için de evine göndermeye karar veriyorlar.
İş zaten burada ilginçleşmeye başlıyor.
Bu ateşler içindeki öğrenci...
sedyeye alınır alınmaz daha rahat nefes almaya başlıyor.
Gözleri de memleketini görmeye başladığı anda tamamen iyileşiyor.
Yani kendisini ölüm döşeğinde kısa bir süre ağırlayan o şey aslında ev hasretiymiş.
Bu dönemde genç bir doktor var.
Johannes Hofer. O da bu ve benzer durumlardan haberdar oluyor o dönemde.
Çok da ilgisini çekiyor.
Bir de o dönemde bu İsviçre'deki paralı askerlerde görülen uykusuzluk, hazımsızlık, Kalp ritim bozuklukları gibi fiziksel semptomlarla dikkatini çekiyormuş zaten kendisini.
Bazı araştırmalar yapıyor ve sonucunda bu semptomların kaynağının psikolojik olduğunu öngörüyor tahmin edebileceğiniz gibi.
Ve bu hastalığa memleket ev hasreti çekmek olarak tanımlanan nostalji adını veriyor.
Hofer'a göre bu hastalık şeytani güçlerin sebep olduğu sinirsel bir hastalık.
Bu tanım da o dönemde tıbbi çevrelerde kabul de görülmüş.
Ve sonuç olarak nostalji dediğimiz şey olumsuzluklar barındıran psikolojik bir rahatsızlık olarak kabul ediliyor.
Hatta nostaljiden hayatını kaybeden son kişi olarak da 1.
Dünya Savaşı'nda savaşan Amerikalı bir asker kayıtlara geçmiş.
Peki sonra ne oldu Zeynep?
Yani nasıl oldu da insanların ölümüne sebebiyet veren bu kadar güçlü bir duygunun bugünkü anlamı zararsız hatta ve hatta sıcak bir duyguya dönüşmüş?
20. yüzyılın sonlarından itibaren insanlar da şunu görüyorlar arkadaşlar.
İnsanlar artık evlerine duydukları özlemden hayatlarını yitirecek kadar da büyük bir acı hissetmiyorlar.
Tam aksine o evi hatırladıklarında, çocukluklarını hatırladıklarında mutlu olduklarını fark ediyorlar.
Böyle içlerinde bir sıcaklık hissettiklerini fark ediyorlar.
Peki bu sıcaklık hissi nereden geliyor?
Yani biz tam olarak neyi özlüyoruz geçmişe baktığımızda?
Ya aslında çoğu insan geçmişi özlerken okulu özlemiyor.
Televizyon programlarını, çocukluk kahramanlarını özlemiyor.
O insanlar endişesiz hissettiği zamanları...
sevdiklerini, tatilleri, bir zaman oldukları insanı özlüyorlar aslında.
Çünkü baktığınız zaman o özlediğimiz dönemde çocuksunuz.
Yani yapacağınız en ufak şeyde bile ailenizden, bir büyüğünüzden izin alıyorsunuz.
Fiziksel olarak da çok güçsüz olduğunuz bir dönem.
Hep bir yardıma ihtiyaç duyuyorsunuz.
Ama baktığımız zaman da bu halimize dönmek istemiyoruz.
Yani o çocukluğa dönmek istemiyoruz.
Çünkü biz kontrol bizde olsun istiyoruz.
Yani hayatımıza dair...
bir karar verilecekse onu biz verelim istiyoruz.
O zaman şunu diyebiliriz sanırım.
Biz geçmişe dönmek istemiyoruz.
Geçmiş bize dönsün istiyoruz.
Bugünkü bizden de vazgeçmek istemiyoruz çünkü.
Sadece geçmişte bize iyi gelen şeyleri, kişileri, hisleri bugüne getirmek istiyoruz.
Bugün bir şeyler için bir boşluk var belki de içimizde.
Geçmişten getirmek istediklerimizle onu doldurmak istiyoruz.
Belki de. Bir de geçmişte ne olup bittiğini bilmenin verdiği bir rahatlık da var sanırım.
Yani geçmişe aşinayız.
Neler yaşandı hepsini biliyoruz.
Şimdiki zaman ise baş edilmesi gereken bazı sorunlarla dolu.
Yani şu an halletmemiz gereken bazı sorunlarla dolu.
Gelecekse zaten tamamen belirsiz.
Ne olacağını asla bilmediğimiz bir zaman dilimi.
O yüzden de biraz korkutucu.
Geçmişi hatırlarken de oldukça seçici davranıyoruz bu arada.
Yani insan zihninin mental olarak sağlıklı kalabilmek için kötü olanı unutma gibi bir yol izlediğini unutmayalım.
Bunun farkına varmışsınızdır belki siz de.
Yapıyoruz. Geçmişte yaşadığımız zorlukları, aştığımız engelleri, kötülükleri hatırlamaktansa güzel ve huzurlu hissettiğimiz zamanları hatırlıyoruz.
Sonuç ne oluyor? Geçmişe duyulan büyük bir özlem.
Bu acı tatlı bir duygu bu arada.
Çoğu psikolog nostaljinin böyle bir duygu olduğunda hem fikir, nostaljinin hem kötü hem de iyi duyguları bir arada barındırdığını söyleyebiliriz.
içinde hüzünlü bir tarafı olsa da bize iyi gelmesi gibi aslında.
Bu geçmişi olan özlem kişiden kişiye de epey değişiyor aslında.
Yani şöyle anlatabilirim.
Bazıları için önceden güzeldi demek daha basit bir hayatı, daha samimi bir hayatı özlemek olabilir.
Belki teknolojinin bu kadar gelişmediği, insanların yüz yüze daha fazla iletişim kurduğu, belki komşuluk ilişkilerinin çok daha güçlü olduğu bir zamanı özlerler.
O zamanlar insanlar daha kolay mutlu oluyorlardı belki.
Daha az strese giriyorlardı.
diye düşünebilir. Başkaları için ise önceden güzeldi demek daha özgür, daha bağımsız bir hayatı özlemek olabilir.
Günümüzün yoğun temposundan, sorumluluklarından bunalmış olabilir.
Belki insanlar o dönemde bazı şeyler için daha az endişeleniyorlardı.
Elbette ki geçmişin de kendine özgü zorlukları vardı arkadaşlar.
Bunu hepimiz çok iyi biliyoruz.
Ama az önce de bahsettiğim gibi.
Geçmişe baktığımızda genellikle güzel anıları, güzel deneyimleri hatırlarız.
Zaten belki de bu yüzden özlem duyarız geçmişe.
Peki bu kötü bir şey mi?
Zeynep. Yani geçmişi özlemek kötü bir şey mi aslında?
Bu konuda çok çalışma yapılmış.
Doktor, Sedikides ve meslektaşları bir sürü deney yürütmüşler ve nostaljik hissetmenin iyi yanlarının daha ağır bastığını görmüşler.
Mesela bu deneylerden birini anlatmak istiyorum.
Araştırmacılar insanlara ölümcül bir felaket üzerine okumalar yaptırıyorlar ve aynı zamanda kendilerinin olağanüstü bir şekilde yalnız oldukları sonucunu çıkaran bir kişilik testi uygulayarak
önce onları ajite ediyorlar.
Bu uygulamalar sonucunda kendilerini daha da endişeli ve depresif hisseden insanların nostaljiye daha fazla sarıldığını, geçmişi daha fazla hatırladığını görüyorlar.
Bu nostaljiye sarılma sonucunda da insanların gittikçe daha az depresif hissettiği sonucuna varılıyor.
Böylelikle arkadaşlar nostaljik hissetmenin geçmişe özlem...
duymanın bir savunma mekanizması olduğu tespit ediliyor.
Ve diyorlar ki geçmişle kim olduğumuzu hatırlıyoruz.
Aydiyet duyuyoruz ve değerli olduğumuzu hissediyoruz.
Ama benim burada bahsettiğim şey geçmişe takılıp kalmak değil.
Ben onun altını çizeyim arkadaşlar.
Buradaki özlem hatırladıkça içimizi ısıtan böyle Yer yer sohbetlerimize dahil olan ah o eskiler özleme.
Geçmişe takılıp kalmak konusunda neler konuşabiliriz?
Yani daha doğrusu şunu konuşalım.
Geçmişe takılıp kalmak yerine bugünden en iyi şekilde yararlanmak için ne yapabiliriz?
Geçmişin güzel anılarını, güzel denemlerini tabii ki de unutmayacağız.
Ama geleceğe dair de umutlu ve iyimser bir bakış açısına sahip olmaya çalışmalıyız arkadaşlar.
Geçmişten dersler çıkarabiliriz.
Özellikle de bugünü daha güzel bir hale getirebiliriz.
Önceden ne güzeldi ya.
Diyebiliriz tabii ki ama bugün de güzel şeyler var demeyi de unutmamak gerekiyor.
Hayatımızdaki güzelliklere ve iyiliklere odaklanmayı unutuyoruz bazen.
Şükretmeyi unutuyoruz.
Ben günlük soruları paylaşırken yani bilmeyenler için şöyle kısa bir bahsedeyim.
İnstagram'da her gün cevaplanacak günlük soruları paylaşıyorum.
Birlikte günlük tutuyoruz bir sürü insanla.
Dün de 7 soru paylaştım hatta bu haftanın soruları.
Ben o soruların arasına birkaç ayda bir şunu ekleyeyim.
Dilediğiniz zaman yürüyebiliyor, koşabiliyorsanız bunun için şükrettiğinizi yazın.
Bu podcastı duyabiliyor, dinleyebiliyorsanız bunu yazın.
Sevdikleriniz hala yanınızdaysa bunu yazın.
Sabah kalktığınızda şöyle...
Derin bir nefes alıp güne başlayabiliyorsanız bunu da yazın.
Ben bu soruyu araya sıkıştırdığım her haftanın sonunda özellikle bu soru için o kadar güzel geri dönüşler alıyorum ki çok mutlu oluyorum o mesajların her birine.
Gerçekten unutuyoruz çünkü bazen elimizde olan şeyi, kıymetini bilmemiz gereken şeyleri hep oradaydı diye de bilmiyoruz bazen diğerini.
Yani eksikliğini hiç yaşamadıysak bilmiyoruz çoğu zaman kıymetini.
Ama günlük soru... Sorularına dahil olmasanız bile bu gece yatmadan önce bir defter ve bir kalem alın elinize.
Yatağınıza geçin ve şükür ettiklerinizi yazın.
Uzun uzun düşünün.
Doldurun yani o sayfayı.
Ne kadar iyi geldiğini göreceksiniz.
Neyse ne diyorduk?
Geçmişi özleyerek ama geçmişe takılı da kalmayarak yaşamak.
Şunu unutmamak gerekiyor ki her zaman her şey mükemmel olmuyor.
Olmayacak da. Bazen zorluklar çıkacak, sorunlar çıkacak.
Burada önemli olan onların üstesinden gelmek için çabalamak.
Her zaman umutlu kalmak.
O yüzden insan bazen önceden güzeldi ya demek yerine gelecek daha da güzel olacak.
diyebilmeli. Ben bu konudaki fikirlerinizi de çok merak ediyorum.
Yorumlarınızı merak ediyorum.
Açıklamaya bıraktığım Instagram hesabından bana ulaşabilirsiniz.
Umarım ki keyifli bir sohbet olmuştur sizler için de.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Kendinize çok çok çok iyi bakın.
Bay bay. Fikrinizden yayına, format, kayıt,
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
