
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Mutluluğun peşinde koşmalı mıyım? Onun peşinden koşarken bazı şeyleri kaçırıyor olabilir miyim? Bu bölümde Zeynep, mutluluğun ona ifade ettiği şeylerden ve kendi hayatındaki mutluluk formülünden bahsediyor.
Zeynep'i instagramdan takip etmek etmek için tıkla!
Podcastin instagram hesabını takip etmek için tıkla!
Transkript
Herkese merhaba, Konuşulacak Çok Şey Var! podcastine hoş geldiniz.
Ben Zeynep. Nasılsınız bugünlerde?
Yavaştan böyle sonbaharda geldi.
Bana iyi geliyor bu. Enerji doluyorum ben.
Geçenlerde de yağmur yağdı böyle hırkamı aldım üstüme.
Görmeniz lazımdı yani benden keyifliyse yoktu o an.
Kitabımı aldım, çayımı aldım.
Bir de bir playlist açayım dedim.
Ben seviyorum böyle arka planda sakin, sözsüz müziklerin olmasını bir şey okuyorken.
Daha önce hazırladığım playlistlere bakarken böyle yaklaşık 2-3 sene önce hazırladığım bir listeye denk geldim.
Beni mutlu anılarıma götüren şarkılar diye de bir isim koymuşum.
Yani çok... tatlı. Ve onu açmak geldi içimden o an.
Gerçekten de böyle her biri bana o kadar güzel hissettiren, böyle sıcacık anılarımı hatırlatan, bazen de çok tatlı hayaller kurmamı sağlayan şarkılardı.
Çok güzel hissettim ben o gün.
Ve biraz düşünürken dedim ki ben mutluluk üstüne hiç konuştum mu?
Böyle mikrofonu bir açıp mutluluk dediğimiz nedir yani?
Peşinde koşmalı mıyız?
Her gün bizi bulsun istemeli miyiz?
Diye konuştuk mu diye bir düşündüm.
Konuşmamışız o yüzden hoş geldiniz.
Bu bölümde böyle sorular etrafında dönüyor olacağız.
Sizce mümkün mü? Yani 7-24 sorunsuz, sıkıntısız, acısız, her istediğinizi anında elde ettiğiniz bir hayat düşünün.
Kulağa belki güzel geliyor bir anlık ama...
O zaman mutluluk gerçekten ne demek biliyor olur muyduk?
Yani çok doldurulduğumuzu düşünüyorum bazen.
Hani hep mutlu hissetmeliyiz gibi öğrendik.
Hayat amacımız hep çok mutlu olmak olmalı.
7'den 70'e bu böyle bu arada.
7-24 mutluluk kovalayanlar da az değil.
Ebeveynler var gücüyle çocuklarını mutlu etmek için çalışıyorlar.
Bir hayat amacı da yükleniyor tabii ki.
Yani hep mutlu ol yavrum.
Sadece senin mutluluğun önemli.
Senden tek isim. İstediğimiz mutlu olman.
Ya bilmiyorum bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Ben çok da merak ediyorum açıkçası.
Ama tüm bunlardan önce mutluluk tanımımızı incelememiz gerekiyor.
Çok derinden yapmamız gerekiyor bunu hem de.
O yüzden hepimiz kendimize bir soralım isterim.
Bölümün ilk sorusu. Mutluluk nedir?
Yani hangi anlarda gerçekten mutluyuz?
Böyle anlık bir mutluluk değil.
Gerçekten en derinlerimize kadar çok ama çok mutluyuz.
Ben cevaplayayım bu soruyu.
Mesela her akşam sapasağlam ve yorgun dahi olsam huzur içerisinde sevdiğim ve şükrettiğim, çokça şükrettiğim evime dönmek.
Mutluluk benim için bu.
Öyle kenara atmak istediğim bir mutluluk da değil.
Hani her gün geliyoruz işte mutlu olacak nesi var da değil asla.
Sevdiğim insanları arayıp seslerini duymak, biraz sohbet etmek benim mutluluğum.
Ya ne güzel bir şey böyle içinden geldiğinde sevdiğin bir arkadaşını aramak.
İçinde bir şey varsa anlatmak.
Çünkü aradığında bir dostu bulamamak kötü.
Sanırım bunu da çokça tattığım için bir dönem.
Şu an çok kıymetli bir şey benim için bu.
Daha sonra sadece ayakkabılarımı giyerek kilometrelerce yürüyüş yapabilmek.
Tüm dünyayı diğerlerime doldurabilmek.
Mutluluk. Tüm vücudum o an ne yaptığımı anlar.
Hem yorulurum hem dinlenirim ben yürürken.
Çok sevdiğim bir şey. Tüm bunların yanında yani ne güzel bir şey.
Kimseye ihtiyaç duymadan yürüyebiliyor oluşum.
Sağlıklı oluşum. Ayakkabılarımı giyerim.
Bazen kulaklığımı takarım.
Bazen etrafı dinleyerek yürürüm.
Çok şanslıyımdır ki hep yürüyecek çok güzel yollar bulurum gittiğim yerlerde.
Ve sonra yine büyük bir huzurla evime dönerim.
Mutluluk bu. Saymakla tabii ki bitmez.
Yazı yazmaktır mesela beni çok mutlu eden bazen ya da konuşmaktır, anlatmaktır aynı bu podcast'ta olduğu gibi.
Seneler sonra bu evrende olmadığımda sesimin yankılanacağını düşündürür.
Podcast kaydetmek. Bir kişinin bile hayatına dokunabilmek, belki biraz cesaretlendirmek, belki sevdiklerine bir sarılması için yüreklendirmek.
Bunları düşünmek bile mutlu eder beni.
Bazen farkına varmıyoruz mutluluğun nerede olduğunu.
Arıyoruz onu yani. Ama mutluluğu ararken...
Kendimizi çok zorluyor ve mutluluğun peşinden koşarken yanından geçip gittiklerimizi kaçırıyor olabilir miyiz diye bir sormak isterim.
Aradığımız, ulaşmak istediğimiz o mutluluk zamanla bir gelecek planı haline geliyor.
O gelecek de hiç gelmiyor.
Çünkü hep küçük hedefler koyuyoruz.
Yani mutluluğa ulaşmak için hep basamaklar ekliyoruz.
İşin kötü yanı da bunları biz ekliyoruz.
Yani mutluluk dediğimiz şey mutfaktaki hiçbir zaman ergonomik olamıyor.
olmayan o en üst raf halini alıyor hayatımızda.
Hep başka bir şeylerin varoluşuna muhtaç oluyoruz ona ulaşmak için.
Ya da bir saplantı haline getiriyoruz.
En güzeli, en güzel bedene sahip olmak, en yakışıklısını bulmak, en lüks dairede oturmak, en pahalı araba, en pahalı çanta.
Yani en en en bu liste uzar gider.
Gerek var mı sizce? Yani bu enleri ararken aslında bizi çok mutlu edecek şeyleri kaçırıyor olamaz mıyız?
Bunun üstüne geçen annemle de konuşuyorduk.
Bazen yanlış şeylere odaklanıyoruz.
Yani bu hayata bir kez geldik ve bu gelişimizde keyif almaya çalışmalıyız bence dünyada.
Burada her şeyin iyi tarafından bakın, kötülük diye bir şey yoktur gibi şeyler söylemiyorum.
Bu dünyada mutsuzluk diye de bir şey var, acı da var.
hüzün de var. Bence özellikle bu son yıllarda çok vurgulanan her şeye olumlu bakın.
Hep mutluluk peşinde koşun, mutsuzluktan kaçının, stresten uzak durun, öfkeden uzak durun gibi söylemler bizim diğer duygularımız...
...yabancılaşmamıza neden oluyor.
En ufak bir sıkıntı anıyla baş etmekte çok zorlanır olduk.
Çaresiz hissettik, söylendik, reddettik belki.
Yani görmezden gelmek için elimizden ne geliyorsa yaptık.
Neden ki? Yani tamam mutluluk çok güzel, neşe çok güzel ama...
Bizim acıyı görmezden gelme eğilimimiz neden bu kadar kuvvetli?
Acı da insan olmanın bir parçası değil mi?
Onu da mutluluk kadar sahiplenmemiz gerekmez mi?
Bize ait değil mi o da?
Zaten o da dışlamaya çalıştıkça daha da direnmiyor mu bize karşı?
Ben de buradayım. Senin tarafından görülmeye ihtiyacım var diye tepinmiyor mu?
O duygular. Kendi içine yolculuk bölümünde bahsetmiştim biraz.
Dinleyenleriniz varsa. Duygularımızı tanıyalım.
O an kötü hissediyor olabiliriz.
O kötü hissi görmezden gelmek ne işe yarar?
O an mutluymuş rolü yapmak kimi kandırır yani?
O duyguyu görelim ama içinde kaybolmayalım.
Yani konsantrasyonumuzu oraya verip orada boğulmamak asıl olay.
Fark etmek ama kuvvet vermemek.
Şunu demek mesela belki.
Şu an iyi hissetmiyorum.
Hissetmeme sebeplerimde de gayet haklıyım.
Ama geçecek. Sadece şu an böyle.
Çünkü bu hayatta onlar da var.
O duygular da var. Ve biz her ne kadar onlar yokmuş gibi davransak da onlar orada olmaya devam edecekler.
Mutluluk da böyle ama. O da orada.
O yokmuş gibi de davranmamak gerek.
Onun için illa bir hedef tamamlamak zorunda değilsin bence.
Böyle hafif serin bir havada, güzel bir kahve içmek de.
Mutlu edebilir yani seni belki.
Hep gelecek planın olmasın mutluluk.
Şunu yapayım mutlu olacağım.
Şuraya gideyim her şey çok güzel olacak.
Şunu aldıktan sonra tamamdır.
Sonra bir bakıyorsunuz seneler geçmiş.
Hala ulaşamamışsınız.
Çünkü hala bir sonraki basamak var.
O basamaklar asla bitmiyor.
Bu şeye de demek değil.
Ben altını çizeyim yine.
Her gün mutlu olmak zorunda değiliz bence.
Ben buna inanmıyorum. Podcast'taki her düşünce bana aittir.
Hiçbir genelleme yapmıyorum.
Ama bu konuda göte geliyor aklıma benim.
Duygusal bir şair. Ona sormuşlar mutlu bir hayat yaşadın mı diye.
Cevabı evet olmuş. Çok...
Çok mutlu bir hayat yaşadım.
Ama diye eklemiş hemen.
Tek bir mutlu hafta hatırlamıyorum.
Ya bu bence de kesinlikle böyle.
Şey görsellerine denk gelmişsinizdir mutlaka.
Hani kötü bir gün geçirdiniz olabilir.
Ama binlerce gün geçirdiniz.
Yani onların arasında ufacık bir nokta gibi kalıyor o.
Önünüzdeki seneleri düşünün.
Yine aralarında kötü günler olacak.
Hayat bu. Bir şeylere üzülebilirsiniz ama güzel günler de olacak.
Bence sadece mutluluğumuzu dış koşullara çok da bağlamamamız gerekiyor.
Az önceki konuya tekrar dönmüş oluyorum.
O çok istediğimiz çantayı alınca, okulu bitirince, terfi alınca çok mutlu olacağımızı düşünürüz.
Oysa ki o mutluluklar gerçekten anlık mutluluklar.
Biz her zaman mutluluğu varılacak bir durak olarak görüyoruz.
Oysa ki mutluluk yolculuğun ta kendisi.
Ve negatif düşüncelerimiz arasına gidip gelen bir seçim diyebiliriz mutluluk için.
Çok kilo aldım. Nefret ediyorum kendimden demek de bir seçim.
Şu son birkaç ayda 12 kilo vermiş biri konuşuyor şu an.
Ama kilo vermek istiyorum.
Bir diyetisyene danışıp istediğim kilolara dönebilirim demek de bir seçim.
Daha yapıcı, insanı daha mutlu eden bir seçim.
Yani mutsuz olmak için onlarca sebep varsa mutlu olmak için de onlarca sebebimiz var.
Bunu unutmayalım. Ha diyorsanız ki Zeynep benim bir formüle ihtiyacım var.
O zaman benim mutluluk formülümü paylaşayım hemen.
Kafayı mutlu olmaya takmamak bence bunun formülü.
Hayatın dengesi içinde mutlulukla birlikte mutsuzluğun da bazen olduğunun ayırdığına varmak ve mutlu olmayı seçmek.
Size iyi gelecek seçimler yapmanızı umuyorum.
Yani kendinizi mutsuz hissettiğiniz zamanlarda hayattaki her şey gibi bunun da gelip geçici olduğunun farkına varın.
Çok klişe bir cümle kuracağım ama hak da veriyorum.
Mutluluğun dışarıda olmadığını, içimizde olduğunu düşünüyorum.
Bu hayatta bazı kararlar veriyoruz ve bazen mutlu olmak bile bizim verdiğimiz bir karar oluyor.
Dönüp bir hayatınıza bakın.
Tam bu noktada. Tüm kararları siz verebiliyor musunuz?
Yoksa hayatınızın suflörü müsünüz?
Hayat bir oyun. Evet bunda hemfikiriz bence.
Ama kendimizin yazdığı bir oyun.
Eğer ki siz bir noktada yazar olduğunuzu unutup başkalarının dikte ettiği repliklerin suflörlüğünü yapmaya başlarsanız bu kabulleniş diğer noktalarda da kendini gösterecektir.
Ben bu konuyu burada el alem ne derlere, ne kadar çok takılıyoruz konusuna geçiririm.
Aslında üstüne bir yarım saatte bunun hakkında konuşuruz.
Ama şu an sadece not alıyorum.
Başkaları için yaşamak, başkalarının ne düşündüğünü çok fazla düşünerek yaşamak üzerine başka bir podcastta konuşalım bence.
Bu hayat bizim arkadaşlar.
Umarım ki bazı...
Bazen arada kaldığınızda size iyi gelecek olanı, içinde mutluluk olanı seçersiniz.
Ben buna inanıyorum. Genel olarak da böyle düşünüyorum bu konuda.
Ama sizlerin de ne düşündüğünü inanılmaz merak ediyorum.
Yani mutluluğa nasıl yaklaşmalı insan, ne yapmalı, gerçekten ne düşünüyorsunuz bilmek isterim.
Bölümü dinledikten sonra açıklamalar kısmına ben Instagram hesabımı bırakacağım zaten.
Ona mesaj atıp fikirlerinizi belirtebilirsiniz.
Beni çok mutlu eder mesajlarınızı okumak.
Bir de artık podcast kanalımızın da bir instagram hesabı var.
Onu takip etmek isterseniz o da açıklamalar kısmında olacak.
Umarım ki keyifli bir bölüm olmuştur sizler için de.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Kendinize çok iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
