
Mitolojinin Efsane Aşıkları: Odysseus ile Penelope
24 Temmuz 2026 · 18 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümde Zeynep, mitolojinin en çok anlatılan, en sadık aşk hikayelerinden biri hakkında konuşuyor. Truva Savaşı’nın ardından yirmi yıl boyunca eve dönmeye çalışan Odysseus’u, onu beklemekten hiç vazgeçmeyen Penelope’yi ve bu hikayeyi yalnızca bir aşk masalı olmaktan çıkaran detayları anlatıyor.
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba.
Konuşacak Çok Şey Var podcastine hoş geldiniz.
Ben Zeynep. Bu sıralar şöyle bir sinemanın önünden geçtiyseniz Mutsaka adını gördüğünüz Odisey filmi var ya hani.
Ben bugün size 20 yılın bile bitiremediği bir aşkı anlatacağım arkadaşlar.
Bir adamın 10 yıl savaşta 10 yıl denizlerde geçirdiği, bir kadınınsa sarayında oğluyla baş başa her sabah aynı pencereden baktığı, ufku beklediği o hikayeyi anlatacağım.
Bu hikaye yaklaşık M.Ö.
8. yüzyılda Homeros tarafından yazıldı.
Ama bu tarihlerin hiçbir önemi yok çünkü Odisea özünde zamanın dışında duran bir şey anlatıyor.
İnsanın eve, sevdiğine, kendine dönme arzusunu.
Christopher Nolan da bunu biliyordu tabii ki de yani.
Çünkü uzun yıllar boyunca bütün filmlerimde biraz Odise'ye var dedi.
Ve şimdi bu destanı da büyük perdeye taşıdı.
Bu bölümü o filme henüz gitmediyseniz gitmeden önce bu büyük aşkı tanımak isteyenler için hazırlıyorum.
Gittiyseniz de birazcık pekiştireceğiz.
Bazı detaylar vereceğim size.
Ama şunu söyleyeyim.
Burada öğrenecekleriniz sizi filmden daha çok etkileyebilir.
Uyarıyorum herkese.
Şimdi hazırsanız başlayalım.
Ben anlattıkça kafanızda zaten böyle bazı sahneler belirtecek.
Ama her şeyden önce şu sahneyi kurmamızı istiyorum kafamızda.
Truva Savaşı.
Yaklaşık 10 yıl süren Yunan dünyasının en büyük seferi arkadaşlar.
Efsaneye göre başladığı yer bir elma.
Bir güzellik yarışması ve Helena'nın kaçırılması.
Ben bu elmalarla alakalı bir bölüm kaydetmiştim daha önce.
Gerçek dinleyiciler hatırlar onu.
Ama bizi ilgilendiren kısım savaşın sonu zaten.
Savaş bitti.
Şimdi o kılıçlar sustu.
Şehir yıkıldı. Herkes evine dönüyor.
Ama Truva'nın düşmesini sağlayan en zekice planın mimarı İthaka adasının bilge kralı Odysseus.
Bir türlü dönemeyecek.
Onun hikayesi tam burada başlıyor çünkü.
Kimdir bu Odysseus Zeynep'ciğim diyeceksiniz.
Kendisi güçlü bir savaşçı evet.
Ama onu efsaneleştiren şey gücü değil zekası.
Dünyanın en karmaşık sorunlarına bile çözüm bulan bir deha.
Rivayete göre Truva'yı tahta at planıyla o düşürmüş.
Yani hani düşmanın surları aşılamıyorsa içinden çıkılsın fikrini ilk o düşünmüş.
Ama bu zeka bir tanrının öfkesine karşı yetmeyecek tabii ki.
Olaylar şöyle gelişti.
Odysseus ve adamları yolculukları sırasında artık savaştan dönerken tek gözlü dev Folifemos'un mağarasına sığındılar arkadaşlar.
Folifemos sıradan bir dev değil.
Denizlerin tanrısı Poseidon'un oğlu.
Odysseus ve ekibini mağaraya kapattı kendisi.
Günde ikişer ikişer yemeye başladı bunları.
Odysseus da kaçmak için bir plan yapıyor tabii ki.
Düşündüm. Devasa bir ağaç gövdesini sivriletti.
Kore teşte kızdırdı ve Folifemos uyurken gözüne sapladı.
Dev tabi böyle çığlık atarak uyanıyor.
Komşu devler koşuyor geliyor.
Diyorlar ki kim yaptı bunu?
Ne oldu burada? Folifemos da haykırıyor ve diyor ki hiç kimse.
Hiç kimse yaptı diyor.
Çünkü Odysseus ona adını sorduğunda hiç kimse demişti.
Komşu devler de tabi alayı alıyorlar ve ayrılıyorlar yanından.
Odysseus kaçtı. Ama tam kaçarken yaptığı şey yani bu 10 yıllık maceranın sebebi bu kibir oldu.
Gemisinden Folifemus'a seslendi arkadaşlar ve gerçek adını haykırdı.
Ben İthaka'nın kralı Odysseus seni kör ettim dedi.
Gurur mu? Belki ama sonuçları çok ağır oldu.
Folifemus babasına Poseidon'a yani yalvardı dedi ki boğazımı cezalandır.
Evine dönmezse en iyi.
Ama dönecekse de uzun yıllar sonra yalnız başına yabancı bir gemiyle dönsün.
Evinde de yeni belalar bulsun dedi.
Poseidon da duydu bunu.
Ve Odysseus için artık o deniz bir yol değil bir ceza alanına dönüştü.
İlk büyük durak neresi?
Kirke'nin adası. Ve Kirke'den bahsetmek için önce onun böyle kim olduğunu biraz anlatmam gerekiyor.
Çünkü bu kadın son derece ilginç bir figür bence.
Kirke güneş tanrısı Helios'un kızı.
Büyü konusundaki gücünü ise kimi efsaneye göre karanlığın ve büyünün tanrıçası Hecate'den almış.
Ayaya adasında ormanlık bir yarım adada muhteşem bir sarayda yalnız yaşıyor arkadaşlar.
Sarayın etrafında gezilen aslanlara, kurtlara bir baktığınızda tuhaf bir şey dikkatinizi çekiyor.
Bu hayvanlar asla saldırmıyor.
Aksine böyle çok tatlı tatlı sokuluyorlar insanlara.
Çünkü bunlar hayvan değil.
Daha önce Kirke'nin adasına uğramış ve büyüsüne yakalanmış insanlar.
Kirke onları dönüştürmüş.
Odysseus'un adamları Kirke'nin sarayına girdiklerinde aynı kaderi paylaştılar.
Kirke onlara böyle büyülü bir içki ikram etti ve hepsini domuza çevirdi.
Yalnızca şüpheli davranan Heroklos içeri girmedi ve Odysseus'a hemen haberi yetiştirebildi kendisi.
Odysseus da yardım için Tanrıların elçisi Hermes'e seslendi.
Hermes kendisine sihirli bir bitki verdi.
Moli isimli. Bu bitkiyi içkiye attığınızda büyü tutmuyor.
Odysseus Kirke'nin sarayına girdi.
İçkiyi içti ve dönüşmedi.
Kirke de tabii ki çok şaşırdı.
Böyle bir kılıcını çekti.
Ve şunu fark etti Kirke.
Bu adam büyüsüne direnen tek insan.
Bu iradeye hayran kaldı Kirke.
Arkadaşlar da sonrasında eski hallerine dönüştü ve sonrasında ne oldu?
Odysseus, Kirke'nin anısında tam bir yıl kaldı arkadaşlar.
Savaşsız, fırtınasız, ölüm korkusu olmadan bir yıl.
Kirke iyi de bir ev sahibi.
Ona öğütler verdi, ileride karşılaşacaklarını haber verdi.
Nasıl hayatta kalacağını da gösterdi.
Hatta Odysseus'a ölüler diyarına gidip kahin Teresans'ta konuşmasını da söyledi.
Yani... Kirke hem büyüdü hem rehber hem de bir yıl boyunca ev sahibiydi aslında.
Ama eve özlem dinmedi tabii ki.
Ve sonunda Kirke'nin yanından ayrıldı Odysseus.
Sirenler. Sıradaki düreğimiz.
Şimdi bu ismi duyunca aklınıza deniz kızları geliyorsa Yunan mitolojisindeki orijinalleri birazcık daha farklı arkadaşlar.
Sirenler başlangıçta Tanrıça Persephone'nin hizmetkarlarıydı.
Böyle tatlı sesli güzel genç kızlar.
Persephone Hades tarafından kaçırıldığında Sirenler onu koruyamadıkları için Tanrıça Demeter tarafından cezalandırıldı.
Artık böyle yarı kuş yarı kadın yaratıklara dönüştürüldüler.
Ve ıssız bir adaya sürüldüler.
Orada yalnızlıklarını şarkılarıyla avuttular.
Ama şarkıları öyle büyüleydi ki yani yanlarından geçen her gemici onları duymak istedi.
Dümeni kırdı. Kayalara çarptı.
Sirenler de böyle bir ün kazandı arkadaşlar.
Hani ölüme davet eden sesler olarak.
Ama Odysseus onların şarkısını hem duymak hem de hayatta kalmak istiyordu.
Çünkü o her şeyi tatmak isteyendi.
Adamlarının kulaklarını bal mumuyla kapattı.
Kendini de geminin bir direğine bağlattı.
Ve kesinlikle çözmeyin dedi.
Yani ne kadar yalvarırsam yalvarayım beni bu direkten çözmeyin.
Sirenler şarkıya başladığında Odysseus tabii ki de çıldırdı yani.
O bağlardan kurutulmak için çırpındı.
Serbest bırakın diye bağırdı ama adamları dinlemedi.
Ve gemi geçti.
Odysseus hem duydu hem de yaşadı.
Bu küçük ayrıntı bence onun nasıl biri olduğunu çok güzel anlatıyor.
Tehlikeli olanı yaşamak isteyen ama bunun için aklını da kullanan bir adam.
Şimdi gelelim yolculuğun en korkutucu geçidine.
Skyla ve Carbidis.
İki kötülük arasında seçim yapmak zorundasınız.
Bir tarafta Skyla.
6 başlı böyle 12 ayaklı insanları yukarıdan kapıp yutan bir canavar.
Kaya yarıklarında saklanıyor ve geçen gemilerden adam kapıyor.
Öbür tarafta da Karyptis.
Dev bir girdap.
Günde 3 kez denizin devri...
Derinliklerini yutan, ardından fışkırtan, her şeyi böyle emerek yok eden bir deniz canavarı.
İki kötülük, ikisi de ölüm.
Ama Kirke Odysseus'a şöyle söylemişti.
Karabidis'in yanından geçersen tüm gemiyi kaybedersin.
Skyla'nın yanından geçersen adamlarından birkaçını kaybedersin.
Odysseus da Skyla'yı seçti arkadaşlar ve...
O canavar 6 adamını kaptı.
Odysseus onları kurtaramadı.
Sadece izledi o sırada.
Bu an destanın en acı sahnelerinden biri bence.
Odysseus elinden hiçbir şey gelmeden adamlarının isimlerini haykırırken sürükleniyor.
Ve kitapta da liderliğin bazen bu demek olduğu anlatılıyor.
Hani en az kötü seçim yapmak ve bedeli başkalarının ödemesini izlemek.
Ve bütün bu maceraların ardından Odysseus hem adamlarını hem gemilerini kaybetti.
Sonunda böyle yorgun, yalnız, bitmiş bir adam olarak adaya çıktı.
Bu ada Ogicia ve orada onu Calypso bekliyordu.
Calypso kimdir Zeynep'ciğim?
Kendisi Atlas'ın kızı.
Ölümsüz bir peri arkadaşlar.
Adını Yunanca bir fiilden alıyor.
Saklamak anlamına gelen.
Ve gerçekten sakladı Odysseus'u.
Tam 7 yıl boyunca.
Onu kurtardı önce. Hani fırtınadan bitmiş, arkadaşsız, gemisiz bir adam olarak kıyıya vurduğunda.
Kollarını aldı onu.
Adadaki her şeyi ona sundu.
Ve zamanla aşık oldu.
Odysseus'a şöyle bir teklif yaptı kendisi.
Benimle kal. Ve sadece benimle kal da değil.
Seni ölümsüz yapacağım dedi.
Hiç yaşlanmayacaksın, hiç ölmeyeceksin.
Sonsuza kadar burada, bu adada benimle olacaksın.
İnsanlık tarihinin en büyük hediyelerinden biri bu, ölümsüzlük.
Ve Odysseus bu teklifi reddetti arkadaşlar.
Homeros bu sahneyi çok güzel anlatıyor.
Odysseus gündüzleri kıyıya gider, kayalara oturur ve ite kanın olduğu yöne bakar.
Ağlar, kalipsonu yanın ancak geceleri döner.
Ölümsüzlük teklif edilmiş.
Güzel bir peri adada bekliyor.
Ama adam her sabah eve bakıp ağlıyor.
Çünkü Odysseus için ev Penelope'ydi.
Penelope'nin olmadığı sonsuz hayat ölümden farklı değildi.
Zeus sonunda Calypso'ya bir mesaj yolladı.
Dedi ki bırak gitsin.
Calypso bir itiraz etti buna.
Böyle bir üzüldü ama boyun eğdi.
Odysseus'a bir sal yaptırdı ve gözlerindeki yaşlarla uğurladı onu.
Burada bir durmak istiyorum. Çünkü bu bütün yolculuk boyunca Itaka'da bekleyen birine bakmamız gerekiyor.
Penelope. Odiso savaşa gittiğinde oğulları Telemachus Küçücük bir bebekti arkadaşlar.
Odysseus onu kucağından bırakmak istemedi aslında.
Telemachus da babasını tanımadan büyüdü.
Sesini bilmeden, yüzünü hatırlamadan sadece annesinin anlattıklarıyla.
Yıllar geçtikçe Odysseus'un öldüğüne dair söylentiler yayıldı ve Itaka'nın asilzadeleri saraya dolmaya başladı.
Tabii ki de hepsi aynı şeyi istiyor.
Nedir? Penelope ile evlenmek, tahta oturmak, Odysseus'un bıraktığı serveti ele geçirmek.
Tabii ki. Bu taliplerin sayısı böyle 108 falan buluyor.
Sarayda yaşıyorlardı, yiyip içiyorlardı.
Fenolepe'yi bunaltıyorlardı.
Fenolepe reddetmeye devam etti ama bu baskı da tabii ki gide gide arttı böyle.
Ve kendisi, yani Fenolepe bir plan yaptı.
Kayınpederi Laertes için bir kefen dokuyacağını, kefen bitince içlerinden birini seçeceğini söyledi.
Talipler hemen kabul etti bunu ama Penelope'nin şöyle bir sırrı vardı.
Gündüz dokuyordu, gece söküyordu.
Bir ilmek atıyor, gece çözüyordu.
Bu döngü yıllarca sürdü arkadaşlar.
Onun gözünde her ilmek ve umutlu atılmış yeni bir gün demekti aslında.
Ve her sökülen iplik de böyle hani henüz değil, gelecek diyen bir haykırıştı.
Penelope zaman satın alıyordu.
Odysseus için zaman. 3 yıl sonra hizmetçilerinden biri bu sırrı taliplere fısıldadı.
Maalesef ki plan çöktü.
Penelope dokumayı bitirdi.
Ama tabii ki yine de pes etmedi.
Bu sefer yay yarışması planını yaptı.
Odysseus'a ait olan büyük bir yay var.
Bu yayı kim gelip 12 halkadan geçirecek kadar ok atabilirse onunla evlenecekti.
Talipler girdi sıraya ama hiçbiri gelemedi o yayı.
Çünkü inanılmaz bir güçteydi ve 10 yıldır kimse onu çekmemişti.
Tam bu sırada saraya yaşlı, böyle bitkin bir dilenci geldi arkadaşlar.
Kimse önemsemedi aslında.
Ama sonra dilenci yayı istedi.
Talipler böyle bir güldüler, şey yaptılar.
Penelope izin verdi buna.
Dilenci yayı aldı.
Bir kez çekti böyle çok kolay bir şekilde.
Oku fırlattı. 12 halkadan da geçirdi.
Bu dilenci Odysseus'tu arkadaşlar.
20 yıl, yüzlerce macera, binlerce deniz mili.
Sonunda kendi evinin kapısından dilenci kılığında giren bir adam.
Çünkü korkmuştu.
Yani 20 yıl geçmişti neticede her şey değişmişti.
Belki de o da değişmişti.
Belki tanımayacaktı onu Penelope.
Belki zaten tanınmak istemiyordu kendisi de henüz.
Önce her şeyin güvende olduğundan emin olmak istedi.
Odysseus Telemachus'la birlikte taliplerin üzerine yürüdü.
Çok zor bir hesaplaşmaydı bu yani ama sonunda saray artık Odysseus'undu.
Fenolife odaya çağrıldı ve ilginç olan şu burada.
Fenolife onu hemen böyle bir kucaklamadı.
Sonuçta 20 yıldır beklemiş bir kadın aslında.
Ama bu adam gerçekten Odysseus mu?
Çok insan sahtekar çıkmıştı bu kadar yıl içinde ve Fenolife bir sınav hazırladı.
Yataktan bahsetti.
Dedi ki evlilik yatağımızı dışarı taşıyalım.
Odysseus çok sinirlendi bu teklife ve dedi ki o yatığı taşımak mümkün değil.
Çünkü ben onu bizzat yaptım.
Sarayın bahçesinde kocaman bir zeytin ağacı vardı.
O ağacı kestim ve odayı onun etrafında inşa ettim.
Zeytinin kökü hala toprağın içinde.
O yatak hareket etmez dedi.
O bunu söyleyince Penelope'nin böyle bir gözleri doldu.
Başladı ağlamaya çünkü bunu yalnızca Odysseus bilebilirdi.
20 yıllık hasret bitti ve Penelope uzun uzun, çok derin, her şeyi içine alan bir ağlamayla ağladı o gün.
Homeros o sahneyi şöyle anlatıyor arkadaşlar.
İki yüzücü gibiydiler.
Uzun süre denizde boğulma tehlikesiyle karşı karşıya kalan ve nihayetinde karaya çıkabilen iki yüzücü gibi birbirlerine tutundular.
Bu destan binlerce yıl önce yazıldı ama anlatmaya çalıştığı şey hiç eskimedi bence.
Çünkü ev fikri, aşk fikri...
Birini beklemek ve beklenmek fikri.
Bunlar insanlığın içinden çıkmıyor.
Nolan bu filmi neden yapmak istedi diye bir soruyoruz.
Kendisi bir röportajında şunu söyledi arkadaşlar.
Odisea bana göre nihai eve dönüş hikayesi.
Ve eve dönmek bir yere değil bir insana dönmek demek.
Belki de Fennelope'nin yaptığı şey yani böyle her gece söküp her sabah yeniden dokunmak sadece talipleri oyalamak için de değil.
Belki Penelope zamanı kendine göre şekillendiriyordu.
Hani Odysseus dönene kadar bu kefen bitmez demek, Odysseus dönecek demekti aynı zamanda.
Her gece o sökme evrimi aslında bir inançtı yani döneceğine dair.
Ve o adam döndü. Ben de o yüzden bu bölümde Odysseus'a Penelope'nin bu 20 yıllık hikayesini anlatmak istedim.
Bu hikaye çok eski tabii ki de ama içindeki his çok tanıdık bence.
Bir insana bir şeye geri dönmek istedik.
Ve bu arzu binlerce yıldır insanlığı birbirine bağlamaya devam ediyor.
O yüzden çok kıymetli olduğunu düşünüyorum.
Filmi izlediyseniz de fikirlerinizi merak ediyorum.
Ben bir iki gün içinde gideceğim.
Çok heyecanlıyım. Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Ben de buradaydım. Dinledim Zeynep demek isterseniz bana ulaşabileceğiniz sosyal medya hesaplarını açıklamalar kısmına bırakacağım.
Bir sonraki bölümde haftaya cuma görüşmek üzere.
Bay bay. Kısa
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
