
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
67 yıllık hayatına sanatı, mimariyi, mühendisliği, anatomiyi ve daha birçok alanı sığdıran Leonardo Da Vinci’nin sırrı neydi? Bu bölümde Zeynep, bu soruya cevap niteliğinde olan 7 prensibi anlatacak.
Zeynep'i instagramdan takip etmek etmek için tıkla!
Podcastin instagram hesabını takip etmek için tıkla!
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba.
Konuşulacak Çok Şey Var! podcastine.
Hoş geldiniz. Ben Zeynep.
Bu bölümün konu bin yılın dahisi.
Hakkında neredeyse hiçbir şey bilmeyenlerin bile adını duyduğu muhteşem bir karakter.
Ben onun hakkında konuşmaya başlamadan önce bir soru sormak istiyorum size.
Bir insan en fazla kaç alanda uzmanlaşabilir?
1, 3, 5, 6.
Onun için bu sayılar yetmez.
o kadar çok alanda devrimsel çalışmalar yürüttü ki insanın inanası gelmiyor.
Çünkü o doğanın sonsuz işlerinin harikulade örüntülerle dolu bir bütünlük içinde olduğunu inanıyordu.
Ve bu işlerin hepsine de merak duyuyordu.
Kimden bahsediyorum? Bölümün adından da anlayacağınız üzere Leonardo da Vinci'den bahsediyorum bugün.
Eserleriyle bizi büyüleyen Leonardo'yu bir sanatçı olarak tanıyabilirsiniz.
Ama kendisi döneminin önemli...
önemli bir filozofu, astronomu, mimarı, mühendisi, matematikçisi, anatomisti, müzisyeni, heykeltıraşı, botanisti, jeoloğu, kartografı,
yazarı ve ressamıydı arkadaşlar.
Sadece bir alanda adından söz ettirmedi, aksine farklı disiplinlerde kendisini geliştirdi ve hepsinde de çok başarılı oldu.
Bu kadar alan saydım az önce.
Bir sürü yani gerçekten.
İnsanın aklına hemen şu soru geliyor.
Nasıl ya? Bu kadar fazla disiplinler arasında nasıl başarılı oldu?
Onu diğer insanlardan ayıran tam olarak neydi?
Hani muhteşem bir sabah rutini mi vardı?
Ya da değişik günlük ritüelleri mi vardı?
Leonardo da Vinci...
Bunları nasıl yaptı?
Bu bölümde bu soruları yanıtlayacağız birlikte.
Elbette ki onun birçok alanda mükemmelliğe ve ölümsüzlüğe ulaşması şans veya çok çalışması değildi arkadaşlar.
Da Vinci'nin hayata yaklaşımını anlattığımda dehasının kaynaklarını da daha iyi anlamaya başlayacaksınız.
Onun 7 prensibinden bahsedeceğim bu bölümde.
Ama ondan önce...
otodidaktizm kavramından bahsetmek istiyorum.
Bu kavramı çok önemli buluyorum çünkü Leonardo da Vinci'yi daha iyi tanıyabilmemize yardımcı olacağını düşünüyorum.
Çünkü kendisi tarihte tanınan en ünlü otodidakt insanlardan birisi.
Otodidakt insan nedir Zeynep diye sorduğunuzu duyar gibiyim.
Otodidakt insanlar derin bir öğrenme tutkuları olan, hiçbir sisteme ve eğitime bağlı olmaksızın kendi çabalarıyla kendi kendini öğrenen insanlar.
Yani kendi kendinin öğretmeni olan insanlar.
Bu kişiler çok düşünerek, araştırarak, seminerlere giderek, online kurslar alarak, web sitelerinde dolaşarak bir konuda çok fazla derinleşiyorlar ve o konuda kendilerini çok fazla geliştirmiş oluyorlar.
Leonardo da Vinci de tam böyle birisi.
İnsanlar tabii ki bu yaşamı gördükten sonra düşünmüşler.
Çizimlerini uzun süre takip etmişler.
Yaptıklarını takip etmişler.
Ve şu soruyu sormuşlar.
Leonardo'nun Öğrenme yaklaşımı ve zeka oluşumunun incelenmesi tüm potansiyelimizin ortaya çıkarılması için bize rehberlik edip ilham verebilir mi?
Bu sorunun cevabı olarak da Da Vinci'nin 7 prensibini anlatacağım size.
Hazırsanız artık asıl konuya giriş yapabiliriz.
İlk maddemiz kuriosite arkadaşlar.
Şimdi bu adama gelmiş geçmiş en meraklı adam demişler.
Bunu da boşuna dememişler tabii ki.
Bunu uğraştığı işlerden hatta çizimlerin...
Leonardo çok meraklıydı arkadaşlar.
Yedi Prensip hakkında kitap yazan Michael Gelb de bu konu hakkında şöyle demiş.
Bu bence çok önemli bir madde.
Kimin ne diyeceğinden etkilenmeden, çekinmeden, utanmadan neyi merak ediyorsanız araştırıp öğrenmenin ruhun işleyişi olduğundan dolayı devamlı sorular sorup merakınızı harlamaktan
Çekinmeyin asla.
Leonardo bu konuda tıpkı demirin kullanılmama nedeniyle pas tutması ve durgun suyun kokuşması ya da soğuğun buza dönüşmesi gibi kullanılmadığı sürece zekamız da ziyan
olur demiş. Ve kendisi çok hevesli bir yazarmış.
Çok hevesli bir not tutucuymuş arkadaşlar.
Gittiği her yerde bir günlüğü varmış.
Bu maddenin üzerine konuşurken de şu öneriliyor tabii ki.
Her yerde yanınızda bir günlük taşıyın ve fikirlerinizi gözlemleyin.
Önemlerinizi yazın bu günlüğe.
Böylece fikirlerinizi en kısa sürede not edebilirsiniz.
Bence de çok kullanışlı.
Benim de çantamda hep böyle ufak boy bir defterim olur.
Ben seviyorum yani. Böyle güvende hissediyorum yanımda bir defterim olduğunda.
Bu arada Leonardo da Vinci'nin meşhur defterini de biliyorsunuzdur.
Bu merak kısmında çok bahsetmek istiyorum bu defterden.
Bu defteri satışa çıkardıklarında 48.4 milyona Bill Gates satın aldı yanlış bilmiyorsam.
Bu özelliği de zaten dünyanın...
en pahalı kitabı olarak geçiyor.
Bilgi için özel koleksiyonunda yer alıyor şimdi.
Ama defterin içeriğine bir bakın.
İnanılmaz bir şey yani.
Gerçekten yazmayı çok severmiş Leonardo.
Ve beslendiği bilim dalları da sanatını çok kuvvetlendirmiş.
3500 sayfalık 19 defterinde görüyoruz gözlem ve denemelerini.
Ve onun dikkate değer bulduğu şeylerden belki de en önemlisi anatomi arkadaşlar.
Böyle yapılacaklar listesi vesaire de yazmış bazı sayfalara birinde şey yazıyor.
Hamama gidip çıplak erkeklerin vücudunu incele gibi bir şey yazıyor.
Yani böyle de adamın çok özel hayatına girmişiz gibi oluyor.
Böyle günlüklerini ele geçirmişiz gibi.
Ama o bunu çıplak insan krokilerini çizmek için yapıyor muhtemelen.
Yemeğe davet ettiği insanların çehrelerine de önce hafızasında sonra da tarihin sayfalarında yer veriyor Da Vinci.
Ayrıca sık sık morga gidiyor.
Neşterle kestiği vücutları Ve en ince detaylarına kadar inceliyor.
Ve Tanrı'nın insanları geometrize ettiğine inanıyor.
Oranlara duyduğu merakı da Vitruvius adamı eskisinde görüyoruz zaten.
Yanındaki notlar da oranların kanunu olarak adlandırılıyor.
Bu defterdeki yapılacaklar listelerinde şöyle maddeler var arkadaşlar.
Milan'ı çiz. Bir sonraki madde şu mesela.
Üstat Antonya'ya havanların kale burçlarında nasıl pozisyonlandırıldıklarını sor.
Sonraki madde şu.
Aritmatik üzerine uzman birinden üçgenin nasıl kareye çevrildiğini öğren.
Bu listeler sayesinde Da Vinci'nin bu doymak bilmez merakını, entelektüel huzursuzluğunu ve nasıl sürekli yeni şeyler keşfetme arzusuyla dolup taştığını görebilirsiniz arkadaşlar.
Yani kim gündelik yapılacaklar?
listesine Milan'ı çiz diye bir madde ekler Allah aşkına.
Leonardo yıllar boyunca tekrar tekrar yapması ve öğrenmesi gereken şeylerin listesini çıkardı ve bizlerin hayatı boyunca aklına bile gelmeyecek şeyleri kendine sorardı.
Gökyüzü neden mavidir?
Neden sudaki balıklar havadaki kuşlardan daha çeviktir?
Su havadan daha ağır ve yoğun olduğuna göre tam tersi olması gerekmez mi?
Ayçkakan'ın dili neye benzer?
Yani bu soruların hiçbir Hiçbiri resim yaparken işe yarayacak sorulara benzemiyor ama bilmek istiyor Leonardo bunları.
Çünkü meraklı. Ki zaten meraklı olmayan bir dahi de pek göremezsiniz arkadaşlar.
Einstein bile ne demiş?
Benim özel bir yeteneğim yok.
Yalnızca tutkulu bir meraklıyım demiş.
Biz şimdi gelelim ikinci prensibe.
Demonstrazione. Bilgiyi...
tecrübe, kalıcılık ve hatalardan öğrenme isteğiyle test etmek.
Yani bu ilke bize diyor ki, fikirlerinizi test edin ve hatalarınızdan ders almayı öğrenin.
Çünkü öğrenmek tek başına yeterli değil arkadaşlar.
Öğrenilen şey mutlaka denenerek test edilmeli.
Doğruluğunu ondan sonra karar verilmeli.
Leonardo bu konuda şöyle diyor, Deneyim asla hata yapmaz.
Öğrendiğimiz şeyleri yazmaya kalksak, Bayığı bir şey yazabiliriz.
Deneyerek öğrendiklerimizi yazsak o kadar olmaz.
Zaten bu dedikleriyle de deneyime ne kadar önem verdiğini, öğrendiklerini deneyerek test etme tutkusunu çok güzel açıklamış bence.
O yüzden araştırmalı, okumalı ve hatalarımızdan ders almalıyız.
Bu madde bunu anlatıyor bence.
Bir de şu soruyu sorabiliriz kendimize.
Eğer hata yapmaktan korkmasaydım hayatımda neler farklı olurdu?
Neleri yapabilirdim eğer ki korkmasaydım?
Bunun üstüne bir düşünün derim.
Üçüncü maddemiz sensiz yoni.
Yani hissetmek arkadaşlar.
Leonardo da etrafındaki dünyadan inanılmaz derecede ilham alıyordu.
Ve duyularını ne kadar keskinleştirirse dehası da o kadar artıyordu.
Resim yaptığı sırada öyle bir yoğunlaşırmış ki o resmin dışında ne bir şey görür ne hisseder ne de duyarmış.
Kitap okurken de aynı şekilde.
Her neye parça yapsın?
Tüm duyularını yaptığı işe odaklarmış.
Hatta bu konuda şöyle diyor ve öğrenmedeki yeteneksizliğimizi de buna bağlıyor kendisi.
Ortalama bir insan görmeden bakmakta, duymadan dinlemez.
dinlemekte, hissetmeden dokunmakta, tat almadan yemekte, fiziki bilinci ulaşmadan hareket etmekte, kökü alma bilincine varamadan nefes almakta ve düşünmeden konuşmaktadır.
Böyle duysal körlükte hafızanın evrenle ilişkisi kesilir.
Bu sensasyon ilkesini daha fazla canlandırabilmek için neler yapabiliriz?
Mesela görme duyumuzu canlandırmak için bir müze ziyaret edebiliriz ya da yeni fotoğraf teknikleri öğrenebiliriz.
Bu örnekler aslında çok tanıdık değil mi?
Evet. Ama duyularımızın tadını çıkartmayı unuttuk arkadaşlar.
Yani gerçekten Leonardo'nun dediği gibi görmeden bakmak, duymadan dinlemek, hissetmeden dokunmak.
Böyle yapıyoruz artık ve böyle yapmamalıyız.
Şimdi geldik dördüncü maddemize.
Sufumato. Bu terim aslında Rönesans döneminde kanonik bir boyama çeşidi.
Puslu, dumanlı belirsizliği anlatan bir resim terimi.
Ama biz burada belirsizliği kucaklamak anlamında kullanıyoruz sufumatoyu.
Evet. Belirsizliği kucaklamak.
Belirsizliklerle dolu günümüz dünyası için ne kadar korkutucu bu prensip aslında değil mi?
Çünkü genelde sevmeyiz belirsizliği.
Bilmemekten ya da cevaplanamayan sorulardan rahatsızızdır genelde.
Bu yüzden kontrolümüz dışında olan her şeyden de kaçınırız zaten.
Ama Leonardo'nun belirsizlikleri anlama konusunda eşsiz bir yeteneği var arkadaşlar.
Bilinmeyenleri keşfedebildiği ve belirsizlikle de baş etti kendisi.
Peki... bu prensibi kendi hayatımıza uygulamak için neler yapabiliriz Zeynep?
Hayatımızda kafa karışıklığı yaratan veya bir sonuç hakkında belirsiz hissettiğimiz bazı durumları listeleyerek ve ortaya çıkan duyguları keşfederek başlamamız mümkün.
Böylece belirsizlik duygusu ile biraz daha barışık hissedeceğiz hem.
Yani kısaca koşulların her gün değiştiği dünyamızda her an bir şeylere şaşırmaya, fazla heyecan göstermemeye, ortaya belirginlerden çok belirsizlikler çıkacağına kendimizi
hazırlamalı ve alıştırmalıyız.
Bu şekilde belirsizlikleri kucaklayabiliriz bence.
Şimdi geldik 5.
maddemize. Bu son 3 madde zaten benim çok sevdiğim maddeler.
Bunları konuşurken çok keyif alacağız.
5. maddemiz Arte Shinza.
Burada şunu sormak istiyorum sizlere.
Leonardo sizce sanat eğitimi alan bir bilim adamı mı yoksa bilim okuyan bir sanatçı mı?
Evet. Bence de ikisi.
Bu prensipte de mantık ve hayal gücü arasındaki denge geliştirilmelidir diyor.
Bütün beyniyle düşünün diyor.
Şimdi şöyle ki çoğu insan beyninin hem sol hem de sağ lobunu kullanmaz.
Sol beyni insanlar kelimelerle düşünür.
Doğrusal düşünmeyi kullanırlar.
Mantıksal ve planlıdırlar.
Net sonuçlarla ilgilenirler.
Sağ beyni insanlar hayal gücüyle düşünürler.
Daha çok hissettikleriyle ilgilenirler.
Yaratıcı ve bütünseldirler.
beynimizin her iki bölümünü de kullanmamız gerektiğine inanırdı.
Yani bütün beynini kullanmayı tercih ederdi o.
Bu prensibi hayata geçirmemiz için ne yapmamız gerekiyor Zeynep derseniz de zihin haritası yapmamız gerekiyor arkadaşlar.
İnternetten bir bakının.
Çoğunuz da biliyordur bence zaten.
Özellikle de öğrencilik hayatında çok kurtarıcı bir şey oluyor bence.
Bu haritayı çıkartmadaki amaç da beynin tamamını kullanmak.
Sınırlı kapasitede kalmamak.
Ve bu zihin haritalarını da kişisel hedeflerinizi belirlemek için olsun, günlük planlama için olsun, problem çözme ya da başka bir düşünce işlemeye kadar her
konuda fikirlerinizi düzenlemek için kullanabilirsiniz.
Mutlaka bir bakın derim.
Biz gelelim 6.
maddemize. Corporalita.
bir bedeni olma.
Şöyle anlatayım aslında bu prensibi.
Sizce Da Vinci'nin fiziksel özellikleri nasıldır?
Nasıl bir vücudu vardır sizce?
Nasıl bir şey oluşuyor kafanızda?
Böyle biraz hani sıradan bir vücut geliyordur muhtemelen gözünüzün önüne.
Çünkü ön yargılarımız arkadaşlar.
Ama Leonardo zihinsel yeteneğine ek olarak İnanılmaz derecede atletikmiş arkadaşlar.
En başından beri zihninin en uygun seviyelerde performans göstermesini istiyorsa vücudunun da en iyi durumda olması gerektiğini savundu.
Ne demişti Atatürk?
Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur.
Aynen öyle Leonardo da böyle düşünüyor.
Ki Florence halkı arasında da dengesi, zarafeti ve sporculuğuyla tanınıyormuş.
Ulağanüstü bir fiziki güzelliği varmış arkadaşlar Leonardo'nun.
Geçerken böyle hayat dururmuş yani öyle güzel bir adammış ve süvari olarak da yeteneği çok üst düzeydeymiş çünkü çok kuvvetliymiş.
Hatta tanıklar diyorlar ki çok ilginç bu bence insanın inanası gelmiyor ama Leonardo da Vinci dört nala koşan atları dizginlerinden tutup durdurabiliyormuş.
Güce bakın yani sadece şu güce bakın.
Neden bu çılgın gibi egzersiz yapmak, spor yapmak peki?
Hızlı yaşlanmayı önleyebilmek için arkadaşlar.
500 yıl önce verilmiş zaten bu bilgi yani bize.
O zamanlarda bile anlaşılmış.
O yüzden ne yapıyoruz?
Bedenimize iyi bakıyoruz, sporumuza gidiyoruz değil mi?
O neyi görmüş de böyle düşünüyor peki?
Çünkü arkadaşlar düzenli egzersiz yapanlar biliyorsunuz ki beynine daha fazla oksijen gittiği için dikkatleri daha yüksek, duygusal dengeleri, konsantrasyonları, düşünce zenginlikleri daha
yüksek. Bu yüzden spor yapın diyor.
Bir de Arkadaşlar Da Vinci iki elini de kullanabilen bir adam.
Yani solak aslında ama sağ elini de kullanabilir.
Ve yazılarını normalde gördüğünüzün aksi yönünde yani harfler ters yöne bakacak şekilde sayfanın sağından soluna doğru yazar.
Ve onun yazılarını o yüzden ayna tutarak okumak daha kolaydır.
O işte Da Vinci'nin şifresini çözsek artık her şey çözüldü falan diyenler oluyor.
Yani hayır adam eline mürekkep bulaşmasın diye yapıyor bunu.
olduğu için bu şekilde yazıyormuş.
Nasıl bir gizemi var bunun ardında bilmiyorum tabii ki.
Bu arada solak olmak o dönemde çok da iyi bir şey değil.
Şimdi bize havalı geliyor. Hem sağ eliyle yazıyor hem sol eliyle yazıyor diye ama o dönemde solaklara şeytani gözüyle bakılıyor.
Hatta münasebetsiz olarak görüyorlarmış solakları.
Neyse. Biz geldik son prensibimize.
Bağ kurma prensibi.
Konnesione. Her şeyin ve her olayın birbirleriyle bağlılığını kabul ve takdir etmek.
Leonardo da Vinci görmeyi öğrenin.
Her şeyin birbirleriyle bağlantılı olduğunu fark edeceksiniz demiş.
Bu arada bu prensibin...
En karmaşık ve en enteresan prensip olduğunu düşünüyorum.
Çünkü şunu soruyor aslında da Vinci.
Hayatınızdaki bütünlüğü nasıl pratik ediyorsunuz?
Hiç kendi damarlarınızda evrenin bütünlüğünü deneyimlediniz mi?
Kalp atışlarınızı doğanın ve çevrenizdeki yaşamın ritminde duyuyor musunuz?
Bir de hani çağdaş sistem teorisyenlerinin şu meşhur sorusunu bilirsiniz.
Eğer bir kelebek kanatlarını Tokyo'da çırparsa...
New York'taki hava etkilenir mi?
Sonra da derler ki evet etkilenir.
Bunu 500 yıl önce söylemiş Leonardo zaten arkadaşlar.
Defterine de şöyle bir not düşmüş.
Dünya üzerine konan minik bir kuş bile dünyanın ağırlığını değiştirebilir.
O hep sistemli düşünmemizi, düşünürken de daima bağ kurmamızı söylüyor.
Çünkü o da geometrinin anatomiyle, anatominin sanatla doğanın mühendislikle ilişkisini gördü ve çalışmalarında hepsini birleştirdi.
Kuşları makinelerle ilişkilendirdi.
Uçan makineler ve kuş uçuşunun doğası üzerine 35.000'den fazla kelime ve 500'den fazla eskiz üretti.
Hayatı boyunca bambaşka dünyaları birbirine bağladı.
Özellikle bu son prensip bize çok şey öğretiyor aslında.
Hayatta da olayları, sebep-sonuç ilişkilerini az önce anlattığım prensipler çerçevesinde Cevesini de incelemeliyiz ve değerlendirmeliyiz.
Bunu söylüyor. Bence unutmamalıyız bunu.
Ben bölümü Freud'un Leonardo ve tutkusu hakkında söylediklerini okuyarak bitirmek istiyorum.
Hakikaten büyük Leonardo yaşamı boyunca birden çok açıdan çocuk kaldı.
Aslında tüm büyük adamların çocukluklarının bir bölümünü saklı tutabildikleri de söylenebilir.
O da yetişkin olduğunda bile oynamayı sürdürdü.
Ve bu da onun çağdaşlarına çoğu kez garip ve anlaşılmaz görünmesinin bir başka nedeniydi.
Leonardo da Vinci'den öğrenecek çok şeyimiz var.
Onun çocukluğundan, karakterinden, neler yaptığından, yani hayatından bahsedeceğim bir bölüm.
Mutlaka gelecek. O bölümde daha detaylı bakarız hayatına da.
Ama bu 7 prensibin onun karakteri hakkında da çok fazla şey anlattığını düşünüyorum.
Umarım ki keyifli bir sohbet olmuştur sizin için de.
Bölümü beğendiyseniz bana Instagram'dan yazmayı unutmayın.
Açıklamalar kısmına bırakıyor olacağım hesabımı.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Kendinize çok çok çok iyi bakın.
Bay bay. Kısa
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
