
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Tarihin en çok konuşulan kadınlarından biri olan Kleopatra’yı bu kez baştan sona, hikâyesiyle ele alıyoruz. Bu bölümde Zeynep, Kleopatra’nın son firavun oluşunu, aşk hayatını ve efsanelerin ardındaki gerçekleri keyifli bir sohbetle aktarıyor.
Kişisel hesabıma ulaşmak için: https://www.instagram.com/zeynephantik?igsh=c3hrNTd1NjlhejRq&utm_source=qr
Podcast hesabıma ulaşmak için: https://www.instagram.com/gunlugumdecokseyvar?igsh=c245NTZpa2Ywc3Rm
Transkript
Herkese merhaba, Konuşulacak Çok Şey Var! podcastına hoş geldiniz.
Ben Zeynep. Bugün gerçekten böyle uzun uzun bahsetmek istediğim bir hayat hikayesiyle buradayım.
Böyle yavaş yavaş sindire sindire Cleopatra'nın hayatını anlatacağım arkadaşlar.
Bu ismi duyduğunuzda çoğunuzun...
aklında hemen hazır bir karakter beliriyordur.
Böyle çok güzel, çok çekici, romanın en güçlü adamlarını etkisi altına almış, dramatik bir şekilde örmüş bir kraliçe.
Ama bu görüntünün büyük kısmı aslında Kleopatra'nın ölümünden sonra şekillenmiş bir imaj.
Özellikle Roma kaynaklarının çizdiği bir imaj.
O yüzden bu bölümde amacım şu aslında, bu efsaneleri tamamen çöpe atmadan ama onları gerçeklerden de ayırarak Kleopatra'yı mümkün olduğunca insan haliyle anlatmak.
Şimdi hikaye başlamadan önce bence Kleopatra'nın yaşadığı Mısır'ı biraz tanımamız gerekiyor.
Çünkü çoğu zaman Kleopatra'yı yanlış bir Mısır hayaliyle düşünerek dinliyoruz.
O yüzden şunu bilmek önemli.
Kleopatra piramitlerin yapıldığı dönemde yaşamıyor arkadaşlar.
Piramitler Kleopatra doğmadan yaklaşık 2500 yıl önce inşa edilmiş.
Yani Kleopatra zaten çok eski bir uygarlığın son dönemlerinde yaşayan bir kraliçe.
Onun dönemindeki Mısır hala çok zengin ama eski gücünü yavaş yavaş kaybeden bir Mısır.
Bunun en büyük sebebi de tabii ki Roma.
Roma o dönemde Akdeniz'in en güçlü siyasi ve askeri gücü haline gelmiş durumda arkadaşlar.
Ama Mısır Roma için vazgeçilmez.
Neden? Çünkü Nil nehri tabii ki.
Nil sayesinde Mısır inanılmaz miktarda tahıl üretiyor.
Ve Roma'nın kalabalık nüfusunu doyurabilmesi için bu tahıla kesinlikle ihtiyacı var.
Yani Mısır sadece egzotik bir ülke değil, Roma'nın gözünde hayati bir kaynak.
Bir de İskenderiye var tabii ki.
Kleopatra'nın doğduğu, büyüdüğü şehir.
Burası o dönem için inanılmaz kozmopolit bir yer.
Yunanlar, Mısırlılar, Romalılar, Yahudiler.
Yani limanı, ticareti, sokakları ve sürekli hareket halinde olan bir yer.
İskenderiye kütüphanesi de bu şehrin kalbi gibi.
Zaten ben bu kütüphane hakkında daha önce bir video yapmıştım bildiğiniz gibi.
Modern tarihçi Duane Roller Kleopatra'nın yetiştiği ortamı anlatırken özellikle bu...
Kültürel çeşitliliğin altını çok çiziyor.
Yani Klopatra dünyaya kapalı bir sarayda değil fikirlerin dolaştığı bir şehirde büyüyor.
Onun ailesi Klopatra'nın ailesi Ptolemais hanedanı.
Bu hanedan Büyük İskender'in ölümünden sonra Mısır'da kurulan.
Kökön olarak Makedon Yunan bir.
Yani Kleopatra etnik olarak Mısır değil arkadaşlar.
Saray dili Yunanca.
Ama burada Kleopatra'yı farklı yapan bir detay var.
Antik kaynaklara ve modern araştırmalara göre Kleopatra Mısır dilini öğrenen ilk Ptolomaios hükümdarı.
Bu çok basit gibi duruyor.
Farkındayım ama aslında çok ciddi bir siyasi farkındalık göstergesi.
Bunlara değineceğim.
Ama önce bence Cleopatra şöyle bir uzansın ve onun çocukluğuna inelim.
Çünkü onun çocukluğu sandığımız kadar rahat değil.
Böyle hani saraylarda büyümüş gibi bakamıyoruz olaya.
Çünkü biraz düşünmenizi istiyorum.
Yani normalde ailede bir kavga çıkar ne olur?
Tartışırsınız, trip atarsınız bilmem ne.
Burada böyle ülke el değiştiriyor falan.
Sakıntılı bir durum yani.
Aileyle kötü düşmekte.
Ama sanıyor musunuz ki çok böyle mutlu birbirlerine bayılan bir aile bunlar?
Hayır. Ptolomeus ailesi tarihçilerin de sık sık söylediği gibi son derece disfonksiyonel bir aile.
Kardeşler birbirine güvenmiyor, sarayda zehirlenmeler, sürgünler, entrikalar asla eksik olmuyor.
Antik tarihçi Cassius diyor bu hanedanın iç ilişkilerini anlatırken adeta bir entrika romanı yazıyor.
Arkadaşlar inanılmaz keşke şöyle bir dizisi yapılsa muhteşem yüzyıl tadında da izlesek bu dönemi.
Neyse ne diyordum?
O dönem baktığımızda Kleopatra daha küçük yaşlardan itibaren hayatta kalmayı öğrenmek zorunda kalıyor aslında.
Babası 7. Ptolemaius tahtını kurabilmek için Roma'ya çok ciddi paralar ödüyor.
Yani Kleopatra'nın çocukluğu boyunca Roma faktörü hep hayatının içinde aslında.
Bu da Kleopatra'nın Roma'yı sadece yabancı bir güç olarak değil siyasi bir gerçeklik olarak görmesine yol açıyor.
Babası öldüğünde Kleopatra çok genç.
Muhtemelen 18 yaş civarlarında ve bir anda kraliçe oluyor o yaşta.
Bu noktada şunu özellikle söylemem gerekiyor.
O dönemde Ptolemaius hanedanında bir kadının tek başına hüküm sürmesi hoş karşılanıyor tabii ki.
Yani bir kadın gelecek ülkeyi yönetecek imkanı yok.
Bu yüzden Kleopatra gelenek gereği erkek kardeşiyle birlikte tahta çıkmak zorunda kalıyor.
Bu sadece bir gelenek de değil bu arada.
Aynı zamanda erkek egemen bir sistemin de dayatması.
Şimdi diyeceksiniz ki kardeş evliliği mi?
Evet. Maalesef burada bir kardeş evliliği meselesi devreye giriyor.
Bugün bize çok tuhaf geldiğinin farkındayım ama o dönemde hanedanın gücünü aile içinde tutma yöntemi olarak görülüyor bu.
Yani başka bir kan girmiyor aileye.
İşin duygusal bir tarafı yok.
Tamamen politik bir düzenleme.
Ama tabii ki de berbat bir sistem.
Kleopatra'nın ortak hükümdarı olan kardeşi 8.
Ptolemaios oldukça genç hatta küçük bir çocuk bile denebilir bence.
Böyle olmasına rağmen saray deyip ben büyük ölçüde onun danışmanlarının elinde.
Çünkü neden? Erkek arkadaşlar.
Bu yüzden. E bu da tabii ki Kleopatra ile bu danışmanlar arasına çok ciddi bir güç mücadelesine yol açıyor.
Saray böyle ikiye bölünüyor.
Klopatra kendi otoritesini kurmaya çalışırken karşı tarafta onu saf dışı bırakmaya çalışıyor.
Bu çekişme kısa sürede büyüyor, büyüyor, büyüyor ve Klopatra bir noktada İskenderiye'den uzaklaştırılıyor arkadaşlar.
Yani resmen kraliçeyken bir anda sürgün ediliyor.
Modern tarihçi Stacey Shipp de bu anı Klopatra'nın hayatındaki ilk büyük kırılma noktası olarak tanımlıyor.
Çünkü burada artık Klopatra'nın karakteri netleşiyor.
Yani ya kabullenecek ya da geri dönmek için çok ciddi bir risk alacak.
Ve Kleopatra risk almayı seçiyor arkadaşlar.
Tam bu sırada Roma'da büyük bir iç savaş yaşanıyor.
Julius, Sezar ve Pompeus karşı karşıya geliyor.
Pompeus Mısır'a sığınıyor ama burada öldürülüyor.
Sezar da Mısır'a geliyor tabii.
İşte Kleopatra için de sahne burada açılıyor arkadaşlar.
Kleopatra Sezar'ın Mısır'da olduğunu öğrenince bunun büyük bir fırsat olduğunu fark ediyor tabii ki.
Çünkü Mısır'daki taht meselesi Sezar'ın otoritesiyle çözülebilecek bir noktada gibi.
Anladınız mı? Ama Sezar'a ulaşmak da hiç kolay değil.
Sarayda dünya kadar insan var onu öldürmek isteyen.
Bu noktada tarihin en meşhur sahnelerinden biri anlatılıyor.
Plutarkus'un aktardığına göre Kleopatra gizlice Sezar'ın bulunduğu yere sokuluyor.
Artık halıya mı sarıldı, kumaş bir torbaya mı kondu detaylar kaynaktan kaynağa değişiyor.
Ama ana fikir hep aynı.
Kleopatra her şeyi riske atarak Sezar'ın karşısına çıkıyor.
Bu sahneyi ben hep şöyle hayal ediyorum.
Yani kapıdan normal girse öldürülebilir tabii ki ama bir anda karşısında belirdiğinde artık görmezden gelinemeyecek.
bir fikir oluyor ve bu inanılmaz bir özgüven.
Şimdi bunu yaptıktan sonra Sezar'la konuşmalarının içeriğini birebir bilmiyoruz.
Ama artık kaynaklar Kleopatra'nın konuşma tarzının etkileyici olduğunu özellikle vurguluyor.
Plutarkos, Kleopatra'nın çekiciliğinin fiziksel güzellikten çok ses tonu, zekası, sohbet yeteneği gibi şeylerden geldiğini söylüyor.
Bu olaydan sonra Sezar Kleopatra'yı desteklemeye karar veriyor.
İskenderiye'de çatışmalar yaşanıyor ama sonuçta Kleopatra artık tahtını geri alıyor.
Bu süreçte kardeşi 8.
Ptolemais hayatını kaybediyor.
Yani bu ne demek?
Kleopatra yeniden kraliçe oluyor ama bu kez çok daha güçlü.
Bu noktada biliyorum aşk hayatını daha fazla merak ediyoruz.
Kleopatra'nın. Oralara doğru geliyorum zaten.
Şimdi bu noktada Kleopatra'nın Sezar'la ilişkisi tabii ki derinleşiyor.
Bu ilişki hem kişisel hem de birazcık politik tabii ki.
Bu ilişkiden bir çocuk doğuyor bu arada.
Kleopatra bu çocuğu Sezar'ın oğlu olarak kabul ediyor.
Roma tarafı bu konuda temkinli ama Kleopatra için bu çocuk geleceğin temsili gibi bir şey.
Kleopatra bir süre sonra Roma'ya gidiyor.
Düşünsenize yani Mısır kraliçesi Roma'da Sezar'ın.
çevresinde. Bu durum Roma'da tabii ki çok ciddi dedikodular yol açıyor.
Çünkü Cleopatra sadece güzel bir kadın olarak değil, güçlü ve iddialı bir kraliçe olarak orada.
Bu dönemde Cleopatra'nın imajına ne kadar önem verdiğini de görüyoruz aslında.
Yani kendini tanrıça isisle özleştirmesi, giyim tarzı, takıları bunların hepsi bilinçli tercihler.
Modern tarihçi Mary Beard Cleopatra'nın kendini sunuş biçiminin antik dünyada siyasi bir performansı olduğunu Ben biraz bu konuya girmek istiyorum aslında.
Çünkü Klopatra'nın güzellik meselesi çoğu zaman...
Yanlış
anlaşılan... Ama onun hayatında gerçekten önemli bir yer tutan bir konu.
Bu arada burada böyle hani ayna karşısına saatler geçiren, sadece güzel görünmeye çalışan bir kadın gibi düşünmemek lazım.
Kleopatri için güzellik, beden, bu dış görünüş meselesi aynı zamanda güçle, otoriteyle ve tanrısallıkla bağlantılı bir şey.
Önce şunu söyleyeyim bu arada.
Antik Mısır'da bu güzellik ve bakım dediğimiz şey bugünkü gibi lüks algılanan bir şey değil.
Bu arada şımarıklık da değil.
Tam tersine temizlik, koku, cilt bakımı ve makyaj gibi şeyler hem dini hem de tıbbi bir mesele.
Arkeologların bulduğu kozmetik kapları, merhemler, yağ şişeleri bunu zaten çok açık bir şekilde gösteriyor.
Kleopatra'nın yaşadığı dönemde insanlar göz makyajını sadece güzel görünmek için değil, güneşten, kumdan, göz enfeksiyonlarından korunmak için de kullanıyor arkadaşlar.
Aslında Kleopatra'nın bu siyah göz makyajıyla özdeşleşmesinin sebebi de bu.
Bence bu makyaj yani Antimon ve Galen gibi minerallerden yapılan bu makyaj modern araştırmalara göre gerçekten antibakteriyel etkisi olabileceği düşünülüyor.
Yani Klopatra'nın makyajı dediğimiz şey bugünkü anlamda sadece estetik bir tercih değil.
Aynı zamanda sağlıkla da ilgili bir şey.
Bir de tabii ki o meşhur süt banyosu hikayesi var.
Hani eşek sütüyle banyo yaptığı anlatılıyor falan ya.
Bunun birebir doğruluğu kanıtlanamıyor.
Ama mısırda süttür, baldır, yağlardır.
Bunların cilt bakımında kullanıldığı kesin.
Antik metinlerde ve arkeolojik bulgularda cildi yumuşatmak ve korumak için bu tür böyle doğal karışımların tarifleri var.
Yani Kleopatra'ya atfedilen bu hikaye tamamen uydurma da değil baktığınızda.
Muhtemelen var ama uygulamaların onun ismiyle efsaneleştirilmiş hali bunlar.
Bu arada Kleopatra'nın güzellik sırlarıdır, neler yaptığıdır bunlar için kesinlikle ayrı bir bölüm yapacağım.
Konu bence çok ilgi çekici ve sohbet edilesi bir konu.
sadece bir parfüm meselesine de değinmek istiyorum.
Çünkü çok ilginç bence.
Antik Mısır'da parfüm sadece güzel kokmak için değil arkadaşlar.
Statü, dini ritüeller hatta politik mesajlar için bile kullanılıyor.
Klopatra'nın sarayında kullanılan parfümlerin özel olarak hazırlandığı pahalı yağlar ve retineler iter diye düşünülüyor.
Hatta bazı tarihçiler şunu söylüyor.
Klopatra'nın bulunduğu ortama girdiğinde kokusuyla bile park edilebilen biri olabileceğini düşünün.
Yani bir odaya giriyorsunuz ve herkes bir şey değişti.
gibi hissediyor. Bu da bir tür güç gösterisi aslında.
Kleopatra'nın güzelliğe verdiği bu önem onu kendini tanrıça Isis'le özdeşleştirmesiyle de bağlantılı dedim yani.
Çünkü Isis hem anaç hem de çok güçlü bir tanrıça.
Kleopatra'nın saç stilleri, takıları, kıyafetleri bu tanrısal imgeyi çağrıştıracak şekilde seçiliyor.
Yani Kleopatra şunu söylemek istiyor arkadaşlar.
Ben sadece bir kraliçe değilim.
Bu çok bilinçli bir imaj yönetimi.
Şimdi ben burada devam etmeyeceğim artık bu güzellik sırlarına.
Çünkü birazcık aşk hayatına geri dönmek istiyorum.
Çünkü Cleopatra'nın ilişkileri de tıpkı imajı gibi hep yanlış okunmuş.
Onun aşk hayatı genelde şöyle anlatılıyor, şu klişeyle.
Erkekleri baştan çıkaran bir kadın.
Klişeyle anlatılıyor ama biraz durup baktığımızda bu anlatının aslında ne kadar yüzeysel olduğunu fark ediyorsunuz.
Şimdi Sezar'ın öldürülmesinden sonra Kleopatra'nın dünyası bir anda değişiyor.
Yani Roma'da güç dengeleri alt üst oluyor çünkü.
Kleopatra için bu hem duygusal hem de siyasi bir kayıp.
Çünkü Sezar onun için sadece bir sevgili de değil.
Aynı zamanda çok güçlü bir müttefik ve oğlunun babası.
Bu noktada Kleopatra ne yapmış diyeceksiniz.
Bence çok dikkat çekici bir şey yapıyor.
Hemen yaz tutup köşeye çekilmiyor.
Aksine yeni Roma düzenini okumaya çalışıyor.
Kim güçlenecek, kim kaybedecek, kiminle yol yürümek daha mantıklı bunları düşünüyor.
Ve işte Mark Antony de bu dönemde hayatına giriyor.
Mark Antony ile Klopatra'nın ilk büyük buluşması yani tarihin en efsaneleşmiş sahnelerinden biri.
Nerede oluyor arkadaşlar? Bugünkü Mersin Tarsus civarında gerçekleşiyor.
Antik kaynaklar özellikle de Plutarkoz bu buluşmayı neredeyse bir tiyatro sahnesi gibi anlatıyor.
Anlatılanlar şöyle. Gerçekten çok havalı bir giriş bu arada.
Kleopatra Antonin'in davetine sıradan bir şekilde gitmiyor.
Tabii ki Kleopatra'ya yakışır bir şekilde gidiyor.
Süslü bir gemiyle, altın yaldızlı detaylarla, mor yelkenlerle geliyor.
Kendini adeta bir tanrıça gibi sunuyor.
Antony onu beklerken Kleopatra sahneyi tamamen kontrolüne alıyor.
Bu detayların ne kadarını süsleme olduğunu tabii ki bilmiyoruz ama şunu biliyoruz.
Kleopatra bu buluşmada...
Ben sıradan bir müttefik değilim mesajını çok net veriyor.
Tarsus buluşması Antonyo üzerinde çok büyük bir etki bırakıyor tabii ki ama yine de altını çizmek lazım.
Bu etki sadece güzellikten kaynaklanan bir etki değil arkadaşlar.
Cleopatra'nın sohbeti, zekası, mizahı ve...
Özgüveni antik kaynaklarda gerçekten özellikle vurgulanıyor.
Plutarkus Kleopatra'nın sesinin ve konuşma tarzının insanları çok etkilediğini yazıyor mesela.
O yüzden bunu sadece güzelliğe indirgememek lazım.
Şimdi ne oluyor peki Zeynep Antony ve Kleopatra arasında?
Şöyle ki bu ilişki kısa sürede derinleşiyor.
Birlikte Mısır'a gidiyorlar, İskenderiye'de uzun süre yaşıyorlar.
Bu dönemdeki antik kaynaklar onları baya renkli anlatıyor aslında.
Yani ziyafetler, eğlenceler, hatta birbirlerine şakalar yaptıkları, şehirde kılık değiştirip dolaştıkları gibi hikayeler var.
Bunların bir kısmı muhtemelen abartı ama genel tablo şu.
Cleopatra ve Antony birlikteyken hayat dolu bir ikili gibi resmediliyor.
Sonrasında Kleopatra ve Antony birlikte çocuk sahibi oluyorlar ve bir aile gibi yaşamaya başlıyorlar.
Kleopatra'nın Antony ile kurduğu baz Sezar ile olan ilişkisine göre çok daha uzun soluklu ve daha ortak hayat hissi veren bir ilişki.
Ama Roma'da işler bu kadar romantik anlatılmıyor tabii ki arkadaşlar.
Yani Octavian cephesi Cleopatra'yı böyle Antony'yi baştan çıkaran, Roma'yı tehdit eden bir figür olarak sunmaya başlıyor.
Yani Cleopatra'nın bu tehlikeli kadın imajı bu dönemde iyice sertleşiyor.
Modern tarihçiler Cleopatra'nın bugün bile bu şekilde algılanmasının temelinde bu Roma propagandasının yattığını söylüyor.
Sonrası yavaş yavaş...
Düşüş arkadaşlar. Savaşlar, kayıplar, geri çekilmeler.
Antony'nin ölümü Kleopatra için zaten hem politik hem de kişisel bir yıkım.
Ama Antony'nin ölümünden çok daha önemli bir konuya geliyorum.
Kleopatra'nın ölümü.
En çok konuşulan kısım burası galiba.
En yaygın anlatı Kleopatra'nın bir yılan tarafından sokularak intihar ettiği yönünde.
Ama antik kaynaklara baktığımızda bu konuda bile tam bir fikir birliği yok.
Bazı anlatılar zehirli bir merhemden, bazıları iğne benzeri bir araçtan bahsediyor.
Yani kesin yılan demek doğru değil.
Ama doğru olan şu, Kleopatra Roma'ya esir olarak götürülmeyi reddediyor ve kendi sonunu kendi seçiyor arkadaşlar.
Şimdi burada artık günleri, yılları biraz ileri alıp günümüze gelelim istiyorum.
Kleopatra'nın mezarı nerede?
Bu mezar hala bulunmuş değil arkadaşlar.
Bu da onu çok daha gizemli kılıyor.
Ama son yıllarda özellikle geçtiğimiz yıl bu konuda çok konuşulan bir isim var.
Kathleen Martinez. Martinez, Klopatra'nın mezarının İskenderiye yakınlarındaki Taposiris Magna adlı antik bölgede olabileceğini savunuyor.
Martinez'in çalışmaları yıllardır sürüyor.
Tapınakta bulunan tüneller, heykel parçaları, bazı semboller onun bu iddiasını güçlendirdiğini düşündüğü unsurlar.
Ama bence şunu net söylemek lazım.
Kleopatra'nın mezarının kesin olarak bulunduğunu söyleyen bir kanıt henüz yok.
Yani bu konu hala bir araştırma ve tartışma alanı.
Modern tarihçiler Kleopatra'nın mezarının bulunmasının antik dünya tarihi açısından inanılmaz bir keşif olacağını söylüyor.
Aynı zamanda bunun hiç bulunmamasının da Kleopatra'nın hikayesine çok yakıştığını düşünenler de var.
Ben de böyle düşünüyorum.
Çünkü Kleopatra hayatı boyunca kontrolü elinde tutmuş bir figür.
Ve belki de ölümünden sonra bile gizemini koruyor.
Kleopatra'yı bu kadar ilginç yapan şey de bence bu.
Onun hayatındaki her şey çok insani.
Güçlü ama kırılgan, zeki ama duygusal, hesaplı ama cesur.
Aşkları var, korkuları var, hayalleri var.
Ve bütün bunlar onu sadece tarih kitaplarının bir figürü olmaktan çıkarıyor bence.
Bir başka bölümde Kleopatra'nın bu güzellik sırlarından, kendine neler yaptığından, o dönemde neler kullandığından bahsedelim.
Çok keyifli bir bölüm olacağını düşünüyorum.
Ama şimdilik beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Ben de buradaydım, dinledim.
Zeynep demek isterseniz bana ulaşabileceğiniz sosyal medya saplarını açıklamalar kısmında bulabilirsiniz.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Kendinize çok iyi bakın. Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
