
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Sıkıntılı bir durum yaşadığında kafanda hemen “neden hep benim başıma geliyor?” sorusu beliriyor mu? Bu bölümde Zeynep; söylediklerimizin, beklentilerimizin ve bilinçaltımızın hayatımıza ne kadar etkisi olduğundan ve kendini gerçekleştiren kehanet kavramından bahsediyor.
Zeynep'i instagramdan takip etmek etmek için tıkla!
Podcastin instagram hesabını takip etmek için tıkla!
Transkript
Altyazı M.K.
Herkese merhaba, ben Zeynep.
Konuşulacak Çok Şey Var! podcast'ine, hoş geldiniz.
Benim aslında kaydetmek istediğim podcast bölümlerinden oluşan çok uzun bir listem var.
Ama bu bölüm onlardan biri değil.
Ben son bölümü paylaştıktan sonra bir arkadaşımla, kendisi Zeliha, bir kahve içmeye çıkmıştım.
Instagram'dan beni takip ediyorsanız zaten adını çok duyuyorsunuzdur Zeliş'in.
Her ay birlikte bir kitap seçiyoruz, sonrasında oturuyoruz, buluşuyoruz.
Bir kahve içerken onun üzerine konuşuyoruz.
Çok da keyif alıyoruz bundan.
Bunu da paylaşıyorum hep Instagram'da bolca.
Biz konuşacak çok şey de bulabiliyoruz.
Yani ilgi alanlarımız da çok benzer çünkü.
Bu bölümün mimarı da bence o sayılabilir.
Böyle konuştuklarımızın, ağzımızdan çıkanları nasıl da gerçekleştiğine dair ilginç şeyler anlatıyorduk o sırada.
Ve dedik ki bak bu konuda bir bölüm kaydedebilirsin.
Epey de keyifli olur.
Ve karşımıza kendini gerçekleştiren kehanet üzerine konuşacağımız o bölüm.
sıkıntılı, bizi zorlayan bir şey geldiğinde çoğu zaman aklımıza şu soru geliyor.
Bu niye benim başıma geldi?
Neden ben? Sonrasında bir de şu düşünce ekleniyor.
Ben bunu hak edecek hiçbir şey yapmadım.
Bu zihnimizde yer alan düşünceler son derece güçlü olabilir.
İç konuşmamız pozitif ve iyimser olduğu zaman kendimizi inanılmaz iyi, böyle bulutların üzerinde hissedebiliriz.
Ama tam tersi bir şekilde olumsuz düşünceler hakim olduğu zaman...
kötü hissedebiliriz. Büyük bir stresle karşı karşıya kalabiliriz.
Bu da olumlamadan çok çok daha fazlası.
Aslında gerçekliğimiz değiştirilebilir.
Yani bu iyi düşün, iyi olsun, bir şeyi bin kez dersen olur gibi sözlerin aslında psikolojik bir gerçekliğe dayandığını anlatacağım ben bugün size.
Hepimiz hayatımızın bir bölümünde mutlaka tahminlerimizin şaşırtıcı bir şekilde doğru olduğunu deneyimlemişizdir bence.
Mesela bir iş konuşmasının çok kötü geçeceğini düşündükten sonra konuşma sırasında karşılaştığımız olumsuzluklar karşısında hiç şaşırmazsınız.
Çünkü zaten biliyorsunuzdur yani bunun olacağını.
Çünkü tahmin ediyordunuz, bunu bekliyordunuz.
Bu ve bunun gibi olaylarda insanlar aslında kendilerini ve neler yapabileceklerini çok iyi tanıdıklarını...
Bu tahminlerin doğru olduğunu düşünme eğilimindeler.
Bu yaklaşım doğru da olabilir ama...
Bu tahminlerin ve beklentilerin davranışlar üzerindeki etkisini hiç küçümsememek gerekiyor.
Burası çok çok önemli.
İnsanlar beklentilerinin ve inançlarının bilinçaltı düzeyde davranışlarını etkilemesiyle kendini gerçekleştiren kehanet kavramını gerçekleştiriyorlar.
Robert Merton kendisi bir sosyolog.
1948'de şöyle bir şey söylüyor.
Bir durum gerçek olarak algılanıyorsa o durumun sonuçları kişinin gerçeği olacaktır.
Bu sözüyle... Dendikten sonra yaptığı çalışmalar sonucunda kendini gerçekleştiren kehanet terimini ortaya atıyor.
Bu terimin kaynağı sosyal psikoloji.
Bu kendiniz veya herhangi biri hakkında tahminde bulunduğunuz zaman aslında bu tahmininizin gerçekleşmesinin neden olabileceğiniz anlamına geliyor.
Yani günün sonunda siz veya diğer kişiler belirlediğiniz beklentilere göre hareket edecek ya da tam anlamıyla buna uyacaksınız.
Bu konuda çok fazla deney yapılıyor.
Bunları anlattığımda...
Kafanıza daha çok oturacaktır.
Klinik psikologlar ünlü sosyologlarla iş birliği yapıyorlar ve birçok deneyi imza atıyorlar.
Evet. Ama bunu neden yapıyorlar?
Çünkü kişinin düşünce ve inançlarının beklenen sonuçlara neden olup olmayacağını anlamak istiyorlar aslında.
Bu deneyleri anlatığımda aslında insanlara karşı olan hatta kendimize karşı da olan beklentilerimizin, davranışlarımızın aslında ne kadar kıymetli olduğunu fark edeceksiniz siz de.
Öncelikle 1963 yılında iki grup öğrenciyle bir çalışma yapılıyor.
Bunu anlatmak istiyorum. İlk gruptaki öğrencilere kendilerine verilen farelerin özel olarak seçildiğini ve ortalamadan daha yüksek zekaya sahip olduğu söyleniyor.
İkinci gruptaki öğrencilere ise kendilerine verilen...
farelerin genetik olarak dezavantajlı olduğu iletiliyor.
Halbuki fareler tamamen rastgele seçilmiş fareler.
Deney sonucunda ilk gruptaki öğrencilerin ikinci gruptaki öğrencilere göre farelere daha şefkatli davrandığı belirleniyor.
Bunun sonucunda da ilk gruptaki farelerin ikinci gruptaki farelere göre labirentte yürüme deneyinde daha iyi performans gösterdiğini görüyorlar.
İkinci gruptaki farelerin bazıları başlangıç çizgisinden bile ayrılmamış.
Çünkü onlara zaten başaramayacak gibi düşünerek davranıldı.
Diğer gruba kıyasla daha az şefkat görerek geçirdiler vakitlerini.
Şöyle dönüp etrafımıza baktığımızda ne kadar tanıdık geliyor bu davranışlar aslında değil mi?
Belki bazı önyargılar, belki bazı yanlış anlamalar hiç fark etmez.
Ben bu yüzden her podcastimde konuyu hep şuraya getirmeye çalışıyorum.
Kendinize nasıl davrandığınıza dikkat edin.
Peki sadece bu yeterli mi?
Hayır. Çevrenizde bulunan insanlara da dikkat etmeniz gerekiyor arkadaşlar.
Yani samimi olmayı seçtiğiniz insanlara, dostluklarınıza dikkat edin.
Beş arkadaşının ortalamasıdır derler ya ben katılıyorum buna kesinlikle.
Hatta bu arkadaşlıklar konusu üzerine de bir...
podcast bölümü mutlaka gelecek zaten.
Bu konuyu daha derin konuşabilmek için bir çalışmayı daha anlatmak istiyorum.
Sosyal psikoloji kitabında bunu okuduğumda kitabı bir kapattım.
Balkondaydım güzel de bir kahve yapmıştım.
Ve gerçekten çok düşündürdü beni.
Çevrenin beklentileri yüzünden belki de kendini hiç gösteremeyecek olan insanları düşündüm.
Çocukları düşündüm.
Sırf hayır diyemediği için ki bu hayır diyebilmek konusunu uzun uzun konuşmuştuk.
O bölümü de dinleyin mutlaka.
Sırf hayır diye... yiyemediği için ona başaramayacağını tırnak içinde çok şefkatli çok nazik bir şekilde söyleyen insanların arasında kalmış.
Belki de çok güzel şeyler başarabilecek olan insanları düşündüm.
Bu bölümden sonra sizin de bu konu üzerine düşünmenizi çok isterim.
Gelelim bu önemli çalışmaya.
Az önceki deneyi yapan Robert Rosenthal bahsetmiştim az önce.
Kendisi bir okul müdürüyle birlikte bir çalışma gerçekleştiriyor.
Bir ilkokulda gerçekleşiyor bu.
Okuldaki bütün öğrencilerin girdiği bir test yaptılar ve öğretmenlere kimi öğrencilerin çok başarılı olduğunu, gelecek yıllarda akademik açıdan bir patlama yapabileceklerini söylediler.
Aslında tahmin edersiniz ki bu o kadar da doğru değil.
Çünkü bu patlama yapacak denilen öğrenciler tamamen rastgele seçilmiş.
Aslında baktığımızda böyle bir şey hiç söylenmemiş olsaydı bu patlama yapacak öğrencilerin ortalama olarak diğerlerinden daha zeki olmadığını ve patlama yapma olasılıklarının da diğerlerinden daha fazla olmadığını düşünecektik.
Çünkü bize böyle bir şey söylenmemiş olacaktı.
Bu öğrencilerle diğerleri arasındaki tek fark öğretmenlerin zihinlerindeydi.
Ne öğrencilere ne de onların anne babalarına test sonuçlarıyla alakalı hiçbir şey söylenmedi çünkü.
Öğretmenlerde belirli öğrencilerin özel bir başarı getireceği beklentisini yarattıktan sonra Rosenthal ve müdür beklemeye koyuluyorlar tabii ki.
Sınıf dinamiklerini belli aralıklarla gözlemliyorlar ve her yıl sonunda öğrenciler arasında bir zeka testi düzenliyorlar.
Peki kehanet sizce doğrulanacak mı?
Evet doğrulandı.
Farklı sınıflardaki patlama yapacağı söylenen öğrencilerin zeka testi sonuçlarında diğer öğrencilere oranla çok daha büyük ilerlemeler kaydettikleri görülmüş.
Öğretmenlerin beklentileri yani gerçeğe dönüşmüş.
Peki şöyle bir soru sorayım.
Aklınıza gelmiştir bu soru mutlaka şu an.
Bu çalışmadaki öğretmenler...
Duyarsız bir şekilde bu patlama yapması beklenen öğrencilere daha özenli ve özendirici mi yaklaştı?
Kesinlikle hayır. Ama arkadaşlar...
Kendini doğrulayan kainat, bilinçli, kasıtlı bir hareket değil, otomatik düşünmenin bir örneğidir.
Hatta işin ilginç yanı, çalışmadaki öğretmenler...
patlama yapması beklenen öğrencilerle diğer öğrencilerden biraz daha az zaman geçirdiğini söylüyor.
Ama bununla birlikte şöyle bir durum da var.
Çalışmada öğretmenlerin bu başarılı olan öğrencilere olan davranışları dört farklı açıdan ortaya konuyor ve görülüyor ki öğretmenler patlama yapması beklenen öğrencilere duygusal açıdan
daha sıcak davranıyorlar.
Onlara daha fazla kişisel ilgi gösteriyorlar.
Onları yüreklendiriyorlar, saadetlendiriyorlar.
Çünkü arkadaşlar beklentiler.
Yani çok da derin bir konu aslında bence beklentiler.
O yüzden yolumdan ayrılmamaya çalışacağım.
Yoksa biliyorsunuz ben konudan konuya atlarım.
Ama sohbetimize bir alıntıyla devam etmek istiyorum.
William James şöyle demiş.
Başarılı bir sonucu her şeyden çok etkileyecek olan zor bir görevin başlangıcındaki tavrımızdır.
Özellikle sınav dönemimizdeki...
Kendimizi canlandıralım gözümüzün önünde şu an ya da belki çocuğunuzu canlandırabilirsiniz.
Ve o stres altındaki insan çalışıyorum çalışıyorum olmuyor işte ne kadar çalışırsam çalışayım olmayacak gibi şeyler söyledikçe bu otomatik olumsuz inançları zamanla davranışa dönüşecek
ve öğrenci çalışma sürecinde anlama ve öğrenme algılarını kapatacaktır arkadaşlar.
Bu tamamen bilinçsiz bir şey tabii ki.
Yani kim kendi öğrenme algılarını kapatmak ister?
Ama işte konunun ne kadar önemli olduğunu görün diye veriyorum bu örneği şu an.
Peki sınavdan bir gün önceki bu kaygılarıyla birlikte olumsuz düşünce ve inançlarla sınava giren bu çocuğa sizce ne olacak?
Tabii ki de sınav esnasında bu ve benzeri düşünceler sınavdaki başarısını düşürecek ve sonunda kehanet kendisini gerçekleştirmiş olacak.
Bu yüzden daha olumlu inançlara sahip olmak sınav sürecindeki öğrenciler gibi tüm hayatınız için geçerli bu.
Yani bu olumlu düşünceler yaşamınızın birçok döneminde kehanetlerin pozitifi...
etkilerini görmenizi sağlayacak.
Bu yüzden bu bölüm bir aydınlanma bölümü olsun belki de bazılarınız için ve inançlarınızı yeniden şekillendirin.
Yani ben yapabilirim, başarabilirim, öğreniyorum deyin.
Tam burada Gandhi'den bir alıntı yapmak istiyorum.
Kendisi hakkında hala okuyorum.
Mutlaka bir muhatma Gandhi bölümü gelecek.
Şimdiden yerinizi alabilirsiniz.
Gandhi diyor ki, söylediklerinize dikkat edin.
Düşüncelere dönüşür.
Düşüncelerinize dikkat edin.
Duygularınıza dönüşür.
Duygularınıza dikkat edin, davranışlarınıza dönüşür.
Davranışlarınıza dikkat edin, alışkanlıklarınıza dönüşür.
Alışkanlıklarınıza dikkat edin, değerlerinize dönüşür.
Değerlerinize dikkat edin, karakterinize dönüşür.
Karakterinize dikkat edin, kaderinize dönüşür.
Arkadaşlar, düşüncelerimizi iyiliğe, güzelliklere ve olumlu düşüncelere yönlendirmek tamamen bizim elimizde.
Davranışlarımız da keza öyle.
Ufak bir tebessüm, kahkaha, vücudumuzun duruşu, göz teması, samimiyet ile yapılan her şey, sevgi ve büyük bir inançla yapılan her iş zamanla size güzel
enerji ile dönecektir.
Bu her konu için böyle.
Arkadaşlarınız konusunda, aşk hayatınızda da, iş hayatınızda da, kilo verme konusunda bile arkadaşlar yapabilirim.
Ben bunu başarabilirim deyin kendi içinize dönüp.
Son olarak bu neden benim başıma geldi sorusuna bir bakalım istiyorum.
Kaç defa sordunuz bu soruyu kendinize?
Kaç defa böyle isyan edesiniz geldiğiniz?
Zaten önce benim başıma gelir.
Gelmese şaşırırım dediniz.
Kaç defa? Kızdınız, üzüldünüz, belki de usandınız artık.
Bu düşünce yapısıyla ilgili 3 konu açılıyor araştırmalarda da.
Öncelikli olarak kontrol düşüncemize bakmamız gerekiyor ve şunun altına böyle defalarca çizmemiz gerekiyor.
Her şey bizim kontrolümüz altında.
Biz insanlar olarak sanıyoruz ki bazı tedbirleri alırsak, bazı şeyleri olması gerektiği gibi yaparsak her şeyi kontrol edebiliriz.
Ama üzücü bir haberim var ki maalesef böyle olmuyor her zaman.
Bu aynı şöyle bir şey yani inanılmaz iyi eğitimler alabilirsiniz, çok iyi başarılı bir çalışan olabilirsiniz.
Ama bu bir gün o şirketin asla batmayacağı ve aniden işsiz kalmayacağınız anlamına gelmiyor.
Ya da bir trafik kazası...
Her zaman kurala uyan, çok dikkatli olan bir sürücü tarafından mı gerçekleştiriliyor?
Hayır, çünkü tamamen kontrolünüz dışında da yaşayabilirsiniz bunu.
Ben bu örnekleri çoğaltıp tadımızı kaçırmayacağım ama şunu anlatmak istiyorum özetle.
Başımıza gelen şeyleri çoğu zaman engelleyemiyoruz.
Ama nedeni her ne olursa olsun, hayattaki birçok şeyin kontrolümüz altında olmadığını kabul ettiğimiz anda aslında olaylara bakış açımız da değişebiliyor.
Bence bu taraftan bakalım hayatı birazdan.
Bir başka düşünce yapısı ne peki Zeynep derseniz?
Kıyas yapmak. Arkadaşlar yani şunu unutmamalıyız ki her insanın farklı bir hikayesi var ve biz asla başkalarının hikayesini tamamen bilemeyeceğiz.
Sosyal medyaya da değinmek istiyorum aslında bu kısımda.
Reels'larda, story'lerde gördüğümüz o muhteşem hayatlar da bizi biraz memnuniyetsizliğe ve isyana itiyor bence.
Ama içeriden bir bilgi arkadaşlar.
Onlar da bir şeylere üzülüyor.
Birilerine darı... arılıyor, sıkıntılar yaşıyor bazen ama sadece güldükleri kısımları atıyorlar.
O yüzden sanmayın ki sosyal medyada gördüğünüz insanlar peri masallarında yaşıyor.
Hal böyleyken kendimizi başkalarıyla kıyaslamak ve bu neden benim başıma geldi demek pek de mantıklı olmuyor değil mi?
Ve son olarak zorluklar.
Yani zorluk yoksa hayatımızda değişim de yok, gelişim de yok, zihinsel ya da ruhsal büyüme de yok.
Zorluklar hayatımızın kaçınılmaz bir Bir parçası olduğu gibi gelişimimizin de kaçınılmaz bir parçası.
Sözü ne kadar da doğru aslında değil mi düşününce?
Yani şöyle bir bakalım. Diyelim ki güzel bir işiniz var.
Ve size diyorlar ki 3 ayda bir yükseleceksin.
Daha iyi bir pozisyona geleceksin.
Ve hiçbir şey yapmana gerek yok.
Bu her koşulda gerçek olacak zaten.
Yine de buna rağmen kariyerinizde gelişmek için çaba harcar mıydınız?
Yani daha çok çalışacağım der miydiniz?
Dürüst olalım. Bunun gibi düşünürsek gelişim aslında bizi zorlayan şeylerle gerçek olabiliyor.
O yüzden tekrar soralım.
Bu neden bizim başımıza geldi?
Bu bizim başımıza geldi çünkü bizi büyütmek, geliştirmek, değiştirmek ve farklı bir açıdan bakmamızı sağlamak için de.
Umarım ki keyifli bir sohbet olmuştur.
Evet ben de dinledim demek isterseniz bana instagramdan yazabilirsiniz.
Oradan da takip edebilirsiniz.
Bağlantı linkini açıklamalar kısmına bırakıyor olacağım.
Kendinize çok çok iyi bakın.
Kendinize çok iyi davranın.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Bay bay. Fikrinizden yayına, format, kayıt,
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
