
Kendini Affetmek - Bilinçaltı - Bazı Yol Ayrımları
15 Aralık 2021 · 22 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Okuduğu bir kitaptan yola çıkan Zeynep, bu bölümde kendini affetmek, bilinçaltımıza işlediklerimiz ve bazı yol ayrımları hakkında konuşuyor.instagram.com/zeynephantik
Zeynep'i instagramdan takip etmek etmek için tıkla!
Podcastin instagram hesabını takip etmek için tıkla!
Transkript
Altyazı M.K.
Selamlar, hoş geldiniz.
Ben Zeynep. Bugün size yine ben eşlik edeceğim.
Çünkü burada sadece ben varım.
Saat akşamın on buçuğu.
Açtım mikrofonu. Dökeceğim içimi böyle şakır şakır falan diyormuşum.
Yok dökmeyeceğim. Bu kadar duygusallaşmayacağım ama...
Şu kısım doğru ki bugün biraz daha duygusal konulardan bahsedeceğim.
Öyle mitolojidir, bilim falan.
Gerçi bilime biraz da girmiş oluruz ama.
Daha doğrusu nereden başlayacağız sohbete biliyor musunuz?
Ben geçen ayda bir tane story attım.
Dedim ki çocukluk anılarınızı ne kadar hatırlıyorsunuz?
Çünkü mesela benim bazı arkadaşlarım vardı.
Yani böyle utanmasa ilk gözünü açışını falan hatırlayacak.
İlk ne gördü falan. Bu çocukluk anılarını anlat anlat bitiremiyorlar.
Çok kıskanıyorum onları. Neyse ben bu soruyu neden sordum?
Çünkü son okuduğum kitapta bununla alakalı bir kısım var.
vardı. Birazdan anlatacağım ve bence siz de şaşıracaksınız bayağı.
İyi dinleyin. Bu arada kitabın adı Kendini Affet.
Annem bu bölümü bekliyor peydir.
Geçen gün orada beni akşam böyle babamla kahve içiyorken benim podcast'imi falan açmışlar, dinlemişler.
Ya bir utandım yani kaç bin insan dinliyor, geliyor yorum atıyor vesaire tık yok.
Ama böyle tanıdığım yanımda olan insanlar benim yanımda içeriklerimi falan açınca ben yerin dibine giriyorum utanmaktan ya.
Neden böyle oluyor bilmiyorum ya.
Bunun da kesin bir psikolojik açıklaması vardır.
Kesin vardı. Yani biraz irdelemek lazım bunu.
Neyse işte dinlemişler, sevmişlerdi bayağı.
Annem de bu kitabı alıp okuyacak benden.
Çünkü geçen konuştuğumuzda söyledim ona işte çok hoşuma gitti falan diye.
Bu hafta sonu İzmit'e gideceğim.
Giderken kitabı da götüreceğim.
Bununla alakalı bölüm ne zaman gelecek diye bekliyordun.
Anne işte o bölüm bu bölüm.
Bu arada çok önemli bir konu sahiden.
Biz hep sanırız ki böyle affetmek karşımızdaki insana yapacağımız bir iyilik, bir hediye.
Oysa ki hiç öyle değil.
Affetmek herkesten önce kendimize yapacağımız en büyük iyilik.
iyilik. Karşıdaki insana bağışlamak size kalmış yani.
Orası ayrı. Şimdi diyeceksiniz bunlar farklı şeyler mi?
Evet. Ahmet Güneş de işte bundan bahsediyor kitabın ilk bölümlerinde zaten.
Kitap da tam önümde.
Şimdi notlar ala ala altın çize çize ilerlediğim için size de birkaç yerini okumayı düşünüyorum.
Sohbet nasıl ilerleyecek göreceğiz bakalım.
Şimdi şöyle ki bizler pek alışkın değiliz bence bu kelimelere yani.
Kendini affetmek. Ne demek kendini affetmek?
Biz genelde böyle ya başkasını affetme ya da işte biri tarafından affedilme.
Ya da hani yaratıcıdan af dilemeye falan daha yatkınız değil mi?
Ama aslında şöyle ki affetmek, affedilmekle başlıyormuş.
Yani affetmenin ilk adımı kendini affetmekmiş.
Bu kendini suçlamayı bırakmakmış.
Yani suçsuzluğun o huzurunu hissetmemiz gerekiyormuş.
Ancak o huzuru hisseden kişiler bir başkasını affedebilirlermiş.
Yani affedebilmek için affedilmişlik duygusunun o tatlı hissini bir tatmış olmamız gerekiyormuş.
Ahmet Güneş'e diyor ki kitapta, işte bundandır ki kendini affetmemiş birey başkasını affetmemiş.
affedemez. Başkası tarafından affedilmeye ihtiyaç hissetmez diyor.
Şimdi biz önce bu kelimelere bir bakalım.
İlk kelimemiz neydi? Affetmek.
Nedir bu affetmek? Af dediğimiz şey bırakmak demek.
Yani affetmek de insanın kendini incitmiş insana karşı o bilinçaltında beklettiği öfkeyi, kini, nefreti bırakması.
Yani biz affederken incinmişlik duygumuzu bırakıyoruz aslında.
Yani affetmek öyle sandığımız gibi karşıdaki kişiyle alakalı değil.
İncinmiş duyguyla alakalı direkt olarak.
Bu affetmek dediğimiz şeyin de iki aşaması varmış.
İlki incinmişlik duygusunu bırakmak.
Bu ilk aşama zaten ruh sağlığımız için falan da çok.
Gerekli, çok kıymetli bir şeymiş.
Yani bir şeyleri affetmek zorundayız.
O incinmişliği, içimizdeki öfkeyi, nefreti bir bırakmamız gerekiyor bir köşeye.
Bu affetmek dediğimiz olay karşımızdaki insanın iyiliği için değil.
Bizim iyiliğimiz için. Dediğim gibi ruh sağlığımız için.
Peki ikinci aşama ne?
İkinci aşama da bağışlamak.
Yani bu bağışlama dediğimiz kısımda bize inciteni de affedebiliriz.
Onunla tekrardan bir bağ kurabiliriz.
İstersen güvenebiliriz falan.
Bu tamamen tercih meselesi.
Yani ama bir daha bağlanmak istemiyorum.
Ben buna güvenmiyorum diye bırakabiliriz de yani.
Ama ilk aşama mecburi.
Peki bu çocukluk mevzusu neydi?
Enteresan kısma geliyoruz yavaş yavaş.
Şimdi söyle gençler.
Dinliyorsunuz değil mi? Biz geçmişte yaşadığımız birçok olayı genelde bilinç düzeyinde hatırlıyoruz.
İşte hangi okulda okuduk?
Nerede yaşadık? Yaşadığımız ev nasıldı?
Odaları nasıldı? Duvarları ne renkti falan.
Çocukken oynadığımız soka...
Bir sürü örnek çıkar buna.
Bizim bu bilinç düzeyinde hatırladığımız anılar genellikle davranış boyutunda oluyormuş.
Yani herhangi bir duygu içermiyorlar.
Ama bilinç düzeyinde hatırladığımız bu anılara duygusal çağrışımlar da eklenmeye başlanırsa...
İşte o zaman bilinçaltımız da devreye giriyormuş.
Yani bilinçaltımız geçmişte yaşadığımız olayların duygusal boyutlu hafızasını içeriyormuş.
Yani aslında şöyle ki yaşadığımız olayların davranış boyutu bilinç düzeyinde, duygu boyutu ise bilinçaltı düzeyinde kaydoluyor.
Anladınız mı? Davranış boyutu bilinç düzeyi, duygu boyutu bilinçaltı düzeyinde.
Tamam mı? Biraz karışık gibi duruyor ama değildi aslında.
Şimdi bu bilinçaltı konusu neden açıldı?
Şundan dolayı açıldı. Şimdi eğer ki bir olay yaşanırken duygularımız zarara uğramışsa ya da bastırılmış ve duygusuz bir şekilde yaşanmak zorunda bırakıldıysa az önceki cümle gibi anlatmaya çalışırsam
şöyle oluyor. Bilinç düzeyinde kayıt olan bir olayın duygu düzeyinde karşılığı yoksa Biz o anıyı hatırlamıyoruz.
Yani çok enteresan değil mi?
Bu da bilinçaltımızın bir savunma mekanizmasıymış yani.
Ki hatta o kadar önemliymiş ki belki de bu hatırlamadığımız bazı anılar bize iyilik yapıyorlarmış.
Yani o anı belki bizde bir hasar bırakacaktı ya da bir incinmişlik kalacaktı belki duygularımızda.
Çok garip geldi bana okuyunca.
Ahmet Güneş bu bilinçaltı mevzusunda o kadar çok bahsediyor ki kitapta ki benim gerçekten çok ilgimi çeken bir konu.
Ben bu bilinçaltına var ya nerelere...
neleri atlarım şimdi. Yine ikilemeleri de söyleyemiyorum neyse.
Kitapta mesela diyor ki, bu anılarla alakalı olan bölümde diyordu bunu.
Çocukken sürekli anne ağzları içiten bir çocuğun Yetişkinlik yıllarında gülerek, ay işte ben çocukken çok yaramazmışım, annemimle baş etmekte çok zorluk çekmiş diye anlatması, bilinçaltının öfkesini
yönetemeyen bir annenin çocuğu olmanın dersizliğini bastırabilmek için kendini yaramaz bir çocuk olarak göstermeye razı olmasından başka bir şey değildir diyor.
Yani aynen böyle diyor. Çünkü bilinçaltımız bir huzursuzluk anında, o huzursuzluğu azaltabilmek için yaşanan olayın kurgusunu değiştiriyor ve o huzursuzluktan kaçınıyor.
Yani bu da böyle bir ente...
savunma mekanizması anlayacağınız.
Bu bilinçaltı dediğimiz ya gerçekten inanılmaz enteresan bir konu.
Bilmiyorum ilginiz var mı ama ben özellikle bu son iki senedir falan böyle kafayı sıyırmış gibi araştırmaya çalışıyorum bu konuyu.
Hatta böyle biraz bahsedeyim ama bu çekim yasası vs.
konularına girmeyeceğim. Onu başka bir bölümde uzun uzun konuşalım çünkü Ayrı bir bölümü hak ediyor bence o.
Şimdi ben bu bilinçaltı olaylarına falan merak saldığımda ilk bilinçaltının gücü diye bir kitaba rastlamıştım.
Bu Secret'ı vesaire geçiyorum işte kitabını, filmini, belgeselini falan.
Okuduk, izledik ama şimdi sadece bilinçaltı kısmına odaklanmak istiyorum.
Ne dedim? Bir iki sene önce merak saldım.
Hatta annem de merak saldı.
Daha doğrusu şöyle oluyordu hep.
İşte bu çekim yasası, travmalar, işte travma temizlikleri bilmem ne bu konular zaten sık sık açılıyordu da.
En komik şeydi mesela ben bir şey söyleyeyim.
olumsuz. İşte ben yapamayacağım ya galiba işte şu işi halledemeyeceğim galiba falan.
Biri ortamdan çıkıyor şöyle işte iptal iptal iptal iptal falan diyor.
İşte bu benim annem o kişi.
Bu iptal demek zorunda değilsiniz tabii ki ama genel olarak istediğimiz şey biri olumsuz bir şey konuştuğunu onu uyarmak.
Çünkü olumsuz konuşmak iyi bir şey değil.
Buna birazdan değinelim hatta.
İşte ben o zamanlarda da kitap arıyorum işte.
Yabancı bir hesaba denk geldim.
Blog yazıları okurken vesaire ben çok gezinirdim öyle.
Şöyle bir soru soruyordu ki çok ilginç bir soru bence.
Direkt o soruyu soracağım size.
Günlük hayatta yaptığım her hareketimde ve faaliyetimde beynim sürekli olarak çalışıyor ve bana yardımcı oluyor.
Uyurken bile. Her türlü faaliyetimde onu etkin ya da pasif olarak kullanıyorum.
Peki bana bahşedilen, hayatımın her alanında bana etki eden bu büyük nimeti nasıl ve ne şekilde işlediğini bugüne kadar hiç merak ettim mi veya araştırdım mı?
Bu soruyu okuduğumda şöyle bir kala kaldım.
Çünkü araştırmadım yani aklıma öyle gelmedi öyle beynimi araştırayım, bilinçlerimi işte zihnimi araştırayım falan.
Bu soruyla birazcık bende kıvılcımlar yanmıştı.
Kıvılcımlar parlamıştı.
İşte neyse.
Çoğu insan da bence benim gibi çevresinde böyle olup bitenden, kendisine verilen nimetlerden habersiz bir şekilde yaşamını sürdürüyor.
Şu an çay içiyor, belki kahve içiyor.
Hele de bu gerçekten teknolojinin inanılmaz hızlı ilerlediği bir çağda.
Biz bu zihnimizi işte telefondan, bilgisayara, televizyona direkt teslim etmiş durumdayız.
Bazen eminim ki size de oluyordur.
Zamanı nasıl akıp gittiğinin farkında bile olmuyoruz.
Ben de çoğu zaman böyle olabiliyorum yani maalesef ki.
Ve bence bu böyle yavaş yavaş kendi ürettiğimiz şeylerin kölesi haline geliyoruz.
Yani modern köle diyebilir miyiz kendimize biraz?
Aynen öyle. Kendimizi bu sanal aleme hapsediyoruz ve belki faydalı şekilde kullanılması mümkün olan bir şeyi ama kötüye meyilli olarak tamamen zararlı bir şekilde kullandığımız teknolojinin bize böyle...
tüketmesine göz yumuyoruz.
İşin bence en komik tarafı da bu şekilde biz sosyalleştiğimizi düşünüyoruz.
Ama aslında bence daha da yalnız hale geliyoruz çoğu zaman.
Bence tabii ki. Bu işte zihin gözlerimizi bir yarsak her şeyin yalnızca bu sanal dünyadan ibaret olmadığını da anlayacağız.
İşte bu mikro alemden makro aleme kadar.
Her şeyin böyle çok güzel bir düzen içerisinde gerçekleştiğini göreceğiz.
Hatta görmekle kalmayacağız.
Merak edeceğiz. Ehaliyle de sorgulayacağız.
Sorgulayınca da araştırmaya başlayacağız.
İşte bu Kitabın yazarı da bu durumu şöyle söylüyordu.
Elinizin altında sonsuz zenginlikler var.
Bunu elde etmeniz için yapmanız gereken tek şey zihin gözlerinizi açmak ve içinizdeki sonsuz hazineyi görmek.
Yani bu araştırmaya vesaire çok uzaktan başlamak gerekmiyor.
Bu yazarın dediği gibi içinizdeki sonsuz hazinelerden başlayabiliriz bence araştırmaya.
O yüzden biraz bu zihinden bahsedelim, onun üstünde duralım çünkü çok enteresan.
Bu zihin dediğimiz şey nedir, ne olarak bilinir?
Bu insanda anlayış ve kavrama yetisi olarak biliniyor.
iki tane seviyesi var. Birisi bilinç yani rasyonel seviye.
Diğeri de bilinçaltı yani irasyonel seviye.
Şimdi biz düşünme eylemini bilinçli zihnimizle gerçekleştiriyoruz.
Bilinçaltı kelimesine zaten bilinçaltı deyince direkt şu yorum geliyor.
İşte bilinçaltımız bizim isteğimizin dışında çalışıyor.
Ona etki edemeyiz biz. İşte o çok hayır bir şey falan gibi düşünülüyor.
Ama bu bence yanlış. Yani bu konulara ilgiliyseniz tabii zaten kitabı alın okuyun elbette.
Bir tek benim kısa sohbetimle olmaz asla.
Ben yetkili kişi değilim.
Kitabı bu arada aslında komple de hatırlayamıyorum.
Çünkü bu konularda ben çok kötüyüm.
İzlediğim filmleri bazen filmi izleyip izlemediğimi bile unutabiliyorum.
O yüzden bunları... not alırım ben böyle günlüğüme, ajandama falan.
Kitapta böyle hani keyif aldığımı hatırlıyorum ama sadece bazen böyle tekrara düşüp durduğunu hatırlıyorum.
Böyle durumlar beni biraz sıkıyor kitap okurken.
O yüzden bu kısmı unutmamışım ama genel olarak sevdiğim bir kitap olmuştu.
Neyse ben size neden yanlış olduğunu düşünümü anlatıyordum.
Şimdi bu örnekleri böyle hep okuduğum incelemelerden işte bana enteresan gelen yazılardan vesaire yabancıların bloglarından Goodreads gibi uygulamalardan.
Böyle hep denk gele denk gele birleştirdim kafamda.
Blog yazı okumak müthiş bir şey bu arada.
Kesinlikle inceleyin.
Şimdi mesela birinde işte diyordu ki işte Bildiğimiz gibi, hepimizin bildiği gibi kalbimiz istamsız çalışıyor.
Yani bizim isteğimizin dışında çalışıyor.
Ama siz işte yediğiniz, içtiğiniz, hareketiniz vs.
sizin kalbinizin çalışmasını etkileyebiliyor.
Yani mesela sürekli fast food yiyorsunuz, çok yağlı yiyecekler yiyorsunuz.
Her gün hamburger, hamburger, hamburger.
Kalbinizin etrafında da kolesterol birikimi olabilir.
Kalp damarlarının tıkanmasına neden olacak kadar size zarar verebilir bu.
Ve biz bu yağlı yiyecekleri istersek yemeyebiliriz de.
Yani bu bizim tamamen... kişisel tercihimiz.
Yani biz bunu islamlı olarak tüketip kalbe zarar vermiş oluruz dolaylı yoldan.
İşte bilinçaltı da aynen böyle işliyor.
Bizim düşüncelerimiz bilinçaltını etkiliyor ve bu da çevremize işte olumlu ya da olumsuz bir yanıt olarak bize geri dönüyor.
Biraz daha anlaşılır nasıl anlatılabilir?
Mesela bizim bilinçli şekilde sürekli olarak düşündüğümüz şeyler bilinçaltımızı çöküyor ve orada Yani bu şey doğru da olabilir bu arada yanlış da olabilir hiç fark etmez.
Çünkü bilinçaltımız sürekli bu düşündüğümüz şeyi doğru olarak kabul ediyor.
Ve bunu gerçekleştirmek istiyor.
Yani biz neye inanırsak başımıza da o geliyor.
Bu bilinçaltını daha somut bir şekilde nasıl canlandırabiliriz?
Şöyle canlandırabiliriz.
Bilinçaltınızı bir bahçe olarak hayal edin.
Evet bildiğimiz bahçe işte bir şeyler ekeceğiz falan.
Biz bu bilinçaltı bahçemize ne ekersek onu biçiyoruz.
Yani biz sevgi, umut, işte başarı vs.
bunların tohumlarını ekersek biz iyiliğin, güzelliğin, tatlılığın filizlerini görürüz.
Ama tam tersini yaparsak yani işte sürekli nefret, bir kıskançlık.
kötü şeyler bu şekilde tohumlar ekerseniz geri dönüp aldığımız şey yine kötülük olur.
Yani bilinçaltı dediğimiz şeyin yasası bu şekilde işliyor.
Bu yüzden de mesela ben çevremdeki insanlarla da çok konuşurum bu konuları ki gerçekten bazen çok...
baskılamaya çalışıyorum bu konuda elimden geldiğince.
Çünkü bence doğru bir şey de yapıyorum.
Bu yapamam, başaramam işte benim buna gücüm yetmez.
İşte ben çok mutsuz bir insanım.
Bütün kötü şeyler benim başıma geliyor vesaire gibi cümleleri kullanmamaya çalışıyorum.
Yani ben bunu pek kullanmamaya çalışıyorum ki kolay bir şey değil.
Bence de değil. Ama en azından elimden geldiğince bunu yapmaya çalışıyorum.
Bunu işte yapamadığınız için direkt iptal iptal diye devreye girebilirsiniz.
Annem gibi. Ama şimdi siz bunları Bu şekilde kullanırsanız bilinçaltınızı, bu şekilde böyle olumsuz telkinlerde bulunursanız sürekli.
Bilinçaltınız bunu kendine bir emir olarak kabul ediyor ve hani diyor ki yani paşam tamam.
Tamam sakin ol. Madem yapamam diyorsun.
Yapamayız. Yani yapamayalım diyor.
Başaramayalım. Madem kötü şeyler bize geliyor.
Tamam bize geliyor falan diyor.
Ve bunları layıklığıyla yerine getirmeye çalışıyor diyebiliriz.
Çünkü bu şekilde konuşursak da bizim sonucumuz ne olur?
Yani elimizde kalan ne olur?
Tabii ki de mutsuzluk olur. Başarısızlık olur.
Ama bunu iyi yanda da kullanabiliriz tabii ki.
Sürekli yapacağım, başaracağım.
Ya da şunu bile diyebiliriz.
Ben elimden geleni yaptım.
Kendime de güveniyorum. Gerisini Allah'a bırakıyorum.
Hani bu şekilde bir olumlu terk eder de bulunabiliriz bence.
Çünkü bunlar da hem psikolojik olarak da çok iyi geliyor bu arada.
Bak mutlaka deneyin bunu.
İşte mesela işinin içinden çıkamayacağını düşünüyorsunuz ama işte ben bunu yapacağım.
Ben bunu başaracağım. Bunu böyle sessiz bir şekilde dile getirdiğinizde bile ister istemez böyle bir...
Doğruluyorsunuz yani bu biraz da psikolojik bir kısmı tabii ki ama biz ne dedik?
Bilinçaltımızı doğru bir şekilde kullanmak istiyoruz.
Bu karamsar, bu olumsuz düşünceleri bir şekilde atmak istiyoruz.
Ama dediğim gibi gerçekten tabii ki bütün hayatımıza bunu işlemek çok kolay bir şey değil.
Çünkü alışmışız yani sürekli.
Bela okumak mesela ben yani bir insanla sohbet ederken en haz etmediğim şeylerden biri çok...
İçi rahat bir şekilde bela okuması.
Yani işte Allah senin belanı versin.
Ya da ne bileyim inşallah şu ölür mü ölür.
Yani bu tarz şeyler beni o kadar geriyor ki bildiğiniz yani böyle kalbimin üstüne bir şey oturuyor sanarsınız.
Neden böyle oluyor bilmiyorum. Ama çok geriliyorum.
Benim olduğum bir ortamda biri bela okuduğunda.
Genelde uyarıyorum zaten.
Ama bazen yakın olmadığım bir insan ise çok şey yapamıyorum.
Üstüne gidemem sonuçta ama konuşmayın öyle.
Öyle şeyler demeyin. Çünkü doğru bir şekilde kullanmak istiyoruz bilinçaltımızı.
Ama tabii ki mesela bir işe girdiniz.
İşte bir işi başarmak istiyorsunuz tamam mı?
Onun için önce inanmanız gerekiyor zaten.
Bu işte inanmak başarmanın yarısıdır olayı.
İşte şey değil, koopa değil yani.
Bu tabii ki ilk aşama.
Ama sonra tabii ki çabalamamız gerekiyor.
Yani elimizden geleni yapmamız gerekiyor.
Öyle işte şey değil bu olayda.
Yatağa uzanın. Kitabı, defteri bırakın.
Hiç çalışmayın. Sınavdan önceki gün sadece işte ben yarın 100 alacağım.
Ben yarın 100 alacağım derseniz tabii ki alamazsınız yani.
Bahsettiğim şey inanmanız, sonra elinizden geleni yapmanız, kendinize güvenmeniz ve sürekli olumlu telkinlerde bulunmanız.
Yani bilinçaltınıza bu olumlu telkinleri vermeniz.
Bunları hallettikten sonra zaten işte bir şekilde hayata bırakıyorsunuz artık.
Sonucu görmeye bekliyoruz bir şekilde.
Kitapta da zaten diyor ki mesela...
Düşüncelerimizi değiştirirsek kaderimizi de değiştirebiliriz.
Yani buna ne kadar inanıyorsunuzdur, ne kadar bu enerjilere vesaire inanıyorsunuzdur bilmiyorum ama biraz bile ilginizi çektiyse bir bakın bu konuları bence.
Bu bahçe örnekleri işte vücut örnekleri falan tamam hatırladığım kadarıyla okey ama yazar da kitapta bir şeylere benzetiyordu bu bilinçaltını.
Mesela gemi kaptanını ki bu örnek de bence çok fazla şey açıklıyor aslında.
Çünkü diyor ki bilincimiz bir geminin kaptanı gibidir.
Yani bu kaptan gemiyi nereye götürüyor?
götürmek isterse oraya yönlendirir.
Tek yapması gereken ne?
Komut vermek. Komutu alan, onu sorgusuz halsiz komutları yerine getiren motor dairesindeki çalışanlar.
Onlar sadece komuta odaklanıyor.
Yani kaptan ne derse onu yukuluyorlar.
Sormuyorlar hani neden diye.
İşte burası bizim bilinçaltımız.
Bilinçaltımız sorgulamıyor.
Neden demiyor. Yani orada bize münakaşaya girmiyor.
Onun bir mantığı yok.
Espriden de anlamıyor.
Yani haberiniz olsun.
Biz ne istersek bize onu veriyor.
Yani biz nereye yönlendirirsek oraya gidiyor bizim bilinçaltımız.
Şimdi bizim bu kadar şey anlattık, konuştuk.
Ne yapmamız gerekiyor? Aslında çok basit.
Yani bu yapamam sözcüğünü hayatımızdan da, bilincimizden de, her şeyimi kelime dağarcımızdan direkt atıyoruz.
Diyoruz ki yapabiliriz, başarabiliriz.
Biz her şeye değeriz, biz kıymetliyiz.
Böyle şeyler söylüyoruz.
Bu biraz polyanlacılık gibi gelebilir kimisine.
Ama değil. Yani gerçekten psikolojik olarak bazı durumlarda beni çok ayakta tuttuğu...
Yerler olmuştu. Tabii ki biraz ağlamaya falan başlamışım.
Bunlardan Türkiye'nin yok. Ama şimdi bunlardan bahsettik.
Bir diğeri de bu konuya çünkü girmesem olmaz asla.
İşte dedik ki telkinler vereceğiz.
Sürekli olumlu konuşacağız vs.
Ama bir de bir diğer önemli şey de hetero telkinler.
Yani başkası tarafından gelen telkinler.
Bir tek kendi dediklerimiz değil.
Onun için bu etrafınızda sizi olumsuz yönde etkileyen, olumsuz düşünmenize yol açan ki ben şu an gerçekten hani baktığımda son işte belki 5-10 senelik Zaman dilimine baktığımda ki 23 yaşındayım sadece.
Baktığımızda şu an en dar arkadaş grubuna ait olduğum evredeyim hayatım boyunca yani.
Çünkü özellikle bu son iki senede o kadar fazla insan çıkarttığım işte sürekli bir eksilme eksilme dönemindeydim.
Bu bazen beni çok zorladı. Hala bazen çok zorluyor.
Ama böyle bir durumda bazen şey diyorum.
Kimisinin için hep şey diyordum.
Bu beni çok olumsuz etkiliyor.
Yani ben o insanla aynı ortamda bulunduğumda bile oradan ayrılırken böyle resmen bir nefret duyuyorum hayata karşı.
Sürekli bir olumsuz konuşuyorum işte.
Aynen ya yapamayız.
Biz neden yapabiliriz ki bunu?
Ben bunu neden başarayım? Ben kimim ki?
Gibi bir psikolojiye bürünüyordum.
Mesela bazı insanların hayatımdan çıktığı için o yüzden mutlu olabiliyorum.
Siz de böyle olun. Yani eğer ki sizin de hayatınızda bu şekilde olumsuz düşünmenize sebep olan kişiler varsa demek istediğim şey şu.
Bir yolda gidiyoruz bu hayatta işte belki kimileriyle seneler boyu aynı yolda yürümeye devam edeceğiz yan yana.
Kimisiyle tabii ki yollarımız ayrılacak ama siz bu yürüme esnasında size iyi gelmeyen insanlar olduğunu düşünüyorsanız yani bırakın gitsinler.
O yol ayrımında insanları işte ya bence benimle gel deyip onları ikna etmeye çalışmayın.
Bırakın gitsinler. Boşverin.
Bu yalnızlık olaylarına falan girmek gerekirse imkanı yok çıkamayız ki bir buçuk saat falan olmasın bu bölüm.
Ama bunu bir başka bölümde en azından kendi hissettiklerimi eğer ki ağlamadan anlatabilirsem bu psikolojik durumu yalnız olmayı sevmekle yani kendinle vakit geçirmeyi sevmekle kendinle vakit geçirmek
zorunda bırakılmak arasındaki o ince çizgide neler hissedebileceğimiz hakkında falan konuşabiliriz.
Bu şekilde. Neyse çok fazla konuştum yine.
Umarım ki keyif almışsınızdır.
Ben çok keyif aldım.
Gerçekten o kadar keyif alarak yapıyorum ki bu işi size anlatamam.
O yüzden umarım ki siz de çok eğleniyorsunuzdur.
Güzel vakit getiriyorsunuzdur.
Bu podcast olayına yani sürekli her DM geldiğinde işte bölümü dinledim çok güzel diye bu şekilde mesajlar her geldiğinde diyorum ki iyi ki başlamışım.
Çünkü çok uzun zamandır yapmak istediğim bir şeydi.
O yüzden bu bölümü izledikten izledikten mi?
Dinledikten sonra Bölümü dinledim.
Ben de buradayım demek isterseniz Instagram adresimi aşağıya bırakıyor olacağım.
Kendinize çok çok çok iyi bakın.
Görüşmek üzere. Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
